Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3377 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HANGİ BATI?

Vallahi de billâhi de Attilâ İlhan’a perestiÅŸ ettiÄŸim veya aşırmacılık niyetim yok. Rahmetli bu baÅŸlığın patentini almamışsa, sorun da yok demektir. Bu aralar dünyada oynanan hayâsızca (aslında bu kelimeyi ^ işâretsiz de yazsam yalan olmaz), fütursuzca oynanan ve ancak ahmakların yutacağı basitlikteki oyuna baktıkça içim sıkılıyor. Önce Batı deyince neyi kastettiÄŸimi târif edeyim (bilim adamı somut olarak neyi tartışacağını söylemelidir): Bütün Hristiyan Âlemi ve Yahudilik. Aslında bizleri OrtadoÄŸu, Hindistan’ı DoÄŸu, Japonya’yı Çin’i vs. UzakdoÄŸu diye isimlendiren de Avrupa-merkezci, yâni kendilerini “öteki” dünyanın üzerinde ve merkez olarak telâkki eden ırkçı Üstün Hristiyan Beyaz Adamlar’dır (ÜHBA). YahudiliÄŸin iÅŸin içine katılmasını (daha doÄŸrusu içinde hep olduÄŸunu) ileride anlatacağım. Önce Kendimize Bakalım

Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk ve arkadaÅŸları bütün Batı’yla harp edip yok olmakta olan Osmanlı’dan (imparatorluk lâfını kullanmıyorum çünkü Osmanlı asla emperyalist olmamıştı ki ona Imperial – İmparatorluk diyelim) lâik, demokratik ve muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı amaçlayan bir millî devlet kuruyorlar. Atatürk hem askerî hem de politik bir strateji dehâsı. SavaÅŸların çoÄŸunu stratejik müdahaleler sâyesinde ve MehmetçiÄŸin îmanıyla kazanıyor. O zamanlar uydular filân yok! Aynı basireti memleketi yönetiÅŸinde de görüyoruz: Meselâ ilk Türk Komünist Partisi’ni bizzat kurduruyor ki kontrol altına alınsınlar; başımıza belâ olmasınlar diye BolÅŸevikler’e iltifat ediyor, sonra da İzmir İktisat Kongresi’nde kapitalizmi övüyor. Adamın tek amacı var: Son bağımsız Türk ülkesini her ne pahasına olursa olsun başı dik, ÅŸahsiyetli bir ÅŸekilde ayakta tutmak. AÄŸzından asla “BatılılaÅŸma”? diye bir lâf çıkmıyor. Deli mi ki senelerce harp ettiÄŸi adamlara perestiÅŸ etsin. Bilâkis, onların da üzerine çıkmayı hedefliyor.

Çatlak sesler daha o hayatta iken duyuluyor ama bunları kolayca hâllediyor. Vefatından sonraki Millî Şef döneminde ise paralardan onun resmini çıkarıp kendininkini koyan, milletleşerek Batılı’nın değerlerinden hayırlı olanlarını almak düsturunu tersyüz edip, Batılılaşarak millet olma paradigmasına kayan bir İsmet İnönü görüyorsunuz. İhânet orada başlıyor. O İsmet Paşa ki, adının verildiği iki büyük muharebeyi gerçekten kendisinin kazandığı son derecede tartışmalıdır!

Daha sonra bütün dinî mihrakların fitillerini tutuÅŸturma ve Batı’nın emriyle memleketi peÅŸkeÅŸ çekme dönemi baÅŸlıyor. “Her mahâllede bir milyoner yaratacağım”? diye muktedir olan “efendi”? döneminde iÅŸi o kadar mübalâğaya götürüyorlar ki, geleneklerini koruyan ordu müdahale ediyor ve en büyük hatayı yaparak 3 kiÅŸiyi asıyor (ordu bu hatayı hep yapıyor çünkü savaÅŸmak için eÄŸitilmiÅŸler, memleket idâresini bilmiyorlar). Nitekim bunların hepsi de ileride iâde-i îtibar kazanıyorlar. Ordu sövüldüğüyle kalıyor!

Sonra memleket hep milliyetçi-muhafazakâr, Türk-İslâm sentezcisi diye kendilerini tasvir eden muktedirlerin eline düşüyor. Halkın en temel zamklarını kullanıyorlar: Millî kimlik ve dinî kimlik. Kendilerini sağcı olarak tasvir ediyorlar. Hepsi de Amerika’dan ve Batı’dan destekli. Nedense hepsi de Atatürk’e ve yaptıklarına düşman oluyorlar! Bu adam memleketi mezâlimden ve esâretten kurtarmış, neden bu düşmanlık? Ne Siyonistliği, ne dönmeliği, ne oğlancılığı, ne frengili olduğu, ne de annesinin faziletsizliği kalıyor.

Bir yandan da Said-i Kürdî (sonraki takiyye ismiyle Said-i Nursî) hareketi çığ gibi büyütülüyor. Memleketi 70 senede köktenci dinî çevreler, tarikatlar ve cemaatler yönetir hâle geliyor. Batı’nın bunları sürekli teÅŸvik ettiÄŸini görüyoruz. Marksizm modası baÅŸladığında iÅŸin arkasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliÄŸi (SSCB) kadar bütün Batı da var. Buna tepki olarak ortaya çıkan köy-kasaba menÅŸeli milliyetçilik hareketini de bir BaÅŸbuÄŸ yaratarak mahvediyorlar. Kıbrıs’ta Türkler’i kesmeye baÅŸlıyorlar, korkudan sesi titreyen “solcu”? baÅŸbakanımız romantik şâir, büyük hatip, lise mezunu büyük entellektüel, karısının çalıştığı ÅŸirket vâsıtasıyla ABD’yle dirsek temâsı saÄŸlayıp Bülent Ecevit sonunda müdahale emri veriyor. Kendi gemimizi vurmak üzereyken ABD DışiÅŸleri Bakanı Henry Kissinger’dan onay isteniyor, o da uykulu bir sesle “vurun anasını satayım”? diyor! Hani adam “yapmayın”? dese, belki de o boÅŸuna ÅŸehit olanlar bu gün aramızdaydı…

Sınırlarını kapadığı takdirde kendi kendine yeterli olabilecek pek az ülkeden biriyken, 80 senede kısır ithâl tohumla çiftçisi sürünen, kuÅŸ gribi palavrasıyla kümesçiliÄŸi de berhava edilmiÅŸ, nüfusunun üçte ikisi sefâlet + açlık sınırının altına düşmüş, tayyarelerini uçurabilmek için İsrail’in imâl ettiÄŸi sistemdeki ÅŸifrelere muhtaç olan, 60.000 Coni’yi memlekete kabûl etmeyince de bu ÅŸifrelerin verilmemesiyle cezalandırılan, askerinin kafasına çuval geçirilerek aÅŸağılanan, sonra da câhil halkı “Polat Irak’ta” zırvalıklarıyla afyonlanan zavallı bir Türkiye!

Peki, bu arada ulusal sol ne yapıyor? Dünyâyı bölerek yönetip, Votka-Kola ile ceplerinin dolmasını saÄŸlayan Derin Dünya Devleti’nin (DDD) oyununa geliyorlar. Senelerce %99’unun anlayamadığı, anlayamayacağı Marksizm ile beyinleri yıkanıyor. 60 mı, 80 mi ne küsur fraksiyona bölünüyorlar. Hepsi diÄŸerini faÅŸistlikle suçluyor. Bir yandan da saÄŸcılar faÅŸist! Bir tek dincilerle araları asla çok bozulmuyor; zâten oyun da bunun üzerine kurulmuÅŸ. “Yankee, go home”? diye ilk eylemlerine baÅŸladıklarında küçük bir pankart gözlerden kaçıyor: Kürdara Azadi veya benzeri bir lâf, yâni “Kürtler’e özgürlük”! Eh, Leninizm’in umdelerine de uygun ya, pek çok Türk komünisti onları destekliyorlar. Ciddi bir kısmı da SSCB’de cinsel özgürlüğün olduÄŸunu, âilenin, özel mülkiyetin filân kalktığını zannedecek kadar saf. Bu arada Mao diye bir adama Çin’de devrim yaptırılıyor; haydi bre, bizim arslan devrimcilerimiz bir kısmı da Maocu oluyorlar. Yürümekle sokaklar aşınmaz diyen çoban eskisi sâyesinde olaylar tırmanıyor, memlekette oluk gibi kan akıyor ve kardeÅŸ kardeÅŸi öldürüyor.

Asker gene darbe yapacak ama sonradan Picasso’dan daha büyük ressam olan orta zekâlı ama sicili temiz Kâinat Paşa itiraf ediyor ki bir sene bekliyorlar yeterli kamuoyu oluşması için! Sonunda 12 Eylül Müdahalesi geliyor. Gerçekten de birkaç ay zarfında memlekette barış sağlanıyor; ama memleket idâre etmek askerin mayasında yok dedik ya, beceremiyorlar ve müthiş bir fiyasko ile ellerinde patlıyor.

Ve senelerce Sabancı Holding’de danışmanlık yapan Malatyalı bir Kürt yükseltiliyor, ilk seçimde de kendisine rakip olarak çıkarılan ahmakların kendi kendilerini bitiren beyanlarına kıs kıs gülüp, gene milliyetçi-mukaddesatçıyım diye, dört eÄŸilimi birleÅŸtirdim gümbür gümbür TBMM’ye giriyor: Turgut Özal! Orta direk diye diye dalgasını geçerek Türk kültürünü taşıyan kentsoylu, Atatürk ilke ve inkılâplarına baÄŸlı yetiÅŸmiÅŸ, ahlâklı ve dürüst kiÅŸilerden müteÅŸekkil Cumhuriyet neslini, orta sınıfı fakirleÅŸtiriyor. Ortalığı iki hâttâ bir nesil öncesi karanlık olan ama muazzam servet sâhibi kırro zenginler kaplıyor; Papatyalar filân türüyor. Ne tesâdüftür ki Öcalan isimli Kürtçe bile bilmeyen bir psikopatın önderliÄŸinde kurulan PKK namlı bir Kürtçü örgüt ilk olarak bu dönemlerde eylemlerine baÅŸlıyor! Bu gün itibâriyle 30.000 kiÅŸi can veriyor; GüneydoÄŸumuz’daki belli bir bölgede devlet fiilen yok. Her gün yeni ÅŸehitler veriliyor. Birinci Körfez Hârbi’ne bizi sokarken “bir koyup beÅŸ alacağız”? diyen Özal, bu savaÅŸta Irak’la beraber ekonomik kayıp yaÅŸayan tek ülke olmamızı saÄŸlıyor. Bu arada da bir vecize yumurtluyor: “Kürtler’le federasyon düşünebiliriz“. Halk galeyana geliyor ve seçimde kaybedince Çankaya’ya çıkıyor bu zat. Arkasından gelenler de saÄŸcılık adına memleketin iliÄŸini ABD’ye emdiriyorlar; hâttâ bunlardan sarışın alımlı bir hanımefendi olanı ABD vatandaşı çıkıyor. Ne gam! Kimse bir ÅŸey yapamıyor; hâttâ aldığı komisyonlarla Karun gibi zenginleÅŸen kocası Uçuran aÄŸabeyimiz mutluluÄŸun sırlarını anlatan uçuk bir kitap yazıyor, Hürriyet Gazetesi kuponla dağıtıyor, kapış kapış gidiyor…

Bu yakınlarda nihayet mahkemeleri bitirilen, memleketi suç örgütü kurarak yönettikleri alenen açıklanan ama zaman aşımından dolayı davaları düşen isimler gene memleketi kurtarmaya soyunuyorlar! Nereden? Sağdan!

Bu arada bir şamata ve bağırtıyla ABD’den Mesih gibi gelen millî kurtarıcımız, ulvî ekonomist Kemal Derviş de misyonunu gerçekleştirip bizi Batı’nın kucağına iyice oturttuktan sonra Dünya Bankası’na gitti. Bakarsınız cumhurbaşkanımız da olur yakınlarda.

Ha, trilyonları kepçeleyen Türklük düşmanı büyük din âlimi sahtekâr ise şahsa özel kanunla hapis cezasını evde çekiyor!

Arada da ABD’yi kamikaze uçakları vuruyor. Alenen hile ile seçilmiÅŸ orta zekâlı eski(?) alkolik aÄŸzından kaçırıyor: “Haçlı Seferi”. Daha ilk günden tezgâhı görüp de etrafıma söylediÄŸimde herkes benimle dalga geçiyor, Öcalan MOSSAD sâyesinde paketle teslim edildiÄŸinde “bu bir oyun, yeni bir Arafat yaratıyorlar, görün ancak besleyip büyüteceÄŸiz” diye Show TV’de haykırdığımda da aynı muameleye, hâttâ ayıplamaya mâruz kalıyorum.

Peki, Bu Günlerde ne Yapıyoruz?

Yıl 2006, aylardan AÄŸustos. Bâzı münevverlerimiz BatılılaÅŸmak’tan, Batı’ya bi’at etmekten dem vurmaktalar. Bir entelimiz gözlerini devire devire “hukukun üstünlüğü önemli tabii ama bâzen de üstünün hukukundan bahsetmek gerekiyor”? diyor, karşısındaki her bir ÅŸeyi bilen ve her konuda son sözü söyleyecek kadar ilâhî malûmat sâhibi olup, kıyafetiyle de gözlüğüyle de zâten bunu hissettiren tanrıyla çirkin bir Karagöz Hacivat tulûatı oynuyorlar.

Bütün büyük medya alenen ve ar damarı patlamış vaziyette halkımızı afyonlamaya yönelmiÅŸ. Zâten bu medyanın tamamı iÅŸlerini ve maddî menfaatlerini Batı’yla tevhit ettirmiÅŸ patronların elinde; en son olarak da TGRT televizyonunu dünya medya patronu satın aldı; gazeteyi de düşünüyormuÅŸ! Bütün ciddi ve kültürel muhtevalı programlar durduruldu; Bir Yudum İnsan bile güme gitti. Ne kadar seviyesiz ve cinsel yönelimi kendine özgü zevat varsa, hepsi “sunucu”? yapılmış. “Kaya acaba bu gün de kimi hâlletti” ile kalkıp, “aÅŸiret kızı Hülya bu gün gene kime ne demiÅŸ” ile yatıyoruz. Kendini “İmparator“(?) diye niteleyen vatandaÅŸ “daha seviyesizce nasıl program yapılır” yarışmasının tartışmasız gâlibi olan bir bayağılıklar manzumesi döktürüyor; aynı vatandaşın Irak’ta PeÅŸmergeler’e nasıl türkü yaktığını internetten ibretle seyrediyoruz. Daha da bayağı ne olabilir sualine ânında bir baÅŸka yarım kan Kürt soytarıdan cevap geliyor; canlı yayında üç kuruÅŸ para için oraya gelmiÅŸ ekipten birinin tenasül uzvunu milyonlara teÅŸhir ediyor, sonra da “iÅŸ kazası oldu” diyor! Bunun askerimizin kafasına çuval geçirilmesinden pek fazla farkı yok; nasıl mı? İkisinde de Türk halkını istiskal, aÅŸağılama var, en azından ÅŸuûrdışı olarak var. Ben bu iÅŸ kazasına filân inanmıyorum.

%30 küsur oyla TBMM’nin %70 küsurunu eline geçirmiÅŸ Arap Kürt kombinasyonu bir hükûmet, başında da Türkiyelilik filân deyip ona buna fırça çeken, “vatandaşına ananı al git ulan” diyebilen bir BaÅŸbakan! İçiÅŸleri Bakanı safkan Kürt ve ne kadar Ülkücü mafya varsa temizlenmiÅŸ, bütün “beyaz iÅŸini” ve piyasayı kontrolü altına alan PKK’ya ve Kürtçü mafyaya ise çok fena hâlde kızıyorlar(!). Temizlikçilikten “pop starlığa” terfi etmiÅŸ bir kızımız aÅŸka gelip saatlerce Kürtçe ÅŸarkı söyleyince dayanamayıp arayan ve “millet galeyana gelecek, Türkçe de söyle” diyen yetkiliye kızıyor. Bir baÅŸka Kürt ÅŸovmen ve oyuncumuz en büyük Kürt isyankârı bir ÅŸeyhin torunuyla evlenmeden önce öylesine “barışçı söylemli” bir demeç veriyor ki, bütün entel dantellerimiz “bravoooo” diye çırpınıyorlar; hâlbuki adam bölücü militanlarla Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni aynı kefeye koyuyor. 15–20 sene zarfında Kürtler’in Türkler’den daha fazla nüfusa sâhip olacağını Tempo dergisi alenen yazıyor. 60 senedir sâdece Türk’lerin yaÅŸadığı bölgelerde nüfus kontrolü yapılıp, Kürt bölgelerinde yapılmamasının meyveleri toplanıyor.

Şimdi Dünyâya Bakalım

Mevcut Tevrat’a göre Yahudiler için “Vaât edilmiÅŸ Topraklar”? sınırı şöyle târif ediliyor:

Tekvin Bab: 16 Âyet: 18, S. 13: 18- O günde Rab Abram’la ahdedip dedi. Mısır ırmağından büyük ırmaÄŸa, Fırat ırmağına kadar, bu diyârı senin zürriyetine verdim (sınırları çizilen bu kara parçası Tevrat’ta, “Kenan Ülkesi” olarak adlandırılıyor).

Tesniye Bab: 12 Âyet : 23–25 S. 189: 23. O zaman Rab bütün milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. 24. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak; sınırınız çölden ve Lübnan’dan, ırmaktan, Fırat ırmağından Garp denizine kadar olacaktır.

Yâni Kenan ülkesi başta Filistin olmak üzere, Lübnan’ı, Ürdün’ü, Suriye, Mısır ve Anadolu’yu ihtiva ediyor; yâni buraları aşırı milliyetçi (dolayısıyla da dinci) Yahudiler istiyorlar. Bunu da önce Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) diye bize yutturarak su havzaları yarattılar hem de trilyonlarımızı batırdık; bir o kadarı da Kürtçü hareketle mücadelede gitti. Şimdi de Büyük Ortadoğu Projesi diye dünyâya dayatıyorlar.

Yahudilik’le Hristiyanlığı bir tutan Evanjelizm’in zuhuruyla ABD’nin kurulması yakın tarihlere rastlar. Zâten hep Beyaz Anglosakson Protestanlarca (WASP) yönetilen ABD’de bu kuralı bozan Kennedy âilesi tamamen çökertildi. Siyonistler’e ve Evanjelistler’e kafa tutmaya kalkan Clinton ise Lewinsky isimli bir kızla yaptığı oral ofis muhabbetiyle bitirildi.

ABD’deki bilim, san’at, mücevherat, USD basımı (Federal Bank Reserve), medya, silâh endüstrisi gibi en temel ve önemli kurumlar tamamen Yahudiler’in kontrolündedir. Henoteist ve sâdece kız veren ama almayan (mitokondriyal DNA anneden geçer ve kültürü anne nakleder), alanı da ânında dışlayan tek dinî millet olan Yahudiler, WASP ile beraber Armagedon Savaşı’nı başlattılar. Apokaliptik sahnelerle saldırılıyor. Lübnan filân hikâye; sırada İran ve en önemlisi, Türkiye var. En baştan Afganistan’ı da vurarak (demokrasi götürerek) önleyemedikleri Çin ve Hint yükselişine karşı bariyer oluşturdular. Bizi de bölüp, kalan kısmı Light Islam şeklinde tampon olarak kullanacaklar.

Irkçılıktan nefret eden bir hars (kültür) milliyetçisi olduğumu, bütün insanların tek bir sevgi mâbedinde toplanması ülküsünü yüreğimde taşıdığımı bilen bir Yahudi dostumdan öğrendiğim kadarıyla onların 6000 senelik takvimlerinin son yıllarındayız.

Kivunim dergisinde 1982 yılında yayınlanan raporda yazılanlar, İsrail’in yayılmacı hedeflerini ve bunun için kullanılması düşünülen yöntemi ortaya koyuyordu. Kullanılması düşünülen, daha doÄŸrusu kullanılan yöntem, bölge ülkelerindeki etnik ve dinî çatışmaları körüklemekti. Böylece bu ülkelerin bölünüp parçalanması ve İsrail iÅŸgaline hazırlanması öngörülüyordu. Yinon, Irak’ın geleceÄŸi hakkında ise ÅŸu kehanette bulunmuÅŸtur: “Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürt Devleti, ortada bir Sünnî ve güneyde Åžiî devleti.”?

”Oily lands”= Petrol Toprakları

”Holy lands”= Mukaddes Topraklar

”Watery lands”= Sulu Topraklar

oynanıyor!

Sonuç

Fakirin fikri de zikri de odur ki, bu Batı’dan bize hayır gelmez, gelemez. Avrupalı ve Batılı olup da OrtaçaÄŸ’da da, YakınçaÄŸ’da da, Yeniçağ’da da Türkler’i seven tek bir Allah’ın kulunu bulamazsınız. Çünkü Hristiyan Âlemi “ötekilere” hep en hafifinden “2. sınıf” diye, hâttâ “insan türünden deÄŸildir” diye bakmıştır (bilim tarihi bunun ibretengiz örnekleriyle doludur). Hâttâ, “bütün dünyanın işçileri, birleÅŸin” diyen Marx bile Türkler’den nefret eder. DiÄŸer “ötekileri” sâdece aÅŸağılarlar ama Türkler’den çok çektikleri ve korktukları için özellikle nefret ederler.

Sebebi çok basittir: Müslümanlığı da benimseyip 600 sene tepelerinde at koÅŸturup 3 kere Viyana’ya gitmiÅŸizdir. Bizim tarihimizde onların anladığı anlamda sınıflar da, ırkçılık da yoktur. Hâlbuki ÜHBA kendini ötekilerden üstün bir ırk olarak görür. Haçlı Seferleri’nde harp ettikleri de bizlerdik. Kollektif ÅŸuûrdışlarnda, hâttâ ÅŸuûrlarında bu o kadar bellidir ki, yurtdışına giden herkes bunu görür, bilir. Meselâ Çek Cumhuriyeti’nde Türk nefretini anlatan iskeletlerden yapılmış bir kilise bile vardır. Tabii ki bireysel temelde nefretten söz etmiyorum. Ama iÅŸ büyük projelere, devletlerarası münasebetlere, filânca ihâlenin kime verileceÄŸine irca olunca gerçek yüzleri ortaya çıkar. Zâten AB’nin bize yaptırımlarına bir bakmak yeter. Ha, bu arada, AB bize 2020’ler için tarih veriyor ya, pek gülüyorum. Zâten ABD + İsrail’e karşı bir güç olmak iddiasıyla kurulan AB bir “dead born child” yâni ölü doÄŸmuÅŸ çocuktur. Avro’nun da 5–10 seneden fazla yaÅŸayacağını sanmıyorum. Kiyoto Protokolü’nü ısrarla imzalamayan ABD atmosferi en çok kirleten ve küresel ısınmayı en çok arttıran ülke (bir ara büyükbaÅŸ hayvanların yellenmesiyle ortaya çıkan metanın buna yol açtığını iddia etmiÅŸlerdi :) . Geri dönüşü olmayan noktayı geçmek üzereyiz, buzullar eriyor ve dünyâ ısınıyor. Denizler 2020’ye kadar 3–5 metre yükselecek ve zâten girilecek Avrupa kalmayacak!

Peki, Batı’nın bu kültür ikliminde yetişip de farklı düşünen biri olmuş mu? Evet! W. Amadeus Mozart! Bunun psikodinamikleriyle ilgili bir monografi hazırlamaktayım, bitince sizlerle paylaşırım inşallah.

DoÄŸruluÄŸu çok tartışmalı bir kutsal kitaptaki âyetlere istinâden baÅŸlatılan bu anti-İslâm savaşının sonucunu kestiremiyorum ama Murphy’in kurallarını unutmamak lâzım. Bir de baÅŸka bir Amerikalı iÅŸ adamı olan Parkinson’un ünlü kuralını: “Murphy was a very optimistic man” (Murphy çok iyimser bir adamdı).

Her zaman güçlü olan kazanmaz;

   hâttâ bu iş nükleer hârbe kadar azarsa, kimse kazanmaz!

      Dilerim öyle olmasın…

Mehmet Kerem Doksat – NiÅŸantaşı – AÄŸustos 2006

Yorum Yapın

Mesajınız