İNTERNET: BELÂ MI, DEVÂ MI?
Ergenler ve gençler arasında süratle yayılan bir salgın var: İnternet tutkusu, hâttâ bağımlılığı. Hemen her hafta birkaç genç insanı bu dertten kurtarmak için tedaviye alır olduk. Aslında her yaşta rastlanan bu yeni hastalık en vahim ve “ölümcül” olarak hedef olarak gençleri vuruyor.
İnternet ilk kurulduğunda, pek çok sosyolog ve psikolog bu yeni “oyuncağın” kimselerin işine yaramayacağını ve tutmayıp söneceğini iddia etmişlerdi. Ne kadar ironik değil mi? Bugün ise vazgeçilmez, onsuz yaşanamaz bir hayatî ihtiyaç hâlinde. Dünyanın herhangi bir yerinden, tam öteki tarafa saniyelik gecikmeyle elektronik mektup yollayabiliyor, henüz pek inkişaf etmese de yakında mükemmelleşeceği kesin olan web kamerası, internetten telefon ve görüntülü mesajlaşma sistemleriyle istediğiniz kişiyle temas kurabiliyorsunuz.

Yakınlarda katıldığımız bir kongrede, Toronto’daki otelimizdeki hızlı internet bağlantısından “MSN Messenger” ile kuzenim ve karısıyla görüntülü sesli konuştuğumuzda bu hâdisenin ihtişamını bir kere daha fark ettik. Arama motorlarıyla hemen her bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Hele (tabii ki hoş değil ama yapan çok) şifre kırmayı bilenlerin burun sokamayacakları hiçbir yer yok gibi. Rezervasyonlarınızı, biletlerinizi ayarlayabiliyorsunuz. Siparişlerinizi verebiliyorsunuz. Uluslar arası katılımlı zekâ ve strateji oyunları oynayabiliyor, dahası, evinizden hiç çıkmadan borsa veya e-ticaret yoluyla köşeyi dönebiliyorsunuz…
Bunlar işin olumlu yanları. Bir de madalyonun öteki yüzü var: Vaktinin hemen hemen tamamını ekran karşısında geçiren, gerçek âlemden sanal âleme kayıp gerçeklik duygusunu yitirip otistikleşen, hâttâ şizofreniye kadar kayan epey genç var. Mahcubiyet, çekingenlik gibi sebeplerle toplum içerisine karışamayan veya üşenenler için bu sanal dünya bir hârika. Ama tam bir kısır döngü de başlıyor; gerçeklerden kaçtıkça içlerine kapanıyor, kapandıkça daha çok internetteki sanal arkadaşlara dalıyor, daldıkça da daha fazla yabancılaşıyor kişi…
Her şeyin bir tadı, bir orta noktası var sevgili dostlar. İşi tadında bırakmayı bilmek gerek. Hiçbir sanal arkadaş gerçek bir dostun, sanal oyun tiyatronun yerini tutamaz. Yoksa iş bir hastalık hâline dönüşebiliyor ve vahim sonuçlara ulaşılabiliyor.
Dozunda internet pek çok derde devâ: Bilgiye ve arkadaşlara hızlı ulaşma gibi…
Ama aşırısı da tam bir belâ: Akıl hastalığı gibi!
Sevgiyle kalın.
Prof. Dr. M. Kerem Doksat; Psikiyatr
Uz. Dr. Neslim Doksat; Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı


Bravooo
Tebrik ederim Kerem Bey, yazdıklarınıza yorum yapmaya dahi gerek yok. Keşke herkes bu konuda sizin gibi düşünse.
MKD: Teşekkürler Sayın Zİ.
Teknololoji artık hayatımızın her alanında yer alıyor ve insan hayatına kazandırdıkları gözardı edilemez. Ancak şunu bilmek gerekir ki biz teknolojiyi değil, o bizi yönetmeye başladıysa çok büyük tehlike içindeyiz ve işte bu noktada oturup düşünmemiz gerekir… Size katılıyorum..
İnternette bulunan bilgilerin yalnızca %00.1′i akredite edilen kaynaklar yolu ile bize ulaşan bilgilermiş. Bunun dışında kalan ise koca bir popüler kültür, pornografi sektörü, sosyal ağlar ve reklâmlardan ibaret..
Şahsî olarak şuan yaptığım bir araştırma için birbirinin aynı 100′lerce klon yüzeysel bilgiden başka bir şeye ulaşamadım. Derinliği olmayan doğru düzgün fikir dahi vermeyen spot bilgiler (araştırdığım konu Sultanahmet’te bulunan “Million Taşı”). Yine eski yöntemlerle Kütüphâne’ye gittim, İstanbul Ansiklopedisi’ni buldum (mâlesef yazarın ömrü yetmemiş bitirmeye ansiklopediyi), orada ancak istediğim bilgilere ulaştım. Kaldı ki, kaynakça bölümünde araştırmayı yapanların Türk olmadığını görüp bir kez daha içim acıdı. Aklımdan gâliba ülkemizdeki üniversitelerin işi yayınlardan derleme yapmaktan başka bir şey değil diye geçirdim. Saha araştırması çok zayıf. Emek ve zaman harcamıyoruz. Zâten araştırmayı finanse edecek kaynaklar başka işlere harcanıyor. Sanıyoruz ki büyüme hızımız 10 sene %5′in üzerinde olursa gelişmiş ülke olacağaız. Gelişmek toplam kalite gerektirir. Dünyaya otomotiv pazarlıyoruz diye övünürken, kentin merkezinde paha biçilemeyecek değerlere insanlar geçerken sigaralarını atıyor. Gelişiyoruz diyoruz ama sâdece hımbıllaşıyoruz, önden biraz göbek arkadan biraz popo sâdece o kadar…
Internet intihâle (başkasına âit metinleri kaynak belirtmeden kullanma) eğilimi olanları bağımlı hâle getirmekte, bunu yakın çevremde gözlemlediğim için söylüyorum. İşin kötüsü bu intihâl belirlense bile, akademik çevreler, dergiler ve yayınevleri sanki sanal ortamda daha önce yayınlanmış yazıları kopyalamak normâlmiş gibi davranıp, olayı örtbas etme eğilimindeler. Bunun toplumsal bir sorun hâline geldiğini düşünüyorum. Websitelerinden intihâli alışkanlık haline getirmiş, ayrıca sosyopatik eğilimleri olan bir kişi sizce tedavi edilmeli mi? İntihâl yapmazsa daha kötü işlere kalkışabilir diye düşünerek, bu yolla başkalarını aldatarak kendini rahatlatmasına göz yummak daha mı iyi olur?
MKD: İnternet bağımlılığı ve bahsettiğiniz problematikler hâlen üzerinde en çok tartışılan konular arasında. İntihâl, intihâldir ve suçtur.