Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1484 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BİLİMSEL OLANLA OLMAYAN FARKI

İdealist, teist, deist, panteist veya pananteist kozmogoniler, spiritist ve spiritüalist, mistik ve dinî pek çok inanç sistemi kendi içlerinde tutarlı referanslarla hareket ederler.

Dinler de, sosyal psikoloji bağlamında, birer ideolojidirler. Hepsinin kendine göre bir Ulu Yaratıcı, Tanrı fikri vardır ve melekler, cinler, diğer tabiatüstü-mânevî yaratıklarla dolu bir veri tabanı olan inanç ve referans sistemleri vardır ve kendi içlerinde tutarlıdırlar. Bâzı dürüst ve otokritiği güçlü kişilerin özeleştiriden kaçınmadıkları da görülmüştür.

Kendi inanç sistemine göre, bir kiÅŸideki “ruhsal” bir sorun ÅŸeytandan, içine giren bir cinden veya Poltergeist’ten kaynaklanıyor olabilir ve bundan kurtulmak için de bir hocaya, mânevî ÅŸifacıya, exorcist’e, medyuma veya cinciye gidebilir. Nitekim, en câhilinden en sofistikesine kadar pek çok kiÅŸinin bu yollara tevessül ettiklerini biliyoruz. İnsanın okurken sinirden patlasa mı, gülmekten çatlasa mı karar veremediÄŸi, hastaya musallat olmuÅŸ cini çıkarmak için cinin (!) nasıl dövüleceÄŸini anlatan kitaplar gırla gidiyor ve bunu yazan hurâfecilere, koca üniversite profesörü, televizyon sunucuları iltifat edebiliyorlar; böyle bir olayı katıldığım bir canlı televizyon programında yaÅŸamış ve yayınladığım bir makalede anlatmıştım!


Bu konudaki ısrarcı tutumumun sebebi, İslâm’ın esasında böyle sapkınlıkların hiç olmadığını, böyle kiÅŸilerin ya ÅŸarlatan ya da akıl hastası olduÄŸunu bilmemden kaynaklanıyor. Yoksa, ayakları yere basan ve akl-ı selîme alenen ters düşmeyen her türlü inanca saygım vardır. En önemli nokta-i nazâr, bunun bilimle ilgisinin olmadığı düsturudur.

Bilimsel olmak iddiasıyla bir şey yaparken ise, o tatbikatın dayanağının güvenilir ve geçerli olması gerekir.

Bütün bu epistemolojik tartışmalara ve Heraclitus’un “aynı derede iki kere yıkanamazsınız” ifâdesine raÄŸmen, agnostik tavırlı emprisizm ve pratiklik prensiplerinin müspet ilmin (pozitif bilimin) temel taşı olduÄŸunu düşünüyorum. Yâni ya doÄŸrudan müşahede (observation: gözlem) yoluyla ya da bir varsayım üzerine binâ edilmiÅŸ bir teorinin tecrübelerle (experiment: deney) ispatı yoluyla elde edilen bilginin defâten ve farklı gözlemcilerce de teyidi söz konusu olduÄŸu zaman, bu bilgi bilimseldir. Bu ÅŸekilde elde edilen bilgiye bilim ve felsefede objektif (nesnel) bilgi denir.

İlham, sezgi, içe doğma, rûyada görme, vahiy gibi vâsıtalarla elde edilen bilgiye ise sübjektif (öznel) bilgi denir.

Objektif bilgi dâimâ daha yeni ve geçerli, güvenilir bilgilerle çürütülüp deÄŸiÅŸebilmek özelliÄŸini taşır. Sübjektif bilgi ise dogmatik, nass’a dayanan ve deÄŸiÅŸmez vasıftadır; ancak üzerinde tefsirler yapılabilir ki, bunlar da yeni birer sübjektif bilgi oluÅŸtururlar. Objektif bilgi bir kanaât (opinion) konusudur, dâima deÄŸiÅŸmeye ve ilerlemeye adaydır, sübjektif bilgi ise bir îman konusudur ve -çoÄŸu zaman- tartışılması bile memnûdur.

Maâlesef, Amerikanca’ da “to believe” fiili o kadar rahat kullanılır oldu ki, ondan etkilenen Türk yazarlar da bilimsel konularda bile inançtan (belief) bahsetmeye baÅŸladılar, kanaât kayboldu.

Bu semantik bozulmanın tefekkür etmeyi de ne kadar bozduÄŸu ve, meselâ, “Allah’a îman etmekle”, “Freud’un psiÅŸe modelinin doÄŸru olduÄŸu kanaâtinde olmanın” farkı kalmadı. Bu son derecede önemli epistemolojik esprinin kaybı, bilim adamlarını îman gibi taptıkları bilimsel teorilerle mücehhez kılarak, sekter kamplara böldü. Bir baÅŸka semantik sorun, Türk psikiyatrisinde ruh kelimesinin yanlış kullanılmasından kaynaklanıyor. Araplar psikoloji karşılığı olarak “ilm-i rûh” demiyorlar, “ilm-i nefs” terimini kullanıyorlar.

Zihin” yerine “ruh” denince, metafizik-dinî mânâda ruhla karışıyor ve ne kadar sözüm ona medyum, ÅŸifâcı, “reenkarnasyon terapisti” geçinen ÅŸarlatan varsa, “biz de ruhla uÄŸraşıyoruz, siz de” deyip, kendilerini psikiyatrla meslekdaÅŸ, hâttâ üstün görme hakkını kendilerinde buluyorlar. Hâlbuki psikiyatrın uÄŸraÅŸtığı ÅŸey zihin, yâni psiÅŸedir ve bu anlamda rûhun organı da beyindir.

Bu yaklaşım bâzlarına çok redüksiyonist (indirgeyici) gelebilir. Nitekim, psikiyatri tarihinde de bu konu sürekli tartışılmıştır. Adolf Meyer’in psikobiyoloji kavramını ortaya koymasını, George Engel’in “biyopsikososyal modeli” ve “genel sistemler teorisini” insanın varoluÅŸuyla irtibatlandırması zenginleÅŸtirmiÅŸtir. Karl Jaspers, Karl Wernicke ve Sigmund Freud’un metodolojilerini fazla kutupsal oldukları için eleÅŸtirmiÅŸ ve psikiyatride “plüralist bir epistemolojinin” gerekliliÄŸini vurgulamıştır. Bu eklektik tavır da bâzılarınca eleÅŸtirilmiÅŸ, bâzılarınca desteklenmiÅŸ, hâttâ geliÅŸtirilmiÅŸtir.

Metafizik-dinî anlamdaki ruhun ve cin, melek gibi mânevî varlıkların ne olduklarını bilemeyeceğimiz, onları deney ve gözlem yoluyla ispat veya inkâr edemeyeceğimiz için, bunlar müspet ilmin kullanabileceği bilgiler, doneler değildir. Meselâ, ruhun ölümden sonra başka bir bedende yeniden dünyaya gelmesi demek olan reenkarnasyon mevzuu ne ruh, ne de öte âlem mefhumları objektif bilgi olmadıkları için, bilimsel bir tartışma konusu teşkil etmez; olsa olsa teolojik bir argümandır, yâni bir inanç konusudur.

Hipnozla kiÅŸileri geçmiÅŸ hayatlarına götürüp, o zamanlarda yaÅŸadıkları olayların bu günkü problemlerinin sebebi olduÄŸu düşüncesiyle, bunları hastaların hâfızalarından silerek tedavi etmek nev’înden uygulamalar da, bu perspektifle bakıldığında görüleceÄŸi gibi, bilim-dışı, hâttâ tehlikelidir. Aynı ÅŸekilde, pek çok insanın bâtıl bir îtikat hâlinde çekindiÄŸi “nazar deÄŸmesi” de, ne demek olduÄŸu belirsiz bir kavram olduÄŸu için, bilim-dışıdır. Popper’ın işâret ettiÄŸi gibi, müsbet ilim ve onun kullandığı malzeme olan objektif bilgi sâyesinde bilim de, teknoloji de, insanoÄŸlunun hayat standardı da müthiÅŸ bir sür’atle ilerliyor.

Müsbet ilmin istinat ettiği ve etmesi şart olan, aksi taktirde terakkinin, tekâmülün mümkün olmayacağı bilgi objektif bilgidir ve tıp da müspet ilmin sağlıkla ilgili dalıdır. Bu sebepledir ki, kişisel inancı, dinî veya ideolojik tercihi ne olursa olsun, tıp adamının, ezcümle psikiyatrın kullanacağı, rehber edineceği bilgi objektif bilgi olmak zorundadır.

Bir psikiyatr mesaisine dua ederek, niyet tutarak veya hiçbir ÅŸey yapmayarak baÅŸlayabilir; bu onun ÅŸahsî tercihidir. Ama, bilimsel uygulamaya hiç bir inancın katılmaması gerekir. Gene Popper’ın da vurguladığı gibi, bu temel ilkeye, çağımızın modern dinlerinin de (Marksizm ve Freudizm de dâhildir) istisna teÅŸkil etmediÄŸi kanaâtindeyim. En önemli bilimsel ahlâk prensibi budur!

Bizler moralist deÄŸil terapistiz.

   Onlara ideolojimizi, inancımızı veya tercihlerimizi, yönelimlerimizi hastalarımıza empoze etmeye asla hakkımız yoktur.

      Hastalarımızı yargılamak, vaftiz veya takdis etmek değil, tedavi etmekle mükellefiz.

Mehmet Kerem Doksat

1 Yorum

Hasan İlhanOcak 24th, 2011 10:32

Sayın Hocam,

Dün karınızla telefon görüşmesi yaptık.

Bir ay önce aldığım mesajın akabinde birine kitaplarınız için biriyle görüştüğünüzü yazmıştınız. Ben onları çoktan basmış ve tüm ülkeye dağıtmış olurdum. Kâğıt kalitesini siz seçin. Sayfa sınırlaması yok. Ben düşüncelerinizin bayraktarlığını yapmayı bir sosyal sorumluluk projesine hizmet olarak görüyorum. Düşünceleriniz bu ülkede en hızlı şekilde nasıl yayılmalı ve dağıtılmalıysa gereken yapılmalı. Ben yayınevi olarak hazırım.

Prof Dr. Hilmi Gürses’in damadıyım.

Kayınbiraderim Dr. Kemal Erkal ve Eşi sizin öğrencinizmiş

Saygılarımla

Hasan İlhan
Alter Yayıncılık.

MKD: Sizi arayacağım Muhterem Hasan Bey, sevgiyle…

Yorum Yapın

Mesajınız