Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1633 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

ÇANAKKALE

Bir zamanlar Çanakkale diye bir yerde müstevlîlere geçit vermemek için “Allah Allah” diyerek, kelime-i şahâdet getirerek şehâdete koşup cennete giden üç yüz bin vatan evlâdı vardı. Başlarında “ben size harbetmeyi değil, ölmeyi emrediyorum” diyen şehlâ gözlü komutanlarının sözlerini bir an tereddüt etmeksizin yerine getiren yiğitlerdi onlar. Çoğu da okumuş yazmış, âile reisi ve münevver, âkil adamlardı. O zamanlar uçak gemilerinden atılan “akıllı” Tomahawk füzeleri, “zeki” bombalar, “ermiş” silâhlar filân yoktu. Tüfekle, tabancayla, süngüyle, göğüs güğüse dövüşülürdü. Onlar da öyle yaptılar. Bu gün, hepsini temsilen dikilmiş mütevâzı ve bakımsız mezar taşının üzerinde “Vatan için savaştılar, Allah’ı özlediler, Akşama kavuştular” yazar.

Hepsi öldü. Fizik âlemde toprağa karıştılar ama ebediyette Allah katında yerlerini aldılar. Şu aralar onlar ağlıyor! Durup dururken yağan yağmurlar esasında onların ilâhî plândan yeryüzüne düşen hüzün damlacıkları.

Çünkü uğruna her şeylerini verdikleri vatanları allak bullak, insanlığın vicdanı paramparça, memleketleri dağıtılmaya çalışılıyor, ecdadlarının kayıtları, evrâkı yağmalanmakta. Bayrakları yakılıyor, Millî Marş okunmadan toplanan meslek odaları var. Özüne sövüp kendini aşağılamak, “gâvura” perestiş etmek moda olmuş. Millî değerleri ve milleti değil, ümmeti temsil edenler müstevlîlerle emellerini tevhîd etmişler, muktedir olmuşlar. Sözüm ona “manken” kızlar, kart zamparalar, ipini koparmış dejenereler medyanın baş konukları. Elin sosyopatının tenâsül uzvuyla oynayıp 70 milyonla dalga geçmesinin ardından, onu pataklamak için değil uğurlamak için 20 bin kişi toplanmaya hazırlanıyor.

Bu arada kahramanlık lâfının tasvir ve târif edemeyeceği Çanakkale şehitleri unutuluyor. Anzaklar gündemde, torunları ziyarete geldi diye göbek atıyoruz. Mehmetçik ise mahsun ama mahzun.

Ebedî, ilâhî makamında ağlıyor Çanakkale şehitleri.

Ve…

Gözyaşları rahmet olup yağıyor.

Ve…

Şemsiye açıyoruz ıslanmamak için…

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen Al Sancak” mısrâını her duyuşumda içim burkuluyor ve korkuyorum artık.

   Kendim için değil, evlâtlarımız için…

Mehmet Kerem DOKSAT

2 Yorum

murat yüceMart 19th, 2011 10:14

Hocam,

Çok güzel bir noktaya değindiniz. Maâlesef zamâne insanının derdi sâdece para, mal, makam ve mevki oldu. Yazık…

300 bin kişi neden gözünü kırpmadan kurşunun önüne kendini attı?
Bunu hiç unutmamalıyız.
Elinize sağlık.

RuhcanMart 19th, 2011 22:44

Kaleminize, aklınıza sağlık, ne kadar doğru bir tesbit: “Özüne sövüp kendini aşağılamak, “gâvura” perestij etmek moda olmuş”… Hep aşağılık kompleksi içinde olma hâli yaratmak nasıl bir başarı!

Büyük İskender’in bile Truva’da tümülüsleri ziyâret edip, “neden benim ülkemin böyle kahramanları yok? Gıpta ediyorum” vb. diyerek saygı gösterdiği, günlerce ayrılamadığı “Troya’lıların Öcünü Aldık” diyen. Evet, bu sözü söyleyen de “Büyük entelektüeldi”. Arapça ve Farsça’nın yanı sıra, o tarafı pek bilinmez, İtalyanca ve Rumca bilirdi. Felsefeye meraklıydı. Milât’tan önceye âit Yunanca elyazmaları okurdu. Filozofları etrafına toplar, Peripatosçuların, Stoacıların ilkelerini, Platon’u, Aristoteles’i tartışırdı. Coğrafyaya düşkündü. Batlamyus olarak tanınan Claudios Ptolemaios’un Geographia’sını incelerdi. Geographia’da bölük pörçük yer alan haritaları bütün hâline getirtip yayınlattı. Akdeniz, Ege ve Adriyatik’in girintilerini çıkıntılarını, derinliklerini, adalarını, âdeta avucunun içi gibi bilirdi. Astronomiyle ilgiliydi. Özellikle, Almagest’in Lâtince tercümesine… Efsâne astronom Ali Kuşçu’nun tâ 1438’de hazırladığı yıldız kataloglarını, matematik teorilerini yutardı. Bizans’a âit kitapların kolleksiyonunu yapardı. Ayasofya’ya dâir neredeyse yazılmış tüm orijinal eserleri biriktirmişti. İstanbul’un Konstantinopolis dönemine âit en eski şehir haritası, ondaydı. Büyük İskender’in biyografisi Anabasis’in kopyası kütüphânesindeydi. Ve, Homeros’un İlyada’sı… Hâttâ, İlyada’dan o kadar etkilendi ki, kalkıp Truva’ya gitti. Kalıntıları gezdi. Akhileus’un ve Hektor’un mezarları hakkında bilgi aldı. Kahramanlıklarını saygıyla andı. Truva’nın konumunu, denizle-karayla ilişkisinin stratejik yararını inceledi. İstanbul’un fethini Truva’nın rövanşı olarak görürdü. Tıpkı, Mustafa Kemâl gibi… Atatürk de, 9 Eylül’de “Hektor’un öcünü aldık” demişti. Neyse… Hobileri vardı. Denizi çok severdi. Balıkçılık üzerine yazılmış belki de en eski kitap, Halieutika’yı okurdu. Hipokrat’ı, lir san’atını, hayvanların özelliklerini, değerli taşlar üzerine derlemeleri elinden düşürmezdi. Kültür adamıydı. San’atçı hâmisiydi. Edebiyatçılara kol kanat gererdi, ödüllendirirdi. Şâirdi. Takma isimle şiirler yazardı. Mimariyi önemserdi. Evlerini Alla Turchesca, İran, Karaman, AllaGreca tarzında inşâ ettirmişti. Din, millet ayırmazdı. Galata’daki San Pietro kilisesine gidip, âyin bile seyrederdi. Yahudi, Rum fark etmez, ustalıklarıyla dostluk kurardı. İtalyan ekolünü beğenirdi. Portresini de İtalyan ressama yaptırdı zâten… Hâttâ biz sâhip çıkmadığımıziçin, en ünlü portresi şu anda, Londra’da Victoria Albert Müzesi’nde sergileniyor. Aslında, National Gallery’de olduğunu yazarlar ama değil… Üzerinde resmi bulunan madalyonlarla beraber sergilensin diye, Victoria Albert’e getirildi.

Evet, Fatih o…

Fatih Sultan Mehmet.

“Fatih Câmii’nde yatıyor” diyen, Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’e de saygı ve şükran duygularımla…

Düşünün, boğaza giren ilk zırhlının adı, Agamemnon! Tarihsel komplekse ve hesaba bakın ki adı Agamemnon…

“Mondros Antlaşması gereği Atatürk’ün komutanı olduğu Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Ordu dağıtılınca Osmanlı hükûmeti tarafından Atatürk İstanbul’a çağrıldı.

13 Ekim 1918 günü, Adana treninden inip de Haydarpaşa Rıhtımı’na ayak basınca karşılaştığı manzara şudur: 55 düşman gemisi, zafer bayraklarını açarak İstanbul Limanı’na girmektedirler. Bütün karşı sâhiller Rumlar’ın, Yahudiler’in, Levantenler’in sarhoş çığlıkları ve palikarya nâraları ile çınlar. Ama bu manzara karşısında, bu hava içinde, kılı bile kıpırdamadan, “geldikleri gibi giderler” dedi! Nitekim bir gün geldi, bütün gemiler geldikleri gibi gittiler. Hem de onun gönderdiği askerleri selâmlayarak… Sarhoş çığlıkları ise ebediyen sustu…” (Tarih Dersleri-Atatürk: Geldikleri Gibi Giderler-Blogcu.com)

Ama “geldikleri gibi giderler” diyen Ulu öndere saygı duymamak elde mi?

Hasbelkader aynı duygularla 20 yıl ve üstü, “Troya Önünde Atlar” tema adını kullanarak (Melih Cevdet Anday’ın şiirinin başlığı, 1. koşu, II. Ağu, III. Düş, IV. Dönü, V. Fal , VI. Sevi başlıklı bölümleri olan o güzelim şiirin başlığı; Troya Önünde Atlar kendi kültürümüze, kültürel coğrafyamıza âit bir destanı işleyerek resimler yapıyorum… Ve yapmaya devam edeceğim…

Ressam
Ruhcan Akil

MKD: Teşekkürler Sayın RA.

Yorum Yapın

Mesajınız