Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1459 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

DAVRANIŞLARIMIZIN KÖKENLERİ

ÇaÄŸdaÅŸ anlayışla davranış bilimleri penceresinden baktığımızda her türlü duygu, düşünce ve harekî (motor) faâliyetin “davranış” olarak isimlendirildiÄŸini görürüz.

Yâni severken de, kızarken de, tefekkür ederken de, koÅŸarken de “davranıyoruz”.

Pekâlâ, bu davranışlar nereden gelmiştir?

Evrimsel açıdan bakıp filogenetik silsileyi takip ederek incelediÄŸimizde, bunların yüz milyonlarca senelik adaptasyonlar sonucunda genomumuza yerleÅŸerek tâ biz insanlara kadar uzanan bir devamlılık içerisinde, doÄŸal ayıklanma-elenme ile ortaya çıktığını görürüz. Herhangi bir türün davranışsal örüntüsü büyük ölçüde doÄŸuÅŸtan gelen genetik mirasla belirlenmiÅŸtir. Bu mirasa günümüzde “filogenetik psiÅŸe” denmektedir.

İnsanoÄŸlu doÄŸduÄŸunda, bâzılarının zannettiÄŸi gibi bir “tabula rasa” deÄŸildir. Mizacımız ve arketipal ihtiyaçlarımız daha anne rahmine düştüğümüzde bellidir: Belli bir büyüme ve geliÅŸme modelini takip edip 9. ayın sonunda doÄŸacak, 1–2 yaÅŸ civarı yürümeye ve konuÅŸmaya baÅŸlayacak, 11–13 yaÅŸ civarı bulûğa erecek, 25-30 yaÅŸlarından itibâren negatif azot bilançosuna ve yaÅŸlanma sürecine girecek, sonunda da 50 ilâ 100 sene civarında öleceÄŸizdir. Bütün bunların ana hatları ve zamanlamaları, bu arada yapmamız uygun olan davranışlar “hardware”’de kodlanmıştır. Homo sapiens sapiens hâricindeki bütün hayvanlar bu kaderi alınlarına yazıldığı gibi yaÅŸayıp terk-i diyar eylerler.

Peki, bizim farkımız ne? Mes’elenin dinî, metafizik veya mistik argümanlara pek açık ve nihayetsiz boyutuna hiç girmeden, alın lobumuzun, amigdalamızın, beyinciÄŸimizin ve gırtlağımızın muazzam inkiÅŸafının “farkında olduÄŸunu farkında olan” bilinen tek tür olmak yegâneliÄŸini ve farklılığını bize verdiÄŸini söyleyebiliriz. Bu mucize, insanoÄŸlunun en üst düzeyde soyut düşünce, tefekkür ve tefelsüf davranışlarını yapabilmesine imkân saÄŸlamıştır.

Yâni, “hardware” üzerine inşâ edilecek “software”’ler sâyesinde, kendi kendisini aÅŸmaya muktedir, mecbur, hâttâ mahkûm olan tek canlı türü insandır.

O sâyededir ki hamtaşını yontup cilâlı taÅŸa çevirerek arasından su sızmayan köprüler, katedraller, câmiler ve gökdelenler yapabilmiÅŸtir. Ve gene o sebepledir ki atom ve hidrojen bombaları, nötron çatapatları, “akıllı” füzeler imâl edebilmektedir. Bunlardan hangisini tercih edeceÄŸi ise “software”’lerce tâyin edilir: Terbiye, görgü, tahsil, sevgi ve dayanışma dolu güven verici bir âile ve toplum ortamı… Âileden akrabalara, ulusaldan evrensele uzanan konsantrik sevgi halkaları… Ayrıca, pekiÅŸmeleri ve hayra hizmete devam edebilmeleri için, bu “software”’lerin güncelleÅŸtirilmesi ve geliÅŸtirilmesi, “antivirüs programlarıyla” bulaşıcı illetlerden muhafaza edilmeleri olmazsa olmaz bir zarurettir.

   “Homo hominis lupus”.

      Şeytan da, melek de biziz; çünkü onlar varlığımızda mündemiç olarak var.

         Hâttâ, Hallâc-ı Mansûr’a “en-el Hakk” dedirten transandans da bizim ve biziz.

             En önemli, hâttâ tek vazifemiz önce insan olmak.

                 O zaman, zâten Tanrı da oluruz, ayrı gayrı kalmaz.

Mehmet Kerem DOKSAT

1 Yorum

M.NİGARHaziran 14th, 2010 17:38

Saygıdeğer yazmak için yazmayanlardan olmanın onuru içinde gerçekten verdiğiniz insana hizmet olağanüstü Prof. Dr. M. Kerem Doksat Yazarımız,

“Belki kitap hâline getirirsem, meraklısına bir kaynak teÅŸkil edebilir…” cümlenizden belkiyi kaldırmanızı rica ediyor, Allah’tan size uzun ömür dileyerek bu sitenin varolmasını ve kitap olarakta okumayı istediÄŸimizi yalnız O’ndan diliyorum.

Yukarıda okuduğum DAVRANIŞLARIMIZIN KÖKENLERİ başlıklı yazı için ellerinize sağlık. Korkularımızın kaynağı hakkında neler yazabilirsiniz?

Neden insan karanlıktan korkar? Bunu yenmek için neden anne babalar karanlığa gönderir çocukları, hadi git akşam marketten şunu al diyerek kendi korkularını çocukları üzerinde giderir? Karanlık korkusu, iç güdüsel mi? Öğreniliyor mu? Karanlık, bilinçdışıında YOK olmanın ifâdesi mi?

Yorum Yapın

Mesajınız