Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1863 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

DÜNYANIN VE İNSANLIĞIN HÂL-İ PÜR MELÂLİ

Amerika Birleşik Devletleri demokrasinin, farklılıklar içerisinde birlikte yaşayabilmenin, insan haklarının, adâletin ve sûlhun simgesiydi. Bunu bütün dünyaya da yayacaktı.

Biz de küçük bir Amerika olmalıydık. Bu hülya içerisinde 80 senede ABD’nin ve bizim geldiÄŸimiz nokta ne peki?

Bizi parçalamak için alenen uÄŸraÅŸan “dost ve müttefiklerimiz” ne âlemdeler?

Amerikan “ulusu” köklü bir mâziden, millî duygulardan ve arketiplerden mahrum, eski tâbirle “mâşerî gayrı meÅŸ’ûru” olmayan heterojen bir toplum. Tarihi katliam, kan, barut, ırkçılık, köle ticareti ve müstevlîlikle dolu. Övünebildikleri kahraman kovboylar aslında Kızılderili kaatili; insan hakları ve demokrasi ise hâlâ sâdece Üstün Hristiyan Beyaz Adam (ÜHBA) için mevzû-u bahis.

Protestant Church

Avrupa, farklıdır. Tarihi boyunca kıt’a Avrupası’ndan uzak ve tepeden bakar vaziyet almış olan, bir zamanların hudutları dâhilinde güneÅŸ batmayan (hâlâ kendilerine Büyük Britanya derler) İngiltere hâricinde, diÄŸer Avrupa ülkeleri ABD’ye hep soÄŸuk bakmış ve mesafeli durmuÅŸlardır. Kendi aralarında defâlarca harp eylemiÅŸ ve sürtüşmüş olsalar da, birbirlerine karşı bir saygı da duyarlar; bir nev’î “ambivalans” vardır yâni. Hem seviÅŸir hem dövüşürler. Çünkü hepsinin, ama öyle ama böyle, anlı ÅŸanlı bir mâzileri vardır. UluslaÅŸma sürecini çoktan aşıp, cihanşümullaÅŸmaya yönelmiÅŸlerdir. Meselâ Avrupa’da “milliyetçilik” lâfını ettiÄŸinizde genellikle olumsuz tepki alırsınız çünkü bunu “ırkçılık” gibi idrak ederler. Hepsi de millî deÄŸerleriyle bu kadar maÄŸrur ve memnun olan bu adamların bu tavrına önce ÅŸaşırırsınız ama anlaşılması o kadar da güç deÄŸildir: Buda’nın dediÄŸi gibi, dereyi geçtikten sonra köprüyü taşımaya gerek yoktur.

Bakarlar ki ABD (Amerika BirleÅŸik Devletleri) ve US Doları ciddî bir hasım, onlar da bir baÅŸka ABD (Avrupa BirleÅŸik Devletleri) olmaya yelken açarlar ve Euro’yu yaratırlar. Tabiî, bütün bunları iliklerine kadar sömürdükleri “öteki” dünyadan temin ve tesis ettikleri maddî refahla yaparlar; ABD de onları batırmak için Dolar’ın deÄŸerini düşürür.

Yarın öbür gün ekonomileri biraz zora girsin, bakın nasıl gene birbirlerini yiyeceklerdir! Neden mi? Çünkü temel güvenlik duyguları sarsılınca, bir önceki denge durumuna regresyon gösterme bütün insanların ve beşerî cemiyetlerin ortak evrimsel davranış örüntüsüdür.

Pekâlâ, ortaklaşa şuuru ve şuûrdışı olmayan ama süper güç hâlindeki bir ülke ne yapar?

Kendi iç dinamiklerini, ekonomisini, etnik ve ırksal çoksesliliğini dinamik bir dengede tutabilmek yâni toplumsal homeostazisini muhafaza edebilmek için on ilâ on beş senede bir muhayyel veya yarı-muhayyel düşmanlar imâl eder, iyi kâlbli vatandaşlarını bu kötü bedhahlardan kurtarmak de onlarla savaşır. Bu arada da yeni askerî, elektronik, teknik ve stratejik oyuncaklarını in vivo denemiş olur.

Senelerce bizi ultra-, hiper-, süper-kahraman imgeleriyle hazırlayıp beyinlerimizi yıkadılar: New York veya Åžikago benzeri prototip bir Amerikan ÅŸehrinde muhkem Kriptonlu (ve tabiî ki Amerikalı) Süpermen, Flashman, Batman, Örümcek Adam, Captain America ve diÄŸerleriyle… ÇocukluÄŸumuz Kaptan Swing’in, Pekos Bill’in, Ranger Tommiks’in ve diÄŸer uydurma Amerikan kahramanlarının çizgi romanlarını okuyarak geçti. Hollywood şâheserleri önce filmlerle, sonra televizyon “yapıtlarıyla” beynimizi yıkamaya devam ettiler. Bu arada da sürekli olarak dehÅŸet, savaÅŸ, dövüş temalarıyla hepimizi terörize vaziyette tuttular. Bu iÅŸ tamamen bilinçli ve plânlıdır. Büyük medyamız ve ulus-aşırı ÅŸirketlerle iÅŸbirliÄŸi içerisindeki “yok adamlarımız” onlarla koordine çalışırlar.

Türkiye’de bâzı televizyon kanalları ve refakatçileri gazete vs. yazılı yayınlar uzun zamandır son derecede sorumsuzca ve her ÅŸeyi ekonomiye ircâ ederek ve reyting uÄŸruna hiçbir ahlâkî, mânevî deÄŸeri kaâle almayarak yayın yapmaktadırlar. İntihar, katil, kavga, terör ve benzeri vahÅŸet sahnelerinin yer aldığı haberler ya -fırsatını bulurlarsa- canlı yayından, ya ânında oraya yetiÅŸen muhabirlerin kameralarındaki görüntülerden yayınlanmakta, bu gerçekleÅŸemediÄŸi takdirde arÅŸiv görüntülerine müracaat edilmekte, o da olmazsa sözüm ona “canlandırma” yapılmaktadır. Haberlerin defâlarca ve yavaÅŸ gösterimle temâşa ettirilmesi de bu rezâletin baÅŸka bir boyutudur. Hepimiz bu yapılanların bizleri, özellikle de ergenleri ve gençleri fenâ hâlde kötü yönde etkilediÄŸini farkındayız da, bunun mekanizması nedir?

Neden terör en ahlâksızca ama en de etkili propaganda aracıdır?

Buna bir cevap verelim.

Ünlü psikoloji mütefekkiri Maslow, bütün canlıların, ezcümle Homo sapiens sapiens’in (biz modern insanların) belli bir ihtiyaçlar hiyerarÅŸisi içerisinde varlıklarını sürdürebildiklerine işâret eder. Bunlardan fizyolojik zaruretler soluma, gıdâ alma, boÅŸaltım, ısınma gibi ÅŸeylerdir. Bunu karşılayabilen bir birey, hemen akabinde (hâttâ onunla iç içe olarak), vazgeçilmez bir temel güvenlik (emniyette olma) ihtiyacı duyar: Düşmanlardan korunma, sâkin ve huzurlu olma. Ancak ve ancak kendini emniyette hisseden bireyler daha üst seviyedeki ihtiyaçları hissedebilmeye ve onları gerçekleÅŸtirebilmek için çabalamaya girerler. Sevgi (evrimsel psikiyatrinin terimiyle karşılıklı diÄŸerkâmlık ve yakınlaÅŸma), saygı (gene evrimsel psikiyatrinin terimiyle kaynak tutucu potansiyelin ve rölatif kaynak tutucu potansiyelin arttırılması, bu sâyede de sosyal dayanışmanın ve hiyerarÅŸinin teÅŸkili), âidiyet – mensubiyet ihtiyaçları (bir âileye, bir toplumsal gruba, takıma, millete âit ve mensup olup paylaşımı arttırmak) bunlar arasındadır. Kendini gerçekleÅŸtirme veya ego ideâlini gerçekleÅŸtirme ihtiyacı ise, ancak bütün bu konforlara sâhip bireylerin baÅŸarabileceÄŸi, ulaÅŸabileceÄŸi bir aÅŸamadır: Meslekî kariyerde ilerleme, hayır iÅŸleri yapma vs.

Bütün bu bireye (ferde) yönelik ihtiyaçlar, aynen insan toplumları için de geçerlidir.

Vurgulanması gereken çok önemli bir husus da, bu “binânın” zemin katını oluÅŸturan emniyet ihtiyacının ÅŸu veya bu ÅŸekilde ortadan kalkması hâlinde, tıpkı diÄŸer katların havada asılı kalamayacağı gibi, diÄŸer ihtiyaçların da tamamen göçeceÄŸi, çökeceÄŸidir. Kendini emniyette hissetmeyen ferdin veya cemiyetin sevgiyle, saygıyla, âidiyetle, mensubiyetle veya kendini aÅŸmayla uÄŸraÅŸma “lüksü” ortadan kalkar. İşte, bu noktada, ünlü Rus bilim adamı Pavlov’un meÅŸhur deneylerinden bahsetmek gerekmektedir.

PAVLOV ve ÅžARTLI REFLEKSLER Abraham Maslow’un Ortaya KoyduÄŸu İhtiyaçlar HiyerarÅŸisi

Bütün inançlarımız ve bilinçli-bilinçsiz (pratikte, “ÅŸuur” ve “bilinç” aynı anlama geliyor) davranışsal tercihlerimiz ÅŸartlı reflekslerdir. Köpeklerin fırtatinde et görünce aÄŸzının sulanması vardır. Pavlov, köpeklere et verirken bir yandan da zil çalarlar, bir süre sonra sâdece zil çalındığında ve et gösterilmediÄŸinde dahi hayvanın salyası akar; yâni zil sesine ÅŸartlanmıştır ve zil sesi onda et görmüşçesine uyarılmaya yol açmaktadır. Biz insanlar da doÄŸuÅŸtan inançlarımızla, âidiyet ve mensubiyetlerimizle gelmiyoruz bu dünyaya. Bunlar ÅŸartlı refleksler hâlinde zamanla beynimizde teÅŸekkül ediyor; bu iÅŸin beyinsel mekanizmaları açısından onlardan hiçbir farkımız yok. Gene bu deneylerde gözlenmiÅŸtir ki, ÅŸiddetli korku, ölüm tehlikesi atlatma ve benzeri terörizasyon hâlleri köpeklerdeki ÅŸartlı refleksleri sür’atle silmektedir ve hayvan zil sesine aldırış etmez olmaktadır. İşte, bu müthiÅŸ gözlemden sonra, muhtelif beyin yıkama ve propaganda iÅŸlerinde terör bilimsel bir yöntem olarak kullanılır olmuÅŸtur. En dayanıklı insanlarda dahi, îman gücüyle ne kadar dayanırsa dayansın, terörizasyon çeÅŸitli psikolojik mekanizmalarla çökmeyi, hâttâ düşmanının fikrini paylaşır duruma gelmeyi hâsıl etmektedir.

Terörizasyon, ÅŸartlı refleksleri (devletine milletine baÄŸlılık, dinî ve benzeri mânevî inançlar, âidiyet ve mensubiyetle ilgili diÄŸer hususlar) sür’atle siler ve insanın beynini âdeta “boÅŸaltır”. 10–15 sene önce, PKK’nın ilk eylemlerinden sonra cesetlere kimselerin sâhip çıkmadığını hatırlayınız; bir de ÅŸimdiki hâlimize bakınız. Tabiat boÅŸluktan hoÅŸlanmaz. YoÄŸun bir propaganda ile, sürekli medya terörü altındaki Türk halkının mânevî duyguları aşınmakta, ÅŸartlı refleksleri söndürülmektedir. Bir yandan da seviyesiz identifikasyon (özdeÅŸleÅŸme – benimseme) nesneleri sürekli olarak teÅŸhir ve telkin edilmekte, Türk folkloru ve kimliÄŸi yavaÅŸ yavaÅŸ deÄŸiÅŸtirilmektedir

Maâlesef, büyük medya bu uluslar arası desteÄŸi de olan kampanyaya âlet olmakta, hâttâ desteklemektedir. Etnik ve dinî ayrımcılık, bölücülük alenen veyâ zımnen sürekli olarak kaşınmaktadır. Sûret-i Hakk’tan görünüp senelerdir bölücülük propagandası yapan belli medya organlarının ABD’nin GüneydoÄŸumuz’daki faâliyetleriyle ne kadar koÅŸut (paralel) seyri sefer eylediklerini anlamak için dâhi olmaya hiç gerek yok.

O dereceye geldi ki hâl, Türk’ten ve Türklük’ten bahsetmek çaÄŸdışılık addedilir oldu.

Maâlesef, kent-soylu bir kavram olan milliyetçilik Türkiye’de köy kasaba kökenlilerin inhisarında olduÄŸu, en azından öyle sunulduÄŸu ve sanıldığı için de, aydınlarımız kendilerine ve köklerine iyice yabancılaÅŸtılar. Türklüğü aÅŸağılamak, Osmanlı’ya sövmek, Batı’ya perestiÅŸ etmek “entellik” ölçütü oldu!

Evinde İngilizce konuÅŸan, Türkçe’yi çoluÄŸuna çocuÄŸuna yasaklayan yabancılaÅŸmışlarla, kendi ulusunu “ötekileÅŸmiÅŸ” görenlerlerle dolmaya baÅŸladı çevremiz. Musikîmizden, harsımızdan bîhaberiz. Geçenlerde gece üniversite tahsilli bir bankacı “Kim 500 Milyar İster” programında yarışırken Mevlânâ’nın Mesnevî’sini bilemiyor ama Cervantes’i, Dostoyevski’yi çok iyi tanıyordu!

Depolitizasyonu müteâkip baÅŸlatılan dezenformasyon, misenformasyon, akültürasyon ve asimilasyon hamleleri gâyet plânlı olarak uygulanmakta, Türk kültürü Amerikan perestiÅŸkârlığına tahvil edilmektedir. Aynı ÅŸeyi, zorâkî bir uluslaÅŸtırılmayı müteakip, hızlı bir bypass ile, Kürtler’e de yapmaktalar; entellektüel ve “iyi eÄŸitimli” PeÅŸmergeler ne iÅŸe yarıyor dersiniz? Memleketin kötü yönetilmesi ve ekonomo-politik terör de bu zemini, maâlesef, saÄŸlamlaÅŸtırmaktadır. Böyle bir dönemde yeni bir iktidarın baÅŸa ge(tiri)lmesi de tabiî ki tesadüf filân deÄŸildir. Bu sâyede iyice zayıflamamız saÄŸlanmıştır.

MODERNİTE, POST-MODERNİTE ve KÜRESELLEŞME

Önce bir modernleÅŸme dalgası yayıldı. Bütün dünya, üstünlüğü sui generis kabûl edilmiÅŸ Batı medeniyetine tahvil ve istihâle etmeliydi. Akabinde etnosentrizmi ve mikro-milliyetçiliÄŸi kaşıyan post-modernizm piyasaya sürüldü. Hangi ekmeklere yaÄŸ sürüldüğü o kadar âşikâr ki, yoruma gerek yok. Maâlesef, kaçınılmaz bir diyalektik geliÅŸme olarak, ırkçılığa varan bir Türk milliyetçiliÄŸi de hızla tırmanıyor. Åžu cânım ülkede DPT’nin rakamlarına göre 105 civarında etnik grup var. Onları da kaşıyorlar zâten. Kürtçülükle baÅŸlayan bu kıvılcım varoÅŸlardan baÅŸlayarak bir ateÅŸe dönüşürse, sokaklarda eski komÅŸular birbirlerini boÄŸazlayacak, o alev herkesi yakacak.

Bosna’da ne oldu, unuttuk mu?

Hem bizim beceriksiz idârecilerimiz içeriden, hem kendi aralarında anlaşamasalar da bizim üzerimizdeki emellerini tevhid ettirmiş hâricîler dışarıdan bütün potansiyel yangınları körüklüyorlar. 20 milyon kişi açlık sınırının altında bu ülkede; gelecek nesillerimizi emanet ettiğimiz öğretmenler, üniversite hocaları ise sefâlet sınırının altında maaş alıyorlar. Ne güçlü arketiplerimiz var ki, hâlâ patlamıyoruz. ÜHBA da ellerini ovuşturarak patlayacağımız o günü bekliyor. .Ne oluyor yâhu demeye kalmadı ve bomba her anlamda patladı: Globalleşme! Hepimiz küreselleşecektik ve aynı ve dahi tek kültürlü dünyanın mutlu müreffeh üyeleri olacaktık.

Ne oluyor yâhu demeye kalmadı ve bomba her anlamda patladı: Globalleşme!

Hepimiz küreselleÅŸecektik ve aynı ve dahi tek kültürlü dünyanın mutlu müreffeh üyeleri olacaktık. Bu yazıyı yazdığım 27.10.2003 itibâriyle küreselleÅŸmenin getirdiklerine bir göz gezdirelim: Dünyada 20 milyondan fazla insan göçmen durumunda. CIA laboratuarlarında geliÅŸtirildiÄŸinden hemen hiç kuÅŸkum olmayan AIDS sâyesinde(!) Afrika’da  silâhsız, bombasız bir mega-soykırım sürüyor ve ulus-aşırı ÅŸirketler buralara ucuz ilâç göndermeyi reddetmekte. GüneÅŸ’in yaklaşık 3-5 milyar sene sonra gerçekleÅŸecek olan, Hidrojen yakıtını tükettiÄŸinde beyaz bir cüce hâlini almadan önce geçici kızıl top hâlinde geniÅŸleyip etrafını mahvetme aÅŸaması misâli, müstevlîler her yere saldırıyor. Gözleri hem petrolde, hem medya, ilâç ve silâh sektörlerinin inanılmaz rakamlardaki kârlarına kâr katmasında, hem de Avrupa ve Çin’e karşı yeni bir teÅŸekkülde.

KüreselleÅŸmenin yerini küreyelleÅŸme, huzurun yerini güvensizlik, âidiyet ve mensubiyetin yerini kimliksizlik aldı. Batı kültürünün aşırı bireyselciliÄŸi yalnızlığa ve yabancılaÅŸmaya yol açtı. Gidin herhangi bir Avrupa kentine, yaÅŸlı ve yalnız insanlar görürsünüz her tarafta. Âile, içtimaî dayanışma filân yoktur; her ÅŸey sisteme bırakılmıştır. Hyde Park’ta hepsi ayrı banklarda yapayalnız oturup köpeklerini seven kadınlar, adamlar doludur. Bizde ise hâlâ kaynaşıverir insanlar ama büyük kentlerimizde biz de Batı’nın tarzını yaÅŸamaya baÅŸladık. KomÅŸuluk, mahallelilik kalmaz oldu. Bir uçta yok mekânlarda (her yerde birbirinin âdeta aynı olan büyük havaalanları, İnternet ve siber-alan, büyük oteller, büyük siteler, büyük iÅŸ merkezleri) yaÅŸayan süper zenginlerden oluÅŸan Homo ekonomicuslar, öbür uçta sefil, aç, bî-ilâç, bî-mekân ve bî-çâre Homo sapiens sapiensler. İki ucun da kendiliÄŸinin (self) içi boÅŸalmış.

Öte yandan tarihe baktığımızda, hiçbir müstebit devletin kabaca 70 seneden fazla yaÅŸamamış olduÄŸunu görüyoruz. ABD, önceden bal gibi bilip engel olmadığı Pearl Harbor baskınını vesile kılıp Japonya’ya iki atom bombası attığından beri müstebit olmuÅŸtur. Ayakta kalabilmek için de aynı oyunu oynayıp durmaktadır. 30 Mart 2003′de Hürriyet’te Murat Bardakçı ABD’nin bu çılgın oyunlara merakını ve İkiz Kuleler’in vurulması benzeri tedhiÅŸ plânlarının General Lyman Louis Lemnitzer tarafından nasıl tezgâhlanmaya kalkıldığını, o zamanki BaÅŸkan Kennedy’in bu hâinliÄŸe nasıl mâni olduÄŸunu açık açık yazdı (katli üzerindeki esrar perdesi hâlâ çözülememiÅŸ olan Kennedy). Bir ÅŸeyi daha yazdı: O ekipten Donald Rumsfeld hâlen ABD Savunma Bakanı!

Eğer bu 70 sene hesabım doğru ise, varın müstevlîlerin kaç senesi kaldığını hesaplayın…

BİZ NE YAPACAĞIZ?

SaÄŸcımızla solcumuzla, ama lâik ve demokratik, bölünmez Türk Cumhuriyeti Devleti’ne baÄŸlılık düsturunda buluÅŸmuÅŸ olarak, baÅŸta medya olmak üzere, âcilen ulusal bir eÄŸitim seferberliÄŸi içerisinde gönül ve vazife birliÄŸi kurmamız gerekmektedir. Şükür ki bâzı emâreleri var bu âcil ihtiyacın. SaÄŸdan soldan canlar bir olmaya baÅŸladılar. SaÄŸcımızla solcumuzla, ama lâik ve demokratik, bölünmez Türk Cumhuriyeti Devleti’ne baÄŸlılık düsturunda buluÅŸmuÅŸ olarak, baÅŸta medya olmak üzere, âcilen ulusal bir eÄŸitim seferberliÄŸi içerisinde gönül ve vazife birliÄŸi kurmamız gerekmektedir. Şükür ki bâzı emâreleri var bu âcil ihtiyacın. SaÄŸdan soldan canlar bir olmaya baÅŸladılar.Tarih arenasından nice kavim, halk geldi geçti. ÇoÄŸunun adını bile bilmiyoruz. Yaklaşık 50.000 yaşındaki Homo sapiens sapiens türünün en köklü tarihe sâhip kavimlerinden biri olduÄŸumuzu asla unutmamalı ve dayanışmalıyız. Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün dediÄŸi gün o gündür: Dâhilî ve hâricî bedhahlarla baÅŸa çıkmalıyız. Yeniden tam bir eÄŸitim seferberliÄŸi ve gönül birliÄŸi ile etnik özümüz ne olursa olsun, Türklük kimliÄŸi ve Türkiye çatısı altında el ele, omuz omuza verip çalışmalı, kimliÄŸimizi ve öz deÄŸerlerimizi yitirmemeliyiz. Bunu yaparak asrî medeniyet seviyesinin üstüne çıkabiliriz ancak.

İşte bu noktada, vatanına ve milletine gönülden baÄŸlı Türk Polisi’ne özel bir rol de düşmektedir. Çünkü TSK el koyarsa, buna darbe denir ve bu memleketin yeni bir darbeye hiç mi hiç tahammülü yoktur! Tabii, bunu gören ve bilen müstevlîler, özellikle polisimize de el atmış vaziyettedir!

Batılılaşarak uluslaşamayız, bizi dezentegre edip ortadan kaldırırlar.

Bakın Neumark neler demiş?

1933-1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliÄŸi yapan ve Türkiye’de ekonomi biliminin geliÅŸmesine büyük katkıları bulunan Yahudi menÅŸeli Alman Prof. Dr. Fritz Neumark ile bir kısım talebesi BoÄŸaziçi’nde geziye çıkarlar.

Neumark1

Prof. Dr. Fritz Neumark

Talebelerden biri Prof. Neumark’a ÅŸu soruyu sorar:

-Avrupa bizi neden sevmez…?

Prof. Neumark şu cevabı verir:

- Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkler’i sevmez ve sevmesi de mümkün deÄŸildir… Asırlardır kilisenin Türk ve İslâm düşmanlığı Hıristiyanlar’ın hücrelerine sinmiÅŸtir. Sebeplerine gelince:

1- Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza lâiklik söyle dursun, Hristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder.

2- Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.

3- Avrupa’nın pazarı idiniz. Simdi Avrupa’yı pazar yapmaya baÅŸladınız.

4- En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koÅŸturdunuz.

5- Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanlar’ı, Haçlı ordusuna mezar ettiler.

6- Sizi silâh ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar.

7- Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslâmiyet uÄŸruna her ÅŸeyini feda etmeseydiler, İslâmiyet bugün belki sâdece Hicaz’da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki, VehhabiliÄŸi kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır. Batı her yerde İslâmiyet’i, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet’i devam ettirdi.

8- Kilise size kin kusmaktadır. Ve sebepleri yukarıdadır.

9- Ben Türkiye’ye geldiÄŸimde iki üniversiteniz vardı, simdi 19 üniversite var. (O tarihte öyle idi ÅŸimdi ise çok daha fazla.)

10- Sizler, gerçek hüviyyetinize döndüğünüz an Avrupa’nın refahı ve medeniyeti yıkılır.

11- Yine sizler, Avrupa’nın tarihî düşmanısınız ve dâima düşman olarak kalacaksınız.

Neumark

Prof. Dr. Fritz Neumark

400 sene önce Amerika’da muhtemelen de Orta Asya kökenli ve Türklük’le akraba olan, son büyük Buz Çağı’nda oraya Bering BoÄŸazı’ndan göçmüş Kızılderililer yaşıyordu. Müstevlî ve müstebit, korsan ve mütecâviz torunu adamlar yoktu.

Biz, vardık.

400 değil, 40 sene sonra bile bu müstevlîler muhtemelen orada hükümran olamayacaklardır.

Ama, biz var olmaya devam edeceÄŸiz.

UluslaÅŸarak BatılılaÅŸabiliriz, Batı’nın artılarını alıp eksilerini çöpe atarak.

    Yeter ki isteyelim.

        Muhtaç olduğumuz kudretin nerede olduğunu biliyoruz.

Mehmet Kerem DOKSAT

2 Yorum

Ekmel BircanEylül 2nd, 2006 18:38

Dilerim öyle olacaktır.
Eline diline sağlık.

MKD: İnşallah Ekmelciğim.

Sıddık SEZALOcak 28th, 2012 12:06

Her şeyi tüm netliği ile çok güzel ve bilimsel açıklamışsınız. Gerçekleri anlatarak insanlarımızı aydınlatmanız ve uyarmanız Türk milleti ve vatanı için büyük bir hizmettir. Sizin gibi bilim adamlarımızın çoğalması dileğimdir. Sağolun var, olun.

MKD: Siz de Sayın SS.

Yorum Yapın

Mesajınız