ORUÇ VE KURBAN HAKKINDA
Oruç tutma, yâni belirli bir süre için en hayatî iki faâliyeti askıya alma eyleminin hemen bütün dinlerde var olduğu bilinmektedir (dünyada yaklaşık 5000 dinin mevcut olduğunu, bu söylediğimin de sâdece hemen aklımıza gelen üç uhrevî din için mevzûu bahis olmadığını hatırlatmakta fayda var).
Kültürel evrim açısından bu eylemin izahı ilginçtir. Canlının ve o canlı türünün devamlılığı, sürekliliği açılarından en vazgeçilmez mâhiyetteki iki temel faâliyet geçici olarak askıya alınmaktadır: BESLENMEK ve ÜREMEK.
Neden bütün dinî, mistik ve ezoterik (bâtınî) disiplinlerde bu vâkıa mevcuttur? Muhtemeldir ki, bu iki faâliyetin ehemmiyeti ve zarurîliği kutsanmış, törenselleştirilmiş ve geçici bir süre için dahi bunlardan mahrum kalındığında çekilecek sıkıntı ve zahmetin vurgulanması sağlanmıştır.
Mes’elenin ilâhî ve kutsî yönü ayrıdır ve benim sahamı aÅŸar ama orucun hemen bütün kültürlerde, dinî ve mistik öğretilerde yer alması doÄŸaldır ki tesâdüfle izah edilemez. İnsanoÄŸlu, ÅŸu gezegendeki yaklaşık elli bin senelik varoluÅŸu boyunca, “farkında olduÄŸunu farkında olan” tek varlık olarak, korkulana, kaybedilmesinden en çok endiÅŸe edilene ve bilinmeze perestiÅŸ etmiÅŸ, hâttâ tapınmıştır. Aç ve eÅŸsiz kalmaktan fenâ hâlde korkan insanoÄŸlu, bu eylemleri törenselleÅŸtirmek sûretiyle bir nev’î denetim altına almış, inandığı kutsal veya ilâhî güce de şükranlarını sunarak, onu memnun ederek, çok daha vahim ve kalıcı mahrumiyetlere karşı bir nev’î AÅžI temin ve tesis etmiÅŸtir.
Benzer bir tatbikat da kurban vermektir. İlkel dinlerde ilâhların gönlünün hoÅŸ edilmesi için insanların (özellikle de genç bâkirelerin veya oÄŸlan çocuklarının; ikisi de üremenin ve neslin devamının simgesiydi çünkü) kurban edilmesi söz konusuydu. GüneÅŸ-tanrının veya tapınılan ÅŸey her ne ise, onun “gönlü hoÅŸ edilir” ve “iÅŸtahı giderilerek gazâbı teskin edilirse” o da insanoÄŸlunu rahat bırakırdı! Tanrısını kendine benzer tahayyül eden insanoÄŸlu, onun “talep ve ihtiyaçlarını” da kendisininkilerle özdeÅŸleÅŸtiriyordu.
Nitekim, bu arketip İslâm’a da yansımış, insanın yerine sembolik olarak hayvan kurban edilmesine dönüşmüştür ama zannedildiÄŸinin aksine, İslâmiyet’te kurban kesmek farz deÄŸildir; tıpkı sünnet olmanın farz olmadığı gibi!
Sonuç olarak, gerek psikoloji ve sosyal antropoloji açısından gerekse ilâhiyat açısından bakıldığında, oruç tutmak nefsin (üremeye ve hayatı devam ettirmeye yönelik içgüdüsel yönümüzün) bir süre için askıya alınması, dizginlenmesi ve bu sûretle de terbiye edilmesi anlamına gelir.
Gerek ilmî gerekse dinî açılardan bu kadar ehemmiyetli ve esansiyel mâhiyetteki bir ibâdeti uygulayan kişilerin ellerine, bellerine ve dillerine her zamankinden fazla hâkim olmaları gerekir.
Orucunu bahâne ederek öfke kusan, asabiyet sergileyen kişiler zâten eylemin ruhuna ters düşen, yabancılaşan bir tavır içindedirler ve orucun mânevî hazzını, kazancını ve tatminini tatmaları mümkün değildir.
Mehmet Kerem DOKSAT


Klavyeniz dert görmesin Hocam,
Orucun mânevî boyutunu çok güzel ele almışsınız, tabii bunun yanında Ramazan ayında daha çok üzerine düşülmesi tavsiye edilen ibâdetlerin ecirlerinin fazla olması için, yani senede bir yıl bile olsa nefsi terbiyenin dışında beynin sindirim organlarına daha az enerji yollamak yoluyla tasarruf ettiği bu enerjiyi ibâdetlerin tesirinin fazla olması ve ilim tahsili yolunda harcaması hususu da var, büyüklerimizden öğrendiğimiz kadarı ile.
Hâddimizi aÅŸmamış olmak dileÄŸi ile…
MKD: EstaÄŸfurullah
TeÅŸekkürler…
Üstâdım kurban konusunda, iyi ki sevgili Peygamberimiz Ortadoğulu bir Arab diye seviniyorum.
Allah’ın kulu olduÄŸuna göre bu görev bir Eskimo’ya verilebilirdi. O zaman yöresel hayvan olarak fok, buz ayısı, geyik falan kurban etmek gerekebilirdi.
Şükür bu konu deve ile koyun arasında ki alternatiflerle çözülüyor…
Mânevî boyutuna kısaca deÄŸinmiÅŸsiniz. Orucun saÄŸlık açısından vücudumuzun sinir sisteminden baÅŸlayarak, tüm organları için çok faydalı olduÄŸuna inanıyorum. İftar ve sahurda yenenlere dikkat etmek ÅŸartıyla. Ben bunu bire bir yaÅŸadım. Hani derler ya “insan mezarını diÅŸleriyle kazar”.
Sevgi ve saygılarımla…
et.
MKD: Bilmukabele Sayın ET.
Hocam e-mailinizi okur okumaz linkten makalenize ulaÅŸtım. Çok isâbetli oldu dikkâtime getirdiÄŸiniz. En son gönderdiÄŸim “Teoloji, Astrofizik ve Modern Kozmoloji” adlı din ve bilim hakkındaki yazımın üstünde daha fazla çalışmam lâzım. Isterseniz o makaleyi yayınlamayın bende deÄŸiÅŸiklikler yapabilirim. Bayramınız kutlu olsun!
Sevgiler.
MKD: Bilmukabele, ben de öyle yaparım…