TÜRKLER’İ DEF ETMEYE ADIM ADIM

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 112 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Daha evvelki muhaberatımızda ve yazılarımızda da yer aldığı gibi, Amerika Ortadoğu’da Kürt Devleti hayâlini gerçekleştiriyor. O derecede gözümüze sokarak ki, adam senelerce kullandığı, ellerimizle verdiğimiz kırmızı pasaportunu müsâit bir yerimizde (geçerken havaalanında) iâde ediyor. İstiskale bakar mısınız! Hiç şüpheniz olmasın ki, bu gelişmeler Irak toprakları ile sınırlı kalmayacak ve kısa bir süre sonra Türkiye’nin Güneydoğu toprakları ve İran’ın bir bölümü de talep edilecektir. Ermenistan ise zâten pusuda beklemekte. Amerika’nın, bir CIA plânı olan Ortadoğu’da ılımlı İslâmî hükûmetler kurulması faâliyeti de bizim dincilerin iktidara getirilmesi ile devam ediyor. Bu uygulamanın temelleri esasen 12 Eylül kadroları tarafından atılmıştı. Tabii bunu tek başlarına yapmadılar. Bir kısım etkili ve güçlü medya ve o gruplarda yer alan CIA ajanları vâsıtası ile gerçekleştirdiler. Medya patronları ise ceplerine girecek Dolarlar ve özelleştirme idaresinden yok pahasına kapatacakları devlet malları uğruna buna bilerek göz yumdular ve hâtta desteklediler. Öte yandan, Kıbrıs’ta iktidar uğruna Rum’a ve Avrupa Birliği’ne satılan bir grup orayı da karıştırmakla meşgul. Bizdeki dinci takım ise AB’ye girer gibi yaparak şeriat devletine birkaç adım daha yaklaşmak uğruna bu satılmışları destekliyor.

Kıbrıslılar’a gelince, bizim vatandaşlarımızdan Alman, Fransız, Hollanda gibi AB ülkeleri vatandaşlığına geçenlerin, Kıbrıs’tan İngiliz vatandaşlığına geçenlerin o ülkelerdeki ikinci sınıf vatandaşlık konumunu görmeden, AB uğruna Rum’un kucağına oturmaya can atıyorlar.

AB’ye girelim derken Bosna’da olduğu gibi AB’nin gözleri önünde katledileceklerini hiç hesaplamıyorlar!!! Yunanistan’ın nasıl kurulduğunu, Girit’in nasıl kaybedildiğini, 200.000’e 50.000 Türk/Rum oranı varken, 50 sene zarfında bu güzelim adanın Türksüzleştirildiğini hiç mi hiç hatırlamıyorlar.

Bütün bunları görüp haykıran Denktaş’ın üzerine gidiliyor da gidiliyor. Başbakanımız tâ başka ülkelerden basın yoluyla hâd bildiriyor(!). Dışişleri Bakanı ise Oktay Ekşi’ye dahi “Hadi efendim sen de” dedirtecek lâflar ediyor. Oktay Bey’in 25 Aralık 2003 Perşembe tarihli yazısı aynen şöyle:

«LÂF doğrusu güzel… Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Kuzey Irak’taki gelişmelerin federal bir Irak devletine gidebileceği ihtimalini nihayet görmüş olmalı ki, Kürt grupların Irak’ın toprak bütünlüğünü ve siyasî birliğini tehlikeye sokacak girişimleri konusunda herkesi uyardıklarını söyledikten sonra:

‘‘Eğer bu tehlikeli gelişmeler devam ederse korkarım ki, Irak huzura kavuşması gerekirken, yeniden acıların ve gözyaşlarının merkezi hâline gelir’’ demiş.

Sayın Gül’ün ilk uyarısı önceki günkü gazetelerde yer almıştı. “Irak’ın özellikle Kerkük’ün demografik yapısını değiştirmeye uğraşmak çok tehlikeli bir adımdır” dediği bildiriliyordu.

Dışişleri Bakanımız, “Irak’ın toprak bütünlüğünü, siyasî bütünlüğünü tehlikeye sokacak adımlar atılmasının Irak’ta yeni ve tehlikeli bir tırmanışın başlangıcı olacağını” söylemiş, ardından da “Irak’ta kimse yanlış adım atmasın” demişti.

Sayın Bakan, “Herkese uyarımız şudur; barışçı şekilde herkes kendi toprağına sâhip çıksın ve herkes kendi halkıyla birlikte, demokratik, huzurlu bir Irak’ı oluşturmaya uğraşsın. Umut ederim ki yanlış yollara kimse girmeyecektir” diyordu.

Bu sözleri okuyunca insanın içinden, olmayacak duaya “âmin” denmeyeceğini bile bile “âmin” demek geçiyor. Çünkü bunlar, çaresizlik içindeki insanların Yaradan’a sığınmasından farksız sözler. Yâni pratik açıdan hiçbir değeri olmadığı gibi zerre kadar inandırıcılığı da bulunmayan boş lâflar.

Ne diyor Sayın Gül? Türkiye adına bir politika mı açıklıyor?

Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimindeki Türkiye’nin ne kısa ne de uzun vâdeli bir dış politikası mı var ki Sayın Gül açıklasın. Tutturduk bir “Avrupa Birliği’ne üye olacağız” sloganı… Öyle gidiyoruz. Gerisi hak getire!

Biz değil miydik Kuzey Irak’ta “kırmızı çizgiler” ilân eden? Biz değil miydik önce “Türk askeri Gurkha (İngiliz ordusundaki Nepal’li askerler) değildir. Türk komutandan başkasından emir almaz” diyen. Biz değil miydik “Kerkük’e, Musul’a Kürt peşmergeler giremez” diye nâralar atan… Biz değil miydik “Irak’a asker gönderip göndermeyeceğimiz konusunda muhatabımız Kuzey Irak’taki aşiret liderleri değil, Amerika Birleşik Devletleri’dir” diye konuşan…

Geriye dönüp bakın bakalım… Kimin dediği olmuş bugüne kadar. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin mi yoksa daha devlet kavramına bile âşina olmayan iki tane Kürt aşiret reisinin mi?

Sayın bakandan fazla bir beklentimiz zâten yok, bâri sallarken biraz gerçekçi konuşsun…»

Kıbrıs da Rum’lara bırakıldıktan sonra, Türkiye, Doğu Akdeniz’den çekilmek durumunda kalacaktır. Bilâhare Ege konusu gündeme getirilecektir.

ABD Büyük Kürdistan’ı gerçekleştirirse, Ortadoğu’da Türkiye’ye hiç ihtiyacı kalmayacaktır. Bu bölgedeki emellerine ulaşmak için Kürdistan ve İsrail’i kullanacaktır (tam bir karşılıklı kullanım). Dolayısıyla, Ege sorunu ile bir ilgisi de kalmayacaktır.

Hele AB Ordusu kurulabilirse, NATO’yu da dağıtacak ve Türkiye tamamen tek başına kalacaktır.

Ama bunu hâlâ göremeyen, hâlâ Avrupa Birliği’ne gireceğini zannedip, tâvizden yana olan Kıbrıs’ı ayak bağı gören zavallı sâde vatandaşlarımız var. “Verelim de kurtulalım” diye saf saf konuşmaktalar.

Bu gidiş iyi değil, hiç iyi değil!!!

Prof. Dr. Mehmet Kerem DOKSAT

Yorumunuz mu var?