Ulemâ ne zaman buyurma(ma)lı
Bu yazi toplam 301 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.
11 Eylül saldırısından birkaç gün sonra çok satan bir gazetemizin bir muhabiri arıyor ve suâl eyliyor: “Kerem Bey, Usâme Bin Lâdin’in penisi küçük olduğu ve Amerikalı bir kadınla çapkınlık ederken, kadın kendisinin bu özelliğiyle alay ettiği için Amerikalılar’a düşmanlık beslediği açıklandı. Bu konuda ne diyorsunuz?” Yirmi dakikaya yakın bir süre boyunca böyle bir konuda yorum yapmamın neden doğru olmayacağını anlatmaya çalışıyorum: “Bakın, eğer bu zâtın mikropenis sorunu varsa ve ABD’li bir kadın, kendisinin playboyluk döneminde böylesine bir şey söylediyse -ki, mikropenisli bir adam neden playboyluk yapar onu da bilemem, kim bunu nereden bilebilir? Yok eğer biliyorsak dahi, İkiz Kuleler’in bombalanmasına bunun yol açıp açmadığını ben nereden bileyim? Eğer ben Usâme Bin Lâdin’i muayene etmiş olsaydım, mikropenis problemini bizzat müşahede etseydim ve kendisi de bana ‘Aaaaaaaaah ah! Allah bu Amerikalılar’ın belâsını versin, benim şeyimle dalga geçtikleri için onları bir gün öyle çarpacağım’ demiş olsaydı bile, ben size bu konuda beyanat verebilir miydim? Veremezdim çünkü hastanın sırrını beyan olurdu ki, bu suçtur.”
Israr sürüyor: “Ama Kerem Bey, sizin gibi bir uzman (burada hafif ego enflasyonu var) mutlaka bilir. Bu kişi bu sebeple bunu yapmış olabilir mi, en azından teorik olarak?” Tuzak müthiş! “Eğer ben, şimdi, bu suâle karşılık, ‘evet, teorik olarak mümkündür’ dersem, siz bunu yarınki gazetede ‘Prof. Dr. M. Kerem Doksat, Usâme Bin Lâdin’in penisinin küçük olmasının saldırıların altında yatması olası dedi’ diye yayınlayacaksınız. Bu da bilimsel olmaz. Çünkü teorik olarak her şey her şeye yol açabilir ama böylesine hassas bir konuda, bu kadar ucuz bir yorum yapılamaz”
Cansiperâne bir gayretle, muhâbirenin keyfini biraz kaçırsam da, beyanat vermekten kurtuluyorum. Ertesi gün, en yüksek tirajlısından en fakirine kadar hemen bütün gazetelere baktığımda tahmin ettiğim ama ümit etmediğim manzarayı temâşâ ediyorum. Ulemânın bu çok derin ve dahi pek mühim mevzu hakkındaki derin ve ilim dolu beyanları çarşaf çarşaf yer almakta! Psikanalitik, sosyo-politik, psikolojik derin yorumlarla, mikropenisi hasebiyle, Usâme’nin neden İkiz Kuleler’i bombalattığını anlıyoruz!!!
Mezarlıkta Üzeyir Garih’in cesedi bulunuyor, gene aranıyorum. Bu sefer hiç politik davranmayıp kısa kesiyorum: “Üzeyir Bey kardeş gibi sevdiğim bir insandı, zâten elem içerisindeyim. Lûtfen bana bu konuda suâl sormayın” diyorum ama ısrar bâki: “En azından kaatilin kişilik yapısı hakkında ne söylersiniz?”. “Ben ne olayı gördüm, ne de kaatili tanıyorum. Nereden bileyim? Bilsem zâten, ilk işim emniyet teşkilâtına bilgi vermek olurdu” diye kestirip atıyorum ve kurtuluyorum. Ertesi gün gene sürmanşetten ulemâ tefsirleri “Bunu yapan psikopatik yapılı, saldırganca duygularına ket vuramayan, olasılıkla da kaatil ruhlu bir kişidir”; “afla hapisten çıkanlar bakın nelere sebep olabiliyor, böyle sosyopatları topluma salıvermemek lâzım” vs… Ulemâ katili zâten tesbit etmiş, hapisten çıktığını da istihbar etmiş, vatana millete hayırlı fetva dağıtmakta!!!
Lara kendisini Boğaz Köprüsü’nden atıp canına kıyıyor. Olay hakkında yorum yapmam için üç ayrı medya kuruluşundan aranıyorum. “Eğer ergenlik ve gençlik çağı sorunları ve sorunsalları hakkında, bu dönemde görülen intihar vak’alarının fazlalığının sebepleri hakkında konuşacaksak memnuniyetle varım ama bu kızcağız ve âilesi hakkında hiçbir yorum yapamam” diyorum. NTV mesajı doğru alıyor ve sabah kuşağında düzeyli, malûmat verici bir sohbete katılıyorum, vak’adan değil vâkıadan (olgudan) bahsediyoruz; Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ve BRT’den de aynı seviye ve seciyyede sohbet için geliyorlar ve söyleşiyoruz, yayınlanıyor ve olumlu aksülâmelleri vesilesiyle İstanbul’daki pek çok ilköğretim kurumundan konferans-söyleşi talepleri geliyor. İnsanlara doğru ve güzeli anlatmak ibâdettir diye yetişebildiğimce katılıyorum hepsine…
Ama, bakıyorum büyük gazetelerimizde… Ulemâ gene nöbette: “Bunu yapan kız ertesi gün okula gönderilir mi”, “suçlu olan âiledir, ailenin vurdumduymazlığı olaya neden olmuştur”, “okullarımız şeytanın kıskacı altında, yetkililer uyuyor mu” demekte. Kızcağızın âilesi perişan ama ayakta durmayı başarıyorlar, bir tek Hürriyet’ten Şermin Sarıbaş bu rezalete “yeter” diyor ve onları köşeye sıkıştıranlara karşı bayrak açıyor.
Tabii, bütün bunlar psikiyatri ve muhtelif tababet web mekânlarında tartışılıyor, infiâl müthiş. İfrat zâten belli de, tefrit de kaçınılmaz bir diyalektikle ortaya fırlıyor: “Psikiyatrlar, hiçbir konuda, hiçbir şekilde beyanatta bulunmamalı” diyen birkaç kişiyle, “kişiler veya tek tek olaylarla uğraşmaksızın, hasta ve insan haklarıyla ilgili etik düsturlara ters düşmeksizin, olguları inceleyip halkı bilgilendirmek, bilinçlendirmek bilim adamlarının görevleri arasındadır” diyen kişiler arasındaki diyalog yumuşak bir zeminde -şimdilik- sükût buluyor.
Akıl insanı insan yapan en büyük mazhâriyet. Frontal lobumuzun müthiş inkişafı, evrimsel ıskaladaki en zeki canlı yapmış bizi. Ama bunu ilmin kudretiyle beslemezseniz boşuna çalışır, havanda su döversiniz. Bir sonraki etapta, aklınızı bilimin kudretiyle teçhiz ettiniz, yâni psikiyatri veya psikoloji uzmanı, doçenti veya profesörü oldunuz…. O zaman da, bu nâçizâne köşenin düsturundaki son kelime geliyor muhayyilemizin sinema perdesine: GÜZELLİK! Mes’eleleri ve olguları kişiselleştirmeden, seviyeli bir şekilde ele alıp yorumlamak, a priori veya a posteriori birtakım varsayımlarla bol keseden lâf dağıtmamak, ihtiyatla ve dikkatle konuşmak, mikrofonların veya kameraların câzibesine mağlûp olmamak, bil’akis, onları kendi seviyenize cezbetmek… İşte bu GÜZELLİĞİ getiriyor. Eski derviş deyişiyle: EDEP YÂHÛ. Akıl ve ilmin kudreti ne olursa olsun, eylemlerimizle ona güzellik katmadıkça, yaptığımız şey veya söylediğimiz kelimeler nâkıs kalır.
Akıl, hikmet, kudret ve güzellik dolu günler dileğiyle sevgiler, selâmlar…
Prof. Dr. Mehmet Kerem DOKSAT
sami çetin
6 Şubat 2008
yorum yok okumak şart
KeremDoksat.Com » İKİ TIBBİYELİ GURU; DAHA NELER GÖRECEĞİZ BAKALIM!
11 Mart 2008
[…] http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/ulema-ne-zaman-buyurmamali/ […]
KeremDoksat.Com » İKİ TIBBİYELİ GURU; DAHA NELER GÖRECEĞİZ BAKALIM!
12 Mart 2008
[…] http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/kazip-bilimler/ http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/alternatif-tib-mi-tibbi-alternatif-mi/ http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/ulema-ne-zaman-buyurmamali/ http://www.keremdoksat.com/2007/09/04/osman-muftuoglu-yemini-etmeliyiz-hepimiz/ […]
Yorumunuz mu var?