KERKÜK TÜRKLERİ’NİN RUHLARINA EL FÂTİHA

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 214 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Önce, Amerikan kuklası Irak Kürt yönetiminin Kerkük’e 100.000’i silâhlı 400.000 Kürt’ü yerleştirildiği dünya medyasına haber olarak düştü. Bunların amacını alamak için pek fazla zekâ gerekmiyordu!Akabinde, heybetli ve kimselerin haremine girilmemesini hatırlatan, bir hitabet ve belâ’gat’ şâhikası olan başbakanımız –bermutat– kükredi. Kükredi de… Hani şu “Allah”? diye kükrediği haberi yayılınca sakatlarını belki iyileşir diye oraya taşıyan necip halkımızın bile artık pek inanası gelmedi bir şeyler yapılacağına. Zâten, Genelkurmay’ın ikazlarına rağmen Rum’a teslim olmaya meyleden Talat’ın avukatlığını yapmasına da necip halkımız ağzı açık bakmakta idi!

“Etkin dış politika uyguladıklarını”? iddia eden ve “kimse bunun aksini düşünmesin”? diye gürleyen devletlû başbakanımızın heybeti 57 saat sürdü ve “Kerkük’te ciddi mânâda demografik yapının değiştirilmesi gayreti var; buna seyirci kalamayız”? ikazı birdenbire “Kerkük’te referandumun ertelenmesi gerektiğini söylüyoruz; hatırlatmak için bu tesbiti yapıyoruz”? şeklinde bir “saptamaya”? dönüştü.

Aynı gün ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson bunları teyit ederek Kerkük’ün Irak’ın kendi iç mes’elesi olduğunu söyledi ve ekledi: “2007’de yapılacağı açıklanan referandumun ertelenip ertelenmeyeceğine Irak’ın kendisi karar verir”?. Aynı büyükelçi Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi askerî operasyonu için de “Türkiye nerede, ne zaman, ne yapacağına kendisi karar verir”? buyurdu. Yâni, “sıkıysa yapın”? dedi.

Bu arada güzeller güzeli, yüzünden nûr akan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bayramken ve seyranken başladığı ve Türkiye’yi dâhil etmediği Ortadoğu-Avrupa turunda PKK’dan “Kürt İşçi Partisi”? diye bahsetti.

Aynı günde http://www.peyamner.com/default.aspx?l=6&id=1661 mahreçli haberde (Mesut Barzani’nin haber ajansından) şöyle yazıyordu: «HALİLZAD: “Erdoğan’ın Kerkük’le ilgili sözlerini önemsemiyoruz”?… 10-Jan–07 [20:55] PNA-ABD’nin yeni BM temsilcisine atanan eski Irak büyükelçisi Zalmay Halilzad Türkiye başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ın Kerkük’le ilgili sözlerine yönelik yaptığı açıklamada, bunları “önemsiz sözler”? olarak değerlendirdi. Halilzad, Irak dâimî anayasanın egemenliğinin Federal bir Irak çerçevesinde korunacağını belirterek bu anayasanın da Irak’taki sorunların giderilmesi konusunda ana çözüm niteliğinde olduğunu söyledi.Bugün akşam saatlerinde Kürdistan bölgesinin Süleymaniye kentinde bir araya gelen Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve ABD’nin eski Irak büyükelçisi Zalmay Halilzad görüşme sonrasında ortak bir basın toplantısı gerçekleştirdi.Basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Zalmay Halilzad, dış güçlerin Irak’ın içişlerine karışmasıyla ilgili olarak , “Iraklılar’ın dışında başkalarının Irak’ın içişleri üzerine açıklamalarda bulunmasının kabûl edilemez”? dedi.Kürt-ABD müttefikliği konusunda Halilzad, şu an elde edilen kazanımların Kürtler’le olan sıkı ilişkilerimizden kaynaklandığını belirterek Kürtler’in de ABD’nin başarı sağlaması için başlıca destekte bulduğunu ve bu başarının bir bölümü de şu an Kürdistan bölgesinde görülen istikrarın olduğunu söyledi.Kürdistan Bölgesi’nden koparılan diğer Kürt bölgelerinin durumunun normâle dönüştürülmesi ve tekrar Kürdistan bölgesine bağlaması konusunda çeşitli çalışmaların aşamasında olduklarını belirten Halilzad, konuşmasının sonunda, Kürdistan bölgesinde ekonomik alanda büyük gelişmeler sağlandığını da söyledi.»Yâni, Pamukçuk’un Nobellendiği 30.000 Kürt ve 1.000.000 (1.500.000 miydi) Ermeni’yi katletmiş olan vahşi, merhametsiz ve canına okunası Türk Milleti’nin 100.000 kişisi yakında “telef”? edilecek.Kim yapacak bunu? Kürtler. Barzani alenen “burası Kürdistanî kalacak”? diyor. (Bu arada Kürtçü bir kenar mahâlle yazarı, şişirilmiş balon Yaşar Kemal ise kıskançlık şirretiyle [kentsoylu Pamukçuk Nobellendi ya] Türkiye’ye giydiriyor ve Kürtler’i nasıl ezdiğimizi anlatıyor).Nerede yapacak? Tarihî bir Türk şehri olan Kerkük’te!Nasıl yapacak?Amerikan Conileri’nin koruması, kollaması ve silâh temini ile…

Türkiye ne yapacak?

HİÇ BİR ŞEY!

Neden?

Çünkü bütün Batı Sevr’i canlandırmaya ve –bermutat– Kürt kartını oynamaya kararlı; %25 oyla iktidara ge(tiri)len AKP’nin başındaki kişi de “benim karım Arap”? diye övünecek, “üst kimlik alt kimlik”? diyecek zamanı bulmayı başaracak kadar basiretli! Türkiye’yi ABD’ye pazarlayanların en kıdemlisi, iflâh olmaz politikomanisi olan Demirel bile bu zata “Sokaktan kork”? diyor ve ekliyor: Osmanlı dâhil devlet, sokağı mağlûp edememiştir.

Ana Muhalefet Partisi’nin başkanı Baykal ise gayrı samimi, nasıl olsa yapılamayacaklar üzerinden prim yapmaya çalışıyor!

KİMDİR BU “TÜRKMENLER”??

Etimolojik olarak Türkmen ismi nereden gelmektedir?

Türkler’in İslâm dinini kabûlleri sırasında Araplar’ın verdiği ad olan Türk-i emin’den gelen isimdir Türkmen. Yâni, Türkmen kelimesini kullananlar Türkler değildir… Selçuklu’dan önce de, sonra da ve günümüze kadar da ısrarla “Türkmen”? kelimesi kullanılmaya devam etmektedir…

Araplar’ın verdiği bu isim “Güvenilir Türk Adam”? (bir yandan da imana Gelmiş Türk Adam) mânâsında kullanılmaktadır. Bu konuda kaynak isteyenlere, “Türk Dili ve Lehçeleri”? (Kültür Bakanlığı Yayınları) tavsiye edilebilir. Bu kaynak kitabın yanı sıra, “Türk Boyları”? ile ilgili özellikle, 1950’lere kadar yapılan çalışmaların büyük çoğunluğunun yabancı kökenli (Rus, Batı Avrupa, Çin, İran vs.) olması nedeniyle, Türkmenler hakkındaki ilk bilgi ve analizler de, yine Türk olmayan araştırmacılardan gelmiştir…

Türkmen, kelimesi “Turk’man, Turk’mand, Türk’mend”? biçimlerinde de kullanılmıştır. Özellikle de Mâvera-ün Nehir’den Doğu Akdeniz kıyılarına ve Mezopotamya bölgesine yerleşen Türkler’in büyük çoğunluğu, farklı Türk boylarına dâhildiler. Aralarında yeşil ve mavi gözlü Kıpçaklar, Kumanlar olduğu gibi, esmer ve çekik gözlü Oğuz Türkleri, daha az oranda Nogaylar ve Kırgızlar ve şu an daha az sayıda olan ve İskit Bakiyesi denilebilecek (Alan - İskit Türkleri Artığı) Karapapak, Terekeme, Azeri Türkleri de mevcuttu. Bölgenin Arap ve Acem olmayan unsurları, Türk boyu veya egemenliğine dâhil iseler, bu kitlelere, hayat şartları, biçimleri, kültürleri, borç konusundaki sadakat ve güvene dayalı ticarî zihniyetleri, liberal ekonomi denilebilecek baskısız ve kısıtlamasız ticarî ekonomik hayatları, misafirperverliği bir nev’î “misafir emânettir”? zihniyeti ile yaşamaları ve benzer birçok güven, sadakât, güvenilirlik anlayışları sebebiyle Türk veya Türk’e tâbi insanlara, bölgenin diğer sâkinlerince “Türkmen, Türk’mend, Turk’mand”? denilmiştir…

Özellikle bu günlerde yapılan vahim bir hataya dikkat edelim: Kuzey Irak’taki ve aslında bütün Ortadoğu’daki -Türkiye dışındaki- Türkler’e tuhaf isimlendirmeler uydurulmuş ve biz de kabûllenmişiz

Özellikle de Irak’taki “Türkmen”? denilen kitle, “Türkmen”? denilmesi doğru olmayan, “Türk”? denilmesi gereken topluluktur… Tıpkı Azeriler gibi, onlara da Azeri Türkü demek gerekir.

Tarihî süreçte, son 1300 küsur yıldır, bölgenin tek siyasî ve askerî hâkimi hep Türkler olagelmiştir… Bugün ise, 1960’larda iki kez, 1990’ların başında bir kez ve şimdi de, hemen her gün aldattığımız ve Türkmen dediğimiz Türkler’e karşı, olması gereken sorumluluk ve görev anlayışı ile hareket etmediğimiz bir gerçektir. Bu, hem Türkiye’nin hem tüm Türk Dünyası’nın ayıbı ve zararıdır…

NEDEN EL-FÂTİHA?  

  Hâlâ anlaşılmadı ise yazayım: Bu güne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Türkler’e yapılan ve yapılacak olan soykırımlara seyirci kalacağız, Gül gibi Dışişleri Bakanımız “onlar bizim akrabalarımız, çok üzülüyoruz vallahi”? diyecek. Hâttâ kendi tabanlarını memnun etmek amacıyla ruhlarına dua etmek için mevlit okuturlarsa hiç şaşmayın! 

 Devletlûnun kafasını Türk Bayrağı’na sokarak yaptığını sandığı “milliyetçi”? çıkışlar (ki, bunlar yasalara aykırı değil mi) sâdece yaklaşmakta olan seçimlerde göz boyamak içindir. Buna inanacak kadar iyi niyetli olanlar da inanın ki çıkacaktır. Bu arada devletlûya köpüren Bahçeli’nin kendisinin iktidardayken neler yapmadığını, yapamadığını veya yaptırılmadığını da hazin bir tebessümle hatırlamaktayım.

Bu arada da “aman oyunuzu esirgemeyin”? elmekleri yağıyor. Kime oy vereceğim? ABD’nin hazırladığı sırada bekleyen yeni kuklalardan birine mi, kendini “Çıplak Uyarıcı”? ilân etmiş kurucusunun tek milletvekilli partisine mi yoksa her tarafından Arabizm akan Baş’a mı?

Bundan sonrası mı?

Türkiye’nin kendi içerisinde akacak olan kardeş kanıdır; amaç ise Türk soykırımıdır. Maâlesef, kimseler de arkamızdan anıt filân dikmeyecek, bir zamanlar Kızılderililer’e yaptıklarını yapıp, unutturuvereceklerdir!

Nasıl mı? Bakın eski Maocu (yeni neci bilmiyorum), Hürriyet gazetesinde köşe yazısı kaleme alan Hâdi Uluengin namlı entelimiz daha şimdiden devletin kendini korumak için haklı veya haksızca uygulamaları nasıl dalga geçerek yazdı köşesinde… Olduğu gibi aşağıya pastalıyorum (imlâ ve Türkçe hatalarına dokunmadan):  Lozan’ı deldirtmeyeceğiz!  DİNSİZİN hakkından imansız gelir, yukarıdaki sloganı işte ben sahipleniyorum.Eh, mademki “ulusalcı” demagoglar belden aşağı vurmaya yeltenirken Cumhuriyet’imizi uluslararası planda resmileştiren antlaşma üzerinden tatava üretiyorlar; o halde ben de, tabii ki onlar gibi mugalâta ve sahtekârlığa tenezzül etmeksizin, o şiarı onlara bırakmıyorum.Tıpkı, söz konusu Cumhuriyeti asla “cumhuriyetçi” yaftalı bezirgânlara ve büyük Mustafa Kemal’i asla “Kemalist” etiketli şarlatanlara hibe etmediğim ve etmeyeceğim gibi!

 DİNSİZİN hakkından imansız gelir, yukarıdaki sloganı işte ben sahipleniyorum.Eh, mademki “ulusalcı” demagoglar belden aşağı vurmaya yeltenirken Cumhuriyet’imizi uluslararası planda resmileştiren antlaşma üzerinden tatava üretiyorlar; o halde ben de, tabii ki onlar gibi mugalâta ve sahtekârlığa tenezzül etmeksizin, o şiarı onlara bırakmıyorum.Tıpkı,söz konusu Cumhuriyeti asla yaftalı bezirgânlara ve büyük ’i asla etiketli şarlatanlara hibe etmediğim ve etmeyeceğim gibi!Demagogların ağzına biber sürerek işte haykırıyorum: “Lozan’ı deldirtmeyeceğiz.

* * *

ŞUNDAN haykırıyorum ki, hafta içinde okuduğunuz için şimdi ayrıntıya girmiyorum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Azınlık Vakıfları” konusunda Ankara’yı mahkûm etti.

Haykırıyorum ki, hafta içinde okuduğunuz için şimdi ayrıntıya girmiyorum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konusunda Ankara’yı mahkûm etti.Tazminat ödeyeceğiz ve karar “emsâl” oluşturduğundan da, hâlâ Sezer vetolu yasa değişmediği takdirde, Strasbourg’da açılmış diğer davalar patır patır aleyhte sonuçlanacak.

Mülki hukuksuzluk göz çıkarttığı için AİHM buradaki gerekçeyi Lozan’a bağlamadı.

Ama “ulusalcı”ların gönlü ferah olsun, zira 1974’e dek süren uygulamayı onaylayarak ve Türkiye’yi mahkûm ederek, tam tersine, aslında dolaylı yönden o Lozan’ı sahiplendi.

Çünkü, Bursa’daki sağır sultan bile biliyor ki, eğer Antlaşma 1923’ten beri defalarca ve defalarca “delindiyse”, bunu kevgire çevirmiş olan yegâne taraf Türkiye’dir!

Gayr-i müslim azınlıklara yönelik tecavüzlerden ilk aklıma gelenleri sayayım mı?

* * *

BÖLGEYİ terketmeleri için 1933’te Trakya Yahudilerine karşı pogrom düzenlendi.

1942 Mayısında Anadolu Ajansı’nda çalışan Museviler bu kurumdan acilen kovuldu.

Yine 1942’de, dönmeler dâhil İslam kökenli olmayanlara “Varlık Vergisi” uygulandı. Mülkleri ellerinden alındı ve ödeyemeyenler Aşkale’de kürek cezasına çarptırıldı.

1956’da Rumlara karşı dehşet bir pogrom gerçekleştirildi. Helenler hızla göç etti.

1964’teki gizli kararnameyle yine Rum mallarının mülkiyet değişim hakkı yasaklandı.

Heybeliada Ruhban Okulu “kitabına uydurularak” (!) 1971’de kapatıldı

1974’ten itibaren de azınlık vakıflarına çullanmak için yine iş “kitabına uyduruldu”.

Tabii, pasaport ve kimlik numaralarındaki “azınlık şifrelemesi”nden, aynı azınlıkların sivil ve askeri memur olmasını yasaklayan “görünmez yasalar”a burada hiç değinmiyorum.

* * *

EE, hadi geçtim o “kapı gibi” Lozan’ı mozanı falan da, en temel, en asgarî ve en hayati hak ve özgürlükleri “delen” (!) taraf kim oluyor?

1974 öncesini onaylamakla AİHM neden hem Antlaşma’yı, hem Ankara’nın bu tarihe kadar ona uyduğunu teyit ediyor da, ancak sonrası için “kevgire döndü” hükmünü nasıl veriyor?

“Lozan’ı deldirtmeyeceğiz” diye çocuk kandırmayalım, burnumuz daha da uzuyor.

* * *

AMA doğru, çok milletli ve çok dinli bir imparatorluktan ulus devlete kolay geçilmez.

Dolayısıyla, özünde Türkiye’nin “etno İslamileşmesi”ne tekabül eden yukarıdaki tablo bir dereceye kadar anlaşılabilir. Günah çıkartmanın ve yakınmanın pek âlemi yoktur.

Ancak, o ulus devleti kuralı ve bunu Lozan’da söke söke tescil ettireli tam 83 yıl bitti!

Rüştümüzü ispat ettik ve akıl çağına girdik. Üstelik, gayr-i müslim yurttaşların oranı bugün o 83 yıl öncesinin kat be kat altındadır.Üstelik, gayr-i müslim yurttaşların oranı bugün o 83 yıl öncesinin kat be kat altındadır.Heyhat, artık azınlık bile sayılamazlar. Onları mikroskobik bir virgüle dönüştürdük.Üstelik, gayr-i müslim yurttaşların oranı bugün o 83 yıl öncesinin kat be kat altındadır.Heyhat, artık azınlık bile sayılamazlar. Onları mikroskobik bir virgüle dönüştürdük.Ve insaf, tüm bunlara rağmen “Sevr paranoyası” hâlâ kol geziyor. Hâlâ prim yapıyorÜstelik, gayr-i müslim yurttaşların oranı bugün o 83 yıl öncesinin kat be kat altındadır.Heyhat, artık azınlık bile sayılamazlar. Onları mikroskobik bir virgüle dönüştürdük.Ve insaf, tüm bunlara rağmen hâlâ kol geziyor. Hâlâ prim yapıyorEkümenik Patrikhane’den, Haliç ayinine; Süryani yurttaşlara kiliseden, azınlık vakıfları mülkiyetine, her defasında “Lozan’ı deldirtmeyeceğiz” demagojisinden medet umuluyor.

Üstelik, gayr-i müslim yurttaşların oranı bugün o 83 yıl öncesinin kat be kat altındadır.Heyhat, artık azınlık bile sayılamazlar. Onları mikroskobik bir virgüle dönüştürdük.Ve insaf, tüm bunlara rağmen hâlâ kol geziyor. Hâlâ prim yapıyorEkümenik Patrikhane’den, Haliç ayinine; Süryani yurttaşlara kiliseden, azınlık vakıfları mülkiyetine, her defasında demagojisinden medet umuluyor.Öyle mi efendiler, o halde size artık “Lozan’ı deldirtmeyeceğiz” ve deldiğiniz yeter!

NE DİYOR BU GİBİ ADAMLAR?

Diyorlar ki “Lozan delinemez”, “Sevr paranoyası vardır”, “Batı’ya biz çok ayıp etmişizdir” ve “Türk Devleti’nin kendini koruma hakkı yoktur”?. Bilhassa bu çok hassas dönemde bunların hatırlatılmasında muazzam isâbet var bu yazarımıza ve benzerlerine göre. Bu kadar kötü şeyler yapan bir milletin dünyadan temizlenmesi için gerekli vasat ve zemin teşekkül etmişken, yangına benzin pompalamak da pek makbûl ve muteberdir.

Öyle olsun ki biz iyice kendimizden utanalım, kendimize lânet edelim ve bizi katletmeye geldiklerinde, cellâtlarımızın yedi ceddine hayır duaları edelim…

Ben gene de ümitliyim, gene de bir şeyler yoluna girer diye dua ediyorum ve belki darmadağın Türk Milleti bu sefer birleşip bütünleşir diye ümit ediyorum. Ne de olsa paranoyakım ya, ne yapsam yeridir!

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat - 14 Ocak 2007 Pazar

4 Yorum »

  1. ayşe çelebir

    19 Şubat 2007

    hocam ne kadar enteresandır ki her konuda kendilerince yazılarınızı kendi tabirleriyle ‘’protesto eden'’ bazı kesimler bu yazınıza sessiz kalmışlar.
    Ne diyelim kurtların sessizliği..
    Saygılar ve başarılarınızın devamını dilerim

  2. kahan

    2 Temmuz 2007

    ne musul, ne kerkuk, ne diyarbakir turkiyenin huzuru bagdata baglidir…

    hatta guzel bir ata sozu de vardir bu konu ile ilgili; cagrildigin yere git cagrilmadigin yere gitme!

  3. Kağan Tamtürk

    10 Temmuz 2007

    Kör agop çetesinin hoşgörü treni varya rotası aya irinideki kardeşlik adı altında Türke küfür etme senfonisine dönen hani o bop’un başkenti diyarbakıra uğrayan , suyun ötesindeki dostumuzdan bize afyon getiren acep o tren Karabahtlı Kerküğe’de uğrarmı vakti zamanında Hocalı ‘ ya uğramamıştı… Kara Tren gecikir belki hiç gelmez Kerkük kesme umudunu birgün Tarihteki paşalar dirilir kılıç kuşanır Kerküğün yüzünü güldürür.

  4. onurosman çavuş

    23 Ekim 2007

    ata sözü

  5. Yorumunuz mu var?