Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3091 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

KULÜBE HOŞ GELDİNİZ MR. HALÛK BİLGİNER!

12 Åžubat 2002’de Hürriyet’in Kelebek ekinin 4. sayfasında Halûk Bilginer’le yapılan bir mülâkat yayınlandı. Mevlüt TEZEL’in sohbetini Sinan ÖZBALKAN’ın fotoÄŸrafları süslüyordu. Esas konu 16 Åžubat’ta gösterime girecek olan “Polis” filmiydi. Önce röportajı olduÄŸu gibi aÅŸağıya alacağım (ama Türkçe hatalarını düzelterek), sonra da edecek birkaç sözüm var…

Her insanın içinde bir kaatil var!

16 Åžubat’ta vizyona girecek olan “Polis” filminin baÅŸrol oyuncusu Halûk Bilginer, Kelebek’e konuÅŸtu. “Polis’in ÅŸiddetle beslenen kahramanı Musa Rami’den açılan söz, döndü dolaÅŸtı Türkiye’de yaÅŸanan ÅŸiddet olaylarına ve Hrant Dink cinayetine dayandı. Bilginer, tıpkı Fedon gibi sarsıcı açıklamalarda bulundu: “Türk toplumu, ırkçı bir toplum. ÖrneÄŸin ‘Anladıysam Arap olayım’ derken Araplar’a hakaret ettiÄŸimizi düşünüyor muyuz?”

—“Polis”, klâsik hikâye anlatım kalıplarından farklı bir dile sâhip. Altı kiÅŸilik âilenin katledildiÄŸi bir sahnede bile gülüyor insan.

— Evet, “Polis”in normâl izleyicinin pek alışık olmadığı bir anlatımı var. Ama bu o kadar çarpıcı ve güzel bir anlatım ki, ben filmi izleyen herkesin bu farklılıktan etkileneceÄŸini düşünüyorum. Bence “Polis”, seyircinin ezberini bozacak bir film. İzleyicinin alışkın olduÄŸu senaryo akışından çok farklı bir anlatıma sâhip. Ancak bu sıra dışı anlatım asla itici deÄŸil, aksine seyirciyi yavaÅŸ yavaÅŸ içine çekiyor.

—Klâsik dramada izleyici, finâlde kahramanın yaÅŸadıklarıyla bir catharsis (arınma, boÅŸalma) duygusu yaÅŸar. “Polis”te bu duyguyu bulamıyoruz, deÄŸil mi?

— Evet, filmin öyle çarpıcı bir finali var ki, izlerken boşalmıyor tam tersine doluyorsunuz.

— Musa Rami ne bir kahraman ne de bir anti-kahraman… Musa Rami kim?

— Musa Rami, tüm çeliÅŸkilerini içinde barındıran gerçek bir insan. Filmde anlatılmak istenen ÅŸu: Siz ne kadar mücadele etseniz de hiçbir ÅŸey istediÄŸiniz gibi olmayabilir. Kahraman görmeye alışkın olan izleyiciler sürekli çöküş yaÅŸayan Musa Rami’yi izlediklerinde acaba ne hissedecekler, çok merak ediyorum. Bir hikâyenin iktidarı sâdece kahramana bırakıldığında o hikâyenin özünü anlamamız mümkün deÄŸildir. Meselâ Onur (yönetmen Onur Ünlü) filmin başına  bir Alman düşünürün sözünü koymuÅŸ. Şöyle diyor adam: “Gerçeklerle yetinen insanları aklım almıyor.” Ne kadar güzel söylemiÅŸ. Gerçek nedir ki? Gerçek artık çok göreceli bir kavram. DoÄŸrusu ben herkese dersini veren, tekdüze bir kahramanı oynamadığım için çok mutluyum.

—Gâliba Onur Bey’in “Çok iyi bildiÄŸimiz ÅŸeylerin hiç bilmediÄŸimiz ÅŸekilde ilerlemesini istedik” sözü filmi özetliyor.

— Evet, “Polis” filminde hiç ummadığımız ÅŸeyler geliÅŸiyor. İzleyici sürekli ters köşeye yatırılıyor.

— Filmde, öykü hüzünlü giderken, araya tüm âilenin pikniÄŸe çıkıp “I Will Survive” ÅŸarkısıyla 19 Mayıs hareketlerini yapması gibi absürt sahneler giriyor. Filmin bu mizah anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

— Arada izleyiciyi ÅŸaşırtmak iyidir. Onur da bunu çok iyi becermiÅŸ. DediÄŸim gibi “Polis” çok farklı bir film. İzleyici bayağı eÄŸlenecek.

— “Polis” san’atkârâne kaygılarına raÄŸmen popülerliÄŸi de yakalıyor mu?

— Popülist olmadan popüler olmak ayıp değil. Keşke bu film popüler olsa, aslında olacağına çok inanıyorum. Sanatsallığı ayrı tutmak gibi bir şey olamaz. Çünkü sinema zâten bir san’at. Bugün keşke tiyatro da popüler olsaydı da Hrant Dink öldürülmeseydi.

— Gelelim “şiddete meyyalim vallahi dertten” sözüne… Musa Rami neden ÅŸiddete ihtiyaç duyuyor?

— Musa Rami’yi yaÅŸamı ve mesleÄŸi ÅŸiddete yöneltiyor. Öldürdüğü bir adamın üzerinden 18 kurÅŸun çıkıyor. İlk sahnede mafyanın oÄŸlunu öldürüp eve gömleÄŸi kanlı geliyor ve kızı “ay baba yine üstün başın kan olmuÅŸ” diyor. Bir fırıncının nasıl üstünde un varsa Musa Rami’nin üzerinde de kan var.

— Freud’a göre şiddet ruhumuzun önemli bir alanını kapsıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

— Åžiddetin binlerce çeÅŸidi var ama… Sâdece fiziksel deÄŸil duygusal ÅŸiddet de olabilir. Duygusal ÅŸiddete baÅŸvuran birçok insan var.

— Sizin de ÅŸiddete ihtiyacınız var…

— Benim mi? Benim yok ama ihtiyacı olanlar vardır. Şiddet zayıflık belirtisidir. Güçlü insan gücünü göstermez. Güç, gizli, sâkin ve sessizdir.

— Ben ısrar ediyorum, sizin de ÅŸiddete ihtiyacınız var. Nuriye Akman’a verdiÄŸiniz röportajda “şiddetle ilgili ciddi sorunum var. Okul yıllarında bile kimseyle kavga edemedim” diyorsunuz.

— Ben orada okul yıllarımdan bahsettim. Şiddet bence çocuklukta insanların birbirini tanıma yoludur.

— İlginç! İnsan şiddetle karşısındakiyle nasıl tanışır?

— Şiddet dediğimiz itişme kakışma. Bak böyle itersin arkadaşını. (Halûk Bey eliyle itiyor beni ve tanışıyoruz onunla. Gerçekten ilginç bir duygu)

NEFRETLE YETİŞTİRİLDİK

— Yâni dokunma duygusu mu?

— Evet, ittirmek kaktırmak. Hani arkadaşına “Ne oluyo” falan dersin ya.

— Şiddet içimizde yâni?

— Şiddet her insanda var. Her insanın içinde bir kaatil var.

— Galiba artan ÅŸiddet vak’alarını konuÅŸurken de insanın içindeki ÅŸiddet duygusunu unutmamak gerekiyor…

— Yok, onu sâdece ruhumuzdaki şiddet duygusuyla açıklayamayız. Bugün yaşananlar çok daha derin mevzular. Toplumumuzda şu anki şiddet ve linç duygusu, Türkiye’nin yakın tarihiyle alâkalı. Toplumumuza geçmişte neler öğretildiğiyle alâkalı.

— Belki de Batı’nın modern yaÅŸamına geçiÅŸimizle alâkalı. TRT’nin tek kanallı olduÄŸu, “Perihan Abla” dizisi tadında yaÅŸadığımız günlere mi dönsek…

— Åžu anda yaÅŸananları “televizyonda ÅŸiddet gösteriliyor, çocuklar ÅŸiddete yöneliyor” sözleriyle de açıklayamayız. Åžu anda ülkemizde yaÅŸanan ÅŸiddet geçmiÅŸte toplumumuza bilinçli ve sistematik olarak enjekte edilen öğretilerin sonucudur.

— Peki, bize ne enjekte edildi sistematik olarak?

— Nefret… Sevgiyle deÄŸil, nefretle yetiÅŸtirildik. Tüm bu yaÅŸanan ÅŸiddet, yakın tarihimizde toplumda oluÅŸturulan nefretin eseridir.

— Biraz daha açalım mı bu konuyu?

— Hepimiz ırkçıyız. Türk toplumu, ırkçı bir toplum. Irkçılık bilinçaltımızda var (MKD: Yesinler). Bilinçaltımıza çocukluÄŸumuzdan beri ırkçılık iÅŸleniyor. ÖrneÄŸin biz “Anladıysam Arap olayım” derken düşünüyor muyuz ne söylediÄŸimizi ya da ne yaptığımızı? Araplar’a hakaret ediyoruz. Ya da “Çingene hesabı yapma” diyoruz. Birisini aÅŸağılamak için Çingene diyoruz. Yâni Çingeneler’e hakaret ediyoruz. Ya da “Korkak Yahudi” diyoruz. “Ermeni tohumu” diyoruz. “Kürt çalar Çingene oynar” diyoruz. İşte bunlar bizim toplumsal bilinçaltımız. Bu sözler bilinçaltımıza iÅŸlenen ırkçılıktır. EÄŸer kulağımız duyuyorsa aÄŸzımızdan çıkanı, o zaman bu toplumda ÅŸiddetin neden hüküm sürdüğünü daha iyi anlarız. Bizim bunlarla mücadele etmemiz lâzım. “Anladıysam Arap olayım” ne demek? Böyle aptalca bir cümle olur mu? “Anladıysam Türk olayım” dersem ne diyeceksin? Hiç düşünmeyiz bunları. İşte bahsettiÄŸim toplumsal bilinçaltı bu. Var olmak için öldürmeyi seçiyorsanız ya da seçtiriyorlarsa size, yapacak bir ÅŸey yok. Adamın yapacak bir ÅŸeyi yok, gidip adam öldürüp öyle var oluyor. Var olmak için öldürmeyi seçen bir toplum olduk.

— Hrant Dink cinayetinden sonra “hoÅŸgörü toplumuyuz” sözünün havada kaldığını anladık belki de. Ya da hâlâ farkında deÄŸiliz…

— Farkında olmak bir insanlık durumu. Toplum olarak bilinçaltına ne işlenmiş, bunun farkında olacaksın. İnsan olmaya çalışıyorsak farkında olacağız.

— Zeki Demirkubuz’un “Kader” filmini izlediniz mi?

— Hayır izlemedim.

— “Kader”, sizin “Mâsumiyet”teki unutulmaz tiradınızdan yola çıkılarak çekildi ve siz daha bu filmi izlemediniz…

— İzleyemedim. Kaçmaktan kovalamaya vakit yok.

— SİYAD Ödül Töreni’nde de Tarık Akan, ödüle aday filmlerin hiçbirini izlemediğini söyledi. Sizin gibi önemli oyuncular sinemadaki son gelişmeleri merak etmez mi?

— Ben ne zaman izleyeyim ki? Her gece oyunum var. Ben de “Kader”i merak ediyorum. En kısa zamanda izleyeceÄŸim. Bir an önce filmi izleyene ödül mü veriyorlar?

— İzleseydiniz soruma en azından yanıt vermiş olurdunuz.

— O zaman izlediğimde konuşuruz.

— Ağzımın sulanması gerekiyor.

— Senaryonun farklı yerlere gideceğine dair kaygınız olduğunu söylemişsiniz.

— Kesinlikle. Ben senaryoyu okuduktan sonra Onur’la (Ünlü) konuştum. Onur da bu sıra dışı senaryoyu nasıl çekeceğini anlattı. Zâten böylesine güzel senaryo yazan bir yönetmenin kötü film çekeceği hiç aklıma gelmedi. Bu düşüncemde yanılmadığımı gördüm. Çok iyi bir iş çıktı ortaya.

— Sizin gibi usta oyuncular genelde filmografisi saÄŸlam yönetmenlerle çalışır. Oysa “Polis”, Onur Ünlü’nün ilk filmi…

— Benim için bir yönetmenin deneyimli ya da ödüllü olması önemli değil. Önemli olan senaryonun beni heyecanlandırması. Kısacası projeyi gördüğümde ağzımın sulanması gerekiyor.

— Polis, izleyicinin ezberini bozacak.

— Onur Ünlü’nün ilk yönetmenlik denemesi olan “Polis” filminin özeti kısaca şöyle: MesleÄŸinde efsane olmuÅŸ cinayet masası polisi Musa Rami (Halûk Bilginer) ünlü mafya âilesi İzmitliler’in küçük oÄŸlunu vurunca hem âilesini hem de kendisini büyük bir tehlikeye atar. Ama belâ vız gelir Musa Rami’ye. Onun derdi, kendisinden 40 yaÅŸ küçük üniversite öğrencisi Funda’ya (Özgü Namal) duyduÄŸu büyük aÅŸktır. “Polis”, Halûk Bilginer’in de dediÄŸi gibi “izleyicinin ezberini bozacak” bir film. “Polis”, en dramatik sahnede bile izleyiciyi kahkahalarla güldürecek sıra dışı bir mizah anlayışına sahip. Hem dramatik, hem komik, hem romantik hem de aksiyon dolu bir çalışma. Filmin en büyük kozu ise Al Pacino’nun yerli şûbesi Halûk Bilginer. Usta aktör, iki saat boyunca görkemli bir oyunculuk gösterisi sergiliyor. Kısacası bu kült film çok konuÅŸulacak.

NELER DİYOR MR. HALÛK BİLGİNER?

Mr. Halûk Bilginer 1954’te İzmir’de doğmuş. Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü bitirdikten sonra Devlet Tiyatrosu’nda çalışmış. İngiltere’de Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi bünyesinde 1 yıllık çalışmanın ardından, 1980 ilâ 1993 yılları arasında İngiltere’de TV dizilerinde ve tiyatrolarda oyuncu olarak görev yapmış ve Türkiye’de kendi tiyatrosunu kurduktan sonra (Tiyatro Stüdyosu) birçok oyun sahnelemiş. Ulusal ve Uluslararası Sinema ve Tiyatro ödülünün sâhibi. Yâni, iyi ve düzgün kariyeri olan bir meslek adamı, kalitelikli bir san’atkâr olarak görünüyor!

Bakın bu “adam gibi adamın” dediklerine…

Öncelikle, Freud ve sâir konularda hafif uçmuÅŸ; bilinçaltı deÄŸil bilinçdışı demeliydi. “Şiddet bence çocuklukta insanların birbirini tanıma yoludur” ÅŸeklindeki psikanalitik yorumu bir şâheser (pardon, “baÅŸyapıt”). Belli ki kendi nâhoÅŸ çocukluk hâtıralarını Musa Rami muhayyel ÅŸahsiyetiyle birleÅŸtirip, kendi milletine duyduÄŸu öfkeyi “sanatsal” olarak ve bir “kült film”le (ne demekse) boÅŸaltacak. Hele ÅŸu ifâde tarihe geçecek kadar muhteÅŸem: “Bugün keÅŸke tiyatro da popüler olsaydı da Hrant Dink öldürülmeseydi”. Ne alâka demeyin, Halûk Bey öyle diyorsa, öyledir.

Bir baÅŸka ilginçlik de, her büyük adamda olan ama bu mülâkatta dozunu aÅŸmış olan narsisizm… O da dert deÄŸil. Vallahi deÄŸil. Yakışıyor… Kendisinden mülhem ÅŸeyleri seyretmeye vakit bulamamış; ÅŸu ifâdeye bakın: Ben ne zaman izleyeyim ki? Her gece oyunum var. Ben de “Kader”i merak ediyorum. En kısa zamanda izleyeceÄŸim. Bir an önce filmi izleyene ödül mü veriyorlar?

Halûk Bilginer’in ucuz çıkışlara, halk yardakçısı zırvalıklara asla muhtaç olmaması gerekir. Bir Türk ve bu memlekette yaşıyor, bu milletin ekmeÄŸini yiyor. Dünyânın en ırkçı milletinin topraklarında o kadar zaman kalmış olduÄŸuna göre, ufkunun çok geniÅŸlemesi gerekirdi, olamamış. O ülke ki, hâlâ kendini Büyük Britanya zanneder ve kuzinleri ABD ile konsonant hâlde 3. Dünyâ Hârbi’nde baÅŸta biz olmak üzere bütün dünyayı kullanır, faÅŸizmin en dik âlâsını dünyaya dayatan insanlarca yönetilir! O memleketin kültüründeki “ötekileri” aÅŸağılayan deyim ve atasözlerini sıralamaya sahifeler, kitaplar yetmez…

Acaba, hele tiyatro gibi kökünden lisanla ve kültürle, folklorla bezenmiş bir san’atı öğrenirken, gaflete mi düştünüz de fark etmedi? Yoksa bir idrak kusuru mu var?

“Anladıysam Arap olayım”, “Çingene hesabı yapma”, “Korkak Yahudi”, “Ermeni tohumu”, “Kürt çalar Çingene oynar” gibi ifâdeler ırkçılığın deÄŸil, deÄŸiÅŸik etnik grupların davranışlarının, tarzlarının folklora yansımış hâlidir. Bin küsur sene önceden beri komÅŸu olan, sonra da aynı devlet içerisinde asgarî kavga, âzamî sûlh içerisinde yaÅŸamış akvâmın (kavimlerin) birbirleri hakkındaki intibâlarıdır bunlar. Her harsta (kültürde), kabilede, millette ve medeniyette de benzerleri mebzûl miktarda mevcuttur. Bütün Avrupa ülkelerinde diÄŸerleriyle ilgili benzeri ifâdelere rastlarsınız.

Acem Kürdî, Kürdilî Hicazkâr, Muhayyer Kürdî, Acemaşırân ve nice makamlar ırkçı olduğumuz için mi yaratılmıştı? Osmanlı’da Ak Budun ve Kara Budun neydi, bilir misiniz? Ve daha neler neler… Belli ki içinde yüzdüğü harsın farkında değil: O mâhiler ki deryâ içredur deryâyı bilmezler misâli… Özüne yabancılaşmış.

Şöyle buyurmuş:

— Nefret… Sevgiyle deÄŸil, nefretle yetiÅŸtirildik. Tüm bu yaÅŸanan ÅŸiddet, yakın tarihimizde toplumda oluÅŸturulan nefretin eseridir.

MuhteÅŸem bir tesbit ve sahih! Ama akabinde ettiÄŸi lâflar beni onun gerçekten de bir entellektüel olduÄŸunuz fikrinden uzaklaÅŸtırdı. Bu nefretin tohumlarını bilhassa son 30 senede arasaydı isabet tamdı ama kalkıp uluslaÅŸmaya en çok muhtaç olduÄŸumuz bir zamanda, bütün Türkler’e teÅŸmil etmiÅŸ. “Just on time” yâni!

Ayıp ettiniz, Türk’e sövmek, Türklüğü aşağılamak modasına uydunuz. Bir de tiyatrosunu yapacaksınız. Helâl olsun. Belki de bir Nobel kaparsınız.

Bunu gafletten yaptıysanız, câhilsiniz!

Dalâletten yaptıysanız, onca tahsil ve terbiye fezâya uçmuş demek ki…

Yok, eğer hıyânet içerisinde konuştuysanız, bunun doğru olması ihtimâlini dahi tasavvur etmek istemiyorum.

Sizi Murat Belge ve benzeri küffar arasında tahayyül edemiyorum, etmek de istemiyorum! Varoluşunuzu belgelemek için bu rezâlete ihtiyacınız mı var?

Hele hele, Hrant Dink cinayetinin beynelmilel emperyalizmin aşağılık bir oyunu olduğunu göremiyorsanız, biraz tefekkür ediniz, düşününüz, sağa sola bakınız… Türkiye üzerinde oynanan aşağılıkça oyunlara bir bakınız…

Ve düşününüz!

Bir de buyurmuÅŸsunuz: “Gerçek nedir ki? Gerçek artık çok göreceli bir kavram. DoÄŸrusu ben herkese dersini veren, tekdüze bir kahramanı oynamadığım için çok mutluyum.”

Bravo! Bakın, eminim ki mükemmel olan İngilizceniz için size dört anahtar kelime:

—    Gerçek (Reality)

—    Hakikât (Verity)

—    Doğru (Truth)

—    Epistemoloji (Epistemology)

Ben, her şeye rağmen, sizin bütün faâliyetinizi saygı ve takdirle (san’atınızla ilgili olarak) takip ediyor olacağım…

Mehmet Kerem Doksat – İstanbul – 28 Åžubat 2007 ÇarÅŸamba

6 Yorum

Hakan keskinMart 12th, 2007 03:46

Hocam,

Haluk abiyi tanırım, ciddi bir vatanseverdir; sâdece tepkimizi artık özellikle Türkler üzerine zamanında milliyetciliÄŸin taseronluÄŸunu yapan bir oluÅŸum üzerinden yaptığımız için bir umutsuzluk hâkim olan bizim aydınımız o. Oysa artık Türk olma zamanı ve geçerli deÄŸil, ezilen ulus Türkler oldugunu özellikle Anglosaksonlar tarafından anlayacak aydınlarımız…

MKD: Dilerim öyle olur ama kendi milletini aÅŸağılamakla hiç olmaz…

Murat Yamaç TarduMart 12th, 2007 13:40

Hakan Keskin,konuştuğundan tek kelime anlaşılmıyor.

Hakan keskinMart 12th, 2007 16:48

Degerli insan
haklısın kullandığım devrik cümle sayısı hayli fazla.Sunu demek istiyorum:Haluk Bilginer saygın bir oyuncudur vatanseverdir,tespit ettiği bazı noktalar doğrudur ancak artık Türk aydınlarının Türk kelimesinden korkma zamanı gecmiştir.Bu korku pentagonun Türk milliyetciliği diye zokaladığı zaman zaman gene rastladığımız sokak itlerinin güzel bayrağımızı kullanmasından kaynaklandı.oysa hocanın dediği gibi her kış komunistler gelecek diye celal bayar ve şurekası halkçılarla halkın bağını kopardı sonuçta aydınlar için Türk demek fasist demekle esdeğer hale getirildi.hırsızı namussuzu serefsizi önce bayrağın altına sığındı hep korundu oysa hırsız hırsızdır katil katildir perincek isviçrede yapayalnızdı(simdi bunu soyledim ya ipli olurum oysa yıllarca sagcı oldum)orda anladımki vatan sahipsiz Türklerde vatanseverlik kavramı zayıflamış ne üzücü vatanseverlik bir kesif yapmadır ,vatanseverlik cana kıyma değil insanları ne mutlu Türküm(canım,malım,ırzım ve ekmeğim güvence altında çevrem korunuyor yeşili seviyorum,her Türk tek tek çok kıymetli işbirlikçi basınım yok ) deme haline getirmektir

Özgür BarışseverNisan 21st, 2007 01:54

“Hele hele, Hrant Dink cinayetinin beynelmilel emperyalizmin aÅŸağılık bir oyunu olduÄŸunu göremiyorsanız…” Biraz komik bir saptama olmamış mı hocam ? Katiller ve iliÅŸkili olduÄŸu kiÅŸi ve kurumlar yeterince açıkken hâlâ daha müphem bir emperyalizm canavarından demvurmanız garip doÄŸrusu. Türklüğü koruyacağım derken bilimden bu kadar uzak düşmeniz üzücü.

MKD: ?

[...] lûtfen http://www.keremdoksat.com/2007/03/01/siz-de-mi-haluk-bilginer/ makalemi bir tıklayıp okuyun, nasıl da yanılmadığımı -maâlesef- [...]

Ulaş ÇamsarıEkim 23rd, 2011 17:07

Hocam, her iki yazıyı da okudum, “Fazıl Say Tantanası” adlı yazınızdan sonra (http://www.keremdoksat.com/2007/12/19/fazil-say-tantanasi/#comment-70314)
Size hak vermemek elde deÄŸil.
Özgür Barışsever arkadaş da emperyalizmi kurumlardan bağımsız bir şey zannediyor herhâlde. Kurumlar belli olunca emperyalizm olmuyormuş. Öyle diyor.
Emperyalizm tarifini kendisinden dinlemek isteriz.
Saygılar…

MKD: Bilmukabele…

Yorum Yapın

Mesajınız