BİR TÜRKÜMÜZ ve TÜRK’ÜMÜZ DAHA YOK MU?
30 senedir fiilen ayrılıkçı Kürt terörüyle uğraşıyoruz. Bu işin kökleri ise 300 sene öncesine kadar uzanıyor. Batı, yâni şimdiki ismiyle AB ve ABD bizi tarihimiz boyunca Kürt ve Ermeni kartıyla vurmuştur. O zamanlar zafer süngünün ucunda idi, şimdi ise mertlik filân kalmadı. Dünyayı Evanjelist ABD ve WASP ile işbirliği yapan Siyonizm işgâl ediyor. Nasıl mı? Bir arkadaşım şu mesajı yollamış:Yakın zamanda seyrettiğim bir belgeselde bir Evanjelist misyonerin -çocuk râhibeliği denildiğinde ilk akla gelen isimmiş- faâliyetleri anlatılmakta.
Yanına oturttuğu yıkanmış beyinli çocuğa küresel ısınma hakkında ne düşündüğünü soruyor. Çocuk, ısınmanın sadece 0.6 derece olduğunu ve bunun hiçbir önemi olmadığını, küresel ısınmanın siyasî sebeplerle ortaya atılmış bir safsata olduğunu söylüyor. Onu onaylayan râhibe şunları söylüyor:
— Küresel ısınma gibi şeyler zâten önemli değildir. Çünkü biz bu dünyadan göçüp gideceğiz. İsa bizi buradan kurtaracak. Yapmamız gereken dünyanın tüm nimetlerinden sonuna kadar yararlanmaktır.
Bu süper râhibe, Filistin’deki Araplar’ı eleştiriyor ve onların küçük çocukları şuurlu şekilde eğittiklerini, ellerine bombalar ve tüfekler verdiklerini ifâde ediyor.
Sûret-i Hakk’tan gibi gözükürken ne dese beğenirsiniz?
— Benim çocuklarımın da Filistin’dekiler gibi şuûrlu ve heyecanlı olmasını istiyorum!
Bir kız çocuÄŸunun aynanın karşısında dans ettiÄŸini görüyoruz. DinlediÄŸi müzik “Christian Heavy Metal” ve “Christiyan Hard Rock”.
Diyor ki:
— Britney Spears dinleyemem çünkü o sâdece erkeklerden ve kızlardan bahsediyor. Ben ise Tanrı’dan ve Hristiyanlık’tan bahseden müzikleri dinlemek istiyorum.
Yalnız burada dikkatimizi çeken durum şu: Çocuğun aslında Hristiyanlık filân umurunda değil. Zâten Hristiyanlığın ne demek olduğunu ne kadar biliyor ki? Çocuk, her çocuk gibi kendini ifâde etme biçimi olarak diğerlerinden kendisini ayıracak ve özel birisi yapacak bir tarz benimsemeye çalışıyor. İşte burada çocukları cezbedebilecek her türlü ortamı yaratma
konusunda uzmanlaÅŸmış süper rahibemiz devreye giriyor. Ve öyle bir Hristiyan tipi sergileniyor ki, son derece “cool?. Havalı olarak nitelendirilen rap, hip hop gibi tarzlar bu Evanjelist tiplemesi yanında solda sıfır kalıyor. At Kitab-ı Mukaddes’i yere, uzan çimenlere, vereceÄŸin vaaz için birkaç cümle düşün. Heyecanlısın ama vaaz öncesi toplu olarak icra edilen danslar ve içinde bol bol “İsa“, “kan”, “savaÅŸ” geçen ÅŸarkılarla coÅŸtuÄŸunda havaya girersin, merak etme. Seni çeken kameraya nasıl Tanrı ile konuÅŸtuÄŸunu göster, aÄŸla, bağır. (Gerçekten de ideolojilerini çocuklara yaymak için hazırladıkları bu ÅŸuurlu sosyal eÄŸlence ortamı midemi bulandırdı.)
Çok eğlendik ama artık biraz da şarkı söylemeyi bırakıp bir şeyler öğrenelim:
— Okullarda size öğretilen tüm o “protoplazma” saçmalıklarına inanıyor musunuz? (çocuk kahkahaları). Hükûmetimizin de istediÄŸi gibi yaratılışçılığı ve akıllı tasarım görüşünü okullarda öğretmeliyiz. İyi baktığımızda yaratılışçılığın her ÅŸeyi açıkladığını görüyoruz.
— Galileo, İsa için bilimi bırakmakla çok doğru yapmıştır.
— Harry Potter büyücü olduğu için İsa’nın düşmanıdır. Eğer kutsal kitapta ondan söz edilseydi, bir şeytan olarak söz edilirdi.
(Bu anti-Harry Potter akımının ne kadar da “cool? olduğunu söylememe gerek yok. Zâten o dört-göz veledi hiç sevmemiştim. Kahrolsun Harry Potter!)
Tanrı’nın ordusunda sahtekârlara yer olmadığını belirten râhibemiz, burada İsa için dua eden ama diğer arkadaşları ile birlikteyken küfürlü konuşan çocukları yıkanarak temizlemeye davet ediyor. Bu temizliğin ne kadar da cezp edici ve eğlendirici olduğunu fark ediyorum. Ben orada sahtekâr ve küfürbaz olmasam bile bu şova katılmak isterdim şahsen. Çünkü râhibemizin elindeki o pet şişeye uzanarak ıslanan ellere eşlik eden ağlayış ve çığlıklar, bu ritüeli reddedilmesi zor hâle getiriyor.
O masanın üzerinde duran fincanlar ve o pala bıyıklı adamın elindeki çekiç de neyin nesi? Ne olacak, şimdi de Hristiyanlığa gerçek değerini kazandırmış olan hükümetimize karşı tavır almış olanları çekiçle ezme zamanı! Acele etmeyin, herkese yetecek kadar fincan var. Kırın!
— Bu savaş anlamına geliyor! Bu savaşta var mısınız?
— Eveeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeet!
— Savaştığımız alanların birisi de kürtaj konusu. Kürtajın yasaklanması için var gücünüzle çalışacağınıza yemin ediyor musunuz? Fakat yemininizden dönmeyeceksiniz!
(Bu çocuklara “anahtar nesil” adını veriyorlar çünkü onlar İsa’nın geliÅŸini göreceklermiÅŸ. Peki çocukların bu erken deneyimleri ve İsa’yı görecek olan anahtar nesil olma beklentisi gerçekleÅŸmediÄŸinde bir travma yaratmaz mı? İlerleyen yaÅŸlarda sorgulayarak bu görüşlerden kendilerini kurtarsalar bile, çocuk yaÅŸta özümsetilen bu ideolojilerin yaratacağı travmalar hayat boyu peÅŸlerini bırakacak mı?)
Bu belgesel bana Evanjelist âileler hakkında çok şey öğretti. Bu meşrû (?) grup, bana hayatımda gördüğüm en tehlikeli manzaraları ve zihniyeti gösterdi. O eğlenceli çocuk kamplarında tabiatın yok edilişinin haklılığı öğretiliyor. Tüm insanlığın başına belâ olmak adına çocuklara yemin ettiriliyor. Ve çocuklar da, kendi sokaklarında gezen insanlara sataşarak (vaaz vererek) işe başlıyorlar.
…
Bakın el-âlem çocuklarının beynini kendi emperyalist amaçları için nasıl da yıkayabiliyor. Dünya perişan oluyormuş, arılar ortadan kayboluyormuş, kutuplar eriyormuş, Afrika’nın üçte biri AIDS’liymiş… Umurlarında değil, daha doğrusu dünyanın derin hâkimleri bunları zâten plânlı yapıyorlar da, beyinlerini yıkadıkları nesillerin umurlarında olmamasını temin ediyorlar.
Peki, ya biz? Daha son 3 günde 9 ÅŸehit verdik. Ama hâlâ bir GüneydoÄŸu türkümüz dahi yok! Çanakkale destânının türküsü var ama bu hâince saldırının türküsü yok! OrtaklaÅŸa ÅŸuurumuzu kaybettik. Kuvâ-i Milliye ruhu artık gerçekten de ruh oldu, uçup gitti. Reflekslerimizi kaybettik. Sistematik olarak duyarsızlaÅŸtırıldık. Yirmi milyonu açlık, bir o kadarı da sefâlet sınırının altındaki memlekette ne millî baÄŸlılık kalır ne de tesânüt. AKP (pek çok kiÅŸi bunun açılımı olarak “Arap Kürt Partisi” diyor) ve “ben Gürcü’yüm, karım da Arap, Türkiyeli’yiz” diyen başı milletle alenen alay ediyorlar. Kürt menÅŸeli İçiÅŸleri Bakanı’nın, aleyhinde verilen gensoru karşısındaki beyanları “dalga geçme” boyutunda. BeÄŸenmezseniz ananızı alıp gidersiniz.
Bakın Çanakkale Türküsü’ne:
Çanakkale Türküsü
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım başım selâmet
Anafarta’ya varmadan koptu kıyâmet
Of gençliÄŸim eyvah…
…
“Barzani alenen tehdit ediyor” diyorlar.
Ne tehdidi yâhu, bu Kürt Yahudisi önümüzdeki aylar içerisinde yapacaklarını ifşâ ediyor! Dün Taksim’de katliam için kullanılacakken son anda ele geçirilen patlayıcıların bir sonrakileri ele geç(e)meyecek ve terör bütün Türkiye’yi saracak. Geçen gün karakolun önündeki polisi bıçaklayanlar bir alâmet uyaranla (sign stimulus) ânında sokaklara dökülecekler. Muhtelif provaları başarıyla(!) yapılmadı mı zâten?
Bu arada, “Barzani’nin Kürt Yahudisi olması da nereden çıktı” diyenler dahi var; aÅŸağıda internetten kopyalayıp pastaladığım bilgi belki haberdarlık ve farkındalığı arttıracaktır:
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2886 Barzani âilesi Yahudi çıktı
Hürriyet 18 Åžubat 2003 Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan UCLA öğretim üyesi Prof. Yona Sabar, yazdığı kitapta bu iddiaları doÄŸruladı. Hürriyet’ten Sefa Kaplan’ın haberine göre Tarihçi Ahmet Uçar da, Osmanlı arÅŸivlerinde, Sallum Barzani adlı bir hahamın önce Selânik’e, arkasından da Kudüs’e sürgün edildiÄŸine dâir bir belge yayımladı. BilindiÄŸi gibi, Molla Mustafa Barzani ile oÄŸlu Mesut Barzani, İsrail’le kurduÄŸu iyi iliÅŸkilerle tanınıyor ve İsrail öteden beri Irak Kürtleri’nin bağımsızlığını destekliyor. 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘‘The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) baÅŸlıklı kitap, baÅŸlangıçta sıradan bir antropolojik çalışma muamelesi gördü. Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles’teki Kaliforniya Üniversitesi’nde (UCLA) görev yapan Prof. Yona Sabar tarafından kaleme alınan kitap, büyük çoÄŸunluÄŸu Kuzey Irak’ta yaÅŸayan Kürt Yahudileri’nin hayatına ışık tutuyordu. Ancak, Prof. Yona Sabar’ın kitabında daha ilginç bilgiler de vardı. Bunlardan en önemlisi de Barzani âilesi ile ilgiliydi. Prof. Sabar’ın verdiÄŸi bilgiye göre, 16. ve 17. yüzyılda bölgede yaÅŸayan âilelerin en ünlülerinden biri Barzani âilesiydi ve bu aileye mensup hahamların kurduÄŸu Yahudi eÄŸitim kurumları büyük bir itibara sahipti. Öyle ki, baÅŸta Mısır olmak üzere OrtadoÄŸu’nun muhtelif ülkelerinden buraya öğrenci akını oluyordu. Hâttâ, Haham Nathanel Barzani, bölgede nâdiren görülen zenginlikte bir kütüphâneye de sâhipti ve kitapların büyük çoÄŸunluÄŸu da elyazmasıydı. Bu kitaplar, yine haham olan oÄŸlu Samuel Barzani’ye miras kalacaktı. İşin daha da çarpıcı yanı, Amerikan reformcu Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabûl edilecek olan ilk kadın haham da Samuel Barzani’nin kızıydı ve ismi de Asenath Barzani’ydi.
BİR TEK ÂİLE VAR
İnternet aracılığıyla konuya iliÅŸkin görüşlerine baÅŸvurduÄŸumuz Prof. Yona Sabar, Yahudi Barzani âilesinin kurucusunun 16. yüzyılda yaÅŸayan Haham Samuel Barzani olduÄŸunu belirterek, âilenin sonraki yüzyıllarda Musul, Kerkük ve Erbil yöresinde etkili olduÄŸunu söyledi. Ancak, Barzani ismini taşıyan herkesi Kürt Yahudisi olarak görmenin doÄŸru olmadığını savunan Prof. Yona Sabar, Barzan doÄŸumluların bu isimle çaÄŸrıldığını söyledi. Ancak, tarihçi Ahmet Uçar, Osmanlı arÅŸivlerinde bölgede bir tek Barzani âilesi bulunduÄŸuna dâir kayıtların yer aldığını hatırlatarak, günümüz Barzanileri’nin atalarının Yahudi olduÄŸundan şüphe duyulamayacağını ifâde etti. Ahmet Uçar, Prof. Sabar’ın, Barzaniler’in ne zaman Müslüman olduklarına iliÅŸkin detaylara girmediÄŸini de savundu. Ahmet Uçar’ın yine Osmanlı arÅŸivinde bulduÄŸu bir baÅŸka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul’dan Selânik’e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs’e sürgün edildiÄŸini gösteriyor. Uçar’ın ifâdesine göre, ‘‘Kudüs’e Yahudi iskânı ile tereddütler olduÄŸu için, Hariciye Nezâreti’nin de görüşü alınarak 29 Åžubat 1856′da Hahambaşı’nca verilen dilekçe Osmanlı hükûmetince 11 Nisan’da görüşülerek uygun bulunmuÅŸ ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861′de bir irâde ile Kudüs’e sürülmüştü.’’ Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi’nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: ‘‘Mustafa Barzani’nin yıllar sonra kurduÄŸu iliÅŸkiler, hahamlarla Sallum Barzani âilesi arasındaki iliÅŸkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950′den beri sık sık ziyaret ettiÄŸi İsrail’de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuÅŸan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay.’’

Âilede pek çok ünlü haham var. Siz Yahudi Kürtler konusu ile ne zaman ilgilenmeye başladınız?
— Batılı seyyahların Kürtçe konuÅŸan Yahudiler’den söz edildiÄŸini görüyorsunuz. Ben bunu okuyunca, BaÅŸbakanlık ArÅŸivi’nde, bölgedeki yerleÅŸime iliÅŸkin araÅŸtırmalar yaptım ama uzunca bir süre bununla ilgili herhangi bir varaka bulamadım. A. Medyalı isimli birisinin yazdığı ‘‘Kürt Yahudiler’’ isimli bir kitaba rastladım. Faik Bulut’un ‘‘Filistin Rüyası’’ isimli kitabında da İsrail’de Kürtçe konuÅŸan Yahudiler’in bir organizasyonundan bahsediliyordu. AraÅŸtırmalarım sonucunda, Kuzey Irak’tan İsrail’e göçler yaÅŸandığını tesbit ettim. Bugün İsrail’de geniÅŸ bir Kürtçe konuÅŸan Yahudiler topluluÄŸu mevcut.
Peki ya Barzani Âilesi?
— Barzani âilesi ile ilgili ilk iddiaları da Amerika’da yaÅŸayan ve kendisi Kürtçe konuÅŸan bir Yahudi olmakla kalmayıp bu konuda uzman olan Prof. Yona Sabar’ın bir kitabında rastladım. Prof. Sabar, Barzani âilesinden gelen hahamların bölgede dinî çalışmalar yaptıklarını söylüyordu. Bunun üzerine ben Barzani âilesinin kökenlerini araÅŸtırmaya baÅŸladım.
Ne buldunuz?
— Bir defa bölgede Barzani adıyla bilinen tek bir âile var. Bu âile, Kuzey Irak’taki Barzan köyünde yaşıyor. Osmanlı ArÅŸivi’nde çalışırken, bu âile ilgili bir belge buldum. Bu belgede, 1855–56 yılında bu köyün mensuplarından Sallum Barzani adlı bir hahamın önce İstanbul’a, arkasından Selânik’e sürgün edildiÄŸi belirtiliyor.
Başka bir belge veya delil var mı elinizde?
— Molla Mustafa Barzani, ilk kez 1967 yılında İsrail’e gidiyor. Kendisini kabûl eden İsrail Savunma Bakanı MoÅŸe Dayan’a, hediye olarak bir ‘Kürt hançeri’ ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin plânlarını da getiriyor. Mart 1969′da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad iÅŸbirliÄŸiyle Kerkük rafinerileri bombalanıyor ve çalışamaz hâle getiriliyor.
Barzani aşiretinin Yahudi kökenli olduğunun anlaşılması, bölgeye ve tarihe bakışımızda değişikliklere sebep olabilir mi?
— Olmaz mı? Tevrat’ta ‘‘VaadedilmiÅŸ Ülke’’ olarak Nil’le Fırat arasının işâret edildiÄŸine dâir yorumlar vardır. Ayrıca, Barzani âilesi sürekli Mehdi çıkartmaktadır. Yahudilik’te de Mehdilik çok önemlidir. Ama bir yanlış anlaşılma olmasın. Ben bütün Kürtler Yahudi’dir filan demiyorum. Türkiye’de en az yirmi beÅŸ ilâ otuz milyon Kürt var. Misenformasyonla beyinleri afyonlanmış akademisyen dostlarım bile ÅŸaşırıyorlar “yâhu, en fazla on ilâ on iki milyon deÄŸil miydiler” diye! DeÄŸil arkadaÅŸ. DeÄŸil! Gâyet ÅŸuurlu ve plânlı bir ÅŸekilde nüfuslarını arttırıyorlar ve Türkiye’yi iÅŸgâl ediyorlar. Bunu söyleyince de hemen “faÅŸist” diye itham ediliyorsun, “Kürt düşmanı” diye hedef gösteriliyorsun. Yâni Türk’ten iyi sözle bahsetmek faÅŸistlik, Kürt istilâsına ÅŸirinlik yapmak ise goÅŸistlik, entellik, sosyalistlik veya liberallik oluyor. Kürtler’in nüfuslarının plânlı, programlı ve destekli olarak arttırıldığı, Türkler’inkinin ise aynı ÅŸekilde azaltıldığını söylemek sâdece sarih bir bilimsel tesbittir. Bunu bir Fransız veya Hotantolu da yapabilir –ki, Hotantolu’yu bilmem de, Fransız’ın ellerini kovuÅŸturarak yaptığı kesin; ilk Kürt Enstitüsü ta 300 sene önce orada açılmıştır. Ama kendini Türk hisseden, Türk’ü ve Türklüğü seven bir bilim adamı söylediÄŸinde ânında faÅŸist ilân ediliyor! Rahmetli pederim de bundan 60 sene önce aynı ÅŸeye dikkat çektiÄŸinde “kafatasçı? diye mimlenmiÅŸti (ne ironik bir tecellidir ki, son zamanlarda ulusalcılığından yanına varılmayan ve Atatürk’ü “solcu” ilân eden [Engin Ardıç geçenlerde bununla iyi dalgasını geçmiÅŸ] Cumhuriyet Gazetesi patlatmıştı bu haberi). Buna mukabil, adı da soyadı da uyduruk olan Alparslan TürkeÅŸ ve ekibi “asrî medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak? düsturlu Türk milliyetçiliÄŸinin canına okudular.Bu Türklüğün def edilmesi hâdisesi sâdece memleketimizde deÄŸil, her yerde cereyan etmekte. Çin’de yüz milyonlarca Türk asimile edildi ve edilmekte. Eski Sovyet BloÄŸu’nda da öyle. Ayakta kalmayı baÅŸaran Azerîler ise sanki baÅŸka milletmiÅŸ gibi beyinler yıkanıyor. Amaç tarihten Türk’ü ve Türklüğü silmektir. Çünkü Araplar zâten kucaklarındadır; Vahabîlik sâyesinde İslâm Dünyası’nın canına okumuÅŸlardır. Acem’e ÅŸimdilik diÅŸ geçirememektedirler ama tarihin en önemli yarımadasının ve yeraltı zenginliklerinin üzerinde, muhteÅŸem bir İstiklâl Harbi’nden sonra yerleÅŸmiÅŸ Türkler ve onların bütün akrabaları Derin Dünya Devleti’nin bir numaralı hedefidir. Aklıma esti, birkaç gün önce devletin el koyduÄŸu Sabah gazetesinin Günaydın ekine bakıyorum:
Barzani, Kürtler’in her ulus gibi devlet kurma haklarının olduÄŸunu savunarak, ÅŸimdiki ÅŸartlarda devlet kurmanın uygun olmadığını ancak bunun 10–15 yıl sonra mümkün olabileceÄŸini öne sürmüş. İbrahim Tatlıses emlâk yatırımlarına hız vermiÅŸ. Seyrantepe’de 350 bin YTL’ye arsa almış, buraya lüks bir rezidans yapacakmış ve ismi de İbo-El Makdum olacakmışJ. Sarıyer’de de 1 milyon YTL’ye aldığı deniz manzaralı arsaya restoran yaptırmak için kolları sıvamış! Napolyon veya Atatürk gibi (bunu ister mi bilmem) de bir asilce poz vermiÅŸ:

Bu Urfalı, mağarada doğmuş garibanın önlenemez yükselişini bermutat hayret, ahmaklık ve salaklıkla gene müşahede ediyor ve küçük dilimi bilmem kaçıncı derecedir yutuyorum!
Divamız(!) Bülent Ersoy’un fiyatları 7 ilâ 35 bin YTL arasında değişen Vertu marka cep telefonlarından 6 ayrı renkte kolleksiyonu varmış (fotoğrafta çember içerisinde pek güzel tebârüz ettirilmiş).

Klârnetçi Hüsnü Şenlendirici ile yaşadığı aşk gündeme gelen Deniz Seki’nin gözleri dolmuş, çünkü Şenlendirici karısını şenlendirmeyi tercih etmiş.
Derin Mermerci iyi sunuculuk yapmış, Mehmet Germiyanlıgil maâlesef bu gün gündemde değil; istirahattedir.
Annesi, Seren Serengil’e ateş püskürüyormuş.
Derkeeeeen, o ne!
Karşımda değerli dostum Celâl Şengör bütün şirinliğiyle duruyor (3. sayfada):

Çocuklara ‘Oku, baban gibi eÅŸek olma’ mesajı verilmeli!
Şengör, Murat Birsel’in sunacağı ‘Türk Mucit’te kendisi gibi jürilik yapacak isimlerden bir tek Betûl Mardin’i tanıdığını; Hulusi Dereci ve Özlem Yalım’ın ise ne iş yaptıklarını bilmediğini söyledi.
Yakında geleceÄŸin mucitlerini seçecek bir yarışmamız da olacak! ‘Türk Mucit’ adlı yarışmanın jürilerinden Prof. Dr. Celal Åžengör medyanın ve politikacıların çocuklara kötü örnek olduÄŸundan dertli: TV’lerde cehalet özendiriliyor.. Prof. Dr. Celal Åžengör Türkiye’nin sayılı bilim adamlarından biri. Londra Jeoloji Cemiyeti tarafından ‘BaÅŸkanlık Ödülü’ne layık görülmüş.TÜBİTAK Bilim Ödülü kazanmış. 2000 yılında Amerika BirleÅŸik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliÄŸine seçilen ilk Türk olmuÅŸ.
MUCİT AVINA ÇIKACAK
İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olan Åžengör, yakında NTV ekranlarında yayınlanacak ‘Türk Mucit’ adlı yarışma programında jüri üyeliÄŸi yapacak. İşte geleceÄŸin mucit adaylarının icatlarını deÄŸerlendirecek olan Åžengör’den televizyon ve bilim dünyasına iliÅŸkin ilginç yorumlar…
* ‘Türk Mucit’ nasıl bir program? Türkiye’deki yaratıcılığı ortaya çıkaracak bir program olmasını diliyorum.
* Tarihte neden Türk mucit yok? Bu doğru değil! İcadın, mutlaka teknolojik olması gerekmez. İcat, olmayan bir şeyi ortaya koymaktır. Kurtuluş Savaşı bu anlamda başlı başına bir icattır mesela. Kimsenin aklına gelmezdi öyle bir şey yapmak. Ben icat denince her konudaki yaratıcılığı anlıyorum.
CAHİLLER KÜTLESİ OLDUK
* Yarışmada da yaratıcılığa mı bakacaksınız? Evet. Kişinin yaratıcılığına ve yarattığı şeyden ne beklediğine bakacağım.
* Umutlu musunuz peki? Büyük buluşlar çıkacak mı ortaya? Çok sayıda yenilik çıkacağına eminim de ne kadar faydalı olacağını bilmiyorum. Faydalı bir şey yapabilmek için toplumun ve bilimin ihtiyaçlarını bilmek lazım. Türk toplumu son 20 yılda bir câhiller kütlesi oldu.
* Neden biz bu kadar câhilleÅŸtik? EÄŸitim iyice dibe vurdu. 60′lı 70′li yıllarda da eÄŸitim iyi deÄŸildi ama dünyayla mukayese edilebilecek düzeydeydi. Artık feci bir durumda. Mektebe gitmek vakit kaybı ÅŸu anda.
* Zorunlu ilköğretim artık 8 yıla çıktı ama… İsterseniz 12 sene yapın. İçinde ne verdiÄŸiniz mühim. Çocuklara, eÄŸitimin gereksiz olduÄŸu izlenimi veriliyor okulda da, evde de.
* Siz deprem konusunda yetkin bir isimsiniz. Bu konuda halkı bilinçlendirmek için TV yöneticileri yeterince duyarlı davranıyor mu sizce? Hayır. Ben TV yöneticisi olsaydım bilim temelli programlar yapardım. Halk buna aç. Önüne geleni çıkardılar TV’ye. Konunun uzmanı mı deÄŸil mi bakmıyorlar. Medyamız çok câhil.
HALK DEĞİL MEDYA APTAL
* Ama çok ciddi programlara da halk fazla raÄŸbet etmiyor… Katılmıyorum. Halk zannettiÄŸiniz kadar aptal deÄŸil. Medya kendi aptallığını yansıtıyor halka.
* Toplumdaki kültürel yozlaşma olası İstanbul depreminden daha tehlikeli diyebilir miyiz peki? Bilgi kirlenmesinden çok rahatsızım. Medyada hacılar hocalar çıkıyor, halka yanlış bilgi aktarıyorlar. Bu çok tehlikeli. Magazin dünyanın her yerinde var. Ben halktan bilgi saklanmasına karşıyım. Siz koymazsanız, haberi internetten okuyacak. Bunların faydası da oluyor. İnsanlar ibret alıyor bunlardan.
* Tam tersine kötü örnek olduÄŸunu düşünenler de var ama… Benim çocuÄŸum izlediÄŸinde, ‘Ben bu adamlara benzemeyeceÄŸim’ diyor. Ama size de katılıyorum. Bu ülkede BaÅŸbakan ‘Ananı al git’ diyorsa, çocuk niye yapmasın bunu. Bunlar gösterilmemeli. BaÅŸbakan Yardımcısı ‘Maldiv Adaları nerdeydi?’ diyor. Çocuklar da, bu adam coÄŸrafya okumadan Bakan olmuÅŸ, biz de oluruz diye düşünüyor. Toplum içerisindeki deprem çok büyük. Bu deprem TV’lerde eleÅŸtirilmeli. Çocuklara, ‘Oku, baban gibi eÅŸek olma’ mesajı verilmeli.
“No comment” deyip devam ediyorum.Emekli resim öğretmeni olan Sema Türkel, yoga ve reiki yaparak MS’i yenmiş…
Uf, sıkıldım!
BİTEN TÜRKİYE, GİDEN KKTC, GELEN KÜRDİYE
Prof. Dr. Erdal Işık ve Ekibi’nin Girne’de düzenlediği Gazi Psikiyatri Günleri’nden yeni döndüm. İlk eşim oralı olduğu ve 20 sene evli kaldığımız için, Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin nasıl Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dönüştüğünü, sonra da nasıl Batı’ya peşkeş çekildiğini çok iyi bilirim. İstisnalar hâricinde, ta o zaman bile, yerli halkın ciddi bir kısmı Türkler’i ve Türkiye’yi sevmezdi. Sanki anaların ırzlarına geçen, bebelerini şişleyen, genç kızların memelerini kesen, delikanlıların penislerini koparıp ağızlarına tıkıştırarak inlete inlete öldüren Rum katliamı olmamış gibi davranırlardı. Son beş senedir gitmemiştim (geçen seneki Gazi Mağusa kongresi hâriç, onda da halkın içine karışmamıştım), bu sefer Neslim’le dolaştık. Niazi’s’de muhteşem kebaplarımızı yedik. Sonra biraz etrafa baktık… Maâlesef korktuğum ama hiç de şaşmadığım olmuştu. Kıbrıslılar’ın hemen tamamı yabancılaşmış durumda ve hâfızalarını kaybetmişler. Rum pasaportu alan alana! Beraber kardeş kardeş yaşayacaklarına ciddi ciddi inanıyorlar. Kıbrıs mücahidinin sesi BRT, Rum’un borazanı hâline getirilmiş ve Genel Müdür Hüseyin Gürşan’ın, tabii ki Başbakan Talât’ın emirleriyle, yayınlattığı “Duvarımız? belgeselinde Türk askeri müstevlî ve mütecâviz olarak gösterilmiş. Zâten epeydir Türk Bayrağı da kaldırılmış ekrandan.
AKP’nin de cansiperâne(!) destekleriyle, KKTC kayıp gitmiş durumda, gerisi lâf-ı güzaf.
Aynı sinir bozucu yabancılaşma ve aymazlık, lâkaydî maâlesef başta entel dantel takımı olmak üzere, hemen bütün halkımızı sarmış vaziyette.
Ama bakın, uçağa binmeden önce sohbet ettiğimiz cici bir psikiyatri asistanından neler duyuyoruz. Kendisi Irak Türkmen’i ve boşanmış olduğu eski kocası Kürt’müş.
“Kerkük’teki akrabalarımız için en büyük dileğimiz öldürülmüş olmaları! Zâten 74 yaşındaki teyzeme oğlunun öldürüldüğünü de söyleyemiyoruz. Haber alamıyoruz kimselerden. Eskiden ayrı gayrı görmezdik ama artık fikirlerim değişti. Yakında aynı şeyler burada da olacaktır ama kimseler anlayamıyor?!
Yâni, biz istediğimiz kadar kardeşlik ve sevgi nutukları atalım, Kürtler bilenmiş ve biletilmiş olarak aleyhimize düşünüyor, aleyhimize davranıyor ve aleyhimize çoğalıyorlar. Her tarafı kuşatıyorlar; asimile filân olmuyorlar ama bizi asimile ediyorlar, ettiriliyorlar. Bal gibi kullanıldıklarını da farkındalar ama sanıyorlar ki AB ve ABD bir gün çekiliverdiğinde ayakta kalırlar. Hâlbuki, geriye sâdece iki kayıp kavim ve kanlı destanları kalır!
Asker hangi cephede, kiminle başa çıkacağını şaşırmış, bunalmış durumda. Bir yandan memleket satışta, din bezirgânlığı almış başını gidiyor, öte yandan Rum da, Yunanistan da, Ermenistan da, diğerleri de aporttalar.
Türk’ün bir türküye ihtiyacı var. Onun arketiplerini uyandıracak, imagosunu canlandıracak bir türküye.
Leylim ley, neredesin?
Mehmet Kerem Doksat – İstanbul – 09 Nisan 2007 Pazartesi


Hocam,
yazılarınızın hepsini beğenerek ve bilgilenerek okuyorum.
Ancak Kıbrıslı Türklerle ilgili konuda bazı farklı düşüncelerim var. EÄŸer Kıbrıslıları Türkiye’yi sevmemekle suçluyorsak unutmamalıyız ki bu furyayı baÅŸlatan Türkiye’dir. Önce ‘Türkiyeli’ Türkler vatanlarını sevmemeye baÅŸladılar. Türkiye’ye en ağır hakaretleri onlar yaptılar. Türkiye Kıbrıs halkını bilerek kendinden uzaklaÅŸtırdı bunu kimse inkar edemez!!
Türkiye’nin de rızasıyla KKTC’de lisede okutulan tarih kitaplarından TC tarihi çıkartılıyorsa, bunun esas suçlusu KKTC deÄŸil, bunu düzenleyen TC’dir.
Türk olmak belki de dünyanın en gurur verici ÅŸeyi ama bu politikayla yönetilken bir TC’Nin vatandaşı olmak için aynı ÅŸeyi söyleyemeyeceÄŸim.
Sonuç olarak, önce Türkler baÅŸladı Kıbrıslı Türkleri sevmemeye çünkü menfaatler çatışıyordu(AB meselesi). Sonuçta etki tepkiyi doÄŸurdu. KKTC’liler de gittkçe uzaklaÅŸmayı seçtiler. TC politikacıları Kıbrıs’ı hep azarladılar hep kızdılar (özellikle saygıdeÄŸer DenktaÅŸ beye yapıldı).
Eee sen böyle yaparsan TC tepki olarak ne bekliyorsun ki??
TC, KKTC’yi sevmiyor artık. KKTC’nin de ASLA HEPSİ DEĞİL, bir kısmı sevmiyor KKTC’yi.
AMA TÜRK, KIBRISLI TÜRKÜ SEVER
KIBRISLI TÜRK TÜRK’Ü SEVER
ÇÜNKÜ KARDEŞİZ! ÇÜNKÜ HEPİMİZ TÜRK’ÜZ.
BU UZAKLAŞMADAN HALKLAR DEĞİL, SEÇİMLE BAŞA GETİRİLEN BU ACIMASIZ POLİTİKACILAR SORUMLUDUR.
saygılar…
Helal olsun baba ya.sonuna kadar katılıyorum sana.biz uyanmadıkça bize çobanlık yapanların uyanacağı yok hocam!
Sayın Ayşe Çelebir,
Sanıyorum yaşınız çok genç ve benim bahsettiğim zamanları görmemişsiniz. Hem hararetli üslûbunuzdan hem de âşikâr peşin hükümlülüğünüzden bu anlaşılıyor.
Ben bunları uydurmuyorum, içinde yaÅŸadım ve yaÅŸantıladım. TC’nin yanlış politikalarını inkâr asla etmiyorum; ÅŸu anda orayı pazarlayan da TC’deki iktidardır. Ama, 25 sene öncesine dâir gözlemlerim sahihtir.
Sevgi ve saygıyla…
Sayın Hocam,
50 yildir bu ülkede bilerek veya bilmeyerek yapılan yanlışlıklar sonucu ülkemizin düştüğü durumu çok güzel anlattığınız için size teşekkür ederim.
Böl, parçala ve yönet politikalarının sonuç verebileceği bir toplumsal yapımız olduğunu düşünüyorum. Yine de bir çok şeye öğrenmeyi çok istediğim Kuantum Teorisi ışık tutuyor. Umarım bizi bir amaç doğrultusunda birleştirip, tekrar heyecan verebilecek bir lider gelebilir.
Saygılarımla,
Bursa Nutku
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır? demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir? diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek?
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.?
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Gençliğe Hitabe
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk İstikbalinin evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
20 Ekim 1927
Bunca yazı arasında, alakasız bir yerde Multipl Skleroz hastalığı ile ilgili bir haberde neden sıkılıp “uff” çektiÄŸinizi anlayamadım. Bir MS’li birey olarak toplumumuz tarafından bilinmeyen bir hastalığın tanınabilmesi için gayret sarf ederken, bu ÅŸekilde davranışınız beni üzdü.
Sayın Prof. Dr. Kerem Doksat,
BilgilendirdiÄŸiniz için sonsuz teÅŸekkürlerimle… 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında gazeteleri çocuk gözlerimle okuyordum. Karartmalara da tanık oldum.
“Daha son 3 günde 9 ÅŸehit verdik. Ama hâlâ bir GüneydoÄŸu türkümüz dahi yok!” sözünüze katılıyorum. Türkülerimiz yanında bizim (çoÄŸunun bestesi Türk Bestecilerimize ait olmasa da) marÅŸlarımız var!!!! Neden marÅŸlarımızın susturulduÄŸunu uzun yıllardır merak ediyorum. “50. Yıl Marşı”mızı yok sayanlar, “Onuncu Yıl Marşı”mızın (”Bir anda geriliÄŸi/kötülüğü boÄŸarız/ karanlığın üstüne güneÅŸ gibi doÄŸarız/…” diye baÅŸlayan marşın ikinci kıtasını ve devam eden kıtalarını da susturarak popüler bir düzenlemeyle bizlere sunuyorlar… Onuncu yıldan seksen dördüncü yıla geldik ve gerilerde olduÄŸumuzu vurgulamaya mı çalışıyorlar anlayamıyorum… “100. Yıl Marşı” bestelendi, yayınlandı ve hemen unutturuldu. Sebep; beÄŸenilmemiÅŸ… Yazık… “Lale devri çocuklarıyız biz zamanımız geçmiÅŸ” ÅŸarkısı dururken ilericilik bizim neyimize ‘di mi ama?’ (bilirsiniz bugün gençler Türkçeyi böyle yazıyor…)
Müjdeler var yurdumun toprağına taşına
Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına
Bu rüzgârla şahlanmış dalga dalga bayrağım
Başka bir tuğ yaraşmaz Türkün özgür başına
Cumhuriyet özgürlük insanca varlık yolu
Atatürk’ün çizdiÄŸi çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu
Yaşasın hür ulusum, soylu gencim, benliğim
Yaşasın şanlı ordum, sarsılmaz güvenliğim
Ersin elli yıllarım nice mutlu çağlara
Örnek olsun cihana devletim düzenliğim
Cumhuriyet özgürlük insanca varlık yolu
Atatürk’ün çizdiÄŸi çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu
Orjinalini de copy/paste yapıyorum:
ELLİNCİ YIL MARŞI
Müjdeler var yurdumun toprağına, taşına;
Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına!
Bu rüzgârla şahlanmış dalga dalga bayrağım,
BaÅŸka bir tuÄŸ yaraÅŸmaz Türk’ün özgür başına.
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
Atatürk’ün çizdiÄŸi çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu…
Yılları bir çığ gibi aşarak hafta hafta,
KoÅŸuyoruz durmadan kadın-erkek bir safta…
Elimizde meşale; ilke ilke Atatürk,
Işıklarla donattık ülkeyi her tarafta…
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
Atatürk’ün çizdiÄŸi çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu…
Aynı kandan feyz alır bunca toprak, bunca taÅŸ…
Kılıç tutan bilekler, verdi sabanla savaş.
Tekniğin dev nabzında her adım, her dakika,
Çarklarda aynı tempo, yüreklerde aynı marÅŸ…
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
Atatürk’ün çizdiÄŸi çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu…
Biz yürekten bağlıyız elli yıldır bu yola,
“Yurtta barış” ilk hedef, “Cihanda sulh” parola
Koparamaz hiçbir güç bizi millî birlikten;
Atamızın izinde koÅŸuyoruz kol kola…
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
Atatürk’ün çizdiÄŸi çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu…
Yaşasın hür ulusum! Soylu gencim, benliğim
Yaşasın şanlı Ordum, sarsılmaz güvenliğim!
Ersin elli yılarım nice mutlu çağlara;
Örnek olsun cihana devletim, düzenliÄŸim!…
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
Atatürk’ün çizdiÄŸi çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu…
Bekir Sıtkı ERDOĞAN
Beste : Necil Kâzım AKSES
ONUNCUYIL MARÅžI
Çıktık açık alınla on yılda her şavaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Ana yurdu dört baştan.
Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yaraÅŸmaz, Türk önde Türk ileri.
Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk’üz bütün baÅŸlardan üstün olan baÅŸlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.
Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yaraÅŸmaz, Türk önde Türk ileri.
Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya öğrendi, Türklüğü saymasını.
Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yaraÅŸmaz, Türk önde Türk ileri.
Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz;
Uyduk görüşte bilgiye, gidişte ülkeye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.
Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yaraÅŸmaz, Türk önde Türk ileri.
Söz : Behçet Kemal ÇAĞLAR
Faruk Nafız ÇAMLIBEL
http://www.akut.org.tr/Default.aspx?tabid=250&ItemID=1843
“Orda bir köy var uzakta” diyen Münir Ceyhan’ın Atatürk Marşı benim kulağımdan silinmedi asla silinemez:
“İstiklâl savaşının en büyük kahramanı
Emanet ettin bana kurtardığın vatanı”
ATATÜRK MARŞI
İSTİKLÂL SAVAŞININ EN BÜYÜK KAHRAMANI,
EMANET ETTİN BANA KURTARDIĞIN VATANI.
YOLUNDA YÜRÜYORUM, BAĞLIYIM DEVRİMLERE,
HER GÜN TÜRK’ÜM DİYORUM GÖĞSÜMÜ GERE GERE.
ATATÜRK’ÜM ÖNDERİM NABZIMDA ATIYORSUN,
SULH SEVER BİR DÜNYANIN KALBİNDE YATIYORSUN.
YURDA, CUMHURİYETE KİMSE EL UZATAMAZ,
BU İNANCI İÇİMDEN HİÇ BİR KUVVET ATAMAZ.
SESİNİ DUYUYORUM, GÖNÜLLER BAĞLI SANA,
SENİN EVLADIN OLMAK GURUR VERİYOR BANA.
ATATÜRK’ÜM ÖNDERİM NABZIMDA ATIYORSUN,
SULH SEVER BİR DÜNYANIN KALBİNDE YATIYORSUN.
Münir Ceyhan
Daima öğrenciyim ve öğrenecek, pekiÅŸtirelecek nice bilgiye bulguya yelken açanlara selamlar….
15 Mayıs 2007 tarihinde tenkidini yazan Sayın Hasan Kâmil Erkli’ye cevap verme ihtiyacını hissettim.
Yazımda “Emekli resim öğretmeni olan Sema Türkel, yoga ve reiki yaparak MS’i yenmiş…
Uf, sıkıldım!” dedim.
DoÄŸru.
Ama MS’i veya MS’lileri demoralize etmek için deÄŸil! Reiki, feng shui ve benzeri bir alay bilim dışı safsatanın büyük medya yoluyla halka empoze edilmesine duyduÄŸum tepkiden dolayı. Lûtfen kâzip bilimler ve sahte gurularla ilgili yazılarımı da okuyunuz. Böyle sözüm ona “tedavileri” pazarlayan merkezler hastaların vakitlerini, nakitlerini ve -en önemlisi- ümitlerini sömürüyorlar, istismar ediyorlar.
Sıhhat ve saadet dileklerimle…