Evet, Deve’nin Başı!

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 235 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Lider Kimdir?

İngiliz gazeteci, Sîna dağında karşılaştığı bir Bedevi’ye sorar:

“Sence lider kimdir?”

Bedevi “bir târif yapmak yerine, bir hikâye ile sorunuza cevap verebilir miyim?” der.

Gazeteci “Elbette, anlat hikâyeni” diye cevaplar.

Bedevi anlatır:

“Benim gibi bir Bedevi, devesinin üstünde ve kızgın güneşin altında, Sîna Çölü’nde yol almaktadır. Birden ufuk çizgisi kararır, gökyüzünde nâdiren tek tük görülen kuşlar, bu kez toplu halde, karanlığın aksi istikametine doğru, telâşla kanat çırpmaktadır. Çölün mutlak sessizliği, daha da yoğunlaşır sanki. Tecrübeli Bedevi bu alâmetlerin şiddetli bir kum fırtınasının habercisi olduğunu hemen anlar. Devesini çökertir, üstünden iner. Heybeden aldığı sağlam bir kazığı kızgın kumlara çakar ve devesini sıkıca bu kazığa bağlar. Sonra yine heybelerden, katlanmış parçalar hâlinde çıkardığı küçük çadırını alelacele kurup, içine girer ve kapı örtüsünü her iliğinden düğümler.

Son düğümü henüz atmıştır ki, fırtına bulundukları bölgeye ulaşır. Küçük çadır havalanacakmış gibi sallanmakta, rüzgârın oluşturduğu kum sağanağı neredeyse delip geçecek bir hızda çadır yüzeyine çarpmaktadır. Her kum tânesinin, boyları küçük fakat verdikleri acı büyük oklar gibi bedenine saplandığı deve, dile gelir:

“Efendi, canım çok acıyor. Hiç olmazsa başımı çadıra sokmama izin verir misin?” der. Dışarıda olmanın ne kadar zor olduğunu iyi bilen Bedevi, zavallı devenin bu dileğini kabûl eder ve “Peki, başını çadıra sokabilirsin” diyerek, kapıyı bağlayan düğümleri boşaltır.
Durmak bir yana, fırtına giderek daha da gemi azıya almaktadır. Deve, sâhibine tekrar yalvarır “Efendi, derimin en ince olduğu yer boynumdur ve şu an çok acıyor. İzin ver, boynumu da çadıra sokayım”.

Biraz ikirciklenmeyle, bu isteğe de “Peki” der Bedevi.

Fırtına, sanki sonsuza dek sürecek gibidir. Deve bu kez, ilk ikisinden daha acıklı bir sesle yalvarır “Efendi, ne olur, hörgücümü de çadıra sokmama izin ver”…

Bedevi bu son isteği de kerhen kabûl eder. Ancak, hörgücün de içeri girmesiyle, küçücük çadırda artık kımıldayacak yer kalmamıştır.

Bu duruma, Bedevi’den önce, deve tepki gösterir “Efendi, bu çadır ikimize dar geliyor. Sen dışarı çıkıp, başının çaresine baksan”…

“Lider kimdir” demiştiniz; bu hikâyeyi mesnet alarak cevap vereyim; Lider; devenin başını dahi, çadıra sokmasına izin vermeyen insandır…

***

Atatürk’ten sonraki lider İsmet İnönü Köy Enstitüleri’ni kapatarak ve kendini ona ikame etmeye kalkarak cumhuriyet inkılâplarının kırsal bölgelere uzanan kollarını kopardı.

Sonraki lider Menderes, dini politik bir enstrüman olarak kullanma geleneğini başlattı. Dini hurafelerden, siyasî spekülasyonlardan arınmış bir şekilde halka öğretecek aydın din adamları yetiştirmek üzere kurulan İmam Hatip Liseleri’nin misyonunu ters çevirdi.

Sonraki lider Demirel, Menderes’ten de baskın çıktı. Tarikatlar üzerinden siyasî ikbâl aramaktan çekinmedi.

Arada gelen ve çoğumuz tarafından, Cumhuriyet inkılâplarının, lâisizmin ve demokrasinin seçkin temsilcisi olarak gördüğümüz bir başka lider, Fethullah Gülen ile muhabbetli olmaktan sonuç bekledi.

Sonraki lider Özal zâten muhibbin-ı tarikat olduğunu, gizlemeye gerek bile duymadı.

Sonraki lider Erbakan döneminde, tarikat şeyhleri, başbakanlık protokolünün liste başındaydılar.

Modern Türk Kadını imajını güçlü bir rüzgâr gibi arkasına ve oy portföyüne alıp, başbakan olan Çiller, nabzını tarikatlara tutturdu.

Ecevit’li, Bahçeli’li, Yılmaz’lı hükûmet tarikatların ve dipten gelen dalganın sırtını sıvazlamaya devam etti.

Özetle…

Atatürk’ten sonra gelen bütün liderler; devenin çadıra girmesine izin verdiler. İzin vermenin ötesinde, teşvik ettiler.

Özetle…

Biz de Bedevi’nin hikâyesini mesnet alırsak, ortaya şu sonuçlar çıkıyor:

1) Türkiye “10 Kasım 1938”’den beri, varlık sebebi olan Cumhuriyet’i gerçek anlamda savunan bir liderden mahrum olarak, 69 yıl geçirmiştir.

2) Bu dönemde gelen istisnâsız bütün liderler, kendi siyasî pazarlamalarını, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet İnkılâpları’na “vurmak” üstüne kurulmuş stratejilerle yapmışlardır.

3) Yaklaşık üç nesle tekabül eden bu zaman zarfında, Türkiye’nin millî eğitim politikası “teokratikleştirilmiştir” ve “teokratikleştirilmektedir”.

4) 29 Ekim 1923′te gerçekleştirilen “devrim”, bilâ-fâsıla tam 84 yıl süren bir “karşı devrim” ile tasfiyenin son aşamasına gelmiştir.

Son söz: “Başını rica ile çadıra sokan deve, artık sâhibini dışarı dâvet etmektedir”…

“Deve” deyip geçmeyin; kini çok derindir. Sizi çadırın dışına atacak kadar…

***

MKD yorumu:

Bu yazıyı ben klâvyeye almadım, kaynağını da bilmiyorum. Buna mukabil, Türkiye Cumhuriyeti tarihini, Arabizm esprisiyle de süsleyerek, pek güzel özetlemiş.
Mütareke medyası askerin sükûtunu, meclise gelmeyişini görmezden geliyor. Bu iktidarın yaptıklarına ve hele bundan sonra yapacaklarına bun memleketin tahammülü yoktur. Çünkü Kürtçüler’in ilk işi eyâlet isteyip ortalığı karıştırmak olacaktır ve görünmez el düğmeye basıldığı anda ortalık birbirine girecektir. Bu arada deprem de olursa, doğrudan ülkemize girecek ve Sevr’i aratacaklardır.

Her gün iki üç şehit verilmesi vak’ayı âdiyeden hâle getirilerek iyice duyarsızlaştırılıyoruz. Böyle giderse, Türk olmaktan utanır, bunu söylemekten çekinir olacağız.

Bunu ben görüyorum, elbet görmesi gereken epey göz de görüyor. Görecek göz kalmasını beklemeye de tahammülümüz yok!

Demokrasi endüstri devrimini gerçekleştirmiş, proletaryası eğitimli ve şuûrlu, başka ülkelerin artık değerlerini sömürebilen ülkelerde var olabilmiştir. Meselâ dünyanın en büyük gücü olan ABD’de aslında tam bir oligarşi vardır. Halk müthiş câhildir, uyduruk iki parti vardır. Halk bunların seçim kampanyalarıyla afyonlanır, seçimlerde de kendilerini idare edecekleri seçecekleri seçerler. Kim seçilirse seçilsin, 250 sene önceki politikalar aynen yürütülür. Kafa kaldırmaya kalkanlar da kazaya kurban gider, suikastla ortadan kaldırılır veya son seçimlerde olduğu gibi, alenen oy sahtekârlığı ile sistemin adamı seçtirilir.
Avrupa’da demokrasi vardır. Bu sebeple de ABD’yi hiç sevmezler ve Avrupa Birleşik Devletleri’ni kurmaya çalışırlar ama sistem buna da izin vermeyecektir, vermiyor. Zâten yirmi otuz sene içerisinde girileceği söylenen Avrupa denizlerin altında kalacak ve balıkadamların ülkesi olacak!

Mutlaka bir şeyler olacak, biliyorum ama umarım altından kalkacak organizasyon ve bilirkişi koordinasyonu ile olur. Yoksa gene yüzlerine gözlerine bulaştıracaklar; üstelik bu seferki müdahale ABD destekli değil, ona ve bütün Batı’ya rağmen ve onlara karşı olacak.

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye - 29 Ağustos 2007 Çarşamba

4 Yorum »

  1. ahmet çelikkol

    7 Eylül 2007

    müthissin

  2. Prof.Dr.Lale BAYAR

    20 Eylül 2007

    Sayin Doksat,
    Batmak üzere olan Türkiye´miz acisindan,yeni bir umut olustu.Umukta gercek bir lider belirdi:
    Youtube.com
    sitesinde,3 bölüm halinde Ecevit´in bizzat kendi agzindan belirledigi,manevi mirascisi sayin Nazmi Kavasoglu ile Hürriyet´in deneyimli gazetecisi sayin Ismet Solak Bey´in yaptigi bir söylesi yayimlaniyor.Bize,böyle liderler lazim.
    Söz konusu 3 bölüm halindeki söylesiyi izlerseniz,sanirim bana hak verirsiniz.
    Izlemeniz icin,
    www.youtube.com
    (nazmi bülent)
    ya da
    www.google.com
    (nazmi kavasoglu)
    seklinde izlemeniz mümkün
    Calismalarinizda basarilar,selamlar
    Prof.Dr.lale Bayar

  3. Kemal Kurtdereli

    20 Eylül 2007

    Sayın Doksat,

    Doğrusunu söylemek gerekirse, aciz, zavallı ve kendine göre büyük ama kendisini satın alanlanlar için gayet ucuz meblağlara milletin en kutsal varlıklarını satabilen ve en acısı bunu mütedeyyin bir insan kisvesinde gerçekleştirenlere yazıklar olsun…Bizler belki sıradan insanlarız ve hesaba alınmıyoruz. İşte bunların en büyük zaafı da bu. Bu milletin büyük çoğunluğunu oluşturan bizler her şeyin ama her şeyin farkındayız ve günü geldiğinde, en azından bu memleketten yediğimiz ekmeğin hakkı adına, atalarımızın hakkı adına bunun hesabını sormakla kendimizi mükellef sayıyoruz. Beyler… artık sizin kim olduğunuz bizim meçhulümüz değil. Biz bu filmi daha önce de seyrettik ve eski senaryoları yeniden çekmek isteyenleri de gayet iyi biliyoruz. Bütün gayretlerinize rağmen bizleri sindirmeniz ve kandırmanız mümkün değil, bizler Gazi Mustafa Kemal Paşa gibi bir büyük nimetin evlatlarıyız…Ya siz kimin evlatlarısınız?

  4. Mehmet öztürk

    5 Mayıs 2008

    Bize ne oldu ? Bize ne oldu da bu sorunları yaşıyoruz. Orta Asyada başka kavimler yürüyen at üstünde duramaz iken ( üzengi M.S 900 ler de bulundu) koşan at üstünde geriye ok atabildiğimiz için Anadolu’ya gelebildik, yerleştik. Osmanlı da barut ateşiyle topu en iyi kullanabildiğimiz için bu coğrafyaya yayılıp kök saldık.1920 lerde sadece sekiz milyonduk, yoksulduk, ulaşım aracımız kağnıydı ama , kamyonu yenmiştik. Bu gün ; ürkekleştik, yılgınlaştık ,tarikat sarmalına dolaştık debeleniyoruz. Ne oldu bize ? Sosyologlar diyorki lümpenleştik, köyden koptuk varoşlara geldik (1970 te kent nüfusu % 30, 2007 de kent nüfusu % 70 ) 1/3 nüfusumuz varoşlarda kimliksizleşti, ne köylü ne de kentli oldu diyorlar.
    saksağana (diğer adı ala karga ) herkesin bir yürüyüşü var, sen neden tek ayak üstünde sekiyorsun diye sormuşlar. Saksağan cevaplamış, hiç sormayın benim de kendime göre iyi kötü bir yürüyüşüm vardı. Ben keklik gibi gaydalayım istedim (keklik çok hızlı ve güzel yürür) yıllarca uğraştım beceremedim, bu arada kendi yürüyüşümü de unuttum, o sebeple böyle tek ayak üstü sekiyorum. Gece kondu, varoş tek ayak üstü seken saksağana benzetildiği için lümpen nitelemesi de yapanlar var. Bu kesim doymaz bir iştahla herşeye talip eğitimi becerisi yetersiz olduğu halde kural dışı yollardan da olsa herşeye sahip omak gayretinde. Hep bir şeyler elde edebilmek için politika ile iç içe , kırmızı ışıkta durmaz ,ambulansa yol vermez, suyu kaçaktır, elektriği kaçaktır, ekonomik faaliyeti kayıt dışıdır, ormana çevreye saygısı yoktur,sığdır, evinde müzik resim kitap bulunmaz, kuralsızdır, ilkesizdir, makyavelisttir. mevcut becerileri ile kurulu düzende karınlarını doyuramadıkları için sisteme karşıdırlar.Nazi Almanyasında SS ve SA katil sürüleri bu kesimden oluşturulmuştur. Son derece ucuz bedel ile satın alınabilindikleri söylenir. fransızca karşılığı çöp, işe yaramaz malzeme dir. İşsiz mesleksiz eğitimsiz, kişiliği yardım kuyruklarında yırtılmış , kimliksizleşmiş kesim, bu oranda varsa “devenin hörkücü “de kuyruğuda çadıra girer. (Güzel manken ” dağdaki çoban” yerine “gecekondu yapan yağmacı parazitle benim oyum aynı niye” deseydi kimsenin gıkı çıkmazdı)Ülkede son kırk yıldır bu kesimin , politik desteğini alamayanların iktidar olamadıkları söylenir. Demokrasi ,laiklik, hukuk , yaşanılır çevre nedirki , ne anlama gelir ki! Gecekondu arsası dağıtıyormusun, Kayıt dışı sağlıksız merdivenaltı imalata , kaçak elektriğe suya göz yumuyormusun, ,ormanı yağmalatıyormusun, torbada makarna kömür varmı ? (Bedava nın Türkçede 23 eş anlamsı karşılığı var yaşamımızla bu denli iç içe girmiş bir sözcük ,zira 1%3 ün yaşam biçimi bedavacılık)
    Talepler böyle, sizin söyledikleriniz, çağdaşlık , birey olma demokrasi ne işe yarar onlar. Üstüne gecekondu yapılırmı, sobada yanar mı, tencerede pişirince karın doyurur mu. Demek oluyorki toplum olarak daha çok çamur çiğneyeceğiz , daha çok yol var.

  5. Yorumunuz mu var?