Arsiv : Ağustos 2007

TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANINA HÜCUMLAR ve BİR ZİHNİYET

Önce 18 Ağustos 2007’de Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun “Türk Tarihinde ve Kültüründe Avşarlar Sempozyumu” açış konuşmasının metnine bakalım:

<asetçilerin çok dikkat etmeleri gerekmektedir.

Nitekim zaman içerisinde geçmiş dönemlerdeki araştırmalarda şunu gördüm ki, Kürt dediğimiz birçok insan da aslında Türkmen asıllıdır. Yapısal olarak söylüyorum ama bununla beraber bir şey daha ifâde ediyorum. Söyleyeceğim şeyler fantezi değil. Bugün Kürt olarak bilinen bâzı aşiretlerin, hâttâ ve hâttâ tehcirden kurtulmak için kendilerini Kürt-Alevi olarak gösteren Ermeniler’in de bulunduğunu söylemem gerekir. PKK’nın ve TİKKO’nun içinde yer alan birçok insan da. Bu açıdan baktığımızda bizim zannettiğimiz gibi PKK veya TİKKO hareketinin de bir Kürt hareketi olduğunu söyleyemeyiz. Bütün bunları yabancı arşiv belgeleri o tarihte yapılmış birtakım araştırmalardan söylediğimi belirtmek isterim.

Şimdi dolayısıyla Avşarlar’ı araştırmak ve kim olduğunu ortaya koymak bir ayrım veya bölücülük olarak görülmemelidir. Tam aksine Türk milletinin kendi özüne dönüşünü ve kendisini tanımasını sağlayacak bir araştırmadır. Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Atatürk aynen şöyle der:

“Kültürünü kaybeden milletler başka milletlerin şikârı/avı olur”.

Şimdi biz Türk Milleti olarak şöyle bir baktığımızda, âile yapımız bana göre dünyanın en medenî âile yapısıdır ve burada ne büyük bir yozlaşma olduğunu görebilirsiniz. Ben şahsen rahmetli babam karşısında ayaklarımı uzatarak veya ayak ayak üzerine atarak oturduğumu, yüksek sesle konuştuğumu hatırlamam. Günümüzde âile yapımızda nasıl büyük değişiklikler meydana geldi. Ama bütün Anadolu içinde, bâzı kesimler hâricinde çok büyük bir kültür yozlaşması var. Gençlerimiz geçmişi unutuyor. Radyolara bakın Türk San’at Müziği neredeyse hiç kalmadı, Türk Halk Müziği çalınmaz hâle geldi. Tabelâlara bakın, ne kadarı Türkçe, ne kadarı yabancı dilde? Bütün bunlar kültürümüzdeki yozlaşmayı çok açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Bunları dile getirmemiz lazım.

Geçenlerde Bitlis’ten bir arkadaş bana geldi ve “Hocam biz Kürdüz bize Hasaniler derler, aşiretimi öğrenmek istiyorum” dedi. Bilgisayara Hasaniler yazdığımda karşıma Eski İl’den (Konya) Döğer boyundan çıktılar. Kendisine de verdim, ama buna benzer geçmişini öğrenmek isteyen o kadar çok insan çıkıyor ki…

Bu ne demektir? Türkiye’nin birliğini bozmaya yönelik değil sağlamaya yönelik bir çalışmadır.

Avşarlar Sempozyumu başarılı geçecek bir sempozyum olacak ve bütün Türk boylarını bir araya getirip büyük Türk Milleti’ni ortaya çıkaracaktır. Nasıl ki Mustafa Kemal Atatürk’ün her konuşmasında “Büyük Türk Milleti” sözüne rastlarsınız. Bugün Kırgızlar, Kazaklar, Özbekler, Azerbaycan Türkleri ve Türkmenler deniliyor; bakın biz Türkmenler’i kaldırdık. Ben de Türkmen’im ve Avşar’ım. Türkmen’i kaldırdık, Kırgız Kıpçak grubundan olan Kazaklar’ı, Karapapaklar’ı kaldırdık, Yazırlar’ı, Döğerler’i, Yüreğirler’i kaldırdık. Sibirya’dan Afrika’ya, Amerika’ya kadar olan büyük bir ağacın gövdesini oluşturduk ve adına Türk dedik. Dolayısıyla sonunda Türk devletleri birlik hâline gelecekler. Bütün dünyanın korktuğu da budur. Türk kelimesinin arkasında hiçbir zaman duramazlar. Cengiz Han’ın Avrupa içlerine kadar ilerlediğini söyleyenler, Anadolu’daki mücadelesinde kimle savaştığını söylemezler.

Avşarlar’ın, Selçuklular’ın Türk olduğunu kimse söylemez. Osmanlılar için l’Empire Turk demişler ve genelde Ottoman diyorlar. Biz hiç kimsenin propagandasına kanmayalım.

Ermeni konusunda çalışırken bize dediler ki “Türk’ün Türk’e propagandasını yapıyorsunuz, boşverin”. “Evet, öyle yapıyoruz” dedim. Önce benim halkım inanmalı bana, bu konuyu bilmeli. Yabancı toplumlarla kendi halkımızın desteğini almadan nasıl mücadele edebiliriz? Öyleyse Türk olduğumuzu önce kendi halkımıza göstermeliyiz. Bunu öğrettiğimiz zaman dünyayla baş edebiliriz.

Dolayısıyla bu Sempozyum çok isabetli bir toplantıdır. Komiteyi kutluyor ve hepinize saygılar sunuyorum.>>

***

Bu bilim adamına günlerdir saldırılıyor. Büyük medyada sürekli olarak saldırganca ve kendini savunurken heyecanlı duygulanımını gözümüze sokan itici fotoğraflarını yayınlamaktalar.

Türkler’i, Türklüğü kavuşturucu, kucaklayıcı bu konuşmadan dolayı ne ile suçlanmakta? Bölücülükle!

Peki, bu bilim adamı kimi veya neyi bölüyor? Türklüğü bölmek isteyen, Kürt, Rum, Ermeni, Lâz, Çerkez, Alevi, Sünnî derken memleketimizi paramparça etmek isteyen zihniyeti bölüyor.

Yâni, bölücülüğü bölüyor. Tabii, Batı beslemesi mütareke medyası da üstüne gittikçe gidiyor.

Utanmadan kellesini istiyorlar. “Türk” dediğin anda “faşist” diye “subcortical spike” attıran Murat Belge ve benzeri ulemâ eminim ki çok kızmışlardır bu tür bölücülüğe. Bu arada Batılı dostları Barzani’yi, Talabani’yi öpüp kucaklıyorlar. Onlar birleştirici ama Yusuf Halaçoğlu bölücü.

Müstakbel tarihimizde kendi harsına ihanet edenlerle, onlara yiğitçe karşı duranların mücadelesini yazılacak. Ama sanırım gereken bilgiler uzun süre arşivlerde saklanacak, gizlenecek. Çünkü emperyalizm hükmünü sürdürdükçe ne isterse onu gerçek olarak takdim edecek, beyinleri de öyle yıkayacak.

Sonra bir gün kaçınılmaz olarak tarih kendi diyalektiğini akıtacak, arşivler, belgeler, gerçekler ortaya dökülecek.

İnşallah döken biz oluruz çünkü işimiz Allah’a kalmakta ve Allah var.

Aynı Allah’a inandığını söyleyen ama vatandaşına “ananı al da git”, “Gül’ü cumhurbaşkanı olarak tanımıyorsan vatandaşlıktan çek git”, “çeteler yargının içine sıçmış” diyen ve daha nice inciler döktüren, her hâli ve tavrıyla tam bir külhanbeyi davranışı sergileyen başbakanımız da inanıyor.

Bu başbakanın onayıyla listeye girip Balıkesir’den milletvekili seçilen Cemal Öztaylan diye birisi Asya Termal Otel’deki Odalar Borsalar müşterek toplantısında vâlinin, protokoldeki onlarca kişinin ve kameraların karşısında “Efendim, Balıkesir milletvekillerinin hangisinin başı açık? Sana ne lan! İşiniz mi yok? Başka mes’eleniz mi yok?” diyor, sonra da alenen yalan söyleyerek bu lâfları sâdece bir gazeteciye sarf ettiğini iddia edip lâfın gerisini de getiriyor: “Bana gazeteci ‘Eşinizin başı açık, AKP’ye seçildiniz. Şimdi kapatacak mısınız’ diye sordu. Ben de ona ’sana ne lan’ dedim. Olay bu. Dövmediğime şükretsin“. Bu adamın dokunulmazlığı var, yâni şimdilik bu kadarını yapıyor, gerisini siz takip edin.

İmam gaz çıkarırsa cemaat neylerdi?

Bakalım Allah ne yapacak!

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 22 Ağustos 2007 Çarşamba

Yorumlar (1)

KİMLİĞİN OLUŞUMUNDA ETNİSİTE KAVRAMI

Evrim türleri: 1) Büyük Patlama’yla başlayıp canlılığı da barındıran kozmik; 2) Türlerin kültürel; 3) Bunların karşılıklı ve habitatla olan etkileşimleri olarak özetlenebilir. 100.000 sene önce Afrika’da ortaya çıkıp, 8000 sene önce kültürel patlama yapan Homo sapiens sapienste, bilinen türlerden farklı olarak, kültürel evrim biyolojik olanın önüne geçti. Aynı genetik yapıya mensup olan insanoğlu, on binlerce senelik göçleri vesilesiyle genetik değişimlere uğradı. Mozaik evrim denen bu farklılaşmalar türümüzün her bir numûnesinin diğerinden çocuk sâhibi olmasına izin verecek kadar ehemmiyetsizdir. Farklı yerlere giderken kendi genetik ve memetik havuzunda dfeğişmeler oldu, büyüsel düşünceyle vahşi tabiat yasaları karşısında konsantrik halkalar hâlinde kümelendi. Avcı-toplayıcılıktan ziraata geçişle dinler, felsefeler doğabildi. Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (1)

TRANSANDANSIN VE MİSTİK FENOMENLERİN PSİKOBİYOLOJİSİNE EVRİMSEL YAKLAŞIM

Evrim (evolution: tekâmül), basitçe, zaman içerisinde meydana gelen değişiklikler demektir. Ta Büyük Patlama’dan canlılar âlemine kadar süren kozmik, en basit prokaryotlardan insana kadar süren biyolojik bir evrimin olduğu üzerinde günü­müzde hiç bir şüphe yoktur, sâdece bunun neden, niçin ve nasıl cereyan ettiği tartışmalıdır. Bütün canlılar aynı 4 adet temel baz ve aynı 20 amino asid sekanslarından müteşekkildir. “Neden” (nedensellik belirtir) ve “niçin” (sonuçsallık hâttâ teleoloji [ereksellik] belirtir) suâlleri pozitif bilimin epistemolojik ve metodolojik sınırlarını aştığı için metafizik, mistik ve dinsel öğretilerin konusu olagelmiştir (Doksat ve Savrun 2002). Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (1)

MELEKLERİN CİNSİYETİ

20 Ağustos 2007’de Akşam gazetesinden Serdar Akinan’ın çok güzel bir yazısını iktisap ediyorum:

<<... Ve bu kâğıt parçaları büyük fonlarla ilişki içinde sistemde dolaşıyor.

Türkiye 5 yıllık hazine bonolarına yâni sıfır riski olan bir enstrümanına yüzde 19 fâiz vererek alıcı bulabiliyor.

Pakistan yüzde kaçla buluyor biliyor musunuz? Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (1)

MANKURTLAŞTIRMA

19 Ağustos 2007 Pazar TARİHLİ Akşam gazetesinde Erol Mütercimler’le yapılan röportajı paylaşıyorum.

http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=88271,12 YENİ MECLİS’TE FIRTINA KOPABİLİR

HABERTÜRK’TE “Aynanın Arkası ve Komplo Teorileri” programında ilginç tezlere yer veren stratejist, öğretim üyesi ve gazeteci Erol Mütercimler’le yeni kitabı “Akıl Oyunları”ndan yola çıkarak komplo teorilerini konuştuk. Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar

4 sayfa : « 1 [2] 3 4 »