OSMAN MÜFTÜOĞLU YEMİNİ ETMELİYİZ HEPİMİZ!

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1446 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.

Bir fenomen adam var ki, her yerde, her şeyi biliyor ve hem Hipokrat’ın, hem Galenius’un, hem de İbn-i Sînâ’nın kesin ortaklaşa reenkarnesi. Önce biraz tahkikatta bulundum bu allâme-i cihan, sultân-ül ulemânın, hâkim-i hakîmin mâzisi nedir diye. Medimagazin’de aşağıdaki haber ilgimi çekti:http://www.medimagazin.com.tr/haber_31171.html

16–09–2001

Osman Müftüoğlu Ne Profesörü?

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in doktoru olarak ünlenen Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun profesörlük unvanını kullanması yasal değil.

Profesörlük unvanı Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kazaları Araştırma Enstitüsü’nden alan Müftüoğlu’nun yasalara göre bu unvanı kullanmaması gerekirken, muayenehânesi de dâhil her yerde kullanması dikkat çekiyor.

2 Yıl Görev Yapmadı

Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği’nin 22. Maddesi’ndeki, “Profesörlük, doçentlik veya yardımcı doçentlik unvanlarını kazananlar, her unvan dönemi içinde yükseköğretim kurumlarında fiilen iki yıl görev yapmadıkları takdirde, yükseköğretim kurumları dışındaki çalışmalarında bu unvanı kullanamazlar” ifâdesine rağmen, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kazaları Araştırma Enstitüsü’nde 1.5 yıl çalışan Müftüoğlu, bu çalışma süresini de, 38. Madde ile yapılan görevlendirmeyle, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği yaparak geçirdi.

Endokrinoloji Kliniğini Kapattırdı

Edinilen bilgilere göre, iç hastalıkları uzmanı olan Osman Müftüoğlu, Numune Hastanesi’ne açılan endokrinoloji kliniğini de endokrinoloji uzmanlığı olmadığı hâlde kendisi şef olabilmek için Sağlık Bakanlığı’na baskı yaparak kapattırdı. Endokrinoloji uzmanlığını da Bakü Üniversitesi’nden kısa bir süre önce alan Müftüoğlu, endokrin belgesini denk saydırmak için Sağlık Bakanı Osman Durmuş’a baskı yaptı.

“Ben Basını Sustururum”

Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un, önünde imza için bekleyen uzmanlık belgesini imzalamak istemediği ve “bu aralar basın fazla üstüme geliyor, şimdi imzalayamam” dediği, Müftüoğlu’nun da, Bakan Durmuş’a, “Ben basını sustururum” güvencesi verdiği iddia edildi.

Soruşturması Var

Başhekim Müftüoğlu hakkında bir de soruşturma olduğu ortaya çıktı. Edinilen bilgiye göre, bir işadamının işlerini takip etmek üzere idarî âmirlerinden izin almadan yurtdışına çıkan Başhekim Müftüoğlu hakkında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bir soruşturma açtı. Muhakkik raporunun tamamlanmasının ardından Müftüoğlu’nun ceza alması bekleniyor.

Tabelâsı da Yanıltıcı

Ankara Tabip Odası’nın muayenehâne tabelâ standardına göre, Müftüoğlu’nun muayenehânesinde kullandığı tabelâ da yanıltıcı unsurlar içeriyor. Muayenehânesindeki tabelâya göre Osman Müftüoğlu iç hastalıkları profesörü olarak tanıtılıyor. Profesörlük unvanını muayenehânesinde kullanması da yasak olmasına rağmen tabelâsına “Prof. Dr. Osman Müftüoğlu İç Hastalıkları Uzmanı” yazarak, kendisini iç hastalıkları profesörü gibi tanıtması yasal değil. Tabelâda akademik unvan yazılması hâlinde unvanın nereden alındığının da yazılması gerekiyor. Ayrıca, tabelâ ATO’nun belirlediği içerik, boyut, renk ve ışıklandırma başta olmak üzere standartlarının hiçbirisine uymamasıyla da dikkati çekiyor.

***

BAKALIM BİR DE KENDİ WEB MEKÂNINA…

http://www.osmanmuftuoglu.net/

Osman Müftüoğlu, kendi kendisini şöyle anlatıyor (Türkçe ve imlâ hatalarını düzelttim):

Osman Müftüoğlu 1955’te Anamur’da doğdu. 1972’de Anamur Lisesi’ni, 1978’de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 1984’de iç hastalıkları uzmanı, 1989’da endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları klinik şef yardımcısı, 1989’da doçenti, 1990’da iç hastalıkları klinik şefi, 1997’de profesör oldu. 1993–2001 arasında Ankara Numune Hastanesi Başhekimliği ve Cumhurbaşkanı sağlık başdanışmanlığı görevlerinde bulundu.

1991’den beri 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in özel hekimliğini yapmaktadır.

Mütefekkir Müftüoğlu

Farkındaysanız, Osman Müftüoğlu Bakü’den hiç bahsetmemiş, ayrıca şuralara üyeymiş:

  • Amerika Mikrobiyoloji Derneği(1991),
  • Amerika Anti-Aging Akademisi (1997) (bundan bir de belgesi var, iftiharla mekânına koymuş),
  • Amerika Tirod Birliği (1998),
  • Avrupa Aterosklerozis Derneği (1997),
  • Avrupa Akdeniz Diyabet Çalışma Grubu (1999),
  • Lozan Tıp Birliği (1986),
  • Türkiye Diyabet Derneği,
  • Ankara Diyabet Derneği,
  • Türk Hipertansiyon,
  • Nefroloji derneği,
  • Türk iç hastalıkları derneği,
  • Osteoporoz Çalışma grubu üyesi…

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, ayrıca, Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şûrası, Etik kurul ve ilâç ruhsatlandırma komisyonu üyeliklerinde bulunmuş. Müftüoğlu’nun ilk kitabı “Yaşasın Hayat” da Doğan Kitapçılık tarafından Ocak 2003’te yayımlanmış ve Allah “yürü yâ kulum” demiş…

Osman Müftüoğlu bu mekânda iki ayrı adres veriyor:

İSTANBUL ANKARA
Süleyman Seba Caddesi
No: 39 Akaretler 34357 Beşiktaş
Tel: 0 212 236 73 00
Faks: 0 212 236 57 75
Reşat Nuri sok.
No:52 Çankaya
Tel: 0 312 468 76 76 – 77
Faks: 0 312 46 59 78

***

NEDEN OSMAN MÜFTÜOĞLU YEMİNİ ETMELİYİZ?

Şimdi, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu refikimizin neyin profesörü olduğu biraz karışmış, Ankara Tabip Odası hakkında işlem yapmış ama pîrimiz voliyi bir zamanların Çoban Sülüsü Ölümsüz Ombdusman’ın hekimliğini yakalayarak vurmuş. Artık, karada havada dert tasa yok.


Ölümsüz Ombdusman

Medya mı, o hâlleder! Etmiş de… Benim de arkamda Baba olsa neleri hâlletmem!


İmajlı Müftüoğlu

Bakü Üniversitesi’nden endokrinolog olmuş! Biz bu üniversitelerden alınan uzmanlıkları çok iyi biliriz… Bizim buralarda da var. Çok ilginç, bilgiç ve çekiç gibi sağlam bilgili oluyorlar. Belli ki çok zeki ve Ölümsüz Ombdusman’ı arkasına aldıktan sonra da derhâl Doğan Grubu’na katılmış, kapılmış. Onlar da kendisinin değerini çok iyi bilip, kıymetini arttırmak için seferber olmuşlar.

Müftüoğlu’nun Zarâfeti

Hareket Kontrolü Genç Yaşam Kongresi diye üçüncüsü geçen aylarda yapılan bir kongre var. Ben de konuşmacı olarak iştirak ederim. Kongrenin düzenleyicileri olarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden değerli ve uluslar arası alanda kendilerini ispatlamış Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Fikret Tüzün ve yaşlılık psikiyatrisini memleketimizde kuran Prof. Dr. Engin Eker’in yanı sıra, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu da var! Üçüncü senedir gidiyoruz, hazret ortada yok!

Nihâyet Prof. Dr. Fikret Tüzün esbâbı mûcibeyi ifşâ eyliyor: “’Sizi aramızda göremiyoruz, biraz iştirak edin’ dedim, ‘benim ismim yeter’ buyurdu”! Tabii ki Fikret Hoca nezâket dâhilinde gereken cevabı vermiş, ağzına sağlık!

***

Kendisiyle bir kere müşerref oldum, o da şöyle: Bir hastam depresyonu için verdiğim hapı alıyor, iyiye de gitmekte. Bu arada genel bir “check-up” için Osman Müftüoğlu’na gidiyorlar. Kola takılan banttan okunan ücretler ve sürekli olarak TV ekranında zâtın programları seyredilirken Üstâd-ı Tababet buyuruyor “bu ilâcı kesin, hem gereksiz hem de karaciğerinizi yorar”! Ne bana bir danışmak, ne bir “bir sorun” demek, Kâzip Hipokrat buyuruyor ve bir alay acayip isâbetli ilâç ve suplementi dayıyor. Eh, fakir de fena şöhretli sayılmaz, kafası karışan hasta tekrar geliyor. Telefonla arıyorum, üstâdımız meşgûl mü meşgûl. Haber bırakıyorum, tenezzül buyurmuyor ve aramıyor. Bunun üzerine lâyıkıyla bir e-posta yolluyorum, tık yok!

Aradan epey zaman geçiyor, bir VIP için görüşmek icap ediyor, ânında arıyor beni. Yumuşacık ve müşfik sesiyle fikir teâtisinde bulunuyoruz. Öbür işi sorduğumda aldığım cevabı takdirlere sunuyorum: “Ah, ben o maillere pek bakmam da…”. Sonra da bu VIP’yi başka bir psikiyatra yönlendirdiğini öğreniyorum. Ne deontoloji, ne saygı, ne şûbeye hürmet; maşallah ve maazallah!

Niye böyle mi yaptı? Çünkü o, her, şeyi, biliyor! İspatı mı? Çok da, yeni bir hârikası beni fethetti…

Geçen gün TV’de canlı yayında bermutat… “Hocam, hocam, deprasyondayııız, yardım edin bizeeee” diye çığıran hanımefendi bir oyuncu san’atçı ile aralarında genç güzel bir kız da var (böyle programlarda şarttır). Anlıyorum ki depresyonu anlatacak. “Vay be” deyip, işi gücü bırakıp oturup seyrediyorum. Dâhiliyeden Bakü’de endokrinolojiye zıplamış Türk büyüğümüz belli ki psikiyatriyi de hatmetmiş!

Pembe gömleği, modifiye Anamurlu şivesi, olağanüstü zarifçe jest ve mimikleriyle dersimizi vermeye başlıyor.

 


Bu gömlek pembe değil, olsun!

“Depresyon uzamış bir keder hâlidir” diyor. Ümitle bekliyorum nasıl açacağını ama sunucuyla geyik muhabbeti başlıyor ve mahrum kalıyoruz malûmattan!

Uzatmayayım, program boyunca verilen bilgiler eksik, yanlış ve avam ağzıyla anlatılıyor. İstatistiklerin çoğu ya yanlış, ya da bipolar depresyonla ilgili. Belli ki dersini iyi çalışmamış. Zâten psikiyatri, uzmanı da olmadan, diyet listesi vermeye de benzemez mübârek!

Fakat hedef büyük, depresyon tedavisinde iyi para var ve en son psikiyatra geliyorlar çünkü ağır vak’alar hâricinde farkında değiller… Müftüoğlu oraya soyunuyor!

Migreniniz mi var? Müftüoğlu bilir!

Multipl sklerozlu musunuz? Müftüoğlu bilir!

Fazla kilolu musunuz? Müftüoğlu bilir!

Ülseriniz mi var? Müftüoğlu bilir!

Kanserden korunmak mı istiyorsunuz? Müftüoğlu bilir!

Alzheimer misiniz? Unutmayın, Müftüoğlu bilir!

Stresiniz mi yüksek? Müftüoğlu bilir!

Beyin tümörü müsünüz? Müftüoğlu bilir!

Seks hayatınız yolunda değil mi? Müftüoğlu bilir!

…… …… … …. yolunda değil mi? Müftüoğlu bilir!

Anamur’dan Türkiye âlî sosyetesinin vazgeçilmez doktorluğuna terfi eden, uzmanlığı, profesörlüğü ve her şeyi sıra dışı olan ve üstelik de her şeyi bilen Prof. Dr. Osman Müftüoğlumuz var!

Ta MÖ 460 ilâ 377 arasında yaşamış elin gâvuru (kusura bakmayın) adına yemin edip duruyoruz. Millî manevî değerlerimizin kıymetini asla bilemedik, bilemeyeceğiz! Hem nerede Osman Müftüoğlu’nun karizması, nerede bu çirkin suratlı adam!


Sözüm ona tıbbın babası!

Demem o ki, tam da Ilımlı İslâm şeklindeki rejim istihâlesi gündemde iken, bütün tıbbiyede yeminin adını Osman Müftüoğlu Andı olarak değiştirelim.

Hem müftü oğlu olma tedâisi de (çağrışımı) cuk oturur, andın muhtevasını da iktidar tâyin edip referanduma sunar! Ilımlı İslâm’la da tam mütecânis…

Benden teklif etmesi…

***

  • Güncelleme (22 Eylül 2007, 13:47)

Müftüoğlu, İpek Tuzcuoğlu, Uğur Dündar ile beraber bizleri bermutat irşat ediyorlar; İpek Hanım, Uğur Bey’in soluna, yâni Müftüoğlu’nun yanına geçince, diyetisyen konuk en kısa kalıyor ve boy sırası Dalton Birâderler’i çağrıştırıyor. İpek Hanım da derin diyet bilgilerini bize lûtfederek re-Rönesans sağlıyor, diyetisyenlere hâcet bırakmıyor. Bu mübârek Ramazan gününde Allah (cc) râzı olsun.

Şaka bir yana, eğlenmek için ATV’deki bu YAŞAM KOÇU programını (isme bakın isme, bir bilim adamı bu başlıkta program yapıyor) mutlaka seyredin, müptelâsı olmamak mümkün değil. Ciddi bir adam olarak tanıdığım Uğur Dündar herhâlde bu programa mizah olsun diye iştirak etmiştir…

  • Son GÜncelleme (23 Eylül 2007; 11:23)

Aldığım çok sarih istihbarata göre web mekânında 1991′den beri Demirel’in doktoru olduğunu yazıyor ama, Ombdusman’ın son senelerdeki hekimi Dr. Aylin Cesur imiş! Müftüoğlu’nun Uyguladığı tedavilerin ve tavsiyelerinin yanlış olduğunu yurt dışındaki otoriteler de anlatınca, yolları çoktan ayrılmış. Hâttâ Ankara’daki birkaç meslekdaşın ortaklaşa esprisi şuymuş: “Demirel’in bünyesi o kadar sağlamdır ki, onu Osman bile öldüremedi”!

Haydi bunlar dedikodu diyelim…

Ama, ciddi bir akademisyen olarak, yazacak birkaç lâfım var:

Bir tabibin ünlü bir kişinin doktoru olduğunu reklâm amacıyla kullanması etik değildir, ayıptır!

Hele bu bilgi artık doğru da değilse ve hâlâ kullanılıyorsa, buna yalan söylemek denir, ayıptır!

Bir doktorun iki ayrı şehirde iki ayrı muayenehâne işletmesi yasal olarak suçtur!

Bir doktorun, arada sırada uzmanlara yer verse de, her konuda, hele hele 5 (beş) senelik ihtisas gerektiren psikiyatri ve diğer her tıbbî konuda ahkâm kesmesi etik değildir! Ben kalkıp endokrinolojiyle ilgili uçuş yapıyor muyum! Artık tarihe karışmış olan Kent TV’de 2.5 sene süreyle her hafta kendim yapıp sunduğum TERAPİ programında asla bunlara tenezzül etmedim. Katıldığım yüzlerce medya programında da…

Doğan Medya Grubu’nun başka işlerine bir şey demiyorum ama, hangi akla hizmetle profesörlük unvanını kullanmasının doğru olup olmadığı dahi açıklığa kavuşmamış olan, kavuşmuşsa da nasıl olduğunu öğrenemediğim, alenen yalan beyanda bulunan ve tıbbî deontolojiyi hiçe sayan bir müftü oğluna bu kadar yatırım yapmaları bir gün başlarını ağrıtmaz mı?

Benden alenen açıklaması; gerisi onlara kalmış.

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 04 Eylül 2007 Salı

17 Yorum »

  1. Hüsamettin Küçük

    6 Eylül 2007

    Kerem bey,Türkçe’yi çok iyi bildiğinizi bildiğim için,bu yüksek seviyeli Türkçe’ye kir bulaşmasını istemiyor ve bazen yanlış telakkî ettiğim şeyleri düzeltiyorum.Kızmıyorsunuz değil mi? :) “Ta MÖ 460 ilâ 377 arasında yaşamış…” diyorsunuz.Benim bildiğim,ya “460 İLE 377 arasında” denir,yâhut “460 İLÂ 377′DE” denir.

  2. M.K.D.

    6 Eylül 2007

    Sayın Hüsamettin Bey,

    Böyle hüsnüniyete kızılır mı yâhu! Bilakis, teşekkür ediyorum.
    Sanıyorum ikinci yazdığınız da, benim yazdığım da doğru.

    Saygılar.
    MKD

  3. Canan Uysal

    6 Eylül 2007

    Çok Sevgili Hocamız Sayın M.Kerem Doksat,
    Son günlerde diyetisyenler olarak yaşadığımız polemiklerin üzerine bu yazı diyet limonata gibi geldi:-). Herkes her şeyi bilemez, çok doğru. Amacımız ve görevimiz (yeminimiz) elbette “önce hastaya zarar verme” ve sonra da hastanın sağlığını korumak veya iyileştirmek için “vak’a yönetimi”ini (literatürde”case management” olarak kapsamlı bir şekilde geçiyor)bilmek, sonuna kadar empati yapmak, duyarlı ve etik olmak, gerektiğinde kendi hatasını kabul edebilmek ve düzeltebilmek değilmidir?

  4. h.ibrahim koç

    6 Eylül 2007

    osman müftüoğlu ile ilgili gerçekleri aktardığınız için teşekkür ederim. psikiyatri ve tıbbın bir çok dalı oldukça önemli ve zor dallardır. ancak diyet yazmaya benzemez demişsiniz. bir diyetisyen olarak tıbbi beslenmenin küçümsenmeyecek bir şey olmadığını belirtmek isterim. sayın müftüoğlu dha yaptırdığı bir haberde diyetisyenleri karalayarak meslek onurumuzu zedelemeye çalışmaktadır. bence öncelikle kendi mesleki onurunu kurtarsın…

  5. ayşe eroğlu

    6 Eylül 2007

    yazınıza bayıldım. ülkemizde sayısız saygın hekim varken popüler kültüre hizmet eden bir kişinin tekelinden sıyrılmak gerektiğini düşünüyorum. bahsettiğiniz şahıs psikoloji ve beslenme bilimi ile bağdaştırdığım beslenme bozuklukları ile ilgili çok yorum yapmakta. ne düşündüğünüzü merak ediyorum.saygılar

  6. Kağan Tamtürk

    6 Eylül 2007

    Aydın Soyan ‘ın gazetecileri ne denli güvenilir ise , tabipleri o nispette güvenilir. Havada zakkum kokusumu var ? Birde Taylan Kümeli var cihan-ı meşhur estetik kaygıların ve insulin direncinin kıskancındakilere deva olan . A unutmadan birde Arif Verimli var değilmi ayrı bir antite de zat-ı muhterem. Osman bir ara el-ezher ‘ e uğrada moderate islam toplumunda , RTE iktidarında üfürükçülüktende payına düşeni nasiplen

  7. Derya Erkut

    7 Eylül 2007

    Hüsamettin Bey ,
    Dilbilgisi kurallarını ve Türkçe’yi doğru kullanmaya çalışan ama sizler kadar derin bilgisi olmayan ve kendini geliştirmeye çalışan biri olarak biraz da utanarak,dili doğru kullanmaya önem veren değerli bir hocanın mekânında (kendi deyişiyle) genelde çok yanlış yapılan bir hatayı affınıza sığınarak düzeltmek istiyorum.Özel isimlerin ardında kullanılan ” bey,hanım” sözcükleri büyük harfle yazılması gerekiyor diye biliyorum.

  8. fügenbayrak

    7 Eylül 2007

    Sayın Kerem bey; serzenişlerinizde çok haklısınız medya insanı böyle bir anda göklere çıkarıyor. Biz meslek grubu olarak da neyazık ki beyfendiden nasibimizi alıyoruz. Benim sorum “neden bu kişinin gerçek yüzünü sitenizden başka etkin ve yaygın yazılı sözlü basında açık etmeyişiniz”. Bu ülkede herşey tanımlı, tanımsız HER ŞEY10 yıl geri gidiyor tepkisiz toplumuz “BİLİYOR” dediğimiz kişilerin birşey bilmediklerini görüyoruz ama kaosun içinden sıyrılamıyoruz.Artık kandırmaca yapan ve yalan üzerine rant kazanan insanlar topluma hesap vermeli ve bu ancak doğruyu anlatmakla mümkündür. saygılarımla.

  9. Hüsamettin Küçük

    7 Eylül 2007

    Değerli Derya hanım,
    Doğrudur;Bazı kişiler sizin dediğiniz gibi yazarlar.Fakat ben,yıllarca Türkçe üzerine kitaplar okumuş ve biraz Osmanlıca da öğrenmiş biri olarak,uzman olmasam da,bazı konularda,bazı yaygın kullanımlara katılmama eğilimindeyim.Bu katılmayışlar,kendi mantık yürütmelerime dayanıyor ve hiçbirinin yanlış olduğunun mantıksal olarak ispatlanabileceğini zannetmiyorum.Öte yandan,isteyen,benim tercih etmediğim yaygın kullanımları da uygulayabilir.Türkçe ölüme giderken,haber bültenlerinde bile gramer,imlâ ve vurgulama katliamı yapılırken(onları uyardığımızda da kaale alınmıyoruz),öbür türlü küçük farklılıklar üzerinde durmamak gerektiği kanısındayım.
    Saygılarla.

  10. Hüsamettin Küçük

    7 Eylül 2007

    Kerem bey,birşey soracağım:Türkiye’nin en saygı duyduğum bilimadamlarından birisiniz.Bilimadamlığındaki yüksek seviyeniz ve kültürünüzün zenginliği konusunda kuşkum yok.Fakat,günümüzde çoluk-çocuk bile kitap yazarken,bildiğim kadarıyla sizin,piyasada hiçbir kitabınız mevcut değil.Sitenizi düzenli takip ediyorum ve geçmiş yazıları da yavaş yavaş okuyorum ama,sitenizdeki çoğu yazı,biraz,gazetelerdeki köşe yazıları havasında falan.Böyle;fizik,kimya,biyoloji,matematik,astronomi gibi alanlarda Tübitak’tan veya Güncel Yayıncılık’tan çıkan popüler bilim kitapları gibi,siz de psikiyatri konusunda popüler içerikli kitaplar yazsaydınız,hemen gider,alırdım.Kitap yayınlamayı düşünmüyor musunuz? Siteniz(henüz bütün yazıları okumadım ama),sizden beklentimi tam tatmin etmiyor.Çok zaman dalga geçici bir üslûp kullanıyorsunuz(Bunu,olayların vahâmetine tahammül edebilmek için yapıyorsunuzdur belki).Ben,ciddî üslûpta ve belgelere dayalı,fakat anlatım olarak da meslekî terminolojiye dalmadan,meslekdışı insanların anlayabileceği tarzda kitaplarınızı okumak,böylece,kültürünüzün zenginliğinden ve psikiyatrideki bazı farklı bakış açılarınızdan daha iyi yararlanabilmek isterdim.Elbette,benim istediğim gibi davranmaya mecbur değilsiniz,siz n’apacağınızı daha iyi bilirsiniz ama,gönlümden geçeni bir söylemiş olayım dedim.
    Saygılarımla.

  11. Dr Dyt Şule ŞAKAR

    8 Eylül 2007

    Sayın Prof Dr M. Kerem Doksat
    Yazınızı okuduktan sonra sayın meslektaşım Canan UYSAL’ın düşüncesine katılmamak mümkün değil! Bu günlerde biz diyetisyenlerin üzerine kasıtlı olarak gidilmesinin başlıca sebeplerinden biride sizin yazınızda bahsi geçen beydir. Tabii ki diğer obezite ve dolayısı ile beslenme konusunda kendini oterite ilan etmiş zat_ı muhterem beylerinde katkıları var. Hepsinin ortak özelliği -sizinde açıkca belirtiğiniz gibi, uzman olduklarını iddia ettikleri branşlara ait bir eğitim almamış olmaları. Bu Türkiyenin acı gerçeği galiba hocam! Hangi branş popüller ise uzmanlarımızın o konuya yöneldiğini görüyoruz. Siz branşınızda ne kadar değerli araştırma, bilimsel çalışma, yazı ve benzeri işler yaparsanız yapın bu kişiler kadar popüller, medyatik ve zengin olamazsınız. Tabii ki her insan mesleğinde ilerlemek ve para kazanmak ister. Ama bununda bir adabı ve ahlakı vardır ve kesinlikle olmalıdır. Bizler gibi sağlık grubunda çalışanların daha dikkatli olması gerekmiyor mu? Biz diyetisyenler sadece insanları zayıflatmayız. Bu mesleğimizin sadece bir dalıdır. Asıl amacımız mevcut sağlığı korumak ve imkan dahilinde ise sağlığı daha iyi halle getirmek, hastalıkların tedavisinde tibbi beslenme programları uygulamak ve beklenen yaşam süresinin kaliteli olarak geçirmesini sağlamaktır. insan sağlığını birebir etkileyen çevresel faktörlerin başında gelen beslenme, dört yıllık fakültelerde aldığımız teorik, pratik uygulamalar ve stajlar ile yetiştirilmiş biz diyetisyenlerin işidir. Bu gece sizin yazınızı okurken bir kere daha bu zat_ı muhteremlerin biz diyetisyenlerin bilimsel çalışmalarından ne kadar korktuklarını o kocaman kramalı pastadan paylarını daha fazla alabilmek için bir meslek grubunu nasıl karaladıklarını ve medyayı kendi çıkarları için kullandıklarını idrak ettim. Sayın Hocam kendi mesleki sorunlarımız ile kafanızı ağrıtmış olabilirim! Kusuruma bakmayın. Ama yenilemeden geçemiyeceğim! Ellerinize sağlık iyiki bu makaleyi yazdınız. Karşımızdakileri tanımak bizleri daha etik, bilimsel ve çok çalışmaya teşvik ediyor.

  12. mehmet ünal rodoplu

    22 Eylül 2007

    Doktorluk mesleğindeki KADİM kıskançlık krizlerinden biri. Kerem Doksat gibi birininin böyle bir polemiğe girmesini yadırgıyorum;tıpkı şöhret şarhoşluğu ile başı dönen ve etik olmayan yollara tevessül eden sınıf arkadaşım gibi. Kendisinin asli mesleğini bırakıp paramedikal kulvarlarda çoğu bilimsellikten uzak -ki bir kaç sene önce hararetle savunduğu bilgileri güncelliğini kaybedince inkar edebilmektedir-internet çöplüğünden topladığı bilgileri HAKİKAT gibi sunabilmektedir.
    Yine de kendisini ORTODOKS tıbbının dışında toplumda farklı bir bilinç geliştirdiği için kutluyorum. Bu arada ALLAH ın yarattığı nimetler arsında ayrıma gitmesini yine ALLAHIN şamar gibi bir ayeti ile cevap vermek istiyorum:
    üzerinize yaydığım helal nimetleri YALANLAYAN (HARAM KILAN )kim?
    ARAFsuresi 32. ayet

    Dr ünal Rodoplu
    kadın doğum uzm.

  13. Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat

    22 Eylül 2007

    Sayın Dr. Ünal Rodoplu,

    Normâl şartlar altında böyle mesajları cevaplamam ama ibret teşkil etsin diye önce bir mesajınızdaki imlâ ve ifâde hatalarını tashih edeyim:

    Doktorluk mesleğindeki KADİM kıskançlık krizlerinden biri! Kerem Doksat gibi birinin böyle bir polemiğe girmesini yadırgıyorum; tıpkı şöhret sarhoşluğu ile başı dönen ve etik olmayan yollara tevessül eden sınıf arkadaşım gibi. Kendisinin aslî mesleğini bırakıp paramedikal kulvarlarda çoğu bilimsellikten uzak -ki bir kaç sene önce hararetle savunduğu bilgileri güncelliğini kaybedince inkâr edebilmektedir- internet çöplüğünden topladığı bilgileri HAKİKAT gibi sunabilmektedir.

    Yine de kendisini ORTODOKS tıbbının dışında toplumda farklı bir bilinç geliştirdiği için kutluyorum. Bu arada ALLAH’ın yarattığı nimetler arasında ayrıma gitmesini yine ALLAH’ın şamar gibi bir âyeti ile cevap vermek istiyorum: “Üzerinize yaydığım helâl nimetleri YALANLAYAN (HARAM KILAN) kim?”

    ÂRAF Sûresi, 32. âyet

    Dr. Ünal Rodoplu
    Kadın Doğum Hastalıkları Uzmanı

    ***

    Gelelim esasa:

    —Kıskançlık iddianız eğlendirdi, sağ olun; hele “polemik” lâfı bir de güldürdü. “…. aslî mesleğini bırakıp paramedikal kulvarlarda çoğu bilimsellikten uzak -ki bir kaç sene önce hararetle savunduğu bilgileri güncelliğini kaybedince inkâr edebilmektedir- internet çöplüğünden topladığı bilgileri HAKİKAT gibi sunabilmekte olan kişi” dediğiniz kişi her kimse selâmlarımı söyleyiverin de, beni neden alâkadar eder ki!

    Müftüoğlu ile ilgili bir bomba daha var, azıcık bekleyin!

    —Tevrat’ı da, Kitâb-ı Mukaddes’i de, Kur’ân-ı Kerîm’i de farklı meâllerinden defalarca okumuşumdur; sâyenizde tekrar da okudum. Neyin şamarını yediğimi anlayamadım ama ilâhiyat bilgimi güncelledim, hay Allah sizden râzı olsun.

    Ne olur, O’nun şamarını değil, sevgisini düşünün… Yoksa, kötülüklere ve zulümlere karşı koymadığı için O’nu ciddi ciddi dava eden(!) ABD’li senatör gibi olma riski var!

    Bir tavsiye: Netetikte (internet etiğinde) BÜYÜK HARFLE yazmak bağırıp çağırmak anlamına gelir, takdirlerinize arz ederim…

    Saygılarımla.

  14. mehmet ünal rodoplu

    26 Eylül 2007

    Cevap verme nezaketinde bulunduğunuz için teşekkür ederim.Mazrufa değil zarfa bakmışsınız ;hoş ondan da bir şey anlamamışsınız.Her şeye olan alaycı yaklaşımınız,müstehzi tavırlarınız ve insanlar konusundaki agresif tutumlarınız kendiniz gibi EGONUZUN DA ne kadar şiştiğini gösteriyor .Bu vesileyle insan suretlerinin RENKLİ CAMIN önünde ve arkasında ne kadar farklı mahiyetler arzettiğini müşahade etmiş oldum.

    Sizi yıllardır yazılı ve görsel medyada takip etmeme rağmen gerçek kişilik yapınızı çözümleyebilmiş değilim. Bazen gerçekle hakikati ayıramayan iflah olmaz bir POZİTİVİST; bazen de tasavvufi örgüleri olan ılımlı bir mütedeyyin. İçindeki zıtlıklarla insanı şaşırtan narsistik, kaotik bir yapı.Lütfen söylermisiniz siz kimsiniz?

    Saygılarımla,

    Dr.Ünal Rodoplu

    NOT: İlahiyat bilgisi(ki bundan kastınız Kur’an ı Kerim’se) ALLAHIN KELAMI GÜNCELLENMEZ biliyorsunuz.Ben son olarak müsaadenizle ilahi bilginizi bir ayetle-haddim olmayarak- tazelemek istiyorum.

    Nefsinin hırsından korunanlara gelince onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.Haşr,9. ayet

  15. ayşe çelebir

    1 Ekim 2007

    Mehmet Ünal Bey;
    ‘kendiniz gibi egonuzun da ne kadar şiştiğini gösteriyor’ gibi laflar ne kadar ilkokul havası taşıyor. Tartışılacaksa bile koskaca doktor böyle mi tartışır? Böyle cümlelerle mi?…
    Her neyse.

    Kerem Bey,
    Osman Müftüoğlu bu sıralar depresyona adeta kafayı taktı. İnsanlara depresyona girdikleri hâlde değişik bitki çayları için diyor. Kansere de değinecekmiş. Kimse de bu beye dur diyemiyor. Eminim birçok kişi sizin gibi gülerek ve kızarak izliyordur programlarını.
    Saygılar

  16. KeremDoksat.Com » İKİ TIBBİYELİ GURU; DAHA NELER GÖRECEĞİZ BAKALIM!

    11 Mart 2008

    […] http://www.keremdoksat.com/2007/09/04/osman-muftuoglu-yemini-etmeliyiz-hepimiz/ […]

  17. KeremDoksat.Com » İKİ TIBBİYELİ GURU; DAHA NELER GÖRECEĞİZ BAKALIM!

    12 Mart 2008

    […] http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/kazip-bilimler/ http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/alternatif-tib-mi-tibbi-alternatif-mi/ http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/ulema-ne-zaman-buyurmamali/ http://www.keremdoksat.com/2007/09/04/osman-muftuoglu-yemini-etmeliyiz-hepimiz/ […]

  18. Yorumunuz mu var?