AH MHP, VAH MHP!
Bu yazi toplam 196 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.
Güler Kömürcü 18 Eylül 2007’de Akşam Gazetesi’ndeki köşesinde altına imzamı atacağım bir yazı klavyeye almış. Yasal açıdan iktibas etmemin suç olmayacağını düşünerek, aynen web mekânıma koyuyorum:
Kontrol Edilebilir Kulüp Milliyetçiliği
2. AKP Hükûmeti son derece kararlı, karşısında öteki olarak gördüğü kitleyi tek siyasî algıyla donatma-dönüştürme hedefinde adım adım ilerliyor ve en ürkütücü olan ise olmazsa olmaz “MUHALEFETİN” ortada olmaması… Muhalefetsiz bir Meclisimiz var, MHP neredeyse AKP ile “birleşmek” üzere, CHP malûmunuz kendi iç yönetim kargaşasında, o hâlde? Tabiat boşluklardan nefret eder bir biçimde doldurur, muhalefet görevi artık kitleye-halka düşmüştür, normâl güçlü bir toplumsal muhalefetin iktidar politikalarına etki etmesi sürecine geçilmiştir, tatlı su milliyetçisi sivil toplum örgütleri de misyonunu tamamlamıştır, yoksa… “Tek tip siyasî yapı” hâttâ ağır faşizm geliyor ey miskin lâikler, ey suskun milliyetçiler…
Muhalefetsiz Meclis’in “günahkâr” hâlleri söz konusu olunca en fazla şikâyeti MHP alıyor. Yükselen milliyetçiliğin -özde değil- sözde temsilcisi olan MHP’ye seçmeni bugün artık son derece öfkeli, gelen okur mesajları arasından seçtiğim birini şimdi size sunmak, ortak refleks geliştirme, muhalefet görevini birey olarak hemen, âcilen üstlenmeniz adına “son derece çarpıcı bir analize” dikkatinizi çekmek istiyorum efendim, okuyacaklarınızı kaleme alan Karaman’dan bir öğretmen yâni çoğunluğun dili:
“22 Temmuz Genel Seçimleri’ni atlattık, ama Türk milliyetçiliği cephesinde Meclis’e girilmesine rağmen bir sevinç yok. Neden? Çünkü ‘yine’ başımız eğik bir şekilde girdik o çatının altına. Seçim öncesinde diklenildi, büyük büyük lâflar edildi, ip atma gösterileri yapıldı, büyük vaatler verildi; sonrasında dünya kadar hakaret duyuldu, onurumuz ayaklar altına alındı; önce küsüldü de şimdi ne oldu? Bütün o salvolar nereye gitti? Neyin karşılığında… Orası meçhûl.
Cümle âlem biliyor ki Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy veren Türk milliyetçilerinin çoğu ‘Bahçeli ve ekibine rağmen’ mührü basmıştır. Çünkü kendisi ve adamları ehven-i şer olarak görülmüştür. Yoksa kimse partiyi tahterevalliye çeviren pasif bir lidere ve sorunlarla ilgili sorular karşısında bile lâfı ağzında geveleyerek inisiyatif almaya cesaret edemeyeceğini sessizce ilân eden kurmaylara oy vermeyi düşünmezdi. Hele de böyle kritik bir dönemde.
İrili ufaklı birçok milliyetçi-ulusalcı sivil toplum örgütü var. Herkes ‘benlik’ sevdâsına düştü. Peki, neticede ne oldu? Seçim arifesinde milliyetçi derneklere ve Ülkü Ocakları şûbelerine yapılan baskınlar ve başkanlarını gözaltına alma silsilesiyle, sürüden ayrılan koyunu kurt kapar misâli, av operasyonu kolayca hâlledildi. Türk milliyetçiliğinin partisi bunlara sâhip çıkma dirâyetini gösterseydi böyle mi olurdu?
BBP ve diğer milliyetçi partilerden söz etmeye gerek duymuyorum. Kıymet-i harbiyeleri yok nasılsa. Bir Muhsin Başkan vardı ama ‘o da’ kredisini tüketti, beş yıl vekillikle avunup duracak lâkin mukadderatın ‘o da’ farkında?
Bir de sendikal örgütler cephesinde milliyetçi hassasiyetiyle bilinen Kamu-Sen var. Onlar da seçimin ardından toplu görüşme sürecindeki silik tavırlarıyla AKP’ye biat ve minnet ettiklerini gösterdiler. Meğer Memur-Sen’e kardeş gelmiş de haberimiz yokmuş!
Bu bahiste Türk Ocakları’na değinmeden geçmemiz mümkün değil… Fethullah Gülen’e ödül vermeyi ve Genel Merkez’de Abdullah Gül’ü konuşturup üyelerini azarlatarak reklâmını yapmayı pek iyi bilirler.
Hiç kimse kusura bakmasın. Kral artık çıplak, her şey ayan beyan ortada. Türk milliyetçiliği 70’lerde Türk Solu’nun alay edilen amip durumuna düşmüştür. Türk milliyetçiliğinin amiral gemisi MHP, mevcut yönetiminin ma’rifetiyle(!) karşı saflardaki AKP gemisinin yedeğine alınmıştır.
Milliyetçiliğimiz vatandaşı bilinçlendirip Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri ve âlî menfaâtleri hususunda çözüm ve çare üretmeyecekse, aksiyoner ve güçlü bir yapı oluşturulmayacaksa, eleştirinin ardından projeler sunan milliyetçi strateji üretim merkezleri tesis edilmeyecekse, Atatürk ilke ve inkılâplarını eksen alıp asgarî müştereklerde buluşan herkesle el ele verilmeyecekse, biz kiminle, neyin mücadelesini vereceğiz? Caz Müzik Sevenler Kulübü, Aşağıavlu Köyü Dayanışma Derneği, Ötücü Kuşlar Federasyonu gibi birer sosyal kulüp olarak mı kalacağız? Bizim tarihî misyonumuza ve toplumsal sorumluluğumuza ne olacak? Velhâsılıkelâm, Türk milliyetçiliği kendini yedeğe aldırdı, kızağa çekilmesine ise ramak kaldı… Hasan Salih GÜNDÜZ-Karaman-Edebiyat Öğretmeni.”
Ne dersiniz, tabiat ‘muhalefetin yarattığı boşluğu’ bu defa nasıl dolduracak ey aksiyonel okur?
***
Sevgili Güler Kömürcü, sizinle hiç tanışmadık ama bir e-mesaj teatimiz oldu.
“Tek tip siyasî yapı, hâttâ ağır faşizm geliyor” diye web mekânından haykıran lâik ve milliyetçi bir üniversite hocasıyım. Bir zamanlar televizyonlara çıkma rekorum vardı, çağırılıyordum çünkü.
ABD’nin kendi İkiz Kuleleri’ne kendi “taşeronladığı” hücumun canlı yorumunu NTV’de Sayın Celâl Pir ile yapmıştık. Aynı NTV’ye ciddi sosyal ve politik konuların sosyal psikoloji ve psikiyatri açısından yorumu için önceden de, sonradan da defalarca çağırıldım. En son, bir önceki seçimlerden sonra, memleketin nereye gitmekte olduğunu gene Celâl Bey ile konuştuk. “Son sözünüz nedir hocam” dediğinde, “benim gibi milliyetperver, lâik ve ağzı lâf yapan kişiler büyük medyadan kaybettirileceğiz, susturulacağız” derken program bitti…
Akabinde birkaç hafta arayla AKP Genel Merkezi’nden cep telefonumu arayıp, gâyet nâzikçe “eğitim vermeye” çağırdılar. Müsait olmadığımı söyledim.
Ve… Dediğim gibi oldu, bitti! Bıçak gibi kesildi! Celâl Bey gönderdiğim birkaç e-mesajı cevapsız bıraktı. Belli ki eli kolu bağlı…
Bahçeşehir Üniversitesi’nde terör konusunda son derecede objektif bir konferans verdim, Kürtçüler ve komünistler hâlâ tehdit ediyorlar. Bilgi Üniversitesi’nde Mülkiyeliler Toplantısı’nda konuştum, dinci ve şeriatçıların hedefi oldum, entellektüel linçe mâruz kaldım; dayak yememek için erken terk ettim toplantıyı. Metin Akpınar ve Ercan Çitlioğlu ile mizah târikiyle bütün bu mes’elelere değinen Kanal 1’deki Muhabbet programı üçüncü bölümde yayından kaldırıldı.
Sevgili Güler Kömürcü, sizinle hiç tanışmadık ama bir e-mesaj teatimiz oldu.
Şimdi bu mütevâzı web mekânında BAĞIRIYORUM, HAYKIRIYORUM!
Yeminle… Daha ne yapayım? Soruyorlar niye televizyonlara çıkıp haykırmıyorsun diye. Ne yapayım, dilekçe mi versem acaba?
Bir fikir lûtfen, sizden veya herkesten…
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 18 Eylül 2007 Salı
İnkılap AKIN
19 Eylül 2007
Sevgili hocam,dostum
Bu kadar karamsar olmaya bence hiç gerek yok.
1920′lerin şartları çok daha kötü idi. Bir yolu muhakkak bulunacaktır.
Sizin gibi değerli kişilerin bu konulardaki girimşimlerinin kıymetini her cumhuriyet çocuğunun beklediğini ve özlediğini bildirerek yolunuz açık olsun diyorum.
Sevgilerimle
TANER KAZANOĞLU
20 Eylül 2007
Sayın DOKSAT,
56 yaşında ODTÜ mezunu bir y.mühendisim ve iş hayatına başladığım 1977 yılından beri devlete yük olmadım,aldığımdan fazlasını verdim.
Ticareti benimsemedim,hep ürettim ve naçizane teknoloji kullanmaya
gayret ettim.Hep ülkede yapılmayanı yapmaya çalıştım.Kısmen de başarılı oldum.(Bu paragrafı hoşgörün,kendimi tanıtmam gerekti)
TANER KAZANOĞLU
20 Eylül 2007
Yanlış tuşa bastım.
Endişelenmeyin,yapacağımız birbirimizi bulmak,emin olmak ve birlikte hareket etmektir.Sonuçta bu ülkeyi bizler taşıyoruz.Yani düşünenler,ve
üretenler.
Selamlar
ekrem aydın
20 Eylül 2007
gece olmadan gün doğmaz,ümitsizlik yenilginin başlangıcıdır.Yılmak yok,direnmek,çalışmak,çalışmak halkla bütünleşmek, proje ,çözümler ve yani stratejileri hayata geçirmek, tüm olumsuzluklara karşın mücadeleyi bırakmayacagız.Türkiye nin bugünkü cıkmazdan yine büyük önder Atatürk’ün yolundan giderek çıkacaktır.Yilgınlık yok ,yorgunluk yok ,tembellik yok .
nuh demirbaş
25 Eylül 2007
idealleri ve ülküsü olanlara ümitsizlik yakışmaz.azimle çalışmak,güçlerimizi ve enerjimizi birleştirmek gerek hep birlikte
selamlar.
Dr.Selim MANİSALI
25 Eylül 2007
Değerli hocam,
Bu gün HCÖ ağabeyimizin (haydi kızmasın “üstadımızın” diyelim) son albümünü dinlerken, “yahu ne yapıyor şimdilerde Hasan Bey” deyip nette gezerken, birkaç tıklamadan sonra, sitenizin sayfalarına daldım…. Bu vesile ile gitarla olan aşinalığınızı da öğrenmiş oldum. Bu uzunca albümü, bir yandan başka iş yaparken –birkaçı hariç- gayet hoşça dinlediğimi, “güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” düsturunca, üstadımızın sadece güzelliklerini dikkate aldığımı, diğer “megalo” yönünün de –şayet sizinle irtibatını kesmezse daha kısa sürede- bir gün düzeleceğini ümid ediyorum. ( o bizi rahatsız eden ağzını bozan üslubunun bir yerlerinde çocuksu bir masumiyetin gizli olduğunu sanıyorum)
Gelelim buraya yorum yazmama sebep olan mevzuya… “Tek tip siyasî yapı, hâttâ ağır faşizm geliyor” cümlesiyle haykırmanız…. Doğrusu son cümlelerdeki “ümitsizliğiniz” bir entelektüel için üzücü…. Oysa “öteki” ni iyi analiz edebilirseniz, bu endişeye hiç gerek yok. (tabiiki dünün Maocu işbirlikçileri-bu günün oportünist “ulusalcları” hariç)
Bu gün iktidarda olan dünün “öteki” lerinin, özelikle kendilerine yakın olup çizgiyi aşanlara karşı müsamahakarlıkları ve türbana endeksli anayasa değişikliğini yine bu kesimin baskısıyla hızla dayatır hale gelmeleri bu atmosferi oluşturdu.
Ancak bu fiili durumdan çok daha önemli olanı, bunların “şuur altında” neyin bulunduğu. Eğer kortekslerinin bu bölgesinde, “bu günün İran’ı” var kardeşim…. Derseniz bu doğru değil. Uygulanacak değişim süreci sonunda böyle bir Türkiye’nin ortaya çıkması sosyolojik açıdan mümkün değildir. Bu kesimle uzun yıllardır yakın temasta olan birsi olarak bunu çok rahat söylüyorum. Bu gün iktidarı en az “laikçi” gruplar kadar prese eden, dini bağnazlığın onlarca alt grubunu temsil eden kişiler. Peki bu iktidar neyi “mutlaka” değiştirmeye niyetli?
1- Türban bağnazlığını
2- 28 şubat darbesinin insan onurunu aşağılayıcı dayatmalarını.
Hepsi bu kadar…. Bundan ötesine gider mi? Kesinlikle mümkün değil. Hatta çok kısa sürede “muhalif görüştekilere mahalle baskısı” anlamına gelecek tüm girişimlere derhal müdahale eder hale geleceklerdir. Zira bu ekip iktidara, aslında kendilerinden olmayan, “liberal”, “demokrat” , “milliyetçi” vb. çok geniş yelpazedeki entelektüel kitlenin doğrudan veya dolaylı desteği ile geldi. Ama bu çevrelerin destursuz bir gidişatı kabul etmeyecekleri aşikar. Nitekim Ş.Mardin’in son uyarısı –herkes hissetmemiş olabilir- açıkça ifade edilmese de, iktidar yanlısı çevrelerde ciddi endişelere neden oldu. Evet bir darbe imkanı artık yok. Ama “dayatma” stratejilerinin zaman içerisinde sadece iktidarların sonunu getirdiği de bir sosyolojik gerçek. (bunun tersten bir örneği olarak, son 50 yılda laiklik adına, laikçi yöntemlerle topluma yapılan dayatmaların CHP gibi bir kitle partisini ne hale getirdiği buna net bir örnektir.)
Bütün mesele şu: Nerede Uzlaşılacak? Sokaktaki insan, türban konusunda ne kadar tolerans taraftarı ise, çarşaf-peçe konusunda da o kadar muhalif. Kimse endişe etmesin.
Ancak çok daha önemli ve tehlikeli bir konu var ki, arada kaynıyor. O da ülkeyi bölünmeye götürecek süreçte iktidarın basiretsizliği. İçerideki “laikçi” baskısından kurtulmak için AB ve ABD desteğine sığınırken kantarın topuzu bu konuda hayli kaçtı. Gerçek milliyetçiler ve vatanseverler, bilimsel faşizmin kalesi olan YÖK ü ve türban yasağını savunacağına bu konuya daha ciddi yüklenirlerse, sanırım iktidarın en zayıf tarafı olan bu konuda çok etkili adımlar atılacaktır.
Şimdilik bu kadar…. Saygılarımla.
ayşe çelebir
26 Eylül 2007
Türkiye’nin çok önemli bir sorunu daha var. Kimse bunun farkında değil (Burada Kerem Bey’i kastetmiyorum). Belli bir sosyal çevrede yaşayan, ailesinden vatan sevgisini öğrenen, laikliğin sıkı takipçisi olmak İSTEYEN Türk gençliği, bu ülke Ilımlı İslâm(!) Devleti hâline geldiği anda bu ülkeyi terk edecek. Maalesef bu böyle… Seçimlerde bu gençliğin çoğu ya CHP’ye ya MHP’ye oy verdi, istemeyerek de olsa çünkü Deniz Baykal’a güven yoktu, MHP’nin ise bu gençlerin aileleri arasında kötü bir şöhreti vardı. Sonuç ne oldu? Şu an muhalefet denen bir şey yok. Bu çevrenin gençleri hep yabancı şirketlerde staj yapmanın peşinde. Hepsi bir kaç yabancı dil daha öğrenmeye çalışıyor. Bunlar sebepsiz değil. Eğer olaylar bu şekilde devam ederse bu ülkeye faydası dokunabilecek Türk gençliğinin büyük bir kısmı yurt dışına kaçacak. Yurt dışında da huzura ve istediklerine kavuşabileceklerini hiç sanmıyorum. Gençler arasındaki bu endişeden de en çok muhalefet partilerini sorumlu tutuyorum. Ak Parti’nin ne olduğu zaten belliydi ama muhalefetten icraat bekleniyordu olmadı.Demek istediğim şu ki, eğer bir ülke gençlerinden koparsa o ülkenin hâlinin hiç iyi olmayacağı…
Saygılar
Asker BULUT
1 Ekim 2007
Hocam öncelikle sonsuz saygılarımı sunmak istiyorum size.Ben sizin öğrencinizim cerrahpşadan. Bugün derste vermiş olduğunuz örnekler ve dersi anlatış şekliniz muhteşemdi,sizi kutluyorum.
Milliyetçi Türk Gençliği olarak herşeyin farkındayız.Ülkemiz sınırları dahilinde bazı oyunlar dönmekte,kurtuluş yıllarında türkçülük adına kurulan bazı kurumlar şuan asıl amaçlarından sapmış bulunmaktadırlar. Şuan bir kürt devleti kurulmak isteniyor. Ülkeyi bölmek isteyenlere lanet olsun!
“Vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan ,Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir TURAN!”
Saygılar…
mehmet taşdemir
11 Kasım 2007
sayın hocam merhaba..
Ben arasıra sizin sitenize, “acaba, hocam bugün hangi konuya parmak basmış” diye merak edip girenlerdenim. Bu konu başlığı tamda benim de şikayetçi olduğum bir durumu yansıtıyor.. Ailemi de etki altına alarak bu seçimde oyumuzu MHP ye verdik, keşke vermez olaydık.. Benim gibilerin oyuyla sayın bahçeli başarılı olduğunu sanıyorsa aldanıyor.. en yakın seçimde bahçelinin foyası meydana çıkacak.. buna yürekten inanıyorum.. Türk siyaseti, bahçeli gibi kaypak bir lideri yaşatacak kadar bilinçsiz değil.. Aslında MHP kurultay sürecinde ÜMİT ÖZDAĞ gibi bir milliyetçi-laik entellektüel bir şahsiyeti harcamıştı.. Çok yazık etmişti.
Açıkçası ben BAYKAL’ında gitmesi taraftarı değilim.. Adayları görünce CHP den de ümidimi kesiyorum.. Allah yardımcımız olsun ama bu AKP ZİHNİYETİNDEN kurtulabilmek milliyetçi-laik-işçi kesiminin birleşmesinden geçiyor..
Saygılar..
Mehmet TAŞDEMİR (Diplomalı esnaf)
Yorumunuz mu var?