YALANCIYI YAKALAMAK İÇİN İPUÇLARI
Sevgili Mekâncılar,
Şu aralar ortalıkta yalan rüzgârları esmekte bol bol…
İşte size kısa ve kolay anlaşılır bir yalancıyı yakalama rehberi:
1. Yalan söyleyen kişi genellikle göz temâsından kaçınır; bâzen de mutatta yaptığının aksine, gözünüzün içine dik dik bakar. Ellerini ve kollarını daha az kullanır. Soru sorduğunuzda avucunu sıkar veya ellerini size çevirmez.
2. Genel tavrı değişir. Sâkin bir insanken âniden heyecanlı davranır veya hareketli bir insanken donuk tavırlarla konuşmaya başlar.
3. Sorduğunuz basit ve net sorulara daha önceden cevabını tasarladığı için gerektiğinden fazla detaylı cevaplar verir. Fakat birden beklemediği bir soru sorarsanız bocalar, cevap vermek için zaman kazanmaya çalışır. Lâfı evirir çevirir, yandan cevaplarla ve saptırmalarla münakaşayı münazaraya dönüştürmeye çalışır. Samimiyetsizliği sırıtır.

4. Şaşkınlık, korku veya mutluluk gibi duyguları belirten ifâdeleri sâdece ağız bölgesiyle sınırlı kalır. Bâzen de çok mübalâğalı, teatral jestler ve mimikler sergiler.
5. Ayakta dururken yâhut otururken yalan söyleyen birisi genellikle sırtını dik tutmaz ve tedirgindir.
6. Bulunduğu rahatsız ortamdan kurtulmak isteğiyle gözünü kapıya çevirir ve konuştuğu kişiyle arasına mesâfe koyar.
7. Sorulara net cevaplar vermez. Her zaman sâkince karşıladığı sorulara aşırı tepkiler verir. Kendisi size soru yöneltmez veya anlamsız soru bombardımanı yapmaya başlar…
8. Şakalar, gereksiz nükteler yaparak konuyu geçiştirmek ister veya çok dramatik bir hikâye anlatarak sizi duyarsızlıkla suçlar. Beklenmedik saldırganlıklar sergileyebilir.
9. Sık sık yüzüne dokunur. Burnunu çeker, başını kaşır. Özellikle ağız bölgesine yakın bölgelere dokunması dikkat çeker.
10. Üstündeki kıyâfeti düzeltir. Gömleğinin yakasını gevşetir. Yâhut elinde tuttuğu bir cisimden (meselâ bardaktan su içme, kalemle oynama) güç almaya çalışır.
Muhataplarınızla konuşurken veya bir televizyon röportajını seyrederken vs., bunlar çok güzel ipuçları olacaktır…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 05 Ekim 2007


Sitenizde “rastgele” dolaşırken bu yazıya rastladım Sevgili Doktor,
Tereciye tere satmak asla ve hâşâ itikadım değildir, ama her ne kadar bir Hollywood endüstrisi aracı da olsa, geçen yıl zevkle ve ilgiyle izlediğim “Lie To Me” isimli dizide acaba zât-ı âlînizden mi danışmanlık aldılar diye düşünmedim değil.
Bir tek mâruzatım var, bâzen karşımızdakinin yalan söylemesini tercih ettiğimiz durumlar olabiliyor, sonrasında karşılaşacağımız bedelleri zımnen de olsa göze alarak, e şimdi oldu mu ya! Bu bilgileri bir kez özümseyen zihin bundan kelli o tercihini kullanamazsa ya? Diziyi unutmuştum, daha doğrusu içinde kullanılan, sizin de bahsettiğiniz ipuçlarını “bilerek ve isteyerek” zihnimin ardına itmiştim, şimdi bunu okuyunca hepsi capcanlı gelip zihnimin “Doğu”suna yerleştiler, ne yapmalı! Yandık galiba
MKD:
.
Bir de profesyonel yalancılık var. Kusursuz cinayet gibi. Onları yakalamak çok zor. Kendileri de buna inandıkları için çok realistler…
O hâlde, hangimiz yalan söylemiyoruz ki? Meselâ bâzen alçakgönüllülük etmeye çalışırken, terbiyemiz gereği? Nasıl ayırt edeceğiz hocam?
MKD: Her durumu kendi ahvâl ve şerâiti içerisinde değerlendirerek…
Yıllar sonrasından gelen yorum:
“Das Leben der Anderen” (Başkalarının Hayatı) adlı Oscar ödüllü filmin açılış sahnesinde de buna benzer bir ders var. Polis okulunda, Doğu Alman gizli servisi Stasi (MfS-Ministerium für Staatssicherheit) ajanı bir yüzbaşı, bir şüpheliyi nasıl sorguladığını derste anlatıyor, ses kaydı ile birlikte. Orada da bu ayrıntılardan bahsediyor. Yanıtların çok uzun ve gereksiz ayrıntılı olduğunu, yalan ifâde veren kimsenin sürekli aynı cümleleri kullandığını, konuyu değiştirmeye çalıştığını vs.
Youtube’da ingilizce alt yazılı olarak bulmak mümkün.