TÜRK SOLU NE İSTİYORMUŞ’MUŞ!
GENAR Araştırma Eğitim Danışmanlık Şirketi’nin işi gücü yokmuş, Eylül ayı içinde 26 ilde, 3 bin 210 kişi ile görüşerek “Türk Solu” araştırması yapmış ve solun liderliğine Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün istendiğini ortaya çıkarmış.Yazar Ali Bulaç ve sosyolog Doç. Dr. Ferhat Kentel’in danışmanlığında hazırlanan araştırmaya göre toplumun yüzde 52.8’i CHP’nin başına Sarıgül’ün geçmesini istiyormuş.

Yüzde 50.3’ü de Tayyip Erdoğan’ın soldaki alternatifinin Sarıgül olduğunu düşünüyormuş.
İşte araştırmadan çıkan diğer “çarpıcı” sonuçlar şunlarmış:
— Katılımcıların yüzde 33’ü hiçbir zaman sol partilere, yüzde 15’i ise sağ partilere oy vermeyeceğini söylüyormuş.
— Yüzde 42.7 kendisini sağcı, yüzde 26.2 solcu, yüzde 31.1 ne sağcı ne solcu diye tanımlıyormuş.
— Seçmen gruplarının kendi partilerine verdikleri başarı puanında en yüksek Tayyip Erdoğan’a, en düşük puan Deniz Baykal’a âitmiş.
— Seçmenlerin yüzde 52.8’i CHP’nin başında Mustafa Sarıgül’ü, 8.2’si Hikmet Çetin’i, 5.2’si Murat Karayalçın’ı, yüzde 3.9’u Fikri Sağlar’ı, yüzde 3.3’ü Celâl Doğan’ı, yüzde 3.2’si Onur Öymen’i, yüzde 0.5’i de Zeki Sezer’i görmek istiyormuş.
Sarıgül liderliğindeki bir sol partinin Türkiye’deki oy potansiyeli yüzde 45’miş.
***
Bu gibi araştırmaların metodolojilerine ve örneklemlerine çok eleştirel bakmak gerekir.
Türkiye’de “sol” da yoktur, “sağ” da.
Kavramların neş’et ettiği hâdise malûm: 1789 Devrimi’nden sonra Burjuvazi’yi (şimdiki sağcılar) temsil eden yenilikçiler solda, krallığı (şimdiki eski devrimci solcular) tercih edenler sağda oturmuşlar…
Avrupa’da sağ muhafazakârlığın, sol ise müteşebbisliğin simgesi olmuş.
Bizde ise (tabii ki Batı’dan alınan desturla) yollar, köprüler yapan, yeniliklere imza atan ama bunu din ve millet adına yaptığını söyleyen kesim “sağcı”, “yaptırmayız, ettirmeyiz” diyen, çoğu da zengin veya entel, memleket gerçekleri hakkında hemen hiçbir şey bilmeyen muhalifler “solcu” olmuş. Beyni yıkanarak ateşe atılan zavallı militanları katmıyorum. Onlar her tarafta piyon olarak kullanılıyor zâten.
Bu kavramlar endüstri devrimini aşmış, “öteki ülkelerin” artık değerlerini sömürebilen ve milletleşme (uluslaşma) sürecini tamamlayabilmiş ülkelerin kavramlarıdır; maâlesef biz bunu tam başaracakken sürekli engelleniyoruz.
Meselâ Fransa’daki işçi Gitane’ını veya Gauloise’ını tüttürür (oraların Bafra cigarası – maâlesef yakında İspanya’da imâl edilmeye başlanacakmış, 24 yaşında bırakmadan evvel içtiğim lezzetli zehirler bunlardı), koltuğunun altında gazetesi vardır ve memleket mes’elelerini de, dünya sorunsallarını da yakinen takip eder. Hakkını devletten söke söke alır ve proleterliğinden gocunmaz.
Aynı özelliklere Avrupa’nın fakiri olan İspanya’da dahi rastlarsınız.
İnatla İngilizce konuşmazlar, komünistleri dahi milliyetçidir (National Communism).
Türkiye’de ise ABD’den icâzet almayan hiç kimse lider olamaz.
Yukarıdaki isimlere bir de böyle bakmak lâzım.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Ekim 2007 Salı

