FAZIL SAY TANTANASI
Bu yazi toplam 225 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.
Bir dostum ısrarla şu Fazıl Say mes’elesi hakkında bir şeyler yaz dedi. Fakir de aşırı kuşkucu ve azıcık da psikiyatr olduğu için temkinli ve ihtiyatlı davranmayı tercih etti. Çünkü bilirim ki bu tip yaygaraların sonu genellikle farklı biter.Tipik halkımızdan birileri olan Emre Kongar ve Mehmet Barlas dahi bu mevzuda tartıştılar. Büyük münevverimiz Ahmet Hakan dahi tenezzül edip bu çocuğa nasihat eyledi… İşin daha da trajikomik yanı, koskoca bir Millî Eğitim Bakanlığı “yeterince müzik öğretmeni yok” diye de eklediği için Fazıl Say hakkında dava açtı!
Kendisi hâricinde herkes “çeker giderim” dediği için ahkâm kesti; köşe yazarları mümtaz fikirlerini serdettiler ve memleket Saycılar’la Saymacılar olarak ikiye bölündü. Memlekette kalabilecekler ile kalamayacaklar, isterse gidebilecekken kalacaklarla istese de gidemeyecekler, istese de gidemeyecek ama gidecek olanlar farklı farklı kamplara bölündüler.
Yâhu, bu memlekette neler oluyor, kimler neler söylüyor… Memleket mes’elelerinden bîhaber yetiştirilmiş, Anadolu ve Türkiye hakkında ne bildiğini pek merak ettiğim, çapkınlıklarının icrâcılığının önüne geçmeye başladığı bu iyi niyetli, dâhi ve şımarık çocuk Almanya’da böyle bir demeç verdi diye neredeyse Kuzey Irak Operasyonu kaynayacaktı!
Aslında amaç da o idi zâten: Gündem yaratmak. Tam Ordumuz oraları târumar etmiş, asker kaçağı parti lideri hapse atılmış ve AKüP’ün milletvekili sözcüsü alenen bunları kınıyorken… Hâttâ bu operasyon ABG’nin yer göstermesiyle yapıldıktan sonra, “bize haber vermediniz” diye numaradan Genel Kurmay’a kızarlarken ve Rice alelacele “Kürdistan’a” giderken biz Fazıl’ı, Neco’nun kızıyla Okan’ın aşklarını konuşur olduk.
20 milyon Dolar’a mâl olan bu operasyonda hakikaten nereler ve daha önemlisi, oralardaki kimler mahvedildi belli değil. Çünkü her şey ABG’nin kontrolünde. Herkesin ağzına birer dirhem bal sürüldü: Şehitlerin kanları yerde kalmadığı zannı uyandı gözü yaşlı anaların, içi yanan babaların ve infiâl hâlindeki kamuoyunun… Kuşkucu tarafım burada da bağırıyor: Gerçekler bize anlatıldığı gibi değil arkadaş. Nereden hareketle mi bu iddiada bulunuyorum? Cevap çok basit, dost ve müttefik Batılı dostlarımız bizi kınamadılar, hâttâ “hak verdiler”. Buna inanmam için dâhi olmam lâzım ve değilim!
Yeni bir hava lâzımdı…
Hele yeni dâhi YÖK Başkanımız’ın (başlarına geleceği bildiklerinden ki) Devletlû’nun ve Gülümüz’ün kendisine “hocam, aman konuşma yoksa kellemiz gider” dediğini ağzından kaçırıverdiği, tuttuğu 5000 kadroyu alttan gelecek Fethullahçılar ve diğer yandaşları için açıverdiği, 15 dakikada bütün rektörlerle tanışıverdiği, türbana ve şûlebaşa yol açıverdiği, Bahçeli’nin de buna destek verdiği dönemde… Şarttı arkadaş! Yeni YÖK Başkanımız için “dâhi” derken asla ironik bir amaç gütmediğimi hemen ifâde etmeliyim. Hayatında ne dekanlık ne de benzeri bir idarî görev yapmış; YÖK gibi bir kurumun başına lâyık görüldüğüne göre, mutlaka dâhidir. Bilhassa akademik geçmişine bakılınca, profesörlüğünün de deha eseri olduğu görülüyor…
Neyse, biz gene Fazıl Say evlâdımıza dönelim.
Ne oldu, bu kadar tantana ne ile sonuçlandı?
Bekledi, bekledi, bekledi ve “tercüme hatası var” dedi Fazıl.
Bu balon da böyle söndü.
Darısı yenilerinin başına…
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 19 Aralık 2007 Çarşamba
ayşe çelebir
27 Aralık 2007
Fazıl Say’ın sözlerinin bilinçli olarak çarpıtıldığını düşünüyorum. Kendisinin dün akşam Genç Bakış programındaki konuşmaları son derece dürüstçeydi. Birçok kişinin söylemeye korktuğu şeyleri iktidarın yalakası bir kanalda korkmadan söyledi. AKP hükûmetinin sanata getirdiği engellemeleri, Türk kültürünün yok ediliğini dile getirdi. Osman Yağmurdereli beyfendiye neleri es geçtiğini sarih bir biçimde anlattı. Eh hâliyle böyle konuşan böyle düşünen bir adamın haddinin bildirilmesi gerekiyordu (!). Hükûmet de onu neredeyse vatan haini ilân etti ama programın konukları üniversiteli gençler Fazıl Say’ı saatlerce alkışladı. Gençlik bu oyunlara gelmeyecek buna inanıyorum, inanmak istiyorum.
Saygılar…
Kaan Özsayıner
3 Ocak 2008
Merhaba;
Sitenizi keyifle izliyorum. Sizin gibi büyük bir üstadın şelalesinden bir kaç damla nasiplenirsek ne mutlu bize. Bilimsel makaleleriniz kadar güncel konularda ki açılımlarınızı da dikkatle takip ediyorum.
İktidar yanlısı değilim. Türk solcusu olmayı başaramadığım için liberal kaldım. Fazıl Say ile ilgili yazınızı bu persfektiften bakarak çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Yalnız Milli Eğitim Bakanlığının Fazıl Say’a dava açtığı bilgisinde bir gözden kaçırma olabilir. Dava açmaktan vaz geçgeçip basın yolu ile yanıt vermeyi seçtiler.
Son zamanlarda ki yazılarınız ile ilgili bir ufak eleştirim olacak müsade ederseniz. Son bir kaç yazınız da yazılarınızı fazla kişiselleştiriyorsunuz. Bu yazınız da da bunu gördüm. Mehmet Barlas, Emre Kongar, Ahmet Hakan.. Ayrıca son yazınızda Serdar Turgut. Daha Öncede gitarist Hasan Cihat. Formal Türkçenin dışına çıkarsak bu “ayar verme” isteği neden vuku buldu sizde. Evet bazı insanlara verdiğiniz ayardan sonra bizlerde “oh be ağzına sağlık Kerem Hoca” diyoruz. Örneğin bir televizyon programında Arto isimli sanatçı müsfettesini madara ettiğinizde hissettiğim tatmin duygusunu kelimelerle ifade edemem. Zaten program sonuna kadar konuşamamış kendini savunma durumnda bile değildi.
Ancak tutarsız görüşleri olsada, sizin kadar teorik, teknik ve entellektüel birikime sahip olmasalarda, iyi niyetle uğraş veren insanlar olduklarına eminim.
Son sözüm sizin gibi ülkemizin ender yetiştirdiği bilim adamlarının kişilere değil olaylara yenelik eleştiri ve önermelerini daha fazla görmek dileği ile.
İyi Çalışmalar
Yorumunuz mu var?