AMİYOTROFİK LATERAL SKLEROZ ve BAYRAM

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 301 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Tıbbiyede talebeyken beraberce klâsik gitar çaldığımız bir arkadaşım vardı. Zamanla yollarımız ayrıldı, bîhaber kaldık birbirimizden. Seneler sonra bir vesileyle elektronik posta yoluyla haberleşir olduk, bir kere de telefonlaştık. İlk İzmir’e seyahatimde derhâl ziyaretine gideceğim.

Bu eski arkadaşımın, yeni dostumun adı Dr. Alper Kaya. Uzmanlığını almış, o arada aksamalar başlamış bir şeylerde… Gitmiş nörolojiye, tetkikat ve tahliller… Sonuç: Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS). Ünlü teorik fizikçi Stephen Hawking’in 21 yaşındayken yakalandığı motor nöron hastalığı. Özetlemek gerekirse, ne bir yerinizi oynatabiliyorsunuz, ne de nefes alabiliyorsunuz ama aklınız başınızda, zihniniz pırıl pırıl. Ancak oldukça kaliteli bir hayatî destek sistemiyle hayatta kalabiliyorsunuz: Nefesinizi sizin yerinize aldırtacak, bakımınızı üstlenecek, altınızda yaralar açılmasın diye sizin yerinize sizin vücudunuzu hareket ettirecek ve masaj yapacak elemanları muhtevî bu sistem. Tıpkı Hawking gibi, Alper de pes etmemiş ve hayatta. Kızlarının büyüdüğünü görüp mutlu oluyor, düşünüyor ve üretiyor. ALS hastalarının hayat kalitelerini arttıracak yeni icatlar peşinde; el-âlemin çok pahalıya sattığının işlevlerini çok daha ucuza yerine getiren destek sistemleri geliştiriyor bilgisayarının başında ve yaşama sevincini asla kaybetmiyor. Artık gitar çalamadığı gibi, kolunu bile kıpırdatamıyor ama hayat dolu kalbi, sevgi dolu yüreği çarpmaya devam ediyor. Allahtan bu mel’un hastalık kalbin işlevlerini etkileyemiyor. Özel bir ekran sâyesinde bilgisayarında yazabiliyor, okuyabiliyor, üretebiliyor, en güzel fıkraları ondan alıyorum. Kendine de Alperstein diye çok tatlı bir lâkap bulmuş.

Hâline üzüldüğü için depresyona giren annesini internetten yaptığı araştırma sonucu bana yönlendiren bir gencin durumuna çok benziyor onunki; o genç de sâdece kolunu kontrollü olarak düşürerek yazabiliyormuş bilgisayarda. Annesi şimdi iyi, o ise zâten iyi ve hayata asılıyor, bırakmıyor.

Alper 20 Aralık 2007 Perşembe Kurban Bayramı’nda bana aşağıdaki mesajı yolladı:

Bu bayram, sevgili Serdal dostumdan aldığım, bana en çok dokunan  bayram iletisini sizlerle paylaşarak bayram etmek istedim. Paylaşacak dostlarımın olması da bayramdır benim için; gönül bayramı…

Nefes almak bayramdır; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;

Sevmeninkini yalnızlık…

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek,

Kurda kuşa yem olmayıp ‘Çok şükür bugünü de gördük’ diyebilmek…

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

Her gününüz bayram olsun!

***

Geçen gün acı bir haber düştü “portallara”, sevenlerini de çok üzdü: Sinema ve tiyatro san’atçısı, yönetmen Hâdi Çaman 15 Aralık 2007 günü ALS hastalığı teşhisiyle yoğun bakıma alınmıştır. Kendisini senelerdir beyefendiliği ve güzel kalbiyle tanırım. En son olarak Pek Muhterem ve Sevgili Üstâdım, Dostum İlker İnal’ın rahmete kavuşmuş Filiz Hemşiremiz’e olan ebedî aşkını her sene onun tiyatrosunda düzenlediği anma toplantısı ve temsilinde gördüm. Oyunda hârika idi ama sıhhati pek iyi değil gibiydi, maâlesef yanılmamışım… Rolü de ilginçti, yaşlılık çağında yeniden aşkı keşfeden bir adamı canlandırıyordu. Hemen internete baktım, Allahtan birileri onu oraya yazmış, bakın hayatına: Hâdi Çaman (d. 1943, Kastamonu). İlk ve orta öğrenimini Abdurrahman Paşa Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim aldı. Amatörce ilgilendiği tiyatro sanatında 1962 yılında Dormen Tiyatrosu ve ardından Kent Oyuncuları’nın açtığı bir sınavı kazanarak Altın Yumruk adlı oyunda profesyonelliğe adım attı. Daha sonra Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu, Nisa Serezli - Tolga Aşkıner Tiyatrosu, Miyatro (Müjdat Gezen), Şan Tiyatrosu gibi tiyatrolarda da onlarca oyunda oynadı. 1982 yılında Yeditepe Oyuncuları’nı kurdu. O zamandan beri aralıksız olarak Nişantaşı’ndaki kendi tiyatrosunda san’at hayatını sürdürmektedir. Tiyatro dışında da çeşitli çalışmaları vardır: Çeviriler, uyarlamalar yaptı, oyunlar yazdı, yönetti. Döneminin tiyatro hayatını konu alan bir kitap yazdı (Can Yayınları). Birçok dalda ödüller aldı. Evli ve bir çocuk sâhibidir.

40. Sanat yılı nedeniyle yazdığı metin: “Yüze yaklaşan oyun. Bir o kadar ustayla, göz göze soluk soluğa geçen muhteşem günler. Dormen Tiyatrosu’nun âilevî ortamında başlayan daha sonra Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu, Şan Tiyatrosu, Venüs Tiyatrosu’nu kapsayan yıllar… Ve yıl 1982. YEDİTEPE OYUNCULARI. Yirmi yıl, aralıksız ışık saçmak için verilen sonsuz savaş. Onlarca genç insana açılan kucak. Yazılan, yönetilen oyunlar, kazanılan sayısız ödül. En önemlisi, ülkemizde bir ilke imza atıp, bir müsâmere salonundan, kültür merkezine dönüştürülen koca bir yapı. Kısacası bir ÖMÜR! Seve seve, özveriyle, içtenlikle, gönülden sunulan bir yaşam. O arada yetiştirilen, büyütülen, 30 yaşına erişen bir oğul. Hepsi ülkeme helâl olsun.”

***

Demin kapı çaldı, Cânan geldi. Elimi öptü, sarılıp durduk; içime yaşama sevinciyle karışık hüzün doldu. Bu yazıyı bitirdikten sonra da anacığımın elini öpmeğe gideceğiz belki de son Kurban Bayramı’nda.

Psikiyatri profesörü olmuşum, şu veya bu unvana kavuşmuşum, ne gam!

Alper, sen bana yaşamam gerektiğini, kendime bakıp hayatta kalmam gerektiğini anlattın hiç bunlardan bahsetmeden. Hâdi Çaman, sana da şükran borçluyum; ALS olduğunu bal gibi bilmene rağmen son âna kadar işini yaptın özenle, sevgiyle ve saygıyla. Şimdi can çekişiyorsun. Aziz Üstâdım Tanju Koray da hep öyle davrandı.

Alper, Hâdi, Tanju, Hawking… Sizler Allah’ın bizlere yolladığı özel elçilersiniz.

Hayata asılmayı, ne olursa olsun bıkmamayı ve bırakmamayı öyle bir öğretiyorsunuz ki…

Sakın bir yerlere gitmeyin ki, içinde yüzdüğü denizin suyunun güzelliğinden bîhaber fâniler ibret alsınlar.

Alper’in kızları, benim kızım, Hâdi’nin oğlu, İlker İnal’ın kızı ve Tanju’nun binlerce kardeşi… Hepsi bu ülkeye helâl olsun.

Ne demişti Şâir Hayâlî:

cihân-ârâ cihân içredir ârâyı bilmezler
ol mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Gençler anlasın diye tercüme edeyim: Dünyayı süsleyen aslında dünyanın içindedir ancak süsleyeni ve/veya süsleyeni aramayı bilmezler; o denizin içindeki balıklar da denizi bilmezler.

Şâir Hayâlî ârâyı bilmezler derken, hem süsleyen’i bilmezler anlamında hem de aramayı bilmezler demeyi kastederek, şık bir ihâm san’atı numûnesi de yapmıştır.

Alper, Hâdi, Tanju, Hawking… Sizi seviyorum, sizlere âşığım.

Bu arada, Sevgili Kemal Sayar, ne olur artık için acımasın; muhterem pederin ölmedi, deryâyı bilir oldu; bunu sen de bilmezsen kim bilecek be dostum?

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye - 20 Aralık 2007 Perşembe, 17:02

 

5 Yorum »

  1. Canan ÜLKER

    24 Aralık 2007

    Ya Sükür!
    Sen ki bana iman verdin dalalette birakmadin
    Bense sana sükrümde hep eksik yetersiz kaldim
    Sükrünün lezzetini her dem tattir kalbime dilime
    Sükredebilmek bile senden gelen bir nimettir
    Bu nimetin suuruna erdir fakiri

  2. Canan ÜLKER

    24 Aralık 2007

    Ya Sabur!
    Eyyub’a(as) sabri sen ögrettin
    Eyyub’a(as) sabri sen verdin
    Sen ki sabri için Eyyub’a(as) översin
    Sensin Sabur asil sabreden sensin
    Sabur sensin sabredenleri seversin
    Sabrin öyle ki ben kuluna hilmin çok
    Sabredersin ki cezalandirmak ta acelen yok
    Sabrin var ki pisman olacaklara mühletin çok
    Sabrin öyle ki sabretmeyenlere bile sabirsizligin yok
    Sen ki bütün sabredenlerin sabir sebebisin
    Muhabbetine mahzar olan sabilinden eyle beni

    ~ AMIN ~

  3. ozgur guven gunay

    25 Aralık 2007

    hocam,
    yazan ellerinize, dusunen akliniza saglik!
    ne gussel dokmussunuz kelimelere…
    alperstein’in kizi ece caliyor simdi gitar ;)
    her gunumuz bayram tadinda gecsin!

  4. Hüsamettin Küçük

    31 Aralık 2007

    Allâh’ın “Sükür” diye bir ismi var mı ayol! “Sümkür” der gibi:) “Şekûr” o isim.

  5. hüseyin sungur

    16 Ocak 2008

    Ey Hüsamettin Küçük;inanan “”şükür” de der,”"Şekür” de ..Sen Allah’ın imla kılavuzu musun be mübarek.
    Hele o sü ile başlayıp kür ile biten “O” havaya hiç yakışmamış.
    Kerem Hocam; şu “”zirve deneyi” meselesini şöyle uzun uzun anlatsanız.Hatırlarsanız 2003′de,HaberTürk’de,matriks ile ilgili bir canlı yayında,Yaşar Hoca,boğaziçindenbir fizikçi,gs üniversitesinden de bir felsefeci ile sohbet ederken anlatmıştınız.

    Elinize sağlık…

    iyilik,güzellik üzre kalınız.
    0533 515 21 47

  6. Yorumunuz mu var?