MEDYA DETEKTİFİ Mİ?

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 198 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Emniyet Âmiri Fatih Koç 24 Aralık 2007 tarihinde ve saat 11:40:49’da Malatya Yayınevi olayı ile ilgili çok önemli açıklamalarda bulundu. Bunlar medyada yer almadı, almaz da çünkü özel olarak paylaşıldı. Kendisi konuşsa suç işliyor diye üzerinde gidebilirler ama ben bir üniversite hocası olarak iletmeyi borç telâkki ediyorum. Önce kendisinin mesajını ileteyim:Ben Malatya İl Emniyet Müdürlüğü’nde Olay Yeri İnceleme Şûbe Müdür Vekili olarak görev yapmaktayım. Yayınevi olayının başından sonuna kadar her aşamasının bulundum.

Bayramdan bir gün önce, önce bir TV kanalında ardından da medyada çıkan ve Malatya’daki yayınevi cinayetiyle ilgili fâillere âit giysilerin tamamının tek torbaya konulduğu, bunun sonucunda kanların bozulduğu ve kimim kimi öldürdüğünün anlaşılamadığı haberlerine açıklık getirmek istiyorum.

Gerçekte bu güne kadar yapılan iddiaların hiç biri ciddiye alınacak şeyler olmamasına rağmen, ne yazık ki medyamız gerçekleri araştırmadan günlerdir manşet yapmışlardır. Ancak, en son kendisini iyi tanıdığımız üstelik konusunda uzman olan ve bir de “Prof.” unvanı olan Sevil ATASOY hocamızın medyadaki olay yeri inceleme çalışanları hakkındaki açıklamalarını duyunca ve okuyunca kendimi bu açıklamayı yapmak zorunda hissettim.

 

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bahse konu iddialar tamamen asılsız olup, gerçekle bir alâkası bulunmamaktadır. Beş fâile âit kıyâfetler kurutularak ve hepsi ayrı ayrı numaralandırılarak ayrı ayrı delil torbalarına konulmuştur. Bu ayrı ayrı torbaların hepsi laboratuara gönderilirken kolaylık olması bakımından tek ve büyük bir delil torbasına konulmuştur (medyada eleştiri konusu olan durum). Kriminal inceleme sonucu maktûllerin kanlarının fâillere âit giysilerinin üzerlerinde ve nerelerinde olduğu inceleme sonucu düzenlenen 5 sayfalık ayrıntılı bir ekspertiz raporuyla bildirilmiştir. Yâni iddia edildiği gibi olay yeri inceleme çalışanları bilgisiz ve câhil değildir. Kanların hangi ortamlarda bozulacağı, nasıl transfer edileceği, hangi ambalajlama malzemelerinin kullanılacağı gibi konular bizim temel bilgilerimiz dâhilindedir.

Bu câmiayı asıl üzen konu “Prof.” unvanı almış ve yıllarını adlî tıp çalışmalarına vermiş ve hâttâ olay yeri inceleme şûbelerini ve bu şûbelerde çalışan kişileri ve bilgilerini yakından bilen, tanıyan ve her fırsatta takdir eden bir kişinin böyle aşağılayıcı, karalayıcı beyanat vermesi ve en önemlisi, elde ettiği bilginin doğruluğunu teyit etmeden bir medya mensubu gibi bilimsellikten uzak bir şeklide açıklama yapmasıdır.

Belirttiğim gibi medyada çıkan diğer haberlerin hiç birini önemsemedim çünkü hâdiselerin çok da gerçeklik yönünü araştırmadan dava dosyadan cımbızlama haberlerle medya kendine göre görevini yerine getiriyor. Ama özellikle Adlî Bilimler konusunda uzman bir akademisyenin gerçekleri araştırmadan, delillendirmeden açıklama yapması (amacı nedir hâlâ anlayabilmiş değilim), hem de kendini sürekli geliştirmeye çalışan bilgiye ve bilme önem veren bir kurumu karalaması hazmedilir bir olay değildir.

Bu vesile ile tüm adlî bilimcilerin geçmiş Kurban Bayramları’nı kutluyor, Bayramımızın buruk geçmesine vesile olanlara da teessürlerimi iletiyorum…

Saygı ve Selâmlar.

Fatih Koç, Emniyet Âmiri, Malatya

 

***

Büyük medyanın hâdiseleri sürekli olarak çarpıtıp bizleri yanlış bilgilendirmesine (misenformasyon) veya doğru malûmattan bîhaber tutmasına (dezenformasyon) alışığız da, bir bilim adamının, he de mesleği gereği çok kuşkucu ve kılı kırk yarıcı davranması gereken bir profesörün alelacele ahkâm kesmesine ne demeli? Sayın Fatih Koç da anlayamamış ve çok üzülmüş.

Anlatayım… Bir zamanlar televizyonlarda çok yer alırken artık hemen hiç çıkmaz olduğumu, çıkarsam da ne gerekiyorsa onu söylediğimi ilgilenen bilir. Her ne pahasına olsun medyada yer almak, her konuda ahkâm kesmek bir nev’î bozukluk, henüz ICD veya DSM sistemlerinde yok ama psikiyatr gözüyle “Narsisistik Gösteri Bağımlılığı (NGB)” diyebilirim.

Buna yakalanmaya en açık veya zaafı olanlar ise bir şekilde eski mevkiini ve/veya nüfuzunu kaybettikten sonra, zamanında çok fazla beslenen ödül bağımlılığı huyları sebebiyle sürekli olarak dikkati üzerine çekmeğe çalışan kişilerden oluşuyor. Bâzılarında buna “sistemden intikam almak hırsı” da ekleniyor ve ücretini ödeyerek çıktıkları programlarda bol bol konuşuyorlar, beyanlar veriyorlar. Hepsinin ortak vasıfları ciddi narsisist olmaları. Makûl ve dozunda narsisisizmin insanı başarıya taşıyan en önemli güdü olduğunu tabii ki inkâr edemeyiz ama anahtar kavram “işlevsellik”; eğer işlevsellikten çıkıp tahripkâr, yıkıcı oluyorsanız bu bozukluğa tutulmuşsunuz demektir. Tedavisi üzerinde henüz tefekkür etmekteyim…

Ha, yâni hiç medyaya çıkmayacak mıyız, beyanatta bulunmayacak mıyız?

Tabii ki yapacağız ama en önemli kelime, mefhum ve düstur şu: AHLÂK. Buna genel ahlâk (moralite: maneviyat) ve meslekî ahlâk (etik) zâten dâhil.

Büyük medya patronları ve yayın yönetmenlerinin ekserisinin bu iş umurunda olmadığına göre, iş kişilerin başına düşüyor. Eh, her vicdanın başına bir polis memuru dikemeyeceğinize göre, bu bir tıynet işi olarak kalıyor…

Sayın Fatih Bey, lûtfen üzülmeyin. Bu memlekette daha uzun süre işler rayına oturmayacak ama sizi anlayan, duyan ve duyuranlar var.

 

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 26 Aralık 2007 Çarşamba

Yorumunuz mu var?