SERDAR TURGUT CUMHURBAŞKANINA NEDEN KIRGINMIŞ; BİR MİZAH ŞÂHESERİ…

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 233 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Yâhu, bu memlekette mizah zâten var, yapmaya ne hâcet. Akşam gazetesinin genel yayın yönetmeninin bu günkü (26 Aralık 2007 Çarşamba) yazısını bir mizah şâheseri olarak şerefle web mekânıma koyuyorum.

Bu mizah şâheserinin mizah olmasının sebebi, yazarının sıkça klavyeye aldığı penis muhtevalı mizah yazılarından biri değil değil, ciddi bir serzeniş olmasıdır.

Buyurun okuyun (Türkçe ve imlâ hatalarına hiç dokunmuyorum):

—Gül’e neden kırgınım?

Onu yakından tanıyan bazı insanlar, Gül’ün çok manipülatif ve içten pazarlıklı olduğunu yazıp, söyledikleri zaman bile, bunları onların arasındaki eski tartışmaların sonucu olarak görüp, bir kenara itmiştim. Ancak sonra çok üzülerek gördüm ki; o eleştirilerde haklılık payı da vardı.

Bugün yazacağım konuyu uzun zamandır kafamda kurmaktaydım ama özel bir konu olarak görülür de ayıp olur diye yazmaktan çekiniyordum.

Bir sızı gibi hep kafamdaydı. Ne yazıp içimden atabiliyor ne de tamamen unutabiliyordum.
Dün Abdullah Gül’ün sürekli bir araya gelmeyi tercih ettiği gazetecilerle ilgili haber önüme gelince artık içimdekini yazmaya karar verdim.

Hem konunun o kadar da özel olmadığını, meselenin hayli önemli bir siyasi tarafı bulunduğunu görmeye başlamıştım. Mesele aynı zamanda bir siyaset yapma üslubuyla da ilgiliydi.

Eski yazılarımı hatırlarsanız; ben Abdullah Gül’ü siyasetçi ve insan olarak hayli severdim. Bunu birçok defa da bu gazetede ifade ettim. Benim için hep, sağlam çözümlemeleri, yumuşak üslubu ve hoşgörülülüğü ön plana çıkardı.

Bu üslup hem benim için hem de AKP’nin siyasi geleceği açısından umut oluşturuyordu.
Onu yakından tanıyan bazı insanlar, Gül’ün çok manipülatif ve içten pazarlıklı olduğunu yazıp, söyledikleri zaman bile, bunları onların arasındaki eski tartışmaların sonucu olarak görüp, bir kenara itmiştim.

Ancak sonra çok üzülerek gördüm ki; o eleştirilerde haklılık payı da vardı.

Benim bizzat yaşadığım olay şöyleydi.

Cumhurbaşkanlığı girişiminin yarıda bırakıldığı günlerdi. Başka bazı temaslarda bulunmak için TBMM’ye gitmiştik. Salih Kapusuz’un odasında tesadüfen Abdullah Gül ile karşılaştık. Biraz sohbet ettik ve konu Cumhurbaşkanlığı meselesine geldi. Abdullah Bey, bir soruma karşılık girişimin böyle engellenmesine asıl eşinin üzüldüğünü söyledi. Benim bu konudaki duyarlılığımı muhtemelen iyi tespit etmişti. Ve ertesi gün de bu lafı manşete çıktık.

Sonra olan bitenleri düşündüğümde Gül ile Başbakan Erdoğan’ı, Gül’ün engellenen Cumhurbaşkanlığı üzerine kurulan seçim kampanyalarında izlerken, bir gün yumruk yemiş gibi anladım gerçeği.

O gün TBMM’de bana söylediği lafla aslında Gül, hem Cumhurbaşkanlığı hem de seçim kampanyasını başlatmıştı.

Benim bütün iyiniyetli ve belki de olmaması gereken masumiyet ile samimi, kalpten bir konuşma olarak görmek istediğim şey, aslında çok ince düşünülmüş ve planlanmış bir manipülasyondu.

Şimdi diyebilirsiniz ki; ‘ne fark var bunda yani, siyasetçi ile gazeteci arasındaki ilişkiler hep böyle değil midir zaten, masumiyet pek bulunmaz o ilişkide’. Evet; olabilir ve saflık varsa bu da benim hatam.

Abdullah Gül bazen insana çok samimi, çok kalpten, çok yüreğinden geldiği gibi konuşur.
O gün de öyle olmuştu ve hatta eşini üzdük diye ben de üzülmüştüm. Bunu kendisine de ifade etmiştim.

Ama benim karşımda, belirlediği hedefe Makyavelist kararlılıkla yürüyen bir siyasetçi vardı.
İşte bu yüzden kırıldım ona.

Şimdi onun hangi dediğine inanacağız; demokrasi söylemine mi? Acaba onun da arkasında başka hedefler var mı ki? Nasıl emin olacağız…

Şimdi sıkı durun, Serdar Turgut Beyefendi bizi “koparıyor”:

Ben 53 yaşımda, hedefine Makyavelist kararlılıkla yürüyen politikacıdan korkacak değilim. Yeter ki; kandırmasın beni, oyun oynamasın.

Başbakan’ın hedefleri de var, o da kararlı yürüyor ve ben hemen her durumda Başbakan’ı Cumhurbaşkanı’na tercih ederim.

Başbakan hiç mi yalan söylemedi bana; hep mi yürekten konuştu… Olur mu öyle şey?.. Bunu talep etmek belki de yaşamın kurallarına aykırı bir durum.

Bazen o da hayal kırıklığı yaratıyor insanda ama Başbakan’da hislerini kontrol edemeyen taraf var ya; işte ben ona güveniyorum. Sinirlenmesi, bazen tepkiler vermesi benim için onu sevilecek hale getirmesinin nedenidir.

Cumhurbaşkanı’na bakarsanız o hep gülümsüyor, hep yumuşak. Yine de tercihim Başbakan’dan yana benim.

İsteyen bu hislerimi naif bulsun. Ne yapalım; gündelik haberlerin içinde olan bizler her gün bu insanların dediklerini takip ederken aynı zamanda onları da tanıma şansına sahip oluyoruz. İlişkimiz zaten nefret-sevgi ilişkisi sarmalı şeklinde geçiyor.

Bu duygusal ilişki içinde bazen de naiflik olabiliyor. İşi hayli siyasi mesele haline getiren de şu: AKP bazen son derece güzel bir siyasi söylemle karşımıza çıkıyor, demokrasiyi, özgürlükleri anlatıyor da, ya Gül’ün siyaset anlayışı AKP’ye hakimse ya da Makyavelist başka hedefler de varsa bizden gizlenen?… Hangisine inanacağız, hangisi gerçek, hangisi bizimle oynamak için yazılmış senaryoyu oluşturuyor?..

***

Allah iyiliğinizi versin ve sizi başımızdan eksik etmesin Pek Muhterem Serdar Turgut Üstâdımız. Geçirdiğiniz beyin damar hastalığından sonra imana gelmenizden dolayı nasıl sevinmiştik anlatamam… Ama, maâlesef, gâliba “reality testing” hafif sarsılmış (seversiniz böyle Amerikanca lâfları). Hâttâ bir başka makalenizde sıradan insanlarla beraber (yâni Business Class veya First Class’ta değil de, Economy Class’ta) New York’a uçarken yaşadığınız terörü bizlerle paylaşıp içimizi cız ettirmiştiniz. Sizin gibi özel insanlara bunu Allah sınav olarak yaptırır ancak, bir daha olmaz. Don’t worry, be happy, let thy be pretty!

Ben Gülümüz yerine söz veriyorum: Hedefine Makyavelist kararlılıkla yürüyen Cumhurbaşkanı bundan böyle sizi asla kandırmayacak, çiftetelli oynamayacak, Başbakanımız da sado-mazokistik eğilimlerinizi tatmin ederek sizi bol bol fırçalayarak güven verecek

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye - 26 Aralık 2007 Çarşamba

3 Yorum »

  1. Hüsamettin Küçük

    30 Aralık 2007

    Kerem bey,kitabınız ne zaman çıkıyor,kitabınız?! Elin gâvuru onar onar yazıyor kitapları.”Müslüman” Kerem Doksat bir kitabı bitiremedi kaç zamandır.Bari göbişinizle doğru orantılı hacimde bir kitap ortaya çıksa da beklediğimize değse.
    Güncel konularda yorum yazmaya neden bu kadar ağırlık veriyorsunuz Kerem bey? Türkiye’nin kötüye gittiğini ben de kabul ediyorum.Ama bu tür yazılarınızla,gidişe engel olma konusunda ne kadar etkili olabileceğinizi düşünüyorsunuz? Siteniz kaç insan tarafından ziyaret ediliyor? Çok insan ziyaret ediyorsa,neden yapılan yorumlar çok az veya hiç yorum yok? Bazen kullandığınız,seyrek rastlanır cinsten yabancı kelimeleri de anlayacak düzeyde nitelikli okuyucularınız varsa,neden forum siteniz en son uğradığımda,câhil ve mantıksız birkaç kişinin at koşturduğu bir mekândı?(Gerçi epeydir uğramadım oraya.Uğramak da istemiyorum,o câhil ve mantıksızlara lâf anlatacak mecâlim kalmadığından).
    Ben öğrencilerinize şaşıyorum;Size yeterince değer veriyorlarsa,neden burayı ve forum sitenizi yorumlarıyla zenginleştirmiyorlar? Size “Hocam” diye hitâb edilen bir yoruma hiç rastlamadım.Zekâsı ve kültürüyle beni karınca gibi ezebilecek öğrencileriniz,sizin -duyduğuma göre- “müstehcen” içerikli derslerinizden “etkilenerek” yataktan çıkamıyorlar da o yüzden mi sitenize birşey yazmaya fırsatları olmuyor acabâ?
    Kötü esprilerim için kusûruma bakmayın.Sizin espri kalitenize ulaşmam için daha fırınlarca ekmek beni bekliyor(”Kızım! Kongo uçağına daha bir saat var!” mükemmel!:)).O ekmekleri yeyince de sizin kilonuza ulaşacağım kesin ama espri kalitenize ulaşamayabilirim;belki doğuştan yoksa olmuyordur.
    Neyse…Bence renkli kültür birikiminizi,böyle köşe yazısı havasında ve genelde dalga geçer üslûpta,güncel sîyâsî vb hâdiselere dönük yazılarla değil,daha çok,kitaplarla,ciddî ve hacimli çalışmalarla bize sunmalısınız.Burada da narsisizm,san’at ve yaratıcılık üzerine yazacaktınız,yazmadınız.”Zaman,geçmiş,gelecek” kavramları hakkındaki son gelişmeler üzerine yazacaktınız,yazmadınız.Bu tür heyecan verici konuları meraklısı için işlemek varken,Alpet,Serdar Turgut,bilmemne…Bu konular da size göre önemli olabilir(Bana göre de belli bir öneme sahip elbette.Evet,memleket elden gidiyor).Ama bence Don Kişot’luk pek doğru değil.Memleketin;sizin gibi münevverlerin sitelerinde bu tür yazılar yazmaları yoluyla kurtulacağını sanmıyorum.Üstelik,sizin üslûbunuz Metin Aydoğan falan gibi harekete geçiciri,örgütlenmeye sevkedici de değil,genelde sadece dalga geçici.
    Kitap yazmayıp kültürünüzü kendinizle birlikte mezara,âhirete götürmeyin lûtfen.Ben cehennemlik olduğum için orada sizinle görüşemeyeceğim.Bu dünyada sizden nasîbimi alayım diyorum ama,bu tür yazılarınız sıktı beni.Artık sitenizi sık ziyaret etmek içimden gelmiyor.Psikoloji ve psikiyatri bilimlerini seviyorum,kültürünüzün içerdiği müzik,dinler tarihi,mistik deneyimler,felsefe,cinsellik mes’eleleri (ve daha nice konu) gibi konuları seviyorum,vatanseverliğinizi,milliyetçiliğinizi,millî ve mânevî değerlerimize sahip çıkmanızı seviyorum,Türkçe’nizi seviyorum,göbişinizi seviyorum…Ama yazılarınızı okumak artık beni sıkmaya başladı.Sorun bende mi? Hiçbir “izm”in tam üyesi olmayan sizin gibi bir psikiyatristin güncel sîyâsî konulara dâir görüşlerini kaç kişi umursuyor,var olmayan Allah aşkına?(”Var” diyorsanız,bir yazıda kanıtlarınızı dökün,îmâna gelelim inşâallah.Bir yerde okuduğuma göre de geleceği görmenin mümkün olduğunu söylemişsiniz,doğru mu?Nasıl oluyormuş?)
    Valla esti,çalakalem böyle birşeyler yazdım.Eleştirilerimde çelişkiler falan buluyorsanız belirtin de,kabûl edeyim;birileri mantığa dayalı çürütme nasıl efendi gibi sîneye çekiliyormuş,görsün.
    İçinizdeki aşırı kuşkucu ses,”Bu küçük Hüsamettin,başka psikiyatristler de varken,niye ille beni istiyor?” falan diyorsa…Valla içimde biraz eşcinsellik,kadınsılık var,duyduk duymadık demeyin! Ama heteroseksüel yönüm baskın,merâk etmeyin.Size ilgim o türden değil.Belki tv’de psikiyatrist olarak en çok sizi izlemiş olmamdan,kendinize dâir övgülerinize inanmış olmamdan,sizin gibi eski kelimeleri sevmemden,sizin gibi mûsıkîyi bilmemden ve çok sevmemden,falan filan…
    Çok uzattım.Bakalım cevap verecek misiniz,yoksa,kuşkuculuğunuza yenik düşüp,beni kaale almayarak kendi bildiğiniz gibi devam etme taktiğiyle beni kendinizden uzaklaştırma çabasını sürdürecek misiniz?Yoksa böyle bir çaba benim hüsnü kuruntum mu? Varsa,boşuna olur.Bizi ancak ölüm ayırır! Hattâ ben müstear isimli Kerem Doksat olduğuma göre,ölüm de ayıramaz! Şaka şaka! Cıvıttım.Kesiyorum.

  2. Kaan Özsayıner

    3 Ocak 2008

    Merhaba;

    Sitenizi keyifle izliyorum. Sizin gibi büyük bir üstadın şelalesinden bir kaç damla nasiplenirsek ne mutlu bize. Bilimsel makaleleriniz kadar güncel konularda ki açılımlarınızı da dikkatle takip ediyorum.

    İktidar yanlısı değilim. Türk solcusu olmayı başaramadığım için liberal kaldım. Fazıl Say ile ilgili yazınızı bu persfektiften bakarak çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Yalnız Milli Eğitim Bakanlığının Fazıl Say’a dava açtığı bilgisinde bir gözden kaçırma olabilir. Dava açmaktan vaz geçgeçip basın yolu ile yanıt vermeyi seçtiler.

    Son zamanlarda ki yazılarınız ile ilgili bir ufak eleştirim olacak müsade ederseniz. Son bir kaç yazınız da yazılarınızı fazla kişiselleştiriyorsunuz. Bu yazınız da da bunu gördüm. Mehmet Barlas, Emre Kongar, Ahmet Hakan.. Ayrıca son yazınızda Serdar Turgut. Daha Öncede gitarist Hasan Cihat. Formal Türkçenin dışına çıkarsak bu “ayar verme” isteği neden vuku buldu sizde. Evet bazı insanlara verdiğiniz ayardan sonra bizlerde “oh be ağzına sağlık Kerem Hoca” diyoruz. Örneğin bir televizyon programında Arto isimli sanatçı müsfettesini madara ettiğinizde hissettiğim tatmin duygusunu kelimelerle ifade edemem. Zaten program sonuna kadar konuşamamış kendini savunma durumnda bile değildi.

    Ancak tutarsız görüşleri olsada, sizin kadar teorik, teknik ve entellektüel birikime sahip olmasalarda, iyi niyetle uğraş veren insanlar olduklarına eminim.

    Son sözüm sizin gibi ülkemizin ender yetiştirdiği bilim adamlarının kişilere değil olaylara yenelik eleştiri ve önermelerini daha fazla görmek dileği ile.

    İyi Çalışmalar

  3. Canan ÜLKER

    25 Ocak 2008

    HOCAM BEN YATAKTAN ÇIKTIM.Hüsamettin sen Hüsamettin bile değilsin.

  4. Yorumunuz mu var?