TÜRBAN NE ZAMAN FARZ KILINDI?
Bu yazi toplam 2867 defa okundu.
Bu yazi bugun 4 defa okundu.
Cumhuriyet Gazetesi bir mâden keşfetti, İslâm’ın Yüce Kitabı’ndan “Kuranıkerim” diye bahseden müptedî din ulemâsı komünistlerin yerine, hakikaten bu işi bilen bir bilim adamını, Doç. Dr. Şahin Filiz’i bizlerle kavuşturuyor. Hay Allah râzı olsun!
Meslekdaşım Sayın Ertuğrul Eşel bir buçuk sene kadar önce Kayseri’de din ve bilimin epistemolojik farklarını anlatalım diye beni Kayseri’ye davet etmişti; bekliyorduk ki oditoryum dolup taşsın. Nerede, ancak üçte birinde dinleyici vardı, bunların bir kısmı da oradaki İlâhiyat Fakültesi’nin öğretim üyeleriydi.
Çok nitelikli konuşmalar yaptık. Ben Allah’a da, Hz. Muhammed’e de inanan ama lâikliği Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in vazgeçilemezlerinden biri olarak gören duruşumu bermutat sergiledim. Dinleyiciler güzel güzel dinledi de… İlâhiyat “hocaları” olan profesörler ağızlarını açtıklarında vâiz kesilip dinimizin buyruklarından bahsettiler sürekli olarak! Bu da, senelerdir merakımı mucip olan “yâhu, bizim ilâhiyat fakültelerinden imam hatip veya vâiz değil de, gerçek teolog acaba hiç çıkıyor mu” teessürümü ve tecessüsümü tekrar tekrar dimağıma perçinlemişti. Agnostik, hâttâ Ateist, akşam kafa çeke(bile)n teolog yetişmiyor muydu? Şimdi bâzıları bu lâflara bakarak alkol almak gerektiğini savunduğumu anlarlar, onları “Allah’a havale ediyorum”. Neyse…
***
Bunun bir zamanlar ümit vaat eden yakın bir örneği vardı: Yaşar Nuri Öztürk. Çok az kimse hatırlar rahmetli babam Prof. Dr. Recep Doksat’ın onun müktesebatındaki büyük rolünü ve rahle-i tedrisinden geçtiğini, kendi ise tam bir “amnesia” içerisinde! Dahası, yobazlar kendisini doçentlik sınavının kapısından döndürecekken, din psikolojisi dersi verdiği Marmara İlâhiyat Fakültesi’nde masaya yumruğunu vurup, “en yaşlı üye benim, bu da beni başkan yapar; aday da neşriyattan geçmiştir” diye ağırlığını bir ve dahi pîr koyup, bir force major ile bugünlere bayrak açmasını sağladığını… Daha o zamanlardan megalomanisi pek fena hâlde belli idi ve evimizden çıkmazdı; rahmetli pederi ikaz ederdik bu hususta, o da “olsun, bu memleketin bu çocuğa ihtiyacı var” derdi. Hayatta olsa ne derdi bilemem ama gâliba biz haklı çıktık. Önceleri münevver bir teolog imajı çizerken gittikçe popülistleşti, sonunda kendisini Çıplak Uyarıcı filân ilân edip bir de parti kurdu ve herkesi hüsrana uğratarak icraatına devam etti. İşi bittiği günden beri de ne aradı ne sordu haftanın üç günü yemeğini yediği anacığımın hâlini… O arada sınıf atladı(!) ve yazdıkları da, söyledikleri de uçmaya başladı (“içeriden” biliyorum ki, atladığını zannettiği o sınıflarda artık itibârı nâkıs). Ne hazindir ki, kitaplarını eserlerimde artık literatürde zikretmiyorum; çünkü güvenemiyorum. Web mekânımı takip edenler bilirler, “vefası yoktur” diye yazmıştım…
***
Dönelim Doç. Dr. Şahin Filiz’e… 27 Ocak 2008 Pazar günü, hâlâ internetten okuyabilmek için ücret gereken bu acayip halkçı(!) gazetenin (hissedarlarını bir araştırın, bakın bir holding çıkacak mı) 12. sayfasında Leylâ Tavşanoğlu’na şunları söylüyor bu gördüğüm ilk sâhici teolog (tamamen özetliyorum):
“Türban 1970’te farz kılınmıştır. Çünkü Türkiye’de ithâl dinsel teklâkkiler, 1970’ten itibâren Ortadoğu’daki İslâmcı ve Arapçı milliyetçi hareketlerin kitaplarının tercüme edilmesiyle Türkiye’ye girmiştir. Bâzı semboller dinle özdeşleşerek geldi… Filistinliler Şiiler’in kadınlarını rahatsız ediyorlar gerekçesiyle Şii Lider Musa Sadr bir başörtüsü modeli yarattı. Bu bir üniforma biçimiydi, daha sonra Türkiye’ye türban olarak geldi… 1970’lerden itibâren Seyit Kutuplar’ın, Hasan en Benna’ların, Ali Şeriati’lerin başını çekmiş olduğu Müslüman Kardeşler Hareketi Marksist diyalektikle birlikte İslâm devrimciliğini öne çıkardı ve tabii ki kafalar karmakarışık oldu.” MKD notu: Masonluktan mülhem ama onun ana fikri olan lâikliği reddeden bu İslâm Faşisti cemiyet çok güçlüdür.
Uzatmayayım… Kadının başını örtmesi ve dövülmesinin câiz olduğu zırvalıklarının tamamen hile-i şerriye kabilinden, özellikle yapılmış tefsir oynamalarından kaynaklandığını anlatıyor. Umarım bu genç hocanın eserlerini kıraat etmek keyfini yaşarız.
Umarım, iki açıdan umarım:1) 2000 senesinde doçent olan bu bilim adamı Harvard’da post-doktora çalışması yapmış ve hâla profesörlük kadrosu alamamış. Alması gerek, her anlamda! 2) Bakarsınız bir Ergenekon suçlusu veya tevhitçi kurşunu kurbanı olur; olmadan hâlvet olabilsek…
***
Timur Selçuk, Hz. Muhammed’e ve Atatürk’e bağlılığını asla kaybetmediğini, namaz da kıldığını söyleyerek ilâve etmiş: “Atatürkçülük bir aydınlanma projesidir, Kur’ân da öyle” + –sıkı durun– “Allah’ın adı en çok sol görüşlü insanlara yakışır. Ben onları ahlâklı insanlar olarak görüyorum”.
Eğer Bülent Vedia Çorak’ın dinleri tamamlayıcı ama din olmayan(!) öğretisinin mensubu değilse, en azından “helâl olsun, bâri bunu söyleyebildiniz” derim. Sonra da eklerim: “Acaba neden bugünlere kadar sükût ettiniz? Kendi iç karmaşanızı mı ancak çözdünüz yoksa –bir şekilde– zamanı mı geldi?
Bir de istirhamım var… Muhteşem bir kaabiliyetiniz var ama Allah aşkına, operalaştıracağım diye, muhterem pederinizin hârikulâde şarkılarını gırtlak titreterek icra eylemeyiniz.
Musıkîden azıcık anlayan herkeste ikirciklik (ambivalence) hâsıl oluyor.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 27 Ocak 2008 Pazar
Canan ÜLKER
28 Ocak 2008
Hocam;konuyla çok ilgili gibi görünmese bile beni sizden çork farklı düşünmeyen bir birey olarak şu husus endişeye sevketti. Belki de işim gereği duyduğum gereksiz bir hassasiyettir. Allah’a havale et nereye kadar?Anlattıklarınızı anlayamayan insanların yarattığı tehdit ve bunun sizin için nelere mal olabileceğini düşünmek biraz korkutucu. Elbette her tehdit unsurunu ciddiye almak gereksiz bir kaygıya sebep olabilir.ANcak ciddiye alınması gereken tehdit unsurları olabileceğini de düşünüyorum. Bu konuda herhangi bir önleminiz var mı? Olmalı. Örneğin Baskın hoca (ORAN) korumayla geziyor. Benim de mesleğim gereği kaydadeğer bulduğum tehditler için aldığım bir takım önlemler var. Sevgiyle kalın. Allah’a inanan bir insan olarak Allah’a havale etmenin yeterli teknik bir önlem olmadığı açık.
Canan ÜLKER
28 Ocak 2008
Agnostik, hâttâ Ateist, akşam kafa çeke(bile)n teolog yetişmiyor muydu? Şimdi bâzıları bu lâflara bakarak alkol almak gerektiğini savunduğumu anlarlar, onları “Allah’a havale ediyorum”. Neyse…
İŞTE BUNLAR BAHSETTİKLERİM.
özge süngü
28 Ocak 2008
Agnostik, hâttâ Ateist, akşam kafa çeke(bile)n teolog yetişmiyor muydu? Şimdi bâzıları bu lâflara bakarak alkol almak gerektiğini savunduğumu anlarlar, onları “Allah’a havale ediyorum”. Neyse…
böyle bir aydın tipi ülkemizde olsa,sanırım bu bilimadamları sadece tükiye’ye değil tüm ortadoğu ‘ya aydınlık yayardı.
FikirYolu.com » Blog Arşivi » TÜRBAN NE ZAMAN FARZ KILINDI?Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat
29 Ocak 2008
[…] TÜRBAN NE ZAMAN FARZ KILINDI? […]
Kaan Özsayıner
30 Ocak 2008
Kerem Hoca’nın Yaşar Nuri Öztürk ile ilgili değerlendirmesine katılıyorum. Kadir kıymet bilmezlik boyutunu bilmiyorum ama Türkiye çok iyi bir seküler din adamını yitirmiştir. Benim Kuran-ı Kerimi ilk okumama sebep olmuş iki kişiden biridir. Diğeri de babamdır. Şimdilerde kurduğu ne olduğu belirsiz partinin çalışmalarını hayal dünyasında sürdürmektedir. Üzülüyoruz lakin kendisi Karedenizlidir. Pek üzerine varamayız Yaşar Nuri Hoca aniden ters tepki verebiliyor.
İyi Çalışmalar
Ali Aydın
30 Ocak 2008
Sevgili Kerem Doksat Hoca,
Daha önceden beni tanıyorsunuz, belli konularda görüşlerimi belirtmiştim. Bu yazınızdan yola çıkarak, şunları belirtmek istiyorum. Bugüne kadar gelmiş olan bilimsel bilgi, gerçek değil de bir yanılsama mıdır ? Eğer öyle değilse siz Allah’ ı nerede buldunuz ? Yoksa Allah’ ı sizin gibi entellektüel birikimi üst seviyede olan bir kaç kişi mi kavrayabiliyor ? (Bir kaç kişi derken tabii ki halk kitlelerinden bahsetmiyorum sizin de içinde bulunduğunuz bilim dünyasından bahsediyorum.)
Benim gibi bilimi kılavuz edinmiş birine ve biraz da okumuş kimselere kendini kavratmıyorsa ya zeka olarak çok yetersizim ya da Allah’ ın elitist olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Bilimi üreten insanlar pek kavrayamadığına göre!
O zaman bilim kocaman bir yanılsama ?
Eğer öyle değilse; bilimsel olarak var olduğuna dair bir hiçbir veri yokken bu inancınızın nedeni hakkında biraz bilgi kırıntısı verir de beni ikna ederseniz, sizden yaşça epey küçük olan bu ateist kardeşinizi belki doğru yola sokmuş olursunuz.
Saygılarımla,
özge süngü
30 Ocak 2008
‘’bir de parti kurdu ve herkesi hüsrana uğratarak icraatına devam etti'’
anti
özge süngü
30 Ocak 2008
’bir de parti kurdu ve herkesi hüsrana uğratarak icraatına devam etti’’
———————————————————-
antiemperyalist ve halkçı refleksleri olan .atatürk devrimlerinin takipçisi ve bu felsefede program geliştiren hangi parti hüsrana uğramadı?
hüsrana uğramayan partiler aşağıdaki yazıda tehlike olarak altı çizilen formatları içeriyor olabilir mi?
Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet’teki 10.04.2006 tarihli yazısını şöyle bitiriyor: “Ancak halkçı ve demokratik bir ortamın yaratılmasına, kaynak dağılımına yönelik bir ekonomik programı olmayan ‘”’ulusalcı”'’ söylemlere de çok dikkat etmek gerekir. Çünkü bunlar Truva Atı işlevi görecek, ulusalcılığı, anti-emperyalist, halkçı, demokratik refleksi bastırmak, emperyalizmi arka kapıdan içeri almak için kullanacaklardır.”
Hüsamettin Küçük
31 Ocak 2008
Sayın Ali Aydın,
Ben de ateistim;Çak!
Kerem hocamızın sana cevap vereceğini zannetmiyorum.Sorduğun sorunun cevabı,hocanın “Kişilik Bozuklukları” yazısının altıncı paragrafında bulunmaktadır.
Ben de ateistim ama,ateizm borazanı öttürerek(senin için söylemiyorum),insanları doğrulara yöneltme konusunda başarı sağlanabileceğini zannetmiyorum.İnsanları tanrının yokluğu fikrine,alıştıra alıştıra götürmek gerek.Bunu çabucak kabûl etmeye çoğu insanın psikolojisi elverişli değildir.Bunun ağırlığını taşıyamazlar.Uzun yıllar önce ben de dindardım.Oradan biliyorum.
Saygı,sevgi…
Canan ÜLKER
1 Şubat 2008
Benim gibi bilimi kılavuz edinmiş birine ve biraz da okumuş kimselere kendini kavratmıyorsa ya zeka olarak çok yetersizim ya da Allah’ ın elitist olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Bilimi üreten insanlar pek kavrayamadığına göre!
O zaman bilim kocaman bir yanılsama ?
EİNSTEİN. Bir bilim adamı değil miydi? Bilim değil. Hayat yanılsama. Bilim de bunun gayet farkında. Hayatın bir yanılsama olduğu yani matrix:) bilim yoluyla bulunabiliyor yani. Kuantum okuyun. Kendisi başlıbaşına bir fizik ilmi ve felsefesidir. Meseleye yalnş yerden bakıyorsunuz. Bu durumda ben niye kavrayamadım sorusunu kendinize sormalısınız. Allah’a değil.
Hüsamettin Küçük
1 Şubat 2008
Cânân,
Senin gibi mesleğinin zirvesinde ve hiç mantık-muhâkeme hatâsı yapmamış bir avukatın yukarıdaki cümlelerinde bâzı “ilginçlikler” tesbît ettim.Bunları lûtfen bize açıkla:
1-Einstein’ın “Tanrı” derken kastettiği şey,senin inandığın Allah’la aynı özelliklere mi sâhip?
2-Einstein,hayâtın Matrix gibi bir yanılsama olduğunu hayâtında hiç söylemiş midir?
3-Allâh’ın varlığı konusunda kendisini kullanmaya çalıştığın Einstein’ı,neden inandığın İslâm dîninin gerçekliğini te’yîd etmede de kullanmıyorsun? Einstein İslâm dîninden haberdâr olduğu hâlde niçin müslüman olmadı?
4-Önce Einstein’ı,îtimâd etmemiz gereken sağlam bir referans olarak sunuyor,sonra da “Kuantum okuyun” diyorsun.Oysa Einstein,ölünceye kadar kuantum teorisini kabûl etmemiş ve o teoriyi çürütmek için mücâdele vermiştir.
5-Bilim ne zaman hayâtın yanılsama olduğunu tesbît etti? Bilimsel gelişmeleri tâkîb ettiğimiz hâlde bizim niye haberimiz yok? Senin söylediklerini dünyâdaki kaç fizikçi söylüyor?
6-İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre Allah,senin zannettiğin gibi beyin yoluyla kavranabilecek bir varlık mıdır,yoksa “gönül yoluyla” mı ona ulaşılır?
7-Sitesine yazıp durduğun Kerem hoca,senin dünyâ görüşünü ne zaman onayladı?
8-Kerem hocadan ne zaman randevu almayı düşünüyorsun?
Ali Aydın
1 Şubat 2008
Sevgili Canan Ülker,
Einstein tanrı algısıyla, kutsal olduğu iddia edilen kitaplarda ki Allah birbirinden çok farklıdır ki bunu biraz birikim sahibi olan herkes bilir. Ben kitaptakinden bahsediyorum. Einstein panteisttir ve tanrı kelimesini herzaman mecazi/şiirsel bir anlamda kullanmıştır. Ayrıca siz kuantum fiziğini felsefeyle karıştırmışsınız ki bu başlı başına bir saptırmadır.
Kuantum fizik biliminin ta kendisidir. Ve sizin yapmış olduğunuz gibi bir ‘’Allah'’ çıkarımı yapmamaktadır.
Siz felsefe yaptığınızı zannederek kuantum fiziğine yorumlar getirmişsiniz. Bence kendi subjektif inançlarınızı kuantuma bulaştırmayın bırakın bilim olarak kalsın.
Ayrıca hayatın yanılsama olduğunu söyleyecek kadar tasavvufi hezeyana kapılmışsınz ki bu doğaüstü görüşlerinizle bilimin gerçeklik algısını kavradığınızı hiç sanmıyorum.
Birde son olarak şunu eklemek isterim; yanılsamaya verilecek en güzel örnek Allah kavramının insan düşüncesinde yarattığı imgedir. Bundan daha büyük bir yanılsama olamaz.
Saygılarımla,
CEVAP!
2 Şubat 2008
The God doesn’t play dice.İki şey vardır ki, ucu bucağı yoktur: Biri evren, diğeri insanın ahmaklığı. Ama evren hakkındaki sözlerimden emin değilim. EİNSTEİN.
Bilmem anlatabildim mi? Müslüman olmayabilir. O KADAR ÖNEMLİ Mİ? Ama her yol Ankara. Allah birdir.
CEVAP!
2 Şubat 2008
Canım cevap yazmak istemiyor. Ancak Kerem Hoca’nın benim düşüncelerimi onayladığı gibi bir iddiada mıyım ki? O nerden çıktı?
CEVAP!
2 Şubat 2008
Ayrıcana zeki,akıllı ve de avukat ve KADIN! olduğum için tüm toplumdan özür dilerim. Bir daha yapmayacağım. Çok özür dilerim.
CEVAP!
2 Şubat 2008
Ah şu güzel kafacığımı örtüp evimde kocamı bekleseydim,ayrıca güzel bir kadın olarak sesimi çıkarmayıp kocama küçük küçük çocuklar doğuraydım ve hatta paralı bir koca bulup,salya sümük ağlayıp kadınca hilelere başvurup bir kadının en iğerenç hallerine düşebilseydim. Ah,Ah. KADER.
CEVAP!
2 Şubat 2008
EİNSTEİN gibi DİL çıkarmak istiyorum.:):):) Yaşasın hayat! Lavita la bella. Yaşasın AŞK!.
CEVAP!
2 Şubat 2008
Allah C.C bir dini yoktur. Din insanlar içindir ve bir araçtır. Allah birdir. Başımı örtmeyeceğim. Enel HAK. Önce beni kesin
Hüsamettin Küçük
2 Şubat 2008
Cevapların cevapları:
1-Einstein “Tanrı zar atmaz” sözünü,kuantum teorisini reddetmek mânâsında söylemiştir.Oysa sen bize “Kuantum okuyun” demiştin? “Tanrının” zar ATTIĞINI söyleyen kuantum fiziği üzerine deneyler,Einstein’ın ölümünden bu kadar uzun zaman geçtikten sonra bile,hâlâ hızla ve katlanarak devâm etmektedir.Odtü Öğr.Gör.Hasan Gül de diyor ki:”Kuantum fiziği,materyalizmin önünde yeni ufuklar açmıştır.(”http://www.halksahnesi.org/soylesiler/quantum_soylesi/quantum_soylesi.htm)
2-Müslüman olmayan bir kişinin de “Ankara’ya” çıkacağı konusunda,müslümanlarla anlaşmaya varabildin mi? Senin bu düşüncen,İslâmî kitaplardaki inanç esaslarıyla bağdaşıyor mu? Allah Kur’ân’ı boşuna mı gönderdi? Hz.Muhammed,insanları müslüman yapmak için boşuna mı mücâdele edip nice çileler çekti? O niye “Her yol Ankara’ya çıkar.Bir insanın,doğruya ulaşmak,mutluluğa erişmek ve cennete girmek için müslüman olması gerekmez” demedi? Sen müslümansan,bu düşüncene hangi İslâm bilginlerini ve mutasavvıflarını kaynak gösteriyorsun? “Kaynağım kendi ruhsal deneyimlerimdir.İslâmî görüşler beni bağlamaz” diyorsan,”Müslümanım” deme.
3-Kerem hocanın senin dünyâ görüşünü onaylamadığını kabûl ediyor fakat yine de kendi düşüncelerine sâdık kalacağını söylüyorsan,onun sitesine bu düşkünlüğün nereden geliyor? Ayrıca,Kerem hocanın dünyâ görüşünde senin kabûl etmediğin noktalar neler?
4-Bizi ahmaklıkla suçluyorsun ama,henüz tek bir düşüncemizi mantığa dayalı çürütebilmiş değilsin.Ahmaklık-zekîlik kavramları,mantıkla ilgili değil midir? İlgiliyse,bizim hangi mantık hatâlarını yaptığımızı,mantık terimleriyle açıkla.
5-Türkçe’de “ayrıcana” diye bir kelime yok.Ayrıca,tabiî ki başka dil yanlışların da var.Ama hepsini düzeltmeye zamânım yok.
6-Bir yandan “Ah! Kader” diyorsun,bir yandan da “Enel Hak”.Sen Allah’san,Allâh’ın kaderini kim yazmıştır?
7-Einstein’ın o fotoğrafta ne amaçla dil çıkardığını nereden biliyorsun? Kaynağın hangi Einstein biyografisi?
8-Yakın zaman önce,”7 yıldır Efexor kullanıyorum.Belki bugün intihar ederim” diyordun.Şimdi ise,”Yaşasın hayat!” diyorsun.Sendeki bu değişimi hangi ilâç sağladı?
9-”Yaşasın aşk!” diyorsun.Şu anda kiminle aşk yaşıyorsun?
10-”Allah’ın dîni var mıdır” şeklinde bir soru,herhâlde ancak senin aklına gelir.”Her yol (din) Ankara’ya çıkar” diyorsun.Satanizm de bir dindir.Kedileri boğazlayıp kanını içiyorlardı.Satanizm dîni Allâh’a ulaştırır mı? Bâzı eski dinlerde insan kurbân etme âdeti vardı.Yahudilikte ensest (aile içi cinsel ilişki) vardır.Kerem hocaya göre ateizm de bir dindir.Bu dinlere mensûb olup bu eylemleri yapanların yolu da “Ankara’ya” çıkar mı?
11-Târihte “Enel Hak” diyen kişilerden hangisi,ardından “Beni kesin” demiş ve gülmüştür? Sen Allah’san,herşeyi biliyor olmalısın.Oysa yakın zamanda,”Tek birşey biliyorum,o da hiçbir şey bilmediğim” demiştin.7 yıldır Efexor kullandığın hâlde sürekli acı çektiğini ve intiharın eşiğinde olduğunu söylüyorsun.Allah acı çeker mi? İntihar etmek ister mi? “Bu kadar yalnız olmak beni bitirdi” der mi? Allah yalnızlık acısı çeker mi? Allah’san,Marmara’da beklenen büyük depremin ne zaman olacağını Kerem hocaya söyleyiver.Ama bu kadarı yetmez;Türkiye’yi de tam sömürge olmaktan kurtarıver.Ama her yol Ankara’ya çıkacaksa,Hristiyanlık da Ankara’ya çıkıyor demektir.Öyleyse sana,daha doğrusu Allâh’a göre,Türk milletinin emperyalizme direnmeyip Amerikan sömürgesi ve hristiyan olmayı kabûl etmesinde hiçbir sakınca yoktur.
12-Güzel bir kadınsan seni niye keselim?
CEVAP!
3 Şubat 2008
Ben ALLAH değilim. ALLAH’tanım. Ondan geldim Bütünün parçasıyım. Allah acı çeker. Hem de çok. Ona geri döndürüleceğim. Gaybı bilemem. Onu Allah bilir. Aradaki fark çok açık değil mi? Hz.İsa’Da HZ. Muhammed’te ve HZ. Musa’da çok acı çekti. Hepsinin söylediği gerçek tekti. ALLAH BİRDİR. Yani vahdeti vücud. Allah benimle acı çeker. Anak intahar etmemi istemez.Direndiğime göre halen ALLAH yolundayım. Ötelerde bir tanrı yok. TANRI YOKTUR. Allah vadır ve o senin içindedir. Çok acı çektiği çin bir sürü din ve peygamber ve kitap göndermiştir. Ve bütün peygamberler de çok acı çekmiştir. Mansun ölüme giderken şunu demiştir ve neden gülüyorsun dediklerinde: Allah’ım şu anda mevcud olan tüm tecelliler sensin.
Asılmaya giden,
asmaya gelen
ve
asılanı seyredenler yine senin tecellindir.
Benim varlığım senin varlığının beşerîlik serabı,
senin varlığın benim varlığımın ilâhîlik serabıdır.
İki serab da sensin, iki ayrı serab olmadan.
Senin ezeliliğin benim sonradanlığımın tecellisi,
benim sonradanlığım senin ezeliliğinin tecellisi.
Bana verdiğin bu nimetlerin,
güzelliklerin sırları için şükrederim.
Şu topluluk senin kullarındır.
Dinlerine olan sadakattan dolayı
beni öldürmek için toplanmışlar.
Onları affet.
Bana açtığın sırları onlara da açsaydın
bunlar başıma gelmezdi.
demiştir. Hallac intahar etmedi ve ölüme giderken.”Dosta gidiyorum niye gülümsemeyeyim dedi.”
CEVAP!
3 Şubat 2008
Bilimin yıllan sonra bulduğunu tasavvuf binlerce yıl önce bulmuştu. Akıl yolu ve gönül yolu birdir. Aynı kapıya çıkar. Akıl yolunu kullanıyorsan ALLAH’a ilmen yakin GÖNÜL YOLUNU KULLANIYORSAN ALLAH’a hakkel yakin olursun. Ancak sonuç aynıdır. Hz. Muhammedin açıkladığı Allah bütün önceki peygamberlerin açıklamaya çalıştıklarının en incelmiş ve rafine olmuş halidir. Bu haliyle KURAN yolunda gitmekte bir sakınca yoktur. Ben müslümanım diyebilirsin. Bu kimsenin tekelinde değil. Ancak bilimin söyledikleri ile KURAN’ın söyledikleri arasında bir çelişki yoktur. Her ikisin de de diyalektik vardır. Allah kim için neyi dilediyse ona o yolu kolaylaştırmıştır. Bilim yoluyla bulduğun Allah ile gönül yoluyla bulduğun Allah aynı ve birdir. Einstein müslüman olmayabilir ki bunun bir formülü ve kalıbı yoktur. Kimseyi kendi formlarına uymuyor diye şu müslüman bu değil diye yargılayamazsın. Allah ile kulu arasına kimse giremez. Ancak bence imanlı idi. Bu nedenle bakış açını değiştirmediğin sürece söylediklerimi anlaman imkansız.Yaptığın zalimliktir. Bunu yapma.
CEVAP!
3 Şubat 2008
Yeterince tefekkür etmeden,acı çekmeden zan üzerine verdiğiniz kararlar ve sarf ettiğiniz sözler kul hakkına girer.Bu Allah’ın affetmeyeceği bir şeydir. Ben sana cevap yazarken mümkün olduğunca sana haksızlık etmemeye ve tefekkürü derinleştirmeye çalışıyorum. Bunu yapma.
CEVAP!
3 Şubat 2008
Dünyanın en ünlü bilim dergilerinden biri olan New Scientist adlı dergi,
27 Nisan 2002 tarihindeki kapak konusunda, okuyucularına önemli bir bilimsel gelişmeyi aktarmıştır.
J. R. Minkel tarafından kaleme alınan makale “Sahte Evren” başlığı altında ve
“Neden Hepimiz Bir Hologramın İçinde Yaşıyoruz?” kapak yazısı ile yayınlanmıştır.
Bu makalede açıklanan bilimsel tespiti şu şekilde özetleyebiliriz:
Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek
büyük bir yanılgı olacaktır.
New Scientist, bilim adamı-yazar J. R. Minkel’in bu önemli konu ile ilgili şu itirafına yer vermiştir:
Şu an bir dergi tutuyorsunuz, bunu katı bir madde olarak algılıyorsunuz ve siz bunun evrende bağımsız bir şekilde var olduğunu görüyorsunuz. Etrafınızdaki objeler de aynı şekilde, belki bir fincan kahve ya da bir bilgisayar, hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor.
Ama hepsi yalnızca bir hayal.”
Derginin aynı sayısındaki bir başka makale;
“Bilimsel Dergiler Filmlerde İşlenen Simülasyon Dünya Senaryolarının Gerçek Hayat İçin de Mümkün Olabileceğini İfade Ediyorlar
Dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist’in 27 Temmuz 2002 tarihli sayısında da
“Hayat bir programdır, o zaman silindiniz” başlığıyla yayınlanan makalesinde Micheal Brooks, Matrix filmindeki gibi simülasyon bir dünya içinde yaşıyor olabileceğimiz ihtimalini şu sözlerle gündeme getiriyor: Matrix II’yi beklemenize gerek yok. Zaten dev bir bilgisayar simülasyonu içinde yaşıyor olabilirsiniz…
Elbette ki ‘The Matrix’ filminin gerçek olmadığını düşündünüz. Çünkü sadece öyle düşünmeniz istendi.”
http://www.evrenvebilim.com/bilimsel_gelismeler.html
Bütün bunları Kuran-ı kerim VE TASAVVUF BÜYÜKLERİ yıllar öence ancak farklı bir dil kullanarak ancak aynı gerçeğe işaret ederek zaten söylemişlerdi. Her yol Ankara dediğim bu. Kuran-ı Kerim ve HZ. Muhammedin açıkladığı ALLAH devrim yaratacak rafine bilgiler içeriyordu.
CEVAP!
3 Şubat 2008
,onun sitesine bu düşkünlüğün nereden geliyor? H.KÜÇÜK.
Bu ne çirkin bir sataşma ve ahmak olanlar dışında herkesin anlayabileceği bir imadır. Birikimine ve zekasına güvendiğim yüzünü bir kez bile görmediğim bir insanın sitesinde niye yazmayayım? Takdiri Kerem Hocaya bırakıyorum.
Hiç bir dini ritüele uymuyorum. Başımı örtmüyorum. Oruç tutmuyorum ve hacca gitmiyorum. Sürekli tefekkür halindeyim. Ve içimde Allah’tan gayrısı yok. Son derece sıradan bir yaşamım var. İçimde kin,nefret,fitne,fesat,gıybet duygusu ve yalan da yok. Senden farklı olarak. Kıldığım namaz da sofularınkine benzemez. Artık saldırma. Ötekine tahammül gücü hakkında kendini ve nefsini eğitmelisin.
Hüsamettin Küçük
3 Şubat 2008
Cânân,
Kur’an âyetleri kadar çarpıcı olan cümlelerini ilk okuduğumda sarsıldım ve îmâna gelecek gibi oldum! Fakat sonra,Şeytan denen nâmussuz gene fısıldamaya başladı kulağıma.
1-Sen Allah’tansan,bütünün parçasıysan,biz de Allah’tan,biz de bütünün parçası olmuyor muyuz? Öyleyse aramızdaki fark ne? “Senin farkın,Allah’tan olduğun hâlde bunu kabûl etmiyor olman.Ben ise bunun farkına vardım” diyebilirsin.Peki farkına varınca ne değişiyor? Sanırım hayâtında “Enel Hak”kı ilk defâ söylemiş oldun.Hayâtında neler değişti,anlat bakalım.
2-”Allah acı çeker.Hem de çok” diyorsun.Bunu neye dayanarak söylüyorsun? Târihteki hangi mutasavvıf bu düşünceye sâhipti? Allâh’ın peygamberleri,dinleri ve kitapları acı çektiği için gönderdiği,hangi İslâmî kitapta yazmaktadır?
3-Vahdet-i vücûdu Kur’ân’ın hangi âyetlerine ve peygamberin hangi hadîslerine dayandırabilirsin? Ben tek ifâde hatırlamıyorum da…Ayrıca,büyük İslâm âlimleri arasında da vahdet-i vücûdu kabûl etmeyen birçok kişi vardır.Onların eleştirilerini ne şekilde çürütüyorsun? Bunun Kur’an’da ve hadislerde yeri varsa,birçok büyük İslâm âlimi vahdet-i vücûda nasıl karşı çıkabildi?
4-”Bilimin yıllan sonra bulduğunu tasavvuf binlerce yıl önce bulmuştu” diyorsun.”Yıllan sonra” ne demek? Gâlibâ “yıllar sonra” demek istedin.Ama benim gri hücrelerim seninkilerden az olduğu için,ben “kraliçe arı” olmadığım için,senin imlânı yanlış değerlendiriyorum.Sen böyle söylediğine göre,doğrusu “yıllan sonra” olmalı.Tasavvuf târihi okuduğuna emin misin? Daha doğrusu,dünyâ târihi okuduğuna emin misin? Bana “binlerce yıl önceki” mutasavvıflardan birkaç isim saysana.Ayrıca,tasavvufta ilerleyebilmek için bir şeyh,mürşit gerekmediğini târihteki hangi mutasavvıf söylemiştir? Hangi mutasavvıf,bir mürşîdi olmadan,kendi kendine Allâh’a ulaşmıştır?
5-”Akıl yolu ve gönül yolu birdir” diyorsun.Bunu,târihteki (senden başka) hangi mutasavvıf söylemiştir(tabiî sen mutasavvıfsan)? Böylece tasavvufta bir devrim gerçekleştirmiş oluyor ve “en büyük -hem de kadın- mutasavvıf” olarak târihe geçiyorsun.Akıl yoluyla da Allah’a ulaşılabiliyorsa,târihteki ve günümüzdeki bâzı dâhîler neden Allah’sızdır?
6-”Akıl yolunu kullanıyorsan ALLAH’a ilmen yakin GÖNÜL YOLUNU KULLANIYORSAN ALLAH’a hakkel yakin olursun. Ancak sonuç aynıdır” diyorsun.O dediğin “ilmelyakîn” olmasın? Sen “ilmen” demişsin de…”İlmelyakîn” ile “hakkalyakîn”in aynı sonuca ulaştığını târihteki hangi İslâm âlimi söylemiştir? Onlar,birbirinin yerine tercîh edilebilecek hakîkat yolları değil de, îmânın birbirinden sonra gelen mertebeleri olmasın sakın? Ayrıca ikisinin arasında “aynelyakîn” var.Onu saymayı niye unuttun?
7-”Hz. Muhammedin açıkladığı Allah bütün önceki peygamberlerin açıklamaya çalıştıklarının en incelmiş ve rafine olmuş halidir” diyorsun.Benim okuduğum İslâmî kitaplara göre,bütün peygamberler Allâh’ı aynı özelliklerde anlatmışlardır.Hz.Muhammed’in,Allâh’ı önceki peygamberlerden daha ayrıntılı,daha ince anlattığını hangi İslâm âlimi söylemiştir?
7-”Bilimin söyledikleri ile KURAN’ın söyledikleri arasında bir çelişki yoktur” diyorsun.Yapma yâhu? Bilim bugün insanların evrimle mi ortaya çıktığını söylüyor,Âdem’le Havvâ’dan türediğini mi? Sana göre akıl ve gönül yolları birse,akıl yolunda giden dünyâ kadar bilimadamı,Kur’an’dan haberdâr oldukları hâlde niçin onun bilimsel bulgularla örtüştüğünü söylemiyorlar? Kerem hocanın yakın arkadaşı olan dünyâ çapındaki bilimadamımız Celâl Şengör,bilimsel bulgularla Kur’ân’ın tamı tamına (veyâ büyük ölçüde) uyuştuğunu neden kabûl etmiyor?
8-”Allah kim için neyi dilediyse ona o yolu kolaylaştırmıştır” diyorsun.Öyleyse Allah Türk milletinin tam sömürge olmaktan kurtulmasını dilemiyor.Henüz kolaylaştırmadı da…Yâni sen,Türk milleti emperyalizmin zulmünden kurtulamaz ve Türkiye Cumhûriyeti târihe karışırsa,”Allah bunu diledi.Doğru olan,olması gereken buydu” diyeceksin.O zaman Kerem hoca sana ne diyecek?
9-”Bilim yoluyla bulduğun Allah ile gönül yoluyla bulduğun Allah aynı ve birdir” diyorsun.Dünyâ çapındaki dâhî Jeolog Celâl Şengör ile,dünyâ çapındaki dâhî biyolog Richard Dawkins,neden bilim yoluyla Allâh’a ulaşamadılar? Yaşayanlar arasında,dünyâ çapında saygı duyulan hangi bilimadamları bilim yoluyla Allâh’a ulaştıklarını açıkladılar?
10-”Bakış açını değiştirmediğin sürece söylediklerimi anlaman imkansız” diyorsun.Ben akıl yolunun gereklerini bayağı bilirim.Yakında bir “klasik mantık özeti” hazırlayıp Kerem hocanın forum sitesine koymayı düşünüyorum.Akıl yoluyla da Allâh’a ulaşılabileceğini söylüyorsun ama aynı zamanda benim aklımı düzgün çalıştıramadığım kanısındasın.Yaptığım mantık hatâlarını ricâ etsem açıklar mısın? Mantık terimleriyle tabiî
11-”Kul hakkını Allah affetmez” diyorsun.N’apar? Cehenneme sokup irin mi içirir bana? Cehennemde beni erkeklik organımdan astırır mı? Kudurmuş cehennem köpeklerine beni parçalattırır mı? Kör ve sağır olduğu için benim nasıl acı çektiğimi göremeyen ve çığlıklarımı duyamayan bir tür zebânîsiyle kafamı binlerce yıl tokmaklatır mı? Bütün bunlar İslâmî kitaplarda geçen ifâdeler.Vahdet-i vücûd gerçekse,bu işkenceler kime? Ve neden kâfirler,Kur’an’da yazdığı üzere,cehennemde sonsuz olarak kalacaklar? Ömrüm sonlu olduğuna göre,günahlarım da sonlu olacak.Bu durumda,sana senin anlayışına göre “zâlimlik” yapan ben mi zâlimim,yoksa benim sonlu sayıdaki günahlarıma,kâfir olduğum için cehennemde sonsuz süreli binbir çeşit işkenceyle karşılık verecek olan Allah mı?
12-New Scientist dergisinde,2002 yılında görüşleri aktarılan Minkel adlı kişinin bilimdeki çalışma alanı nedir? Kozmoloji mi,fizik mi? Şu anda dünyâda birçok kozmolog var.Hele Stefan Hawking,duyduğuma göre en yüksek IQ’lu erkekmiş.Dünyâdaki diğer büyük kozmologlar ve özellikle Stefan Hawking;Minkel isimli kişinin söylediklerine katıldığını ne zaman söylemiştir? Yoksa o dergi,o kişinin görüşlerini,”Bakın,böyle şeyler öne sürenler de var” diye,bir renk olarak mı aktarmıştır.Bak şimdi bir de ne ortaya çıkıyor:
Senin o görüşleri okuduğun ve linkini verdiğin site,New Scientist dergisini mâneviyâtçı gibi gösteriyor.Oysa senin naklettiğin yazıdan daha sonraki târihlerde aynı dergi,evrim teorisini destekleyen bilimsel görüşlere geniş yer ayırıyor ve senin gibi kafası karışık mâneviyâtçı birileri,şu linklerde New Scientist’i,”bilim dışı bir dergi” olmakla suçluyor:
http://www.bbcyanilgilari.com/bbc_news_online.html
http://www.netcevap.org/index.php?git=makale&makale_id=240
http://www.netcevap.org/index.php?git=makale&makale_id=138
http://www.netcevap.org/index.php?git=makale&makale_id=109
Sen evrim teorisini kabûl ediyor musun? Evrimi kabûl ediyorsan,hayâtın bir yanılsama olduğu düşüncesini evrimle nasıl bağdaştırıyorsun? Hangi evrimci bağdaşabileceğini söyler? Evrimi kabûl etmiyorsan,Kerem hocanın “Homo Mysticus” yazısında söylediği şu cümleler hakkında ne düşünüyorsun?:”Evrim (evolution: tekâmül), basitçe, zaman içerisinde meydana gelen değişiklikler demektir. Ta Büyük Patlama’dan canlılar âlemine kadar süren kozmik, en basit prokaryotlardan insana kadar süren biyolojik bir evrimin olduğu üzerinde günümüzde hiç bir şüphe yoktur, sâdece bunun neden, niçin ve nasıl cereyan ettiği tartışmalıdır. Bütün canlılar aynı 4 adet temel baz ve aynı 20 amino asid sekanslarından müteşekkildir.”
13-”Kuran-ı Kerim ve HZ. Muhammedin açıkladığı ALLAH devrim yaratacak rafine bilgiler içeriyordu” diyorsun.Senin inancına göre Allah târih boyunca birçok peygambere vahyedip kitap göndermemiş midir? Önceki kitapları gönderen ve önceki peygamberlere vahiyle gerçekleri bildiren Allah ile,Kur’ân’ı gönderen ve Hz.Muhammed’e vahyeden Allah aynı varlık ise,Kur’an ve Hz.Muhammed’in vahiy kaynaklı sözleri nasıl devrim yaratıyor? Bunu târihteki hangi İslâm âlimi söylemiştir?
13-Kerem hocanın birikimine ve zekâsına güvendiğini söylüyorsun.Senin bu güvenin,Kerem hocanın dünyâ görüşündeki hangi noktalardan ileri geliyor? Kerem hoca senin gibi hayâtın bir yanılsama olduğunu ve daha türlü saçmalıkları kabûl ediyorsa,neden materyalist bilimadamı Celâl Şengör’le kankalık ediyor? Kerem hoca seninle değil,asıl benimle aynı dünyâ görüşüne sâhip.İnanmıyorsan,kendisine özel mesaj gönderip sor.
14-”Hiç bir dini ritüele uymuyorum” diyorsun.Oysa Kerem hoca “Kişilik Bozuklukları” yazısında,dînî ritüellerin uygulanması sâyesinde,beyinde ikili mantıkla ulaşılamayan bir bölgeye ulaşılabildiğini ve oraya ulaşan kişinin,bir tür kendinden geçme hâliyle evrimsel bilgiyi tattığını,böylece kendini Allah’la aynı hissettiğini söylüyor.Öncelikle,sen dînî ritüellere uymadan beynin o bölgesine nasıl ulaştın? Oraya ulaşanlar kendinden geçerek “Enel Hak” diyor.Sen ise “Enel Hak” cümlesini internette yazıp sonra da ekrana gülümseyen sarı top koyuyorsun.Ayrıca Kerem hoca “Enel Hak” denecek ruh hâline mantıkla ulaşılamayacağını,o hâlin sözlerle de anlatılamayacağını,ancak yaşanabileceğini söylerken,sen “Akıl yolu da,bilim yolu da aynı yere ulaştırır” diyor ve bizi,senin söylediklerini anlayamamakla,gri hücrelerimizin yetersiz olmasıyla,mantığımızın düzgün işlememesiyle suçluyorsun.Akıl yoluyla “Enel Hak”ka nasıl ulaştığını Kerem hocaya anlatıver de,adamcağız senin sâyende psikiyatri bilgisini geliştirsin ve düzeltsin.
15-”İçimde kin,nefret,fitne,fesat,gıybet duygusu ve yalan da yok. Senden farklı olarak” diyorsun.Benim içimde kimseye karşı kin ve nefret olmadığını “Allah” biliyor.Sen O’ndan ayrı olduğun için başka türlü düşünüyorsun.Ayrıca “gıybet duygusu” diye birşey yok.Gıybet bir duygu değil,bir eylemdir.
16-Şu anda dünyâda senin söylediğin hakîkatlere ulaşmış senden başka insanın olmadığını söyleyemezsin,değil mi? Seninle aynı dünyâ görüşüne sâhip olan,”Cânân Ülker’in o yorumlarda yazdığı cümlelerin hepsinin altına imzâmı atarım” diyebilecek kimleri sayabilirsin bize?
17-Güzel bir kadın mısın?
2-Vahdet-i vücûdu târihteki bütün İslâm âlimleri kabûl etmiş midir?
http://www.evrenvebilim.com/evrim_yanilgisi.html
Evrim (evolution: tekâmül), basitçe, zaman içerisinde meydana gelen değişiklikler demektir. Ta Büyük Patlama’dan canlılar âlemine kadar süren kozmik, en basit prokaryotlardan insana kadar süren biyolojik bir evrimin olduğu üzerinde günümüzde hiç bir şüphe yoktur, sâdece bunun neden, niçin ve nasıl cereyan ettiği tartışmalıdır. Bütün canlılar aynı 4 adet temel baz ve aynı 20 amino asid sekanslarından müteşekkildir.
Hüsamettin Küçük
3 Şubat 2008
Yazımın sonunda fazladan bir kopyalama olmuş yanlışlıkla.Dikkatimden kaçmış.Herkesten özür diliyorum.Gördüğünüz gibi,hatâsını kabûl edip özür dilemeye çok açık bir insanım.Yeter ki hatâ yaptığım mâkul yoldan gösterilsin.
Canan ÜLKER
4 Şubat 2008
Evrim tartışmasız vardır. Evet çok güzel bir kadınım.
Canan ÜLKER
4 Şubat 2008
irin içmezsin merak etme:) Tokmakta yemezsin bence. Onlar madde. Maddenin olmadığı bir boyuttan söz ediyoruz. Bunlar sembol. Avam için. Senin için değil. Ne üzere ölürsen o üzere uyanırsın. Bilinç boyutundan bahsediyoruz. Cehennem ve cennet kafanın içindekilerdir. Beyin yoluyla ruhuna yüklediklerinle o boyutta yerini alırsın. Yeni bir şey katma şansından mahrum olarak. Bu senin cennetin ya da cehennemindir. Kişi adedince cennet ve cehennem vardır. Orası bir mekan değildir. Allah mekandan münezzehtir. Zamandan da. Ha gayret Hüsamettin. Sevgiyle.
Canan ÜLKER
4 Şubat 2008
Kendini bir beden olarak kabul ettiğin sürece madde kaydından kurtulamazsın. Ondan dolayı irin içtiğini zannedebilirsin belki:) Şaka şaka. Belki……
Canan ÜLKER
4 Şubat 2008
Ben ölcem galiba arkadaşlar.:)32 yaşındayım, çocukluğum,arayışlarım,travmatik hayatım ve tükettiğim sigaralar,hayal kırıklıklarım,umutlarım,psişik deliyim ya ben,psikolocik deli.:) Öyle bir his geldi içime uzun zamandır geçmiyor. Hiç bir yerlere ait olamadım. Beni ceryana bağladılar:)baktılar geçmiyor salıverdiler gitsin.:) Ankara terörle mücadeledeki nemli bir hücre geliyor anılarımdan su yüzüne. Aşklarım,yalnışlarım.Ağlamak istiyorum ama acıdan değil. Ben bin yıldır ağlamadım ki.Kalbimin üzerinde bir sancı. Giderken şunu demek istiyorum:Ağrılar sızılar geçecek,yumuşak,ılık bir yaz yağmuru gibi inecek ağır yeşil dalların arasından ferahlık. Nazım Hikmet. IŞIKLA KALIN.
Canan ÜLKER
4 Şubat 2008
Bayhan’ın popstarda söylediği ingilizce şarkı ohh my love.Dinledim. Bu ne acılı,aidiyetsiz,yalnızlık dolu,kırgın,ve duygulu bir şey olmuş.İÇİM acıyor. Bu ülke çocuklarına,insanlarına,aydınlarına yazık ediyor. Gitmeli,gitmeli.
Hüsamettin Küçük
4 Şubat 2008
Evrimi kabûl etmen ve dînî kavramları Kerem hoca gibi sembol olarak görmen senin için iyi bir gelişme.Ama hakîkatler sana özel olmamalı.Dünyâda hakîkatlere ulaşan tek kişi sen misin? Niçin senin cümlelerinin altına imza atacağını söyleyen bir dâhî veyâ mistik yok dünyâda? Ayrıca niçin Kerem hoca senin bütün yorumlarını okuduğu hâlde hâlâ sana sâhip çıkmadı? Bunlara cevap vermemişsin.Ha gayret Cânân.
Hüsamettin Küçük
4 Şubat 2008
1-Evren bir yanılsamaysa,herşey Yaradan tarafından her zaman kolaylıkla değiştirilebilir.Yanılsama olan bir evrende doğa yasalarına ne gerek var? Yanılsama olan bir evrende istenen herşeyi şıp diye ortaya çıkarabilmek varken,canlıların çok uzun sürede evrimle oluşmasına ne gerek var?
2-Cehennem azapları birer sembolse,bunun günahlardan caydırıcı tarafı ne? Dünyâda inanılmaz kötülükler yapan birçok insan var.Bunların cehennemi neden içlerinde yok? Neden birçok kötü insan gâyet keyif içinde? Meselâ ünlü seri kâtillerden biri,elektrikli sandalyede îdâm edilmeye götürülürken,mazoşist olduğu için,”hayâtımın en büyük eğlencesini yaşayacağım!” diye güle oynaya gitmiş.Bu adamın cehennemi neredeydi? Ben -seri kâtil olmamakla birlikte- ateist olduğum için,sana göre iç dünyâmda cehennem yaşamam gerekiyor.Oysa rahat,kendisiyle barışık ve güzel duygular yaşayan bir insanım.Doğa manzaralarından büyük haz duyuyorum.Bâzı romantik müziklerden olağanüstü zevk alıyor,hattâ bâzen mutluluktan ağlıyorum.Bâzı şiirlerden de büyük zevk alıyorum.Bebek fotoğraflarına,çiçek fotoğraflarına bayılıyorum.İnsanlara karşı sevgisiz,saygısız değilim.Ateist olduğum hâlde,müslümanlar arasında öyle muhterem insanlar tanıdım ki,bugün de memnûniyetle ellerini öper,alnıma götürürüm.Cehennem ateistlerin içindeyse,hani,nerede benim cehennemim? Aynı şeyi Kerem hoca da “Homo Mysticus”ta söylüyor:”Belli bir hayat tecrübesi veya tarih anlayışı olan herkesin bildiği gibi, dindar insanlar günah yâhut suç işleyebilir ve dindar olmayan insanlar da ahlâklı, güvenilir vatandaş ve dost olabilirler (dindar insanların daha ahlâksız olduklarını savunmuyorum, sâdece dine inanmayanlardan daha ahlâklı olmadıklarını söylüyorum). Çocuk tâcizcisi râhipleri, dolandırıcı televizyon vâizlerini veya sözüm ona imanla şifa dağıtan üçkâğıtçıları düşünün. Bir de, dindar olmadığını bildiğiniz, ama her gün iyilik veya cömertlik yapan insanları düşünün.”
3-Bir yandan “Enel Hak” diyerek Allâh’a ulaştığını iddiâ ediyorsun,bir yandan da “Hiçbir yerlere âit olamadım” diyorsun.Allâh’a gerçekten ulaşmış olsaydın,başka yerlere âit olamamış olmanın acısını duyar mıydın?
4-”Gitmeli” diyorsun.Nereye? İslâm’a göre her rûhun özlediği şey,Allâh’a ulaşmak değil midir? Varılacak nihâî yer “O” değil midir? Sen “Enel Hak” diyorsan,gidecek daha iyi bir yerin nasıl olabilir? Senin için her yerin bir olması gerekmez mi?
Evet,gitmeli.Nereye? Kerem hocanın kliniğine.Bunu hakâret mânâsında söylemiyorum.Ben de yakın zamanda psikiyatriste gittim.Benim için depresyon tedâvîsi dışında birşey gerekli görmedi.Depresyondan da çıkmış durumdayım.Rahatım şu anda.
Kerem hocaya değer veriyorsan,niçin bir kez de onun tedâvîsini denemiyorsun? Ne kaybedersin?
evrim devrim
5 Şubat 2008
Tanrı konusundaki eleştirel yaklaşım ihtiyacınızı anlıyorum, ve düşünmeye değer konular, hak veriyorum.
Diğer taraftan;
Birbirimizi (bu şekilde) tedaviye yöneltmek, tartışma arasında bunu sataşma aracı olarak kullanmak, hem psikiyatriye, hem karşıdaki kişiye hakaret. Her ne kadar o amaçla söylemediğinizi söylesek de, bilinç altını kolaylıkla ele veriyor ve inandırıcılıkdan uzak.
Naçizane fikrim; ironik, ve mizahi yazılar ardından saygı duvarını aşmayayım. Kimse tanrıya saygı göstermenizi beklemiyor. En azından gördüğünüz, algıladığınız, en azından sizin kadar var olan! insana saygıda kusur etmeyelim. Biraz empati. Siz ne kaybedersiniz?
Canan ÜLKER
5 Şubat 2008
Hüsamettin çocuksun sen. Ben kimsenin bana sahip çıkmasına gerek duymayacak kadar büyüdüm.Niye böyle bir şeye takıldın sen? Öyle bir yükümlülüğü yok ki Kerem Hoca’nın.
Canan ÜLKER
5 Şubat 2008
Ben de altı üstü bir insanım sonuçta. Yok dahi yok mutasavvuf bunları hep sen yazdın ben hep itiraz ettim. Yapma böyle.
Hüsamettin Küçük
5 Şubat 2008
Eleştirileriniz için çok teşekkürler Evrim bey(hanım?).Benim saygı anlayışımla birçok insanınkinin tam örtüşmediği,bu yüzden bâzen ben saygısızlık etmediğimi düşünsem de,başkalarının yaptıklarımı saygısızlık olarak gördüğü ve üzülebildikleri doğru.Bu yüzden,başkalarının saygı anlayışını daha fazla hesâba katmam iyi olabilir.Ama bâzen de (ille buradaki tartışma için söylemiyorum),karşıdaki kişiye biraz saygı sınırını aşarak yaklaşmak,çeşitli faydalar verebilir.Neyse…
Sayın Cânân Ülker’le daha önce aramızda geçmiş yazışmaları okumamış olabilirsiniz.Kendisinin benim sataşma olarak algıladığım bâzı yaklaşımları olmuştu.Bendeki iğneleyici üslûp,büyük ölçüde oraya dayanıyor.Onu tedâvîye yönlendirmem de,tanrıya inananların tedâvî edilmesi gerektiğini düşünmemden değil.Tımarhâneye bile girip çıktığını daha önce kendisi yazdı.Sık sık zihninden intihar düşüncesi geçiyor.Ben de ona,”Ölmeye kesin karar vermeden önce,bir de Kerem hocayı dene.Ne kaybedersin?” dedim.
Ben tanrı kavramına da saygısız değilim.Yıllar önce tarîkatteydim ben.Zikirlerde Allah sevgisiyle ağladığım zamanlar oldu.Keşke bir tanrı olsaydı.Ama olmama ihtimâli daha ağır görünüyor.Veyâ öyle bir tanrı var ki,ateistlerin inanmasını gerektirmeyecek kadar,dinlerin anlattıklarından farklı özelliklerde(!?).
Hüsamettin Küçük
6 Şubat 2008
Cânân,sakın hayâtına son vermeyi falan düşünme.Kimsenin intihârında etkimin bulunmasını istemem.Senin amacının iyiye,doğruya,güzele ulaşmak olduğunu biliyorum.Ama ruh sağlığının,amacına hizmet edebilecek durumda olmadığını,Kerem hocaya sorarsan,o da söyleyecektir.Hayâtını böyle sürdürmektense,bir de Kerem hocayı dene bakalım.Sevgiler.
Canan ÜLKER
6 Şubat 2008
Direniyorum. Sağol.
Canan ÜLKER
6 Şubat 2008
Bir de tımarhane sözcüğünü ben kendim için kullanmıştım. Sonradan düşündüm bunu genellemeyelim. Diğer insanlar açısından.Psikiyatri kliniği diyelim. Benim için değil de zaten önce ben kullandım,diğer insanlar için incitici olabilir.Çünkü orada yatan insanlar gerçekten çok acı çekiyorlar. Onlarla dalga geçilmesine sebep olabilir ki bu kötü bir şey.Acılarla dalga geçilmemelidir. Hepsi çok çaresiz.
Canan ÜLKER
6 Şubat 2008
Allah psikiyatristlerden razı olsun. Hepsi yardım etmeye çalışıyor ve acıları azaltabiliyorlar.
Canan ÜLKER
7 Şubat 2008
Ellerinden gelebildiğince bazen hastalar kızar onlara ama affetsinler artık.
Necmettin Çalışkan
8 Şubat 2008
Değerli arkadaşlar.
“Bu da nereden çıktı!” demezseniz, fikir alışverişinize ben de katılmak isterim.Gerçi konu biraz başlığından sapmış olacak ama hoş görünüz…Şimdi izninizle “Tanrı” ya da islam dininin “Allah’ı” ile ilgili bir eleştiri yapacağım.
Kur’an’da iki grup ayet vardır:Muhkemat ve müteşabihat.Tefsir Usulü’nce manası kolayca anlaşılabilen, tefsir ya da yoruma ihtiyaç göstermeyen ayetler “Muhkem” sınıfına girerler.İbn Ebi Hatim’in İbn Abbas’dan rivayeten aktardığına göre:Helal,haram,hudut(sınır),feraiz(miras hukuku), iman ve amel edilen (namaz,oruç,zekat,hac vb.) konuları işleyen Ayetler Muhkem’dirler.(Suyuti;a.g.e sh.2)
Bu tanıma göre Nisa 11, 12 ve 176. ayetler muhkem sınıfına girerler.Anlamları açık, hükümleri kesindir. Şimdi sıkı durun:İslamda miras paylaşımını sağlayan bu ayetlerde hesap hatası vardır.İşte, bu hatanın telafi edilmesini teminen Halife Ömer tarafından adına “avl” ya da “Avliye” denilen bir yöntem ( hile dense daha doğru olur) geliştirilmiştir. Size soruyorum:Hükmü kat’i olan bir ayette böylesine basit bir matematik hatası olur mu? Bu yanlışlık kuldan kaynaklanıyorsa tamam!.. Allah’tan ise genel kabul görmüş tanrı fikrine pek uygun düşmüyor.
Sağlıcakla kalınız…
Hüsamettin Küçük
8 Şubat 2008
Necmettin bey,
Kur’ân-ı Kerîm’in mantıksal analizine girişilse neler neler ortaya çıkar(Tabiî girişen kişi ulaştığı sonuçları açıkladığı zaman da kellesi koltuğunda gezer).Ama Kur’an’da bir hesap hatâsı olduğunu bilmiyordum.Biz bunu kabûl etmeden önce,bunun nasıl bir hatâ olduğunu ve Halîfe Ömer’in bulduğu “kıvırma”yı ayrıntılı olarak açıklayabilir misiniz? Sizin iletinizi okuduktan sonra o âyetleri okudum.Neyin ne olduğu orada çok açık değil.Siz açıklayabilir misiniz?
Keşke her “Necmettin” sizin gibi olsaydı
Hüsamettin Küçük
9 Şubat 2008
İşte konu hakkında meşhûr bir ilâhiyât profesörümüzün ilginç açıklaması:http://www.haydigenclik.net/KoseYazi.asp?kose=goster&kosene=19
Hüsamettin Küçük
9 Şubat 2008
Şu açıklama daha “aydınlatıcı”:
http://fikih.ihya.org/ans.php?t2=oku&an=84&g=wu9Q&s=4
Şaman TÜRKSOY
9 Şubat 2008
Necmettin Bey’in sözünü ettiği olayı ben de biliyorum.Kur’an’daki hatalar, çelişkiler ilahiyatçılar tarafından müphem ya da müteşabih oldukları ileri sürülerek türlü … yok edilmeye, örtülüp saklanmaya çalışılır. Bu alışılmış bir konu.Ancak matematik pozitif bir ilim olup bu konuda yapılmış bariz hatayı “müphem, müteşabih” gerekçeleri ile sarıp sarmalayarak dolma gibi yutturmak pek kolay değil.İnsanın boğazına durur:)
Bu konuda saygısızlık etmiş olmamak için, avliye meselesinin açıklanması işini, sorunu ortaya döken arkadaşımıza bırakmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.
Esen kalın.
Tarafımdan ifâde yumuşatılmıştır, MKD.
Şaman TÜRKSOY
9 Şubat 2008
Bugün biraz Kur’an okumak istedim.Enam Suresi’nin 97.Ayet’inde daha önce fark etmediğim birşey ilgimi çekti.Düşündüm, taşındım…Şu gök bilimciler, astronomlar, Evren’in niçin, nasıl oluştuğunu anlamaya çalışanlar…Hepsi boş yere uğraşıyorlar.Çünkü; yukarıda saydığım zevatın 2500 yıldır aradıkları yanıt, sözünü ettiğim ayette, yalnızca iki cümle ile verilmiş zaten.Merak eden açıp okusun:)
Esen kalın.
CEVAP!
9 Şubat 2008
Ve kara ve denizin karanlıklarında (nefsin afetlerinin karanlığında) onunla yolunuzu bulmanız (hidayete ermeniz) için yıldızları (nebîler, resûller, mürşidler) kılan O’dur. Bilen bir kavim için, âyetleri detayları ile açıkladık.
SEMBOL SEMBOL dediğim bu işte. EN-AM 97
Hüsamettin Küçük
9 Şubat 2008
Mîrasla ilgili âyetlerin de “tefsîrini” yapsana Cânân.Bu konuda da her zamanki gibi sapasağlam bir “CEVAP!” yazsana.
Bir de “yıldızlar” arasında mürşitleri saymışsın.Senin mürşîdin kim?
Şaman TÜRKSOY
10 Şubat 2008
Kur’an’da pek çok ayet eksik, tamamlanmamış cümleler içerir.Kur’an meallerinde parantez içinde gördüğünüz ifadeler orijinal metinde olmayan,eksik ifadeyi tamamlayan eklemelerdir.
En’am Suresi’nin 97.Ayeti’nin Diyanet çevirisi şöyle der: O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.
Sizin de dikkatinizi çekmiş olduğu veçhile parantez içi eklemeler (bu durum çok nadirdir) yoktur.Çünkü;ayetin orijinal metni açıkca anlaşılmaktadır.Yani ayet (muhkem) dir.Tefsire ihtiyaç göstermez. Yukarıda “Cevap” başlığında yapılan tefsir kokulu çeviri tamamen yanlış, hatta uydurmadır.Kime ait olduğunu merak ettim!..
Esen kalın.
CEVAP!
10 Şubat 2008
Feraiz.Onun dersini aldım.Çok acımasız kuralları var.Mürşidim yok. Sen ol bari.:) Miras;tefekkür etmekteyim bir hikmeti vardır belki be Hüsamettin.Bakarız.
CEVAP!
10 Şubat 2008
Mürşid-İRŞAD eden.ULAK gelecek.:) Komik geldi. Biraz da gülsek ya.İzin var mı? Barışsak ya.
CEVAP!
10 Şubat 2008
Yazamam ki.Cevabını bilmiyorum.:) Ama Allah var. Tahrifat vardır desek mi acaba? Bilmiyorum.Sen ne diyorsun?
Necmettin Çalışkan
11 Şubat 2008
En’am 97- Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O’dur. Şüphesiz biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.
Yukarıdaki çeviri Elmalılı Hamdi Yazır’ındır.
Bu da ayetin tefsiri(aynı kaynak): “O hem öyle bir Allah’tır ki, sizi yıldızlar için değil, yıldızları sizin için, yani kara ve denizin karanlıklarında bunlarla doğru yolu bulasınız, bunların delaletiyle hedefinizi, yönlerinizi ve kıblenizi, maddî manevî yolunuzu doğrultasınız diye yapmıştır…”
Necmettin Çalışkan
11 Şubat 2008
Hüsamettin Küçük yazdı:” …Ama Kur’an’da bir hesap hatâsı olduğunu bilmiyordum.Biz bunu kabûl etmeden önce,bunun nasıl bir hatâ olduğunu ve Halîfe Ömer’in bulduğu “kıvırma”yı ayrıntılı olarak açıklayabilir misiniz? ”
Ayetlerdeki ifade aslında karışık değildir.Somut örnekle kolayca anlaşılabilir.
Varsayalım ki bir adam vefat etti, geride 240.000.- ytl varlık , üç kız evlat, ana, baba ve eşini bırakırtı. Şimdi mirası paylaştıralım:
Ayette anlatıldığı gibi murisin (miras bırakan) kız çocuklarına mirasın 2/3 ü , annesine mirasın 1/6 sı, babasına mirasın 1/6 sı ve dul eşine mirasın 1/8 i kalacaktır.
Miras kalan miktar 240.000.- ytl olduğuna göre :
240 x 2/3 = 160.000.- ytl çocuklara
240 x 1/6 = 40.000.- ytl anneye
240 x 1/6 = 40.000.- ytl babaya
240 x 1/8 = 30.000.- ytl eşine düşer.
Teorik netice böyle, pratikte uygulanması ise mümkün değil.
Çünkü dikkat edilirse dağıtılacak para miktarı (270.000.-) kalan mirastan daha fazladır.
Necmettin Çalışkan
11 Şubat 2008
Kızlara :2/3
Anaya :1/6
Babaya:1/6
Dul eşe:1/8
2/3+1/6+1/6+1/8 Paydalar eşitlenir toplama yapılırsa: 27/24 gibi bir sonuç çıkar. Avliye yönteminde aslında 24 olan payda 27 yapılır.
Buna göre kızlara:16/27 (142.222.-ytl)
Anaya…………….:4/27 ( 35.556.-ytl)
Babaya……………:4/27 ( 35.556.-ytl)
Dul eşe……………:3/27 ( 26.666.-ytl) pay dağıtılır:
Toplam 240.000.-ytl dağıtılmış olur.
Kısaca, ayet hükmü değiştirilerek uygulanan bu yöntem (!) islam feraiz’inde el’an kullanılıyor.
Sağlıcakla kalınız…
Hüsamettin Küçük
13 Şubat 2008
Necmettin bey,
Bu konuda haklısınız,miras,âyetlerdeki oranları karşılamaya yetmiyor.Ama böyle sorunlar her zaman olmuyor İslâmiyet’te; Cennette erkeklere hûrî dağıtımında hûrîlerin yetmemesi sözkonusu değil.O işte oran hatâsı olmayacak! Acabâ müslüman kadınlar,cennetteki kocalarının,kendileri dışında (sevap çokluğuna/mânevî mertebesine göre) onlarca/yüzlerce/binlerce hûrî ile cimâ edecek olması konusunda ne düşünüyorlar?
SAMET KOC
13 Şubat 2008
MANTIK:
1: TANRI var sayalım yok YA VARSA!
hz ömer
herkese merhaba .eleştirel olarak dini yaklaşımları sorgulyan kişilerin salt islam dinine yapıldıgı kanısını görüyorum.
soru 1 : var olan kitaplardan herhanngi birinde
incil-tevrat kuran- yanlış arama ve tartışma yapmak
neyi degiştiriyor (
özellikle kur-ana bu kadar yüklenme yapılması ayrı bi dikkat cekiçi
2 bu arada cakın ataist arkadaşlar ATAİST degilim çünkü bi ATAISTın
tanrısal yoklugu kabul etmıyen birinin daha dogrusu ataist düşüncenin
kurdugu oluşturdugu devletleri düzenleri hayal edinsennize
TURk halkı 70 milyon ataist olsa
kazanaıcagı neler vardır.
2- insan evlencegi kızı/erkete nerde arar ve kiminle evlenir hayda ne alaka
kel alaka demeyin
inandıgın ya da inanc ta sanırım buna benzer bi tercih
SİZ HİÇ BİLİMSEL evlilik duydunuzm?
KISACa
aman tanrıya inanmıyanların tanrının çalışma sistemini eleştirmeye çalıştıklarını görünce
TOPLUMSAL HAYATTA
insan oglunun tercihlerini yapmasi gerektigi nokta da
inancı bi tercihi
sorguluyanlar ..
ne yazıkki bilime göre tanrı yok
YA DA yukarda ataist çok
BİLİMe inanmak
bilgiye inanmak
bilginin kaynagına dayanmak
başa en başa dönmek
ve sonu düşünmek konusunda
önerebilceginiz bişey varmı.
yani.
siz lokanta işletiyorsunuz
ya da kanun koyucusunuz
ana yemek sonrası içeçekler vea ardından
tatlı.
herşey cok tatlı
ataist olmak
en kolayı en en kolayı.
AKLın varacagı ilk nokta ve bilimin varacagı ilk nokta
tanrının yoklugu Peki.
bilim
1 metre 100 cm derken
1nin tarifini.
100 yıl sonra nasıl yapıcak
şu şu şu şartlarda
ş cıcaklıkta şu elementin
uzunlugu
peki.
İNSANOGLUNUn
ölüm -ölüm ötesi- ve savaş
kavramlarından yola cıkan
TANRı vardır
hissini.
bu hiiisin inancın
tanri inancının
bi ihtiyac
oldugunu
ve tanrının
buyruklarına inancın getirdiklrini.
nereye koycagız
YUKARDAKI ataist kişilerin
ataizmin yükseliş
ve teoristyenlerinin
sundugu dünya bu kadar
ölümcül karamsar
olmasını neye baglıycak
insan TANRI dada kabahat bulur
insan
insanı ögrenene kadar
nice insan yok olucak
TANRI INSANI YARATTIGI gün
bana kalırsa en güzeli cevabı MELEKLERE vermiş.
melekler dünyada asacak kesecek kan dökecek
hatta senin inkar edecek bunca insanmı yaratcaksın
TANRINI/ALLAHIN cevabı.
BEN bilirim
EY ataist kişiler
şuanda bi melegin tanrıyı gördügü bilginin
mılyarda biri yoktur sende senin veri tabanında
inanmak
ianabilmek
şuanda dünyada var olan
evrendeki konumunu düşününce
sende
kibir
yapmış anlaşılan
inanmayın kardeşim ve
çıkın
ortalıga
he he ben cok zekiyim
tanrı yok bilimsell olrak bunu buldukta
söylemiyoruz.
he o zaman nerde kaldı bilimsellilik
TANRI YOKTUR KONULU BİLİMSEL TEZINIZI SUNUN VE
DÜNYADA YILIN BULUŞU OLSUN
korku
ah bu korku
madem
korku g,bi temel bi şey
sizi bundan geri çekiyor
demekki.
korkuyu
sen yaratmadın
YARATMAK
VAR OLANI ANLAMLANDIRMAK.
BEN BUGÜN TANRIYI INKAR ETTİM diyen
ve ataist olmayı bi şey zanneden
ve bunu
tanrısal bi veriye kapalıyım diyen
ISAYI da
MUSa yıda
MUHAMMEdi de
tüm
insan ötesi
nide
eleştirsin
AMA
EVLILK MEVZU gibi.
mwevzu zannderseniz yanılırsınız
TANRI -ALLAH
ve onu kavrama
onun
ne oldugu ne olmadıgı konusunda
GÜYA . KİŞİSEL RAHATLAMA olarak baktıngınız tanrı imnancını
kendi rahatlamnızın
da bundan olacagını unutmayın
UNUTMAYIN
YA TANRI VArsA
ya tanri varsa diye korkudan ibadet eden
cocgu öldügünde
onu kaybetmenin
eşi öldügünde
ona bir daha ulaşamıycak olmanın
ölümün
ah dogduk
ölücez bi
meret yok bu dünyada
lıgını düşünün
18 yaşından küçüklere
yasakktır d,imi hocam
bi çok şey
görmemesi gereken şeyler var diye
TANRI KOnusundada
TANRIYI bilimsellik bve bilimdışılıgını
AYRI AYRI TEZ LERLE YARTIŞUIN
Kİ tartışılmış
yüzyıllar boyunca
ne ben ne siz.
insan yaşamında bagzen tanrının yoklugunu sonucunu doguracak
size delilde cıkıyorsa
demekki
kurgu çok güzel
ARMuT düş agzıma düş.
ATAiszm ya da yukarda
kuranın hata eksik
noktalarını ispata calışan kişiler
tevratın incilin
kur-anin
insanlıga kazandırdıgı
kazanımları da yok
sayıcaklar sa
cok tehlikeli.
AHLAK kibarlik ve insan sevgisi gibi şeyler de bilimsel
bi tarafı varmı.
KISACA
TANRININ VARLIGINI
HER INSAN KENDİ
ŞEYTANIN VARLIGINI HER INSAN
KENDİ KEŞFEDEBİLSE
ki benim yukarda sizin yazdıklarınızda gördügüm olay.
şeytanı bilginin
tanrısallaşması olarak
algılanabiliyor
İSLAM
MEDENIYET kurdu
insanı yücellti
ilimdede en ileri noktalar gitii
bu bilimsel bir gercekmidir
EVet
sosyal bilimler
fenni ilimler ayrımınıa sahip olmıuyan
bilimin
ne oldugunu bir kez daha düşünmeli.
kısaca .uzun lafın kısası
HERKES İYİ OLMAK İÇİN UGRAŞIR
TANRI YOK AMA BEN IYIYIM DİYENE SONSUZ SAYGI
ALLAH vardır diyen ve iyi olmalıyım diyene
saygı.
sizler ataist olanlar
dinin dini yaşantının geldigi getirdigi. disiplini.
konsantre halde
en başından beri.
yaşamasaydıbnız ne ala
önce dindar sonra dinsiz
k,im kabul edr bunu
evet
ben içsel
sorgulamamı yaptım ve
inandıgın tanrının ALLH olduguna
tersini söylüyen kaynaklarıda okuyarak vardım.
bi kıza bana vermedi diye arkasından kötü kadin demekle
ah ben ya bu herkesin ALLH I bize pek inandırıcı gelmiyor demek
aynıdır
INANAMIYAN INSANLAR
TIPKI
HOMOSEKSUEELER GİBİ bi tercih içindedirler
100 yıl önce
ınanmıyanlara ve
homolara
500 yıl önce inanmıynlara ve homolara
ve 100 yıl sonra
homolara ve inanmıyanlara
insanların bakışı
ve bilimle ugraşan insanlarin
yaklaşımları nasil olucaktır
bu bilinebilirmi.
kısaca ve özce
inanmak ihtiyacı duydugunuz şey inanmamak olarak
bizdede inanmak olrak cıkıyor
bakarsınız bi gün tanrıya tekrar inanırsınız o günde
inanmıyanlar olucaktır
bakarsınız bi gün tanrı benim inancımı sınar
sizler
sınavı kaybeden ve
o sınavdan cakan
kişilersiniz
hayat devam ediyor ve
insanlar
cocuklarına ölülerine
huzur getircek
tüm şüphelerini
huzura kavuşturcak dinlerin önemini anlarsınız
kendini kendi hücresini kontrol edemiyen
insanlar olarak
bu bedende gercekleşen her olay her
bilinmezligi bildighimiz ve son noktasina geld,iginde bil,m
TANRIYI HAYKIRACAKTIR SİZE.
electrık ve hücre
bulunmadan insanlarin yaşantısı gibi.
tanrıyı MASAYA YATIRACAK BİLİM
MANTIK-SOSYOLOJI
felsefe gibi akli ilimleere bıraksanız daha
kalite olursunuz
TANRI yok desende var desende
ŞEYTANI YAŞATANDA tanrıdır
tanrının yanında yaşamış
en büyük düşman
sana onu inkar etirtiyorsa işte seninde inanan tanrıya inanan bi insan karşısındaki durumun gibidir.
kerem hoca nin aynı ilmi bilgisine sahip
bi profösör
kerem hocanın yarın bir gün
cocıuklar
şuan yok diyom ama
VARMIŞ BE
dediginde ne yapıcaz
bence
ugraşacagınız alan
örnek kopya koyun insan kopyası vs
gibi
genetıkte
ahlak
psikiyat ve psikolojidede
lütfen biraz
AHLAK.
“Çağdaş psikiyatrların çoğu meditasyon yapar”
Veli ve diğer adlarla anılan mistik şahsiyetlere ait, normal kriterlerin dışına taşan bir takım sözlere, bazı Psikiyatrislerin hezeyan demelerinin tamamen, “Sorunu anlamadan teşhis” hatasıdan kaynaklandığını ifade eden Prof.Dr. Kerem Doksat, tam aksine, akli melekeleri konu alan Psikiyatrların çoğunun, Meditasyon gibi manevi konularla uğraştığından bahsediyor ve konuya yıllarını veren tecrübeli hocanın ağzından şu çarpıcı tespitler dökülüyor,
“Mistiklerin bu tür sözlerine, fenomenlere göre baktığınızda, tamamen mistik hezeyan, bir nevi nevroz gibi gelebilir. Nitekim, Freud böyle bir açıklama mantığı ortaya koymuştur…
Ama kesinlikle böyle değildir. En azından dinamik psikiyatri diye bir şey var. Çok Farklı noktalar vardır buralarda..
Size şunu ifade etmek istiyorum; Bu gün dünyanın bütün önde gelen psikiyatrları, bir iki istisna dışında, meditasyon veya benzeri konularla uğraşmaktadırlar. Namaz ise, meditasyonun şahıdır. Meditasyon, Evrensel Birliğe ulaşma hissini yaşamak için uğraşmak demektir. Nedir o?.. Vahdet-i vücut değil midir zaten!.. o kendinden geçip, kendi içine dalıp, bir Ben Var, ben de, Benden İçeru diyen Yunus’un dediği gibi için deki Öz’ü yaşamak!.. Öz’ü dediğimiz Allah’tır zaten!.. Mesela Karl Gustov Jung psikiyatriye bunu, Tanrı arketipi diye, kendi psişik fenomenine sokmuştur. Amerikalı ünlü psikiyatri mütehassısı Prof.Dr. Abraham Maslow’da bunu vurgulamıştır. Çokça üzerinde durmuştur bu ünlü bilimadamı; dini ve mistik deneyimlerin…
Sonuçta şunu belirtmek istiyorum; Bakın ben Allah’ı içimde hissediyorum, O’nu özümde yaşıyorum; Ona o kadar yakınım, bu manada Enel Hak’ım diyen o hoş, o güzel erimişliği, yok olmuşluğu, Fenafillah hissini yaşayan insana bizim delidir demeye hakkımız yoktur. Ama biri durup dururken çıkar ve ben Allah’ım derse, onu alır, yatırır ve tedavi ederiz!..
İstanbul - 30 Ocak 2000
Bu yazı http://www.afyuksel.com/ adresinden alınmıştır..
Şaman TÜRKSOY
13 Şubat 2008
Sayın Samet Koç
Ben “akılla din” uyuşmaz, daha doğrusu “akılla vahiy” uyuşmaz diyenlerdenim. Bunun pek çok kanıtı var olmaya da, ben bunlardan bahsedecek değilim. Bunları akıllı olanlar, kendileri bulacaklardır. Ben size bir şey sormak istiyorum.Diyorsunuz ki: ” Ben Allah’ı içimde hissediyorum.Onu özümde yaşıyorum.”
Bunu hissetmek için Müslüman ya da herhangi bir Semavi dinin mensubu olmak şart değildir.Bu durumu anlamak zor değildir.
Benim asıl takıntım gökten inme, yani münzel, yani bir peygamber aracılığı ile yapıldığı ileri sürülen tebliğlerdir.
Bu tebliğlere yaslanarak Tanrı’nın tüm Evren’i yarattığı, yoktan var ettiği şeklindeki kabulün dile getirilmesidir.
Pek bilimsel olmamakla beraber bir an için bu “hipotez”i kabul etmiş olalım. O halde, sözünü ettiğimiz kavram, çok yüce, her şeyi kavrayan, kendisine hiçbir güçlük bulunmayan, doğmamış, doğurmamış bir “Halık” (yaratıcı) dır. Buraya kadar sanırım bir anlaşmazlık yok!..
Şimdi, insan oğlunun beş bin yılda kıdım kıdım edindiği bilimsel bilgi birikiminden kısa pasajlar aktaracağım.
Görünen Evren’in yarı çapı 14 milyar ışık yılıdır. Bir ışık yılı 9,4 trilyon km uzaklığa karşılık gelir. Işık hızı ile hareket edebilen bir araçla Evren’i baştan başa kat etmek için 30 milyar ışıkyılı yol almamız gerekir.
Akıllara durgunluk veren bu yapı içinde yüz milyar galaksi vardır. Her bir galaksi yaklaşık yüz milyar tane yıldız içerir. Bu sayıları verirken gezegen,gök taşı vb önemsiz sayılan yapılardan bahsetmiyorum bile.Yani denizlerde ve çöllerde bulunan kum taneleri kadar yıldızdan bahsediyoruz. Evren’deki toplam madde düşünüldüğünde bir metre küp hacmindeki uzay parçasına, ancak bir proton düşmektedir.
Şimdi size soruyorum: Bu akıl almaz yapıyı yoktan var etmeye muktedir olan Tanrı, bir proton değerinde bile olamayan aciz insanı kendisine “Elçi” yapar da Dünya’ya gönderir mi?
A’raf Suresi’nin 54.Ayeti’nde Kur’an’ın tanrısı şöyle der:Gerçekte Rabbiniz gökleri ve yeri altı gün içinde yaratan sonra Arş üzerinde hükümran olan Allah’tır, geceyi gündüze bürür; o onu kışkırtarak takip eder. Güneş, ay ve yıldızlar onun emrine baş eğmiştir. İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de ona aittir. Ne ulu, o alemlerin Rabbi olan Allah.
Benim Tanrım “Ol !” dediğinde, her şey olur,biter. Altı gün değil altı salisede Evren’i yaratır.Tanrı böyle olur,ben böyle bir Tanrı’ya inanmak isterim. İnanana da bir sözüm olamaz. Ama islamın “Muhammet’in ağzından” konuşan, … zalim tanrısına değil. Sakın “muphem,müteşabih” izahatlarına tevessül etmeyiniz.Çünkü benim boş söze karnım toktur!
Kur’an’ın Tanrısı’nı, ayetlerini tartışmak yerine, insanı nasıl daha mutlu edebiliriz konusunu tartışabiliriz. Aslında “Din” ile tartışılmaz. Çünkü onun Tanrı Kelamı olduğu “peşin hükümle” zaten kabul edilmiştir. Tanrı ağzından söylendiği kabul edilen bir savı nasıl tartışabiliriz?İster doğru, ister yanlış olduğunu düşünelim. İşte Tayyip ve tayfası bu yüzden güçlü.Onlar “Tanrı” ağzıyla(!)konuşuyorlar. Biz, bilim ağzı ile konuşuyoruz.Koskoca Evren’de bir proton kadar hükmü olmayan aciz insanın, Koskoca Tanrı’ya elçi filan tayin edilemeyeceğini söylüyoruz.En azından peşin hükmün gözden geçirilmesini talep ediyoruz.Ediyoruz da ne oluyor?
Bakın, anlı şanlı bir doçent doktor (Suat Yıldırım)Kur’an’ı Kerim ve Kur’an İlimlerine Giriş adlı eserinde ne diyor?
“Vahyin Alınışı
Vahy, şu 3 tarzdan biri ile olur:
1. Allah manayı nebinin kalbine bırakır.
2. Bir perde arkasından nebiye hitab eder.( Hz. Musa’ya ağaçtan nida etmesi gibi.)
3. Vahy getirmekle vazifelendirdiği bir meleği elçi olarak gönderir. Vahy lafzından normal olarak anlaşılan da budur. Kur’an hep bu şekilde yani Cibril vasıtasıyla indirilmiştir. (Külliyen yalan) Teklim (vasıtasız söyleme), ilham suretiyle ya da uykuda hiçbir vahiy gelmemiştir.(Bu da külliyen yalandır)
Peygamberimiz “Melek bazen bana çıngırak sesine benzer bir ses halinde gelir. Bu bana en ağır olanıdır. Bazen Melek bana bir adam şeklinde görünür.” der. Bu ikincisi vahyin en kolay gelen tarzıdır.
Vahiy, Peygamberimize , gündüz ya da gece, savaşda iken ya da sulhda, yalnızken ya da bir kalabalığın içerisinde herhangi bir zaman gelebilirdi. Vahiyden sonra vücut sıcaklığı yükselir, yüzü kızarır, bedeni ağırlaşır, şapır şapır terlerdi. (Sara Nöbeti tarif ediliyor:)
Bu sonuncuya dikkat ediniz:Her Ramazan ayında Peygamberimiz o zamana kadar vahyedilmiş Kur’an metninin tamamını Cibril’e, Cibril de kendisine okur, böylece mukabele ederlerdi.
Yanlış okumuyorsunuz!..Aynen böyle söyleniyor.Yani Cebrail ile Muhammet karşılık oturup teyitleşiyorlarmış!..Ayetler doğru ezberlenmiş mi, yoksa hatalar var mı?
Bu sözleri söyleyen ben değilim, anlı şanlı bir doçent.Bilimsel Disiplin gereği kaynak gösterilmesi zorunludur, değil mi? Şu yukarıda naklettiğim olaya hiçbir yaratılmışın tanık olmadığını bilmek için müneccim olmaya elbet gerek yok,öyle değil mi?
Şimdi siz böyle bir bilgiye “peşin hükümle” inanıyorsanız, sizinle ne tartışacağız?
Yani Değerli arkadaşım, bizim bunları konuşmamız,aydınlanmamız lazım. Kur’an ve onun tanrısı sonuçtur. Oysa biz sebebi tartışmalıyız. Sebep ortaya çıkarılınca, sonuç zail olacaktır.
İşte o zaman geçimi bu yoldan olanlar, kendilerine başka geçim yolları arayacaklar.
Peygamberin geçimini nasıl sağladığını merak edeniniz ya da bileniniz var mı? … yaptığını ve para aldığını biliyorum.Cihad ganimetlerinden (talandan) ayet hükmü ile (!) pay aldığını da biliyorum.
Başka bildiklerim de var.Ama heyhat!Kime anlatayım?
Esen kalın.
Bu mesajdaki saygısızca ifâdeler tarafımdan silinmiştir; ayrıca Sayın Şaman Türksoy sara (epilepsi) nedir bilmiyor. Bu konudaki açıklamalarım diğer yazılarımda var. MKD.
Şaman TÜRKSOY
13 Şubat 2008
Değerli Hocam.Saygısız olduğunu ileri sürerek metinden çıkardığınız konuları delilleri ile paylaşmama izin verir misiniz?Karşı delili olan ileri sürsün.Ne dersiniz?
Bana gösterdiğiniz tahammül için teşekker ederim.
Epilepsi’nin ne olduğunu tarafınızdan yapılan tanımı okuyarak öğrenecek, bildiklerimin kaynağını tekrar sorgulayacağım.
Esen kalın.
Hasan Gül
14 Şubat 2008
Hayvanlarda cinsellik üreme amaçlı ve yılın belli dönemlerinde iken insanlardaki şekli hem Tanrı’ya hem de insanın ilkelliğine/tembelliğine ulaştırıyor beni. Eğer haz duygusu verilmese idi sanırım insan üreme zahmetine bile katlanmazdı.
Diğer yandan dinlerdeki ibadetleri Tanrı’nın kendisi için istediğine inanmıyorum. İnandığım varlık insanın kendisine tapınmasını istemez. Yani böyle büyük bir gücün bu kadar ilkel olması beklenemez. Sanırım insanın kendi sağlığı açısından bunları yapmasını istemiş olmalıdır. Ayrıca kendi halinde sıradan insanları cehennemde cezalandıracağınıda sanmam. Kendi çocuğumuz düşüp bir yerinbi incittiğinde ben daha fazla acı çekiyorken bizleri yaratan varlığın bizim acı çekmemizi istemeyeceği sonucuna ulaşıyorum.
Bir notta sn. Doksat’a: Epilepsinin yüzlerce değişik formu vardır. sn. Turksoy’un tanımladığı türde nöbetlerde vardır.
marlatoros
14 Şubat 2008
selamlar….
uzun ve detaylı tartışma konularında tekilci bir tavır alıp sırayla düşüncelerimi söylemek isterim…
ama daha önce şizofreni ile vahiy arasındaki derin farkı anlamak ve anlatmak gerekir diye düşünüyorum….
yoksa önce söz vardı diye başlayan bir incil kitabının “evrensel bilinç kararı” alınmadan kabullenilen ilkel ve çok tanrılı dinlerin saçmalığında kalırdı insanoğlu……
Hüsamettin Küçük
14 Şubat 2008
Aklıma gelen şu husûsu da,tanrının yokluğunun kanıtlarından biri olarak görüyor ve inanan-inanmayan herkesin bu konudaki yorumlarını bekliyorum:
Müslümanlar,Allâh’ın insana cinsel isteği,neslin devâmı için verdiğini söylerler.Evrim açısından da bu iş neslin devâmı içindir.Ama İslâmî bakış açısında bir sorun var.İnsan mantık yürütünce,olayın şöyle olmasını daha mâkûl görebiliyor:Yapılması mümkün çocuk sayısına uygun sayıda sperm üretilecek.Cinsel ilişki sıklığı da,çocuk doğurma sıklığına uygun olacak.Oysa bir kadın 9 ayda bir çocuk doğurabildiği hâlde,erkek vücûdu sürekli sperm üretiyor ve bir boşalmada 100 ilâ 300 milyon sperm,yâni çocuk tohumu bırakıyor.Normal erkekler haftada 2-3 kez seks yaparken,az sayıdaki bâzı erkekler günde birkaç kez bile seks yapabilecek güce sâhip.İslâmî kabûlün yolunu izlersek,kadın hâmile kalınca,bir dahaki çocuk yapma zamânına kadar sekse ara verilmesi gerekir.Oysa erkek de,kadın da,haftada birden fazla seks ihtiyâcı duyuyor.Çocuk yapabilme imkânları ile sperm üretim miktârı ve cinsel isteklenme sıklığı arasında böyle uçurumsal bir denksizlik olması,insanın yaratılmış olduğu görüşünü nasıl etkileyebilir?
NESLİHAN AYDIN
23 Şubat 2008
Bir konuda size katılıyorum evet tanrı ve tanrılık gibi kavramlar yoktur yoktur.Bir tek ALLAH vardır ve var olan tek gerçeklikte odur.Bu benim inancım.
Diğer konuya gelince bu yaratıcının MÜRİD(irade) sıfatından aldığı kudretiyle kendi seçim şeklidir.Tıpkı dünyanın dönmesi ve sürekliliği için bu kadar büyük galaksi topluluklarına bu denli büyük bir evrene ihtiyaç olmadığı gibi.Netice itibariyle samanyolu galaksisi evren ölçeğinde incelendiğinde çölde kum gibi kalır.Bunun gibi daha verilebilecek yığınla örnek var.Aynı irade sizin bahsettiğiniz örnektede kendini gösteriyor bu kadar düşünebiliyorsunuz güzellll peki o 100-300 milyon spermden sadece 1 tanesi yumurtanın seçimiyle dölleniyor. Yumurta bu kararı nasıl alabiliyor,ayrıca bu kadar sipermin içinden nasıl seçim yapıyor kriterleri olmalı sanırım(1 yumurtayı 1 milyon sperm sever, yumurta birine varır)mikro uzay kurallarıda aynı sanırım:)peki ortlama 200 milyon diyelim bu 200 milyon spermden sadece 1 tanesinin ve hangisinin olacağı kimin seçimi??? Döl olayı gerçekleştikten sonra döllenmiş yumurta ikiye,üçe nadiren dörde bölünüyor bunun nedeni hala bilimsel olarak bilinmiyor peki bu kimin seçimi anne adayının mı ,baba adayının mı?
Evet cinsel dürtüler kesinlikle çoğalmak için insana bahşedilen nedenlerden biridir tıpkı yemek yemek için acıkma güdüsü, doyduktan sonra sindirim ve diğer bir çok reaksiyonun yapılabilmesi için susama ihtiyacı gibi,dinlenmek için uyku ihtiyacı gibi.Ayrıca erkeğin bu denli fazla tohum vermesi doğanın erkeğe bahşettiği bir durum sadece biz insanlar için geçerli değil takdir edersinizki (bu arada erkek bu özelliğini evrimleşme sürecinde doğadan kendisi mi aldı? Yoksa yine şu raslantısallık teorisimi? Raslantılardan oluşan bir evrenin parçasıysak ve bu raslantılar bu denli mükemmel düzeyde oluşup işliyorken biz insanoğlu bu durumdan neden mahrum kalıyoruz ben bir öğrenci olarak şikayetçiyim gerçekten bu özelliğimi sınavlarda kullanabilmek benimen tabii hakkım olmalı) çoğu erkekde bu durumun getirdiği bilinçaltıyla çok eşli yaradılışda olduklarını savunurlar yorum dediğiniz şey bu olmalı sanırım.Kadın bedeni hamile kaldıktan sonra, takip eden dönemlerde yumurta üretmiyor oysa hamileliğinin bildiğim kadarıyla 8. ayına kadar daha fazlada olabilir normal bir şekilde cinsel hayatını sürdürebiliyor demek cinsel istek ve doyum salt üreme amaçlı değildir başka nedenleride vardır, vücüttaki enerjiyi boşaltmak gibi.
Evren herşeyi ile çift kutuplu yaratılmıştır cennet ve cehennem gibi kavramların nispeten yansımaları bu dünyadada mevcuddur.Hasan beyinde bahsettiği gibi Kur-an dada bahsi geçen yaradılış amacımız olan ibadet yaratıcıya bir tapınma şekli değil kaldıki onun böylebir şeye ihtiyacıda yoktur.amaç ondan aldığımız güçleri ruhumuza yükleyerek sonsuz yaşama kendimizi hazırlamaktır.
Peki hüseyin bey,sizce yaratılmadıysak biz nasıl olduk, nereden geldik,ağaç kavuğundan mı çıktık??Leylekler mi getirdi? Yoksa şu tek hücrelilerin kontrolsüzce çoğalıp evrimleşmeleri mi??Raslantısallık mı??
Hüsamettin Küçük
23 Şubat 2008
Konuya katkıda bulunduğunuz için teşekkürler Neslihan hanım.”Hz.Muhammed Ümmî miydi?” yazısının 21. yorumu olan iletim,burası için de geçerlidir.
Verebileceğiniz cevap sadece bu mu?:”Allah öyle istediği için.”
Yumurtanın birşeye karar verebileceğini,spermi yumurtanın seçtiğini neye dayanarak söylüyorsunuz? Bir koşu yarışında birinci olan kişiyi finişte bekleyen görevli mi seçer?
“Bu raslantılar bu denli mükemmel düzeyde oluşup işliyorken biz insanoğlu bu durumdan neden mahrum kalıyoruz?” Mahrum kalır mıyız canım! Bir defa haberlerde;Avrupa’da yaşayan bir kız çocuğu gösterildi.Daha doğrusu iki!;Tek bedende yaşayan ikizler.İki kafa,tek beden.10 yaşlarında falandı.Koşuyor,oynuyor,gülüyor.Mutlu iki kardeş.Hz.Muhammed(S.A.V.) bu çocuğu görseydi ne derdi? Ben kendimi kötü hissettim,fazla bakamadım.Korku filmi gibiydi.Ben de size soruyorum:Bu kimin seçimi,anne adayının mı,baba adayının mı? Yoksa Allâh’ın mı? Neden?
“Çoğu erkek çok eşli yaradılışta olduklarını savunurlar” diyorsunuz.Bu sözü söylememeniz için Hz.Muhammed’in 11 değil de 111 hanımı mı olması gerekirdi? “Peygamberin o durumu zarûretten kaynaklanıyordu.O kadınlardan bazılarını sadece himayesine aldı” diyorsanız,cennetteki çok eşliliği nasıl açıklayacaksınız? Cennette sevâbı çok,manevi mertebesi yüksek olan erkeklere binlerce huri verilecek ve siz de cennetteki kocanızı o hurilerle paylaşacaksınız.Hoşunuza gidecek mi?
Allah vücuttaki enerjiyi boşaltmak için milyarlarca spermin boşa gitmesi yerine,başka bir yol yaratmaya kâdir değil miydi? Ayrıca fazla enerji boşaldığı falan da yok.Bir yabancı futbolcu bir defa,”Seks yaptıktan sonra maça çıktım ve gol attım” demişti.
“Tanrı yoktur,Allah vardır” sözünün de,yeni bir kandırmaca denemesi olduğunu düşünüyorum.”Lâ ilâhe illâlllah”ın anlamı,”İlâh yoktur,Allah vardır” değildir.”Allah’tan BAŞKA ilâh yoktur” anlamına gelir.Ahmet Hulûsi,”Tanrı yoktur,Allah vardır” derken,bizim tanrıyı mutlakâ evrenden ayrı ve maddî bir varlık olarak düşündüğümüzü nereden çıkarıyor? AH’nin yorumu,onun kendi saptırmasıdır.Ayrıca AH’nin hayatı hakkında fazla şey bilinmemekte,bu da kendisinin samîmiyeti konusunda şüphe uyandırmaktadır.
“Evren herşeyi ile çift kutuplu yaratılmıştır” diyorsunuz.Oysa çift kutuplu olan (2 değerli) Klasik Mantık’ın yetersizliği onlarca yıl önce anlaşılmış ve evreni daha iyi yorumlayabilmek için çok değerli (2′den fazla değerli) mantık sistemleri geliştirilmiştir.
Yaratılışçılar olasılık teorisini bazı şekillerde kendilerine göre kullanarak,bazı evrimsel oluşumların istatistiksel açıdan mümkün gözükmediğini iddiâ ediyorlar.Buna verilen istatistiksel cevapları burada anlatabilecek durumda değilim şu anda.Ama bu konunun başka bir boyutuna değinmek istiyorum:
Bir Âzerî Türk’ü olan Lütfi Zâde,1965′te Amerika’da “Bulanık Mantık” sistemini ortaya atmıştır.Bu sistem ilk zamanlar Amerika’da reddedilmişse de,Japonların sahip çıkmasıyla büyük gelişme kaydetmiş ve sonunda Amerika’lı matematikçiler tarafından da kabul edilmiştir.Geleneksel olasılık teorisine dayanılarak yapılan bazı itirazların ortadan kaldırılmasında bulanık mantık benzeri sistemlerin rol oynayabileceğini düşünüyorum.Kaldı ki,geleneksel olasılık teorisinde bile bazı şeylerin iyi anlaşılmadığı (Bunu,evrime olasılık teorisiyle karşı çıkanların haklı olmadığı biçiminde yorumlayabiliriz),dünyanın en zeki kadını Marilyn vos Savant tarafından gösterilmiştir.(Game Show Problem)
http://www.marilynvossavant.com/articles/gameshow.html
Saygılarımla.
NESLİHAN AYDIN
25 Şubat 2008
Bakın benim cevabımı okumadan önce zahmet edipte en son kendi yazdığınız yazıyı okursanız cevapta neyi kastettiğimi anlarsınız aksi halde bu iş çocuk oyununa dönecek.Eğer böyle yapsaydınız aslında yumurtanın kararı derken size gönderme yaptığımı anlardınız.
Evet herşey ALLAH BÖYLE TAKTİR ETTİĞİ İÇİN OLDU.O 2 kafalı çocuklardada böyle,doğuştan özürlü, bu gün 30 yaşında olup,raporundada embesillikten aşşağı seviyededir yazan, bu güne kadar hiç konuşmamamış ve etrafında hiç böyle bir yönlendirme olmaksızın kendini bizim bile anlamadığımız bir biçimde ve ölçüde ibadete vermiş,camiye gitmek için sürekli evden kaçan ve benim kuzenim sayılan kişidede durum böyle.
Raslantılardan oluşmuş bir evrende yaşamıyoruz.Eğer raslantılarla kurulu bir düzendeysek , bilim nasıl oluşacaktı? Bir şeyin bilimsel olarak kimlik kazanması için , defalarca denendikten sonrada aynı sonucu vermesi gerekmektedir.Peki herşey rastlantılardan oluşuyorsa, defalarca yapılan denemeler neden hep aynı sonucu veriyor.Bilim sadece varolanı keşfedip açıklar,yaratmaz.İcatlar doğadan esinlenilerek oluşturulmuştur.Yusufcuk böceğinin helikopterin ve sonra uçağın icadının temelini oluşturduğu gibi.
Tanrı ve tanrılık gibi kavramlar yoktur sadece allah vardır.dediğimde bu gün bile dünya üzerinde çeşitli cğrafyalarda kabul edilen tanrılar var ve hiç biri bunlara Allah demiyor,geçmiştede böyleydi..Tanrı ve tanrılık yoktur sadece Allah vardır lafını şimdi bir düşün Allh tan başka ilah yoktur’un açıklaması değilmi bu ,aynı değilmi bunlar.Siz tanrı dediğiniz için bunu böyle söyledim.Ayrıca konuyu ikidebir AH getirmenizi hoş bulmuyorum.AH si yeni okuduğum yazarlarda yanlızca birisi.
Evren eğer çift kutuplu olmasaydı bu dediğime karşı bu cevabı vermeyecektiniz…..Evren insanın mantık sistemleriyle oluşmyor,bu sistemlerle algılanıyor sadece dikkat ederseniz.Bunu savunan siz maddenin karşıtı antimadde diyebiliyosunuz ama.Bulanık mantık teorisine gelince, bu teori Aristo mantığınının bir karşıtıdır,geleneksel olasılık teorisinin değil ve bu teori aynı zamanda evrende varolan herşeyin bir karşıtı olduğunu değiştirmiyor.
Bu bütün söyledikleriniz benim sorularımın cevabı değil. Dikkat ederseniz son paragrafımda çok net sorular yönelttim bana laf kalabalığı yapıyorsunuz derken acaba kasteddiğiniz şey tam olarak bu muydu yazınızı okuyunca bunu düşünmeden edemedim.
Peki daha açarak sormalıyım sanırım.Siz bu evrenin ve düzenin bir yaratıcısı olmadığını mı savunuyorsunuz?Din diye bir kavram yok mu sizce?İslam ve diğer hepsi bir masaldan ibaretse asırlardır neden çürütülmedi? Bu kadar insan salak mı sizce?Bir tek siz ve sizin gibiler mi beynini kullanıyor?islami görüşü savunupta inanan insanların bilimsel bir kimliği ve bilimle ilgisi olmadığını mı sanıyorsunuz?
AYRICA BU KONUYLA ALAKALI SÖYLÜYORUM SADECE.HER İNSANIN MANTIK YÜRÜTME MEKANİZMASI FARKLIYSA VE SİZİN OLAYI TEK MANTIK ALTINDA TOPLAYARAK SONUCA VARMANIZ BİR ÇEŞİT ARİSTO MANTIĞINI DOĞURMUYOR MU?
AYRICA BULANIK MANTIK TEORİSİNE GÖRE ,ALLAH ‘’VARDIR'’ DEDİĞİMDE,KESİN OLARAK ‘’YOKTUR'’ DİYEMİYORSANIZ
SİZ DAHA NEYİ SAVUNUYORSUNUZ????
Canan ÜLKER
25 Şubat 2008
Dünyanın en zeki kadını Marilyn vos Savant.:)
Hüsamettin Küçük
25 Şubat 2008
1-”peki o 100-300 milyon spermden sadece 1 tanesi yumurtanın seçimiyle dölleniyor. Yumurta bu kararı nasıl alabiliyor,ayrıca bu kadar sipermin içinden nasıl seçim yapıyor kriterleri olmalı sanırım(1 yumurtayı 1 milyon sperm sever, yumurta birine varır)mikro uzay kurallarıda aynı sanırım:)peki ortlama 200 milyon diyelim bu 200 milyon spermden sadece 1 tanesinin ve hangisinin olacağı kimin seçimi??? Döl olayı gerçekleştikten sonra döllenmiş yumurta ikiye,üçe nadiren dörde bölünüyor bunun nedeni hala bilimsel olarak bilinmiyor peki bu kimin seçimi anne adayının mı ,baba adayının mı?” diyorsunuz.Bu ifadelerde bana nasıl bir gönderme olduğunu anlamaya hâlâ zekâm yetmiyor.Lûtfen açıklar mısınız?
2-”Peki herşey rastlantılardan oluşuyorsa, defalarca yapılan denemeler neden hep aynı sonucu veriyor” diyorsunuz.Oysa ateistler herşeyin rastlantısal olduğunu söylemezler.Evrimcilerin kullandığı rastlantı kavramı sınırlıdır.Ateistlerin neler iddia ettiğini daha iyi anlamak istiyorsanız,şu sayfadaki açıklamalar fena değil:
http://portal.ateizm2.org/modules.php?name=FAQ&myfaq=yes&id_cat=1
Şurada da,bazı İslamcıların dîne yontmaya çalıştıkları kuantum fiziğinin materyalist yorumu var:
http://www.halksahnesi.org/soylesiler/quantum_soylesi/quantum_soylesi.htm
3-”doğuştan özürlü, bu gün 30 yaşında olup,raporundada embesillikten aşşağı seviyededir yazan, bu güne kadar hiç konuşmamamış ve etrafında hiç böyle bir yönlendirme olmaksızın kendini bizim bile anlamadığımız bir biçimde ve ölçüde ibadete vermiş,camiye gitmek için sürekli evden kaçan ve benim kuzenim sayılan kişi” diyorsunuz.Yazılarına ilgi,yani muhtemelen kendisine saygı duyduğunuz Kerem hocaya sorun bakalım,kuzeninizin bu durumunun,İslâmî mânâda bir Allâh’ın varlığından kaynaklandığını söyleyecek mi?
4-”Raslantılardan oluşmuş bir evrende yaşamıyoruz” diyorsunuz.Einstein da nisbeten buna benzer düşünmüş olmalı ki,”Tanrı zar atmaz!” demiş.Oysa Einstein’ın çürütmekte başarılı olamadığı kuantum teorisinde rastlantı kavramı önemli yer işgâl eder:
http://www.turkcebilgi.net/kitap-ozetleri/r/rastlanti-ve-kaos-24560.html
Şu sayfanın da sondan bir önceki paragrafını okuyun:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nedensellik
5-”Tanrı ve tanrılık gibi kavramlar yoktur sadece allah vardır.dediğimde bu gün bile dünya üzerinde çeşitli cğrafyalarda kabul edilen tanrılar var ve hiç biri bunlara Allah demiyor,geçmiştede böyleydi.” diyorsunuz.Kerem hocanın bu sitedeki “Homo Mysticus” yazısını ve ayrıca “Kişilik Bozuklukları” yazısının 6.paragrafını okuyun ve sizin bu düşüncenize katılıp katılmadığını görün.
6-”Tanrı ve tanrılık yoktur sadece Allah vardır lafını şimdi bir düşün Allh tan başka ilah yoktur’un açıklaması değilmi bu ,aynı değilmi bunlar.” diyorsunuz.Hayır,değil.İşte benimle yazışırken görüşlerinden faydalandığınız Hz.Ahmet Hulûsi’nin sözleri:
“Hiç bir yerde “ilâh”a imandan söz edilmemektedir; çünkü “ALLAH”, “TANRI” değildir! “Senin ilâhın-tanrın ALLAH`tır” sözünün mânâsı “ALLAH tanrıdır” demek değildir!… Bu belki, “Senin ilâh-tanrı bildiğin, sandığın varlık gerçekte ALLAH`tır; ki O tanrı olmaktan münezzehtir” anlamına alınabilir…”
http://tumkitaplar.org/find/default.asp?KA=1&Sub=1&chk_BKD=&chk_TMK=&chk_HPI=0&txtFind=tanr%FD%20allah&cmb_Kitaplar=0&SubID=12#ggggittt
7-”Evren eğer çift kutuplu olmasaydı bu dediğime karşı bu cevabı vermeyecektiniz.Bulanık mantık teorisine gelince, bu teori Aristo mantığınının bir karşıtıdır,geleneksel olasılık teorisinin değil” diyorsunuz.İnsan,elinin altında internet varken doğru dürüst araştırır da ondan sonra yazar.Bakın ansiklopedi ne diyor:
“Bulanık mantık 1960’ların ortalarında Lotfi Zadeh tarafından iki değerli mantık ve olasılık teorisine alternatif olarak geliştirilmiştir. Bulanık mantıkçılara göre iki değerli mantık ve kümeler teorisi daha genel çok değerli bir teorinin özel halidir.”
http://www.ansiklopedi.info/topic/Matematiksel_mant%C4%B1k.html#Bulan.C4.B1k_Mant.C4.B1k
Yani,bulanık mantık Aristo mantığını çöpe atmaz.Der ki:”Aristo mantığı bazı durumlarda işe yarar.Ama yetersiz geldiği şu şu durumların çözümü için şu şu teknikler kullanılabilir.” Yani Aristo mantığı,bulanık mantığın altkümesidir.Olasılık teorisine de aykırı düşen yönleri olmasa,bulanık mantığın varlık nedeni ortadan kalkar.
“Alternatif” kelimesiyle “karşıt” kelimesini karıştırmayın.Birşeyin alternatifi,öncekinin karşıtı olmak zorunda değildir;Bir çıtanın üstünden atlamanın ilk akla gelen üç alternatifi vardır:a)Eğilerek çıtanın altından geçmek,b)altından da geçmeyip yandan doşalarak geçmek,c)çıtayı tekmeyle kırarak geçmek.Bu seçenekler arasında,üstten atlamanın karşıtı sadece a’dır.Ama a,b ve c’nin hepsi de alternatiftir.
8-”Bunu savunan siz maddenin karşıtı antimadde diyebiliyosunuz ama” diyorsunuz.Oysa benim öyle bir cümlem olmadı.Burada da,beni başka yerlerde gördüğünüz ateistlerle bir tutarak bir önyargı sergiliyorsunuz.Oysa ben müslümanlar gibi mutlak hakîkate sahip olduğunu iddiâ eden biri değilim.Okumalarım,düşünmelerim,duygulanmalarım,arayışım devam ediyor.Ben yıllar önce beş vakit namaz kılan,toplu zikir esnasında konsantrasyondan tüm vücûdu karıncalanan,Allah,peygamber,evliyâullah sevgisiyle ağlayacak kadar dindar olan bir tarîkatçiydim.Şu anda da din düşmanı,Allah düşmanı değilim.Elimden çok sayıda din kitabı geçti.Uzman denecek düzeyde değilim ama,sizinle her tür dînî kavrama değinerek sınırsızca ve kavga etmeden tartışabiliriz.Amacım sizi yenmek değil,gerçeği anlamaktır.Yanıldığım tatminkâr biçimde gösterilirse,kabûl ederim.
9-”Bu bütün söyledikleriniz benim sorularımın cevabı değil. Dikkat ederseniz son paragrafımda çok net sorular yönelttim” diyorsunuz.Evrimi savunan kitapları okursanız,o paragrafınızda sorduklarınızın cevaplarını okursunuz.Bunların üç-beş cümleyle anlatılabilecek ve bütün ayrıntılarıyla anlaşılmış konular olmadığını biliyorsunuz.
10-”Din diye bir kavram yok mu sizce?İslam ve diğer hepsi bir masaldan ibaretse asırlardır neden çürütülmedi? Bu kadar insan salak mı sizce?Bir tek siz ve sizin gibiler mi beynini kullanıyor?islami görüşü savunupta inanan insanların bilimsel bir kimliği ve bilimle ilgisi olmadığını mı sanıyorsunuz?” diyorsunuz.Dîne inanan insanların hepsi salak veya çıkarcı değildir.Tarihte de,günümüzde de,çok zekî,hattâ dehâ düzeyinde olanlar,bunun yanısıra çok iyi kalpli olup başkalarına büyük yardımlar edenler vardır.O insanlardan bazılarıyla ben de tanışıp konuştum.Ama dînin içinde böyle insanların olması,dînin ilâhî kaynaklı bir kurum ve Allâh’ın var olmasını zorunlu kılmaz.Bu konuda yeniden,Kerem hocanın “Homo Mysticus” yazısını,bir de “Kişilik Bozuklukları” yazısının 6.paragrafını öneriyorum.
10-”SİZİN OLAYI TEK MANTIK ALTINDA TOPLAYARAK SONUCA VARMANIZ BİR ÇEŞİT ARİSTO MANTIĞINI DOĞURMUYOR MU?
AYRICA BULANIK MANTIK TEORİSİNE GÖRE ,ALLAH ‘’VARDIR’’ DEDİĞİMDE,KESİN OLARAK ‘’YOKTUR’’ DİYEMİYORSANIZ
SİZ DAHA NEYİ SAVUNUYORSUNUZ????” diyorsunuz.Bir olayın değerlendirilmesi,birden fazla mantık sistemiyle yapılabilir(Yani ayrı ayrı).Sonuçlar farklı çıkarsa,hangi sonuca îtibâr edilebileceğinin ölçütleri tartışılabilir.Siz kendi görüşlerinizi hangi mantık sistemiyle kuruyorsunuz? Aristo mantığıyla kuruyorsanız ve “Bu yeterlidir” diyorsanız,başta Kur’an’daki çelişkiler olmak üzere,açıklamasını yapmanız gereken birçok dînî düşünce var.
Ben “Allah kesin yoktur” demiyorum.Demek zorunda da değilim.Ama Allâh’ın varlığı da ispatlanamaz.Ben “Süperman’e inanmıyorum” diyebilmek için Süperman’in olmadığını ispatlamaya zaman ve enerji harcamak zorunda değilim.Tam tersine,Süperman’e inananlar kendi dünya görüşlerine uygun bir toplumsal düzeni bana dayatma isteğini içlerinde taşıdıkları için,onun varlığını bana ispatlamak zorundalar.
Çürütülemeyen şey din değil.Dinlerdeki mûcizelerin ve birçok kavramın yokluğu bilim tarafından sayısız kez çürütüldü.Varlığı çürütülemeyecek birşey var,evet! Din denen kurumu yaratan psikolojik ihtiyaçlar.
Yaptığım “lâf kalabalığı”nda sorularınızın cevaplarını yine bulamadıysanız,sorularınızı madde madde ve gereksiz sözlerden arınmış hâlde özetleyin,ben de bildiklerim varsa cevaplayayım,bilmediklerim varsa araştırıp,öğrenip kendimi geliştireyim.
Saygılarımla.
Şaman TÜRKSOY
25 Şubat 2008
Neslihan Hanım yazdı:”Bir konuda size katılıyorum evet tanrı ve tanrılık gibi kavramlar yoktur yoktur.Bir tek ALLAH vardır ve var olan tek gerçeklikte odur.Bu benim inancım.”
Şimdi (yayınlanacağından kuşkulu olsam da yazacağım)Allah sözünün etimolojisine kısa bir göz atalım:
Neslihan Hanım;çok genç ve eksik bilgili olduğunuz su götürmez bir gerçek olarak gözler önündedir.Eksik bilgi ile yola çıkıldığında ise yanlış yollara sapmak, dolayısıyla hatalı sonuçlara ulaşmak doğaldır.Şimdi bir tarihi gerçeklikten bahsedeceğim.
Arabistan’da İslam öncesi dönem “El Cahilliye” olarak adlandırılır.
Bu devirde “Putperestlik” vardır ve Kabe bu inanışın mabedi durumundadır.
Putperest Araplar Kabe’deki 360 tane put arasından en yükseği, en güçlüsü olarak Ay Tanrısı’nı görüyorlar ve buna Al-ilah (en güçlü ilah) diyorlardı.
Ay Tanrısı Al-ilah erkek kabul ediliyordu ve Güneş Tanrıçası ile evliydi.
Üç kızı vardı. Bunların adları Al-Lat, Al-Uzza ve Al-Menat’dır.
Çeşitli Arap kabileleri Ay Tanrısı’na değişik adlar veriyorlardı. Bunlardan bazıları Sin, Hubal (Hubel) ve Muhammet’in kabilesi olan Kureyşte ise Al-İlah’dır.
Muhammet, Kabe’deki 360 puttan en güçlüsü kabul edilen Ay Tanrısı için “Al-ilah’ tan başka ilah yoktur” diyordu. Al-İlah’ ı tek tanrı olarak ilan etti ve diğer putlara tapınmayı yasakladı.
Arapçada tanrı karşılığı olarak kullanılan “ilah” sözcüğü, İslamiyet’le beraber anlam ve söyleyişi değiştirilerek “Allah” a dönüştü.
Dinciler yaratana “Tanrı” denmesini hoş görmezler.Çünkü onlara göre; bu ad “Putperestlik” çağrıştırmaktadır. Ama “Allah” sözünün aslında bir put adı olduğunu bilmezler. Muhammet’in babası da bir “Putperest” idi. Abdullah (Abd-Allah) “Allah’ın Kulu” demektir.Yani baba put olan Allah’ın kulu…
Siz de Allah sözünün Al-İlah’dan gelme olduğunu bilmeyen Müslümanlardan birisiniz!..
Bir şey daha: ” Evet herşey ALLAH BÖYLE TAKTİR ETTİĞİ İÇİN OLDU.” diyorsunuz.Yine eksik, yine hatalı bilgi…
Bildiklerimizi çok nesnel bir biçimde tekrarlarız.Bilmediklerimizi ise sorgularız.Oysa kutsal kitapların verdikleri bilgiler sorgulamadan “muaf” tırlar. Bunun anlamı şudur: İman(sorgusuz inanç) insan usuna vurulmuş kelepçedir. Medeniyet ise fikri, vicdanı, irfanı hür kişilerin emekleri üzerinde yükselmiştir,yükselmeye de devam edecektir.
Esen kalın…
Hüsamettin Küçük
26 Şubat 2008
Hayatı sorgulamada son derece nesnel olmaya,yani birşeyi ne ise o olarak anlamaya çalıştığımı göstermek bakımından,avliye mes’elesinin İslâm açısından ciddî bir sorun olmadığını gösterebildiğini iddiâ edenlerin bulunduğu şu iki linki tartışmaya sunuyorum(Birisi Yaşar Nûri ! ):
http://www.quran-miracle.info/Miras.pdf
http://www.ateizmecevap.com/lofiversion/index.php/t1916.html
Hüsamettin Küçük
26 Şubat 2008
Şu sayfada da birisi,eleştiriye Yaşar Nuri’ninkinden farklı bir cevapla karşı çıkıyor:
http://fikirsel.ipbfree.com/index.php?showtopic=1717
NESLİHAN AYDIN
2 Mart 2008
BAKIN ŞAMAN BEY ÇOK BİLDİĞİMİ HİÇ BİR ZAMAN İDDA ETMEDİM BU İDDAA ÖNCE BENİ BİTİRİR.BEN BİLGİNİN İNSANIN İÇİNDE OLDUĞUNDAN BAHSETTİM.KALDIKİ BİLGİ BİRİKİMİ DEDİĞİMİZ BU ŞEY ZAMANLA OLUŞAN BİR DURUMDUR.BURADA SİZLERE CEVAP VERİYOR OLMAM BU KONUYLA İLGİLENDİĞİMİN AÇIK BİR GÖSTERGESİDİR.
BAKIN
HER İNSANIN KENDİ MANTIK İŞLEYİŞİ DAHİLİNDE OLUŞTURDUĞU FİKİRLER VAR.VE BU FİKİRLER,YAŞAM BİÇİMLERİMİZE ZEMİN OLUŞTURUYOR.
PEKİ HANGİMİZİNKİ DOĞRU?
BİLİM GERÇEĞİ KEŞFETMEK İSE,BİLİME VE BİLGİYE ULAŞAMAYAN İNSANIN SUÇU NE?
ATEİZİM ALLHIN VAROLMADIĞI KONUSUNDA İSPATA GEREK DUYMUYORSA,VARLIĞINDA NEDEN İSPAT BEKLİYOR.
BEN HEPİMİZİN BİR YERLERDE YANLIŞ YAPTIĞINA İNANIYORUM.
önder gürbüz
2 Mart 2008
22.09.2007
İran’a doğru gidiyoruz, biz Türk’üz Iranı dahi geçeriz.
“…Hükümeti darıltmayalım. İngilizleri kızdırmayalım diye saman altından su yürütmeyelim, sükûnetle çalışalım, kimseye meydan okumayalım!…
Böyle demek istiyorlar!… Hâlbuki ben, canım kadar sevdiğim askerlikten niçin çıkarak, milletin arasına girdim…
Saman altıymış, suymuş filan bilmem! Gizli çalışmayı anlamam, milletimle beraber serbestçe çalışırım. Şu daralacak, bu kısalacak, dersek davamız hallolunmaz.”
Mustafa Kemal
Aynen atam. Seninle aynı fikirdeyim. İnan bir yığın zırva ile uğraşıyoruz. Yok türbanmış, yok kılık kıyafet serbestisiymiş, Üniversiteymiş. Ya aklım almıyor inan, beynim durdu sanki. Atam çok merak ediyorum bu konularda sen ne düşünürdün acaba?
1. Eğitim, genelde Meslek Lisesi özelde İmam Hatip Lisesi
Öncelikle Lise ve Meslek Lisesi arasındaki temel farklara değinmek gerektiğine inanıyorum. Meslek Lisesi adı üzerinde bir Meslek ve onunla ilgili konularda eğitim verir. Tüm eğitim bir gün edinilecek Meslek üzerinedir. Lise öncelikle dil başta olmak üzere daha genel ama daha derin, kapsamlı bilgilere yer vermekle birlikte dersleri farklıdır. Bir yerde genel kültür ağırlıklıdır. Dolayısıyla Meslek Lisesinden mevzun olan bir insan ancak bir Fakültede eğitimine devam edebilir. Çünkü almış olduğu eğitim Üniversite kapsamında kesinlikle yetersiz kalacaktır. Bunu anlamak bu kadar mı zor? Ha, biz Türk’üz. Biz yapabiliriz demeyin. Çünkü ne çekiyorsak bir işi doğru dürüst yapmamamızdan, kural, kaide tanımamamızdan çekiyoruz.
2. Fakülte, Üniversite ve Kamuda dini simgeler
İnsanoğlu oldum olası bir şeye inanma ihtiyacı duymuştur çünkü inanç, güven getirir. Güven ise insanlar arasındaki ilişkilerin temelidir. İş, eş, aile, toplumsal yaşam her şey güven olgusu etrafında şekillenir. Böyledir, böylede sürecektir.
Dinde insana güven verir. Ama Din öyle bir şeydir ki insan ve Allah arasında çok özel bir ilişkidir. Tabiri caiz ise eşler arasındaki genel ve özel ilişkiye benzer. İnsan nasıl eşi ile arasındaki ilişkiyi dışa vurmaz ise işte Allah ile o insan arasındaki ilişkiyi de öyle dışa vurmamalı. Yakışık almaz. İbadet özelde ve gizli yapılır. İşin kuralı budur. Her dinde olduğu gibi bazı özel durumlarda topluca ibadet edilir, dışa vurum olur. Ama istisnalar kaideyi bozmaz. Aile ve çevre görgüsü insanı yoğurur, biçimlendirir. Ama her şeyin bir usulü, kuralı vardır. Musikiden, ibadete, doğa kanunlarından, trafiğe, politikaya. Bu kurallara uymadığınız takdirde en iyi ihtimalle yalnızca tepki görürsünüz. Kısacası bazı şeylerin birey çapında dışa vurumu olmaz, olmamalı.
Küçük bir örnek vermek istiyorum. Bavyera, Almanya’nın eyaletlerindendir. Muhafazakâr ve gerçekten koyu dindar insanlardır. Ara sıra şu polemik gündeme oturur. Okullara dolayısıyla sınıflara haç asılmalımı asılmamalımı diye. Devleti oluşturan en küçük öğe insandır. Her insan istisnasız sadece Hıristiyan, Müslüman mıdır? Yahudi midir?
Değildir!
Ateist olabilir, başka bir dine mensup olabilir. Devletin görevi, devleti oluşturan her insana aynı mesafede uzak, uzak olduğu kadar da yakın olmaktır. Devlet soyut bir kavram değildir! Devlet nefes alan, ilerleyen, gerileyen, düşen, kalkan, kısacası yaşayan bir varlıktır. Devlet özellikle inanç kavramına uzak durmak zorundadır. Bu zorunluluk yukarda belirtmiş olduğum görevinden kaynaklanır. Onun için kamuda dini simgelere yer verilmesine müsaade edemez.
3. Dokunulmazlık
Benim bildiğim milletvekili dokunulmazlığı milletvekilinin görevinden dolayı, yani milleti temsil ederken sarf ettiği sözlerden, düşüncelerinden, ya da eylemlerinden ötürü kanuni bir işleme tabii tutulmaması için hayata geçirilmiştir. Bu geleneğin batı demokrasilerinde yaklaşık 150 – 200 senelik bir mazisi vardır. Aslında parlamentonun işlevini eksiksiz yerine getirebilmesi için düşünülmüştür. Türkiye’de Milletvekili dokunulmazlığı ne durumdadır, bu tartışma konusu olmalımıdır bilemiyorum.
Haberlere konu olan Milletvekili dokunulmazlığı / dokunulmazlıkları genelde düşünce fiilinden çok başka yönlere doğru yol alır. Ve bu durum çok rahatsız edicidir. Milletvekili adı üzerinde Milleti temsil eder, onun için çalışır çabalar. Kendisi için değil! Şayet kendisi için çalışan Milletvekili varsa, bu insanlar yukarıda belirtmiş olduğum temsil görevleri dışında suç işledikleri takdirde dokunulmazlık zırhına bürünememelidirler. Milletvekili dokunulmazlığının yani sıra Başbakan ve diplomatik dokunulmazlıklar vardır ama bu konuya başka bir zaman değineceğim.
Keşke hayata olsaydın da sana düşündüklerini sorabilseydim. Ama sen hayata olsaydın bu konular, konu dahi olmazdı.
“Bir millet, bir memleket için kurtuluş ve selamet istiyorsak, bunu yalnız bir şahıstan hiçbir zaman istememelidir. Bir milletin muvaffakiyeti, milletin bütün kuvvetlerinin, bir istikamette birleşmesi, teşekkül etmesiyle mümkündür.”
Mustafa Kemal
www.gurbuz.net
HÜSEYİN SUNGUR
11 Mart 2008
Şu ana kadar olan yazıları,çok değerli buluyorum,meğer ki biraz daha ifade ciddiyetini yükseltirsek,çok daha ileri seviyelere gelebilecek,açık bir üniversite haline dahi dönüşebiliriz.Aman yapmakta olduğumuzun kıymetini bilelim,üslubumuza dikkat edelim,biribirimizi incitmeyelim,alıp vermeye devam edelim.
hadi bakalım millet,daha çok çalışalım ve öğrenelim.
sevgi ve saygıyla
defne deniz
<