BOBBY FISCHER VEFAT ETTİ…
Macar asıllı Yahudi bir fizikçi olan Paul Nemenyi ile Polonya asıllı bir Yahudi olan Regina Wender arasında 1942’de bir aşk-ı memnû yaşanır ve bunun meyvesi olarak 9 Mart 1943’te, Illionis’te Robert James Fischer dünyâya gelir. Doğum sertifikasında babası olarak annesinin yasal kocası olan Hans-Gerhardt Fischer’in adı geçer; Regina ile Moskova’da 1933’te evlenmişlerdir… Bu kadar karmaşa yetmiyormuş gibi, Robert James Fischer daha 2 yaşında iken, annesiyle babası boşanır!
1949 Mayısı’nda, 6 yaşında iken, kız kardeşinin Brooklyn’deki dâirelerinin altındaki bir şekerciden alıp da getirdiği satranç setine takılarak kendi kendine oynamaya başlar. Bir ay sonra da ilk satranç kitabıyla karşılaşır. Gene bir sene kadar kendi kendine satranç oynamaya devam eder. Yedisine geldiğinde Brooklyn Satranç Kulübü’ne girer ve ilk derslerini hocası Carmine Nigro’dan alır.
Robert James Fischer 12 yaşından itibâren turnuvalara katılmaya başlar. 1957’de, yâni henüz 14 yaşındayken ABG Büyükler Şampiyonu olur. 1958’de ise, Gelmiş Geçmiş En Genç Büyük Üstâd unvanını kazanır. 1957 ilâ 1966 arasında sekiz kere ABG Satranç Şampiyonu olarak rekor kırar.
1959’da Bled, Zagreb, Belgrad Aday maçlarıyla dünyâ şampiyonu unvanını kovalamaya başlayan Fischer’e bu dönemde, ismi Robert’in kısaltması olan Bobby lâkabı takılır ve döneminin satranççıları için bir kâbus hâline gelir (yaşla ilgili rekorları sonradan kırılır ama bu noktada şimdiki bilgisayar ve veri-tabanlarıyla çalışma imkânının ortaya çıkmasını göz ardı etmemek icap eder)…
Bobby, bu zamandan satranç kariyerinin sonuna kadar pratik olarak yalnız çalışır; günlerini, haftalarını ufacık bir odada hayâlî olarak kendi kendine satranç egzersizleri yaparak geçirir. Yakın arkadaşı da, dostu da yoktur. 50’li yılların sonları ve 60’lı yılların başlarında, dünyâ satrancının patronu o zamanki adıyla SSCB’dir. Bobby 1970 yılına kadar dünya şampiyonu unvanını kovalamasına rağmen, Sovyet ekolünün teknik üstünlüğü ve derin çalışma laboratuarları karşısında tek başına etkili olamaz. O tarihte Palma de Mallorca İnterzonali’ne katılabilen Bobby, 23 turluk maratonu 18.5 puanla en yakın rakiplerinin tam 3.5 puan önünde kazanır. Devamında 1971’de, dünyânın en güçlü büyük üstâdlarından Taymanov’u ve Larsen’i 6–0’lık şoke edici sonuçlarla yener.
Aynı senede, Sovyetler’in iki numaralı ismi Petrosyan’ı 6.5–2.5 gibi farklı bir skorla devirip, yine Sovyet Büyük Üstâd Boris Spassky ile unvan maçı yapmaya hak kazanır. 1972’deki bu meşhur maçı bütün dünya nefesini tutarak takip eder. Mes’ele sâdece dünyâ çapında bir satranç müsabakası olmaktan çıkmış, dönemin iki büyük süper gücü arasındaki hesaplaşmanın, yâni Soğuk Savaş’ın satranç tahtasına yansıması olmuştur. Bugün Türkiye’de 1965’ten önce doğan ve evinde radyo olan hemen herkes, o zamanki mücadeleyi hatırlayacaktır; akşamları yayınlanan ve “ajans” denilen haber saatlerinde o gün oynanan partinin sonucu verilir, kısa bir yorumu yapılır ve mücadelenin kaç kaç devam ettiği belirtilirdi. Hepimiz satranççı kesilmiştik ve tabii ki dostumuz müttefikimiz ABG’nin adamını tutardık. Hâlbuki o, onların adamı olmamıştır ve olmayacaktır… Bobby 21 partilik tarihî maçı 12.5–8.5’luk skorla kazanır ve yeni dünyâ şampiyonu olur.
Bundan sonra 1992’ye kadar hiç bir ciddi turnuva veya maç oynamaz.1975’te de unvanını Karpov’a karşı korumaz, korumayınca da kaybeder.
Bobby’le birlikte bütün dünyada satranca olan ilgi olağanüstü derecede artar, mâlzeme ve kitap satışları patlar. Bobby’nin 1972 sonundaki 2785 Elo rekoru da (satranca özgü bir rating sistemi) ancak Kasparov tarafından 1989-1990’da 2800’le kırılabilir.
Uzun yıllar boyunca ortadan kaybolur, ta ki 1992’ye kadar! O tarihte iç hârp sebebiyle Sırbistan ve Karadağ’a müeyyideler uygulayan ABG’yi ve Birleşmiş Milletler’i tanımayıp, Sırbistan’daki Sveti Stefan adasında Spassky’le gayri resmî rövanş maçı yapan Bobby’nin arası ülkesiyle daha da açılır. Üstelik maçı da 17.5–12.5 kazanır. Satranç adına pek de önemli olmayan bu maçta, Bobby’nin oyun sonu tekniği ve pratiğinin paslandığı ve oynasa da satrancın zirvesi için tehdit oluşturamayacağı ortaya çıkar.
Bobby bir daha asla ABG’ye geri dönmez. Yugoslavya, Macaristan, Japonya ve ABG’ye rağmen, kendisine oturma izni veren tek ülke olan İzlanda’da kalır, tâ vefatına kadar.
Antisemitik, anti-Amerikan politik fikirleri ve sonradan oluşan ABG muhalifliği hep kendi hayat tecrübelerinden ortaya çıkmıştır. Kendisini diğer bütün Büyük Üstâdlar’dan ayıran bir özelliği vardır: Asla tüccar-şampiyon olmaz ve çok kazandığı paraya pula tamah etmez. Nasıl olsa edecekler çıkacaktır…
Ömrünün son senelerinde böbrek yetmezliğine yakalanır. Reykjavík Landspítali Hastânesi’nde yedi hafta yatırılır ama durumu kötüye gider. Batı Tıbbı’nı reddeder. En yakın, hâttâ tek arkadaşı Garðar Sverrisson ve onun karısı Krisín ölünceye kadar kendisine bakarlar; bilhassa Garðar’ın iki çocuğundan erkek olanı ile çok samimi olur. Diyalize, ağrı kesicilere ve sun’î olarak hayatı uzatmaya muhaliftir. Tam da karısı Miyoko Watai Noel’i kutlamak için Japonya’dan gelmiş ve 10 Ocak 2008’de dönmüştür ki, ecel gelir… Yâni, karısı da yanında değildir terk-i âlem eylerken; 64 yaşında 17 Ocak 2008’de Reykjavík’teki evinde son sözlerini fısıldar başucundaki Magnús Skúlason’a: “hiçbir şey ağrıyı bir insanın dokunuşundan daha fazla hafifletmiyor”…
Hülâsası, bütün zamanların en büyük satranç oyuncularından Robert James (Bobby) Fischer 17 Ocak 2008’de hayat oyununda mat olur. Cenazesi Reykjavik’e 60 kilometre mesafedeki mütevâzı Laugardælir Katolik Kilisesi’nin mezarlığında 21 Ocak öğle saatlerinde defnedilir. Vasiyeti icabı, Garðar’ın âilesi ve karısı Miyoko Watai hâricinde hiç kimse bulunmaz.

28 Ocak 2008’deki haber “portallarına” dul karısıyla kuzenleri arasında 1 milyon Sterlinlik mirasının paylaşımı için kavga çıktığı düşer!
C’est la vie… Herhâlde güneşin battığı yerden acı acı gülümsemektedir.
***
İlk olarak 1961’de Yahudi ve Amerikan düşmanlığıyla dolu beyanlarda bulunmaya başlayan, Siyonizm’den nefret eden ve hayatı boyunca da bu yolda devam eden bu adamın gitmediği yer, gezmediği yöre yoktur desek yalan sayılmaz: Filipinler, Japonya, Avrupa’da epey ülke…
Aramaktadır kendisini, hakikati ve anlamı!
Pek çok teşhis konur kendisine gıyabında: Şizoid, paranoid psikotik, şizofren, Asperger sendromlu vs…
Çocukluğu, travmaları, dehâsı, bir türlü bulamadığı âidiyeti ve sevmediği beşeriyeti ile bir fenomen adam daha göçüp gider bu âlemden; birçok iz ve eser bırakarak: Satranç, tamahkârlıktan nefret ve arayışların adamı olmak.
Bermutat, eski rakipleri ve muhalifleri arkasından methiyeler yağdırmaktalar şimdilerde…
Bobby, Allah’ın rahmeti üzerine olsun.
Seni seviyorum ve Ontogenetik Psişe’de herkes kardeş, biliyorum.
Bol şah matlar sana.
Belki pederle de tanışıp tavla atarsınız, seveceksin.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 03 Şubat 2008 Pazar


Sayın Doksat,
Öncelikle (ve izninizle) birkaç ufak düzeltme yapayım:
Satrançta oyuncunun kuvvet derecesini tesbit eden sistemi tasarlayan kişinin ismi Prof. Dr. Arpad Emrick Elo (Macar asıllı fizik profesörü ve satranççı, 1903-1992). Soyadını elo olarak yazarsanız kendisinin kemikleri sızlayabilir.
“Büyükusta” (GM-Grandmaster) sertifikası da belli standartlara göre verilen resmî bir belge olduğundan bu sıfat Büyük Üstâd veya Büyük Usta şeklinde yazılamaz (en üst düzeyden aşağıya doğru resmi satranç unvanları: GM (WGM-kadınlariçin)
IM (WIM)
FM (WFM)
CM
Dünyâyı ise 1992′de Spassky ile yaptığı maçında BM’nin o dönem Yugoslavya üzerinde uyguladığı ambargoyu deldikten sonra (ABD’nin maçı yasaklayan resmî belgesinin üzerine tükürdüğü videoyu internetten seyredebilirsiniz-eğer seyretmediyseniz) vatandaşlıktan çıkarılması ve polisten kaçmak zorunda kalması dolayısıyla gezmiştir. Bildiğim kadarıyla Asperger Sendromlu kişilerin hakikatı aramak gibi dürtüleri olmaz (yanılıyor da olabilirim).
Kendimce dünyâ ve Türkiye gündeminde hak ettiği yankıyı bulmayan olayı ele aldığınız için teşekkür ederim (şimdiye kadar benden başka kimsenin yorum yapmamış olmasına ise üzüldüm).
Saygılar…
MKD: Katkılarınız için teşekkürler; ben satranç uzmanı değilim ve Büyük Üstâd derken yaptığım teşbihi de anlayan anlar. Her Asperger sendromlu aynı değildir, bunlar Yüksek İşlevsellikli Otizm denen bir gruptur ve bir kısmının hakikati aramak gibi güdüleri (motive) vardır (dürtüleri – drive değil); hâttâ büyük mistikler, peygamberler vs. genellikle bu gruptan çıkar.
Elo’nun soyadını tashih edeceğim ki kemikleri rahat etsin.
Mesajınızdaki Türkçe ve imlâ tashihleri için kusuruma bakmayın; ben bunu hep yapıyorum, bedelsiz…
Bunca zamandan sonra reenkarne olduğunuz için memnuniyetimi bildiriyorum.
Saygımla…
Samimiyetiniz için sağolun.Teşbihi ( keşke artık yeni Türkçe’yi kullansanız da yazdıklarınızı daha
kolay anlasam)ben de anladım, merak etmeyin.
Tekrar saygılarla…
MKD: Hiç dokunmadım…