BOBBY FISCHER VEFAT ETTİ…
Bu yazi toplam 699 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.
Macar asıllı Yahudi bir fizikçi olan Paul Nemenyi ile Polonya asıllı bir Yahudi olan Regina Wender arasında 1942’de bir aşk-ı memnu yaşanır ve bunun meyvesi olarak 9 Mart 1943’te, Illionis’te Robert James Fischer dünyaya gelir. Doğum sertifikasında babası olarak annesinin yasal kocası olan Hans-Gerhardt Fischer’in adı geçer; Regina ile Moskova’da 1933’te evlenmişlerdir… Bu kadar karmaşa yetmiyormuş gibi, Robert James Fischer daha 2 yaşında iken, annesiyle babası boşanır!1949 Mayısı’nda, 6 yaşında iken, kız kardeşinin Brooklyn’deki dâirelerinin altındaki bir şekerciden alıp da getirdiği satranç setine takılarak kendi kendine oynamaya başlar. Bir ay sonra da ilk satranç kitabıyla karşılaşır. Gene bir sene kadar kendi kendine satranç oynamaya devam eder. Yedisine geldiğinde Brooklyn Satranç Kulübü’ne girer ve ilk derslerini hocası Carmine Nigro’dan alır.
Robert James Fischer 12 yaşından itibâren turnuvalara katılmaya başlar. 1957’de, yâni henüz 14 yaşındayken ABG Büyükler Şampiyonu olur. 1958’de ise, Gelmiş Geçmiş En Genç Büyük Üstad unvanını kazanır. 1957 ilâ 1966 arasında sekiz kere ABG Satranç Şampiyonu olarak rekor kırar.
1959’da Bled, Zagreb, Belgrad Aday maçlarıyla dünya şampiyonu unvanını kovalamaya başlayan Fischer’e bu dönemde, ismi Robert’in kısaltması olan Bobby lâkabı takılır ve döneminin satranççıları için bir kâbus hâline gelir (yaşla ilgili rekorları sonradan kırılır ama bu noktada şimdiki bilgisayar ve database’lerle çalışma imkânının ortaya çıkmasını göz ardı etmemek icap eder)…
Bobby, bu zamandan satranç kariyerinin sonuna kadar pratik olarak yalnız çalışır; günlerini, haftalarını ufacık bir odada hayâlî olarak kendi kendine satranç egzersizleri yaparak geçirir. Yakın arkadaşı da, dostu da yoktur. 50’li yılların sonları ve 60’lı yılların başlarında, dünya satrancının patronu o zamanki adıyla SSCB’dir. Bobby 1970 yılına kadar dünya şampiyonu unvanını kovalamasına rağmen, Sovyet ekolünün teknik üstünlüğü ve derin çalışma laboratuarları karşısında tek başına etkili olamaz. O tarihte Palma de Mallorca İnterzonali’ne katılabilen Bobby, 23 turluk maratonu 18.5 puanla en yakın rakiplerinin tam 3.5 puan önünde kazanır. Devamında 1971’de, dünyanın en güçlü büyük üstadlarından Taymanov’u ve Larsen’i 6–0’lık şoke edici sonuçlarla yener.
Aynı senede, Sovyetler’in iki numaralı ismi Petrosyan’ı 6.5–2.5 gibi farklı bir skorla devirip, yine Sovyet Büyük Üstad Boris Spassky ile unvan maçı yapmaya hak kazanır. 1972’deki bu meşhur maçı bütün dünya nefesini tutarak takip eder. Mes’ele sâdece dünya çapında bir satranç müsabakası olmaktan çıkmış, dönemin iki büyük süper gücü arasındaki hesaplaşmanın, yâni Soğuk Savaş’ın satranç tahtasına yansıması olmuştur. Bugün Türkiye’de 1965’ten önce doğan ve evinde radyo olan hemen herkes, o zamanki mücadeleyi hatırlayacaktır; akşamları yayınlanan ve “ajans” denilen haber saatlerinde o gün oynanan partinin sonucu verilir, kısa bir yorumu yapılır ve mücadelenin kaç kaç devam ettiği belirtilirdi. Hepimiz satranççı kesilmiştik ve tabii ki dostumuz müttefikimiz ABG’nin adamını tutardık. Hâlbuki o, onların adamı olmamıştır ve olmayacaktır… Bobby 21 partilik tarihî maçı 12.5–8.5’luk skorla kazanır ve yeni dünya şampiyonu olur.
Bundan sonra 1992’ye kadar hiç bir ciddi turnuva veya maç oynamaz.1975’te de unvanını Karpov’a karşı korumaz, korumayınca da kaybeder.
Bobby’le birlikte bütün dünyada satranca olan ilgi olağanüstü derecede artar, mâlzeme ve kitap satışları patlar. Bobby’nin 1972 sonundaki 2785 elo rekoru da (satranca özgü bir rating sistemi) ancak Kasparov tarafından 1989-1990’da 2800’le kırılabilir.
Uzun yıllar boyunca ortadan kaybolur, ta ki 1992’ye kadar! O tarihte iç harp sebebiyle Sırbistan ve Karadağ’a müeyyideler uygulayan ABG’yi ve Birleşmiş Milletler’i tanımayıp, Sırbistan’daki Sveti Stefan adasında Spaski’yle gayri resmî rövanş maçı yapan Bobby’nin arası ülkesiyle daha da açılır. Üstelik maçı da 17.5–12.5 kazanır. Satranç adına pek de önemli olmayan bu maçta, Bobby’nin oyun sonu tekniği ve pratiğinin paslandığı ve oynasa da satrancın zirvesi için tehdit oluşturamayacağı ortaya çıkar.
Bobby bir daha asla ABG’ye geri dönmez. Yugoslavya, Macaristan, Japonya ve ABG’ye rağmen, kendisine oturma izni veren tek ülke olan İzlanda’da kalır, tâ vefatına kadar.
Antisemitik, anti-Amerikan politik fikirleri ve sonradan oluşan ABG muhalifliği hep kendi hayat tecrübelerinden ortaya çıkmıştır. Kendisini diğer bütün Büyük Üstadlar’dan ayıran bir özelliği vardır: Asla tüccar-şampiyon olmaz ve çok kazandığı paraya pula tamah etmez. Nasıl olsa edecekler çıkacaktır…
Ömrünün son senelerinde böbrek yetmezliğine yakalanır. Reykjavík Landspítali Hastânesi’nde yedi hafta yatırılır ama durumu kötüye gider. Batı Tıbbı’nı reddeder. En yakın, hâttâ tek arkadaşı Garðar Sverrisson ve onun karısı Krisín ölünceye kadar kendisine bakarlar; bilhassa Garðar’ın iki çocuğundan erkek olanı ile çok samimi olur. Diyalize, ağrı kesicilere ve sun’î olarak hayatı uzatmaya muhaliftir. Tam da karısı Miyoko Watai Noel’i kutlamak için Japonya’dan gelmiş ve 10 Ocak 2008’de dönmüştür ki, ecel gelir… Yâni, karısı da yanında değildir terk-i âlem eylerken; 64 yaşında 17 Ocak 2008’de Reykjavík’teki evinde son sözlerini fısıldar başucundaki Magnús Skúlason’a: “Hiçbir şey ağrıyı bir insanın dokunuşundan daha fazla hafifletmiyor”…
Hülâsası, bütün zamanların en büyük satranç oyuncularından Robert James (Bobby) Fischer 17 Ocak 2008’de hayat oyununda mat olur. Cenazesi Reykjavik’e 60 kilometre mesafedeki mütevâzı Laugardælir Katolik Kilisesi’nin mezarlığında 21 Ocak öğle saatlerinde defnedilir. Vasiyeti icabı, Garðar’ın âilesi ve karısı Miyoko Watai hâricinde hiç kimse bulunmaz.
28 Ocak 2008’deki haber “portallarına” dul karısıyla kuzenleri arasında 1 milyon Sterlinlik mirasının paylaşımı için kavga çıktığı düşer!
C’est la vie… Herhâlde güneşin battığı yerden acı acı gülümsemektedir.
***
İlk olarak 1961’de Yahudi ve Amerikan düşmanlığıyla dolu beyanlarda bulunmaya başlayan, Siyonizm’den nefret eden ve hayatı boyunca da bu yolda devam eden bu adamın gitmediği yer, gezmediği yöre yoktur desek yalan sayılmaz: Filipinler, Japonya, Avrupa’da epey ülke… Aramaktadır kendisini, hakikati ve anlamı!
Pek çok teşhis konur kendisine gıyabında: Şizoid, paranoid psikotik, şizofren, Asperger sendromlu vs…
Çocukluğu, travmaları, dehası, bir türlü bulamadığı âidiyeti ve sevmediği beşeriyeti ile bir fenomen adam daha göçüp gider bu âlemden; birçok iz ve eser bırakarak: Satranç, tamahkârlıktan nefret ve arayışların adamı olmak.
Bermutat, eski rakipleri ve muhalifleri arkasından methiyeler yağdırmaktalar şimdilerde…
Bobby, Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Seni seviyorum ve Ontogenetik Psişe’de herkes kardeş, biliyorum. Bol şah matlar sana. Belki pederle de tanışıp tavla atarsınız, seveceksin.
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 03 Şubat 2008 Pazar
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat
4 Şubat 2008
Kendi kendime yorumda bulunmam komik… Gene de yapacağım.
“Neden bu hayranlık” diye soranlar oldu da…
Arayan, bulamayan ve sıradan olmayan insanlara karşı özel bir ilgi, sevgi, merhamet ve hayranlık karışımı duygularla dolu oldum hep. Bunun şahsî esbâb-ı mûcibesi her ne olursa olsun, öyle işte. Sıradan olanları anlamak çok kolay; tatmin etmiyor fakiri.
Dostlukla…
Hüsamettin Küçük
4 Şubat 2008
Öyleyse bize;o duyguları size yaşatan başka değerli insanları da anlatın Kerem hocam.
Arayışın insanı olmak! Mutlak hakîkate ulaştığını iddiâ etmemek!
Allah rahmet eylesin.
Kaan Özsayıner
5 Şubat 2008
Kerem Hoca’nın babasına olan hayranlığı gözlerden kaçmıyor. Umuyorum ki bende öyle bir baba olabilirim. Kızım beni diğer tarafa gittiğimde arkamdan yad eder. Çok değerli babanızı rahmetle anıyorum, saygılarımla.
peace of yurttaş
5 Şubat 2008
Allah rahmet eylesin,bu sayede birini daha tanımış olduk,ben Kasparov’un üstüne alim tanımazdım bu alemde demek bu bey amca da bayağı ustaymış,ama aralarında 20 yaş var.
Çok iyi bir satranç ustası değilim lakin şunu hiç anlayamamışımdır. İnsan kendi kendine nasıl satranç oynar.Biraz şizofren olmak gerek sanırsam.Birde yahudi anne babadan olma rahmetli yahudilerden neden nefret ediyor?O da bir garip durum.Mekanı cennet olsun diyelim.Bir ırktan yada bir dine mensup insanlardan yada bir milletten nefret etmek nedendir ki.İnsanlar genelde yapar bunu.
klasik gitarist
5 Şubat 2008
Boby Fischerın hemen hemen her oyununa bakmışımdır hele sicilya açılışının dragon varyantındaki dahiyane buluşlarına hayranım.Ölümüne çok üzüldüm gerçekten esrarengiz bir adammış hayatını bir satranç kitabında okumuştum ve çok ilgimi çekmişti.Hala dönem dönem eski notasyonlardan oyunlarına bakarım spassky ile olan ünvan maçını da ezbere biliyorum sayılır:)Karpovla oynaması nasip olmadı ama oynasalardı sonuç ne olurdu çok merak ediyorum.Bir tarafta atak oyunun dehası fischer diğer yanda sağlam yıkılmaz savunmalarıyla ustalaşmış kapalı oyunun dehası(pek iyi bi tarif olmadı ama anlayan anlar:) ) karpov.
klasik gitarist
5 Şubat 2008
Bir ara ICC (Internet Chess Club) sahte bir nickle girip Super Gm leri yendiği söylenildi.Denildiğine göre oyun açılışında şahı göbeklere kadar getirip anlamsız hamleler yapan ama GM leri sıra sıra yenen tek adam FİSCHER olabilirmiş.Sahte nicki yanılmıyorsam muisback’ti.(Babamın dediğine göre kendisi ICC’nin sürekli üyesidir)
hüseyin sungur
6 Şubat 2008
Merhabalar ;satrançtan hiç anlamam,izlemesinden bile sıkılırım.Aynen olta balıkçılığı yapanları da izleyemediğim gibi.Satranç ile yegane ülfetim,1979-80 yıllarında,İst. Tepebaşı’nda,Türkiye satranç federasyonu üyesi olan bir arkadaşım vasıtasıyla,birkaç kez oyun izlemeye(!) gitmekten ibarettir.Yalnız,yine o yıllarda(bilenlerimiz lütfen beni düzeltsin)Kübalı “” KABABLANKA(!)” adlı bir oyuncunun kısa özyaşam öyküsünü okumuş,çok heyecanlanmış,hatta satranç öğrenmeye bile heves etmiştim.Fakat ezeli ve ebedi derdim olan,sabırsızlık engeline takılmıştım.Sevgili “peace of yurttaş”,FISCHER Yahudi düşmanı değil,bir ırkın düşmanı hiç değil.”O” bir hatalı,eğik,kabahatlı,çok kusurlu bir düşünsel tavrın düşmanı.Siyonizm,derinliğine incelerseniz,ortaya hiç de şık omayan durumların çıkacağı manzaralarla karşılaşırsınız.İşte kendini bir anlamda “”insanlığın” ruhsal korumacısı gibi gören USTA,bu yüzden insanlığın başına örülebilecek kötü çoraplardan ürktüğü için siyonizm ve abede emperyalizminin sıkı karşıtı olmuştur.
Kerem Hocam;yazınızda sürekli ABG yazmışsınız,ABD yerine.Yanılıyor muyum?
????
Sevgiyle
Tarsus’tan
peace of yurttaş
6 Şubat 2008
MKD
“İlk olarak 1961’de Yahudi ve Amerikan düşmanlığıyla dolu beyanlarda bulunmaya başlayan……”
bunu ben yazmadım..
HS
Sevgili “peace of yurttaş”,FISCHER Yahudi düşmanı değil.
bunuda.
bilmem neden. Bu kadar zormu yazılanları okumak, okuduğumuzu anlamak.
Canan ÜLKER
6 Şubat 2008
Kendisi kovadır.Yazık.Ben gibim.
Canan ÜLKER
6 Şubat 2008
Deli de derler her şey derler. İnzivada olmasını anlamak çok kolay.Ah canım.
Canan ÜLKER
9 Şubat 2008
Seyyan Hanım’dan HASRET ve mazi kalbimde yaradır.Dinleyin dostlar.
hüseyin sungur
9 Şubat 2008
Sevgili BARIŞ YURTTAŞ ;yazılanları anlamak zor değil.Anlıyoruz,şükür.Lütfen biraz sosyoloji,felsefe,antropolji disiplinlerini fazlaca oku,sanırım daha rahat görür ve anlarsın gezegenimizde insanların neden bir şeylere DÜŞMAN olabilmekte mahir olduklarını !ÖRNEĞİN Hipi kuşağı ortaya çıktığında,ilk mektepde idim.Halen o saf sevgi tavırlarının,birilerinin dümeni olabileceğini düşünüyorum.ZİRA,hipi denince fiiliyatta karşımıza özellikle bol ve çeşitli u……turucu maddeler çıkıyordu.YANİ,baba habire çek,sana ucuz yollu da temin ederim,yeter ki benim sömürü dümenime çomak sokma.
MAKASI NERDEN TUTTUĞUNUZA BAĞLI…
SEGOVIA BÜYÜK GİTARCIDIR.
JIMY HENDRIX DE ÖYLE.
Tarsus’ta ilk HENDRIX plağını ben dinletmiştim çevreme.
Leonard COHEN memlekette bilinmezken,ben de bilmiyordum elbette,bugün hala müzik PİYASASININ önemli isimlerinden bazılarına,İST TÜNELDE,……..STÜDYOSUNDA,ingiltereden gelen COHEN kasedini dinletmiş,”"yahu kim bu adam,nerden buldunuz” sorularına muhattap olmuştum.
sonuç :
cohen düzen karşıtıdır,anti emperyalisttir…HENDRIX düzenin uslu çocuğudur.Gitarını çalmıştır,gogosunu tüttürmüş,maalesef layıkını bulmuştur, henüz 28inde!
FISCHER….düzen karşıtıdır.
MARADONA DA.
AMA PELE USLU ÇOCUKTUR,HİSSESİNİ DE ALMAKTADIR EFENDİLERİNDEN.
Bilmem anlatabildim mi!
saygı ve sevgiyle
not:uzun yazmadım inşallah!
CEVAP!
9 Şubat 2008
HENDRIX.Evimin her yerinde asılı. Ben böyle hüzün bu kadar çok şey anlatan bir yüz görmedim.
CEVAP!
9 Şubat 2008
Sevgi ve ışık onu sarsın.
peace of yurttaş
10 Şubat 2008
Sayın Hüseyin Sungur inanın ben sizi anlamakta zorluk çekiyorum nedendir bilinmez.
Şİmdi Kerem bey’in Fischer ile ilgili olarak yahudi düşmanı olduğunu belirtmesiyle ilgili olarak ben bir yorum yaptım.Sonra siz bana Fischer’in yahudi düşmanı olmadığını söylediniz.Bende bunun benim değil Kerem bey’in yorumu olduğunu söyledim….
Şimdi benim Sosyoloji,Felsefe,Antropoloji disiplinlerini okumamla bunun sanırım bir ilgisi yok sanırım
Önce bu konuda anlaşalım.
Jimi Hendrix ile ilgili yorumunuza gelince,son derece protest bir müzisyen olan hendrix için nasıl böyle bir yorum yaptığınızı anlayamadım hele o son cümlenizi ölümüyle alakalı olarak: “layıkını bulmuştur” çok çirkin bulduğumu belirtmek isterim.
Herşeyden önce bir insanın ölümüyle ilgili bu şekilde bir yorum yapmanız hoş değil.
Gelelim Hendrix’in gogosunu tüttürek düzenin uslu çocuğu olup olmadığına.Hendrix yaşadığı dönem içerisindeki en protest müzisyenlerden biriydi woodstock konserinde çaldığı U.S.A milli marşını dinleyin ve bana ne hissettiğinizi söyleyin.Sonra sürekli olarak konserlerinde yaptığı barış işaretinin ne anlama geldiğini size anlatmam gerekirse Jimi’nin yaşadığı dönemde Vietnam ve U.S.A arasında bir savaş söz konusuydu ve Hendrix bu savaşın en baş karşıtlarından birisiydi bunu her zaman belirtmiştir.
gelelim şu evlere şenlik cümlenize
“FISCHER….düzen karşıtıdır.
MARADONA DA.”:) Nasıl yani Maradona ne alaka şakamı yaptınız nedir anlayamadım.(Sizin tabirinizle) Gogocunun kralı kokainman kadın delisi Maradona düzen karşıtı, Yaşadığı dönemde sahneleri ateşe verip Amerikan marşıyla isyanını belirten Jimi Hendrix mi düzenin uslu çocuğu.
Siz ilklerin adamı olmuşsunuz hep birilerine ilk kez bazı plakları dinletmişsiniz İngiltereden gelen kasetleri dinletmişsiniz insanlar “vay be baba bu kim böyle?” demişler sizde COHEN kim olacak demişsiniz.Yani bazı şeylerin öncüsü olmuşsunuz bulunduğunuz kuşak içerisinde, ne güzel.Fakat Jimi Hendrix gibi bir müzik mesihini anlamamışsınız, anlayamamışsınız.
Londrada,Maidstone’da bulunduğum dönem içerisinde Jiminin İlk sahneye çıktığı yeri gidip görmüştüm,şimdilerde bir şarap evi olmuş ve yine o yıllarda Hendrix’i izleme fırsatı bulan İngiliz arkadaşlarla Jimi ile ilgili bolca sohbetler etmiştik yaşları 40 ile 50 arasında değişen bu rock müzik severler için Jimi Hendrix’in çok büyük bir önemi var.Asım Can Gündüz ile Hasan hocanın evinde bir sohbette Awesome John’a Hendrix hakkında ne düşündüğünü sordum o da bana bir anektod anlattı. Asım abi Steve Wai’e soruyor Jimi için ne düşünüyorsun diye Steve Wai’in verdiği cevap ise “How can I talk about God” Jimi bugün Amerikanın en büyük gitar ustalarının bile hala ilham kaynağıdır.Çok muhim bir müzisyen ve gitaristtir rock müzik tarihindeki yeride üst seviyelerdedir.
Sağlıcakla kalın.
CEVAP!
10 Şubat 2008
Gerçi benim yükselenim kova. Beni yargılamayın ne olur? Hi.Hi.
mustafa danısman
16 Şubat 2008
davasına kendı yasamını ve bedenını dahı feda edebılcek motıvasyon ve ınancta bırıydı..gunumuzun slıkon beyınlı bılgısıyar desteklı ustalarının yanında bır dehaydı..devrınde ne verı tabanı vardı ne frıtz ne deep blue..ne yaptıysa kucucuk ve bı o kadarda dehacık beynıyle yaptı..allah rahmet eylesın..dr.mustafa danısman
M.A. Kuseyri
16 Şubat 2008
Dahiler olağan psikolojik kalıplara sığmayabilirler.Fischer de böyleydi.Düşündüğünü cesurca söyleyen bir insandı.Kendisinin Sam Amca için söylediği şu söz kulaklarımda hep çınlayacak :”what turns around that comes around”.Son yıllarında ülkesi ABD’ve girememesi ve ölümüne yakın Japonya’da gözaltına alınıp hırpalanması üzücü olmuştur.Çocukluğundan itibaren yalnız bir şovalye olarak yaşadı ve öldü.Huzur içinde yat yalnız şovalye.
Alp Aydın
20 Şubat 2008
Bence gelmiş geçmiş en büyük satranççı Bobby Fischerdir.Dahiyane fikirleri ve bitip tükenmek bilmeyen kazanma arzusu aykırı kişiliğiyle satranç tarihinde yer ölümsüz bir yer edinmiştir.Keşke satrancı bırakmasaydı ve Kasparovla maç yapsaydı satranca erken vedasıyla bizleri daha nice eşsiz oyunundan mahrum bıraktı.
Allah rahmet eylesin nur içinde yatsın.
Hakan Erdoğan
11 Mart 2008
Toprağı bol olsun…
Fischer’in bilinmeyen kısa yaşam öyküsü makalenizi bir solukta okudum.
Gizemli Büyük Usta Fischer’in diğer yönlerini de öğrenmek satranç için çok yararlı olacaktır. Kendisi dışında kimse ile çalışmaması ise çok ilginçtir. Bu konu araştırılmalı ve konuşulmalıdır.
Böyle bir sayfayı hazırladığınız için teşekkür ederim.
Saygılarımla,
Canan ÜLKER
20 Mayıs 2008
Max Euve’ e, uluslararası satranç federasyonunun ilk başkanına ” En sevdiğiniz Dünya Satranç Şampiyonu kim?” sorarlar. Yanıtı ” Tabi ki Fischer” yanıtını verir.
Fakat bu sualin yöneltildiği yıl 1970′dir ve Fischer’in Dünya Şampiyonu olmasına iki yıl vardır.
Di dolgularını O’nu öldürmek ( dolgular yoluyla beynine uzanacak tellerden bahsedermiş) ve beynini ele geçirmek isteyen Ruslar nedeniyle değiştiren bu paranoyak üstad aslında doktorlardan da yahudilerden nefret ettiği gibi nefret ederdi ve dahası Amerika’daki satranç kitaplarını yetersiz bularak çocukken Rusça öğrenmiş olmasına rağmen onu soğuk savaş yıllarında ABD hükümeti milli kahraman ilan etmişti ve daha da kötüsü Fischer amerikalılardan da herkesten nefret ettiği gibi nefret ediyordu…Uzak Doğu’da katıldığı bir radyo programında 11 Eylül olaylarından ” Nihayet bu küstah Amerikalılar’a hadlerini bildirecek birileri çıktı” diyecek kadar bön de olabiliyordu elbette.
Bu tuhaf Dünya vatandaşının ABD’den ödemediği vergiler nedeniyle kaçışı pek beğenmediği kominizme yönelik sempatisini hiç mi hiç arttırmış değildir. Zeki insanlar aynı zamanda faşist de olabileceğine ve para düşkünlüğünün, sınıf kompleksinin insanları yersiz yurtsuz bırakacağını da göstermiştir ya ayrı konu..asıl mevzu ise Booby Fischer’in ölümünün musevi toplumunu neşeye boğduğudur. Faşist faşistin ölümünden memnun olur tabi.
Fischer’in hayatını burada yazacak değilim…sadece dehanın yol açabileceği ucubeliğin ne olduğunu kısa bir Fischer anısına sıkıştırarak cezaevlerini çok iyi bilen bu satranç efendisinin yaşamına konulan noktaya sevinenlere kızıp geçerek
ustaya saygıyla, böne sevgiyle, faşiste hadi len! diyerek ” Booby Fischer cezaevlerine gitmekten ve orada simultane maçlar yapmaktan hoşlanırdı. Bir eyalet cezaevinde 20 kişiyle aynı anda maç yaparken mahkumlardan tekinin taş çaldığını farkeder. Hemen yanında biter ve kızgın kızgın hır dolu sesiyle haykırır
- Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben seni ömür boyu tıktırım burada.
Ne münasebet taş çalıyorsun! Der Fischer Efendos, hırsızlığı yakaladığını göstermekten mesut. Karşısındaki mahkum sesizce gülümser.
- Ben müebbet yedim.”
Yazarı:Leon Felipe
Nasıl bir faşizm ben bulamadım.Belleğimdeki bütün faşist bilgilerini tarayaraktan olmadı olduramadım. Her öteki her kötü sıfatı takınıp gezmek zorunda mıdır?
Yorumunuz mu var?