NATIONAL SCHIZOPHRENIC TÜRKİYE
Bu yazi toplam 770 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.
Atatürk Türkiyesi’nin daha önceki dönemlerinde geçtiği darboğazlarda hep bir yarılma (splitting) ve kutuplaşma vardı: CHP’liler X Demokrat Partililer; sağcılar X solcular; Sünniler X Aleviler…Yâni, bir psikiyatrik vak’a çalışması gibi bakarsak, Türkiye Cumhuriyeti sürekli olarak sınırda (borderline) bir hâldeydi. Kimlikler ve âidiyetler ak-kara şeklinde ikiye ayrılmıştı ve herkes “öteki” ile kavgalıydı. “Ötekinin”, “kendisinin” de târifi belirsiz olduğu için, alt kimlikler hâlinde kendi içlerinde de çatışırlardı bu kutuplar. Meselâ 12 Eylül öncesinde 60 küsur sol fraksiyon vardı, birbirlerine “tarikat” der ve hepsi de diğerlerine faşist diye kızıp kavga ederlerdi kendi aralarında. Ama iş “hakiki faşolara” karşı çıkmak olduğunda, birleşirlerdi: Ülkücüler.
Dinciler o dönemlerde hep sinsice her iki tarafa da yakın durdular ama muazzam şekilde gelişip yayıldılar. Plân sinsice ama gören gözler için aleni idi: Batı, yavaş yavaş memleketimizi tam bir Ego [Benlik] dağılmasına (Kohut tâbiriyle, Kendiliğin [Self] parçalanmasına) sürüklemek için gerekenleri yaptı! Maâlesef biz de yeterince uyanık ve dikkatli olamadık, düştük oyuna. Atatürk’ün inkılâplarıyla gelen yeni düzenin kesin savunucusu olan Türk Silâhlı Kuvvetleri halkına yeterince inemedi ve Batı destekli darbeler yaptı.
Hele bir 12 Eylül rezaleti vardı ki, orta zekâlı Kâinat Paşa ve ekibi “bir onlardan, bir bunlardan” mantığıyla herkesi dümdüz ettiler. Kimse inkâr edemez ki, o dönem ağır travmalar yaşandı ve işkence muazzam boyutta idi. Ülkücüleri solcular, komünistleri sağcılar, Sünniler’i Aleviler, Aleviler’i Sünniler “sorguladı”. Çok kemikler kırıldı, hayâller kırıldı ve –en korkuncu– gönüller kırıldı.
Türkeş’le birlikte MHP’nin misyonu netleşti: Türk-İslâm sentezi teziyle birlikte TSK’ya ve onun temsil ve temessül ettiği değerlere, yâni Atatürk ilke ve inkılâplarına yabancılaştılar; milliyetçilik nâmı altında Arabizm’e hizmet ettiler. Şu saatlerde oylanan türban hikâyesine durduk yerde gelinmedi!
Geçen gün bir grup emekli subay MHP binasının önüne siyah çelenk bırakmak istediklerinde az daha linç edileceklerdi; kendilerini esnaf kurtardı. Parti lideri Bahçeli bu konuda konuşurken yazılı metnin dışına çıkarak bir sürç-i lisan eyledi: “Biz onların bize yaptıklarını unutmadık”!
AKP’nin nasıl ve ne için kurulduğu, nasıl gittiği ise zâten belli…
Ne trajikomiktir ki, Kürt ayrımcısı parti ile MHP müttefikler. Ben hiç şaşırmıyorum; şaşıranlar bu husustaki önceki yazılarıma bir göz atabilirler. Senaryo çok önceden hazırdı!
***
Türkiye artık Sınırda (Borderline) değil, tam dağılmış hâlde; yâni şizofren. Artık, bu hâle gelmiş bir hastaya âcil hastahâne yatışı, yüksek dozda ilâç verilir ve yetmezse EKT yapılır. Buna yüreği ve bileği yetecek hekim var mı?
Sağcı solcuya, Kürt Türk’e, Alevi Sünni’ye, lâikler dincilere, Ülkücüler Nizâm-ı Âlemciler’e, İkinci Cumhuriyetçiler Cumhuriyet’e… herkes herkese düşman!
Ve hepsi de Atatürk Türkiyesi’ne ve onun temsilcisi olan TSK’ya düşmanlar!
TSK’nın güvenilirliği ve itibârı sarsılmakta. ABG’nin izin verdiği kadar harekât yapıyor, şehitler veriliyor, bölücüler ise alenen yanı başlarında çadır kurup devlete meydan okuyorlar. Askerin eli kolu hükûmetçe o derecede bağlanmış ki, “demokratlık” yapıp onlara dokunmuyorlar. Buna psikiyatride çifte açmaz (double bind) denir; yâni terörle mücadele edilirken, terörün “kutsanmasına” tahammül gösteriliyor. Bu psikolojik savaşın gâlibi asla TSK olamaz. Her yerde “ötekini” kapkaralayan mitingler yapılıyor; sokaklarda, caddelerde “ötekileri” yakalayanlar darp, hâttâ linç ediyorlar. Polis de şaşkın.
İlber Ortaylı biraz evvel çok endişe ettiğini, iç harbe gittiğimizi ve herkese itidâl tavsiye edip dua ettiğini söyledi televizyonda.
Maâlesef o hâle geldik, getirildik. Bir yandan da bütün dünyada Türk soykırımı alenen sürmekte; Almanya’da kızartmaya başladılar yavrularımızı gene.
Fazla değil, aylar zarfında birileri “haydi” dediğinde ortaya çıkacak olan kaos beni ürkütüyor. Senelerdir bunları söyledik, kimselere yaranamadık.
Ne diyeyim…
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Şubat 2008 Cumartesi
hüseyin sungur
11 Şubat 2008
Hocam,enfes bir yazı.
Dilinize sağlık…
Heyecanımdan düşündüklerimi bilahare yazacağım.
herkese saygı ve sevgiyle
Ali Aydın
12 Şubat 2008
Kerem Hocam analiziniz güzel fakat çözüm öneriniz nedir ? Bu konuda bir düşünceniz varmı ? Bu tür kutuplaşmalar tarih boyunca her toplumda farklı şekillerde kaçınılmaz olarak var oldu. Bugün olan da budur, yarın da olacaktır.
Önemli olan bireylerin hangi safta olacağıdır ve tarihi kimin şekillendireceğidir. Bu kaçınılmaz olarak karşımıza çıkmıştır. İçinde bulunduğumuz bu zor zamanlarda ya akıl galip gelecek ya da din.
Ben akıl tarafındayım.
nazan yılmaz
14 Şubat 2008
ellerinize sağlık
iyi bir analiz
ama anlayana
anlamayana ise davul zurna inanın az
kulakların sağır gözlerin kör olduğu bir dönemde minik bir kız annesi olarak inanın ürküyorum ve korkuyorum
hotel ruanda filmini mutlaka izlemişsinizdir
biz de hutu ve tutsular gibi birbirimizin boğazını sıkmak için fırsat bekliyoruz
hoşgörünün beşiği anadolu ise sadece miniklere masallarda kaldı
Kaan Özsayıner
15 Şubat 2008
Hocam sizin bu yönde bir analiz yapmanızı açıkçası hiç mi hiç beklemiyordum. Birincisi çok karamsar ikincisi sığ. Hocam rica ederim siz bir hekimsiniz bir çok insanla karşılaşıyorsunuz benim diyen iletişimciden çok daha fazla ve objektif deneyimleriniz var. Bu halkın bölündüğü, birbirine düşman olduğu iç savaş korkusu çok uzak ve gereksiz vehimler. İlber Ortaylı da bu söz ettiyse ki siz ve kendisi en güvendiğim bir kaç bilim insanı içindesiniz ya benim gözüm tamamen kapanmış ya siz halktan biraz kopmuşsunuz.
TSK bu ülkede güvenilebilecek bir kaç kurumdan biri olarak kalmışken, son zamanlarda yaptığı stratejik yönetim hatalarının karşılığını alıyor. E-muhtura yayınlayıp sonrada muhtura yayınlama sebbiniz olan olaylar devam ederse siz seyirci kalırsanız artık güvenirliliğiniz, inandırıcılığınız ve çekici kuvvet olma gibi özellikleriniz sorgulanır. TSK ya o muhturayı yayınlamayacaktı yada ardından daha sert bir uslup belki darbeye kadar giden bir süreci zorlayacaktı. Ve bir şey sorgulanmaya başladığı andan itibaren tanrısal özelliklerini yitirerek hızla normalleşir. TSK şuan normalleşiyor her gelişmiş ülkede ki gibi.
Bu ülkede muhalefet yapmayı hiç bir şey yapmamak yapanlarada sövmek olarak algılayanlar ve algılatanlar utansın. Ülkemizin bir an önce başta muhalefetten akabinde ve tabiatı ile iktidardan kurtulması dileği ile.
Yorumunuz mu var?