İZMİR’DE İKİ SAKINCALI MEKÂN: HİLTON OTELİ ve ALTINKAPI RESTORAN

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1387 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Geçen hafta sonu İzmir’e gittik Neslim’le; epeydir hasret giderememiştik âilesiyle. Hilton Oteli’nde kaldık. Niyetimiz hem huzur dolu iki gece geçirmek, kayınvâlideyle kayınpederin ellerini öpüp, 4 senedir hep gittiğimiz Altınkapı Restoran’da da yemeğimizi yemek, hem de bir iki dostu görmekti. Burnumuzdan geldi! Nasıl mı? Hemen anlatayım…

***

Güzelim İzmir’in Alsancak’taki Dönerciler Sokağı’na adını veren, Sayın Cüneyt Altınkapı’nın ortağı olduğu ve restorancılıkta 30 seneyi geride bırakarak bir marka yaratan Altınkapı Restoran’ın dört şûbesi olmuş; bir de Çeşme’de var. Balığı da, kebabı da, eti de muhteşemdir ve Neslim kendini bildi bileli orada yemek yemiş. Yâni İzmir’in önde gelen âilelerinden biri olan Nazlılar’ın da dâhil olduğu bu mekânın müdâvimi çok. Dönerciler Sokağı’ndaki lokantanın bir balık bir de kebap bölümü var. Geçen güne kadar her gittiğimizde bize balık bölümündeki sol köşedeki masada yer ayrılırdı. Sebep de çok basit: Biz aynı masada, hâttâ aynı kişiler aynı yemekte hem balık hem et mamûlü yeriz. Yanlış anlaşılmasın, burada Paela (ünlü karışık İspanyol pilâvı) yapmıyorlar; biz hepsinden yiyoruz.

İnsanların itiyatları (alışkanlıkları) vardır ve devamlı gittikleri yerde de izzet itibar beklerler. Eh, biz de öyleyiz. 11 Şubat Pazartesi gecesi 20:00 sularında masamıza oturduk; kayınpeder hem balık, kalamar filân söylemekte, ben de güzelim dönerden ısmarlıyorum. Bir gariplik oldu âniden ve benden de iri, daha önce orada hiç görmediğim bir garson yanıma gelerek beni et kısmına alacağını söyledi. Önce şaka sandım çünkü garsonlarla, şefle filân hep şakalaşırım. Yok yâhu, adam ciddi! Yan masadakiler biraz önce kebap istemiş ama vermemiş, şimdi bana verirse olmazmış! Yâni ben ve Neslim kebaplarımızı et kısmında (yan binâ oluyor; arada geniş bir koridoru geçmeniz gerekiyor) yiyeceğiz, arada kalamar atıştırmak ve kadehlerimizi tokuşturmak için bir koşu balık kısmına gideceğiz, sonra geri döneceğiz. Kayınpeder 70 küsur yaşında ve iki taraflı kalça protezi ameliyatlısı olduğu için bunu yapması pek mümkün değil, ayıp da olur zâten.

Mizah yapıyorsam nâmerdim; bunu talep ediyorlar bizden!

Önce güldüm ama durum ciddi ve adamlar servis yapmıyorlar. Tepem gittikçe atıyor, “çağırın buranın sâhibini” diye çıngar çıkaracağım ama kayınpeder varken terbiyeye sığmaz; o da “cool” mu “cool”, gık yok; İzmirli asâleti herhâlde ama bende ondan yok. Dayanamayıp yüksek sesle söyleniyorum, bana mısın demedikleri gibi, masanın etrâfını dört garsonla riyakâr sırıtışlı şef sarıyor, karıkoca ikimizi et kısmına dâvet ediyor. Hani, bir pavyonda filân olsak, dayağı yiyeceğiz. Herkes bize bakıyor…

Sonunda bağırıyorum: “Buradan kalkarsak bir daha gelmeyiz ve bu rezâleti de yedi düvele duyururum” diye. Kader değişmiyor ve bu absürditeyi kabûllenmediğimiz için resmen kovuluyoruz. 50 senelik hayatımda kovulduğumu hiç hatırlamıyorum ve çok ağrıma gidiyor.

Sayın Cüneyt Altınkapı, eğer bunlardan haberiniz yoksa kocaman bir özür borçlusunuz. Yok, eğer varsa ve hele hele direktifinizle yapılıyorsa, demek ki çok …! Yazık!

Gene, İzmir’de Altınkapı Restoran’a gidip de hem balık hem kebap yemeğe kalkacaklara duyurulur; mizah gücünüz yetiyorsa iki ayrı salon arasında fır dönüp bir güzel eğlenirsiniz. Çok bunalırsanız da, Sevgili Profesör Dr. Ahmet Çelikkol ağabeyimin muayenehânesi yakında (tabii ki psikiyatr)!

***

Hilton’daki çok daha basit ama bir o kadar daha vahim. Paris Hilton’la hiç yatmadım; zâten herhâlde hastalıklıdır ama Türkiye’de ve Sen Diego’daki değişik Hilton otellerinde kaldım. Hâttâ bir de kartım var beni “ayrıcalıklı” kılan, kapitalizmin ego şişiricisi sistemlerinden birisi; meselâ epey önce & Clup kartım sınıf atladığı için CIP salonlarından (Commercially Important Person: Ticarî Açıdan Mühim Kişi) istifâde edebiliyorum ama şimdilik sâdece yurt içinde; yurt dışı için sınıfım henüz kifâyetsizmiş. Daha çok harca, daha çok uç, daha çok sökül ki “upgrade” edesin. 5 sene önce sırf profesör olduğum için, beni VIP salonuna (Very Important Person: Çok Mühim Adam) alıyorlardı; usûlden miydi bilmem ama alıyorlardı; Fatih Ürek kadar değerim vardı yâni. Artık paran yoksa nanik, kim takar profesörlüğünü!

Neyse, dönelim Hilton’a. Odadayım, Neslim’i beklerken uykum geliyor ve uzanıp kestirmeye karar veriyorum. Senelerdir muzdarip olduğum Uyku Apne Sendromu için kullandığım özel kompresörü de (CPAP cihazı) kafama geçirerek tabii ki. Bu âlette bir mini-bilgisayar var, nefesimin durumuna göre üflediği havanın basıncını arttırıyor ve uykuda nefesimin durup ölüvermemi önlüyor. Onsuz yaşayamam, yâni uyuyamam (çünkü yaşayabilmek için uyumak şarttır). O sebeple de yatmak üzere gideceğim her mekânın kalitesini ve memleketimizde çok sık yaşanan elektrik kesintisi durumunda jeneratörün ne sürede devreye gireceğini bilmem elzem ve hayatî! Evde de milyarlarca TL vererek yaptırdığım 2 adet 15 saatlik pilim var.

Boğularak ve panikle uyanıyorum; elektrik gitmiş ve CPAP da susmuş. Normâl şartlar altında 30 ilâ 90 saniyelik kesilmeler beni uyandırmaz ve cereyan tekrar geldiğinde de âlet bıraktığı yerden çalışmaya devam eder. Belli ki en az 2 dakikalık, hâttâ daha uzun bir kesinti söz konusu… “İnsanlık hâlidir, âlet bu” diye bekliyorum. 8 dakika daha geçiyor ve İzmir Hilton Oteli’nin 2507 numaralı odasında elektrik yok arkadaş, tarih de 12 Şubat 2008; süre en az 10 dakika! Ortalık zifirî karanlık, körfezden yansıyan nurla idâre ediyorum ama hafiften niktofobi boyutunda olmasa da, karanlık daralı basıyor.

Odadan çıkıp koridora kendimi atıyorum ki ışıklar var, asansörler de çalışmakta. Üstüm başım da müsâit olduğu için hemen aşağıya inip resepsiyona gidiyorum. Müşteri mebzûl, elemanlar meşgûl ama bu âcil bir durum (değil mi). Benimle ilgilenmelerini rica edip vaziyeti izah ediyorum. Resepsiyondaki herif (affedersiniz ama kullanıyorum) yüzüme bile bakmadan işine devam ediyor. Tekrar ve daha yüksek sesle söylüyorum, herif gene yüzüme bakmadan “tamam, ilgileniriz” diye geveliyor. Tepemin tası atıyor ve “yâhu, bu bir hayat memat mes’elesi, tavrınız ayıp ötesi; otelinize itimadımı kaybettim, bana derhâl yeni bir otel bulun” diye bağırıyorum. Herif gene suratıma bakmadan “peki, buluruz” diyor. Kaatil olmak an mes’elesi!

Ne de olsa küfretmek bana yakışmayacağı için ayıp lâf çıkmıyor ağzımdan ama bağırmaya başlıyorum. Neden sonra müşteri temsilcisi midir, nedir, iki hâtun kişi geliyorlar. Onlara da o sinirle iki kere “anamnez” vermek zorunda kalınca tansiyonum zirveye çıkıyor (gerçekten de, sinirlenince yükselen habis hipertansiyonum var). Alttan alıyorlar nihâyet filân ama dönülmez akşamın ufkundayız. Oteli terk ediyoruz.

Bunlar çok şımarmışlar; gece başına yarım milyar para alıyorlar ama jeneratörleri ve davranışları bozuk. Eğer ben yaşlı, düşkün yâhut çok derin uykuda olsaydım ölebilirdim. Âsâbını bozmak istemeyenlere ve parasıyla rezil olmak istemeyenlere “sakın ha İzmir Hilton’a gitmeyin” diyorum. Crowne Plaza’yı tavsiye ederim; merkeze uzak ama böyle kepâzelikler yaşamadık hiç orada. Allahtan iki büyük ve merkezî otel de sür’atle inşâ edilmekte.

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 13 Şubat 2008 Çarşamba

22 Yorum »

  1. Nilhan Dağdelen

    13 Şubat 2008

    Merhaba. Bir İzmir’li olarak anlattıklarınızdan büyük üzüntü duydum. Her fırsatta İzmir’in büyükşehir olmasına rağmen nasıl gerilerde kaldığını, nasıl kasaba havasından kurtulamadığını konuşur dururuz. Sanırım insanlarımızda tatil modunda çalışıyor. Otelin bu tavrı kabul edilebilir gibi değil. Sabrınızdan dolayı tebrik ederim. Ama ben henüz bırakın “mühim” kısmı kenarda dursun 1.000 YTL’lık maaşımla sanıyorum adam sıfatı bile alamam bu otellerde :) ) Ama benim farklı farklı şehirlerde öyle güzel dostlarım var ki sabahlara kadar yapacağım kahve, çay eşliğindeki sohbetleri en lüks otel odasına değişmem. Üstelik “en mühim dost” sıfatı ile…
    Altınkapı restorana gelince. Tam bir kamera şakası gibi. Sanki birazdan birisi karşıdan el sallayıp kamerayı gösterecek. Kendimi sizin yerinize koyuyorum ne yapardım diye. Vallahi epeyce gülerdim ama emin olun ağzımla değil (Özür dilerim ama ancak bu yapılabilir !) Orada hiç bulunmadım. Yeri biliyorum ancak lüks mekanlar beni her zaman tedirgin etmiştir. Ben daha çok hani şu bilmem kim köfteci Ayşe teyze ile bilmem kim dürümcü Hasan amcayı tercih ediyorum. Gerçi bende belki zengin olsaydım lüks yerleri tercih ederdim ama insanın acı gerçekle yüzleşmesi, bunu kabul edip yaşaması ve bundan da keyif almayı öğrenmesi gerekiyor. Her cumartesi yolum Altınkapı tarafına düşüyor. İlk fırsatta kendilerine konu hakkında yorumlarımı ve ne kadar komik olduklarını bu şakanın hangi programda yayınlanacağını soran sözler söyleyeceğim :)

    Sevgi ile kalın.

  2. Necmettin Çalışkan

    14 Şubat 2008

    Şaka gibi!..
    Her iki olaydan çıkan acı gerçek, henüz insana nasıl değer verileceğini öğrenememiş olmamızdır.

    1998 Sonbaharında, bir bankanın kuruluş yıldönümü münasebetiyle verilen bir davete iştirak etmiştik. Koca İstanbul’un Koca Hilton’unda Camel sigarası bulamamıştım. Ne ise, bu önemli değil.

    Işıltılı lobiye girer girmez “İstanbul’u sözde tanıtan afişler gözüme ilişti. Afişin karşısına geçip okumaya başladığımda önce gözlerimi oğuşturdum, sonra yeniden okudum.Evet, bir paragraf uzunluğundaki tanıtım yazısında bir ton imla hatası vardı.

    Garsona seslenerek otel müdürü ile görüşmek istediğimi söyledim.Beni peşine taktı,müşteri hizmetleri birimine götürdü.
    Buradaki görevliye durumu anlattım. “Bu afişi derhal kaldırınız.” ricasında bulundum. Görevli, “Böyle bir hata olduğunu ben görmedim, başka söyleyen de olmadı. Hem haklı olsanız bile afişi buradan kaldırmak hiçbir işe yaramaz! Çünkü; bunlardan yüz bin adet basıldı ve İstanbul’un seçkin mekanlarına asıldı.”

    İşte;İstanbul’un turizmini yönetenler…Türkçe okur yazar bile olmayan reklam müdürleri…

    Korkarım ki bu hal, iyi halimiz!..

    Geçmiş olsun değerli hocam…

    Sağlıcakla kalınız…

  3. Canan ÜLKER

    14 Şubat 2008

    Artık yetmesin gücüm. Bunu çok istiyorum.Cesedime öyle sessizce yağmur yağsın. Kaldırıp götürsünler bu meczubu. Zafer androidlerin. Yaşasın.Çaycıdan bile azar işitme ihtimalim var.Bu ülkenin adliyelerinde. Çok acıyor.Çok. Bir de kadın olmak var.Hesap ikiye katlanıyor.Akıllı bir kadından daha tehlikeli ne olabilir? En büyük darbeleri hemcinslerimden yedim.Nedir bu düşmanlık.Organik bir kader mi bu? Hiç bir erkeğin parasını yemedim.13 yaşımdan beri fabrika tarla barda bulaşıkçılık dahil her şeyi yaptım.Hiç bir erkek için bir kadına savaş ilan etmedim.Gitmek isteyen gider dedim.Gelelim sonuncuya.
    Hiçbirine bağlanmadım
    Ona bağlandığım kadar.
    Sade kadın değil, insan.
    Ne kibarlık budalası,
    Ne malda mülkte gözü var.
    Hür olsak der,
    Eşit olsak der.
    İnsanları sevmesini bilir
    Yaşamayı sevdiği kadar.Böyleydim.Yoruldum.

  4. meryem durmaz

    14 Şubat 2008

    ben doğma büyüme istanbulluyum..ama izmirden yeni geldim…3 ay kalma fırsatım oldu..bu sürede konak,,buca şirinyer,,karşıyaka alsancak,,,derken en önemli kısımları tanıma fırsatım oldu….izmiri sevdim gerçektende ayrılırken içimde bir sızı oldu…ama istanbula gelince işte dedim ait olduğum yer burası….izmir fena değil ama gerçektende köy havasımıdır nedir bişeyler eksik…..pekçokta sözünde durmayan insan tanıdım..istanbulda o kadar kendini beyenmiş insan yok..bakıyorsun insnalar gecekondudan çıkıyor ama bir hava ….birde izmirde dpğru dürüst iş imkanı yok…anlamadım piyasayı…üniversite mezunuuyum…ehliyet falan cabası ama orda yüzüme bakan olmadı..canını seveyim istanbulda işim gene rast geldi işimi buldum paramıda layıkıyla alıyorum çok şükür….ama sevmedim değil sevdim izmiri yazın olsaydım gezerdim ama dediğim gibi iş olanakları çok kısıtlı piyasa o yüzden döndüm……

  5. marlatoros

    14 Şubat 2008

    selamlar…

    Ülkemizin ve insanlarımızın en önemli sorunlarından biri de hizmet bilincinde olmamak gibi geliyor bana…

    bu durum tüm hizmetler için geçerli….bu duruma bir de nezaket ve görgü kurallarındaki talep değişikliği eklenince …vay halimize…

    en meşhur lokantadan,süpermarkete kadar;üst düzey yöneticisinden,kasiyerine kadar bu talep değişikliği gündemde..

    bağıranlar,çağıranlar,özel konularını müşteriler içerisinde tartışanlar…bir istekte bulunduğunuzda ya da şikayet ettiğinizde tersleyenler…neler,neler..

    insanlarımız:toplu yaşam kurallarını bilmiyorlar,görgüsüzler demek yerine…bence taleplerin değiştiğini anlayıp…yeniden düşünmeye başlamamız gerekiyor sanırım….

  6. Ali Aydın

    14 Şubat 2008

    ‘’KALİTELİ'’ bir haftasonu geçirmişsiniz hocam. Geçmiş olsun.

  7. peace of yurttaş

    14 Şubat 2008

    2 pencere

    1-Sade bir vatandaş gibi yaşayıp, gidilen yerlerde izzet+itibar beklentisine girmemek.Son derece mütevazı sıradan bir vatandaş olmak.(Her ne kadar aristokrat yaşıyorsanda) Maximum empati ile yaklaşmak ve bu işletmeleride anlamaya çalışmak.Özelliklede orda çalışan emekçilerin aristokrat kesim gibi on binlerce dolar gelirle değil 3-5 kuruşa gece gündüz çalıştıklarını bilmek.

    2-Son derece profosyonel sayılan bu işletmelerde müşteri ilişkilerinin çok daha doğru düzgün olması gerekir.Olay sadece kebabı kaliteli yapmakla bitmiyor elbetteki müşteri senin evine gelen bir misafir sayılır ona saygıda kusur etmemek gerekir.

    Benim bu serzenişten çkardığım sonuç iki tarafta haklı.Fakat Türk toplumunun bilinçli tüketici olmayı ve yapılan yanlışlıkların üzerine gitmeyi öğrenmesi gerekiyor.
    Bilinçli yapılan eleştiri herzaman fayda getirir kanısındayım.

    Buğra Barış Yurttaş-Türkiyenin en pis yeri-14 Şubat 2008-Perşembe

  8. Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat

    14 Şubat 2008

    “Türkiye’nin En Pis Yeri” diye yazan Sayın Barış Bey vâsıtasıyla (niye böyle yazıyor anlamıyorum, neden bu öfke, İstinye üst burjuvanın oturduğu bir bölgedir), onun gibi düşünenlere bir ufak mesajım var.

    Hâlen 50 yaşındayım, 30 senedir bilfiil emekçilik yaparak para kazanıyorum, emeğe saygının önemini de bu sebeple çok iyi bilirim ve aristokrat da değilim. Anadolu’nun pek çok yerini gezdim ve yokluğu da, hâttâ aç kalma endişesini de tattım. O mekânlara ödediğim ücreti de alnımın akıyla, muayenehânemde çok çalışarak ve zahmetle kazanıyorum. Bu sebeple de karşılığını doğru dürüst almak istiyorum. Emekçi olmak (ister maaşlı, ister değil) terbiyesizce davranmak yâhut lâkayt olmak hakkını vermez kimselere. O resepsiyonist de kendi imkânlarına göre gittiği mekânlarda benzeri muamele görse hiç şüphem yok ki benden daha da ağır tepki verirdi.

    Aristokrasi bizim kültürümüze yeni yeni nüfuz eden, özümüzde olmayan bir sınıflaşmanın çürük meyvası! Aristokratlar çalışmaz ve üretmezler, Epiküryen yaşayan sembolik sosyal parazitlerdir. Bu olaylardaki kişi ben değil de bir aristokrat (msl. İngiliz Kraliyet Âilesi’nden biri) olsaydı, o otel de, lokanta da çoktan başlarına yıkılırdı ve bütün personel târumar olurdu; üstelik bütün medyada sürmanşetten de rezil edilirlerdi. Ben, çevresi ve mütevâzı web mekânı olan bir fikir işçisi olarak sesimi böyle duyurabiliyorum.

    Herkese saygı ve sevgi ile…

  9. Canan ÜLKER

    15 Şubat 2008

    Olur mu hocam? Ben bir avukat(Çiftçi kızı-tarla-fabrika işçisi-şu an fikir işçisi) siz de bir doktor olarak emekçi değiliz. Durumumuzu ancak Yalova kaymakamına anlatabiliriz. Toplum gözünde sömürgen,parayı bulmuş,aristokrat vs.yiz. Bu nedenle hatta ve hatta siz iyi bir koca adayı ben iyi bir karı adayıyım. Kim bakar yoksa? Android dedim az dedim. Gerisi boş.Cümlelerim bitti. Sükut iyidir.

  10. Canan ÜLKER

    15 Şubat 2008

    Karı ve koca adayı olmak elbetteki bir gerçeği vurgulamak adına bir misaldi. Yalnış anlaşılmasın. Büroma gelip kafasının içinin boş olması hasebiyle sesine yansıyan”O birbirini tekrar ve taklit eden siz avukat olabilirsiniz ama döncem ben sana ok. oh yes” v.s.tarzında konuşan genç kız-kadın-çocuk neyse artık,tiplerin taaarruzuna çok maruz kalmışımdır. Sistem bunları 12 eylülden sonra üretip üretip üstümüze saldı. O kadar boş kafaların benim ömrüm boyunca yakalayamadım bu özgüven-arsızlık ve emeğe saygı duymama durumunu nasıl yaşattıklarını bilmemekteyim. Benim durumuma gelmek için hiç bir bedel ödeyemeyeceklerini biliyorum ama. Her ne kadar masamın arakasına uçup kafalarını duvara geçirmek isteğiyle dolmuşsam da Allah’ın izniyle içimden bilmuum sabır dualarını okuyaraktan sadece akıl vermek ve emeğe saygı duymalarını istemekle yetinmişimdir. Ama içim çok acımıştır. Çünkü fareli bir köy odasında Hukuk Fakültesine hazırlanırken anne ve babamın halleri hiç aklımdan çıkmıyor.

  11. Nilhan Dağdelen

    15 Şubat 2008

    Ben sizler kadar eğitimli olamasamda (daha doğrusu eğitim imkanı çeşitli sebeplerle elinden alınmış) bu konuda bir, iki küçük fikrimi söylemek isterim. Bilmem doğrumu ? yanlışmı ?
    O güzelim otelin bu şekilde yönetilmesine karşıyım. İnsanlar bir işe girerken dualar eder, adaklar adarlar. Öyle zor durumdalar ki bazen araya aracı koyarlar. Aman tek o işe girebilsinler diye. Sonradan zaman içinde memnun olmamaya başlarlar. Yemekleri güzel değildir, servisi konforlu değildir. Maaş biraz daha fazla olsadır keşke. Yine zamanla işin içine akıl sır ermez müdür, şef ilişkileri girer. Bütün kazmalarda ya şef olmuştur ya müdür bu arkadaşa göre. Böyle düşündüğü için, öyle davranır. Öyle davrandığı için böyle karşılık görür. Bir kısır döngü içine girilir ve bir dahada çıkılmaz. Buradaki ortak sıkıntı (müdürün,şefin,personelin) hayata bakışındaki sevgisizliğidir aslında.
    Bütün çözümler insanı sevmekten, hayata güzel ve pozitif bakmaktan geçer. Kimse kimsenin boğazını sıkmaz burada çalışacaksın diye. Şartlardan memnun olmayan kimse kendini geliştirip, eğitmeden daha bir üst sınıfa atlayamaz. Bir sıkıntıda budur. Eğitim almadan, gelişmeden, emek vermeden çok kazanma hırsı. Eğitim, gelişim için için kaybedecek vakit yoktur ama çok kazanmak için her zaman vakit vardır. Personel o işte çalışmaya kendi isteği ile devam ediyorsa hiç itirazsız kendisinden istenen hizmeti vermek zorundadır. Aristokratların onbinlerce dolarla oynuyor olması bu hizmeti sekteye uğratması için sebep değildir. Hayatın herkese adil davranmadığı bir gerçek. O zaman hastanede ölümü bekleyen bir küçük kızında suçu yoktur. İşte o zaman hayat hiç yaşanmaz. Çünkü bugün aristokratın onbin doları yarın ise bir başkasının sahip olduğu herşey derken kendi hayatı yokolup gider.
    Netice itibari ile bir işte çalışıyorsak ve karşılığında anlaştığımız maaşı alıyorsak bizden beklenileni en iyi şekilde yapmak zorundayız.
    Şartlardan memnun olmamamız 3.cü kişilere (müşterilere, satıcılara,hastalara,öğrencilere kısaca vatandaşa) ilgisiz yada kötü davranmamızı gerektirmez.

    Nilhan Dağdelen-Türkiye’nin en güzel yeri :) 15.02.2008

  12. yasemin derelioğlu

    15 Şubat 2008

    Merhaba Hocam,

    Öncelikle geçmiş olsun. Her iki olay da gerçekten sinir bozucu. Ama gündelik yaşamda bu ve benzeri sorunlarla o kadar sık karşılaşıyoruz ki.. Yazınız beni “Neden?” diye düşündürdü. Bu tür sorunların temelinde, kanımca toplumsal duyarsızlığımız ve boşvermişliğimiz yatıyor. Ne yazık ki hakkımızı aramayı bilmiyor, ve bu hakkımızı kullanmıyoruz. Hakkını arayanlara ise bir garip bakılıyor: “çatlak, uçuk, kaçık” deniyor.. Daha küçük yaşlatdan itibaren alıştırılıyoruz buna. İlkokulda kaç öğrenci öğretmenine “ama bu yanlış” diyebilmiş ki. Feodal toplumdan gelen aile yapılarımızda da benzer bir süreç işliyor. Sonuç ne yazık ki vahim. Örneğin, sizin yemek yemeyip kalktığınız o lokantada, muhtemelen pek çok kişi masa değiştirmiştir. Ve doğal olarak sorun da yaşamamıştır. Her olana eyvallah dersen, sorun da yaşamazsın zaten. Böyle olmamız bekleniyor bizden. Olmayanlar, olamayanlar da uğraşıyor işte.. (Ben de geçenlerde Migros’ ta kuyrukta beklemeyi reddedip, mağaza müdürünü çağırdım. Koca mağazada sadece 2 kasa açıktı, gerisi çalışmıyordu. Sonuçta, mağaza müdürü kasiyer gibi çalıştı ve ben de alışverişimi yaptım. Belki sırada beklesem işim daha çabuk biterdi. Ama beklemek istemedim. Bu arada, sıradaki kişiler de bana garip garip bakıyorlardı. Sanki garip olan mağazada sadece 2 kasanın açık olması değil, benim bu duruma itiraz etmemdi…)

    Neyse, çok uzun yazdım. sonuçta hakkını aramak önemli olan hakkını aramak bence…
    Bu arada, bir gün Süleymaniye’ ye yolunuz düşerse…. Biz genelde öğlenleri arkadaşlarla o civarda yemek yeriz. Kurufasülyeci ve Sanus favorilerimiz. Biri sulu yemekler, diğeri zeytinyağlı ve hamburgerde iyi. Yanyana, farklı lokantalardan, aynı masaya servis isteyebiliyoruz. Sonra gidip herkes hesabını yemeğin geldiği yere ödüyor. Hizmet böyle olmalı……

  13. Kaan Özsayıner

    15 Şubat 2008

    Keram Doksat hocanın bu yazısını okudum ama esastan inceleyip yorum yapmayacağım. Hoca’nın bu trajedi’yi (bak dram demedim hocayı aristokrat yaptım) durum komedisine çevirmede ki ve aktarmada ki ustalığına hayran kaldım. Hocam sen çok yaşa bol bol güldürdün.. Keyifli Selahaddin Duman’a taş çıkaracak yazılarını görmek dileği ile.

  14. peace of yurttaş

    15 Şubat 2008

    Bence Kerem Hoca Aristokrat değil, daha çok Diktatör… :) Altınkapı Restorant ve Hilton’dakiler de öyle.

    Bütün yazılarımı hiçbir gerekçe göstermeden silebilirsin elbette, burası senin siten.Ben burda fikrini belirten bir misafirim.Senin Hilton’da ve Altınkapı’da olduğun gibi.

    Misafire nasıl davranılması gerektiğini ise Aristokrat olmayan ve Türk örf adetleri ile yetiştirilmiş olanlar iyi bilirler.

    B.B.Y Türkiyede herhangi bir yer 15 şubat 2128

  15. murat çalışır

    15 Şubat 2008

    Din,bilim,evrim,bigbang,psikoloji vs.vs……sevgiyle kalın!!!!

  16. DERYA ERKUT

    15 Şubat 2008

    Taa ortaokulda anladım bir gerçeği hakkını aramak zor bu memlekette ayrıca “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” atasözünün gerçekliğini.Ama yılmadan hâlâ hakkımı arıyorum son zamanlarda yaşadığım iki olaydan birinin sonucunu gördüm ama diğeriyle ilgili ne yazık ki geri dönülmedi.Dikkatimi çeken birşey var ki özellikle devlet daireleri ve belediyelerle yaptığım konuşmalarda ne yazikki konuştuğunuz kişi kendini tanıtmıyor…Adam gibi davranmıyor ve korkusundan kendisini tanıtmıyor :) )

    Neyse ki arada sırada sonuç alıyorum da içim biraz rahat ediyor,suratıma telefon kapatan ve ters konuşan bir banka çalışanıyla ilgili şikayetim dikkate alınmış daha sonraki bir konuşmamda aynı kişi gayet sakin ve saygılıydı….Neyse bu arada Yasemin Hanım Kuru Fasulyeci ve Sanus dediniz öğrencilik yıllarıma götürdünüz beni :) )İstanbul Üniiversitesi öğrencilerinin uğrak yerlerindendir her ikisi de…
    Sevgi ve saygılarımla,
    Derya ERKUT

  17. cem onur

    16 Şubat 2008

    SN. PROF.DR. M.KEREM DOSAT,

    IZMIR’DEKI ALTINKAPI RESTAURANT VE IZMIR HILTON OTELI ILE ILGILI OLARAK,
    BASINIZDAN GECEN SERUVENIMSI OLAYLARA TESADUFEN MUTTALI OLDUM.

    BU HERKESIN YUZYUZE GELEBILECEGI BASIT OLAYLARDAN SADECE BIR ORNEK.
    BU OLAYI, BU KADAR BUYUTUP INTERNET ORTAMINDA, ADETA HEM SAVCI HEM DE YARGIC CUBBESI GIYERCESINE IRDELEMENIZE HAYRETLE TANIK OLDUM.

    MUHATABI OLDUGUNUZ RESTAURANT VE OTEL YONETICILERINI DINLEMEDIK.
    TEK TARAFLI HUKUK OLMAZ. HEM KENDINIZ YARGILAYACAKSINIZ, HEM DE KENDINIZ HUKUM VERECEKSINIZ. BU DURUM, SERIAT HUKUKUNDA BILE GORULMUS SEY DEGIL.
    SIZ YALNIZCA KISISEL TAVRINIZI AGRESIF BIR SEKILDE SERGILEMISSINIZ.

    HAYATI BIR SORUNUNUZ OLABILIR. MADEM BU DENLI CIDDI BIR PROBLEM YASIYORSUNUZ, TEDBIRINI DE ALIRSINIZ. EVINIZDE BULUNAN 15 SAATLIK PILINIZI YANINIZA ALSAYDINIZ IYI OLURDU MESELA. YA DA; YASAMSAL RAHATSIZLIGINIZI BILE BILE SEYAHAT ETMEZSINIZ OLUR BITER.

    YANLIS OKUMADIM ISE, IMZA KISMINDA PROF.DR. IBARESI YER ALIYOR.
    BIR OGRETIM UYESI OLARAK, TAMAMEN DUYGU SELINE KAPILIP, SALDIRGAN BIR IFADE ILE OLAYI ANLATIYORSUNUZ. HEM KISILIGINIZE HEM DE TITRINIZE BU DAVRANISI YAKISTIRAMADIGIMI BELIRTEYIM.
    UNIVERSITEDE NE EGITIMI VERDIGINIZI BILEMEM AMA, KARSINIZA ALDIGINIZ OGRENCILERINIZ ADINA DA COK UZULDUM. CUNKU; SIZ BIZIM HICBIR SEYIMIZ DEGILSINIZ, AMA O OGRENCILER BIZIM EVLATLARIMIZ, CANLARIMIZ, YAVRULARIMIZ. VAH Kİ VAH.

    EKONOMIK DUZEYI BU DENLI BERBAT BIR ULKEDE, HARCAYIP SAVURDUGUNUZ PARANIZ ILE OVUNMENIZI YADIRGAMAMIN OTESINDE KINIYORUM. ZENGINLIGINIZIN TANITIMINI NE YAZIK KI PERVASIZCA SERGILIYORSUNUZ. SIZDE PARA SIMARIKLIGININ VERDIGI HOYRATLIK, SIMARIKLIK GIBI OLUMSUZ, KISILIK SAPMALARI OLDUGUNUN KANISINA VARMAMAK OLASI DEGIL.

    CIZDIGINIZ TABLO, ARISTOKRAT BIR AILE YAPISINI ANLATSA DA; SIZ BU OZELLIGIN “A” SINA BILE ULASAMAMISSINIZ. ARISTOKRATLIK MADDI ZENGINLIK DEMEK DEGILDIR.
    ONCE INSAN KISILIGI ONDE GELIR. BUNU IYICE OGRENMENIZI SALIK VERIRIM.

    SANIRIM BIR KARDESLIK KURULUSUNDA UYELIGINIZ VAR. BU OLASILIK SIZIN BIR “MASON” OLDUGUNUZU AKLA GETIRIYOR.
    CUNKI; YAZINIZI TESADUFEN “GONYE PERGEL” ISIMLI BIR GRUBUN SAHIFESINDE OKUDUM.
    BENIM, MASONLUK HAKKINDA ENGIN BIR BILGIM YOK. SIZIN DEYIMINIZ ILE BEN BIR “HARICI”YIM AMA BU KONUNUN DA CAHILI DEGILIM.

    “MASON” ETIKETININ:
    HOSGORULU, MUTEVAZI, YUREGI INSAN SEVGISI ILE DOLU, PARASAL ZENGINLIGINI HER DAIM GIZLEYEN, HER KONUDA IHTIYAC SAHIPLERININ YARASINI SARAN, YALNIZ MUNTESIBI OLDUGU ULKENIN DEGIL, DUNYA KARDESLIGINI DE BENIMSEMIS BIR BIREY OLARAK, BU OZELLIKLERI BENLIGINDE VE KISILIGINDE TASIYABILEN INSANA DENILDIGINI BILIYORUM.

    HEM DAVRANISLARINIZ, HEM DE PARASAL VARLIGINIZI BU SEKILDE DILLENDIRMENIZ, BANA SONRADAN GORME DEDIRTECEK KADAR BIR YORUM YAPMA HAKKI VERIYOR. YALNIZCA ZENGINLERIN ULASABILECEGI MARKALAR, ALISVERIS MERKEZLERINDE (RESTAURANT VEYA BES YILDIZLI OTEL RESIDANSLARINDA) GORGUSUZCE PARA HARCAMANIZ BENI HIC ILGILENDIRMIYOR. LAKIN, SIZIN ADINIZA UZULDUGUMU BELIRTMEK ISTERIM.

    NE YAZIK KI BUNLARIN HIC BIRI SIZIN (MASON) KISILIGINIZ ILE ORTUSMUYOR.
    NE YAZIK KI GERCEKTEN BU KIMLIGI SIZE TEVCIH ETMISLERSE,
    MENSUBU BULUNDUGUNUZ O KURULUSA DA (MASON DERNEGI) YAZIKLAR OLSUN.

    SIZE NACIZANE ONERIM;
    YA O KURULUSTAN DERHAL AYRILMANIZ, VEYA
    KISILIK YAPINIZI TEKRAR TEKRAR GOZDEN GECIRMENIZDIR.

    YINE DE ESENLIKLE DILERIM. ( GERCEKTEN BUNA GEREKSINIMINIZ OLACAKTIR)

    CEM ONUR

  18. Kamil Ertekin

    17 Şubat 2008

    Öncelikle değerli hocam Kerem Doksat’ın İzmir’de başına gelenlere bir İzmirli olarak çok üzüldüğümü söylemek istiyorum. Ancak, yaşanılan olumsuzlukları bazı yorumcuların İzmir’e vurma aracı olarak kullanmalarını değerli hocam psikiyatri bilimi çerçevesinde açıklamalıdır.
    İzmir’de doğmamama rağmen sonradan yerleştiğim bu şehirde son derece mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşıyorum. Meryem Durmaz isimli hanımefendi İzmir’de aradığını - iş, ekonomik geçim vs. -bulamayınca insanlarını da aşağılayarak İstanbul’a göç ettiğini ve bu arada üniveriste mezunu ve ehliyeti olmasına rağmen iş bulamadığını söylüyor. Ben de uzun süre İstanbul’da yaşadım. Karşılaştırdığımda İzmir’in insanı çok daha medeni, hoş görülü, insancıl ve anlayışlı. Üniversite mezunu ve ehliyeti olup da nasıl iş bulamadığını ise anlamadım! Bu özellikler ile nasıl işsiz kalırsınız. Allahtan İstanbul var da işe girmişsiniz.
    Sayın hocamı anlayabiliyorum. Ama bunu fırsat olarak kullananların dünyanın en büyük sosyal ve ekonomik çelişkilerinin yaşandığı İstanbul’dan çıkmamaları gerektiğini düşünüyorum.
    Saygılarımla.

  19. sedat Akman

    19 Şubat 2008

    Yahu Hüseyin Sungur hoca, korkarımki sen bundan sonraki konulara,dünya ateşten bir yuvarlaktı güneşten koptu geldi diye başlayacaksın,en büyük endişem o.

    Ben MKD emekçi değil demedimki,Belki o da emekçidir ama Aristokrat gibi yaşıyordur(bu da Aristokrat olduğu anlamınada gelmez) benim yazılarımda kesin yargılar bulamazsınız.

    Ben sadece abartılı yaşam şekillerini sevmediğimden kendisine nacizane tavsiyemi yazdım.Ama biz kim oluyoruzda koooooskoca Hocaya tavsiyede bulunuyoruz dersen o da ayrı bir konu..

    Sonra kendileride bana ve benim gibi düşünenlere cevaben bir yazı yazmış.Ne güzel.Ama asıl bomba ne? bende o cevaba bir cevaben yazdım ki kendileri hemen sildiler.İçinde asla küfür yok,hakaret yok sakın kimse yanlış anlamasın.Peki neden sildiler??

    Belki de ARİSTOKRAT oldukları içindir,yok yok Bence DİKTATÖR oldukları için.Aslında bu tür siteler için söylenecek en güzel söz ne biliyormusunuz.HEM ÇAL HEM OYNA.Verin misketlerimi ben oynamıyorum ŞU FANİ DÜNYADA profesör olsan ne olur alimi cihan olsan bana ne,SENİDE 3 METRE BEZ SARACAK, BENİDE.iŞİN SONUNDA TIKAYACAKLAR PAMUĞU İKİMİZEDE…

  20. hüseyin sungur

    19 Şubat 2008

    Esenlik ve sevgi dileyerek,hilton&altınkapı meselesine dahil olmak istiyorum,destur!
    1–Emekçi ne demektir?Emek ne demektir ötesinde…Marksa göre,kas gücünü,belli bir zaman diliminde tezgahın sahibine kiraya verip,karşılığında,görece bir makdu/parasal karşılık alan insan.
    2–Pek güzel,peki gücünü kiraya verenin,işini yapma sürecinde bilerek/bilmeyerek harcadığını DÜŞÜNCE GÜCÜ/EMEĞİ,diger bir deyişle,KOZMİK EMEK!
    3–Bu çizgiden gidersek,örneğin, PEACE OF YURTTAŞ bir beste yapsa,ortaya konan bu üretiği,nasıl değerlendireceğiz!?Yani sen DOĞAN MÜZİK ŞİRKETİ personelisin,işin beste yapmaktır,işte yaptın da,bunu da kibariye okuyacak,500,000adet kasedi satacak,kibariye satışdan %40 alacak,sen de ey bestekar,git muhasebeye,aylık maaşın olan 2500YTL yi al mı demeliyiz!?Bu sistem içinde MAALESEF EVET.
    4–İleri gidelim,YURTTAŞ ‘ın göznuru,akıl ve beyin gücü ile ürettiği BESTESİNİN son tahlilde PARASAL KARŞILIĞI var mıdır!?
    Kanımca YOKTUR,olamaz da!
    5–Bir ŞEKER AHMED PAŞA tablosu,vangoh tablosu,NEYE GÖRE 5MİLYON dolara satılır(!!)???
    6–O halde emek–emekçi derken öncelikle ele almamız gerekli olan unsurun,KOZMİK DÜŞÜNCE emeğidir.
    İNSANLIĞIN şu an gelebildiği GELİŞMİŞLİK düzeyi itibariyle,bunu ölçebilecek bir PARAMETRE henüz yoktur.ufukda da görünmemektedir.
    7–Altı yıl TIBBİYE—en az dört yıl ruhbilimleri ihtisası…Geldiği noktada daha da yukarı gidebilmek için,saatler süren OKUMA ve YAZMA temrinleri yani alıştırmaları.
    Sayısız makale,tebliğ,seminer,panel çalışmaları!
    Bütün bunların,AKLA ve GÖNÜLE birşeyler ifade etmesi gerek.
    Unutmayınız,çoğumuz,yaşıtım KEREM HOCA odasına kapanmış o garip garip LATİNCE TIP TERİMLERİNİ hatmederken, KİMBİLİR ya RUMELİ KAVAĞINDA,ya ASMALI MESÇİTTE ya da REFİĞİN meyhanesinde tünelde,REJANSTA sarı votka içiyoruzdur,leblebi ile rakı patlatıyoruzdur.
    TABLA denilen,YEKPARE ODUNDAN yapılan,dizlerin arasında sıkıştırılarak çalınan bir RİTM aleti vardır,HİND müziğinde bize de gelmiştir,TÜRKÜ icralarında görebilirisiniz.ARİF SAĞ anlattıydı,HİNDDE,birisine TABLA USTASI DENEBİLMEK için,EN AZ KIRK(40) yaşını geçmiş olması gerekirmiş….
    Veeee en az ALTI tane TABLA USTASI,BİRÇOK KEZ DİNLEYİP,sonunda şayet ustalaşmış bir ustaadayı ise,”"EVET,TABLA USTASIDIR”" derlermiş.
    Böylesine bir kozmik emekle yüklü birisinin,BENCE GİTMESE DAHA İYİDİ AMA,hiltonda para ezmesini çok görmem…Bahar geldiğinde,buralara gelirseniz,size torosların eteğinde,antik bir köyde,vadiye nazır bir masada,1–közde ızgaralanmış,pınar suyunda büyütülmüş FLETO ALABALIK
    2–KAYAKORUĞU 3–közde bıldırcın 4–yine közde dolmalık kırmızı biber 5–bir soğan bir kuyrukyağı dizili,közde soğan ızgara(yağlar yenmeyecek)…
    Bütün bunlar,emin olun,3/10 paraya…

    Afiyet olsun KEREM HOCA.
    Hüseyin SUNGUR
    TAC ‘74….

  21. dr. zafer şen

    19 Şubat 2008

    sayın hocam başınıza gelenler gerçekten talihsizlik olmuş,ben her öğlen altınkapı türk mutfağında iş arkadaşlarımla birlikte yemek yeriz.tabi ufak tefek kusurlar oluyor.ama bilirsinizki bu bizim hayatımızda da olabilen şeyler.walla ben yanımda iki kişi çalıştırıyorum ve hastalarımla olan ilişkileri için her hafta bi takım öğütler ve tavsiyelerde bulunuyorum.olaki Altınkapı gibi bi müessesede sanırım 120 kişi çalışıyor ve siz tahmin edersiniz eğitmek zordur.Cüneyt bey ve levent beyi herkes bilir iki güzel kardeş , güzelce bu densizliği yapan kişinin size dilaog şeklini güzelleştireceklerdir,,,

  22. Kaan Özsayıner

    20 Şubat 2008

    Şu masonluk ile ilgili Cem Onur Bey’in yazısına takıldım. Ben de her zaman Kerem Hoca’da mason havası sezmişimdir. Yani olsa yakışır türünden ama daha çok tanıdıkça aslında tatlı, huysuz bir ihtiyarlığın kendisinde daha çok sevimli duracağını düşünüyorum.

  23. Yorumunuz mu var?