AĞZINIZDAN YEL ALSIN!
Bu yazi toplam 307 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.
Sayın Yavuz Donat bugün çok ilginç bir makale yazmış. Önce iktibas edip, sonra yorumlarımı yazacağım.
***
27 Mayıs İhtilâli’nin üzerinden 48 yıl geçti. Menderes ve iki arkadaşının idamlarının üzerinden de 47 yıl.
Bunca zaman sonra “ihtilâlin, idamın, idam sehpasına gidilirken giydirilen beyaz gömleğin” siyaset malzemesi olarak kullanılması…
“Çocuk korkutur” gibi, “öcü geliyor” der gibi “darağacından, kefenden” bahsedilmesi…
***
“Geçmişi hatırlatmak için… Bakın neler olmuştu neler” demek için, 1960 İhtilâli’nden sonra yaşanan bir “kara mizahı” 2 hafta önce yazmıştık.
3 Şubat 2008, Pazar günü.
“Menderes âşığı 3 kişinin” kahvede-meyhânede “Adnan Menderes’i kurtarmak için Yassıada’ya bir tünel kazsak nasıl olur” muhabbeti yaptığını…
Bunu öğrenen ihtilâl idâresinin “sarhoş sohbetini nasıl da ciddiye aldığını…”
Ve o 3 kişinin (Ali Külünk, Hakkı Morgül, Mustafa Güler) aylarca “içerde” yattığını…
***
Yazımız yayınlanınca…
“Çoook” arayan oldu.
Bugün onlardan “ikisini” köşemizde ağırlayacağız. Biri:
Burhan Külünk. (Ali Külünk’ün oğlu.)
Diğeri:
Mustafa Morgül. (Hakkı Morgül’ün torunu.)
***
“Hikâyeyi” bir de onlardan dinleyelim.
Ve “ihtilâl, idam” gibi lüzumsuz lâf edenlere de, “ağzınızdan yel alsın” diyelim.
Mustafa Morgül: “Tünel projesi, Hakkı dedemindi”…
Mustafa Morgül 29 yaşında. “Sarayburnu’ndan Yassıada’ya tünel kazıp, Adnan Menderes’i kurtarma teşebbüsünden” içeri atılan, Hakkı Morgül’ün torunu.
“Olay tarihinde” daha anasının karnında bile değil.
***
1960–2008…
48 yıl geçti aradan. Bugün İstanbul’un iki yakasını tünelle birleştirebilmek için “uğraşıp duruyoruz.”
Japonlarla birlikte.
Bizim “3 kafadar” taaa o zamanlar “Sarayburnu-Yassıada tünelini açmaya” hevesleniyorlar. Ve buna da “inanan çıkıyor.” Pes doğrusu.
***
Mustafa Morgül:
— Hakkı dedem 2004′te öldü.
— Ondan dinlediğimiz siyaset anılarıyla büyüdük.
— Dedem koyu Menderesçi’ydi… Demirelci’ydi.
— TV’de, gazetede Menderes’in resmini görünce başlardı ağlamaya.
— Şimdi âile ikiye bölündü… Bir kısmı “yine DP” diyor… Bir kısmı da “artık AKP”.
***
Morgüller “Rize-Çayeli” kökenli.
Torun Mustafa’yı dinlemeye devam edelim:
— Dedem derdi ki, eskiden siyasetten kimsenin çıkarı yoktu… Menfaât üzerine siyaset yapılmazdı.
— Ne zaman ki işin içine para girdi, her şey bozuldu.
***
“Denizin altından tünel açıp, Menderes’i kurtarma” projesinin “fikir babası” Hakkı Morgül’müş.
“3 kafadar”, içki masasında “tünel hayâli” kurarken…
“Yan masadan” duyan olmuş.
Doğruca “ihtilâl yönetimine ihbar”.
***
“Tünel sanığı” 3 kafadar aylarca yatıp çıkmışlar…
Yıllar geçmiş aradan.
Ve bir gün duymuşlar ki “yan masadaki muhbir” zor duruma düşmüş.
“Bir dilim ekmeğe muhtaç” hâle gelmiş.
Bizim 3 tünelci… Hakkı Morgül, Ali Külünk ve Kasap Mustafa (Mustafa Güler) buluşmuşlar:
— Ne yapalım?
— Aramızda para toplayalım… Yardıma gidelim… Kimseye duyurmayalım… O bize etti ama biz ona etmeyelim.
***
Mustafa Morgül “dedem anlatırdı” dedi:
— İhtilâlciler dedemi hapse atınca, kiracıları “artık kira ödemeyeceğiz” demişler… Aylarca vermemişler.
***
Ve son…
Askerler, Hakkı Morgül’ü yaka paça evden götürürken, 56 yaşındaki torun pencereden bağırmış:
— Dedemin tabancası var, hepinizi öldürür.
“Ufaklığın” sözü üzerine askerler geri dönmüşler.
Evi “didik didik” etmişler.
“Tenceredeki yemeği bile” dökmüşler.
Tabanca aramışlar.
***
Dede Hakkı Morgül ölüm döşeğindeyken demiş ki:
— Demokrasi gibisi var mı?
***
Mehmet Kerem Doksat’tan birkaç kelâm:
Bu yazı müstebitlerin (istibdat uygulayanların) neler yapabileceğinin trajikomik bir numunesi. Türkiye’yi dâhilî ve hâricî bedhahlar 70 senede nereye getirdiler!
Ben 12 Eylül’ü yaşadım. Rahmetli pederimin muayenehânesine dadanan bir “yeni dostunun” tam 2 sene nasıl ağzından lâf kapıp da içeri attırmak için bizi bunalttığını çok iyi hatırlıyorum. Telefonlarımız sürekli olarak dinlenirdi (o zamanki teknoloji kaba olduğu için, klik sesini de, bâzen dinleyenin sesini soluğunu da işitirdik), gittiğimiz her yerde konuşmalarımıza çok dikkat ederdik. Yatak odamızda bile dikkatli konuşurduk belki bir “dinleme aygıtı” konmuştur diye! Allah bilir, vardı da…
Bilgi Üniversitesi’ndeki ve Terör Okulu’ndaki konuşmalarımdan sonra adımı darbeci profosöre (imlâ yazanlara âit) çıkaranlara acı acı gülüyorum. Dediklerim, yazdıklarım çok sarih: Atatürk’ün kurduğu ordunun sebep-i mevcudiyeti memleketi müdafaa etmektir; idâre etmek değil. Nitekim ne zaman ki darbe oldu, ortalık daha beterleşti. Hele ABG güdümlü 12 Eylül’den sonra bugün gelinen yola geçildi. Darbelerde Menderes’i de, Deniz Gezmiş’i de asmayacaklardı, cezalarını çekip çıkmaları zâten onların sonları olurdu ama başaramadılar, kahraman yaptılar. 12 Eylül Darbesi’nde 7 bin kişi için idam cezası istendi, haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasî suçlu, 23 adlî suçlu, 1’i Asala militanı), 300 kişi şüpheli şekilde öldü, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi (bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Eyl%C3%BCl_Darbesi )…
Onun için haykırıyorum, aklımızı başımıza devşirip memleket için seferber olalım, yoksa senaryo çok hazin olacak. Gene asker gelecek, çok kan akacak, çok gönüller kırılacak. Biz siviller bunu başaramazsak, tarih zaruretten dolayı tekerrür edecek ama bu sefer sonumuzun gelmesini hızlandırma riski çok daha fazla!
Demokrasi gibisi var mı?
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 17 Şubat 2008 Pazar
Hüsamettin Küçük
17 Şubat 2008
Soyut konuşuyorsunuz Kerem hocam;Nasıl seferber olalım? N’apalım? Yıllarca okumuş etmiş değerli yazarlar bu millete lâf anlatamıyor,bu milleti harekete getiremiyor.Biz n’apabileceğiz? Kanat mı çırpacağız kelebek gibi? Ya binlerce kişinin kanat çırpmasıyla ortaya çıkan hava dalgalarının birleşmesi İstanbul depremini tetiklerse?
Yorumunuz mu var?