HAZRETİ MUHAMMED ÜMMÎ (OKUMAYAZMA BİLMEZ) MİYDİ?
Bu yazi toplam 2098 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.
NTV’de geçen gün katıldığım programdan sonra bana elektronik mesaj yollayan bir hanımefendinin yazdıklarını ve cevabımı paylaşmak isterim (tabii ki kendisinin kimliği bende mahfuz)… Bu arada, mizah programlarında da olsa, verilen mesajların doğru yerlere ulaşabilmesi memnuniyet verici…
***
From: yc
Sent: Sunday, February 17, 2008 1:24 PM
Subject: Hz. Muhammed-ümmi
Tüm bilimsel çalışmalarınızda kolaylıklar dileyerek, NTV’de izlediğim programda söylediğiniz bir söze takıldığım için bu iletiyi yollamaya karar verdim. İlginizi çeker ümidiyle!
Allah’ın ilk vahyinin “Oku” olduğunu ve Peygamberimiz’in bu vahiyden sonra okuma yazma öğrenmiş olabileceğini söylediniz. Yanlış anlamadı isem, siz de vahyi aldığında Peygamberimiz’in okuma yazma bilmediğini düşünenlerdensiniz. Kur’ân’da geçen ümmî kelimesinin anlamının Tevrat ve İncil okumamış anlamına geldiğini önce Yaşar Nuri Öztürk’ten, daha sonra Mustafa Sağ’ın Evrensel Çağrı Kur’ân Meâli’nden öğrendim. Tüm kâinatı yaratan ve yöneten Yüce Yaratıcı’nın okuma-yazma bilmeyen birine, ilk vahiyde “oku” diye hitap etmeyeceğini zâten daha önceden düşünmemiz gerekirdi. Geleneksel kabûllerin etkisi altında yapılan çevirilerin çok sağlıksız olduğunu, Kur’ân’ın anlam boyutlarını çok ama çok daralttığını düşünüyorum. A. Ü. İlâhiyat Fakültesi’nden Prof. Salih Akdemir, Kur’ân’daki kök anlamlarının, Tevrat’ın, İncil’in dilleri olan Sami dillerinin de (İbranice, Klâsik Yunan Dili, Aramice, Süryanice gibi) iyice öğrenilip, araştırmaların buna göre yapılmaması gerektiğini söylemektedir.
Bence, günümüzde din diye yaşananlar tamamıyla geleneksel kabûllerin etkisinde oluşturulmuş, GERÇEK İSLÂM dini ile alakası olmayan bir görünüş sergilemektedir. Yine bence, Kur’ân, tüm önyargılardan arınmış olarak, samimiyetle ve Tanrı’ya tam teslimiyetle, didik didik ve bilimsel yolla yâni Arapça’ya ve diğer Sami dillere tam hâkim olarak araştırılmalı. Allah hepimizin yardımcısı olsun.
Saygılarımla
YÇ/Ankara
***
ELCEVAP:
Sayın YÇ,
Öncelikle samimiyetle yazdığınız mesaj için müteşekkirim.
Bu hususta rivâyet muhtelif. Hâlen hâkim olan görüş Hz. Muhammed’in ilk vahye kadar ümmî olduğu istikametinde.
Allah’ın “ikra” emrini kime verip vermeyeceğini tartışmak ise hem ilmî değil (Allah’a bunu sorma vâsıta veya yöntemimiz yok; İslâmî açıdan da O’nun neyi yapıp yapmayacağına hükmetmek şirke kadar gidebilecek tehlikeli bir yol açar).
Sayın Yaşar Nuri Öztürk’ün ilmî itibârından maâlesef artık çok şüpheliyim. Önceki yazılarıma bakarsanız, bunun sebeplerini göreceksiniz. Bahsettiğiniz eserleri okumuş durumdayım.
Sayın Prof. Dr. Salih Akdemir’le aynı paralelde düşünüyorum ve yaklaşımım da aynı yönde.
Nihâyette, milyonlarca insana hitap eden bir mizahî sohbet programında hâlen en geçerli olan bilgiden hareketle mesaj vermenin, yâni Hz. Muhammed’in bu emri aldıktan sonra mutlaka okuma yazmayı öğrendiğini söyleyip (Zâhirî mânâ), bir de Hakikat’i keşfetme yoluna çıkma târikine iyice girdiğini ifâde etmek (Bâtınî mânâ) daha doğru geldi bana. Eğer tarih bilgisi Hz. Muhammed’in zâten önceden de okuryazar olduğunu ortaya koyarsa, bunu da memnuniyetle zikrederim.
Değerli katkınızın, benim “Türkiye’de gerçek ilâhiyatçı yetişiyor mu” kaygımla paralel olduğunu memnuniyetle müşahede ettim.
Hürmetlerimle…
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 17 Şubat 2008 Pazar
Hüsamettin Küçük
17 Şubat 2008
1-Zekâ testinde 200 üzerinden 199.37 aldığını,dünyânın en zekî insanı ve 25 yaşındayken 2 dalda profesör olduğunu söyleyen ve “Hz.Muhammed târihteki en zekî insandır.Bir defâ okuduğum kitabı ezberlerim ve bir daha okumam.Tekrar tekrar okumaktan zevk aldığım tek kitap Kur’ân-ı Kerîm’dir” diyen Nadia Camukova hakkında bir haber:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8237906.asp?gid=229&sz=41398
2-İlâhi Kerem hocam! Bâzen sizden hiç beklenmeyecek hatâlar yapıyorsunuz;O kelime “ikrah” değil,”ikra’ “.”İkrah”,”iğrenme” demektir.Bunu siz de biliyorsunuz.
3-”Hakikat’i keşfetme yoluna çıkma târikine iyice girdiğini ifâde etmek…” cümlesindeki “tarîk”,”yol” demektir.”Yola çıkma yoluna iyice girmek” ilginç bir ifâde.
Hüsamettin Küçük
17 Şubat 2008
Lisân-ı hâl ile dediniz ki:”İkrah”taki h’yi sildim(MKD)”.
Hüsamettin Küçük
17 Şubat 2008
Sizin cümlenizin başlangıcına iki kesme işâreti koyacaktım.
Hüsamettin Küçük
17 Şubat 2008
“Tırnak işâreti” demem gerekirdi.Sizin hatânızı düzelteyim derken,kalbim fesat olduğu için Allâhü Teâlâ bana üstüste hatâ yaptırdı
Necmettin Çalışkan
18 Şubat 2008
Sayın Hüsamettin bey.
Türkçenin doğru kullanımına özen göstermeniz takdir edilecek bir davranış.Ancak yabancı sözcükler yerine Türkçe karşılıklarını kullanma konusunda yeterince çaba harcamıyorsunuz. Ayrıca dikkatimi çeken husus da Türkçeleşmiş sözlere durmadan, gerekli gereksiz şapka giydiriyorsunuz:) Örneğin halâ (el’an) ile hala (babamızın kız kardeşi) arasındaki farkı belirtmek elbette gerek. Ama “işaret” in ve “hata” nın “a” sına şapka giydirsek de giydirmesek de anlam sapması olmaz.Allah sözüne şapka takmasanız da anlamı aynı kalır. İsminiz Arapça (benimki de), eğer orijinal olsun diyorsanız ” Hüsâmuddîn ” (dinin keskin kılıcı)yazmanız lazım:) Unutmadan, nasıl ki adım bana yakışmıyorsa, sizinki de size yakışmıyor:)
Sağlıcakla kalınız…
Mehmet Kerem Doksat
18 Şubat 2008
Ta Avustralya’dan, çok sevdiğim meslekdaşım ve gerçek bir münevver olan Gökhan Sayram’dan şöyle bir katkı geldi:
Ben onu, “ben ilâhî sırları okuyup anlama yeteneğinden yoksunum” mânâsında söylemiş diye düşünüyorum. Kendisine “OKU!” denildiğinde “ben ümmîyim” demiş. Yâni “ben senin okumamı istediğin mesajı okuma bilgisinden mahrumum” demek istemiş diye düşünüyorum. Ümmî kelimesini literal değil, metafor (mecaz) olarak anlıyorum.
Hz. Muhammed’in gerçekte okuma yazma bilip bilmemesinin ise fazla bir önemi olmadığı kanaatindeyim. Bir tüccar olarak, kayıtları okuyup anlayacak ölçüde okuma yazması olabilir.
“Ben ümmiyim” sözünün Kur’ân’da yer alan “İnsan câhil ve zâlimdir” sözü ışığında anlaşılmasında yarar var. Burada “câhil” ilâhî bilgiden yoksun, “zâlim” zulmette yâni karanlıkta olan, münevver (aydın) olmayan mânâsında okunabilir.
Saygılarımla
Gökhan
Hüsamettin Küçük
18 Şubat 2008
Sayın Necmettin bey,
Eleştiriniz için teşekkürler.Evet;şapka işaretini ne tamamen bırakmak,ne de kullanmayı abartmak doğru.Ama olayın şöyle bir ilgi çekici yönü de var:Şapka işaretlerinin fazla kullanılmaması,edebiyâtla uğraşan bazı gençlerin bile,uzun okunması gereken bazı heceleri kısa okumasına yol açabiliyor.Mesela bir kez tv’de,bir TRT mensûbundan Türkçe dersleri aldığını söyleyen bir genç kız,”edebiyâtı” kelimesinin dördüncü hecesini kısa telaffuz etmişti.Bugün de tv’de,Türk Dili ve Edebiyâtı bölümü öğrencisi bir oğlan aynı hatayı yaptı.Demek ki kelimeleri şapkalarken,sadece anlam sapması olup olmadığını değil,kelime hecelerindeki uzunluk ve kısalığın,edebî kültüre sahip olmayan insanlar tarafından doğru algılanıp algılanmayacağını da düşünmeliyiz.Olayın başka bir boyutu da zevk.Bazı eski kelimeler,anlam sapması sözkonusu olmasa bile,şapkalı yazınca göze ve ruha daha fazla hitâb ediyor.
“Yabancı sözcükler” derken sanırım Arapça-Farsça kelimeleri kastediyorsunuz.Bazı İslamcı yazarlar,yazılarına “ilerici,aydınlık,bilimsel vs.olma” çağrışımları yüklemek için,Öztürkçe ve Batılı kelimelerle yazıyorlar.Benim de Arapça-Farsça kelimeleri bolca kullanmam,bu taktiğin ters çevrilmişidir.Bağnaz düşüncelerle mücadele edenler,o düşünceleri görece etkili savunanların dil ve üslûbunu taklîd etme yönteminden faydalanmalıdırlar.
Saygı ve sevgiyle.
Şaman TÜRKSOY
18 Şubat 2008
Sevgili Ata’mız,cumhuriyetin ilanını takiben bazı temel devrimleri uygulamaya koyup “alt yapıyı” hazırladıktan sonra,mensubu olmaktan daima gurur duyduğu ırkının tarihini ve dilini araştırmak üzere 1931 yılında Türk Tarih Kurumu’nu,hemen arkasından da 12.07.1932 tarihinde Türk Dil Kurumu’nu kurmuştur.
ATATÜRK;Osmanlı Devleti döneminde ihmal edilerek zayıflamış olan “tarih bilinci”nin yeniden kurulması için bir tez yazar ve tezde işaret edilen konuların bilimsel metotlarla araştırılması görevini de TARİH KURUMU’NA verir.
Ulu Önder’in bizzat kaleme aldığı Türk tarih tezi başlıca konuları ile şöyledir:
1-Türkler brakisefal beyaz ırka mensup olup,beyaz ırkın kökeni Orta Asya’dır.
2-Medeniyetin beşiği,Türk Yurdu Orta Asya’dır.
3-Çeşitli sebeplerle Yurd’unu terk eden Türkler,medeniyeti tüm dünyaya yaymışlardır.
4-Anadolu “ezelden beri” Türk Yurdu’dur.
5-Türkler’in islam medeniyetine olan katkıları araştırılmalıdır.
6-Osmanlı Devleti’nin kuruluşu araştırılmalı,gerçek ortaya çıkarılmalıdır.
Türk Tarih Tezi 02.11.1932 tarihinde yapılan 1.Tarih Kongresi’nde tartışılır.Eski Diller uzmanı ve tarihci olan Tahsin Bey kongreye bir “ön rapor” sunar.Bu raporda Maya Uygarlığı’nın dil ve kültürü ile Anadolu ve Orta Asya kültür ve uygarlığı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunduğu anlatılmaktadır.
Atatürk çalışmaları çok yakından,bazen bizzat takip etmekte,gelişen araştırmalar çerçevesinde bir çok istişare sohbetleri yapmaktadır.İşte bu sohbetlerden birinde,Tahsin Mayatepek Türk Dili ile Maya Dili arasındaki benzerliklerden bahseder.Mesela:Türkçe “tepe” kelimesinin Maya dilindeki karşılığı “tepek” dir.Yine Türkçe “yağma” anlamına gelen “çapul” kelimesinin Maya Dili’nde “Çekirge”(yağmacı),Çapultepek’in ise “çekirge tepesi” anlamına geldiğini anlatır.Bunlara benzer yüz yirmi kelime,deyim ve yer adının Türkçe’de aynı veya benzer anlamlarda kullanıldığını söyler.
Keskin bir “uzak görüş” ile dimağlarında henüz doğmuş bir “teori”yi (Güneş Dil Teorisi)destekler mahiyetteki bu bilgiler ATATÜRK’ü ziyadesiyle etkiler.Maya Kültürü’nü bütün yönleri ile tetkik etmek üzere Tahsin Bey’i Meksiko Maslahatgüzarlığı’na tayin eder(30.03.1935).
Bu atama,aslında Tahsin Bey’in bu görevi esnasında yapacağı “müthiş keşifler”zincirine ilk halka olacaktır.
Atatürk tarafından Meksiko elçiliğine atandıktan sonra,Maya dili ile Türkçe arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri zaten bilmekte olan Tahsin Bey,Meksika’da yaşayan kızılderili kabilelerinin dil ve inanışları hakkında araştırmalar yapar.Maya Din Kültürü’nü(Güneş Kült’ü)yakından inceleme ve tanıma fırsatı bulur.
O zamana kadar münzel(semavi) dinlere ait oldukları düşünülen bir çok temel düşünce,kavram,kelime ve sembollerin,Müslümanlığa has olduğu zannedilen(namaz,oruç,kurban,vs)ibadetlerin menşeinin Güneş Kült’ü olduğunu,Maya,Aztek,İnka Uygarlıkları’nda kullanılan eşya ,alem(belirleyici işaret,sancak),motif ve biçimlerin eski Türk Uygarlıkları’nda da bulunduğu ve kullanıldığı konularında,Dil,Tarih ve Arkeoloji bilimlerinden de faydalanarak,fotoğraf ve maddi delil destekli tesbitlerini üç yıl boyunca(on dört rapor halinde)ATATÜRK’e aktarmıştır.
Özellikle on dört numaralı raporu,dini çevrelerde yıllarca sürecek yankılar uyandırmıştır.
Tahsin Mayatepek Meksika’da bulunduğu dönemde,dış işleri bakanlığında protokol şefi olarak çalışan Velos Gonzales isimli bir zat ile “dostluk” kurmuştu.Ara sıra kendisini ziyaret eder,Maya dili ve kültürü hakkında sohbetler yapardı.
Bu ziyaretlerinin birinde protokol şefi,Tahsin Bey’i ilim ve sanat konularına meraklı olan ve dış işlerinde yüksek rütbeyle çalışan bir diplomatla tanıştırdı.Bu tanışıklıktan istifade eden Tahsin Bey,Maya Dili’nde kendisinin keşfettiği yüzden fazla Türkçe kelime ve deyim
olduğunu,bu kelimelerin Maya Dili’ne Bering Boğazı’nı geçerek Orta ve Cenubi Amerika topraklarına yerleşen atalarımız kanalıyla geçtiğini anlattı.
Diplomat bu hikayeyi dinledikten sonra,”Bunun bir görüş olduğunu,bu konularda James Churchward tarafından kaleme alınmış dört ciltlik bir eserin yayınlanmış olduğunu” beyan etti.Churchward’ın sözü edilen eserleri şunlardı:
1-The Chıldren of MU (267 sahife-resimli)
2-The Lost continent of MU (335 sahife-resimli)
3-The sacred symbols of MU (296 sahife-resimli)
4-Cosmıc forces of MU (246 sahife-resimli)
Tahsin Mayatepek,büyük bir merakla bu kitapları derhal temin ederek,geceli gündüzlü üç ay boyunca incelemiş ve bulduklarını kırk dokuz sahife hacmindeki bir rapor halinde ATATÜRK’e göndermiştir.
James Churcward,ömründen elli koca yıl harcayarak yaptığı araştırmaları 1930 yılında bitirerek,vardığı sonuçları daha önce isimlerini saydığım dört kitapta tasnif ederek yayınlamıştır.
Bu eserler Tahsin Bey tarafından temin edilerek ATATÜRK’e gönderilmiştir.
ULU ÖNDER;değişik branşlarda uzmanlaşmış altmış kadar bilim adamından oluşan bir grup kurarak Churcward’ın kitaplarını inceletmiş,çalışmalara bizzat katılmıştır.
Bugün eserlerin orijinal baskıları ile tercümeleri,Atatürk’ün şahsi notları ile birlikte ANITKABİR’de mahfuzdur.
Tahsin Mayatepek’in Atatürk’e yazıp yolladığı 49 sahifelik 7.raporunun içeriği dört ciltlik eserin konu başlıkları ile özetlenmiş halidir.
Türk Dil Kurumu’nun gelen evrak kayıtlarına 743 sıra numarası ile kaydedilmiş,o dönemin genel sekreteri İbrahim Necmi Dilmen’e muhatap mektubun,konu ile ilgili 4.bendini muharriri Tahsin Mayatepek’in kaleme aldığı orjinal hali ile aşağıya aktarıyorum.
4-MU kıtası batmadan binlerce sene evvel çıkarak MU’nun ilimlerini ve dinini dünyanın birçok yerlerine ve ezcümle Mısır ve Hindistana yaymış olan (Naa-Cal)namındaki MU ilim ve din misyonerlerinin Himalay ve Eski Mısır mabedlerine nakl ettikleri tablet ve saireyi Musanın Sina dağındaki OZİRİS mabedinde ve İsanın hem Mısır ve hemde Hindistanda senelerce tetkik ettikleri ve bunlara kıyasen Kur’anda bir ayet başını teşkil eden (TA-HA)sözünün MU diline ait olduğunu Churchward’ın bu söz hakkındaki izahatını gördükten sonra Dini İslamı vaz eden zatında diğerleri gibi Mu’nun dil ve dinini Mısırda ve aglebi ihtimal Hindistan Manastırlarında tahsil ettiği neticesinin tebarüz etmekte olduğu,
Ta-Ha gibi Kur’an’da çok büyük önem atfedilen ve adına Ya-Sin denilen bir süre daha var. Ya-Sin adı da tıpkı Ta-Ha gibi Arapça olmayıp Mu diline aittir.
İslam Peygamberi asla bir “Ümmi” değildir.
Tahsin Mayatepek’in kanaati de onun ümmi olmadığı yolundadır.
Kur’an’a, Tevrat ve İncil’den aktarılmış onca masalı da bilirken, Tahsin
Mayatepek’e hak vermemek elde değildir.
Esen kalın…
Kudret Öteyaka
19 Şubat 2008
Atatürk, Hz. Muhammet’in Türk kökenli olduğunu söylerken demek ki bu kaynaklara dayandırıyordu. Modern Türk toplumunun ufkunun genişlemesi bakımından çok ilgi çekici bir görüş. Ayrıca yukarıdaki yazı bugünkü Çin’de saklı tutulan Mısır Piramitleri benzeri piramitlerin de gizemini ortaya çıkaracak cinsinden.
Şaman TÜRKSOY kardeşimize teşekkürler.
Necmettin Çalışkan
19 Şubat 2008
Tahsin Bey’den ve Atatürk’e yazdığı raporlardan bilgim vardı. Mu Medeniyeti ile ilgili ise yalnızca duyuma dayanan şeyler biliyordum.
Tahsin Bey’in yukarıda zikredilen kuşkuları gibi bazı kuşkulara, İslami kaynaklarda da yer verilmektedir.
Muhammet’in arkadaşlarından on bir kişi tarafından aktarılmış, sağlamlığın en yüksek basamağı olan “mutevatır hadis”ler arasında bir hadis var. Buhari’nin “e’s-Sahih” adlı yapıtı dahil en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında yer alan bu hadis : “Iman,Yemen’lidir.” der. Hatta “hikmet (bilgi, bilgelik) ve fıkıh da Yemen’lidir.”(1)
Hadrami’lerin iki genç kölesi vardı. Yemen halkından olan bu iki köleden birinin adı Yessar, ötekinin adı Cebr’di. Bu iki kölenin sahipleri şunları anlatırlar: “Bizim iki genç kölemiz vardı. Kendi dilleriyle kitaplarını okurlardı. Peygamber de bunlara uğrar, durup bunları dinlerdi.İşte bunun için, puta tapanlar ‘Muhammed, bunlardan öğreniyor…’ dediler.” (Taberi, 14/119)
Fahruddin Razi’nin de yer verdiği aktarmada, bunların yanında bir üçüncü köle daha var: Huvaytıb’ın kölesi Addas. (2)
Yemenli Cebr,Yessar ve Addas.
Açıkçası; “Muhammet Kuran’ı ortaya koyarken bir takım kişilerden, bir takım şeyler öğrendi ve bu bilgileri (tanrı sözüymüş gibi) muhtelif Ayetlerde kullandı.” diye düşünülüyor.
Acaba bu düşüncelerde gerçeklik payı var mıdır? Varsa ne kadardır?
Başka bir aktarma daha var. Taberi aktarıyor: “ Peygamber, Mekke’de köle olan birine öğretimde bulunuyordu. Yabancıydı. Puta tapardı. Adı da Bel’am’dı. Peygamberin yanına girişinde ve çıkışında puta taparlar görüyorlardı. ‘Muhammed’e her şeyi öğreten Bel’am’dır’ diye konuştular.” (3)
Nahl Süresi’nin 103.Ayeti bu söylentiler üzerine nazil olmuş. Ayetin Diyanet çevirisini aşa-ğıya aldım.
“And olsun ki biz, onların: ‘Ona (Muhammed’e) bir insan öğretiyor kesinlikle.’ dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Bu ise (Kur’an) apaçık bir Arapça’dır.”
Yukarıdaki ayette, Muhammet’e öğretmenlik yaptığı ileri sürülen kişinin “Arap olmadığı, yabancı olduğu” belirtilmektedir.
Ayette sözü edilen “kimse” Ya Yunanlı Bel’am ya da Yaiş’tir. Çünkü Bel’am için söylenenler ,Yaiş için de söyleniyordu.“Yaiş,Muhammed’e öğretmenlik yapıyor” deniyordu. (3)
Din’i İslam’ın vaazı üzerinden bunca yıl geçtikten sonra, mevcutlardan ayrı kanıtlar ele geçirmek çok zor.
Muhammet belki Tahsin Mayatepek’in ileri sürdüğü gibi, Mısır ya da Hindistan’daki mabetlerde öğrendiği Mu Dini’inden esinlenmiştir.
Yukarıda adları geçen kişiler esin kaynağı oluşturmuş olabilirler. Belki de her iki kaynak etkili olmuştur. Çok kesin olarak bilinmiyor.
Yalnız kesin olan bir şey var. Yukarıdaki ayetin son bölümünde Kuran’ın apaçık bir Arapça olduğu ifade ediliyor. Bu doğru değildir.Çünkü Kur’an’da Yunanca, İbranice, Süryanice Koptça sözler bulunduğunu biliyordum. Şimdi de çok eski ve ölü bir dil olan Naa-cal dilinde sözcükler olduğunu öğrenmiş oldum:)
Sağlıcakla kalınız..
Kaynakça:
(1): (Bkz.Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’l-Meğazi/74; Tecrid, hadis no:1362; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Iman/81-91, hadis no:51-52, Ebu’l-Feyz Muhammed, Lukatu’l-Lai’l-Mütenasire Fi Ahadisi’l-Mutevatıre, Beyrut,1985, s.42-43,hadis no:10)
(2):(Bkz. F.Razi, tefsir, 24/50)
(3):(Bkz. Taberi, Cami’ul-Beyan, 14/119)
Hüsamettin Küçük
20 Şubat 2008
Bir de Yedi Askı Şairleri’nin;Kur’ân-ı Kerîm’in şiirselliğine hayran kalarak îmâna geldikleri yazar kitaplarda.Ama Kur’ân’ın şiirselliğinin analiz edildiğini hiç duymadım.Yapan olmuş mu acaba tarihte? Kur’ân’dan önce Arabistan’da şiirin çok gelişmiş olduğu söyleniyor.Acaba o zamanlar hangi edebî san’atlar biliniyordu? Kur’an’da onların ne kadarı kullanıldı? Kur’an’da onları aşan san’atlar var mı? Kur’ân’ın şiirselliği nasıldır ki ona hayranlık duymalıyız?
Bildiğim kadarıyla İbn-i Rüşd Aristo mantığını Kur’an tefsîrine uygulamış.Keşke birileri Kur’ân’ın edebî yönünü de analiz etseydi.Hangi edebî san’atların nasıl kullanıldığını,âyetlerin hangi bakımlardan başka edebî ifâdelere üstün olduklarını öğrenseydik de îmân ile şereflenseydik.
Ali Aydın
20 Şubat 2008
Nadia Camukova’ nın zekası hakkında;
İslam Peygamberi Muhammed için tüm zamanların en zeki insanı diyen bir kişinin zekasının bırakın rakamsal olarak 199.37 olmasını, zekasının olup olmadığının bile sorgulanması gerekir.
Çok komik.
Hüsamettin Küçük
20 Şubat 2008
Ali bey,
Böylelerinin zekâsından çok samîmiyetinin sorgulanması gerekir.Nitekim benim verdiğim linkte samîmî olup olmadığı yazıyor.
İslâm târihinde de,günümüzde de çok zekî,hattâ dâhî müslümanlar vardır.Onların zekâsını görmezden gelmek,küçümsemek,bâzı hatâlar yapmamıza sebep olabilir.
Allah var mı yok mu bilemem ama,şeytanlar gerçekten var
Şaman TÜRKSOY
20 Şubat 2008
Bence medeniyet itirazsız itaat eden melekler sayesinde değil, sorgulayan, sorgulamaya vesile olan şeytani zekalar sayesinde bugün bulunduğu yere gelebilmiştir.
İsak Newton’u ve onun determinist, materyalist makine dünyası ile Öklit Evreni’ni hatırlayın!
Michelson Deneyi ile ışık hızının tüm koordinat eksenlerinde “sabit” olduğu anlaşıldı.Yani gezegenler veya güneş sistemleri,birbirlerine göre ne kadar hızlı hareket ederlerse etsinler, ışık hızının ölçümü her birinde aynı sonucu veriyordu. Bu ise “Mutlak” ve “Durağan” uzay fikri ile çelişen bir gerçekti.
Uzayda tercih edilmiş bir koordinat ekseni yoktu. Öyleyse uzay mutlak değil, relatifti. “Mutlak Uzay” insanın kafasında yarattığı bir mitti. Tıpkı zaman kavramı gibi…
Bize bu gerçekleri kavratan “şeytani” bir zekaya sahip olan Einstein değil midir?
İnsan… Bazen melek , bazen şeytan…
Ama sonuçta insan…
Esen kalın…
Hüsamettin Küçük
21 Şubat 2008
Şeytanın da türleri var Şaman bey.Bir yanda 30 yaşında profesör olup,10 lisân bilip 1 milyar insanı uyutan şeytanlar var.Öteki yanda da,o dünya görüşünü sorgulayıp “Senin yaymaya çalıştığın bu dünya görüşü saçmalıktır” diyen şeytanlar var.Bence şöyle bir ayrım yapmak lazım:Şeytanın amacı aldatmaktır.Gerçeğe ulaşmak değildir.Benim çok değer verdiğim,gerçek bir filozof olduğunu düşündüğüm Ahmet İnam da,”Felsefe,şeytanla muhabbet etmektir” der.Ama ben bunun doğru bir benzetme olduğunu düşünmüyorum.Gerçeği arayan bazı insanlar,yaşadıkları toplumda yönetim veya çoğunluk tarafından yasaklanan,günah veya dinden çıkarıcı kabûl edilen sorgulamaları yapmakla şeytana benzerler.Ama şeytanın nihâî amacı birini aldatmakken,bilim adamı veya filozofun amacı,gerçeğe ulaşmaktır.Mitolojileri,efsâneleri derinlemesine bilenler,samîmiyetle gerçeği arayan insanlar için,”şeytan”dan daha uygun düşecek bir kahraman buluversinler
Ayrıca “şeytan” kelimesi,kötü çağrışımları nedeniyle,kıtlığı olduğu söylenemeyecek sayıdaki câhil insanlarımızın,bilim adamları ve filozoflara antipati beslemesine de sebeb olabilir.
Necmettin Çalışkan
21 Şubat 2008
Einstein,genel relativite kuramıyla yaptığı hesaplamalardan,Evren’in statik(durağan)olmadığını ima eden sonuçlar alıyordu. Bu tespit onu hayrete düşürmüştür.
Ama,değişen ve genişleyen bir Evren fikri,o tarihte Einstein için bile fazla “radikal” geliyordu.Ayrıca,çağdaşı olan astronomlar Evren’in statik olduğunu söylüyorlardı. Einstein,kuramının bu modele uymasını istediği için “kozmolojik sabit” adının verdiği yapay parametreler kullanarak,denklemlerin çözümünü,Evren’in statikliğini sağlayacak şekilde tanımladı.
Fakat beş yıl sonra bir “şeytan” ortaya çıktı, Friedman…
1922 yılında Alexandre Friedman,genel relative kuramına göre, Evren’in statik değil, değişken olması gerektiğini, genişlediğini ve şartlar oluştuğunda tekrar büzüşebileceğini ileri sürdü.
Hemen arkasından “başka bir şeytan” , Belçikalı Evren Bilimci Georges Lemaitre, bu çözümlere dayanarak Evren’in bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini öngördü. Ayrıca bu başlangıç anından arta kalan “ışımanın” ve “radyasyonun” tesbit edilebileceğini belirtti.
Bu “şeytanlar” sayesinde “Big Bang” bu konuda bilimin ulaştığı son nokta olarak karşımızda duruyor.
Doğmacılar ise hala meleklerin cinsiyetlerini tartışıyorlar:)
Sağlıcakla kalınız…
NESLİHAN AYDIN
22 Şubat 2008
Bu şeytani zekalar ne yazıkki günümüzde ‘’beynimizin küçük bir bölümünü kullanıyoruz'’ şartlanmasıyla düşünce faaliyetini bertaraf edip gerçeği kendi dışına yönelerek arıyor.Yukarıdada bahsi geçen medeniyet mimarlarının aksine.Evrenin ve ötesinin tüm bilgisi bütünüyle insanın kendi içindedir, kendine yönelen insan mutlak gerçeği bulur ve o gerçeklerden biride evet aslında varolmadığımızdır.Hz muhammed de böyle yaptı, Newton’da bunun için dine ihtiyaç yoktur düzen bu şekilde yaratılmıştır Hz muhammed’e ‘’ikra'’ dendiğinde önüne düşen bir kağıt parçasında yazılanları okunması istenmemiştir, sistemi okuması istenmiştir.o bu düzeni dillendiren kişidir.
O şapkaları sadece harflere değil kendi beyinlerimizin üzerinede koyuyoruz ne yazıkki.
Yaratıcı gökyüzünde,bir yerde, bizim ötemizde değildir tüm bilgisiyle her maddenin özündedir ve böylece maddenin yapıtaşı atom değil aslında bilinçtir ve o bilinç yani öz en ufak zerresinde dahi evrenin tüm bilgisini içinde taşır.Bu gün kuantum fiziğinin bu keşifi hani taaa 14 asır önce zekasından şüphe edilen peygamberimizin dediği şu sözle ne kadar örtüşür ‘’zerre küllün aynasıdır'’
Doğru tektir ve adresi bellidir kaynak aramaya luzum yok bunlar sadece beynimizde kıvılcım oluşturmaya yarar o kıvılcım aleve dönüşmezsse bilgi asla açığa çıkmayacaktır.
Hüsamettin Küçük
22 Şubat 2008
Neslihan hanım,böyle şiirsel yorumlarla başka dünya görüşleri de mutlak hakîkatmiş gibi sunulabilir.”Türban ne zaman farz kılındı?” yazısının 64.yorumu olan iletimde,tanrının yokluğuyla yorumlanabilecek bir bilimsel gerçeğe değindim.Lûtfen bendenize onun dînî açıklamasını yapar mısınız?
Hüsamettin Küçük
22 Şubat 2008
Şöyle bir örnekle netleştireyim:
Erkek,birinci münâsebetle kadını hâmile bıraktı diyelim.Erkek vücûdunun sperm üretimi ve kısa aralıklarla cinsî arzûlanması durmuyor.Kadının da cinsî arzûsu,hâmile kaldığı hâlde kesilmiyor.Hâmileliğin son 3 ayında (mecbûrî değil ama) münâsebette bulunulmadığını farzedelim.Hâmileliğin ilk altı ayında,haftada 2 defâdan toplam 50 cimâ edilsin.Bu 50 cimâda erkek,kadının rahmine asgarî 5 milyar sperm,yâni 5 milyar adet insan küllünün aynasından bırakır.Fakat ilk cimâdan 9 ay sonra,bu 5 milyar aynadan sadece 1 tânesi çocuk olarak imtihân âlemine teşrîf eder.Öteki aynalar neden kırılıyor;yâni erkek vücûdu tarafından îmâl edilip hârice kovuluyor,isrâf ediliyor? Bunun hikmetinden suâl olunmak îcâb eder.
Kerem hocam,bahsettiğimin ilmî bir mes’ele olması ve edebli bir üslûb kullanmam cihetiyle,bu e-mektûbumu silmeyeceğinize îmân ediyorum.
Cümle ihvâna hürmetlerimle.
NESLİHAN AYDIN
23 Şubat 2008
İLMİ Bİ MESELE FAKAT İLMİ YETERİNCE İRDELENMEİŞ BİR MESELE
BANA KALIRSA ANCAK 1 TANESİ İŞE YARAR NİTELİKTE DİYECEĞİM AMA BÖYLE OLMADIĞINI BENDE BİLİYORUM.:)
DÖLLENME OLAYI KADIN BEDENİNDE GERÇEKLEŞECEĞİ İÇİN (ÇÜNKÜ DÖLÜN CENİNE VE BİR BİREYE DÖNÜŞME SÜRECİ KADIN BEDENİNDE OLMAKTADIR) ÜRETİLEN YUMURTA DÖL YOLUNA İTİLİR,OLGUN YUMURTA ÖLÜMÜNE KADAR BURADA BEKLER VE ERKEĞİN SPERMİNİN DÖL YOLUNA VE YUMURTAYA ULAŞMA SÜRECİ VE MESAFESİNİ SPERM BOYUTUNDA DÜŞÜNÜRSEK KİLOMETRELERCE YOL KAT ETMESİ GEREKİR VE BU ESNADA BU TOPLULUK HATRI SAYILIR ÖLÇÜDE ZAİYAT VERİR E OLUMSUZ BİR DURUMU TÜM EVRİMLEŞME SÜREÇLERİNDEDE ORTADAN KALDIRMAK ADINA ERKEK HEP ÇOK TOHUM VERİR. DIŞ DÖLLENMEDEDE BÖYLEDİR ,SADECE DÖLLENME OLAYINI DÜŞÜNMEYELİM DÖLLENDİKTEN SONRA DÖLÜN GELİŞİMİN SAĞLIKLI OLABİLMESİ İÇİN DÖLLENEN YUMURTALAR SABİT KALMAK ZORUNDADIR TÜM CANLILARIN DİŞİ YUMURTALARINDA DURUM BU ŞEKİLDEDİR BUNUN İÇİN ÇEŞİTLİ SIVILAR SALGILAR SABİT KALABİLME YETENEĞİ DAHA İLERİ DÜZEYDE OLDUĞU İÇİN DIŞ FAKTÖRLERLE YUMURTA DAHA AZ ZARAR GÖRÜR AMA ERKEK TOHUMUNDA DURUM FARKLIDIR. DIŞ ETKENLERDEN ZARAR GÖRME EĞİLİMİ YÜKSEK OLDUĞUNDAN HER SEFERİNDE DÖLLENMEYİ GARANTİLEMEK İÇİN ÇOK TOHUM BIRAKMAYA PROGRAMLIDIR BAKIN AYNI DURUM BURADADA SÖZ KONUSU(14 YAŞINDA DOĞURGANLIK ÖZELLİĞİ KAZAN BİR BAYAN SENEDE MİN. 12 YUMURTA OLGUNLAŞIP DÖLLENEBİLECEK HALE GETİRSİN VE BU BAYAN FARZ EDELİMKİ 30 YAŞINA KADAR CİNSEL MÜNASEBETTE BULUNMASIN EEE 16*12=272 YUMURTA HEMDE OLGUNLAŞMASI ERKEĞİNKİ KADAR KISA BİR SÜREÇTE OLMAYAN GÜNLER ALAN BU KADIN NE YAPSIN 400.000 E YAKIN YUMURTAYLA DOĞUYOR BELLİ BİR DÖNEMDEN SONRA HER AY BİR YUMURTALIĞINDAN BÜYÜK BİR ÇABAYLA UZUN SÜREDE 1 TANECİK YUMURTA OLGUNLAŞTIRIP DÖLLENMEYE HAZIR HALE GETİRİYOR E AZMI MİN.272 YUMURTASI HEBA OLDU NE GEREK VAR CİNSEL MÜNASEBETE GİRECEĞİ ZAMAN OLABİLİRDİ 1 SANİYEDE BEYİNE GÖNDERİLEN 1 SİNYALLE TÜPLER HAREKETE GEÇER OLGUNLAŞMA BAŞLAR YUMURTA HAZIR HALE GELİP DÖL YATAĞINA İTİLİRDİ BÜTÜN BU SİSTEME GÜÇ YETİREN İSTESEYDİ BU OLAYIN SEYRİNİNDE BU ŞEKİLDE GELİŞMESİNİ SAĞLAYABİLİRDİ.BÖYLECE YUMURTALAR ZİYAN OLMAZDI AYNI DURUM. İRADEİ KÜL YARATICI KADINIDA ERKEĞİDE HAZIR DURUMA GETİRİYOR BEDENLERİNDE YUMURTA OLGUNLAŞIP SPERMLER ÜRETİLEN BİREYLER KAFATASLARININ İÇİNDE TAŞIDIKLARI BEYİNLERİNİ UNUTUP SİZİN BAHSETTİĞİNİZ CİNSİİ ARZULARINI TATMİN ETME DERDİYLE HADLERİNDEN BÜYÜK İŞLERE KALKIŞIYORLAR BU GÜN YETİMHANELER BU BİLİNÇSİZ BİRİ DİŞİ BİRİ ERKEK SAYESİNDE DOLUP TAŞIYOR,SOKAKLAR TİNERCİ ÇOCUKLARLA DOLUYOR ŞİİİR YAZMIYORUM DİKKATİNİZİ ÇEKERİM ALLAH HEPİMİZİ SINIYOR EVREN ÇİFT KUTUPLU DEDİMİŞTİM VAR YOK,SİYAH-BEYAZ,GERÇEK-GERÇEK DIŞI YANİ CENNET-CEHENNEM İSTEYEN İSTEDİĞİNE İNANIP KARARLAR ALMAKTA VE BUNLARI YAŞAMAKTA ÖZGÜRDÜR.HEPİMİZ HÜR İRADEMİZLE ALLAHIN ÇİZDİĞİ KADERİ ALLAHIN DÜZENİNDE YAŞIYORUZ.İSTER İNANALIM İSTER İNANMAYALIM. BİLİM SADECE ELMANIN AĞAÇTAN DÜŞÜŞÜNÜ YERÇEKİMİYLE AÇIKLAR.AMA O AĞACIN ALTINDAN GEÇEN KİŞİNİN VE ELMANIN TAM O ALTINDA OTURURKEN DÜŞMESİNE VE BU KİŞİNİN CAMBRİDGELİ ZEKA SEVİYESİ DÜŞÜK BİR KÖYLÜ DEĞİLDE NEDEN NEWTON OLDUĞUNU DÜŞÜNMEZ İRDELEMEZ.
Hüsamettin Küçük
23 Şubat 2008
Dindar kişi de,o elma Newton’un kafasına düştükten sonra neden Newton’un o sıralarda veya daha sonraki derin bilimsel çalışmaları sonucunda İslâmî dünya görüşüne ulaşmadığını irdelemez.Newton şeytanî bir kişiliğe sahipti.Leibniz öldükten sonra,”Leibniz’in kalbini kırmak çok zevkliydi” demiştir.Dahası,yazar Michael White,Newton’un eşcinsel de olduğunu iddiâ ediyor;Küçükken hep kız çocuklarıyla oynarmış.Hayatı boyunca da bir kadına dokunmamış.İslâmiyet eşcinselliği lânetler.Hiç müsâmaha göstermez.Oysa bilim,bâzı kişilerde eşcinselliğin doğuştan geldiğini söylüyor.Kerem hoca da bu sitedeki “Cinsel Sapmalar” yazısında,”Eşcinsellik günümüz psikiyatrisinde hastalık olarak görülmemektedir,dolayısıyla tedavisi de yoktur” diyor.Bu konuya İslamiyet’in ve bilimin farklı bakışı konusunda ne düşünüyorsunuz? Not:Ben heteroseksüelim
Galiba evrimi kabul ediyorsunuz.Bravo.Bu iyi.Ama ben sizden dînî açıklama beklemiştim.Siz ise evrimsel açıklama yapıp daha sonra da bunu dîne yontmak için kişisel tahminlerinizi dile getirdiniz.Kur’an’da,hadis külliyâtında ve İslam tarihindeki âlimlerin çoğunluğunda,evrim düşüncesi var mıdır? Hz.Muhammed (S.A.V.) evrimi bilseydi,İslâmiyet’in Allâh’ı (C.C.) mahlûkâtı evrimle yaratmış olsaydı,bunun Kur’ân-ı Azîmüşşân’da açıkça ifâde edilmesi gerekmez miydi?
Kullandığınız yöntem(bilinçli veya bilinçsiz),yöneltilen bir soruya,eleştiriye,doğrudan ve açık cevap vermek yerine,telaffuzu zorunlu olmayan bilimsel bilgileri araya karıştırarak lâf kalabalığı yapma ve göz boyama yöntemi.Kendisinden beslendiğinizi tahmîn ettiğim Ahmet Hulûsi’nin de yöntemi budur.Kendisinin özgeçmişi ve şu anda geçimini nasıl temîn ettiği de belli değildir.Kendisi tahminimce,bilimsel bilgileri tarayıp dîne yontulabilecek gelişmemişlikte malzeme toplayan bir ekip tarafından desteklenmektedir.
Hz.Peygamber’in(S.A.V.),çok sevdiği Hz.Âişe’den(R.A.) çocuğu olmamıştır.Bâzı rivâyetlere göre,ilk münâsebette bulundukları zaman da Hz.Âişe hamile kalabilecek yaşta değildi.Son iletinizde verdiğiniz bilgiler açısından,bu olayları nasıl yorumluyorsunuz?
“İsteseydi bu olayın seyrinin de bu şekilde gelişmesini sağlayabilirdi” dedikten sonra,neden sağlamadığını yazmamışsınız.Yazmayı düşünmez misiniz? Yazışmamızın asıl amacı bu değil miydi?
Bir de,Ahmet Hulûsi’ye sorun bakalım,”avliye” konusunu nasıl açıklıyor.
Saygılarımla.
Ne Ahmed Hulûsi’yle istişâre oldu, ne de ondan “beslenirim”. Benim bu mânâdaki besin kaynağım okuyup müşahade ettiğim her şeydir; sizin bu çok sınırdaki yazınız gibi. Önemle rica ediyorum, üslûbunuzu denetim altına alın. MKD.
Hüsamettin Küçük
24 Şubat 2008
Kerem hocam,ben o sözü size değil,Neslihan hanıma yazdım.Bu mesajımda size hitâb eden hiçbir cümlem yok.Neden böyle anladınız,çözemedim.
Saygılarımla.
Hüsamettin Küçük
24 Şubat 2008
Kerem hocam,yazıma “sınırda” derken,”borderline kişilik bozukluğu” izlenimi verdiğimi mi kastettiniz? Onun belirtilerini internetten okudum.Hiç alâkam yok.Öyle olsaydım kabûl ederdim.Kendimde baskın olmayan düzeyde eşcinsel eğilim olduğunu daha önce rahatça söyleyebildiğim gibi.Eğer kastettiğiniz buyduysa,bir psikiyatri profesörünün hakkımda yanlış izlenime kapılması egomu okşadı
Saygılarımla.
NESLİHAN AYDIN
25 Şubat 2008
Hüsamettin Bey eğer bana birdaha cevap verecek olursanız benim hakkımda kişisel yorum yapmadan,uslubunuza itina göstererek yazınız.
İlk paragrafta değindiğiniz konuyu yersiz buluyorum.Ben Newton un yaşam biçimini ve dünya görüşünü kastetmedim.Bilimin dine karşı tutumuna değindim kaldıki İslam dediğiniz bu kavram kişilerin özeline girmez hangi islami zümre Newton’un bu yaşam biçimi konusunda yorum getirme yetkisine sahiptir.İslam bi yönetim biçimi değil karar verme yetkisine sahip değil,karar yaratıcının insiyatifindedir,islam kişi topluluklarına değil direk insanın kendisine gönderilen bir yaşam klavuzu gibidir.Dolayısıyla şahısların ne yaptığı ve bunların yorumu İslamın konusuna girmez.İslam sadece insanın fıtratına uygun yaşamasıyla ilgili konudakiş fayda ve zararları açıklar,üzerimze zorlayıcılığı yoktur.Gerçekten hakkıyla inanan insanda bunu merak etmez ve yorum yapmaz.
Cinsel sapmalar konusuna gelince bu benim şahsi kanaatimdir.Doğuştan insana verilen bir sınanma konusudur.ne yapalım bizde başka şekilde sınanıyoruz.
Evrim konusuna gelince evrime inananıyorum Darwin’in evrim teorisine değil.Ayrıca bilimi,dini,insanı,evreni,maddeyi,yaratıcıyı ve herşeyi birbirinden ayrı görür ve yorumlarsanız yanılgıya düşersiniz.İnanalım yada inanmayalım biz bir bütünüz. Ben bu inançla size cevap veriyorum ,konuya yaklaşımım sizin inandığınız şekliylde olsaydı LAF KALABALIĞI YAPARDIM…..
Bana gelince anlamanız için açıklamakta yarar görüyorum. Bu konuya eğilimim çok küçük yaşlarda başladı oysa ne gariptirki bir çoğunun aksine aile ve tüm sosyal çevremde bu günde dahi beni bu konuya meyillendirecek bir motivasyon kaynağı olmamıştır.Yaşadıklarım beni bu yola sevketmiştir. Benim şartlanmalarla temeli atılmış dini görüşüm yoktur.Çoğunluğu kendi sorularım olup cevaplarını
kendi içimde keşfettiğim , doğruluğunu hissettiğim ve zaman içinde yaptığım araştırmalarla teyid ettiğim bir yolculuktur.Bu nedenle içinde ağdalı cümleler ,gereksiz bilgiler ve istediğiniz cevapları bulamıyorsunuz.Benim nazarımda İNANÇ, allahla insan arasındaki çok özel ve kişinin kendi çabalarıyla şeffaflaştırdığı bir bağdır ve bu ilişkiye kimse yorum yapamaz .Bu karşı tarafın aleyhine olur.Beslendiğim kaynaklara gelince beni yaratıcıya götürecek herşeye açık oldum bu güne kadar ve bundan sonrada böyle olacak buna adını verdiğiniz şahısda dahil.Kendi penceremden baktığımda bilgi yeryüzünün değişik coğrafyalarına çeşitli isimler altında yayılmış durumda şükürler olsunki günümüz teknolojisinin gelişmiş olması bu bilgiyi alıp birleştirerek yorumlamamızı sağlıyor hiç birini birbirinden ayırmadan ve ne gariptirki herşey o kapıya çıkıyor.
Hz.Aişe’ye gelince Allah kendilerine bir çocuk vermeyi dileseydi olurdu.
Ama bunu ve diğerlerini irdelediğiniz şekilde ‘’neden öyle değilde böyle oldu'’ sorularının muhattabı ben değilim taktir edersinizki bunu anlatmaya çalışıyorum fakat bir türlü başarılı olamıyorum.Bir gün bunu size kendisi kendi yöntemleriyle açıklayacaktır .O gün yanlız olmayacaksınız eminim buna…….
Avliye konusuna gelince,kendiniz sorun ben bilmiyorum.Sizinle bilgide yarıştırmıyorum.Kullanılmayan fazla bilgide çok itici geliyor bana, önemli olan bildiklerimizi yaşantımızda yarar sağlayabilecek hale dönüştürebilmektir.Ahmed Hulusi’yi yaklaşık 8 aydır takip ediyorum kendisiyle bir bağım yok,ayrıca ne yaptığıyla değil ne dediğiyle ilgileniyorum.gördüğüm ve okuduğum her şeyi kendi düşünce süzgecimden geçirmeden bünyeme kabul eden ezberci zihniyetlerden değilim.
Hüsamettin Küçük
25 Şubat 2008
1-”İslam dediğiniz bu kavram kişilerin özeline girmez.şahısların ne yaptığı ve bunların yorumu İslamın konusuna girmez.Gerçekten hakkıyla inanan insanda bunu merak etmez ve yorum yapmaz.üzerimze zorlayıcılığı yoktur” diyorsunuz.Oysa İslâm âlimleri,kişinin büyük tuvaletini nasıl hareketlerle yapıp,yaparken hangi yönlere dönmesinin câiz olduğundan,eşiyle hangi günün hangi vaktinde cimâ edeceğine kadar,hattâ bir erkeğin bir cesetle (!) veyâ uyuyan bir kişiyle cimâ etmesi durumunda neler yapılması gerektiğine varıncaya kadar,özel hayâtın hemen hemen her yönüne değinmişlerdir.Meselâ Hadîs ilminde de,özel hayâtında bir bozukluk olduğu görülen veyâ sezilen kişilerin rivâyet ettiği hadîslerin güvenilmez olduğunu belirtmişlerdir.Özel hayatta yapılan bazı fiillere fıkıhta çeşitli cezalar vardır.Mesela zinânın cezası taşlanarak öldürülmektir.Oysa zinâ gizlice ve iki tarafın da isteğiyle yapıldığında kimseye verilmiş bir zarar sayılmaz.Ama açığa çıktığında bırakmıyor,”Onların özel hayatıdır” demiyor,recmediyorlar.
2-”Cinsel sapmalar konusuna gelince bu benim şahsi kanaatimdir.Doğuştan insana verilen bir sınanma konusudur.ne yapalım bizde başka şekilde sınanıyoruz.” diyorsunuz.Yani Allah bir adama doğuştan heteroseksüel eğilim veriyor ve “Bunu helâliyle yaşayabilirsin,izin veriyorum” diyor.Öteki adama doğuştan homoseksüel eğilim veriyor ve “Bunu yaşaman hiçbir hâlükârda iznim dâhilinde değil” diyor.
3-”konuya yaklaşımım sizin inandığınız şekliylde olsaydı LAF KALABALIĞI YAPARDIM…..” diyorsunuz.Benim hangi cümlelerimin lâf kalabalığı olduğunu belirtin,memnûniyetle kabûl edeyim ve bir daha o yanlışa düşmeyeyim.
4-”Benim şartlanmalarla temeli atılmış dini görüşüm yoktur” diyorsunuz.Oysa ben,”dîne inanan kişiyi mutlakâ başkaları şartlamıştır” demiyorum.Bu konuda,size Kerem hocanın “Homo Mysticus” yazısını önerdim öteki sayfada.
5-”ne gariptirki herşey o kapıya çıkıyor.” diyorsunuz.Gerçekten “herşeyi” okusaydınız,bazı kapıların oraya çıkmadığını bilirdiniz.Gerçeği samîmiyetle arayan kişi,kendi düşüncelerine çok aykırı düşen yazıları da (kandırıcı değil samîmî ise ve gerçekten geniş bilgi birikimine dayanıyorsa) okur.Meselâ ben,parantez içindeki koşulu taşıması durumunda,her dinden ve felsefeden insanın yazısını rahatlıkla okuyup “Gerçekten doğru mu söylüyor?” diye enine boyuna değerlendirmeye çok açık bir insanım.Ben birçok din kitabı okudum yıllarca.Siz ateistlerin ve materyalist bilimadamlarının yazılarını ne kadar okuyup irdelediniz?
6-”Bir gün bunu size kendisi kendi yöntemleriyle açıklayacaktır .O gün yanlız olmayacaksınız eminim buna…….” diyorsunuz.Kendisiyle iletişime geçilemeyen bir kavramın bana öldükten sonra (!) günümü göstereceğini (hem de kaderimi kendisi yazdığı ve kendisi zamandan münezzeh olduğu hâlde) söylemeniz,neye dayanan bir iddiâdır? Ayrıca,ben cehennemde tenimi bronzlaştırırken siz cennette kocanızı hûrilerle paylaşacaksınız.Bu konudaki düşüncenizi alamadım? Erkeğinizi,hem de sonsuza dek başka kadınlarla paylaşmak hoşunuza gidecek mi? Size de “gılman” denen erkeklerden verecekler ama onların cinsel fonksiyonu yok bildiğim kadarıyla.Onlar sadece hizmetçi.
7-”Kullanılmayan fazla bilgide çok itici geliyor bana” diyorsunuz.ÂYETTE söylenen şeyleri,”kullanılmayan,fazla ve itici bilgi” olarak mı niteliyorsunuz? Allah matematik hatâsı yapar mı? İşte Süleyman Ateş’in gülünç açıklaması:
http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.01.2008&Newsid=156819&Categoryid=4&wid=31
8-”gördüğüm ve okuduğum her şeyi kendi düşünce süzgecimden geçirmeden bünyeme kabul eden ezberci zihniyetlerden değilim.” diyorsunuz.Kendinize böyle olmayı yakıştırdığınız için teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.
Hüsamettin Küçük
25 Şubat 2008
Avliye açıklamasının İngilizce versiyonu:
http://www.faithfreedom.org/Articles/sina/inheritance.htm
hüseyin sungur
26 Şubat 2008
Merhabalar ;
Şükür YARABBİ,insan gibi,adam gibi okuyup,tartışılan bir yazı sütunu olması ne güzel.Kerem Hoca’ya ve bu sütundaki imzası olan arkadaşlara,kalpten teşekkür ederim.
Bu sütuna,biraz da farklı,kimbilir, kışkırtıcı olabilecek bir koordinattan,izninizle girmek istiyorum.Yarım yüzyılı,ALLAH’ın izniyle devirdik.Sorarsanız,dualarımda,bir yüzlük istiyorum.
Ülkemizdeki meraklıların çoğu gibi,ben de uzayla ilgilenmeye,1973 yılının sonbaharında,meşhur ERIC VON DANIKEN’in,tanrıların arabaları kitabıyla başladım ve tutku haline geldi.Sanırım birkaç kitaplık rafım,bu alanda,seçerek alınmış kitaplarla doludur.1985in başlarında ise de,bu kez başka bir “tuhaf”ın kitabıyla karşılaştık: HANS VON AIBERG!?
Epey bir sayıda kitabını okudum,yayıncısıyla tanıştım,kimliğini sordum,tesadüfen EDREMİT’ten bir ahbabımın tanıdığı çıktı ve hakkında “hafif” tarifler kullandı.Ancak,BİR KISIM AIBERG okuyucusunun başına gelen,benim de başıma geldi:lisede nefret edegeldiğimiz fizikten,giderek,anlaşılmaz bir haz duymaya başladım ve adamın yazdıklarını(!!!) “”materyalist” “”batılıların”" literatüründen,çapraz denetime tabii tutmaya başladım…
Minik bir liste arzedeyim meraklılarımıza :
PENROSE—WEINBERG-HEISENBERG—PAUL DAVIES—
Şaşırarak gördüm ki,adamın yazdıkları,tarif düzeyinde,yukardakilerin tarifinden ileri olduğu gibi,ek olarak,HÖRMENETİK bağlamnda,adeta kozmoza burnunu dayayan bir anlamsallığa sahip.
Bir işi bilmeyen,lise fizik bilgisi düzeyinde bilen bir insan,mümkün değil bu tarif ve anlamsallıkları,yorumsamaları çıkaramaz.
Ama nasıl bilebiliyor,şahsen bilemiyorum,çok aradım izini,net birşey bulamadım.Ancak,yakın bir geçmişte “bir yapı kooperatifi” dolandırıcılığından ötürü gözaltına alınmıştı.
(iyi ama birader,ŞAİR BAUDLAIRE(!) DE “kötülükçiçeklerinden” sonra,esir ticareti işine girmişti,hatırlayanımız olur aramızda.)
Tüm bunlar ve yapmaya gayret ettiklerimden,şu ara için söyleyeceğim,şimdilikŞUDUR :
1—VAHYİ,şimdilik çözemeyiz,hele klasik tefsir ve Kur’an ehilleri,yapamaz bu işi.
2—Bu işin yani KUR’AN’ın nüzül edilişinin,çok ilgiç bir muamması olabileceğini “”sezinliyorum”"..
3—Bilgi felsefesi olan epistemolojide,SEZGİ yoluyla da,bilginin künhüne gidilebileceği,ARTIK SÖZ KONUSU ilim dünasında.
4—Burada,en önemli İŞ
41—ASTRO FİZİKÇİLERE
42—YÜKSEK ARAPÇA UZMANLARINA
43—MUKAYESELİ SEMİTİK DİLLER USTALARINA DÜŞÜYOR.
Bitirirken,özellikle bir soru sormak istiyorum :
“”GELMEKTE OLAN YILDIZA ANDOLSUN Kİ”" ile
“” O,AYNI ZAMANDA ŞIRA YILDIZININ DA RABBİDİR”" ayeti kerimeleri,NECM SURESİNDENDİR ve biz bugün,ŞIRA yıldızının SİRİUS olduğu konusunda,ciddi çıkarsamaların olduğunu biliyoruz.
Bu böyle ise, KUR’AN-I KERİM…SİRİUS…a ve b,yani küçük ve büyük sirius kısaca….
Neye göre,nasıl,niçin YANYANA GELEBİLİYOR!!!!
İzninizle
Allah’a emanet olunuz…
Şaman TÜRKSOY
27 Şubat 2008
Seçilen sözcüklerle ideolojiler arasında sıkı bir bağ olduğunu tecrübelerimizle biliyoruz. Bu söylem bazılarına yeterince açık,anlaşılır görünmüyor olabilir.Ancak biz açıklama için zaman kaybetmeyecek, sayın Hüseyin Sungur’a bir soru yönelteceğiz.
Hüseyin Bey diyor ki:”1—VAHYİ,şimdilik çözemeyiz,hele klasik tefsir ve Kur’an ehilleri,yapamaz bu işi.”
Epistemolojik açıdan yaklaşıldığında böyle bir “postulat” peşin olarak tartışılmaktan(sorgulanmaktan) muaf tutulmaktadır.
Bu durumda biz sebebi değil, sonucu tartışmaya davet edilmiş olmuyor muyuz?
Siz açıklayamıyor, ya da yapılan açıklamalardan tatmin olmuyor olabilirsiniz.Ama “vahiy” İslam Alimleri tarafından muhtelif şekillerde açıklanıyor.En azından olgunun meydana geliş biçimi tahayyül ediliyor.Hatta,tahayyülden de öte bir takım dayanaklarla fiili durum aktarılıyor. Bakın, anlı şanlı bir doçent doktor (Suat Yıldırım)Kur’an’ı Kerim ve Kur’an İlimlerine Giriş adlı eserinde ne diyor?
“Vahyin Alınışı:
Vahy, şu 3 tarzdan biri ile olur:
1. Allah manayı nebinin kalbine bırakır.
2. Bir perde arkasından nebiye hitab eder.( Hz. Musa’ya ağaçtan nida etmesi gibi.)
3. Vahy getirmekle vazifelendirdiği bir meleği elçi olarak gönderir. Vahy lafzından normal olarak anlaşılan da budur. Kur’an hep bu şekilde yani Cibril vasıtasıyla indirilmiştir. (Külliyen yalan) Teklim (vasıtasız söyleme), ilham suretiyle ya da uykuda hiçbir vahiy gelmemiştir.(Bu da külliyen yalandır)
Peygamberimiz “Melek bazen bana çıngırak sesine benzer bir ses halinde gelir. Bu bana en ağır olanıdır. Bazen Melek bana bir adam şeklinde görünür.” der. Bu ikincisi vahyin en kolay gelen tarzıdır.
Vahiy, Peygamberimize , gündüz ya da gece, savaşda iken ya da sulhda, yalnızken ya da bir kalabalığın içerisinde herhangi bir zaman gelebilirdi. Vahiyden sonra vücut sıcaklığı yükselir, yüzü kızarır, bedeni ağırlaşır, şapır şapır terlerdi.
Bu sonuncuya dikkat ediniz:Her Ramazan ayında Peygamberimiz o zamana kadar vahyedilmiş Kur’an metninin tamamını Cibril’e, Cibril de kendisine okur, böylece mukabele ederlerdi.”
Yanlış okumuyorsunuz!..Aynen böyle söyleniyor.Yani Cebrail ile Muhammet karşılık oturup teyitleşiyorlarmış!..Ayetler doğru ezberlenmiş mi, yoksa hatalar var mı?
Bu sözleri söyleyen ben değilim, anlı şanlı bir doçent. Bilimsel disiplin gereği kaynak gösterilmesi zorunludur, değil mi? Şu yukarıda naklettiğim olaya hiçbir yaratılmışın tanık olmadığını bilmek için müneccim olmaya elbet gerek yok,öyle değil mi?
Şimdi siz böyle bir bilgiye inanıyorsanız ikinci önermenizi tartışmaya değer bulmuyorum…
İnanmıyorsanız, siz bir epistemoloji ehli (!) olarak bu meseleyi açıklamalısınız!..
Biz, bu açıklamanın arkasından kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Esen kalın.
Şaman TÜRKSOY
29 Şubat 2008
Bu gün ikinci gün, Hüseyin Bey’den yanıt yok.Öyle ise sayın Kerem Bey hocamızdan bir istirhamda bulunmak için fırsat doğmuş oluyor.
Bazı önermelerini kendimde aynen teyit ettiğim Sigmund Freud’un Avusturya’da verdiği bir dizi seminer notlarının kitaplaştırıldığı “Rüyalar ve Yanılgılar Psikolojisi” adlı derlemede aktarılan bazı örnekler anımsıyorum. Açıkçası,bilimsel açıklama yaparken, dil sürçmesi ile suçunu ortaya döken bir profesörle ilgili olay.
Şimdi asıl meseleye gelerek hocamızdan ricacı olacağımız konuyu açıklayacağım:Bazı söylemlerin, bu söylemlerde kullanılan tarzların “psikosomatik” dünyayı ele veren ip uçları taşıdığını biliyorum.
Kur’an’da ; Hüseyin Bey’in yukarıda zikr ettiği “GELMEKTE OLAN YILDIZA ANDOLSUN Kİ” söyleminde olduğu gibi “ant verilerek” , başka bir söyleyişle “yemin” edilerek başlanan pek çok ilahi tebliğ olduğunu biliyorum.Kur’an’ın tanrısı, her şeyi yoktan var eden güçlü bir Tanrı ise neden “savlarını” somut delillere değil de, yeminlere müracaat ederek pekiştirmeye çalışıyor.
Bu hal; Kerem Bey gibi psikoloji alanında unvan almış bilim adamlarının çok kolay izah edebileceği bir haldir.
Şimdi hocamdan istirham ediyorum, lütfen bu halin psikolojik yorumunu insan Kerem Bey olarak değil “psikoloji profesörü” Kerem bey olarak yapınız. Biz de bilgilenelim, yanlış bildiklerimizi düzeltelim.
Esen kalın.
hüseyin sungur
1 Mart 2008
Günaydın cümleye ;Mersin pırıl pırıl güneşli,dilerim yüreklerimiz de böyle pırıl pırıl olsun.Değerli Şaman TÜRKSOY ,”epistemoloji” dahil,hiçbir anlama alanı,nihai-mutlak bir bilgi durağı değildir.Kaldı ki,”bugün için anlayamayız”" ifadesini VAHY için kullanırken,böyle ise,ellememeliyiz,uğraşmamalıyız dememekdir kasdım.Öncelikle bu işin,klasik tefsircilerle yapılamayacağı iddiası noktasındayım .Sebebi,benim açımdan gayet basit:materyalizmden,iman alanına gelmiş ,halen de bu tutumun faydalarını gören olarak, “tanrı çalıların arkasından ateş halinde” musayla görüştü gibi “”mesellere”" hayatiyet tanımam.Onları,hahamlar,siyonist nüfus yetiştirmek için kullanıyorlar.Ben,o dolmaları yemem.Keza,buyurduğunuz gibi,suat yıldırımın da yeşilliklerini yemem.
R. AHMET,hücre altı çalışmalarında,nükleer mikroskopla yaptığı arama-tarama etkinliğinde,BİR ŞEYE RASTLAR!(haber,zaman ve hürriyet gazetelerinde yayınlanmıştı)Bu şey,çok çok ince iplikçikler arasında, HÜCRENİN ÇOOOK ALTLARINDA BİR YERDE,postacılık yapan BİR ŞEYDİR.(İFADE,DR AHMET SARININDIR)..
Akla ve kozmoza müracaat ederim ya da edebilmeliyiz.ZİRA,KİTABIN,bir dolu yerinde,düzensiz aralıklarla,”"neden hala akletmezsiniz”"–”"bir dolu misal gösterdik,hala aklınıza gelmiyor mu”" şeklinde bir dolu UYARI varken,hala,klasik bir ilahiyatçı tutumuyla,gümüş yüzüklü parmakları–badem bıyıkları ile,bu işin altından kalkamazlar…ÇIKARTMA KAĞIDI İŞLER YAPARLAR…
suat yıldırım da anlamaz,boşuna beklemeyin.1400yıldır da yapılalanlar,aynıdır.CERN/İSVİÇRE laboratuvarının işlerine “tübitak” kaynaklarından gözatarsak, “SEZİLGİN” parçacık olarak adlandırılan ve “ağır suda” yakalanması söz konusu olan “”nötrinoların” birkez yakalanabilmeleri halinde,bizlere çok şey anlatacakları ciddi imkan dahilindedir.Ya da rahmetli doç. HALUK NUR BAKİ hocanın,yazdıklarından anlayabildiğimiz,isimlendirmesi,bulanın ardından yapılan “”HILLBERT UZAYI” keyfiyetini kavrayabilirsek ki, ORASI İÇİN ZAMAN VE MEKANDAN MÜNEZZEH BİRYER TERİMİ KULLANILMAKTADIR VE ORASI BİZİM İÇİMİZDEDİR,fermi boyutunun da altındadır ŞEKLİNDE TARİF EDİLMEKTEDİR,hedefe daha da yaklaşmış oluruz.
Son olarak,tahminen şu tarihlerde doktorluğunu almış olan,SAKARYALI AHMET SARI evladımızın,abedede,master-doktora çalışması esnasında,elde ettiği ve kürsü hocalarınca,21.yyın BİYOLOJİ BİLİMİNİN parametrelerini değiştirebilecek kapasitede olan,KEŞFİNDEN DE söz etmeliyim
Bu şeyi, daha gelişmiş bir nükleer mikroskopla yakaladığında,hayretle görür ve fotosunu çeker ki : O ŞEY,MİNİ MİNİ MİNİ BİR İNSAN!!!!!
Evet,dr. ahmet sarı diyor bunu.O ŞEY,iplikçikler arasında,kapıdan kapıya evrak taşımacılığı yapan bir ŞEY …..
Hocaları,ahmedin memlekete dönmesini arzu etmemişler ve kendisine,sanırım 2005yılı mart ayında,dünyanın ÜMİD VAADEDEN en genç bilimadamı ünvanını verdiler, ABEDEDE,törenle.
TÜRKİYE MATBUATINI, söz konusu tarihlerde taradım.
ibrahim tatlısesin–seda sayanın “”külotundan” başkaca bir habere raslamadım.
“”ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında”
NAZIM ile CEM KARACA’yı hürmetle ve sevgiyle anarak.
sevgiler sunuyorum…
Hüsamettin Küçük
1 Mart 2008
Hüseyin Sungur beyciğim,
1-”21.yyın BİYOLOJİ BİLİMİNİN parametrelerini değiştirebilecek kapasitede olan,KEŞFİNDEN” sözettiğiniz Ahmet Sarı’yı internette biraz aradım,ama bulamadım.Hattâ Google’la yetinmeyip;haberini verdiğini söylediğiniz Zaman ve Hürriyet gazetelerinin sitelerine girdim,ama onların arşivlerinde de çıkmadı.Ben mi bulamadım? Siz bize AS’yla ilgili bir site adresi verebilir misiniz?
2-Kuantum fiziği ve matematiğin bazı bulguları,yorumlama açısından esnektir;Bir bulguyu H.Nurbaki İslam’a yontar,Maharishi Mahesh Yogi’ci adam Brahmanizm’e yontar,Kabalist kendi Yahudi inancına yontar,Kardinal Hristiyanlığa yontar…Sadece bir kişinin nasıl yorumladığına takılmayıp,o konuda materyalist bilimadamları başta olmak üzere başka dünya görüşlerinden insanların da hangi yorumları yaptığını okumalıyız.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat
1 Mart 2008
Sayın Şaman Türksoy,
Sualinize cevap verip vermemeyi biraz düşündüm. Çünkü neresini düzelteyim diye tereddüde düştüm. Öncelikle, ben psikiyatri profesörüyüm, psikoloji değil. İkincisi, yayınlayamayacağımı bildirdiğim özellikteki mesajlarınızdan da belli oluyor ki, peşin hükümlü ve yıkıcısınız. Dinî fenomenleri sorgulamak başka, hem de yanlış malûmat ile “Peygamber şunu yaptı, bunu etti, cinsel hayatı şöyleydi, böyleydi” demek başka.
Yukarıdaki sualiniz tamamen bir üslûp mes’elesidir, tefsir ulemâsı bununla uğraşır. Merak ediyorsanız açar, okursunuz; bu tarz argümanlarla bir yere varılmaz.
Web mekânımda yapıcı olmayan, sorgulayıcı olmayan, alaycı olan veya cehâletinin farkında olmayıp da üstelik ahkâm kesen tarzdaki mesajlara yer vermeyi düşünmüyorum.
Saygılarımla…
NESLİHAN AYDIN
2 Mart 2008
PEKİ HZ. MUHAMMED 23 SENE BOYUNCA MASAL MI YAZDI?
HERŞEYİ İNSAN MANTIĞI ODAKLI DÜŞÜNÜYORSAK EĞER BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?
O DÖNEMİN BİLGİSİNİN ÖTESİNDE GERÇEKLERE NASIL DEĞİNEBİLDİ?
HÜSEYİN SUNGUR
2 Mart 2008
Sevgili MKD mekanı ehilleri ;öncelikle AHMET SARI konusuna ait,birkaç satır aktarayım ;elbette “hafıza-ı beşer–nisyan ile maluldur”,ancak,isminde yanılabileceğim AHMET SARI’nın,abedede böyle bir , adeta zaman ötesi keşfini biliyorum, ki o vakit MERSİ’de KANAL2000 TEVEDE haftalık program yapıyordum ve döne döne iki hafta üstüste bu olayı anlattığımı,kesinlikle hatırlıyorum.Mamafih,program zabıt defterlerimden tarayıp,bulacağımı ümid ediyorum.Gelelim matematik,k.fiziği,biyoloji ilişkisine…
Hasseten nihai VAHY sonucu olan KİTABIM,öncelikle ifade edilmesi gerekir ki, haşa min huzur ,ansiklopedi ve/veya google arama motoru
değildir.Normal dünyevi kitap okumaları için,anlayışınızın/fehminizin daha da ileri gidebilmesi açısından,bu hepimiz için gerekli bir çalışmadır , PRF TAHSİN YÜCEL HOCA’mızın “”ANLATI YERLEMLERİ” adlı çalışmasını hararetle tavsiye ederim.
Dikine anlamsallığı olan bir KİTABI,ufki manada değerlendirmek ontolojik olarak,epistemolojik olarak,hörmenetik olarak,külliyen hatalıdır.Bir madde bilimcisi,HILLBERT gibi,HEISENBERG gibi,birşey görebilir,bulabilir,ne bileyim “evreka” diyebilir.
Sizin tesbitiniz olan KAVRAM zaman ötesi ise,bugün hala SİRAKUZALI ARŞİMET HOCAMIZIN “”suyun kaldırma gücü” yasasını kullanır,tahtelbahirleri(denizaltıları) imal ederiz hatta nükleerini bile yaparız.Bu,tespit edilmiş olan zamanötesi “suyun kaldırma gücü”" keyfiyetinin KİTAPDA olup olmaması,ya da ona yakın bir ifadenin dahi olup olmaması, KAVRAMSAL MADDE alanında,hiçbir ŞEYİ DEĞİŞTİRMEZ.
Daha basite indirgemeye çalışayım :tut ki KİTAPDA VAR…
1–MÜSLÜMANLAR sevinmemelidir…
2—OLAMAYANLAR DA ÜZÜLMEMELİDİR…
Aklımızın sınırlı-sorumlu yapı kooperatifi gibi olan hali icabıdır.
Yarın,bilim-felsefesi disiplini uyarınca,madde alanında,her yeni kavramsallığın “”bir kullanma”" tarihi vardır.NE ZAMANA KADAR!
O,yanlışlanana kadar.
Sevgili ŞAMAN TÜRKSOY,MÜSLÜMAN olmayabilirsiniz,bu hakkınızı kullanabilmeniz için,gerekirse göğsümü ortaya koyar,sizi korurum.
Ya da ate olabilirsiniz,bizim için(MÜSLÜMAN) değişmez.
Ancak bir konuda,peşinen mutabakat halinde olmamız gerekir.
ÜSLUP….
Güneşli,serin ılık bir MERSİN öğlesinden sevgiler sunarım…
hüseyin sungur
2 Mart 2008
Muhterem Hocam ;bugün,2 MART 2008,buraya uzun bir yorum yazdım,öğle sularında,anında da çıkmıştı,bir kez de okumuştum yazdıklarımı.
Yani sizin yazınızın altına gelmişti.
Şimdi ise yok “”o yazı”"…
Tayyı mekan mı olduk,tayyı zaman mı olduk.
HÜSEYİN SUNGUR
3 Mart 2008
İlmin,adeta bir sınırsızlık deryası içinde yüzdüğü günleri yaşıyoruz.Giderek oluşan ruhsal hava,tavır ve hatta önkabul,bilim denilen keyfiyetin işaret ettiğinden ya da edebildiğinden öte bir tespit,nazar-ı itibare alınmaz.Ancak,çok yakın bir geçmişte,NTV kitaplığınca yayınlanan,ciddi bir derleme olan,abedeli bilim editörü,JOHN BROCKMANN tarafından yayınlanan,”"önümüzdeki 50 yılda bilim ve yaşam” ADLI çalışmaya göz atmamız,son derece yerinde ve ufuk açıcı olur.Lütfen KİTABULLAH’ı,seküler söylemler bağlamında,ÖZNE olarak kullanmayalım DERİM.
Kaldı ki,umum İSLAM aleminde varlığını sürdüren,şahsen benim pre-epistemoloji diyebileceğim,GENELLİKLE DE ….den NAKİLLE diye başlayan söylemlere de itibar etmemeliyiz…
Nedir ki, KİTABIN bizzat kendisi,döne döne,”" neden akletmezsiniz” diye,sayısız uyrılarda,zaten bulunmaktadır.
Amacımız daima “” üzüm yemek”" olmalıdır fikr-i aczimce.
(( Hüsamettin Bey’ciğim,zat-ı alinize verdiğim sözü unutmuş değilim))
Bakınız, NTV kitaplığından yayınlanan eserde,bir alim ne diyor!
((Bu yazıları evimde b.sayar olmadığından,işliğimde yazdığım için,kaynakları yanımda bulunduramıyorum,ama en kısa zamanda b.sayar alacağım)..
BİZ DİYOR,hücrenin hemen hemen tüm yapı taşlarını biliyoruz,ANCAK,bunlar bir araya getirildiğinde/GELDİĞİNDE,ne // nasıl oluyor da CANLILIK ZUHUR EDİYOR.ORTAYA ÇIKIVERİYOR.
ANLAYAMIYORUZ.(( elbette ilmen birşeyler olduğu kesin)) DE NE!!!
Son olarak, STEPHEN HAWKINGS’in,birara NTV DEN canlı yayınlanan bir programı vardı,anında tercüme ediliyordu ve MAALESEF ÇOK KISA SÜRMÜŞTÜ.
DEDİ Kİ : evrenin nasıl olduğunu,her nasılsa tam olarak anlayabileceğiz,bu basit bir TEKNİK MESELE.
BENİ İLGİLENDİREN,NİYE YAPILDIĞIDIR.YAPILMASA OLMAZMIYDI…
BİLEMEM…
AMA VARSA,PAYLAŞMAYI ÇOK AMA ÇOK ARZU EDERİM…
sevgi ve saygıyla efendim…
Hüsamettin Küçük
3 Mart 2008
Neslihan hanımcığım,
Kur’ân’ı Hz.Muhammed mi yazdı? Yazma bildiğine dair veri var mı? Vahiy kâtiplerine yazdırdı.Bu,bir müslüman olarak sizin en temel bilgilerinizden biri olmalıydı.
Ayrıca Hz.Muhammed peygamber olduğunu îlân etmeden önce,o coğrafyada onun gibi mistik deneyimler yaşayıp şiirsel sözler söyleyen kâhinler vardı.Bu bakımdan Hz.Muhammed benzersiz değildir ve ilk zamanlar o şair ve kâhinlerden biri olmakla suçlanmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de 766 yerde,türevleriyle “akıl” kelimesi geçiyormuş.Cenâb-ı Allâh sürekli “Hâlâ akletmeyecek misiniz? Niçin düşünmüyorsunuz? Niçin aklınızı kullanmıyorsunuz?” gibi serzenişlerde bulunuyor.Peki Dîn-i Mübîn-i İslâm’a göre akıllıca düşünmenin ölçütleri neler? Hangi düşünme biçimi akla uygundur,hangi düşünme biçimi akıl dışıdır? Akıl nedir? Maâlesef bu konuyu tarihte ilk olarak,”akıl âşığı” müslümanlar değil,top (homoseksüel) Aristo incelemiştir.Onun tesbît ettiği mantık kuralları da,kendisinden sonra 2000 yıl boyunda kimse tarafından aşılamamıştır.Fârâbî ve İbn-i Sînâ başta olmak üzere birçok İslâm âlimi de,kendileri farklı bir mantık sistemi ortaya koyamayarak,homoseksüel Aristo’nun metinlerini incelemek sûretiyle mantık kitapları yazmışlar ve yaptıkları bilinenlerin tekrârından öteye geçememiştir.Geçen gün internette bir yazışma gördüm;Biraz mantık bilen bir müslüman,tartıştıkları konuda birşeyin tam kıyâsını yazdıktan sonra yazısını,”Kimse Allâh’a mantık öğretemez,O’nun kelâmını mantıksızlıkla ithâm edemez.Allah ne diliyorsa mantık odur” gibi sözlerle bitiriyordu.”Allah ne diliyorsa mantık odur” demek,”İnsanların ‘mantık’ dediği şey Allah’a ulaştırmaz.Mantıklı düşünmek,Allah ne derse sorgusuz suâlsiz kabûl etmektir” demektir.Bu düşünce doğruysa Kur’ân’daki “Niçin akletmiyorsunuz!” benzeri âyetlerin ne anlamı kalıyor? Bu âyetlerin anlamı,”Mantık yürütmeksizin benim söylediklerimi sorgusuz suâlsiz kabûl etsenize!” olmuş oluyor.Akletmek bu muymuş?
Hz.Muhammed sahtekâr değildir.Masal anlatmamıştır.Biyolojik,psikiyatrik kökenli (”delilik” demiyorum,o başka birşey) mistik deneyimler yaşayarak,başka mistiklerinkinden çok daha etkileyici bir metin yaratmıştır.Dîninin yayılmasında,kendisinin yakışıklı yüzü,karizmatik kişiliği ve yüksek zekâ düzeyi gibi başka faktörler de vardır(Faktörler elbette benim saydıklarımla sınırlı değildir).Bu konuda Kerem hocanın Homo Mysticus yazısının tamamı ve Kişilik Bozuklukları yazısının 6.paragrafını önerdiğimi hatırlatırım.
Şimdi,söylediğim bazı şeyleri özetleyecek olursak:
1-Akletmekten bahseden Kur’an’da birçok çelişki vardır.Öyle ki,zamandan münezzeh olduğu söylenen Allâhü Teâlâ bazen yeni âyetler göndererek önceki bazı âyetleri iptâl etmektedir.Ama iptal edilen âyetler de Kur’an’dan çıkarılmamıştır.Ayrıca Kur’an ile bazı hadisler arasında da çelişkiler vardır.Bunlara çeşitli örnekleri internette bazı kişiler vermiş,Turan Dursun ve İlhan Arsel gibi yazarlar başta olmak üzere bazı kişiler de bunlara örnekler veren kitaplar yazmıştır.Öğrenmek isteyen,daha doğrusu hâlisâne niyetle hakîkate ulaşmak isteyen,açar,okur.Biz de üşenmeden dînî yazıları okuyoruz.Ama şunu da belirtmeliyim ki,Turan Dursun ve İlhan Arsel’in tesbît ettiği birçok şeye katılmakla beraber,onların saldırganca ve hakâretâmiz tutumunu tasvîb etmiyorum.Ben tarihteki ve günümüzdeki samîmî,iyi niyetli müslümanlara düşman değilim.Onlara saygım,sevgim vardır.
2-Kur’an’da 100 kadar dilbilgisi yanlışı vardır.Ama âlimler bu duruma bakarak Kur’ân’ı sorgulama cesâreti gösterememiş ve onların yanlış olduğunu îtirâf edeceklerine,Arapça gramer kitaplarını o yanlışları doğru kabûl eder veyâ istisnâ gösterir şekilde düzenlemişlerdir.
3-Kur’ân’ın edebî güzelliğinin başka bütün edebî ifâdelerden üstün olduğu,müslümanların kendilerinden menkul bir kerâmettir.Tarihte Kur’ân’ın edebî güzelliğinden etkilenerek müslüman olanların sayısı kılıç zoruyla müslüman yapılanlardan fazla mıdır ve bu kişiler edebiyat hakkında ne biliyorlardı? Bu konuyu asıl açıklığa kavuşturacak olan şey,müslüman olmayan bir Arap Dili ve Edebiyâtı uzmanının bütün Kur’an’ı edebî yönden analiz edip sonuçlarını bir kitapta yayınlaması olacaktır.
Bu konuda Mısırlı müslüman bir akademisyenin benim söylediğimden daha farklı ama gene de faydalı bir girişimi olmuş,fakat “Kur’an’da Anlatım Sanatı” isimli tezi kurul tarafından kabûl görmemiş ve kendisi dinsizlikle suçlanmıştır.İnternetten okuduğum kadarıyla kendisinin temel iddiâsı,Kur’an’daki anlatımların tarihsel değil,edebî olduğudur.Yani gökte uçan melekler,bilmemneler vs. yoktur,Kur’an’da anlatılan bazı olayların da gerçekleşmiş olması gerekmemektedir,onlar Allâh’ın başka şeyleri kastettiği sembollerdir.Zannederim kendisinin tezi bu anlama gelmekte ve Kerem hocanın bu konudaki görüşleriyle büyük ölçüde örtüşüyor gözükmektedir.Tez Türkçe’ye tercüme edilmiştir ve -eğer haberi yoktuysa- Kerem hocanın bu kitaba bir gözatması faydalı olabilir:
http://www.fikriyat.net/modules.php?name=News&file=article&sid=33
5-Kur’an’ın bütün özelliklerini taşıdığı ve Kur’an’dan daha güzel bir şiirselliğe sahip olduğu iddiâ edilen bir kitap,Hz.Muhammed’in 23 yılda oluşturduğu,100 civarı gramer hatalı ve hüküm olarak da birçok çelişki ihtivâ eden metne karşılık,7 yılda gramer hatasız ve hüküm çelişkisiz olarak yazılmıştır.İsmi:The True Furkân.Tamâmını okumak isteyenler için linki yukarıda verdim,gene veriyorum:
http://www.islam-exposed.org/index.htm
6-Kur’an’da şifreler bulduğunu iddiâ edenlerin de durumu trajikomiktir;Adam harfler ve sayılarla oynayarak 19 000 sayısını elde ediyor ve şöyle bir mantıkla konuyu bağlıyor:”19 000 diye bir tarih olmayacağına göre,burada kastedilen 1900 tarihidir.”(!) Böyle kişilerin tahlîli psikiyatristlere düşmekte,ayrıca böylelerinin ajan olma ihtimâli de bulunmaktadır.
Son olarak;İslâm’a,Kur’ân’a ve Hz.Muhammed’e saygısızlık ettiğimi düşünenler olduysa,her söylediğim için tek tek özür dilerim.Maksadım saygısızlık değil,gerçeğe ulaşmaktır.Yanıldığım tatminkâr şekilde gösterilirse,kabûl etmeye her zaman hazırım.
Herkese saygılarımla.
HÜSEYİN SUNGUR
7 Mart 2008
HÜSAMETTİN BEY ;furkanın 7 yılda ve üstelik de “”hatasız” olarak yazıldığı bilgisi,nasıl bir bilgidir ve “”NE”" kökenlidir?
Bu, aktardığınız sitede,ki inceleyeceğim bilahare,yalnızca furkan mı var metin olarak,ek olarak yazılım süreci vs de var mı?
Siz de bir okuryazar ehl-i olarak,uzlete çekilebilir,bir DELTA t sonra,bir furkan da siz yazabilirsiniz.Ama lütfen bu ortamda,ARİSTO’yu tarif ederken,doğru bile olsa, “O” durumun TÜRKÇE’sini yazmayınız,rica ediyorum.
Bir soru ile bitirmek istiyorum,ciddi bir şekilde arar-tarar birisisiniz,anladığım kadarıyla ve sizinle yazışmak gerçekten değerli ; o halde, “” GELMEKTE OLAN YILDIZA ANDOLSUN Kİ” ayet-i kerimesinden,samimi olarak ne anladığınızı bizimle/benimle paylaşır mısınız?
sevgiyle
NESLİHAN AYDIN
8 Mart 2008
HÜSAMETTİN BEY YANİ HAKLI ÇIKMAK ADINA BU KADAR ÇABALAMANIZ TAKDİRE ŞAYAN DOĞRUSU. YAZDI KELİMESİNİ KULLANDIĞIM İÇİN SANKİ O KALEME ALDI MANASINI VERMİŞİM GİBİ KONUŞUYORSUNUZ O ANDA SEÇİLMİŞ BİR KELİME. AYAN BEYAN HERKESİN BİLDİĞİ BİR GERÇEK BU ÇOK NADİR BİR KONUDAN BAHSETMİYORUMKİ İNCEDEN İNCEYE AÇIKLAMA YAPAYIM. MASAL MI TAMAMLADI YERİNE MASAL MI YAZDI DEDİM.YOKSA BEN BİLMİYOR MUYUM 23 SENE BOYUNCA GELEN VAHİYLERİN HZ.MUHAMMET VE SAHABE TARAFINDAN EZBERLENDİĞİNİ,SONRA VAHİY KATİPLERİNE YAZDIRILDI(PARDON ARAYA HZ MUHAMMET’İN OKUMASI İLE DEMEDİM ANLADINIZ UMARIM)VE ÇOK SAYIDA HAFIZ SAHABENİN ŞEHİT VERİLMESİNİN AÇACAĞI TEHLİKEYİ DÜŞÜNEREK YAZILAN TÜM METİNLERİN BİR ARAYA GETİRİLİP ASIL KURAN’IN NÜSHASININ OLUŞTURULDUĞUNU.HZ. OSMAN TARAFINDA DA BU İMAM NÜSHASININ 7 ADET ÇOĞALTILARAK DAĞATILDIĞINI.YAPMAYIN ALLAH AŞKINA ORTAK PAYDALARIMIZ VAR BUNLAR İLKÖĞRETİM DÜZEYİNDE BİLGİLER YANİ BUNLARIN BİLİNMEDİĞİNE İŞARET ETTİĞİNİ ZANNETTİĞİNİZ BİR ŞEY YAKALADIĞINIZDA AÇIKLAMALAR GETİREREK EGONUZU MU TATMİN EDİYORSUNUZ.
AYRICA KURAN HZ. MUHAMMEDİN DÜZMECESİYSE O YAKIŞIKLILIĞINDAN ÖTE ÇOK ÇOK ÇOK ÇOOOOOOK EGOİST,GÖZÜ YÜKSEKLERDE,UKALA BİRİ ORTAYA ÇIKAR,OYSA TARİF EDİLEN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ VE DAVRANIŞ BİÇİMLERİ GÖZ ÖNÜNE GETİRİLDİĞİNDE ARADA UÇURUMLAR
VAR.
ÇOK MANTIĞA YATKIN DÜŞÜNCELERİNİZ VAR FAKAT DETAYLARA GEREKSİZ TAKILIYORSUNUZ.KONULARI ÇOK PARÇALIYORSUNUZ.NE SONUCUNA VARDIM BİLİYOR MUSUNUZ YAŞADIĞIMIZ BU EVREN,HAYAT,HERŞEY HERNEYSE NEYE İNANIRSANIZ VE ÇABALARSANIZ SİZE ONU VERİYOR.ÖRNEĞİN ALLAH BANA GÖRE VAR,SİZE GÖRE YOKTUR.BEN ONUN VARLIĞININ MANASINI YAŞARKEN,SİZ ONUN YOKLUĞUNUN MANASINI YAŞAYACAKSANIZ BUNUN DIŞINDA ŞU ANDA ANLAYABİLECEĞİMİZ MUTLAK GERÇEK YOKTUR.ÇOK ESNEK BİR DÜZENEK GİBİ ,BELKİDE VAROLMAYAN BİR ŞEY AMA HER İNSANIN KENDİ ALGILARIYLA ŞEKİLLENEN BİR ŞEY BU VE BUNUN İÇİNE HER ŞEYİ KOYUN MANTIĞIDA KOYUN CEVAP YANİ BENİM CEVABIM(BAKIN AYNI ŞEY BENİM CEVABIM YANİ BENİM AKIL YÜRÜTME MEKANİZMAMIN ÜRETTİĞİ VE BİLİNCİMDE AÇIĞA ÇIKAN YARIN BİLİNÇALTIMA İTİLECEK OLAN BİR DÜŞÜNCE VE İNANDIĞIM ŞEYLERE ZEMİN OLUŞTURAN PARÇALARDAN BİRİ).EVRENİN MERKEZİ BENİM MANTIĞIM YANİ EVREN BENİM BULUNDUĞUM NOKTADA BENİM ALGILARIMIN MANTIKSAL YORUMLARIYLA ŞEKİLLENİYORSA BULUNDUĞUM NOKTADA BEN OLMADIĞIM VAKİT O NOKTADA HİÇ BİRŞEY YOKTUR.BUDA ASLINDA OLMADIĞIMIZI DOĞURUR ASLINDA HER DOĞUMDA EVREN DOĞAN İÇİN YENİDEN ŞEKİLLENİR(BİG-BANG),BUDA Bİ HOLOGRAMIN GÖSTERGESİDİR BU AYNI ZAMANDA KUANTUM FİZİĞİNDEKİ GÖZLEMCİ OLMADAN NESNEDEN BAHSEDİLEMEZİ AÇIKLAR.KADERİDE AÇIKLAR.(BURADAN BİR SORU GELECEK EMİNİM) BİZ BİR ÇEŞİT HAYAL ÜRÜNÜYSEK BU HAYALİ KURAN Bİ VARLIK OLMALI BU VARLIKTA ALLAH ADININ İŞARET ETTİĞİ ŞEYDİR.
NE BİLDİĞİMİZ DEĞİL BİLDİKLERİMİZİ NASIL YORUMLADIĞIMIZ ÖNEMLİDİR.KAFAM YAZARKEN ÖYLESİNE KARIŞIYORKİ VE BU ÇOK HOŞUMA GİDİYOR.BEYNİNİ KULLANABİLMENİN HAZZINI YAŞIYORUM:)
Hüsamettin Küçük
9 Mart 2008
Kerem hocam bana bir e-mektup gönderip,Turan Dursun gibi gayr-ı ilmî yazmış kişilerin reklâmını onun sitesinde yapmamamı ricâ etti.Ben de bu ricâsını memnûniyyetle kabûle ettim.Zîrâ TD’un ilmî metotla yazmadığını önceden de biliyor ve bunu yadırgıyordum.İlmî metotla yazan kişi,en başta objektif olur.Çamur atmaya bahâne aramaz.Konunun,bütün olumsuzluklarıyla birlikte,bütün olumlu yönlerini de algılar ve gerektikçe zikreder.Yazısına duygularını katmaz.Hiçbir önemli kaynak eseri es geçmez.TD ise İslâm’ın güzel yönlerini görmezlikten gelmiş,(belki) bazı kaynakları es geçmiş,ve düşüncelerine duygularını katarak yer yer hakâretâmiz cümleler sarfetmiştir.
Öte yandan bu,TD’un hiçbir tesbîtinin doğru olmadığı anlamına gelmez.İslâm’ı ilmî metotla eleştiren fazla yazar bulamayacağımıza göre,TD gibi yazarlardan hâlâ alabileceğimiz bazı bilgiler var demektir.Yapmamız gereken,ilmî bakış açısının nasıl olduğunu iyice öğrenip,TD gibileri süzgeçten geçirerek okumak.
İslâmiyet’le ilgili bir yazarın ilmî yazıp yazmadığından bahis açılınca aklıma başka bir yazar geldi.Onunla ilgili bir tesbîtimi yazayım da içimde kalmasın.
Bu muhterem,Dücâne Cündioğlu.Kendisini ilk olarak bir tarîkat kanalında,Kur’an tefsîri üzerine bir sohbette gördüm.Söyledikleri ilgimi çekmişti.Sonra kitapçılarda kendisinin bazı kitaplarını karıştırdım,ama almak fazla içimden gelmedi.Çünkü yazarın müslümanlarda görmeye alışık olmadığımız ölçüde bir “Batı kültürü” birikimi olmasına rağmen,bir derece tutuculuk da seziyordum üslûbunda.
Yakın zamanda kendisini internette araştırdım biraz.Mantıkla ilgili bazı yazıları ilgi çekici geldi ve bilgisayarıma kopyaladım.Fakat bir yandan da,hem kendisinde duygu derinliği sezememem,hem de kendisinin,merkezî entelektüel sorunlar yerine,çoğunlukla “üzümün sapı,armudun çöpü” kabîlinden konularla iştigâl etmesi,bende,kendisinin önemli açıklarını yakalama isteği gibi “hınzırca” duygular uyandırıyordu.Sonunda “Allah” bana iki örnek nasîb etti:
1-Bu muhterem,gazetedeki köşesinde bir kitap değerlendirmesi yapmış,kitapta ciddî hatâlar olduğunu iddiâ etmiş,sonra da sözkonusu Osmanlıca kitabı hazırlayan kişiden tepki almıştı.Hazırlayan,DC’ndan hatâlarının yekûnunu istiyordu,çünkü ortada bir değerlendirme değil,çamur atma olduğu kanâatindeydi.İşte DC’nin ona cevabı:
http://www.haber5.com/artikel.php?artikel_id=1865
Sonra da,muhâtap Dr.Mustafa Koç,DC’ye cevap veriyor:
http://www.ogretmenlerforumu.com/edebiyat/utandim_ey_ducane_cundioglu_senden_utandim-t4833.0.html
DC’nin değerlendirme mi yaptığı,yoksa muhtemel aşağılık kompleksi yüzünden pireyi deve yaparak Mustafa Koç’a çamur mu attığı konusunda karârı siz verin.
“Muhtemel aşağılık kompleksi” dedim.Bunu niye düşündüm? Çünkü kendisi “okullu” değil,”alaylı”.Ama kendini öyle yetiştirmiş,öyle okumuş araştırmış ki,akademisyenleri dizine oturtup onlara şeker verecekmiş gibi bir tavır takınıyor bazen.Kendisi Dilbilim’e çok dalmış.Vikipedi’de yazdığına göre,Psikoloji metinlerinin neşri hazırlıklarıyla da meşgulmüş.Bir konuda kitaplar neşriyle iştigâl eden kişinin,o konuda bilgili de olması umulur,değil mi? Kaldı ki,kitap neşri yapmasa bile her entelektüelin genel psikoloji bilgisine mâlik olması gerektiği kanâatindeyim.Şu sitede;dünyâ felsefesine hangi eseriyle ne kattığını bilmediğim (muhtemelen,Türkiye’deki felsefe uzmanlarının da bilmediği) bu muhterem “Türkiye’deki tek filozof benim!” dedikten sonra,”Galiba ben a-sosyal değil,anti-sosyal kişiliğe sahibim” diye de bir cümle sarfediyor:
http://www.yenisafak.com.tr/pazar/?t=04.10.2007&c=29&i=71827
Dilbilim uzmanı olduğunu iddiâ eden,Ceviz Kabuğu programında da “Benim bütün söylediklerim ilmîdir” iddiâsında bulunan,kendini “Türkiye’deki tek filozof benim!” diyecek entelektüel seviyede gören bu muhteremin,el attığı konuları objektif ve derinlemesine mi,yoksa kendini kandırdığı bir sathîlikle mi öğrendiği,bu yazıda ortaya çıkıyor.Kendisi anladığım kadarıyla,”a-sosyal” kelimesini “sosyalleşemeyen”,”anti-sosyal” kelimesini de “sosyalleşebilme yetisine sahip olduğu halde sosyalleşmek istemeyen” mânâsında kullanıyor.Oysa bu kelimelerin mânâları bellidir.Gerçek bir entelektüel,bunlar kadar yerleşmiş kelimeleri,o kelimelerin kökenine bakarak farklı mânâda kullanmaz.Dahası,DC bu cümlesiyle,kendi kendine hakâret veyâ çok tehlikeli bir kişilik bozukluğuna sahip olduğunu ifşâ etmek olarak görülebilecek komik bir duruma düşmektedir.Çünkü “antisosyal”in mânâsı şudur:
Antisosyal (Dissosyal) Kişilik: Ağır vak’alar gerçekten belâdırlar. Özellikle cinsel ve saldırganca suçlar, cinayetler işleyen ve asosyal-şizoid olanlarına sosyopat denir. Empati yapamazlar, sağlıklı ilişkiler sürdüremezler, irritabldırlar, her an patlayacak bomba gibidirler.
Öte yandan, antisosyallerin zeki ve yetenekli olanları bunları gizleyebilir, hâttâ çok etkileyici ve düzgün insanlarmış gibi izlenim bırakabilirler. Banka hortumlayan, hileli iflâsla köşeyi dönen böyle “kaliteli” antisosyallere beyaz yakalı psikopatlar da denir; her meslekte ve konumda karşınıza çıkabilirler, devlet başkanı dahi olabilirler. Rasyonalizasyon, yansıtma ve “acting out” ego savunma mekanizmalarını çok kullanırlar. İşlevsel antisosyallerden ise suçla, belâyla uğraşan ama sistemden yana olan görevliler çıkar; “dinsizin hakkından imansız gelir” atasözünü hatırlamakta fayda var… 15 yaşından beri süregelen şekilde, başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına saldırma:
—Tutuklanması için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunmakla karakterize, yasalara uygun toplumsal davranış biçimine ayak uyduramama;
—Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma veya kişisel çıkarı, zevki için başkalarını atlatma ile belirli dürüst olmayan tutum;
—İtkisellik veya gelecek için tasarılar yapmama (düşüncesizce davranma);
—Tekrarlayan kavga dövüşler veya saldırılarla belirli olmak üzere sinirlilik ve saldırganlık;
—Kendisinin veya başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık;
—Bir işi sürekli götürmeme veya mâlî yükümlülükleri tekrar tekrar yerine getirmeme ile belirli olmak üzere sürekli bir sorumsuzluk;
—Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış veya başkasından bir şey çalmış olmasına karşı ilgisiz olma veya yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirmeyle belirli olmak üzere vicdan azabı çekmeme (ibret alamama);
—Kişi en az 18 yaşındadır.
http://www.keremdoksat.com/2008/01/16/kisilik-bozukluklari/
Böylece,Psikoloji kitapları neşriyle meşgul filozof dilbilimcimiz,gerçek bir filozofun Psikoloji’yi iyi bilmesi,gerçek bir dilbilimcinin de,-hem de kendisi hakkında bir niteleme yaparken- kullanacağı kelimenin kökeninin ne olduğundan önce,hâlihazırda ne mânâda kullanılıyor olduğunu bilmesi gerekirken,iddiâlı tavrıyla kendini ve başkalarını nasıl kandırdığını ortaya sermiş oluyor.
NESLİHANAYDIN
10 Mart 2008
TD genellemesiyle bahsedilen kişiler arasında anladığım kadarıyla benide kast ediyorsunuz.
Kerem Bey ve siz de beni böyle düşünerek hayal kırıklığına uğrattınız.Kerem Bey’in bu ve diğer sitelerdeki yazılarını fırsat buldukça takip eden bir kişiyim ve dikkat ettiğim kadarıyla bu sitede siz Hüsamettin Bey ve birkaç kişi daha birçok konuda cevaplar veriyorsunuz aşağı yukarı cevaplarınızla sizi bile tanıdım.Kendinizi anlatmak ve anlaşılmak zaman alan bir şeydir.Ben 24 yaşında genç bir mimarım.Üstelik akademik kariyer yapan bir mimar.Bilgiye ve araştırmaya önem vermesem mesleki hayatıma bu şekilde yön vermezdim.Ne vaktini pc karşısında aylak aylak geçirenlerden,ne başını kapatıp allah deyip allh işiten ve bunun dışında hiç bir şeyi duymayan ve ilgilenmeyen yobazlardan,ne salt bilgiyle beslenen maddeci katı zihniyetlerden,nede Kerem bey’in bahsettiği avam tabaka insanlarındanım.
Beni buraya getiren sebebi gökte,yerde,kuranda,fetvalarda,şurada burada değil içimde ta içimde bi yerde hissedip onun peşine düştüm.Bunu da hangi metotlarla yaptığımı biraz düşünen zaten anlar.Bütün düşüncelerimin özüde aslında odur.Yukarıdaki gayr-ı ilmi açıklamam benim konuya yaptığım felsefik bir yaklaşımdı bir çeşit örneklemeydi.Sonunda zaten düşünerek yazığımıda belirttim.Kaynak göstermemek ilmi düşünmeme anlamına gelmiyor.Ama göstermeme beni haklıda yapmıyor.Zaten böyle bir amaçda gütmedim.Paranoyak,şizofren ya da nevrotik bir vakka değilim.Neyse bunların önemide yok zaten.
Kendini bilime adamış,bilgi birikimini çekinmeden sonuna kadar insanlıklada paylaşan,işini düzgün ve ahlaklıca yapan herkese saygım sonzuz bu gerekçelerle Kerem bey size çok çok teşekkür ederim. Hüsamettin bey size gelince hiç böyle bir niyetim olmadığı halde yazılarıma cevap vererek sürekli düşünmemi ve uzun zamandır ara verdiğim araştırmalarıma geri dönmemde beni tetiklediğiniz için sizede teşekkür ederim.Bunların hepsinin sebebi var ve bu sebep beni getirdiği gibi götürmesinide bilir.Böylece kimsede reklamımı yapmak zorundada kalmaz.
Ben ALLAH’IN varolup olmadığını aramıyorum.Onun varolduğunu biliyorum .Karşıt düşüncelere verdiğim cevaplarda değinmemem,okumadığım,irdelemediğim,düşünmediğim anlamına gelmez.BU İNANDIĞIM ŞEYİ KORUMAK ZORUNDAYIM.Çünkü bunu çok ZOR kazandım ve yaşadığım herşeyden bununla KURTULDUM.Sadece bu inanç sistemleri,anlatılanlar yazılanlar çizilenler benim gördüğüm şeyden çok farklı bu çelişkinin peşindeyim.
ALLAH HERKESTEN RAZI OLSUN.UMARIM HERKES ALLAH GERÇEĞİNİ BULUR VE YAŞAR.
HÜSEYİN SUNGUR
10 Mart 2008
Hüsamettin bey ; katkılarınız için teşekkür ederim…
BEYAN YAYINLARINDAN ÇIKAN,bulmakta zorlanabileceğiniz bir çalışmayı önermek isitiyorum.
YAZAN : YILMAZ YUNAK
ESER ADI : BENZERLERİYLE DEĞİŞTİRLENLERİN HİKAYESİ
Bulamazsanız lütfen benim e adresime yazın,sizi YILMAZ BEYLE tanıştırayım.
0533 515 21 47
sevgiyle
Hüsamettin Küçük
10 Mart 2008
Neslihan hanım,
Hayır,sizi o kapsamda kastetmemiştim.Böyle internet sayfalarında yazılan yorumlar ilmî olmak zorunda değil.Ben ilmî olmamak derken,bilgiye dayanmayıp doğru olmamayı kastetmedim.Benim kastettiğim,İslâmiyet gibi çok geniş ve ciddî bir konuda cilt cilt kitaplar yazan kişinin,kitaplarını ilmî metotla yazması gerektiği.Ben buraya yazdığım düşüncelerimin doğru olduğuna inanıyorum ve söylediklerim bilgiye dayanıyor.Ama ben de buraya yorum yazarken bütün bilgi kaynaklarını tarayıp,ilmî bir anlatım üslûbu kullanıyor değilim.Aralarda espri yapıyor,gülümseyen top koyuyorum vs..Yani sonuç:Sizin burada metot açısından pek bir kabâhatiniz yok,zaten ben de buraya ilmî yazılarımı koymadım.Ama aradaki farkı yeniden belirtiyorum:Ben ileride ilmî bir kitap yazarsam,burada dile getirdiğim düşüncelerin aynıları o kitapta yer alabilir(almayabilir de).Yani aradaki fark,doğruluk-yanlışlık değil,konuyu ele alma,inceleme,işleme yönteminin farklı olması.
Allâh’a inanmaktan mutlakâ vazgeçmeniz gerektiğini söyleyen olursa,halt etmiş olur.Tarihte de,günümüzde de,sahip olduğu erdemli kişilik özelliklerini ve hayattaki bazı başarılarını kendi tanrı inancına borçlu çeşitli insanlar vardır.Daha önce söylediğim gibi,benim tarihten ve günümüzden saygı-sevgi duyduğum insanlar arasında,bazı dîni-bütün kişiler de bulunmaktadır.Önemli olan,”arayış”ı aslâ bırakmamaktır.
Hüseyin beyciğim,
Söylediğiniz yazarı ve kitabını araştıracağım.Ama bir kişinin kitap yazması,yukarıda belirttiğim gibi,ilmî yazdığı anlamına gelmez.Tabiî belki de ilmî yazmıştır.Bakacağız.
Hepinize sevgi ve saygılarımla.
hüseyin sungur
12 Mart 2008
Günaydın arkadaşlar,merhaba Hüsamettin Bey,maşallah siz de benim gibi sitedeki birçok temaya temas etmeye çalışıyorsunuz.Kendimizi,gerçekten selahattin duman gibi tebrik edebilmeliyiz.Şimdi efendim,ilmi/bilimsel yazmak ne demektir!Az biraz üzerinde eyleşmek istiyorum,izninizle…Sanırım büyük(!) ingiliz iktisatçısı MAYNARD,50li yıllarda,cambridge ya da oxford olmalı,rektörlüğüne atandığında,ilk işi hazretin,zamanında rektörlük yapan NEWTON’un,çok sıkı korunan arşiv/kütüphanesine girmek olur.Bir de ne görsün,rahmetli,işi gücü bırakmış,yerçekimi,newton fizik yasaları(!) falan,varını yoğunu alşimistliğe–gizemciliğe–kabala/talmud tefsirine falan vermiş!Elbette MAYNAR müthiş şaşırıyor bu durum karşısında.Hep düşünürüm bilimsel olmak ne demektir DİYE!Goethe’nin dahilerle ilgili bir sözü var,en azından O’na atfedilen : dahi,kendinden önce gelip geçenlerin ortaya saçıp bıraktıklarını,ortalamaya göre,daha ciddi bir şekilde toparlayıp,mantıklı ve düzenli bir şekilde tasnif edendir DİYOR.
1900lü yılların ilk ON yılı içinde olsa gerek,resim,WEINBERG’ün TUBİTAK yayınlarından çıkan,”"atomaltı parçacıkların temeli”" adlı kitabında var.
Kopenhag’da,alemdeki tüm fizikçiler toplanmışlar.O yılların EINSTEIN falan,MAX PLANCK herkes orda,kongre salonunun önünde de,merdivende toplanıp,bir hatıra “”foturafı”" çektirmişler.Bir kapanış bildirgesi yayınlamışlar dünya kamuoyuna :baba demişler,fizikte artık bulunacak,öğrenilecek hiçbirşey kalmadı,belki de şükür bile demişlerdir.
Kitapta,sanırım bu bildirgenin de tercümesi var,hiç birşey kalmadı öyle mi!PEKİ NEREDEYİZ ŞİMDİ FİZİK BİLİMİNDE!
Başım dönüyor,göğsüm daralıyor kimi metinleri okurken.
BİLMSEL LİK,galiba,ihtiyatlı bir biçimde NİCELİK SAYMAK DEMEKTİR GİBİME geliyor.O yüzden “VİYANA OKULU FİLOZOFLARI”, “”BİLİM FELSEFESİ”" disiplininin temellerini atarlarkan 20. yy başında,”"bir önerme,aksi kanıtlanana kadar varittir/geçerlidir İHTİYATLILIĞINI buyurmuşlar, İYİ DE etmişler.
Senelerce bize, temel reis AYAĞINA,ıspanak da ıspanak demediler mi!
Meğer ıspanak mübareğinin hiç bir haltı yokmuş beslenmede.Ha çayır çimen,ha ıspanak.Onun yerine ben size, MİN GAYR-I HADDİN,K E R E V İ Z öneririm.Cidden muazzam mineral ve vitamin yatağı mübarek.KAYNAK : Prf İBRAHİM SARAÇOĞLU,mucize bitkiler.Alınız,okuyunuz çok yararlanırsınız.
Evrim kuramı! Yahu adı üstünde, “”KURAM”" bir manada genel-geçer bir bilgi disiplini.Hemen ne diye atlıyorsun “”son ve kesin kadir-i mutlak bilgi” diye.Dur bakalım,etrafına bir bak.
Alınız,okuyunuz : Prf TEOMAN DURALI,İST Üni. yayınları, “”canlılar sorununa giriş” ya da “”biyoloji felsefesi”"…
Bütün ERMENİ KARDEŞLERİMİZDEN ÖZÜR DİLİYEREK,”" agobun kazı gibi”" DARWIN buyurdu,DOĞRUDUR,FREUD BUYURDU DOĞRUDUR.MARKS BUYURDU DOĞRUDUR…
Peki REICH okudun mu!Nasıl Freud’u yerden yere vuruyor…
FAŞİZMİN KİTLE RUHU ANLAYIŞI–Yahu hiç olmazsa “”DİNLE KÜÇÜK ADAM”" ı oku da gel..Yok , okumazlar.
Adamın adı STUART KAUFFMAN,biyoloji profösörü,sanırım kaliforniya üni. olsa gerektir….”"canlı yapı taşlarını biliyoruz,ama bir araya gelince nasıl bir CANLILIK meydana “”gelebiliyor da”" aniden varlık,nefes alıp verme oluyor,bakmayın bizim alemin gürültüsüne,vallahi bilemiyoruz hala,galiba da bilemeyeceğiz, diyor adam.KAYNAK : NTV KİTAPLIĞI,EDİTÖR JOHN BROCKMAN, “”önümüzdeki 50 yılda yaşam ve bilim”" adlı kitapdan.
Yine Ntv kitaplığından bir öneri,yine editör JOHN BROCKMAN :”"kanıtlanamayan gerçekler”"…LÜTFEN OKUYUNUZ YANİ İKRA BE ARKADAŞ!
Büyük zamanlar yaşıyoruz,freudun,marksın,darwinin helvası yendi.Ya da yeniyor.AMAAA iyi ki de vardılar,iyi ki de yolaçıcı oldular.
İbn-i Rüşt olmasaydı,avrupa felsefesi gecikirdi,muhtemelen,KANT olmazdı,KANT olmasa HEGEL OLMAZDI,hegel olmasa marks olmazdı vs vs vs…
HASILI : dikkat dikkat dikkat…sabır sabır sabır .. tefekkür tefekkür tefekkür…soru soru soru…bıkmadan usanmadan…
Bir arap atasözü ile bitireyim,elbette TÜRKÇE söyleyerek :
“”ilmi talep eden seherin ışıklarını görmeyi ve karşılamayı göze alandır.”"
saygı ve sevgi dileyerek…
Hüsamettin Küçük
12 Mart 2008
Ama iyi ikra Hüseyin beyciğim;”Önümüzdeki 50 Yılda Yaşam ve Bilim” kitabında bulunan hemen hemen her yazıda evrim kuramını tasdîk ettiği açık olan en az bir cümle var.Bu konudaki son iki gelişmeyi sizinle paylaşayım:1-İlk olarak Oktay Sinanoğlu’ndan okumuştum;İnsanla şempanzenin gen haritasının yüzde 99 aynı olduğu tesbit edilmiş.Neden böyle?
http://teknoloji.milliyet.com.tr/detay.asp?id=1430
Bilimde yanlışlanma ilkesinin varlığı,bir teorinin ne kadar uzun zaman ayakta kalsa da sonunda çöküp bambaşka bir teoriye yerini bırakacağı anlamına gelmez.Bilim, aritmetik (1,2,3,4,5,…) değil,geometrik (2,4,8,16,32,…) büyümektedir.Elbette teorilerin yanlışlanmaya açıklığı her zaman devam edecektir.Hiçbir teoriyi mutlak hakikat olarak görmemeliyiz.Ama artık,bir teorideki yanlışların ortaya çıkma süresi azalmaktadır.Bilgisayar bilimi daha da geliştiği zaman,şimdilerde aylar süren deneyler,birkaç saat veya birkaç dakikada yapılabilecek.Evrim,yeni çalışmalarla sürekli pekiştirilen bir teoridir.Vereceğim ikinci örnek çok yenidir ve iki Türk tarafından ortaya konulması bizim için gurur vericidir.Ben bu haberi Cumhuriyet’in Bilim-Teknik ekinden ayrıntılı olarak okudum:
http://www.tuba.gov.tr/habergoster.php?haber=bdhaber_23
http://www.cumhuriyet.com.tr/?em=cubilim/w/b01.html
Darwin’in düşüncelerinin terkedildiğini söyleyen bilimadamları,evrim teorisinin terkedildiğini söylemiyor.Mesela en ateşli evrim anlatıcılarından Richard Dawkins,”Darwin dirilse teorisini tanıyamaz” diyor.”Teori Darwin’den sonra çok değişikliğe uğradı” demek istiyorlar.
Evet,bazı bilimadamları yeni ufuklardan heyecanla bahsederler.Ama onlardan birine,NTV’nin kitabından örnek vereyim:”Gelecekte daha cömert materyalistler olmamız gerekecek” diyor o kitaptaki bilimadamlarından biri.”Materyalizmin çökeceğini düşünüyorum” demiyor.Bilimdeki yanlışlanma ilkesini ve bilimadamlarının yeni açılımlar karşısında duydukları heyecanı dîne yontmak,”İşte bilim kendi durumunu îtirâf ediyor.Bilim gidecek gidecek,değişecek değişecek,sonunda dînin söylediklerine varacak” demek,olaya amuda kalkarak bakmak gibi birşey oluyor,af buyrun.Tarih boyunca çok kez din bilime köstek olmuştur.Biliminsanları dînî gerekçelerle öldürülmüştür.Sözde “İlim Çin’de bile olsa gidin,alın” diye bir hadis rivayet edildiği halde,halife Ömer çok değerli eserlerin bulunduğu İskenderiye kütüphanesini “Bize Kur’an yeter” diyerek yaktırmıştır.Ortaçağ’da müslümanlar bilimin önderiydi ama,bu da İslam’ın özünden kaynaklanan bir atılım değildir.Antik Yunan eserleriyle karşılaşıp onları incelemeselerdi,Kur’an’dan,Hadis külliyatından hareketle öyle bir bilimsel atılımın olması mümkün müydü? Bilimin özündeki yönelimle dînin özündeki yönelim birbirinden uzaktır.Bugün de dünyanın hemen hemen her yerindeki akademilerde inançlı hocalar bulmak mümkün olabilir.Ama çoğunluğunun,bilim aşkıyla değil,kendi dîninden birinin de bilimadamı olabileceğini muhaliflerine göstermek,bilimsel bilgileri kendi dînine yontarak toplumsal mücadele vermek,mevkî edinerek kendi dîninden kişileri kayırmak vb amaçlarla o yola girdiğine yeterince alâmet vardır.Türkiye’deki müslüman akademisyenlerin çoğunun bilimsel yayın sayısı ve kalitesinin düşük olması buna başlıca örneklerdendir.Mesela şu anki YÖK başkanı için Celal Şengör,”Onu yanıma asistan olarak bile kabul etmem,çünkü yetersiz” diyor.
Bilimin herşeyi açıklayabileceğine ve teknolojinin herşeyi başarabileceğine inanmak da bir tür dînî tutuculuktur.Bilim ve teknolojinin nerelere ulaşabileceğini ancak zaman gösterir.Ama gerçek bilimadamlarının;bilimin geleceğiyle ilgili söyledikleri sözler,bilimin dînî düşünceleri tam olarak tasdîk edeceği biçiminde değil,gelecekte;insanlık tarihinde dînî ve mistik düşünce ve deneyimlere yol açan “psikolojik ihtiyaçlara” daha yumuşak ve cömert yaklaşılacağı biçiminde yorumlanmalıdır.Altını çiziyorum:Dînin kendisine değil,dîni yaratan psikolojik ihtiyaçlara karşı bir tavır yumuşaması sözkonusu.
Olayın bir başka boyutu da,Amerika’nın,dînî inançları yaygınlaştırarak,dolayısıyla bilimsel düşünen,herşeyi akılla sorgulayan kafaların çoğalmasını engelleyerek kitleleri daha kolay gütme,ekonomik sömürüyü din perdesiyle örtme stratejisini benimsemiş olması.Amerika’daki bazı bilimadamları da,bilimdeki sözettiğim yumuşamayı çarpıtıp,Amerika’nın sözettiğim stratejisine “görevli” olarak hizmet ediyorlar.
HÜSEYİN SUNGUR
13 Mart 2008
Hüsamettin BEY ; teşekkür ederek başlayayım.
hayatın maddenin içinde olduğunu ya da madde sayesinde somutlandığını,bunun de evrim yoluyla yürüdüğünü savlamak, BİR KEYFİYETTİR, doğruluk payı çok yüksektir… .Ben “”bu keyfiyette”" değilim.Ben,TAŞI daha da öteye atmaya gayret ediyor,meraklı samimileri o çok uzaklarda,AKLETMEYE KIŞKIRTMAK istiyorum…Zira DENGE halinde ileriye doğru gidemeyiz…MALUM…
Eminim HOIMAR von DITFURTH’u bilirsiniz,”"dinozorların sessiz gecesi” yazarı…Popülist bir üslupla yazılmasına rağmen,kışkırtıcıdır diyebilirim.
Bilmeyen ya da az bilenler için yazalım :
DITFURTH, ALMAN olup,nöro-şirurji(doğru yazdım mı MKD hocam) profu idi.Ne yazık ki 88de(!) vefat etmiş.Diyor ki,bana birisi,kariyerimin başında “”moleküler biyoloji” tahsil etmemin doğru olacağında,KEŞKE ISRAR etseydi.Mamafih ömrümün son 15yılını buna ayırdım,iyi de etmişim.Katıksız , muhkem bir materyalist…Sevinçle karşılıyorum.
Keşke hayatta olsaydı da,AĞORTAMINDA mutlaka bulur,yazışırdık,uzun uzun nasiplenirdik…
DITFURTH,bir yerde diyor ki ,1. ciltte …Aynen yazıyorum :
“”YAŞAMIN KAİNATTA,DOĞAÜSTÜ BİR GÜCÜN MÜDAHELESİ YA DA ETKİSİYLE MEYDANA GELMİŞ OLDUĞUNU SAVLAMAK “bilimdışıdır”"..Bir kere bu ifade,kendi içinde “”tez-antitez”" karşıtı.
Ardından da ekliyor ve kanımca çok daha büyük bir açmazı getiriyor:
” o halde yaşamın nasıl başladığını anlamak için diyebiliriz ki,işte öyle birdenbire küt dedi ve başladı”" DİYOR …
Sevgili DITFURTH,ölünün arkasından konuşulmaz ama,bizi mecbur ediyorsun.Peki karşısında durduğun bilimdışılıkla senin “”bilimselliğinin”" arasında nitelik olarak ne fark kaldı aziz üstadım!
Biz(ben) savlıyoruz ki,kainatın başladığı/başlatıldığı anda,adını anımsayamadığım ing. materyalist astro-biyologun ifadesiyel aktaralım,bu öyle bir kozmik çorba ki,inceden inceye hesap edilmiş,0.00000bilmem kaç derece üst ısıda olsa,cehennem ateşi,altısıda olsa,bu kez de buz cehennemi olacaktı.
Bizatihi maddenini,kendi kendine otonom olarak,böyle bir marifet sergileyebilmesi, cık cık gözüküyor diyor.
Bizzat DITFURTH ‘un kendisi,t=0 dan önce “”ne vardı” bilader diye sorarsanız,ben size zamansızlık vardı derim ama bu “”zamansızlık ya da mekansızlık”" nedir,neye benzer,mala neyim zararı ziyanı var mıdır derseniz,bilemem diye de devam eder.
O zaman benim de şu soruyu gündeme almam iktiza eder : bilmediğinle ilgili olarak,varolanlardan hareketle,mantıksal akıl yürütebilmek olasıdır.Ancak,ortalıkda,akıl eskittiğimiz VAKA ile ilgili olarak, EMSAL olmadığına göre,neye ve nasıl dayanarak,emsal varmış gibi akıl yürüteceğiz HOCAM diye sorarım.beni aydınlatmak,görevindir o halde.
BİZLER, t=1 den sonrasından sorumluyuz ya da WEINBERG’ün ifadesiyel,İLK ÜÇ DAKİKA…Kaldı ki ondan da emin değiliz,zira kimsenin “”kronometre”" falan tutabildiği de yok…
Birkaç yıl önce,gazetede, WASHINGTON üni. deneysel astro-fizik kürsüsünün,uzun aramalardan sonra, BÜYÜK PATLAMA sesini,b.sayar ortamında ürettiğini ve linkini de vererek,temas edebileceğimizi okudum.
İlkin çubuğun başına geçtim. SESİ DİNLEDİM KAYDETTİM….
Mübalağasız söyleyeyim, KENDİMDEN GEÇTİM.
Ardından üni. sitesine girdim,orası burası derken,KÜRSÜ BAŞKANINI bıldum,resmini gördüm,masasının üstündeki b.sayardaki e adresini aldım VE YAZDIM…Allah var,yanıtlamaz diye varsaydım.
Mahcup oldum.Ustadan bakınız nasıl cevap geldi,arşivimdedir.
“”sevgili Hüseyin ; alakana ben ve arkadaşlarım,çok teşekkür ederiz.herhangi bir sorun olduğunda mutlaka bize yaz.Aklımız yettiğince cevap veririz.Gelelim b.patlama sesine :
elbette O ANDA,etrafda bir kayıt cihazı yoktu!Biz,biriktirilmiş radyo sinyalleri,HUBBLE sinyalleri,biraz da hayalgücümüzle, OLSA OLSA böyle bir ses olmalıdır diye düşündük.O kadar aciziz ki kozmozun önünde!”"
Sohbetimizi çok değerli buluyorum,akademi dışından da olsa,bu ülkede,özgürce bilim üstüne ,LEYLAYA GİTMEK YERİNE,düşünen ve yiğitçe ifade edenlerle birarada olduğum için,kendimi ayrıcalıklı hissediyorum.
Şahsınızda hepinize çok teşekkür ediyorum.
VAROLUN EMİ..
TARSUSLU hüseyin sungur
HÜSEYİN SUNGUR
13 Mart 2008
Hüsamettin BEY,ilgilenen arkadaşlar ;
Üst yazıda sözünü ettiğim WASHINGTON ÜNİ. DENEYSAL ASTRO FİZİK KÜRSÜ BAŞKANI , PRF JOHN CRAMER’in KİŞİSEL E ADRESİ AŞAĞIDADIR.
YAZABİLİRSİNİZ…
cramer@phys.washington.edu
hüseyin sungur
pcmemo
6 Nisan 2008
Neslihan hn. çaba ve heyecanınızı anlıyorum. Ama bu heyecanınız size Şeytan’ın dahi “Sirati mustakiym” üzere olduğunu unutturmuş bir an bile olsa. Yani demem o ki; deccal’ı kör közü ile beklemek yerine, istidadı gereği işlevsel olarak ona, daha açıkçası fikirlerine hizmet eden fikirlerin şu anda da olduğunu fark etmek gerekir. Mesajlarınızdan bu yazdıklarımı anlayabileceğiniz fikrini çıkarıp esirgemeden yazıyorum.
Haddim olmamakla birlikte Sn. MKD’ye mesaj yolayan meslektaşının;
[ Ben onu, “ben ilâhî sırları okuyup anlama yeteneğinden yoksunum” mânâsında söylemiş diye düşünüyorum. Kendisine “OKU!” denildiğinde “ben ümmîyim” demiş. Yâni “ben senin okumamı istediğin mesajı okuma bilgisinden mahrumum” demek istemiş diye düşünüyorum. Ümmî kelimesini literal değil, metafor (mecaz) olarak anlıyorum. ] sözüne sonuna kadar katılıyorum.
Her birimin farklı derecelerde algılayabildiği bir mana boyutu vardır. Sınırsız kabul ettiğimiz evreni sadece algılayabildiklerimizden ibaret saymak, büyük hata olur. Bu sebepledir ki farklı boyutları fark edip bizi uyarmış kişileri, küçümsemek veya anlayamadığımız için kaile almamak, her birimin sonucuna kendi katlanacağı bir yanlış eylemden başka bişey değildir.
Birini veya birilerini eleştirirken veya fikirlerini beğenmezken, o kişiye ait fikirleri çürütecek ve o çürük fikirlerden doğan boşluğu dolduracak akla yatkın (akla yatması da gerçek olduğu anlamına gelmez, ama yinede çoğunluktan kabul görür) fikirlere sahip olmalısınız.
Beyin, yukarıda bahsettiğim mana alemi (söz geçen mana alemine farkında olma yetisi ile fakat farkında olmadan doğduğumuz için madde aleminden ayrı tutup mana alemi diye isimlendiriyoruz. Yani, aslında madde ve mana alemi diye ayrı boyutlar olmamakla birlikte bakan göze -idrak kapasitesine- göre değişen bir durum) ile madde alemi arasında bir tür çevirici (Convertor- Adapter) görevi gören bir biocihazdır.
Mana alemininin farkındalığının artması, beynin algı kapasitesini açılması ile ilgilidir. Bu yüzden, zeki insan ve IQ gibi değerlerle olaya bakarsanız kendi önünüzü kesersiniz. Beynin algı kapasitesinin açılması için yapılması gerekenleri açıklayan bilimsel veriler ile tasavvufi bilgiler birbirini destekler, ama anlamak için bir tasavufi veri tabanı gereklidir. Felsefi bakışla malesef olmaz. Aksi takdirde, bu algısı açık insanların yüzyıllar önce insanın evrimini, astroloji ilmini vs.leri anlatan ciltlerle eser yazmasını bize biri açıklamalı.
Muhyiddîn İbn-i Arabî, 72 senelik ömrüne 500′e yakın eser yazmış olup, bunun 300′e yakını günümüze kadar matbuu şekilde okunabilecek şekilde insanlığının önüne konmuşken, 72 senede bunun nasıl yapılabildiğinin, herkesten 3 kat hızlı okuyup yazabilmenin bile buna yetip yetmeyeceğinin hesabını yapın, sonra Allah Rasülü Hz.Muhammed kendi yazabiliyor muydu, katiplere mi yazdırdı tartışmasına girin, bence.
Hz. Muhammed ile aynı dine mensup olduğumuzu düşünürken tartıştığımız konulara bakın, sonra da “What The Bleep-Down The Rabbit Hole” isimli filmi seyredin. Kesitsel, yani bir sınırı olan duyularımızla algılayamadığımız bir boyutta birbirimize bağlıyız diyor, sonra cümleyi toparlayıp TEK’iz diyor.
Daha yazacak çok şey var…
Saygılarımla
Mehmet Özdemir
hüseyin sungur
6 Nisan 2008
Sevgili MEHMET ÖZDEMİR merhaba ;
Büyük bir ilgi ile yazdıklarınızı okudum ve gerçekten çok sevindim.KD ileti öbeğinin bazı sütunlarında,KEREM HOCA’nın sayısız ikazlarına rağmen,hiç de hoş olmayan seviye ve üslupda tartışmalar yapılırken,burada sessizce,adeta ipek böceği gibi tartışılması beni çok gönendiriyor.
Size,önemli bir derecede derinliğinizin varlığını seziyorum,bir konuda,fikrinizi açmanızı rica edeceğim,Hatta gerekirse,nasıl yapabileceğim bilmiyorum ama,şayet burada yazılmasını istemezseniz,kişisel adresimi iletmek isterim.
Önce sorumu sorayım izninizle ;
Efendimize, VAHY en geniş anlamda nasıl nazil olmuştur?
baki selam ve sevgi ile
pcmemo
7 Nisan 2008
Saygı ve Selam bizden Hüseyin SUNGUR Bey;
Teveccühte bulunmuşsunuz. Derinliğimizin yada sığlığımızın dereceğini bilecek kadar bile ilmimiz malesef yok. TAkdir Allah’ın. Biz O’nun ilmini bize yansıtanlardan algılayabildiğimiz kadarı ile hazmetmeye çalışır, farkettirildiğimize de, ettirilmediğimize de şükretmeye çalışırız. FAkat şükründen aciziz.
Sorunuza gelince umarım beni sınamak için değildir. Zira, bana fark ettirildiği kadarını yine herkesle paylaşmaya hazırım.
Vahiy denen mekanizma sistemden birimlere her an akan bir yayındır. Bir benzetme yapmak gerekirse TV vericilerininden yapılann yayını ele alırsak, anteni büyük olan gelişmiş olan, TV sinyallerini en yoğun hali ile alır ve işini güzel yapar, en net görüntüyü verir.
“Biz arıya da vahyettik” ayetinden bunu anlayabilirsiniz. Burdan arıya vahyettik diğer hayvanlara etmedik anlamı çıkmamalı.
Burdan da şuraya varıyoruz ki, Allah Rasulü görev saati gelipte HIRA dağına çağrıldığında, orada kendisine “OKU” dendiğinde Sn. MKD’nin meslektaşı Gökhan SAYRAM’ın da belirttiği gibi “ben ilâhî sırları okuyup anlama yeteneğinden yoksunum” anlamında “Ben ümmiyim” yani okuyabilenlerden değilim demişti.
Ondan sonra kendisinden SIKMA diye tabir ettiğimiz, yoğun bir yükleme safhasına girilmiş bu işlemin sonuncunda Biyolojik bedeni zorlanmıştır. Evine dönüp üşüme hissinden dolayı örtünmesi biyolojik bir tepki sürecidir kanaatimce.
Bu olay sonucunda sistemi okuma yetisi kazanılmış ve 23 yıl boyunca inzal olunduğu söylenen Kur’an-ı Kerim ayetleri (23 yıl olayı da ayrı bir konudur ayrı tartışılır.) olaylara yeri ve zamanına göre (gerektiğinde) özüne dönüp ilgili evrensel gerçeği bulup özünden zahire çıkarması ve bildirmesi sureti ile gerçekleşmiştir.
İşin ehli için bu olay akışında herşey normal görünse bile, çok bilen, ama aslında bilmediğinin bile bilincinde olmayanlar, Kur’an-ı Kerim’i Hz. Muhammed yazdı gibi bir sonuç çıkarabilir. Ama heva’sından hareket sergilemeyen bir birimin hadisleri bile (bana göre) ayet hükmündedir.
Vahiy mekanizmasını bana göre şöyle algılamak mümkün. Vahiy, nebi veya rasüllük görevi verilmiş birimlerin eksiksiz farkındalığı. Rüya, Salih kulların uykuda Rüya hükmünde farkettirildikleri. Ve son ve en alt aşama da ilham var. Bunlar işleyen bu sistemin farklı algılanılırlık dereceleri.
Aciz aklım bu kadar izah edebiliyor. Bunu yazarken bile bana göre doğru zanettiklerimin hatalarla dolu olmasından korkarım. Bir fikir verebilirse ne âlâ, siz nasılsa doğruları bir yerlerden araştırır, bulursunuz.
Saygılarımla.
Mehmet Özdemir
hüseyin sungur
9 Nisan 2008
Merhaba MEHMET ÖZDEMİR ;”"sınamak”" haddimiz değildir ve geri dururuz.Ne yaparız ne de yapılmasına müsaade ederiz.EYVALLAH.
Şimdi tekraren MERHABA ;gerçekten gönlü ve aklı ufku tarayıp,zorlayanlarla muhabbet,adeta ibadet gibi geliyor bana.Sağolasınız.52yaşımdayım,Marmara üni. işletme mezunuyum,dedemin babasından kalan tarla tapanın,şimdilik emanetini yapmaktayız.İsrafil surunu canımıza üflediğinde,O da emaneti tesellüm ettiğinde,inşallah eşime ve kızıma devredeceğim tarla tapanı.Ancak o vakte kadar,ilme,bilime,öğrenmeye,sormaya devam.
Cemil meriç’e bu bakımdan tutkunum.Birkez beraber olmak erincini,keyfini yaşamıştım İST N.TAŞI AKADEMİ K.EVİNDE…Oranın az ötesi de ORHAN PAMUK’un dedesinden kalma “”pamuk apt.”dır!!!
Geçelim,dilimiz tatlansın istedim.
Burada ,hissedilmektedir ki,sizinle çok zevkli,bir o kadar da yüksek sorumluluk isteyen,İSLAM düşünürlerinin 1400yıldır cengettikleri bir alana inme aşamasındayız.
Gayret bizden,tevfik Hakk’dandır.
Nutkeden HAKK’ın dilidir
Dilde tercüman menem!
Ancak, hala düşünüyorum,açıkcası çekiniyorum da , birilerinin “”bu ileti öbeğinin malum sütunuda olduğu gibi,buralara da musallat olup,ağzımızın tadını kaçıracağı endişesini duyuyorum…
Mamafih,siz bir “”www.mersinistikbal.net”" tarafına doğru bir gidin,etrafınızı kolaçan ederken,doğru adresi görüp,gereken iletişimi hemen kurabilirsiniz…
sevgi ve muhabbetle
Hüsamettin Küçük
10 Nisan 2008
Sevgili Mehmet Bey,
Sizi burada görmek ne güzel.”pcmemo buradaki tartışmalara neden katılmıyor?” diye bazen aklıma geliyordu.Terbiyeli ve mütevazı iletilerinizi okumak insana zevk veriyor.
Yalnız bir ifadenize üzüldüm;Beni niye “Deccâl’in adamı” diye niteliyorsunuz? Akıl yoluyla doğruları araştırmak,bu yolda (samîmî yazmış olması şartıyla) her düşünceden insanın yazısını okuyup değerlendirmek,niye Deccâl’lik veya onun adamlığı oluyor? “Akletsenize!” deyip duran Allah’ın kendisi.Aklediyoruz,buralara geliyoruz.Ben size “Yanıldığımı ispat ederseniz,kabûl etmeye hazırım” diyorum.Deccâl böyle söyler mi?
İkinci bir nokta;takdîre şâyân olarak mütevâzı biri olduğunuz hâlde,böyle derin konularda “bana göre” diyerek yazmanız.Siz İslâm âlimi misiniz? Bu konularda nasıl “size göre” olabilir? Benim bildiğim;îmânını korumak isteyen müslümanın yapması gereken,böyle önemli konularda,kendi şahsî düşüncesini karıştırmadan,büyük İslâm âlimlerinin görüşlerini nakletmektir.
Değerli cevabınızı bekliyorum.Saygılarımla.
hüseyin sungur
10 Nisan 2008
Sevgili Hüsamettin merhaba ;
Yahu,hiç birimiz alim değiliz,ama muhtemelen ortak paydamız “”aramak”" ve dolayısıyla “”bana göre”" demekten öte bir tutumumuz olabilir mi!Sanmıyorum.Şimdi ben tutup,”"bana göre kainatta yalnız değiliz”" desem, nasıl karşılanır!Hüküm vermek midir bu!Elbette HAK TEALANIN “”akletmek”" önermesi son derece mühimdir.
Habire alimlerin görüşlerini “”nakletmek”" nereye kadar sürecek?Kaldı ki ne ben,ne sen ne de MEHMET ÖZDEMİR,herhangi birbilimsel iddia ile yola çıkanlardan değiliz,zira bilim adamı değiliz,sevdalısıyız yalnızca.
Tabii ki ne senin ne de Mehmet Bey’in eğitim//öğretim geçmişinizi bilmiyorum,yalnızca karşılıklı yazdıklarımızdan,akli çıkarım yapıyoruz.
Ben,1981,marmara üni. işletme y.lisans mezunuyum.Tarsus amerikan koleji ve İst. Kabataş Erkek lisesinde okudum.1978den 1981 sonbaharına kadar,İstanbul’da aynı mahallede oturduğum şair-felsfeci HİLMİ YAVUZ hocanın,danışmanlık yaptığı y.evine,adeta hergün gidip,((yazları 2şer ay hariç))odasını sildim,süpürdüm,çayını demleyip,boşları yıkadım,çant