KARA ve HAVA HAREKÂTI

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 431 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.

Epey mesaj aldım Güneydoğu’daki operasyon hakkında yazmam için. Günlerdir bulmacayı çözmeye gayret etmekteyim. Yavaş yavaş oturuyor zihnimde. Zâten “mastır plân” belliydi de, şimdiki satranç hamleleri neden ve niye?Almadan vermek Allah’a mahsus malûm; hele ABG zâten Allah’ı tanımazken, neden…

Önce birkaç iktibasta bulunayım.

***

Hikmet BİLA (Cumhuriyet) Harekâtın İki Gerçeği

Sınır ötesi harekâtla ilgili çok şey söyleniyor; çok yorum yapılıyor. Konuşanlar arasında konuyu bilen uzman kişiler de var, her şeyi bilen, aslında hiçbir şey bilmeyen “çokbilmişler” de…

Benim bildiğim (ve hava harekâtı başladığından beri ısrarla savunduğum) şudur: Amerika destekli Kuzey Irak (Irak’ın kuzeyi. E-D) yönetiminin, Türkiye’nin Güneydoğusu’nu da kapsayan emellerini unutturacak, bu yöndeki siyasal (ve silâhlı) irâdelerini kıracak stratejik-siyasal sonuç alınmadıkça, her harekât sınırlı (ve geçici sonuçlu) olmak zorundadır.

Bush’un, Talabani’nin ve Barzani’nin harekâtın yapılacağı konusunda siyasiler tarafından haberdar edilmesi de, böyle bir stratejik-siyasal hedefin güdülmediğini gösteriyor.

***

Sıcak bir şekilde gelişmekte olan sınır ötesi bir harekât için fazla konuşmak, yorum yapmak gerçekçi değildir. Ama görünen gerçeklerin altını çizmemek de doğru değildir.

Bugün için iki gerçek ortada duruyor.

Birinci gerçek: Türk ordusunun gücünü, yeteneğini, kararlılığını biz de biliyorduk, bütün dünya da biliyordu. Ama bu kadar olduğunu ne biz biliyorduk ne de dünya biliyordu. Hava kuvvetleriyle, kara kuvvetleriyle… Gece ya da gündüz, dondurucu soğukta, kuş uçmaz-kervan geçmez dağlarda fırtına gibi esip, silindir gibi ezip geçen bir askere hayranlık duymamak mümkün mü? Harekâtla ilgili kesin olan bir şey varsa, işte budur.

Beklenen bir kara harekâtı için neler söyleniyordu:
“Olsa olsa baharda olur”.
“Çok kayıp verilir”.
“Dağlarda iki metre kar var. Kar erimeden harekât olmaz”.

Demek ki, oluyormuş.
O dağlarda, sıfırın altında, sırtında kırk kilo ağırlıkla asker fotoğraflarını görenler, herhâlde bugüne kadar bildiklerini çöpe atmaları gerektiğini anlamışlardır.

***

İkinci gerçek: Telefondaki okur feryat ediyordu:

Ertuğrul Özkök’ün yazısını okudunuz mu”?
“Evet, okudum, doğru yazmış. Ben de aynı görüşteyim. Tartışmalı bir konunun bütün dikkatler ordunun sınır ötesi harekâtına çevrilmişken, karambola getirilmesini ben de içime sindiremiyorum”. (Özkök dünkü yazısında, harekât günü türbanın onaylanmasını içine sindiremediğini söylüyor ve “Bugün yangından mal kaçırma günü değildi, cambaza bak deme günü hiç değildi” diyordu).

Okurun sesi ağlamaklı oldu: “Tam da böyle bir günde… Mehmetçik oralarda canını verirken… Milletin aklı fikri Mehmetçikteyken”…

Yatıştırmaya çalıştım: “Herkesin aklı fikri şimdi oralarda çarpışan Mehmetçik’te. Millet onların görevlerini başarıyla tamamlayıp sağ sâlim dönmelerini diliyor”.’

İşe yaramadı. Sesi düştü.

“Kuzey Irak’ta (Irak’ın kuzeyinde! E-D) Türk Askeri’nin başına Amerikalılar çuval geçirmişti, değil mi”?
“Evet”.
Şimdi de türban geçirdiler işte”.
…………..

***

Bahadır Selim Dilek (Cumhuriyet) BARZANİ CİHAT İSTEDİ

Türkiye’nin kara operasyonunu engelleyemeyen bölgesel Kürt yönetimi lideri Mesud Barzani, umudunu Kürt ulemâsına bağladı. Barzani’nin Kürdistan Ulemâ Başkanı Mele Ahmed Şirnaki’ye, “Türk Ordusu’na karşı cihat ilân edin” talimatı verdiği ortaya çıktı. Güneş Operasyonu’nun ilk gününde Kürt imamlar bütün câmilerde verdikleri cuma hutbesinde Türkiye’ye karşı cihat çağrısı yaptılar.

Edinilen bilgilere göre Barzani’nin talimatı üzerine bölgesel Kürt yönetiminin önde gelen imamları “âcil bir toplantı” yaptılar ve Türkiye’ye karşı Şirnaki’nin bir fetva vermesi üzerinde mutabakata vardılar. Şirnaki de önceki gün “Türk ordusu işgâlci. Kürtler’e inkârcı yaklaşan bir devleti kabûl etmeyeceğiz. Bütün Kürtler işgâle karşı savaşmalı” fetvası verdi. Şirnaki’nin fetvasında “Türkiye’nin Kürtler’e zulüm yaptığı” ileri sürülerek, “Kürtler’in birliğe ve ulusal bütünlüğe sarılarak bu sürecin üstesinden gelmesi” istendi. Barzani’nin yaptığı açıklamalara benzer şekilde Şirnaki de fetvasında, Türk Ordusu Kürdistan’ı işgâl ederse her türlü meşru savunma ve müdafaa haklarını kullanacaklarını, bunun için her yolu denemenin kendileri için kutsal bir hak olacağını savundu. Şirnaki fetvasında şu görüşleri ileri sürdü: “Zâten Türk Devleti Kürdistan’ı yıllardan beri işgâl etmiştir. Biz Kürtler’e karşı en ufak bir kardeşlik gösterisi ve esprisinde bile bulunmamıştır. Biz Türk Devleti’ni ve hükûmetini bu hâliyle nasıl kabûl edebiliriz”? dedi.

Bu fetva üzerine de bölgesel Kürt yönetimi içindeki bütün câmilerde önceki gün cuma hutbelerinde Türkiye hedef alındı. Hutbelerde Türk ordusuna karşı cihadın nasıl ve neden yapılması gerektiği anlatıldı.

***

Denktaş, Erdoğan ve Talat’a yüklendi, “Dut mu yediniz”! (Yeniçağ)

Kosova’yı örnek gösteren Efsanevî Lider, “Bağımsızlık istemenin tam zamanıdır. Niye susuyorsunuz” dedi.

KKTC’den veya Türkiye’den “bağımsızlığın tanınmasını istiyorum” diye talep gelmemesine şaşıran Rauf Denktaş, “kazan-kazan”cılara niye sustuklarını sordu. Kosova’nın “bağımsızlığı masaya yatırmam” diyerek kazandığını vurgulayan Denktaş, “pazarlık zamanı tam şimdidir” diye konuştu.

KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, uluslararası konjonktürün KKTC’nin tanınması talebi için çok uygun olduğunu belirterek, “tanınma istemenin tam zamanı” diye konuştu. Girne Yılanadası’ndaki konutunda açıklamalarda bulunan Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “bağımsızlık talepleri olmadığını” dile getirmesini eleştirerek, Kosova’nın bağımsızlığının ilÂnının ardından şartların uygun bir zemin olduğuna dikkat çekti. Kosova’nın, “her şeyi konuşurum, bağımsızlığı masaya yatırmam” şeklinde direterek bağımsızlığını kazandığını ifâde eden Denktaş, ABD’nin Kosova’ya ihtiyacı olduğunu ve NATO’yu da bu yüzden harekete geçirdiğini, şimdi Kosova’da ABD’nin zemin elde ettiğini söyledi.

Denktaş şöyle devam etti: “ Bizi niçin tanımıyorlar? Çünkü Rumlar üzerinden bir zemin elde etmek, hem Hristiyanlık siyasetlerine uyuyor, hem hakikaten Türkiye’den, Türkiye’nin güçlenmesinden, Kıbrıs’ta zemin elde etmesinden korkuyorlar. KKTC’den veya Türkiye’den ‘bağımsızlığın tanınmasını istiyorum’ diye bir ses çıkmıyor. Sen ne zaman isteyeceksin. Pazarlık zamanı tam şimdidir, konjonktür de müsâittir, istemeden tanınma olur mu”?

Denktaş, federasyonların yalnızca halk veya toplumlar arasında değil, devletler arasında da kurulabileceğini belirterek, “Çek ve Slovak modeli, bizim için en güzel modeldir” dedi. Denktaş, “Bir arada yaşamayı denedik, 3 yıl yürütebildik, kan dökerek ayrıldık.” diye konuştu. Denktaş, Rum seçimlerinde adayların oy almak için “KKTC tanınmaya gidiyor” propagandası yaptığına işâret ederek, Putin’in de Kosova’nın bağımsızlığına ilişkin Avrupa’yı, KKTC konusunda ikiyüzlü davranmakla suçlayan açıklamalarının Rumlar’ı korkuttuğunu belirtti.

Denktaş, tüm ömrünü Kıbrıs konusunda çalışmaya adadığını belirterek, “25 yaşıma geri dönsem ve aynı olaylar varsa aynı çizgide giderdim, beni olaylar bu yola soktu” dedi… KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın Kıbrıs Türk basınında yer alan “Kırmızı çizgiler pembeye dönüşebilir, iki taraf anlaşmazsa daha kötüye gidebilir, ama bu KKTC’nin tanınması demek değildir” şeklindeki açıklamalarını eleştiren Denktaş, “Bütün bunlar ne demektir; tanınma istemeyeceğim demektir. Sen bunu masaya oturmadan bütün dünyaya duyurursan kim olarak, ne olarak oturuyorsun? Bunu yapmaya hakkın yok ki senin. Sen devleti yaşatacaksın, yücelteceksin diye ant içerek Cumhurbaşkanı olmuş kişisin, bu kadar mülâyimleşmenin böyle bir safhada hiçbir anlamı yoktur.” Dedi ve şunlara vurgu yaptı: “ Sen üst çizgiyi tutacaksın ki, pazarlığa indiğinde seni kurtaracak. Bilmiyorum, akıllı adamdır, Rumlar anlaşma istemez, bize hak vermez”.

***

Anlatabildim mi neden sevinemediğimi Kosova’ya? Neden senelerdir Türk-İslâm Sentezi ucûbesine muhalif olduğumu; bakın Kürt-İslâm Sentezi’ne; reklâmdaki gibi, “yerseniz”? Kosova iki milyon kişilik bir şehir aslında; İstanbul’un yedide biri yâni! İlk bağımsızlık ilânı esnâsında henüz bayrakları bile hazır değildi ve ABG Bayraklarını sallayıp, Abraham Sweetvoice’i dinleyerek dans eden hipnotize edilmiş bir halk seyrettik.

İki hususiyetleri var İstanbul’a benzeyen/benzemeyen: Çok zengin ama bâkir tabiî kaynakları var (bizim bir de Merkez Bankamız İstanbul’a taşınıyor) ve ABG’nin kucağına oturmuşlar (biz?). Avrupa’nın ortasındaki gönüllü ABG üssü oldular. ABG artık sâdece ülkeleri değil, stratejik şehirleri veya bölgeleri de bölüyor. Hani bizim Güneydoğu’ya benzemiyor mu fenâ hâlde?

Başa dönerek bitiriyorum: Almadan vermek Allah’a mahsus malûm; hele ABG zâten Allah’ı tanımazken, neden? Cevabı AKP + MHP + DTP ortak hareketlerinde bulacaksınız. Ha, Atatürk’ün Ordusu bunların farkında değil mi? Bence hükûmeti de bypass eden birtakım anlaşmaklar yapıldı. İyi de, ne verildi?

Ay, aman, unutuyordum, bu arada TEKEL de ABG’ye satıldı…

Sert bir satranç bu, ürkütücü… Bu arada bir mizah numûnesi yakaladım: Din sömürgeciliği sebebiyle ordudan atılmış olup, bilimselliği hiçbir şekilde ispatlanmamış yöntemlerle fakir halkın din duygularını sömüren bir şarlatan isim vermeden “Türkiye şizofren oldu” fikrimi eleştirmiş ve eklemiş: “Demek ki teşhis yanlış, tedavi yanlış. Birçok şizofreni türünde elektroşok tedavisi artık çağdışıdır. Geçersiz bir tedavi yöntemini ilâçla düzelebilecek bir hastaya uygulamak hatadır. Hastalığı kronikleştirme riski vardır”.

Bu son cümle bilimsel olarak tamamen palavra! Varın yazının kalanını tasavvur edin.

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstanbul – 24 Şubat 2008 Pazar

5 Yorum »

  1. AKIIN OK

    25 Şubat 2008

    TÜRKİYE’NİN ÖZ GÜVENİNE KİM KURŞUN SIKIYOR?
    Memleketin içine düşürüldüğü kumpas
    Sonunda gelişen tarihsel hesaplaşmalarla
    Her gün ,gün be gün ortaya çıkıyor
    Sizin analizleriniz de o ışığın yayılmasından yana
    Yalnız çok hızlı bir tüketim modeli kuşatmasıyla
    Ülkenin omurgası üretim kapılarını açmadan,yaratmadan
    Yaratılan toplumsal yaşam standartında
    Korkunç bir bireyci ve bencilliğin sarhoşluğuyla
    Yıkılan aile modeli
    Gençliğin özğürlük sloganlarıyla uyuşturucu ve gasp çetelerine akması
    Yakın zamanın derin işsizlik sancılarıyla
    Sokaklarımızda,kamusk alanlarımızda
    Binlerce kaygıyla ve şiddet duygularıyla dolaşan insanlarımızın
    Geçirdiği şok ve çözümsüzlük
    Gelip siyasilerin geri çözümlerinde toslayıp kaldı
    Kendisine karşı sorumsuzlukla yetişen temsilcilerin
    Sadece son model araç,koruma,telefon ,yat, kat ayyukalığı
    Kaybedilen insanlarımızı geri getirmiyor
    Cennet’in gölgesinde cehennem ateşiyle yakılan coğrafyamız
    Osmanlıdan ,Cumhuriyet kazanımlarına uzanan köprüsünde
    Dost bildiklerinden yediği kazıklarla bugüne gelmedi mi?
    Sizde ülkemiz insanının antropolojik kimliği ışığında
    Genetik şifremizi biliyor ve izliyorsunuz halen
    Peki; bu genç kanlarla oynayan ve içerden vuran ellere
    Mutlaka bir çözüm vardır diye düşünüyorum
    Biz ,Anadolu uyğarlığının çocukları olarak
    Sevgimizi gösterirken daha ne yapalım ?
    Ozanlarımızın türkülerinde sınıfta mı kaldık ne dersiniz?
    Yeni yüzyılın aydınlığıyla…

    Mu kıtası-İstanbul

  2. AKIIN OK

    25 Şubat 2008

    Yukarıda ismimde iki ” I ” harfi kullanılmış düzeltilmesi dileğiyle…

  3. Prof. Dr. Neriman Özhatay

    25 Şubat 2008

    Cumhurbaşkanının türban ile ilgili anayasa değişikliğini böyle hassas bir anda onaylamasını hiç yadırgamadım. Bugüne kadarki politikalarını izleyerek öğrendiğimiz hükümetin icraatı ve onun devamı olan Çankayanın bu harekât günü türbanın onaylayacağını tahmin ediyorduk, içimize biz sindiremiyoruz ancak onlar sindiriyor.
    Tabii ki çok tepkiliyiz, yazınız için bu konuya verdiğiniz önem için teşekkürler

  4. Kamil Ertekin

    25 Şubat 2008

    Sayın Doksat 22 Temmuz’dan sonra yaşananları hatırlayalım isterseniz.Ağustos 2007 den itibaren dozajı giderek aşan bir şekilde Güneydoğu Anadolu ağırlıklı olmak üzere sınırlarımız içinde sistematik bir şekilde yapılan terör eylemleri , askerlerimize ve koruculara yönelik saldırılar , Ekim ayında doruğa çıkan eylemler ve son olarak Dağlıca baskını.İnsanlarımız infial içinde , şehit cenazelerinde PKK ve teröristlerin yanında ABD ve hükümet de eleştiriden nasibini alıyor.Asker yerinde duramıyor.T.Erdoğan ise itidal telkin ediyor ve 5 Kasım’da Bush ile yapılacak görüşmeye kadar hükümet tarafında hiç bir tepki verilmiyor. 5 Kasım 2007 tarihi adeta Türk-ABD ilişkilerinde yeni bir milat oluyor ve ABD , PKK’yı tekrar terör örgütü olarak ilan ediyor.AB’de hemen paralel açıklamalar yapıyor.
    Soru 1:
    Peki ne oluyor da 5 Kasım’a kadar zımni olarak PKK’yı veya Barzani’yi destekleyen ABD-AB sözcüleri 180 derece dönüş yapıyorlar?
    Soru 2 :
    Asker sınır ötesi operasyon için neden 21 Şubat 2008′e kadar bekliyor ?
    Soru 3 :
    Tam bu sırada 25 yıllık sorun türban neden ön plana çıkıyor?
    Soru 4 :
    TSK neden kara harekatı için en kötü tarih olan 21 Şubat’ı seçiyor ?

    14 Nisan sürecinde Gn.Krm.Bşk.’ı ile Başbakan arasında Dolmabahçe Sarayında yapılan toplantıda nelerin konuşulduğu ve hangi kararların alındığı kadar önemli değilmi bu sorular ?

    Sevgi ve saygılarımla , esen kalın.

  5. AKIN OK

    27 Şubat 2008

    AMERİKA UNUTULUR MU?

    Dünyanın penceresinden insanlığa bakarken
    Yüreğimde duran acıların bahçesinde
    Amerika’nın Irak ‘ı işğali ile bir bam teli koptu
    O bombalar , o göz yaşları, o insanlığın çığlığı
    Yeni fotoğtaflarıyla karşımda ışığını arıyordu
    Sömürgeci Amerikanın karanlık gölgesine karşı
    Anadolu uyğarlığının sevdasını
    Direncini katmak için
    Yeniden yollara düştüm
    Sanat yaratıcılarımızın selamı ile
    Özgürlüğün elleri olma coşkusu iel
    Yarının hamurundan sizlere ekmek dağıtılıyor
    Ortadoğunun sofrası yağmalanırken
    Şimdi sıra sizde…

    Not: Irak işğalinin 6′ıncı yılında yüzbinlerce insan kıyıma uğradı
    demokrasi ve özğürlük adına ama Irak halen direniyor..
    Amerika neresi Irak neresi?

    www.birakinoksevdasi.net

  6. Yorumunuz mu var?