İKİ TIBBİYELİ GURU; DAHA NELER GÖRECEĞİZ BAKALIM!
Bu yazi toplam 1686 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.
Bu yazıyı kıraat etmeden önce, bir zahmet aşağıdakilere bir göz atınız:
http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/kazip-bilimler/ http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/alternatif-tib-mi-tibbi-alternatif-mi/ http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/ulema-ne-zaman-buyurmamali/ http://www.keremdoksat.com/2007/09/04/osman-muftuoglu-yemini-etmeliyiz-hepimiz/
***
Dün Hürriyet Gazetesi’ndeki mümtaz köşesinde neyin profesörü olduğunu hâlâ anlayamadığım Osman Müftüoğlu Beyefendi şöyle buyurdu (düzelterek özetliyorum ve aralara MKD diye yorumlarımı katıyorum):
Modern tıbbın son yıllarda elde ettiği müthiş başarıların farkında mısınız? Yaşam kalitenizin yükselip ortalama yaşam süresinin uzamasında modern tıbbın bulduğu çözümlerin büyük etkisi olduğunu biliyor musunuz? Tıp, son yüzyılda çok büyük adımlar attı. Antibiyotikleri, kemoterapi ilâçlarını, antihipertansifleri, ensülini ve daha pek çok ilâcı keşfederek (MKD: bunların hemen tamamı “keşfedilmedi”, “icat” edildi. Tabii, eğer Sayın Müftüoğlu, Eflâtunî bir derin atıfta bulunmuyorsa) devrim niteliğinde buluşlar yaptı. Peki, modern tıbbın eksikleri yok mu; var tabii ama bunlar modern tıbbın hayatî önemini ve değerini eksiltmiyor. MODERN tıp, yeni ve yüksek teknolojili ameliyatlar geliştirerek, organ naklini artık sıradan bir ameliyat haline getirerek, genetik şifrelerinizi çözüp faydalı bilgilere dönüştürerek müthiş ilerlemeler sağladı. Teşhis alanında ulaştığı başarılar da çok önemli. Yeni cihazlarla, damarlarda oluşan en küçük kolesterol plakaları belirleniyor. Organ, doku ve hücrelerde meydana gelen kimyasal değişimlere dayanarak hastalıklar daha ortaya çıkmadan teşhis konulabiliyor. Kısacası, son elli yıl neredeyse tıbbın altın sayfası gibidir (MKD: Bravo, ama gerisini bekleyin).
Modern tıbbın hiç kusuru yok mu? Elbette var. Bütün bunları başarırken hizmetler eskisinden daha pahalı hâle geldi. Bâzı temel insanî değerlerin geri plânda kaldığı dönemler oldu. İş, özellikle “ruh-beden ilişkisine” geldiğinde modern tıp sınıfta kaldı. Şizofreni, depresyon ve daha birçok ruhsal hastalıkta, Alzheimer, Parkinson ve benzeri pek çok nörolojik bozuklukta ruh ve sinir hastalarına sunulan çözümler son derece etkileyici ve önemli. Ne var ki, modern tıp insan vücudunun ruh ve bedenden oluşan yeni, farklı ve çok özel bir yapı olduğunu birazcık unuttu.
Oysa ruh ve beden iç içe girince, ne ruh o eski ruh, ne beden o eski bedendir. Ortada su veya un kalmamış, tadı yeni, kokusu farklı çok özel bir hamur, her insanı ayrı yapan özel “şey” dünyaya gelmiştir. Ortaya çıkan farklı, geri dönüşümlü şey benzersiz ve o kişiye özel bir hamurdur. Kısacası, modern tıbbın ihmâl ettiği şey ruhtur, ruhun bedene etkileridir. (MKD: İşte, Müftüoğlu’nun bir hatası! “Biyo-psiko-sosyal” model ve bütüncül yaklaşımdan henüz haberi olmamış. Hâttâ, fakirin de öncülüğünü yaptığı “biyo-psiko-sosyo-ontolojik model” var. Bu Kartezyen ayrım çoktan tarihe karıştı).
TAMAMLAYICI TIP
Geleneksel olarak etkili olduğu bilinen, ama modern tıbbın ille de “Kanıta dayalı bulgular isterim” diye diretmesi nedeniyle deneysel koşullarda doğruluğu tekrarlanamadığı için uzak durulan birçok geleneksel teşhis ve tedavi aracının olduğunu kabûl ediyorum. Bu araçlardan bir kısmının faydalı değilseler bile en azından zararsız olduklarını düşünüyorum (MKD: Bravo Müftüoğlu’na; Hipokrat’ın birinci kuralını öğrenmiş). Hâttâ bazılarının yararlı olabildiğini bile onaylıyorum (MKD: O kadar kendilik enflasyonu var ki, kendisini onay mercii olarak görüyor). Modern tıbbın klinik uygulamalarında pek yer vermediği, ama geleneksel tıbbın yararlı olabildiğini ileri süren bu uygulamaların yoğun olarak kullanıldığı yeni bir alan var: Tamamlayıcı tıp! Eskiden “alternatif tıp” olarak tanımlanan bu alan ne iyi ki bilimsel tıp tarafından da dikkate alınmaya başlandı. Bilimsel tıp, tamamlayıcı tıbbı akademik şemsiyesi altına aldıkça bu alanda faâliyet gösteren şarlatanların sayısı azaldı. Dünyanın en önemli tıp merkezlerinde (Harvard, Mayo Clinic, M. D. Anderson tıp merkezleri) yavaş yavaş tamamlayıcı tıp ünitelerinin açılması bunun kanıtıdır (MKD: Bu konu en az 50 senedir gündemde, hazret fark etmiş).
HEDEF “BÜTÜNLEYİCİ TIP”
Gerçek ve mükemmel sağlığın sadece bedensel fiziksel-iyilikten değil, aynı zamanda mükemmel bir beden-ruh uyumundan, hâttâ sağlıklı çevresel koşullardan geçtiği kesindir. Yâni, bedensel ve ruhsal iyilik haline, yaşadığınız sosyal ve fiziksel çevrenin iyiliğini de eklemeniz gerekiyor. Sağlığın târifini “bedensel, ruhsal, sosyal ve çevre bakımından tam bir iyilik ve mükemmellik hâlidir” diye değiştirmek gerekiyor (MKD: Sevgili Müftüoğlu iyice tanrılaştı; ne yazık ki Dünya Sağlık Teşkilâtı bu işi daha önce yapmıştı). Kısacası, ruhsal durum en az beden kadar önemli. Ruh sağlığının genel sağlığımız üzerinde ölçülmesi zor ama son derece etkili sonuçları var. Bâzı bedensel sorunların çözümünde ruhsal problemlerin dikkate alınması, “ruhsal iyiliğin iyileştirici etkisinden” faydalanılması gerekiyor (MKD: Sıkı durun, uçuşa geçiyoruz). Eğer modern tıbbın kanıtlanmış bilimsel tedavilerine ruhsal gücün iyileştirici etkileri de eklenebilirse hastalıkları önleme ve tedavide başarı şansının artacağını düşünüyorum. Bu noktada modern tıpla tamamlayıcı tıbbı bir arada götüren yeni bir tıp yaklaşımı önerenler var: Bütünleyici tıp! Eğer modern tıp tamamlayıcı tıbbın insana iyi gelen (en azından ruhsal iyileşmesini destekleyen) yanlarını daha fazla kullanabilirse insanların kendilerini iyi hissetmeleri de, iyileşmeleri de daha kolay ve çabuk olacak. Manevî bağların ve ruhsal iyileşmenin hastalıklardan koruyucu gücünden daha çok faydalanacak. Önemli olan tamamlayıcı tıbbı şarlatan alternatif tıpçıların (!) sorumsuz hareket alanları olmaktan çıkarmak ve bilimsel tıbbın etik ahlâkî şemsiyesinin altına almak gibi gözüküyor. Bu yeni yapılanma modern tıbbın mekanik yapısına daha fazla insanî boyutlar katacak, insana daha fazla dokunma, onunla daha güçlü duygusal bağlar kurma fırsatı verecektir.
MKD: Bunlar o kadar eski şeyler ki, kendi özgün ve parlak fikirleriymiş gibi sunması komik kaçıyor. Belli ki ne olduğunu bilemediğim (ama kesinlikle psikiyatr olmadığını fakat öyleymişçesine ahkâm kestiğini biliyor, her gün okuyorum) uzmanlığı kesmiyor, yakında şifâ kliniklerinde manevî şifâcılar, medyumlar görürseniz şaşırmayın.
***
Şimdi Âile Hekimliği Uzmanı bir diğerine geçelim; kendi web mekânında kendisini şöyle tanıtıyor: M. Ender Saraç 1959’da İzmir’de doğdu. İzmir Bornova Anadolu Lisesi’ni ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Âile hekimliği dalındaki uzmanlığını İzmir Devlet Hastânesi’nde tamamladı. 1989 – 1995 arasında İsviçre, Hollanda, Almanya ve Hindistan’da Maharishi Ayurveda ve Panchakarma konularında eğitim gördü. Türk Akupunktur Derneği’nin bir buçuk yıl süren kurslarını bitirerek, Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı Akupunktur Sertifikası’nı aldı. İşyeri Hekimliği Sertifikası da olan Saraç, Astroloji, Meditasyon, Reiki, NLP, Yoga gibi çeşitli özel gelişim ve spiritüel eğitim programlarına da katılmıştır. Hâlen Doğal Tıp Derneği başkanıdır ve İstanbul, 1. Levent’te, Özel Hay Sağlık-Estetik Merkezi’nde çalışmaktadır.
MKD: Yâhu, merak edip katılsam dahi, bir hekim olarak, CV’me Astroloji, Reiki, NLP gibi çeşitli özel gelişim ve spiritüel eğitim programlarına katıldığımı yazmam, utanırım! Bu arkadaşımızla birkaç hasta ve TV programı vesilesiyle görüştük; ne diyeceğini bilemedi. Eczânede üç kuruşa satılan rezerpin’in hammaddesi olan Rauwolfia serpentina otunu Hindistan’dan ithâl edip döviz üzerinden satıyor. Bu madde ağır depresyon yapar ve kullanımı artık tarihe karışmak üzeredir; keza ilâç olarak onaylanmamış olan St. John’s Wort’u (hypericum perforatum) da doğal terapi diye veriyor. Daha geçen gün bir hastamın antidepresanını yarıya düşürtüp, “bu senin böbreklerini mahveder” deyip, bu otu vermiş. Adam perişan vaziyette geldi, şikâyet etmekten de çekindiği için yanına kâr kaldı. Şimdilerde Orta Yaş Bunalımı yaşamakta olduğu âşikâr olan bu nebatatçı tabibimiz hızını kesemeyip öyle bir kitap da yazdı ki sormayın; vallahi Fethullah Gülen kıskanır! Bakın hele:
***
ENDER SARAÇ’ IN 4. KİTABI OLAN “RUHSAL GELİŞİM VE KADER” ÇIKTI! VE LİSTELERDE 1 NUMARA…
Hiçbirimiz boşuna yaratılmadık ve hiçbir şey, hiçbir olay tesadüf değil. Bir an için bu koşuşturmaya ara verin ve geriye doğru yaslanıp düşünün: Niçin yaratıldınız? Neden şimdi ve neden bu gezegene gönderildiniz? Bir gün siz de ölümü tadacaksınız. Peki, o âna hazır mısınız? Maddî değerler ölüm denilen boyut değiştirmede işinize yarayacak mı? Yoksa kredi kartları, etiketler ve mevki aslında bir sınav mı? Maddesel dünyadan kopmak doğru mu? Maddesel dünyadan kopmadan ruhsal yapımızı ve özümüzü nasıl besleyebiliriz? Ruhsal gelişim ve Kader’in yazılma amacını Ender Saraç “Acı çeken çok sayıda kişinin acılarını hafifletmek, kendilerini farklı açıdan tanımalarını ve başkalarına bağımlı olmadıkları gerçek bir mutluluk yaşamalarını sağlamak” olarak belirtiyor.
MKD notu: Durun daha, bir de ortağı var bu zâtın, onu da tanıyalım:
Dr. Kemal Çetinbahadır 1959’da Konya’da doğdu. İlk ve orta öğretimini İstanbul’da tamamladı.1977’de İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oldu.1983 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 2 yıl Anadolu’da pratisyen hekim olarak çalıştı. 1985 yılında Göz hastalıkları ihtisasına başladı. İhtisası sırasında bir süre Münih Tıp Fakültesi’nde misafir doktor olarak çalıştı.1988’de Göz Hastalıkları Uzmanı oldu. 1991 yılında İsviçre’de Maharishi Avrupa Üniversitesi’nde (MERU) Ayurveda konusunda başlangıç kursunu aldı. Aynı yıl Hollanda’da Maharishi Ayurveda Akademisi’nde Nadivigyan (Nabızdan Ayurvedik Muayene) konusunda ileri kurs aldı.1992′de yine aynı yerde Ayurvedik Dermatoloji (Cildiye) ileri kursu tamamladı. 1993’te İsviçre’de Pancha Karma Arınma ve Yenilenme Kürü konusundaki kursu tamamlayarak bu alanda Türkiye’nin ilk uzmanlardan biri oldu. 1998’de bu ileri arınma yönteminin uygulandığı Türkiye’nin ilk lisanslı Ayurveda merkezinin kuruluşunda rol aldı.
***
MKD notu: Bunlar da yetmedi, AKŞAM Gazetesi’nin astroloji ekini yazan bir muhterem zat var, bu Guru ile röportaj yapmış, kitabına da yardım etmiş. Aslında aralarında büyük görüş ayrılıkları var; biri insanın beynin bir salgısı olduğunu reddediyor, diğerleri etmiyor (Tahir, gülmeyi bırak, yemin ediyorum öyle, aşağıda geliyor). Bir de onu tanıyalım:
Astrolog Oğuzhan Ceyhan, 1971 yılı Edremit doğumludur. Astroloji ile İngiltere’de tanışmış ve bir İngiliz Kraliyet Astroloji Birliği Astrolog’undan (MKD: Kim bu, ne demek bu garip unvan, sormayın) özel eğitim almış ve birlikte özel çalışmalar yapmıştır. Uzun yıllar İngiltere’de ve yurt dışında farklı ülkelerde Astroloji ile ilgili araştırma ve çalışmalar yapmış. Türkiye’ye döndükten sonra burada danışmanlıklarına ve araştırmalarına devam etmiştir. Hayatında sâdece Astroloji olmayan Ceyhan, aynı zamanda iktisat eğitimi almış ve spor çalışmalarında bulunmuştur. Tüm spor hayatı boyunca Astrolojik araştırmalarına devam etmiş, müsabaka zamanlarına âit astrolojik haritalar ile ilgili uzun yıllar çalışmıştır. Ülkemizde yine bir ilk olarak, arkadaşları ile birlikte engelliler basketbol kulübü kuruluşunu sağlamış, 7 yıl kadar Türkiye birinci liginde basketbol oynamış ve antrenörlük yapmıştır. Ülkemizdeki maratonlara katılmış ve çeşitli madalyalar almış ve ülkemizi çeşitli ülkelerde temsil etmiştir. Ülkemizde uzun yıllar basketbol oynayan Oğuzhan Ceyhan Millî de olmuştur. 1999 yılında, sporcu arkadaşlarından bâzılarını ve yetişmesinde emeği geçmiş olan önemli antrenör meslektaşlarını bir antrenörlük semineri sırasında, 17 Ağustos depreminde Büyük Sapanca Oteli’nde kaybettikten sonra profesyonel spor hayatını bırakmıştır. 1999 yılından beri Astroloji ile daha yoğun olarak ilgilenmekte ve Astroloji bilgilerini aynı zamanda uluslar arası spor karşılaşmalarının seyir tespitlerinde ve sporcu performanslarını belirlemede de, antrenörler ile birlikte kullanmaktadır. The Astrological Association of Great Britain, ISAR ve ISBA üyesidir.
MKD: Buyurun cenaze namazına… TIBBÎ ASTROLOJİ!
Astroloji’de ilgi alanları, özellikle Tıbbî Astroloji, Kariyer Astrolojisi, Karma, geçmiş yaşamdan getirmiş olduğumuz dönüşümsel eğilimler, öngörüm teknikleri, ülkeler, dünya ve doğa olayları ile ilgili olan Mundalin Astroloji’dir (MKD: Kafam allak bullak oldu). Ceyhan, “İnsanın beynin bir salgısı olduğu felsefesi, beni her zaman rahatsız etmiştir. İnsanın ruh ve bedenden oluştuğunu, ruhun ne kadar ergin, gelişmiş ve egolarından uzak ise, o derecede beynine ve bedenine sâhip çıkacağına inanırım” demektedir. (MKD: Ceyhan “Ego” ne demek bilmiyor ama mühim değil, insanlığı kurtaracak!) Çalışmalarına, bireysel danışmanlıkların hâricinde, kariyer, sağlık ve sporcu performanslarını konulan Astrolojik danışmanlıklar ile devam etmektedir. Şu anda Akşam ile birlikte her Pazartesi Astroloji eki çıkartmakta ve haftalık öngörüleri ile özel Astroloji bilgilerini bizlerle paylaşmaktadır. Astrolojiyi bilgisayar ve internet ile bütünleştirerek, dünyadaki İlk ve Tek olan çok özel bir çalışmayı gerçekleştirmiştir. (MKD: Ceyhan’ın el atmadığı absürt “ilk” yok vallahi!). Kişinin doğum bilgilerine göre, bireysel günlük yorumu yapan bir Astroloji sitesi olan AstrologyAnalyst’in kurucusudur. Aktif Danışmanlık ile birlikte, dünyada ikinci bir ilk’e (MKD: Paniklerdeyim, ilkler sağanağı var!) imza atarak, kariyer yorumu ve öngörüsü yapan, kişinin kariyer performanslarını belirmede, hem bireye hem firmaya faydalı olacak bir ikinci sitenin de çalışmalarını tamamlamıştır. Yakında hizmete girecektir (MKD: Müjdeler olsun, haydi Türkiye’m, sıraya). Şu anda büyük beğeni toplayan, Aylık ve günlük yorumlarını astrologyanalyst.com’un ardından Akşam’ın işbirliği ile http://www.gunlukyorum.com adresine de taşımıştır. Her zaman üye olarak hizmetlerden faydalanabileceğiniz bu site sizi Astrolojiye yakınlaştıracak ve şaşırtacaktır (MKD: Çoktan epiglottisimi [küçük dil] yuttum bile). Ceyhan’ın aynı zamanda Akşam gazetesinde burçlar için hazırladığı genel günlük yorumları da yer almaktadır. Astrolog Oğuzhan Ceyhan The Astrological Association of Great Britain, ISAR ve ISBA üyesidir.
***
Şimdi de Ender Saraç’la yapılan başka bir mülâkata bakalım: http://www.herkesburada.org/modules.php?name=News&file=article&sid=1036 Ayda Ersan Savaş
Sayın Saraç, Bize öncelikle Ayurveda’nın anlamını açıklayabilir misiniz? Ne demektir ve ne amacı vardır?
Şu an yeni bir tıp dalı olarak bilinen Ayurveda aslında bilinen en eski tıp sistemlerinden biridir. Ancak başta Amerikalılar olmak üzere tekrar gözden geçirilmiş ve modernize edilmiştir (MKD: Bu tür tarihî uygulamalar dâima ABG’de revize edilip pazara sürülür). Kelime anlamı olarak yaşam (ayur) ve bilgi (veda) yâni yaşam bilgisi demektir. İnsanı bütünsel olarak ele alan ve beden tipini saptayıp, ruh ve zihin yapısına göre davranıp, giyinip beslenmesini öneren bir tıp sistemidir. Amacı hayatı uzatmak, mükemmel sağlığı yaratmak ve hastalıkları vücuttan uzaklaştırmaktır. Tamamen doğal yöntemlerle teşhis ve tedaviyi ele alır. Batı tıbbını asla ve asla reddetmeyen bu sistem kombine olarak kullanılabilir ya da tek başına bir teşhis ve tedavi yöntemi olarak da uygulanabilir (MKD: Burada kıvırma başlıyor; Scientology de aynı şeyleri söylüyor).
Ayurvadanın esas önemli olan noktası nedir ve neye dayanır?
Ayurveda insanı ben ve zihinle bir bütün olarak görür ve onun tüm unsurlarını bir arada uyum ve dengede tutmaya çalışır. Bu sistemin en önemli noktalarından biri de sağlığı korumanın tedavi etmekten daha önemli olduğudur. Yapılan patolojik araştırmalarda 40 yaşında bir erkek kişide oluşan kalp enfarktüsü, koroner damarda tıkanma gibi semptomlarla kendini belli edip, ancak doktora gidince ortaya çıkmaktadırlar.
Oysa daha 20 yaşında bu kişinin damarlarında ileride kalb enfarktüsüne dönüşebilecek ve damar tıkanmasına yol açabilecek yağ taslakları patolojik olarak saptanmıştır. İşte bu düzeyde olaya müdahale edilirse her şey çok daha basit olur. Çünkü hangi ‘doşha’ tipindeki insanda ne tür hastalıklara eğilim olduğu bellidir (MKD: Doşalar geliyor, iyi okuyun).
Nedir bu doşhalar?
Doşhalar bireysel psiko-biyo-kimyasal özellikler grubu ve kişiye özgü beden tipleri olarak açıklanabilir. Her insanda egemen olan bir bâzen iki hatta ender olarak üç doşha vardır. Bu doşhalar kişiye bütün önemli özelliklerini verirler, böylece kimse bir diğeriyle aynı olmaz. Eğere bu doşhalar dengeden çıkarlarsa artarlarsa veya azalırlarsa hastalıkların yolu açılmış olur. Mükemmel bir sağlık için kişinin kendi beden tipini bilmesi çok önemlidir. Çünkü bir beden tipi için iyi olabilecek bir yiyecek veya olay bir diğerimiz için etkisiz olabilir. Bir bardak sütte kim içerse içsin 120 kcal vardır ama bazılarımız onu içerse yağ depolar bâzılarımız enerjiye dönüştürür. Aynı şekilde bâzıları kalsiyumu kemikte depolar, bâzıları idrarla dışarı atar bâzılarımız ise böbrek taşına dönüştürür. Bu doşha tipimizi bilmek, kendi tipimizi anlamak, aynı maddelere neden farklı tepkiler verdiğimizi kavramak bu nedenle önemlidir.
Kendimizin beden tipini nasıl tanıyabilir veya ayırt edebiliriz?
Ayurveda da belli başlı üç beden tipi vardır ve bunlar tüm kadim bilgilerde geçen beş ana element yâni boşluk, hava, su ateş ve toprağın çeşitli açılardaki kombinasyonlarının maddeye dönüşme oranlarından oluşan beden tipleridir. İnsanın beden tipinin oluşumu aynı zamanda Astrolojik olarak da açıklanabilir (MKD: Ayurvedik Astroloji, yerseniz). Yâni doğum haritamızdaki elementer ağırlık yani gezegenlerin hangi gruplarda toplanmış olduğuna bakılarak da beden tipiniz hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Bunlardan bir tânesi Vata beden tipi olarak adlandırılan dosha Vatadır ve boşluk ve havadan oluşur. Vücutta enerji ve hareketi sağlar, sinir sistemini çalıştırır. Konuşma ve duyu ve hareket organları, nefes alıp vermek, bağırsak ve idrar yolu hareketleri hep bu doşha tarafından yönetilir. Dengesiz çalıştığında sinirlilik, gerginlik, uykusuzluk dinlememe, kabızlık, ağrı endişe, kas seğirmeleri gaz ve üşüme gibi durumlar ortaya çıkar.
Doşha Pitta Ateş ve nemden oluşur. Sıcak, keskin hafif yağlı asidik özelliklidir ve bağırsakları boşaltıcı etkisi vardır. İştah, susuzluk hissi, ısı dengesi, görme, cilt rengi bu doshanın (MKD: doşanın İngilizcesi) yönetimindedir ve dengede bulunmazsa aşırı sıcak hissi, cilt problemleri, ülser, görme problemleri, kötü koku, kızgınlık aşırı acıkma ve susama, yüzde kızarıklık ve terleme gibi problemler oluşur.
Doşha (MKD: doşanın İngilizcesi’nin Türkçesi filân) Kapha su ve topraktan oluşur. Vücuda kuvvet ve destek verir. Cesaret bağışlama ve iyileşme gücü veren özelliklere sâhiptir. Anormâl fonksiyonlarda ağırlık, şişmanlık, donukluk, depresyon, allerji, kaşıntı ve aşırı uyku verir.
Kişiler tek dosha tipli olabilecekleri gibi iki veya üç tipin birleşmesinden de etkilenebilirler. Örneğin Vata Pitta karışımı olan bir kimse, kışın soğuk bir havada buruk ve soğuk yiyecekler yediği zaman Vata özellikleri artıp sinirlilik uykusuzluk heyecan, kas seğirmesi ve sinirlilik yaratabilir. Veya aynı kişide yazın öğlen vaktinde aynı yiyecekler yendiğinde ciltte kızarıklık, sivilcelenme ve mide yanması gibi durumlar ortaya çıkabilir. İşte bu yüzden kişi kendi doşhasını bilirse ve hangi doşhası arttığında ne gibi hastalıklara zemin hazırladığını bilirse daha hastalıklar ortaya çıkmadan kendini dengeleyebilir ve hastalık ortaya çıkmadan onu daha köklü bir biçimde onarabilir.
Yâni benim için iyi olan bir başkası için iyi olmayabilir diyebilir miyiz?
Tabii ki. Aslında biraz daha derine inersek şöyle açıklayabiliriz. Anne ve babamızın ilişkisinde spremin yumurtayı döllediği anda çok ileri teknolojide gelişmiş bir yazılım programı devreye giriyor. Burada bizim binlerce nesilden beri edindiğimiz özelliklerimiz, acılarımız, yediklerimiz, etkisinde kaldığımız coğrafi şartlar, yani her şey genetik şifre olarak oraya yükleniyor. Ama hangi kombinasyonda olacağımız, yâni kime çekeceğimiz konusunda karar veren büyük bir akıl var.
Siz aynı zamanda bir tıp doktorusunuz Ender Bey, peki alternatif tıbbın neden daha çok tercih edildiğini söyleyebilir misiniz?
Evet, ben âile hekimliği konusunda uzmanlaşmış bir tıp doktoruyum ve hiç bir tedavi yöntemini bir diğerinden daha üstün tutmuyorum. Hasta için hangi tedavi daha avantajlı, daha az yan etkili ve daha ucuz ise onu tercih ediyorum. Bu ikisini kombine de kullanabilirsiniz. Ama bugün şunu kabûl etmek gerekir ki bu gün Batı tıbbında olay tamamen hap doktorluğuna döndü (MKD: Ender Saraç Guru’nun hapı yutturmak hâricindeki becerileri az sonra geliyor). Mide ağrısına onu da al bunu da al şunu da al sonra bir tanesi allerji yapıyor, hadi allerji ilâcı da al. İnsanlar bize sekiz dokuz tane hap yutmuş halde geliyorlar. Bunların iki üç tânesi çok ciddi yan etkileri olabilecek tarzda ilâçlar olabiliyor. Tabii insanlar zaman içinde tamamen iyileşmediklerini, sâdece hastalıklarının semptomlarının bastırıldığını fark ettiklerinde daha doğal, yan etkisiz ve ekonomik ve derinden tedavi eden tıp sistemleri arayışına başlıyorlar.
Önce Nixon’un Çin’i ziyaretinden sonra akupunktur gündeme geldi daha sonra Maharishi binlerce yıldır halktan gizli tutulan ve sadece asillere uygulanan Ayurvedayı Batı toplumuna açtı. Tabii burada şunu asla es geçmemek gerekir, Batı tıbbı kesinlikle gereklidir, özellikle cerrahi hastalıklarda mutlaka uygulanmalıdır (MKD: Diğerlerini Ender Guru hâlleder).
Aslında alternatif tıp yanlış bir deyim çünkü ikisi birbirinden çok farklı iki kulvar gibi algılanıyor. Önemli olan insan sağlığı ve tedavisi olduğu için doğal yöntemlerle tedavi sistemleri son dönemlerde “Tamamlayıcı Tıp” olarak adlandırılıyor ve insanlara çok câzip geliyor. Fakat bu konuda Türkiye’de kaynak ve bilgi eksikliği olduğu için zaman zaman yanlış yorumlara hatta keskin eleştirilere mâruz kalabiliyorum (MKD: Daha çoook kalacaksın arkadaş).
Daha önce beni çok eleştiren pek çok kişinin daha sonra hastam olduğunu rahatlıkla açıklayabilirim. Çünkü insan sağlığı söz konusu olduğunda akan sular duruyor. Bu yüzden insanların binlerce yıldan beri uygulanan ve yan etkisi bulunmayan bu tedavi sistemini tercih etmeleri çok doğal. Çünkü hiç bir teknoloji doğanın teknolojisinden daha üstün değildir bunu unutmayalım.
Peki, Astrolojiyle bu tedavi yöntemlerini nasıl birleştiriyor ve kullanıyorsunuz?
Astroloji dünya üstünde önemli bir ekol olarak çok uzun süre yer tutmuştur. Bir Hint Astrolojisi (Jyotish) olarak, iki Arap Astrolojisi (yıldıznâme olarak ve bildiğimiz gibi bugün kullanılan modern Batı Astrolojisi). Şu an gündemde olan Batı astrolojisi gibi gözükmesine rağmen tarihe meselâ eski Mısır’a göz attığımızda bütün olayların, anlaşmaların savaşların, evlenmelerin vs. o zamanki astroloji sistemini kullanarak organize edildiğini görüyoruz (MKD: Sene 2008, bir de bu astroloji enflasyonu beni allak bullak etmiş vaziyette). Tarihin başından beri insanoğlu gökyüzündeki yıldızların konumunun ve hareketlerinin kendini her şekilde etkilediğini ve ilgilendirdiğini gözlemlemiş ve kabul etmiştir. Son dönemde bu bilgi hafif dumura uğramış gibiyken şimdi artan teknolojiyle tesadüf olunamayacak derecede insan yaşantısındaki birçok konunun (örn. Finans, sağlık, özel hayat, duygusallık, cinsellik vs ) doğduğumuz andaki gökyüzünün konumuyla çok ilişkili olduğunu deneme yanılma şekliyle gözlenmiştir…
Astroloji birincisi şu açıdan çok önemli, çünkü bizim bu boyuta maddesel olarak gelmemiz için gerekli olan ilişki gerçekleştiği zaman yâni sperm yumurtayı döllediğinde orada geçmişle ilgili çok yoğun bir arşiv bilgisi DNAlar aracığıyla üst bir teknolojiyle insana yükleniyor Bu aynı bir bilgisayar programı gibi…
Annenin hâmilelik sırasında yaptığı beslenmeler, ruhsal durumu gibi birçok durumla birçok etkileşim oluyor ve göbek kordonun kesildiği andaki gökyüzü konumu da bizim bilgisayar programımızın ne şekilde oluştuğu hakkındaki ana potansiyelleri gösteriyor (MKD: Gördünüz mü!).
Yâni biz hangi model bir üretimiz? Neremizde hatalar var? Neremiz daha güçlü? Hangi enerjiler hayatımızda ağırlıklı olarak yönlendirecek gibi konularda önemli ipuçları veriyor. Aynı şekilde biz sağlık olarak da belirli etkilerin altındayız. Ayurvadada beş ana elementtten su, hava, ateş, toprak ve boşluktan ve bizi nasıl etkilediğinden bahsetmiştim… Aynı beş ana elementte olduğu gibi her gezegenin de bir rengi, bir tınısı, bir kokusu hâttâ beyindeki sinir sisteminde uyandırdığı etkileri vardır.
Harvard MİT’den ihtisaslı nörolog Doktor Tommy Neider iki, üç sene önce yaptığı çok ilginç bir tıbbî araştırmada şöyle bir şey buluyor (MKD: Bütün interneti, SCI ve pub med’i taradım, bulamadım). Astrolojideki gezegenlerin her birinin insan beyninde Nucleus adı verilen bazı merkezlerde etkili olduğunu yani büyük evrenin küçük evren olarak beyinde mevcut olduğunu keşfediyor ve tıbbî olarak ortaya koyuyor.
MKD: Tekrardan… Ne Pubmed’de, ne SCI’de ne de başka yerde böyle bir araştırma var.
Hâttâ çok ilginçtir ki kırmızı olan tek gezegen Marstır ve beyinde de kırmızı olana tek bir çekirdek vardır (nucleus rubrus) (MKD: Külliyen atmaca; Mars da kırmızı değildir, atmosferi sebebiyle öyle gözükür). Bu çekirdeğe yapılan elektiriksel uyarımların kişide aynı Mars gezegeninin etkisinin kişi üzerindeki etkisi fazlalaştığı zamanlarda olduğu gibi baş dönmesi, düşme, kazalara yol açan etkileri olduğu kanıtlanmıştır (MKD: Kim, nerede yapmış ve yayınlamış; aslı astarı yok). Yâni Makrokosmos aynı şekliyle Mikrokozmos olarak insan beyninde mevcuttur. Bunu büyük nörologlar artık araştırmalarla da tesbit edebiliyorlar (MKD: Bunca senedir sinirbilimiyle uğraşırım, hiç okumadım veya duymadım). Yâni bu kadar büyük bir tesadüfün olamayacağı açıkça anlaşılıyor. Şimdi bilim dikkatini daha çok bu tarz eski kadim bilgilere vermeye başladıkça insan ve evren hakkında daha fazla ipuçları da almaya başlıyor.
Astroloji ve hastalıkların oluşumu hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Hastalıklar bir anda ortaya çıkmaz yâni siz bir günde kalb hastası olmazsınız. Bundan öncesinde sizin bu hastalığa bir hazırlık döneminiz vardır. Batı tıbbında hastalık son raddeye geldiğinde kesin ve net tezahür ettiğinde kişi hasta saylıyor. Şu anda üzerinde çalıştığım bir projede Astrolojik açıdan kişinin hangi organ ve sisteminde negatif enerji yoğunlaşması olduğunu saptayarak kişinin ne tarz rahatsızlıkları madde düzeyinde veya manevî boyutta yaşayabileceğini araştırıyorum (MKD: Bu araştırmanın desenini, nasıl yapıldığını görmeyi çok isterdim).
Bu sâyede potansiyel hastalığa önceden hazırlıklı olmak ve hastalık çok fazla ilerlemeden yani çok fazla madde düzeyine dönüşmeden çok daha basit ve ekonomik bir şekilde tedavi etmek söz konusu olabilir. Yâni gezegenlerin hareketlerinin beden üstündeki etkileri doğum haritanızdaki verilerden yola çıkarak, 30 40 yaşları arasında mide ülserine mi eğimli olabileceğiniz, ya da sinir sisteminizde bir çökkünlük mü yaşayacağınız hakkında bize ciddi ipuçları verebilir. Bütün bunları dikkate alarak o gezegenin veya transitin etkilerini, olumlu yönde karşılayıcı bir takım bitkisel tabletler, renkler, kokular, sesler yoluyla enerji dengelemeleri yaparak hasarlarını çok daha hafife indirgeyebiliriz (MKD: Allahü ekber).
…
Ayurveda’da da biz bunu bir ölçüde yapıyoruz zâten. Bunun dışında tedavi amaçlı bir takım doğal taşların enerjilerinden faydalanılabilir. Çünkü her gezegenin etkisini arttırıcı veya azaltıcı taşlar ve metaller vardır. Aynı şekilde müziğin de tınısından ve rahatlatıcı kokulardan da yaralanılabilir. Yani beş duyumuzla algılayabildiğimiz her türlü şeyden tedavi amaçlı faydalanabiliriz. Şu anda bize çok mistik veya masal gibi gelen bu bilgiler birkaç sene içinde programlar şeklinde olacak ve siz hangi noktanızda bir defekt olabileceğini kendi cd’nizi çalıştırarak görebileceksiniz. Bununla ilgili bir çalışmaya yavaş yavaş başladım. Ve bunu ilk defa sizin sitenizden duyuruyorum. Yani insanlar artık daha saf enerji, titreşim düzeyindeki kozmik bir tıp sistemine doğru yavaş yavaş kayış yapacaklar (MKD: Uçuş artıyor).
Ayrıca tarihe bakacak olursak dünyadaki bütün iyi hekimlerin aynı zamanda iyi birer astrolog oldukları da görürüz. Örneğin İbn-i Sina ve Nostaradamus gibi (MKD: Helâl olsun yâhu, bu kadar saçmalığı en büyük mizah yazarı akıl edemez). Şimdi artık yavaş yavaş bu tür koruyucu hekimlik merkezleri oluşacak ve daha çok doğal ve bitkisel bazlı ilaçların ön plânda kullanıldığı bu merkezlerde her türlü titreşimden faydalanılan doğal tedaviler yakın zamanda danışman astrologlarla birlikte çalışılarak gerçekleştirilecek.
Size bu güzel ve faydalı sohbetiniz için çok teşekkür ediyoruz…
Tarih: 09.06.2006 Saat: 11:25
***
VE ENDER UÇUYOR: ZİKİR REİKİ…
http://www.tamtip.com/detay.php?iid=679&sid=ca9c267dad0305d1a6308d2a0cf1c39c
Zikir Reiki ve yoga gibi şifa verici teknik
Ayten SERİN
Doktor Ender Saraç’ın iki hafta önce piyasaya çıkan “Ruhsal Gelişim ve Kader” kitabının sÂdece kapağını gören bir kaç arkadaşım “uçmuş!” yorumu yaptı. Kitabın bu yorumu almasının bir nedeni kapağındaki alt başlık: Hiçbirimiz boşuna yaratılmadık.
Doğal tıp, Ayurveda ve sağlıklı yaşam gibi konularda çalışan Ender Saraç (48) Doğan Kitap’tan yayınlanan kitabında astrolojiden Reiki’ye, evrensel enerjiden dinlere, her yönüyle spiritüaliteyi anlatıyor. Saraç’ın ortaya attığı ve çok tartışılacak gibi duran konu ise zikir. Yazar, meditasyon, Reiki ve yoga gibi dinÎ kökenlere sâhip tekniklerden bugün modern hayatta nasıl faydalanılıyorsa, zikrin de böyle bir şifa verici teknik olduğunu söylüyor. Kitapta Allah’ın 99 ismi yani Esma-ül Hüsna’yı kullanarak uygulanabilecek zikir teknikleri de var (MKD: Dostumuz Guruluktan öte, şeyh oldu).
Bu bildiğimiz psikoloji kitaplarından değil, ruh sağlığına spiritüel yönden yaklaşıyor. Kitabın kader, astroloji, meditasyon, evrensel enerji, 7 bilinç hâli, doğal taşlar, renklerin önemi, cinsellin ruhsallık üzerinde etkisi, dinler gibi alt başlıkları var.
DİNÎ VE SİYASÎ DEĞİL, TEKNOLOJİK
Saraç’ın anlattığı tekniklerden özellikle zikir ile ilgili yazdıkları çarpıcı. Zikri, “chanting” yâni kelime veya ses tekrarı olarak tanımlıyor. Bugüne kadar zikir denince akla gelen, kafasını sağa sola savurarak kendinden geçen, derin derin “Allah, Allah” diye tekrarlayan, vücuduna şişler batıran sarıklı adamlar imajını tamamen bir kenara bırakmak gerektiğini savunuyor. Geçmişe âit bir figür gibi görünen zikir’in aksine “ileri bir teknoloji” olduğunu söylüyor:
“Bunu kavramak için kişinin Reiki, evrensel enerji, meditasyon gibi spiritüel teknikleri bir de ince enerjileri bilmesi lazım. Zikir de meditasyon mantraları, Reiki sembolleri gibi bir teknolojidir. Belli sesleri tekrar edip jeneratör gibi enerji üretirsiniz. Kuran’da geçen Allah’ın 99 isminden her biri, bir enerji köküdür. Bu dini, siyasi bir şey değil, bir teknoloji. Bunu mistik, dini, siyasi kalıplara sokan bizleriz. Artık hekimlerin bunlara sahip çıkması gerekir. Bilim adamları safsata deyip ihmal ettiği zaman bu bilgiler şarlatanlara akmaya başlıyor.” (MKD: Şeyhimiz artık keramet eğliyor).
PİL ŞARJ EDER GİBİ ENERJİ YÜKSELTİR (MKD: VAY VAY VAY)
Kitaba göre her insanda Allah’ın 99 isminin belirli açılımları bulunuyor. Ancak bunların bâzıları baskın, bâzıları dengede, bazıları uyur durumda. Örneğin sürekli her konuda geri kalıyorsanız, El Müzill isminin etkisi kuvvetli demek. El Mukaddim ise tersine, öne geçirici bir etki yapıyor, insan onun etkisini kullanmayı bilirse atak yapabiliyor.
Saraç, zikrin bir astroloji uzmanıyla astrolojik harita çıkarılıp baskın ve eksik yönleriniz bulunarak uygulanmasını öneriyor. Astrolojik haritanızı çıkartamıyorsanız, burç ve yükselen burç gibi bilgilerinizden emin değilseniz, o zaman içinize dönerek sâkin bir şekilde yaşamın hangi alanında sıkıntılarınız olduğunu saptamanızı öneriyor: “Tıpkı bir vitamin alır gibi sabah akşam 3–5 dakika bunları belli bir ritimde tekrar etmek, bu enerjiyi pilin şarj olması gibi yükseltir. 40 gün içinde bu esmanın karşılığı olan enerji yükselmeye başlar”.
ÖNCE DETOKS SONRA ZİKİR (MKD: Artık delirecek bendeniz fakir!)
Saraç, verim almak için zikirden bir gün önce detoks (arınma) programına başlamak gerektiğini söylüyor. Sabah bir bardak ılık ballı limonlu su, öğleden akşama kadar da 5–6 tabak az zeytinyağlı dereotlu sulu kabak yemeği yeniyor. O gün sadece sulu besleniliyor. Sonraki 40 gün boyunca mümkün olduğunca az kırmızı et, sarımsak, soğan, kırmızı pul biber yenmesi gerek. Bu dönemde aşırı hareketsiz kalmamak ama aşırı egzersizle bedeni de zorlamamak, sık sık duş almak şart. Ruhsal önerilerden bazıları da şöyle: 40 gün hiç yalan söylemeyin, kullanmadığınız eşyaları ihtiyacı olanlara verin, içinde bulunduğunuz ortamı daha pozitif yapmaya çalışın, sık sık doğaya açılmaya, mükemmelliğini fark etmeye çalışın, çocukların başını okşayın, dua edin (MKD: Yâhu, arada cima serbest mi değil mi, kolu sakat olan ne yapacak, 40 gün yalan söylemeden yaşamak için ölmek lâzım. Mahvettin bizi Ender Guru).
KELİMELERDE ENERJİ VAR
Budist olmasa da bugün herkes meditasyon yapabiliyor. Peki, Müslüman olmayan biri zikir tekniğini uygulayabilir mi? Saraç uygulanabileceğini savunuyor: “Bu kelimelerin içinde enerjiler var, siz ister inanın ister inanmayın. Burada fiziksel bir şey devreye giriyor. Manasını da bilirseniz, yani kalb çakranızı da açarsanız o kanal genişler, çok daha fazla verim alırsınız. Meditasyon sembolleri Sanskritçe yani eski Hintçe’dir, Reiki sembollerini Japon râhipler yapmıştır. Tevrat’ta da Tanrı’nın 72 isim vardır o da çok kuvvetli bir enerjidir ve Kabala mistisizminde kullanılır. Bunların hepsinde devreye giren fizik kurallarıdır.” (MKD: Şeyh tam stratosferde; zâten inandığımız yok da, eğlencesine okumaktayız).
ENDER SARAÇ’A GÖRE BÂZI ZİKİR TEKNİKLERİ (MKD: Şeyh artık Miraç’ta)
—Yaşamınızda sevgi ve muhabbet azsa, aşk istiyorsanız, Ya Vedud ismiyle 40 gün çalışın.
—Sürekli darlık ve sıkıntı çekiyorsanız Ya Mugni, En Nafi.
—İçiniz sıkılıyor ve göğsünüz daralıyorsa El Basit. (MKD: Ne de basit).
—Bir türlü olayların içinden çıkamıyor ve ne yapacağınızı bilemiyorsanız El Vekil.
—Sürekli başınıza felâketler geliyorsa El Mani, Es Selâm.
—Bilginizi arttırmak için gerekli beyin devrelerinin açılmasına yardım için El Âlim.
—Kendinizi biraz katı ve merhametsiz hissediyorsanız Er Rahim, Er Rahman.
—Sürekli hâlsizseniz ve enerjiniz düşükse El Hayyum.
—Çok pasif ve korkaksanız El Kahhar.
—Bir olayı yaptıktan sonra pişman olup o olayla ilgili hafıza kayıtlarının silinmesini istiyorsanız El Afüv.
—Kötü bir yöneticiyseniz veya olayları yönetemiyorsanız El Vali.
—Bir türlü organize olamıyorsanız El Kayyum.
—Yaşamda elinizden tutacak kimse yoksa El Veli.
—Bir iş kurarken El Hakim.
Toplum inanç açısından kamplaşmış durumda. Geçtiğim ilk aşama tıp eğitimiydi. Tıp fakültelerinde her hastalığı ilâçla tedavi edebiliriz, olmadı ameliyatla kesip atarız diye öğretilirdi. İkinci aşamada insanın daha derinine etki edilebilen Ayurveda, akupunktur, bitkilerle tedavi gibi doğal tıpla ilgili yöntemleri öğrendim. Ardından insanın çok daha derin bir boyutu olduğunu gördüm, şimdi insanın kaba düzeyinden enerji düzeyine geçtim diyebilirim. İlerlemiş teknolojiye ve uzayan insan ömrüne rağmen toplumda artan bir sıkıntı var. Depresyon, iktidarsızlık, kanser, hâlsizlik, mutsuzluk, ağrılar, bağışıklık sistemi ve kalb hastalıkları çığ gibi artıyor. Ortada sun’î insanlar var. Hormonlu domates gibi olduk, eski insanın kokusu, tadı, mutluluğu, enerjisi yok. Toplum inanç açısından kamplaşmış durumda, ya hiçbir şeye inanmıyor ya da bir şeyin fanatiği oluyor. Tam tersine ben iki taraftan da ortaya biraz daha insan yaklaştırabilmek için uğraşıyorum.
***
MKD’DEN SONSÖZLER
Ey Medya Patronları, ey Tabipler Odası, ey Savcılar ve ey Biz Psikiyatrlar!
Birisi profesör olduğu için (neyin profesörü hâlâ müphem) hafiften sinyaller veriyor, öbürü resmen saçmalıyor. Bu söylediklerine inanıyorsa derhâl psikiyatrik muayenesi gerekir; yok, kandırmaca yapıyorsa da suçtur; hem nitelikli dolandırıcılık, hem de yasalarla yasaklanmış tekke ve zâviye uygulamalarını tavsiye ettiği için.
Ama çok uyanıktır, bilirim. Neden durdu durdu da bu devri seçti… Reenkarnasyonu filân da çorbaya katılınca, herkesi cezp ediyor.
Benden de bir zikroterapi teklifi: El-insaf!
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 11 Mart 2008 Salı
Dr.Ali AYYILDIZ
12 Mart 2008
Sevgili Kerem Hocam Ben Veteriner Hekimi + İnsan Anatomisi Uzmanı Doktorum. Sizi Cerrahpaşa Tıp tan tanıyorum Bende orada doktora yaptım. Gerçekten Dr. Müftüoğlu ve Dr. ki Tıp Doktoru değil Ender SARAç Gerçekten Saçmalıyorlar. Bunlarıyazadığınızı için Size sonsuz Teşekkürler. Selamlar Saygılar. Yakında artık hepimiz uçacağız. Bu Geri zekalılar ve bunların yardakçıları olduktan sonra Her halde bizide üfürük le uçuracaklar. Yinede Allah Yardımcıları Oldun DSM 4 e göre en yakın Psikitatri Uzmanına görünmelerinde fayda var Bence zaten Dt.Müftüoğlu Türkiyemizi 50 yıl geri götüren DEMİREL in Doktoruydu sanırım. Size çok teşekkür ederim. Başarılarınızın Devamını dilerim.Dr.Ali AYYILDIZ - Veteriner Hekimi
HÜSEYİN SUNGUR
12 Mart 2008
Vira BİSMİLLAH ;siftah bizden, TEVFİK ALLAH’dan.Hocam hatırlar mısınız,birkaç yıl önce,OBJEKTİFHABER’de,”"Türkiye’nin vergi levhalı tek medyumuyum” diyen medyum RECEP ile,programda danışman olarak tartışmıştınız.Süreç,şöyle gelişmişti : Kadir bey,medyumu konuşturacak,siz de not alıp,belli bir işba noktasına gelince,tespitlerinizi bizlere aktaracaktınız.Adam,bir saate yakın konuştu siz de not aldınız.Bir iki kez,”"medyuma”",doğru anladığınızdan emin olmak için,soru sordunuz, o da sizi teyid etti.Adam,konuşmasını bitirince, KADİR ÇELİK,buyrun hocam,ne diyorsunuz diye size SÖZ VERDİ.İlk cümleleriniz HİÇ UNUTMAM :İLK BİR İKİ notu gösterip,KADİR BEY,YALNIZCA BU İKİ NOKTA,”"beyefendinin” bize bu şekilde başvurusu halinde,kendisini “MÜŞAHADE” ALTINA ALMAMIZ İÇİN YETERLİDİR dediniz. Şimdi,bu ve benzer bilgilenmeler ışığında dahi,ek olarak bu alanda okumalar yapmaya devam etmemize rağmen,bir fikir serdetmek,bizim gibiler için olanaksız.ANCAK,biz ya da ben,konuyla bizzat,başkabağlamda haşır neşir olduğum için,bilhassa, deneylediğim MADDİ tespitlerimi aktararak,katkıda bulunabilirim.Doğrudan müdahale,haddim değildir.
EY ALEM ,aranızda hiç “”cinle”" tanıştırılan oldu mu!!!!Benim oldu yauv.Ancak,şanssızlık “”ESERİ”" bizim “”cin”" adı,galiba AYIŞIĞI idi,benden hoşlanmadı.Dur,bir dakika,hoop dememe kalmadı,kodu gitti.Bu cin,Mersin’de “”MUKİM”" büyük medyum,PINAR HANIMIN cini idi.sadece o kadar mı!Hayır efendim,Adana’da ise,(burası sizi de ilgilendirir MKD hocam) maalesef bir eczacı beyin ,kendini “”peygamber”" olarak lanse ettiği, “”atlantis uzay araştırmaları derneği”" adı altında faaliyet gösteren bir kuruluş var.Bizzat gidip görüşülmüş,tastamam BEŞ SAAT vakit eskitilmiştir.Hüseyin Sungur,oldum olası böyle bir zulüm görmemiştir hayatında…Bu peygamber,adına ATLANTA DİLİ dediği bir dilde,kitap yazmış,sözlük bastırmış ve onlar dahi bizzat incelenmiştir.Söz konusu dilin,LATİNCE ile her nedense müthiş bir benzerliği olduğu tespit edilmiştir.Şayet devam ediyorlarsa, AYLIK “”METAFİZİK” adında bir dergi neşretmektedirler.DURUM,HOCAMIN DA DEDİĞİ GİBİ VAHİMİN DE ÖTESİNDEDİR.
Sizlere,sözlerime son verirken(!!),az da olsa temasım olan bir NEVZUHUR resulden de söz etmek isterim,kısaca…
Efendim,şahıs SAĞIR…O konuşuyor hüseyin sungur yazıyor anca…
Nemi olmuş,sıkı durun..Ergenliğinde DOĞUDA,dağda koyun otlatırken,göklerden BİR SES DUYMUŞ.Alıp,götürüp gezdirip GETİRMİŞLER.oDUR BUDUR DUYMUYORMUŞ…GEZİ NOTLARINI HABİRE YAZIYOR.BULDUĞUNDA DA BANA OKUYOR BAĞIRA BAĞIRA…EFENDİM EMEKLİ BİR DEVLET MEMURU…
Kerem hocam,kerem hocam gülmeyin lütfen…
,Bu arkadaşlara hangi ilace vereyim.
Üç tane talebem var,üçü de diplomalı şizofren.
habire beni buluyorlar.Yarından tezi yok bana psikiatr teknisyeni ünvanını vermenizi rica ediyorum…
sevgiyle kalın.
aman haaa…
Hüsamettin Küçük
12 Mart 2008
Tahir Tamer Kumkale’nin “Psikolojik Savaş Yöntemleri” kitabında;Türkiye’de bestseller olmuş birçok kitabın gizli servisler tarafından hazırlandığı yazıyor.Multiprofesör Guru Şeyh-i Ekber Ender Amerikânî hazretlerine müdâhale edilmezse,büyük ihtimâlle benzerleri Türkiye’de çoğalmaya başlayabilir.O zaman vay Türkiye’nin haline!
Yetkililerin bu bilim hâinliğini algılamaları ve gereken yasal müdâhalede bulunmaları için bol bol “Es-Semi’,El-Basîr ve El-Cebbâr”,zavallı halkımızın bu deli saçmalarına kanmaması için “El-Habîr”,gerçek bilimin ne olduğunun ortaya çıkması için “El-Hakk”,gerçek bilimin toplumda yaygınlaşması için de “El-Muhyî” çekmeliyiz
http://www.biriz.biz/esma/index.htm
Yoksa bu tip adamlar toplumda çoğalınca ne kadar “Es-Sabûr” çeksek de tımarhânelik olmaktan kendimizi kurtaramayabiliriz.
Tahir Sümer
12 Mart 2008
Kerem Hocam,
Ne dersin? İstersen ortak iş de yaparız.
Ben yöneticilikten sıkıldım, emekli olayım diyorum ama, malum, evde evlâd-ı âyal var. Çocukların okulları daha bitmedi, bu nedenle de İstanbul çukurunu terk edemiyorum henüz. Bana muhteşem bir fikir verdin. Ben, diyorum ki, yöneticiliği bıraksam da üfürükçülüğe başlasam, böyle Reiki meiki, muska da yazarım. Reklam ajansında çalıştığım için önce iyi bir pazarlama iletişimi tezgâhladım mı, “nefesi en bi guvvatlı Tahir Hoca” olaraktan. Hem güzel para kazanırım, hem daha az stres yaşarım, hem de bu işlerin başka güzel yan getirileri de oluyordur muhakkak
Sevgiler,
TS
İ.Akın
12 Mart 2008
Değerli Hocam
Bu konularda ki aydınlık fikirleriniz , bu ışıkla bizi aydınlatmanız ve doğruları görmemize yardımcı olduğunuz için müteşekkirim.
Zaten yapılmak istenen de bilim ve dini yerinde ve yeterince kullanmak isteyen toplumumuzun düşünen, üreten,hakkını arayan ve itiraz eden insanlardan uzaklaştırılarak tamamen verilen kadara razı olan bir hale getirilmesi uğraşı değilmidir ? Bahsettiğiniz ve diğerleri de bu geçişte çıkarları yada diğer amaçlar için bilerek veya bilmeyerek uğraşanlar değilmidir ?
Uzakdoğu özellikle Güney Asya da hangi ülkede insan yaş ortalaması ne kadar artmış, ne kadarı sefaletten kurtulmuş (halen) da diğer ülkelerde yaşayanlara faydaları dokunacakmış. Metodlarının eskiliği göz önüne alındığında şu anda yaş ortalamalarının yüz ve üzerinde olması gerekmezmiydi.
Aslında tabii ki maksadın bu olmadığını bende biliyorum.
Hiç uzağa gitmeye gerek yok çevremizdeki özellikle Tanrının armağanı olan petrolü üreten ülkelerdeki düzenleri ve toplumları incelediğimizde konu tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmakta .
Bilgiden, hak aramadan, araştırmadan ve itirazdan yoksun bir toplum, ancak , tüm kaynakların istifadesi küçük bir yönetici sınıfı ve paylaştıkları yabancılar……………..
Ve bazılarında da savaşlar ve kaos…………….
İşte bu yolu açmak için çırpınışta olanlara karşı sizlerin varlığı , bizlerin uyanıklığının toplumumuzun aydınlık geleceği için çok önemli olduğunu düşünüyor ve bir kez daha elinize sağlık diyorum.
Sevgi ve saygılarımla
İ.Akın
Kaan Özsayıner
13 Mart 2008
Allah, Allah yahu. Bilim insanlarının bile orta çağ karanlığından kalma dogmatik fikirler ile yoldan çıkışını gördükçe utanıyorum, kızıyorum.
Ulas Camsari
14 Mart 2008
Sayin Hocam,
ABD’de Cleveland Clinic’te psikiyatri asistanligi yapiyorum. Su an 2. yilimdayim. sitenizi tesadufen gordum. Medyadaki doktor unvanli ya da unvansiz sarlatanlari bu kadar nitelikli bir sekilde elestirdiginiz icin size hayran kaldim. Bilimsel yaklasiminizdan cok etkilendim, sizi ornek aldim, sizinle psikiyatri ogrenme sansina sahip olan ogrencileriniz gercekten cok sansli olmalilar. Bir gun tanismak umidiyle… Dr Ulas Camsari
Prof. Dr. Neriman Özhatay
17 Mart 2008
Günaydın Kerem Hocam,
Yaklaşık bir aydır, sitenizdeki güncel yazılarınızı okuyorum.Ben Türkiyenin doğal bitkilerini tanıtan ve eczacık botaniği (farmasötik botanik) anabilim dalında çalışan bir araştırmacıyım.Anabilim dalımızın çalışma alanlarından biride etnobotanik (insan-bitki ilişkisini inceleyen bilim dalı) dir.Bir bilim insanı olarak bitkilerin kullanılışı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan yapılan tavsiye ve uygulamaların çok yanlış olduğunu belirtmek istiyorum. Bitkiler gelişigüzel kullanılmamalıdır,bilimin süzgecinden geçirilmeli ve halkımız bu konuda ciddi anlamda uyarılmalıdır.Sözlü ve yazılı medyada ilgi çekmek adına
halkın kandırılması konusunda yapılan açıklamaları bilimsellikten uzak ve zararlı buluyorum. Tabii ki bitkilerin birçok faydası var , bugün kullandığımız ilaçların bir kısmı bitkisel kökenli, bir kısmıda bitkideki etken madde örnek alınarak sentetik olarak üretilmiştir.Gıda destekleyicisi olarak kullanılabildikleri gibi doktor kontrolünde bilimsel olarak içereği ve etkisi araştırılmış bitkilerden tedavide faydalanılabilir.Ancak bitkilerde çok masum değillerdir, kullanımlarına çok dikkat edilmelidir.
Yazınızda belirttiğiniz eleştirilerinize bilimsel yaklaşımınıza katılıyorum.
Neriman Özhatay
HÜSEYİN SUNGUR
17 Mart 2008
Neriman Hocam ;
Uyarılarınız ve katkılarınız için çok teşekkür ederim…
Size,PRF. İBRAHİM SARAÇOĞLU adını sormak istiyorum.Bir tane bitkiler ile ilgili, çok ciddi(!) olduğunu düşündüğüm kitabı var ; adı,”"bitkilerdeki mucize”" gibi birşey.Elinize geçti mi,geçti ise neler düşünüyorsunuz!
Zat-ı alinizin yayınlanmış eserleri var mı!Varsa,nasıl elde ederiz…
Ya da siteniz,çok göründüğünüz bir site, varsa, yararlanalım lütfen.
Savaşa(!) hoş geldiniz.
Saygılar sunarım…
Sibel Kelik
21 Mart 2008
1960 doğumluyum 12- 13 yaşlarındayken (benimle aynı yaşta olanlar hatırlarlar.) tv de
ŞAHİKA isimli bir dizi vardı. Dizide şahika ne demek biliyormusun diye sorup
açıklıyorlardı.
ŞAHİKA TEPEDEKİ BİR KALENİN ADIYMIŞ. KAPISI OLMAYAN BU KALEYE GİRMENİN TEK YOLU İNSANLARIN
ÜZERİNE BASARAK YÜKSELMEK VE KALENİN İÇİNE O ŞEKİLDE GİRMEKMİŞ. Demişlerdi.
Küçük bir çocuk olmama rağmen bu anlatı beni derinden etkilemiş olmalı ki, hayatın içinde
birilerinin üzerine basarak bir yerlere gelmeye çalışan insanlara karşı her zaman üzüntü
duydum. Bu sebeple yazdıklarınızı okuduktan sonra sizin içinde üzüldüm.
Onlar ööğğ, kaka ama bakın ben ciciyim mesajı içeren savaşınız, toplum adına bişey
yapıyorum kandırmacanız sizi ŞAHİKA’ya sokacakmı bilemem ama asıl bilinmesi gereken
İftiralarla varılan yerin asla saygın olmayacağıdır.
Bu yazdıklarımı sitenizde yayınlayıp yayınlamayacağınızı da son derece merakla beklemekteyim. Enteresandır dikkatimi çekti sizinle aynı görüşü paylaşmayan tek bir mesaj bile yayınlanmamış:)
Saygılar
Sibel Kelik
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat
22 Mart 2008
Sayın Sibel Kelik,
Web mekânıma bu derecede mizahî bir yorum ilk defa geliyor.
Çok teşekkürler; vallahi 15 dakika güldüm.
Herkese selâm…
hüseyin sungur
24 Mart 2008
ARKADAŞLAR ; “”ŞAHİKA adlı dizi,70lerin başında değil,sonuna doğru oynadı.Söz konusu dizide,aşırı ihtiraslı bir hekim vardı ve onu uyaran da hanımı!
Ancak,KEREM HOCA’nın sitesinde epeydir yazan ve yazılanları okuyan biri olarak,şahsen KEREM HOCA’nın “”kimlerin sırtına bastığını ya da basabileceğini” gerçekten merak ediyorum.
Bu itibarla SİBEL HANIM’ın bizleri aydınlatması gerekmektedir…
bekliyoruz SİBEL HANIM…
sevgiler
hüseyin sungur
28 Mart 2008
Kerem Hocam ;
Mekanınızda yazılanları bir “”emsal”" kitabı haline getirmeyi düşünüyor musunuz!
Ne dersiniz!
Kendiliğnden muazzam bir kaynak oluştu.
Bu arada ben hala SİBEL HANIMDAN cevap bekliyorum.
Sizin kimlerin sırtına basabileceğiniz konusunda bizi aydınlatacaktı ki,biz de vaziyet alalım hani!
Ugur Alkan
24 Haziran 2008
Sayin Hocam,
Ender Sarac’in iddia ettigi arastirmayi yapan Tommy Neider ile ilgili bilgiyi bende internetde bulamadim. Ama Tommy Neider adinda balik tutma hobisi olan bir Alman’in internetde resimleri var. Insanlar niye asilsiz seyleri soylerler bilemiyorum. Psikiyatrist Dr. Stanislav Grof astrolojiye sicak bakan bilim adamlarindan biri. Onunda konu hakkindaki gorusu modern falcilar gibi gayri ciddi degildir diye dusunuyorum.
Saygilar,
Ugur Alkan
Sevinç Tartıcı
8 Temmuz 2008
seboreik dermatit var bizde.. ailenin birçok üyesinde.. biz bunun tam olarak ortadan kalkmayacağını.. stresimizin arttığı dönemlerde de yoğunlaştığını biliyoruz. hatta litaratür takip ediyoruz.. aslını sorarsanız sadece ve sadece doktor reçete yazmış olsun da sürekli el altında bulundurmamız gereken kremler, şampuanlar, tonikler daha ucuza gelsin diye muayeneye gidiyoruz.. sigorta anlaşması olan doktorlara.. bir de bilim dünyasının yılmaz ve fedakar neferlerinin nasıl göründüğüne biz hastaların gözünden bakın..
kadın ya da erkek doktor.. o dönemde yeni bir firmanın piyasaya sürdüğü diğerlerinden farklı olmayan bir ürünü hastalara bol bol yazmak üzere anlaşma yapmış oluyor.. bize, yahu biz bunun kitabını yazmışız.. gözümüzün içene bakarak: yeni bir ilaç krem her neyse çıktı bunu kullanırsan kökünden hallolacak diyor.. kökünden.. yahu geç bunları doktor.. biz bu masalı çook duyduk.. bir daha hiç kaşınmayacak, yara oluşmayacak.. sulanmayacak..
arkasına düşen duvara baktığınızda.. varlığından bile haberiniz olmayan sayısız üniversiteden sayısız sertifika, ödül, diploma.. cart ve de pırt almış oluyor.. ve siz de, bir umut işte.. kullanıyorsunuz.. genellikle etkinliği daha önce kullandığınız ürnlerden daha düşük bir ürünle karşılaşıyorusunuz.. doktora durumu anlatmaya çalışmanız nafile.. sizin yanlış kullandığınızdan tutun da önyargınız nedeniyle işe yaramadığına kadar varıyor iddiaları..
utanmazlar..
gerçekten utanmıyorlar.. siz bir hasta olarak ülkenizde bu tür -doktor diye ayırmıyayım- bu tür insanlar var diye daha fazla yüzleşmeye utanıyorsunuz..
o ise sonuçta alacağını almış oluyor..
onun o aptal ilacı yüzünden, sizin sosyal ve kişisel olarak düştüğünüz
durum umurunda değil.. anlama kapasitesi de yok..sizi kendisiyle eşit de görmüyor..
eskiden doktorlara güvenirdik. hekim diye anardık.. onları kendimizden zeki görürdük.. ama şimdi ben “hekim” diyebileceğim kimseye rastlamıyorum. Şimdikilerin gözlerinden yüzünüze dolar işaretleri fırlıyor.. ettikleri yeminin bir satırına bile güvenmiyorum..
neden içi boş görünen o alternatif akımlara kayıyor insanlar gitgide..
inanmayacaksınız ama..
en azından size sanki bir birey..
yok yok sanki bir insanmışsınız gibi davranıyorlar..
bunun ne demek olduğunu anımsayan fakülte mezunu ve alternatife kaçmamış gelenekçi doktorlar hala var mı ola..
Sevinç Tartıcı
8 Temmuz 2008
sadece İstanbul’daki özel MR merkezlerinin sayısının, tüm İngiltere’deki merkez saysının katbe kat üstünde olduğunu biliyor muydunuz..
NEDEN..
Sevinç Tartıcı
8 Temmuz 2008
diyalizde çalıştığım yıllarda..
İstanbul’a tatile gelmiş bir grup Fransız hekimin SSK hastanesine uğrayıp..
Türkiye’de diyaliz nasıl oluyor meraklarını giderme maceraları sırasında..
ingilizce bilmediklerinden..
eşinin işi dolayısıyla 2 yıl Paris’te kalmş arkadaşımın onlara rehberlik etmesi gerekmişti..
o hekimlerin arkadaşım ne kadar açıklamaya çalışsa da “neden bu kadar çok “fraxiparin” ve benzeri kullanıyorusunuz” sorusuna aydınlatıcı bir açıklama bulamadıklarını biliyorum..
adamların gözleri yuvalarından fırlamıştı..
“bu çok pahalı bir seçenek ”
oysa bu işi yapan hemen herkes biliyor ki o hastaların %90’ı fraxiparin vb. kullanmayı gerektirecek herhangi bir soruna sahip değil..
yani heparinle de hazırlanabilir onların diyaliz sulandırıcıları..
peki neden fraxiparin bu denli çok kullanılıyor..
ayrıntıya girmek istemem..
ama bildiğiniz nedenden..
üstelik fraxiparin reçeteleri alternatif gurular tarafından da yazılmıyor!
diyaliz bu anlamda en çok sömürlen ünite..
Türkiye sadece siyasileri ile kokuşmuş, bayağılaşmış, dolandırıcı, namussuz ve köşe dönücü ülkesi değil ki..
bu her alana, her mesleki gruba yayılmış durumda..
ama iş insan sağlığı ile uğraşanlara gelince..
daha bir kalbi sıkışıyor insanın..
elbette ki siz eleştirilerinizi yazacaksınız..
ama başınızı kaldırıp neler döndüğüne de bakmanız gerekiyor..
oradaydım ben..
gördüm..
zaten kullandığı bir antidepresan olduğu halde, sırf Prozac Türkiye’ye de giriş yapsın diye alelacele ilaçları değiştirilen hastaları..
hoca odalarının ve servisin yenilenmesi karşılığında..
üstelik prozac bir hastaya verilmeden önce iki kez düşünülmesi gereken bir ilaçtı (o günlerde bu şahsi gözlem dikkate almayın)
yani bu alternatifi, astroyu.. üffürüğü onaylamamdan değil tabii ki laflarım..
doğrusu iyi niyetinize inanmasam hiç açmam ağzımı..
ama işte dönüp dolaşıp İsa’ya geliyoruz..
“bana ilk taşı en günahsız olanınız atsın”
en temizinin bile kongre masrafları büyük ilaç firmaları tarafından karşılanan doktorlar, kendilerini bu anlamda sorguladıklarında hakkettikleri sonucuna varıyorlar muhakkak.
(umarım hiç değilse kongreleri turistik geziler olarak değerlendirmiyor arada sunum ve seminerlere de katılıyorlardır..)
ama o hak ediş –siz ne kadar aksini iddia etseniz de- sponsorünüz olan firmaya yazılı olmayan bir söz veriş de olmuyor mu..
Yorumunuz mu var?