ENGİN ARDIÇ

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 520 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Yazılarını ikircikli, hâttâ üçürcüklü (ambivalansın üç yönlü olanı karşılığında ben uydurdum) duygularla okuduğum bir yazardır EA.Takdir ederim entellektüel birikimini ama herkese tepeden bakan ve sürekli olarak söven tarafından sıkılır, rahatsız olurum; bir de zamanında kendi yaptıklarını öve öve anlatıp, aynını şimdilerde yapanlara sataşmasına kızarım. Hani Devletlû “öfke bir üslûptur” buyurmuştu ya, EA da “sövmek bir üslûptur” diye takılıyor herhâlde. Kendine benzeyen Hıncal Ağabeyi’ne de şöyle der: <<“kendini demokrat ve liberal ilan eden, üç kâğıtçı, dönek, yalaka, yağcı enteller”>> olduklarını söylüyor, “niyetim hiçbir zaman hakaret etmek olmadı” diyerek etmediği küfürü bırakmıyor ama…

İçinde “orospu”, “anasını avradını”, “eşek seçmen”, “pezevenk”, “zilleri nerenize saklayacaksınız” gibi lâfların geçmediği makalesi pek azdır. Meselâ tipik bir makale sonlandırışı:

<<“mahfillerin” beni kara listeye aldıklarına, telefonlarımı dinlediklerine dair bazı duyumlar alıyorum.
Kimleri “şeyinden tavana asacağınızı” biliyorum da, beni ne yapacaksınız? Öldürecek misiniz, kodese mi tıkacaksınız, sürgüne mi göndereceksiniz?
Yoksa babalık edip Sabah Gazetesi’ni kapatmakla ve bana yazı yazdırmamakla mı yetineceksiniz? Allah razı olsun.>>

Beni rahatsız eden ikinci özelliği de çizgisiz olması. Kendini çok yiğit ve cesur olarak tavsif eder hep ama neyi savunur, kimden yanadır belli değil. Aslında müzmin muhalifler dediğimiz kişiliklerden biri EA. Varoluşları karşı çıkmakla, eleştirmekle mümkündür; yoksa, yokolurlar. Amaçları yapmak değil yıkmaktır ve öfkelerini de iyi rasyonalize ederler.

Neyse, beni güldüren bir varaka geçti elime; EA’ı okurken psikolojik olarak rahatsız olan bir vatandaş kendisini Basın Konseyi’ne şikâyet etmiş (Hani şu Helin’in de üye olduğu ve Kürtçe türkülerle dolu bir CD çıkaracağını duyurduğu web mekânlarına da bakan makam). Bakın ne yazmış vatandaş (noktasına dahi dokunmuyorum):
GAZETECİ ENGİN ARDIÇ’IN BASIN MESLEK İLKELERİNİ İHLAL ETTİĞİNİN TESPİT EDİLMESİ HAKKINDA ŞİKAYET DİLEKÇEMDİR

İstanbul, 31 Mart 2008
Basın Konseyi Başkanlığı’na,
Sabah gazetesi yazarlarından Engin Ardıç, daha önce çalıştığı gazeteden yeni iş yerine transfer olduğundan beri, yazılarında özellikle kendi meslektaşlarına karşı saygısız, genel ahlak kurallarına dahi özen göstermeyen, küfürlü yazı yazmayı sanki bir üslub imişcesine sunan, gazeteler arasında var olabilecek makul rekabet ölçülerinin çok dışında ve ilkesizce diğer medya organlarına karşı saldırgan bir tutum sergilemektedir.
Son olarak, 28 Mart 2008 Cumartesi günü “Ver Kurtul” başlıklı yazısında, Türkiye’deki gerilimin kaynağını, “Fakat hükümeti devirebilmek amacıyla, Aydın Bey’in yayın organları muhalefeti “şirazesinden” çıkardılar.” ifadesiyle, Aydın Doğan’la ilişkilendirerek, Doğan Grubu gazetelerini, genelleme yaparak, “Uzun süredir bu yayın organlarında doğru dürüst haber maber yok, birtakım orospu fotoğraflarını saymazsanız: Salvo var, yaylım ateş var.” şeklinde suçlamaktadır.
Gazeteci Engin Ardıç aynı yazısında devamla “Aklı ermeyen birçok okuyucu bunların “laiklik mücadelesi” falan yaptıklarını sandı. İş parada bitiyor.” ifadesiyle, Türkiye’de siyasal tartışmaların odağı haline gelmiş ve milyonlarca yurttaşın ortak kaygısı haline dönüşmüş olan laik cumhuriyet sisteminin korunması refleksini aşağılamaktadır. Ülkemizde yaşanan gerilimin temel kaynağı, varolagelen sistemin restorasyona uğratılmasını bazı siyasi partilerin hedef haline getirmiş olmaları iken, Engin Ardıç milyonlarca yurttaşın kaygılarını “Ben başbakanın yerinde olsam, Aydın Bey’e istediği parayı verirdim. İnşaat mı yapmak istiyor, bıraksın yapsın, birkaç milyon dolar daha kazansın. Hedefine ulaşınca yumuşar. Adamlarının da yargıyı ve orduyu, yani bürokrasiyi tahrik etmelerine gerek kalmaz.” ifadeleri ile, haksız bir şekilde keza Aydın Doğan’ın kişisel amaçlarına bağlıyor. Laik sistemin geleceği ile ilgili kaygıları olan milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşını, bir kişinin ticari amaçlarına alet olabilecek düzeyde akıl ve fikir noksanı olarak nitelemek, herşeyden önce, o insanlara hakaret olur, ki, gazeteci değil, hangi sıfatı taşırsa taşısın, kimsenin böyle hakaretamiz bir ifadeye başvurmaya hakkı olamaz kanaatindeyim. Özellikle de, fikirlerini düzenli olarak, toplumla paylaşmak durumunda olan bir köşe yazarının, para verip yazdığı gazeteyi satın alarak kendisini okuyan okurlarına böyle bir hakarette bulunması, olsa olsa, amiyane tabirle, “yediği kaba pislemek” olarak ifade edilebilir ki, bu da toplumumuzun genel ahlak ve görenekleri içerisinde kabul edilebilir bir durum değildir.
Ben, gazeteci değilim. Herhangi bir Aydın Doğan şirketinde görevli de değilim. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak, gazeteci Engin Ardıç’ın bu tutumundan, herşeyden önce psikolojik olarak rahatsız olmaktayım. Engin Ardıç okumak sinirlerimi alt üst etmektedir. Küfürbaz ve saldırgan tutumu, beni de her Engin Ardıç okuduğum gün, gün boyu germekte ve karşılaştığım kişilere karşı saldırganlaştırmıktadır. Öte yandan, küfürbazlığı üsluba dönüştürmek, kendisinin bir gazeteci olarak değil, ama çalıştığı gazetenin kar amacı güden bir işletme olması vesilesiyle, rakip gazetelere karşı temelsiz, gerçek dışı olduğu aşikar ve iddia sınırını aşan iftiralarla karalamaya çabalamasının gazetecilik mesleği açısından da hoşgörü gösterilecek davranış olmadığını düşünüyorum. Bu kadar ölçüsüz, genel ahlak kurallarına dahi özen göstermeden (veya sahip olunmadan) ve rakibi olduğu medya grubunu hiçbir etik kural tanımadan karalamanın gazetecilik olmadığını düşünüyorum.
Basın Meslek İlkeleri’nin 3., 4., 9., 10. ve 12. maddelerinin gazeteci Engin Ardıç tarafından hem sözkonusu makale içerisinde ve hem de Sabah gazetesinde yazdığı diğer makalelerinde sistematik olarak ihlal edildiğini kanaatindeyim.
Basın Konseyi tarafından uygulanabilecek yaptırımların uygulanmasını, en azından Sabah gazetesi yönetiminin uyarılarak, Engin Ardıç’ın bu tutumunun engellenmesini sağlamasını önermenizi, saygılarımla rica ederim.

Ali Rıza ÖZKAN

***

Bakalım Basın Konseyi ne yapacak.

Ben en çok “Küfürbaz ve saldırgan tutumu, beni de her Engin Ardıç okuduğum gün, gün boyu germekte ve karşılaştığım kişilere karşı saldırganlaştırmıktadır” lâflarına bayıldım.

Ben de hem Ali Rıza Özkan’ın, hem EA’ın psikiyatrik muayenesini talep ediyorum.

Tabii ki şaka!

Yâhu, EA’ın bizim HCÖ ile akrabalığı var mı acaba? Nedense aklıma geliverdi…

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 31 Mart 2008 Pazartesi

3 Yorum »

  1. HÜSEYİN SUNGUR

    31 Mart 2008

    Merhabalar ; umarım ve dilerim ki,bu sütun HCÖ saldırısına uğramaz.Dahası,şurada adam gibi,seviyeli fakat göğüs göğüse geliştirici,hatta öğretici ve keyifli bir şekilde EA ve AD ceridelerini hatta,tartışırız.Burada aklım yettiğince,haddim çerçevesinde ruhbilim–davranış bilimi ve sosyal psikoloji gibi merakım olan ve sürekli okuduğum bilgi disiplinlerinin getirileriyle,yazmaya gayret edeceğim,dolayısıyla KEREM HOCA’mın DESTURUNU rica ediyorum…
    AMAN DİKKAT EDELİM EFENDİM…
    1-Engin Ardıç’ı tahminen 1978yılında,hocam Hilmi Yavuz’un GELİŞİM YAYINLARINDAKİ ODASINDA tanıdım.O vakitler,sanırım hürriyet gurubunun TVde 7gün diye haftalık dedikodu merkezli bir dergisi çıkardı.Bir sayının kapağında,baskın resim PERRAN KUTMAN,altında da EA’nın resmi ve resimaltı yazısı olarak da,”"PERRAN ERKEĞİNİ BULDU”" diye bir magazinsel ifade yayınlandı ve ben tanıştığımızda kim olduğunu,resim belleği olarak,anımsamaya çalışırken,bu fotoğraf gelince belleğime,EA da mahcup tebessüm ederek,”"O erkek benim”" diyerek,gülüşmemize sebep oldu.Bunu “”yergi”" olarak kesinlikle anlatmıyorum.

    2-Birkaç kez daha,HİLMİ HOCA’nın evinde tesadüfen karşılaştık,uzun uzun sohbet ettik.

    KEREM HOCA’nın,kanaatimce şu tespiti,kozmik anlamda doğrudur ;”"Kimileri varlıksallıklarını sürekli eleştiri ve karşısındakileri tamamen yok sayma üzerinden gerçekleştirirler”"..

    3–Orta-lise eğitimim boyunca,kendimce ifadeyle,üç çeşit avantajım oldu : a–Yabancı dilde eğitim yapan bir “yabancı mektep”,Tarsus amerikan koleji,ya da küçük bir şehrin görece “”büyük mektebi”"…
    b–Yine küçük bir kentin sıradan bir lisesi, Tarsus ….. …. lisesi…
    c–Ülkenin büyük,gelenek sahibi,eski bir mektebi ; Kabataş Erkek Lisesi.

    Bu üç eğitim anlayışını yanyana koyar,siz de biraz gayret ederseniz öğrenme hususunda,çok şey çıkar karşınıza.
    Bir kere “”yabancı dilde”" eğitim yapan mekteplerden,”"genellikle”" ortaya ATİLA İLHAN sözüyle, “”acente aydını”" çıkar…Ya da “”mankurt”" kafalı da diyebiliriz.

    Bizim amerikan kolejinde de EA dan mebzul miktarda mevcuttur.

    “”Yüksek bir eğitim”"(!!!) sonucunda,ülkesinin //öğrenim// ortalamasının çok ötesine gitmiş oldukları savından hareketle,her türlü YERLİ DEĞERE,tepeden bakarak,onları eleştirmek,mümkünse yok etmek,değilse jetokain yaparak uyuşturmak şeklinde tecelli eder bu “”arkadaşların”" kültürel taarruzları.

    Ancak,AD ve cerideleri konusunda,üslubunu beğenmesem de sizler gibi,temel fikriyatına , lümpenlik de taşısa,katıldığımı beyan etmek isterim.

    Biz de Tarsus amerikan da üstelik de aklen yoğrulmaya en müsait olduğumuz 12–17 yaşlarımız arasında okuduk.
    Birçok arkadaşımız, deep purple,rolling stones dinleyip,onlara tapınırken,biz de dinledik,ama tapınmadık.

    Okulun yegane “”bağlama çalan”" talebesiydim!380 kişilik mektebin çoğunluk öğrencileri,İSTANBUL–ANKARA–BURSA–İZMİR gibi kentlerden gelirdi.Biraz ADANALI–MERSİNLİ üç beş tane de TARSUSLU vardı.

    Ama bizler evimizde,debussy–mozart vs dinlememize rağmen,en azından benim evimde HAKİM UNSUR,tartışmasız NUREDDİN ÇAMLIDAĞ ve EZO GELİN mayası,EKREM GÜYER ve babamın doyamadığı MÜZEHHER GÜYER idi.Bugün yaşı ortalama 40 olanlara,en azından bu iki sanatkar adını sorsak,acaba bilen olur mu!

    Bu cümlelerimi de laik–batıcı ve evrensel cumhuriyet kültürü(!!) yaratmaya ömrünü adamış,ilmiye ve seyfiye sınıfı alimlerimize İTHAF EDİYORUM…

    sevgi ve saygılarımla

  2. nevin çelik

    10 Nisan 2008

    Basın konseyine mektup yazan talihsiz(!) arkadaşa uğurlar olsun diyorum.Daha çok beklersiniz gelecek cevabı .Beş ay önce bu Konseye ben de yazdım Cevap gelmeyince başkanı olan Oktay Ekşi’ye gazetesinde belirtilen e-posta adresi yoluyla meseleyi aktardım.O zamanlar Kerem Hoca da bir yazısında değindi.Adam bana bir bürokrat cevabı verdi evlere şenlik.Konu şu idi:
    Yeni Şafak gazetesi köşebentlerindem Koray Düzgören her hafta cumartesi akşamı saat 16.00 civarında ROJ TV de program yapıp yönetiyor.Başbakanın kapatmaya bu kadar uğraştığı bu bölücü kanalda program yapan adam meşhur gazetenin devamlı yazarı.Maşallah,hem de kırk bir kere.Beş aydır tık yok.Bakın hele anlı şanlı Konseye.Sevsinler.

  3. hüseyin sungur

    13 Nisan 2008

    Nevin HANIM ;

    Sizi selamlıyorum.

    Elinize sağlık.
    Vay KORAY DÜZGÖREN vay…..

    Cumhuriyet gazetesinden roj tevelere…..
    Herhalde bir kemik erimesi falan oldu da fakirde,omurgası ciddi hasar gördü.

    Baki selam ve sevgi

  4. Yorumunuz mu var?