ANTİDEPRESAN İLÂÇLAR BAĞIMLILIK YAPAR MI?

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1324 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.

Sevgili kadim dostum Kardiyolog ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kınıkoğlu Akşam Gazetesi’ndeki köşesinde ve http://www.doktormurat.net/ web mekânında şöyle bir yazı neşretti:
“Alo, doktor bey siz misiniz?”

“Evet, benim buyurun.”

“Merhaba ben A… Kusura bakmayın sizi rahatsız ettim. Kocam son günlerde çok sinirli. Bugün sizde randevusu var, ona bir antidepresan yazsanız çok iyi olur diyecektim.

“Depresyon ilâcı mı yazayım?”

“Evet, depresyon ilâcı… Yalnız sakın benim aradığımı söylemeyin.”

“Peki, ama depresyon ilâçlarının bâzı yan tesirleri oluyor.”

“Ne gibi?”

“Mesela kocanızın performansı düşer, cinsel isteksizlik olabilir.”

“………..”

“Alo orada mısınız?”

“Evet, dinliyorum, tamam yazmayın o zaman, yalnız söyleyin sinirlenmesin.”

“Olur söylerim.”

Yukarıdakine benzer telefon görüşmelerini oldukça sık yaparım. Kadınlarımızın ne kadar kocalarının sıhhatine düşkün olduğunu(!) bilmek beni mutlu ediyor. Tabii her görüşme yukarıdaki gibi sonlanmıyor, bazılarına, “Kocanızda isteksizlik başlar” dediğimde, “Siz gene de ilâcı yazın. Benim kocada performans zaten sıfır. Sinirli olunca da hiç çekilmiyor” cevabını alıyorum.

Geçen hafta İngiliz Hull Üniversitesince yapılan bir araştırmanın sonuçları yayınlandı. Kamuoyunda geniş olarak tartışılan bu çalışmada Prof. Irving Kirsch, antidepresan ilâçların ağır depresyon dışındaki hastalarda yararsız olduğunu söylüyor. Basınımız “Antidepresan ilâçlar etkisizdir” gibi bir sonuç çıkarınca hastalarımız haklı olarak huzursuz oldular. Doktorlarını arayıp “Bu ilâçları boşuna mı kullanıyoruz?” diye soranlar olmuş. (Esasında içlerinden “Doktor bey ne iş? Sen yıllardır bu ilâçları bize yutturup duruyorsun, meğer bir işe yaramıyormuş” demek geliyor ama kibarlıklarından söyleyemiyorlar). Peki, bu İngiliz profesör neden ortalığı karıştırıyor derseniz adam şunu diyor: “Burnunuz aktığı için mide ilâcı almayın, işe yaramaz”. Bir diğer deyimle “çok sinirliyim” veya “bugünlerde biraz canım sıkılıyor” diye antidepresan ilâç alınmaz. Antidepresan ilâçlar adı üstünde sâdece “depresyonda” alınır.

Hazır konu antidepresan ilâçlardan açılmışken birkaç şey daha söyleyelim.

  1. Antidepresan ilâçlar konu komşunun, eş dostun tavsiyesi ile alınacak ilâçlar değildir. Mutlaka bir doktorun önerisi ile ve onun takibi ve kontrolü altında alınmalıdır.
  2. Antidepresan ilâçların önemli yan tesirleri vardır. Pek çok hasta, ilâca başlar başlamaz ortaya çıkan çarpıntı, fenalık hissi, ağız kuruluğu gibi tesirler yüzünden ilâcı bırakmak zorunda kalır. Uzun vâdede, kullanılan antidepresanın türüne göre değişmekle birlikte hastaların yüzde sekseni kilo alır.
  3. Antidepresan ilâçların “sinirlenmeyi önlemek” veya “rahatlamak” veya “küçük şeyleri kafaya takmamak” veya “sözlüsü ile daha az kavga etmek” amacıyla kullanılması yanlıştır. Kendinizi aşırı sinirli buluyorsanız telkinle, mantığınızı kullanarak, düşüncelerinizi ve hareketlerinizi kontrol etmeye çalışın.
  4. Antidepresanların bir diğer önemli yan tesiri “Seksüel performansı negatif etkileyebilmeleridir”. Orgazm olmayı güçleştirebilir, bâzen isteksizlik yaparlar.
  5. Antidepesanlar bağımlılık yapmaz denilmesine bakmayın, bal gibi yaparlar. Uyuşturucu ilâçlar gibi gittikçe doz artırmak istemezsiniz ama bırakmaya kalktığınızda ortaya çıkan şikâyetler tekrar ilâca sarılmanıza neden olabilir. Konu komşu tavsiyesiyle ilaca başlayan ama bırakınca ortaya çıkan şikâyetler yüzünden bir türlü ilâçtan kurtulamayan hastalar çok. Doktor kontrolünde ilâç alanlar için böyle bir tehlike yoktur. Yeterli iyilik sağlandığında ilâcın dozunda kademeli azaltma yaparak veya başka ilâçlar ikame ederek hiçbir şikâyet olmadan ilâç bırakılabilir.

***

Maâlesef pek de doğru mesaj vermediğini düşündüğüm bu yazı hasebiyle Murat’la haberleştik ve ona şu mesajı yolladım:

Sevgili Murat,

Bağımlılık nedir, ne değildir konularında kendi web mekânımda (www.keremdoksat.com) bir yazı yazacağım; sana da yollarım. Şimdilik kısaca cevap vereyim çünkü benim sayfam Akşam gazetesinde değil ve milyonlara ulaşmıyor; dezenformasyonun her plânda yaygın olduğu günümüzde, sağlık konularında bâri bu olmamalı diye düşünüyorum.

Mezolimbik sistem (ventral tegmental alan ve nuk. akkumbens arasındaki DAerjik ve peptiderjik devre) davranışsal bağımlılığa sebep olur. Meselâ senin güzel yazılarını okumanın bağımlılık yapması bu türden… Bâzı hastaların ilâçlarına bağlılıkları böyle oluşur.

Fakat farmakolojik bağımlılığın epey alt tipi var: GABA A reseptörü üzerinden olanlar (alkol, benzodiyazepinler, barbütiratlar); kannaboidler üzerinden olanlar (mu ve kappa reseptörleri, keza K1 reseptüörleri), ACh üzerinden olanlar (öforizan olduğu için), DA üzerinden olanlar (amfetamin, kokain, ekstazi) gibi…

Hiç bir legal antidepresan bu türlerden bir bağımlılık yapmaz. Sâdece beyindeki dengeler değiştiği için, fluoksetin hâricindekiler (bunun hem kendisi hem de metaboliti aktiftir ve wash-out’u yâni vücuttan tamamen atılması 8 haftayı bulur) tedricen azaltılarak bırakılmalıdır, yoksa istenmeyen etkiler ortaya çıkar. Hepsi bu.

Bahsettiğin “bağımlılık” konusuna gelince… O hastalar haklılar aslında. Çünkü artık netleşti ki, ikinci, hele üçüncü majör depresif epizoddan sonra ömür boyu ilâç kullanmak gerekiyor. Hâttâ, ilk epizod çok şiddetliyse + süisidalite (intihar eğilimi veya girişimi) varsa + soygeçmişte psikiyatrik morbidite varsa, bunlara “mental diabetics: zihinsel şeker hastaları” deniyor ve tıpkı ensülin kesilemeyeceği gibi, antidepresan ilâcı da hiç kesmiyoruz. Bir başka önemli husus da, idame dozu tedavi dozudur.

Depresyon %100 tekrarlayan bir hastalık; bütün vak’aların %10-15’i de 3. dereceden tedaviye direnç gösteriyor. EKT’ye dahi dirençli (4. dereceden) vak’alarda ketamin, skopolamin verilmesi, hâttâ psikoşirurji uygulanması gündemde… WHO depresyonu en önemli 3. sağlık sorunundan 2.’ye terfi ettirecek. Bütün ünipolar majör depresyon vak’alarının en fazla %15’i tedavi görüyor; bu %15′in ise sâdece %5′i doğru tedavi ile buluşuyor. Bipolar Bozukluk’ta (Manik Depresif Hastalık) ise işler çok daha vahim. Bu sebeple pratisyenlere ve diğer uzmanlara bu konuda sürekli eğitimler veriyoruz.

Yâni, tabii ki konu komşu tavsiyesiyle ilâç alınmamalı ama doktorların da, hâttâ psikiyatrların da ciddi bir kısmı bu ilâçları hangi doz ve sürede kullanacaklarını bilmiyorlar.

Bu arada, yakınlarda bütün medyanın gündeme düşürdüğü bir araştırmada bu ilâçların şekerli tabletlerden farksız, yâni etkisiz olduğu iddia edildi, bundan sen de bahsetmişsin (Kirsch I, Deacon BJ, Huedo-Medina TB, Scoboria A, Moore TJ, Johnson BT [2008] Initial Severity and Antidepressant Benefits: A Meta-Analysis of Data Submitted to the Food and Drug Administration. PLoS Med 5(2): e45 doi:10.1371/journal.pmed.0050045); araştırıcılar arasında hiç psikiyatr olmadığı gibi, venlafaksin’in ve çoktan piyasadan kaldırılmış olan nefazodon’un SSGİ olduğunu zannediyorlardı; metodoloji de kötüydü, uzun vâdeli sonuçları es geçmişlerdi. Neyse ki bu garip yayının etkisi pek yüksek olmadı…

“Pek çok hasta, ilâca başlar başlamaz ortaya çıkan çarpıntı, fenalık hissi, ağız kuruluğu gibi tesirler yüzünden ilâcı bırakmak zorunda kalır” ifâdene de katılmıyorum, kusura bakma. İyi bir psikoedükasyon (hastanın ve yakınlarının eğitilip bilgilendirilmesi) ve hekim hasta iletişimiyle, ilâcı terk etme oranı %10’un da epey altına düşer.

Kısmen tedavi edilmiş depresyon azıcık gebe olmak gibidir.

Dostlukla…

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 01 Nisan 2008 Salı

12 Yorum »

  1. hüseyin sungur

    1 Nisan 2008

    Hocam,sanırım bir an kendinizi tıbbiyede,farmakoloji kürsüsünde falan sandınız.Haklı olarak tutamadınız ve şarjörü boşalttınız Dr. Murat’a.Elbette ifadelerinizde anlamadığımız bir dolu kavram varolmakla birlikte,parantez içi izahlarınızın çoğunluğu,öğrenebilme eşiğimizi artırıyor.Sağolun.

    Size , gündem dışı bir soru sormak istiyorum:

    HİÇ SPOR DALLARI İLE RUH BİLİM ARASINDA İLLİYET KURMAK AKLINIZA GELDİ Mİ!
    TA
    ÖRNEĞİN BAZI ERKEKLER,ISRARLA KASLARINI,GÖVDELERİNİN OLMADIK YERLERİNİ HABİRE ŞİŞİRİR DURUR BUNUNLA DA YETİNMEZ DÜNYA YARIŞMALARI YAPAR,ADETA “”ETLERİNE”" YENİ DOĞMUŞ BİR BEBEK MUAMELESİ YAPARLAR!!!

  2. Hüsamettin Küçük

    1 Nisan 2008

    Peki Kerem hocam,depresyondan düşünce gücüyle kurtulma vak’aları konusunda yorumlarınız neler?
    Ben şu anda,hayatımdaki ikinci büyük depresyonun iyileşme aşamasındayım.Doktorum ilâcıma Haziran’a kadar devam etmemi söyledi.Haziran’da dozu azaltarak bıraktıracak.Ama 7 yıl önce yaşadığım ilk büyük depresyonda,iki etken beni farklı bir yola sevketti:
    1-O zamanlar,-belki kim olduğunu biliyorsunuzdur,bilmiyorsanız Google’dan sitesini bulabilirsiniz- Sabri Tandoğan’la iletişim halindeydim.Kendisi,psikiyatrik ilâçlar kullanmayı doğru bulmadığını söyledi.Ayrıca ilâcım,üçüncü-dördüncü günlerde falan,yan etkisini mi gösterdi nedir,ateşim yükseldi,ishal oldum vs.Böylece ilâcı bıraktım ve zihnimi sürekli olumlu düşüncelerle meşgul etmek için büyük çaba sarfederek,yaklaşık on-onbeş günlük bir sürede normal hayatıma dönebilecek duruma geldim.Yeterince rahatlamam biraz daha zaman aldı tabiî ama,sonuçta depresyondan düşünceyle çıktım.Depresyondayken ise;ölüm ve delirme beklentisi zihnimde cirit atıyordu.
    Ben manik-depresif de olabilirim.Zîrâ geçmişte,büyük hüzünden,birkaç dakika içinde kendiliğinden büyük sevince geçişi birden fazla yaşadım.Yakın zamanda ise böyle birşey olmadı.
    Keşke ileriki zamanlarda fırsatım olsa da,İstanbul’a gelip bir kez sizin muâyenenizden geçebilsem.
    Sevgiler.

  3. Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat

    2 Nisan 2008

    Sabri Tandoğan ve benzeri kişilerin böyle tavsiyeleriyle mücadele ediyorum senelerdir Hüsamettin Bey.

    Hastalık duayla, zikirle veya maneviyatla geçmez.

    Saygılar…

  4. Hüsamettin Küçük

    2 Nisan 2008

    Hastalığın dua ve zikir ile geçmeyeceğine katılıyorum Kerem hocam.Zaten şu anda o dünya görüşüne sahip olmadığımı,daha önceki mesajlarımdan biliyorsunuz.Ama ben 7 yıl önceki depresyonumdan,zihnimi sürekli olumlu düşüncelerle meşgul etme çabasıyla kurtuldum.Nasıl bir durumdan kurtulduğumu azıcık anlatayım:
    Ailemle ciddi sorunlarım vardı.Özellikle babamla.Onlara karşı çok yoğun olumsuz duygular taşıyordum.Beni adeta bir manyetik alan veya bir cam kafes gibi bir sıkıntı sardı.Uyumakta zorlanıyordum.Uyandığımda da,uykusunu almış olmanın rahatlığını hiç hissetmeden,hemen gene o sıkıntıyı yaşamaya başlıyordum.Boğazımdan yemek geçirmekte zorlanıyordum.Göğsümde daralmalar,kalbimde ağrılar olmaya başlamıştı.Hastanenin acilinde bana yaptıkları “rahatlatıcı iğne” hiç rahatlatmadı.”Kalp hastası mıyım?” diye düşünüp hastanede ayrıntılı kalp muayenesinden geçtim.Trafo çekildi,röntgen çekildi…Kalp hastalığı çıkmadı.Hastanenin psikiyatristi bana “Faverin” yazdı.Sonra;önceki mesajımdaki gerekçelerle Faverin’e devam etmedim.
    Yalnız,ilginç bir nokta var:Benim zihnimi olumlu düşüncelerle meşgul ederek depresyondan çıkma sürecim,ST’ın “Hayatında sana karşı kötülük yapmış herkesi affet” tavsiyesine uymamla başlamıştı.
    İlaç kullanmadan,düşünceler yoluyla depresyondan çıkma vak’alarıyla karşılaşma sıklığınız ve vak’alarla ilgili yorumlarınız nelerdir?

  5. Murat Panayirci

    2 Nisan 2008

    Merhaba Kerem Abi,

    Ben de 2001 yilinda sizin tavsiyenizle efexor kullanmaya basladim. O zamandan beri iki kez (birtanesi sizin denetiminizde) dozu azaltarak birakmayi denedim, olmadi. Kendimi kötü hissetmeye basladigim icin tekrar basladim.

    Her ne kadar bir ilaca bagimli olarak yasamak kendimi biraz gücsüz hissettirse de, bu ilac olmasaydi su anda oldugum yerde asla olamayacagimi cok net biliyorum.

    Benim merak ettigim su:

    Bir hastanin antidepresana sadece psikolojik olarak mi yoksa bir seker hastasinin insülin ignesine ihtiyaci oldugu gibi gereksinim duydugunu belirleyebilmek mümkün mü?

    Yani demek istedigim: iki ihtimal oldugunu varsayiyorum.

    1) gercekten benim vücut fonksiyonlarimdaki bazi bozukluklardan ötürü, beynimin endiseden sorumlu bakani asiri derece de calisiyor ve benim bunu psikolojik olarak ya da terapiyle falan degistirebilmem mümkün degil, o yüzden beynimin bu sorunlu bakanini kontrol edebilmem icin bir seker ya da tansiyon hastasi gibi bu ilaci hergün icmem lazim

    2) Aslinda hersey psikolojik, sadece kafamda ilacsiz kalirsam endiselenmeye baslayacagim ve böyle kisiligim oldugu sabit fikri var. Dolayisiyla aslinda gercekten terapi yardimiyla bu ilaci birakabilirim.

    iste bu noktada merak ettigim yanitin hangisi oldugunu belirli bir kisiye bazi testler uygulayarak anlayabilmek mümkün mü?

    Selamlar..

  6. mehmet ünal rodoplu

    3 Nisan 2008

    Kendileri bir kaç yıl önce yanılmıyorsam'’ANTİDEPRESANLAR PLASEBOYA %10 FARK ATAN MADDEDİR .'’ demişlerdi. Farmakoloji profesörü Dr. Cankat Tolunay da %10′luk farkla aynı şeyi söylemişlerdi. Tabii ki tıb POZİTİF bir bilim dalı olmadığı için görüşler zaman içinde farklılık hatta zıtlık arzedebilir. Dua ve zikir konusunda kesin hüküm ifade eden cümleyi ise bir bilim adamına yakıştıramadığımı söylemek zorundayım.Tarif ve tasnif edilemeyen ,ölçülüp tartılamayan her şeyi toptan yok saymak; tümden indirgemeci bir mantık anlayışının ürünü olsa gerek. Oysa bilim adamlığı ŞÜPHECİ olmayı gerektirir.

    Dr. Mehmet Ünal RODOPLU

    MKD: Bu daha önce de bana garip mesajlar yollayan ilginç kişinin yorumlarını ilgi çekici olduklarından değil, “tıp tahsili yapmış” birisinin nasıl böyle düşünebildiğini görelim diye yayınlıyorum. Maâlesef böyle kişiler de artmakta çünkü tıbbiyenin seviyesi gittikçe düşüyor. Sırf tepki vermeye ve belli anahtar kelimeleri görünce saldırmaya meyilli kafa yapısının numûnesi.

  7. mehmet ünal rodoplu

    3 Nisan 2008

    Sayın Prof.Dr.KEREM DOKSAT,

    İnternet çöplüğünde ucuz şöhret olma sevdalısı basit bir insan değilim.Türkiye Cumhuriyetinin Anadoluda ilk kurduğu tıp fakültesi olan ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 1978 mezunuyum ve bununla her zaman iftihar ederim. Burada serbest bir platform açtığınıza göre hakaretamiz olmadığı ve eleştiri sınırlarını aşmadığı sürece nefsinize hoş gelmeyen şeylere de katlanmak zorundasınız. Evet tıbbiyenin seviyesi gerçekten düşüyor.Şimdilerde bazı meslekdaşlarımız her nedense kendi mesleki kulvarları dışında ‘’ŞÖHRET'’ arayışlarına giriyorlar, şan ,şöhret,makam,mansıb gibi İĞRETİ ÜSTÜNLÜKLER peşinde koşuyorlar, olmadı birbirlerine etik olmayan saldırılarda bulunuyorlar.Hatta hızını alamayıp bunu pehlivan tefrikası haline getirmeyi vadedenler oluyor. Arada bir bühtana maruz kaldığı halde cevap verme tenezzülünde bulunmayıp tıbbiyenin şerefini kurtaranlar olsa da bu kişiler kendilerine ikinci kümeden bir hedef bulmakta el an gecikmiyorlar.Birde çeteleşen doktorlar güruhu türedi son zamanlarda.Toplum bir kere tefessüh etmeye başladımı bundan herkes nasibini alıyor. Halbuki biz idealizmin hamuruyla yoğrulmuştuk el an da öyleyiz.
    DR.M.ÜNAL RODOPLU

  8. Mehmet Ünal Rodoplu

    5 Nisan 2008

    ANTİDEPRESANLAR YUTANA SAFA,CANA ŞİFA ,RUHA GIDADIR.

    MKD: Bu zat daha önce de Osman Müftüoğlu ile ilgili yazıma da garip yorumlar yollamıştı. Herhâlde bir ünsiyeti var.

  9. Mehmet Ali Bahıt

    21 Nisan 2008

    Sayın Hocam,

    Yazınızın anladığım kısmı aklıma bazı sorular getirdi:
    “Hiç bir legal antidepresan bu türlerden bir bağımlılık yapmaz. ”

    “Bahsettiğin “bağımlılık” konusuna gelince… O hastalar haklılar aslında. Çünkü artık netleşti ki, ikinci, hele üçüncü majör depresif epizoddan sonra ömür boyu ilâç kullanmak gerekiyor.”

    “Depresyon %100 tekrarlayan bir hastalık…”

    Bu üç bilgiyi alt alta koyduğumuzda ilaçların bağımlılık yaratmadığı, ancak bu tarz vak’alarda kullanımın zorunlu olduğu sonucu mu ortaya çıkıyor?

    Bundan daha önemli bir soru ise şu:
    “Bu tarz vak’alar” ne tarz vak’alar? Ya da şöyle sorayım: “Depresyon %100 tekrarlayan bir hastalık” diye başlayan paragraftaki depresif durumların tanımını ‘vulgarize’ edebilir misiniz? Çözüm için psikoşirürjiye, yani anladığım kadarıyla psikiyatrik cerrahiye bile başvurulması düşünülüyorsa burada herhalde sadece majör depresyondan bahsediyorsunuz ama yine de emin olmak istedim.

    Sevgi ve saygılarımla…

  10. onur sargın

    24 Nisan 2008

    bilişsel terapide ne yapılıyor?

    insanın düşünceleri ve inanç sistemi (yani DUALARI) gözden geçiriliyor ve değiştiriliyor.

    ***
    depresyon bastırılmış suçluluk ve utanç duygusunun (yani uzun süreler hissedilmiş değersizlik ve yetersizlik hisleri) ifade bulmasıdır. duygular ilaçla bir süreliğine bastırılır. sonra yeniden geri gelir. sonra bi daha ilaç. sonra bi daha geri gelmesi…

    bu yüzden depresyona psikolojik sağaltım yöntemleriyle yaklaşmak gerekir. ilaç kullanmak istiyorsan kullan ama mutlaka terapi gör ya da buna paran yoksa “iyi hissetmek/dr.david burns/psikonet yayınları”nı oku ve uygula.

  11. cenk tezkan

    13 Haziran 2008

    hocam…selamlar bende kaygı bozukluğu var …ve 4 yıldır paksil kullanıyorum…1.5 sene günde iki doz (toplam 40 mg eder)…kullandım…sonra ilacı teke 20 mg ye indirdim ..4.yılda bırakayım dedim olmadı şu an kendimi sadece yüzde 75 iyleşmiş hissediyorum…ne önerirsiniz .malesef sürekli piskoloğa gidemiyorum…
    ne kadar süre daha kullanabilirim…sürekli kullammam ilerde bi sıkıntı yaratırmı…

  12. Alper

    24 Haziran 2008

    Sn.Kerem Doksat sitenize ilk defa girdim. Yalnız yazılarınızdaki küçük bir yanlışı düzeltmek isterim. Bir beyfendinin sorusuna cvp verirken Sabri Tandoğan hakkında sizde düşüncelerinizi yazmışsınız keşke o insan için önce bir araştırma yapsaydınız. Kendisi kimseye ilaç almayı kes gibi telkinlerde bulunmaz tam aksine doktora gitmenin öneminden sık sık bahseder. Ayrıca kensi yani Sabri TANDOĞAN Danıştaydan emekli hakimdir ve 4 üniversite okumustur. Bunlar başata TIP, HUKUK, FELSEFE ve İLAHİYATTIR. Lütfen bir insan hakkında yorum yaparken söylenenlere değil araştırmalarınıza dayanarak yazın ki insanlar size saygı duysun. Mesleğinizde başarılar dilerim…

  13. Yorumunuz mu var?