ALLAH NEDİR?

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 846 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Başlığı görenler benim “kafayı yediğimi” düşünebilir. Şimdilik hayır. Sâdece, bana özel mesaj yollayan bir ziyaretçimle olan muhavereyi nakledeceğim; okuyunca, başlığın ne olup olmadığı ortaya çıkacak sanırım…

***

Sayın Kerem Doksat Hocam,

Yazılarınızı ve sizi www.keremdoksat.com sitenizden takip etmekteyim. Felsefeye ve bilime ilgi duyan biriyim. Bir süredir üzerinde düşündüğüm ve işin içinden bir türlü çıkamadığım bir konu var. Eğer izin verirseniz onu sizinle paylaşmak ve fikirlerinizi almak isterim. Değerli zamanınızı almadan kısa da olsa cevap verirseniz çok mutlu olacağım Sayın Hocam. Aşağıda sorumu bulabilirsiniz:

1. Sonsuzluk dışı olmayan, bu anlamda sınırları olmayandır. Ve sonsuzluk tanımlanamaz, tanımlanabilen sonlu olanlardır. Bu durumda sonsuz nötr olan kutupsuz olandır, toplamı sıfırdır, bir yöne eğilimi yoktur, sıfatları yoktur. Sonsuzluk tanımlanamaz evet ama sonsuzluğa nötr veya kutupsuz dediğimiz zaman da bu bir tanımlama oluyor. Sonsuzluk hakkında konuşmaya düşünmeye başladığımız anda tanımlama yapmış oluyoruz. Ona bir şekilde sıfat yüklüyoruz. Tanımlama yapmadan ne konuşabiliyoruz ne de düşünebiliyoruz. Hâttâ öyle ki sonsuz tanımlanamaz derken bile aslında onu tanımlamış oluyoruz. Ne yaparsak yapalım bir tanımlama var işin içinde. Ama tanımlamak da yanlış. İşte paradoks ve kafamı karıştıran nokta bu.

2. Vahdet-i vücudun anlattığı Allah ile sonsuzluk sizce örtüşüyor mu? Yani Allah = Sonsuzluk mu sizce? Allah hakkında bir yandan 99 sıfatı olduğu söylenir, bir yandan da “Allah tüm isim ve sıfatlardan münezzehtir” denilir tıpkı sonsuzluk gibi. Ama münezzeh olmak da en nihâyetinde bir sıfattır. Buralarda çelişkiler yok mu? Ayrıca Tanrı için eğilimi ve sıfatı yok dersek (sonsuzda olduğu gibi) bu sefer onu durağan yapmış oluruz, burada da bir eksiklik var sanki. Fakat O’nu tanımladığımız zaman da bu sefer sonlu hâle getirmiş oluyoruz. Yâni sonlu alandaki kavramlarla sonsuzu tanımladığımız zaman kategorik hataya düşmez miyiz? Acaba her târif/tanımlama ifâde ettiği kavramın sınırlarını çizer mi sizce?

3. “Bilmek” için bilgiye ihtiyaç var ve bilgi bir şeyin diğer şeyden farklarına dâirdir. Aynı şekilde istemek, karar vermek vs. de. Ve Allah için faklılık söz konusu olmadığı için, O’nda her şey bir olduğu için, Allah bilir, ister, karar verir vs. demek sizce ne kadar doğrudur?

Meselâ siz “sevgi ve bilgi hakkında kısa bir hikâye” yazınızda “Önce sâdece sevgi ve bilgi vardı” diyorsunuz. Bu da Allah’ı tanımlamak olmuyor mu? Allah nötr müdür yoksa eğilimli midir, sıfatları var mıdır?

Sonsuzluk ile Allah’ı (Vahdet-i vücut’un anlattığı) nasıl ilişkilendirebiliriz?

Hocam bu noktalarda cevaplara ihtiyacım var, kısa da olsa tüm sorularıma cevap verirseniz gerçekten çok ama çok minnettar olacağım.

Sevgi ve saygılarımla…

***

Sayın …,

Allah’ı târif ederseniz (tanımlamak demişsiniz), Allah olmaktan çıkar.

Müsbet ilmin jargonuyla Allah’ı târif ve tavsif etmek elmayla armudu karıştırmak olur.

Yâni, olmaz.

“Önce sâdece sevgi ve bilgi vardı” bir târif değil, bir teşbih.

Allah kelimesi elohim’den geliyor, ilâh da.

Sonsuzluk mefhumuna gelince…

Yokluk var mı?

Ne dersiniz?

Yokluk yok, sâdece ilânihâye varoluş var.

İşte, bütün bunlardan münezzeh ama hepsinde mündemiç olan Allah’tır.

Bundan da kim ne anlarsa o, benimki de kendimce bu.

Buda’da bir Tanrı anlayışı yok, “kendi içine bak, keşfet ve tekâmül et” demiş; Lao Tse de TAO’ya bu ismi verirken benzeri şeyler söylemiş.

Johanna İncili’nin başında “Önce kelâm vardı, ve kelâm Tanrı’ylaydı, ve kelâm Tanrı idi” der; Hz. Muhammed’in ilk vahyi de “ikra”, yâni “oku” idi.

Yûnus “bana seni gerek seni” derken, Hallâc “en-el Hakk” diye haykırırken Allah’ı târif etmiyorlardı; yaşıyorlardı, yâni meczuptular.

Allah’a isimler takanlar mükâşefe’den mahrum, rasyonaliteyi işin içine sokmaya çalışan bir kısım ulemâdır.

Dostlukla…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 17 Nisan 2008 Perşembe

12 Yorum »

  1. Hüsamettin Küçük

    17 Nisan 2008

    İsmini vermediğiniz (Kötü birşey mi yapıyor ki?) o kişiye teşekkürler.Bu da en bol yorum alan yazılarınızdan biri olabilir.Birilerinin gelip bu sayfayı edebiyâtla doldurmamalarını temennî ederim.
    Bu yazınızı okuyunca benim de aklıma bir soru geldi:
    “Allah târif edilmez,yaşanır” diyorsunuz(Halk arasında da “Anlatılmaz,yaşanır” derler birçok şey için :) ).Bu ifadenizi kötülemiyorum.Sizin “Allah” kavramınızın durumu gerçekten böyle olabilir.Fakat “yaşama” olayını biraz kurcalamak gerekmiyor mu?
    Hangi “yaşanan”ın kişiye Allah’ı tanıttığını nasıl bileceğiz? Bazı kişiler başka şeyler,hatta hastalıklı duygular yaşadıkları halde kendilerini Allah’a ulaşmış,Allah’la bütünleşmiş vb hissetmiyor/hissedemezler mi? Sizin “Allah”ınızı gerçekten yaşayan kişi ile,sizin kastettiğiniz durumu yaşamadığı,başka şeyler yaşadığı halde “Allah’a ulaşma,Allah’la iletişim kurma,Allah’la bütünleşme” gibi durumlar yaşadığına inanan ve bunu ifade eden kişileri birbirinden hangi kıstaslarla ayıracağız? Tarihteki,bu durumu yaşamış meczupların hepsi hayatla ilgili aynı sonuçlara ulaşmış,insanlara hayatla ilgili tamamen aynı öğütleri mi vermişlerdir? Aralarında farklılıkları varsa bunlar nelerden kaynaklanmaktadır? Veya sizin kastettiğiniz öyle bir durum ki,onu yaşayan kişilerin başkalarına hayatla ilgili aynı öğütlerde bulunmaları gerekmiyor.Bu durumda;bu “yaşantı”yı tecrübe etmenin pek önemli birşey olduğunu,insana bilimsel yollarla elde edilenden daha değerli “evrimsel bilgi”ler vereceğini iddia etmek yerinde olabilir mi? Sizin kastettiğiniz “yaşama” olayı yaşanması arzu edilmesi gereken bir durum mudur? O durumu yaşamayana gerçek anlamda “bilge” diyemez miyiz mesela? O durumu yaşamış bir kişi de,daha sonraki zamanlarda bir bilgeye yakışmayacak davranışlarda bulunamaz mı? İslâm tarihinde,zinâ etmemek konusunda kendine güvenmediğini söyleyen şeyhler vardır.Yani manevî zirvenin inişi de olabiliyor sanırım.
    Siz bu durumu yaşadınız mı ki onun insana evrimsel bilgiyi tattırdığını söylüyorsunuz? Yanılıyor olamaz mısınız? Yaşamadıysanız sizin bu düşünceniz sadece bir teori değil mi? Bu olayı yaşamış kaç kişiyi muâyene ettiniz? (Bu soruları,size çatma maksadıyla değil,mes’eleyi kavrama maksadıyla yöneltiyorum.)
    Bu durum bir “psikiyatrik hâl” ise,başka psikiyatrik hâllerin tarifi yapılmaya çalışılıyor,”Bu hâl,yaşanmaksızın tam olarak anlaşılamaz” denmiyorken,”Allah’ı yaşama” olayının tarifinden çekinmemiz için önümüzde yeterli sayıda tatminkâr sebep var mı?
    Bu sorularıma sizden gelmezse başka iştirâkçilerden cevap bekliyorum.Gerçi onların çoğunun inandığı “Allah” ile sizinki aynı değil.Bu yüzden beklediğim cevapları vermeleri zor.Öte yandan,müslüman olduğunu söyleyen birçok kişinin bile Allah’ı aynı özelliklerde düşünmediği kanâatindeyim.Mesela Allah’ın yukarıda olduğunu zanneden,”Allah” derken parmağıyla yukarıyı gösteren müslümanlar var.
    Neyse…Çekici bir konu.Başka düşüncelerimizi yeri geldikçe açarız.Bu sayfayı takip edelim bakalım.
    Saygılarımla.

  2. hüseyin sungur

    18 Nisan 2008

    Sevgili HÜSAMETTİN,burda da karşılaştık,merhaba.Yine polemik ağırlıklı bir yorum iletmişsin ve takipçilerden de haklı olarak,yanıt bekliyorsun,istiyorsun.
    Buyur bakalım ;
    Ben,eğitimi,öğretimi,sevyesi ne olursa olsun,2008in dünyasında ortalama bir insanın “”ALLAH NEDİR” sorusuna,yalnızca , kendisi için yanıt verebileceğini düşünüyorum.Yani,sorunun yanıtı,yalnızca kendisi için geçerli olacaktır;meğer ki özgür düşünmesin.
    O zaman,özgür düşünme ne demektir,onunla az biraz eyleşelim.
    Aklıma hemen “”mümezzil”" suresi((müzemmil de olabilir)) 51/52. ayetler geldi.((elbette sure ve ayet konusunda,KİTAP önümde olmadığı için,unutabilme ihtimalimi gözardı etme)) :

    “”biz emaneti dağlara vermek istedik.istemediler.
    ovalar,denizler,akarsular da istemediler.
    insan atıldı,ben isterim dedi.
    biz de ona verdik.
    o insan var ya,ne zalimdir,ne acımasızdır.
    dikkat edin…”

    Buradaki “”emanet”" keyfiyeti,takip edebildiğim kadarıyla,İSLAM literatüründe,yerli yerine oturmuş,genel bir anlaşılmaya kavuşamamıştır.

    Bu meyanda,ALAK suresi,hep dikkatimi çekmiştir.
    Tepeden tırnağa,mükemmel bir JİNEKOLOJİK tasvirdir.
    İyi de,sonuç itibariyle,”"bir çiğnemlik et parçasına,kendi ruhundan üfürdükten sonra,”" O ET PARÇASI, HAYATİYET KAZANMAKTADIR.

    Yani biz,ALLAHı düşünmeden önce,kanaatimce,”"bir çiğnemlik et parçaları olan bizlerin”" bu et parçasının nasıl ve neler oluyor da,”"düşünen–taşınan–fiil eden–vs vs vs”" bir hayatiyet vasfı kazanıyor olmasını tefekkür etmeliyiz…

    Kur’an’da,zaman zaman öne çıkan bir uyarı vardır,inanmayanlara,der ki;

    “”hadi bizim yazdığımız gibi bir kitap yazsınlar da görelim”"
    ya da…
    “”hadi sizi nasıl yarattıysak,onlar da benzerlerinizi yaratsınlar”"…

    Fıkra :

    Üç tane biliminsanı ölmüş,Cebrail’i habire sıkıştırıyorlarmış,”"huzura kabul için”"…Sonunda kabul edilmişler “”huzura”"…
    Huzurda, “”Efenim,biz herşeyi aynen sizin gibi yapıyoruz,hatta insanı bile”" demişler.
    “”Huzur”", “”Çok enteresan,buyrun bahçeye çıkalım,serinlikte bir insan yapın da , göreyim”" demiş.

    Bahçede,içlerindeki sözcü olan,yine söz alarak,”" Efenim,aynen sizin kutsal metinlerde söz ettiğiniz gibi,İŞE TOPRAKTAN BAŞLIYOR ve bir avuç toprak alıyoruz elimize”" deyince,”"HUZUR”", “”Bırak o toprağı,onu ben yaptım,madem herşeyi yaptığınızı iddia ediyorsunuz,kendi toprağını da yapsana”" demiş…

    devam etmek dileğiyle

  3. Hüsamettin Küçük

    19 Nisan 2008

    Sevgili Hüseyin Bey,
    Estağfurullah;Ben -bazı kişilere öyle izlenim versem de- polemik düşkünü biri değilim.Ben kavga edip heyecan yaşamak için değil,gerçeği anlamak için tartışırım.
    Bazı ifadeleriniz aklıma takıldı:
    1-”Yani,sorunun yanıtı,yalnızca kendisi için geçerli olacaktır;meğer ki özgür düşünmesin” diyorsunuz.Bu ifadeniz biraz kafa karıştırıyor;”Özgür düşünce” yoluyla,herkes için geçerli olan bazı gerçekler bulunmamış mıdır? Yukarıdaki mesajınızda,”özgür düşünce”yi yeterince açık tarif edemediğiniz kanısındayım.
    2-”Bu meyanda,ALAK suresi,hep dikkatimi çekmiştir.
    Tepeden tırnağa,mükemmel bir JİNEKOLOJİK tasvirdir.
    İyi de,sonuç itibariyle,””bir çiğnemlik et parçasına,kendi ruhundan üfürdükten sonra,”” O ET PARÇASI, HAYATİYET KAZANMAKTADIR.” diyorsunuz.”Jinekoloji”,kadın sağlığı ve hastalıklarını inceleyen bilim dalıdır. :) Ayrıca âyette “mükemmellik”i neyin sağladığını anlayamadım.Hayatiyetin nasıl ortaya çıktığı da,evrim kuramı tarafından izah edilmektedir.
    3-”Kur’an’da,zaman zaman öne çıkan bir uyarı vardır,inanmayanlara,der ki;

    “”hadi bizim yazdığımız gibi bir kitap yazsınlar da görelim””
    ya da…
    “”hadi sizi nasıl yarattıysak,onlar da benzerlerinizi yaratsınlar””…” diyorsunuz.Birinci sözün cevabı,daha önce bildirdiğim Furkan-ül Hakk’tır.Kur’ân’ın benzeri yüzlerce yıl önce de yazılabilirdi,ama yazabilecek kişiler uygun toplumsal şartlarda değillerdi demek ki.Mesela öldürülme korkusu…İkinci sözün cevabı:İnanmayan biri,”Tanrı Allah değil,benim!” demiyor ki ondan birşeyler yaratması istensin.Veya o kişi “Allah yok” demiyor da,”Allah var ama ben ondan daha büyük,daha güçlüyüm” diyor ve Allah da o kişiye “Haydi sen de Allah’ın yarattıkları gibi şeyler yaratsana!” diye rest çekiyor.Tabii ki evrimden haberli olmadıkları için,varolanların ancak yaratmayla açıklanabileceğini düşünüyor ve “Sen ve senin gibiler yaratmış olamayacağına göre,Allah yaratmıştır” denmek isteniyordu.
    4-Gerçek bir müslümanın,Allah’la ilgili fıkra anlatmayacağı kanâatindeyim.Şerîat devletinde yaşıyor olsaydınız,îdâmınıza hükmedilebilirdi.
    Saygılarımla.

  4. Ayşegül Danacı

    20 Nisan 2008

    sayın doksat, psikiyatriye yakışır tavrınızı yadırgamadım. Sözünü ettiğiniz şahıs, hocam olup küçümsediğiniz yardımı evet yıllardır insanlara sunmakta. bizler de şahit olmaktayız. ha hemen belirteyim, hocamdan not almak gibi bir kaygım yok artık, altında ispat edemeyeceğiniz nedenler aramakla boşa zaman harcamayınız. maalesef ki yıllarca kafa yorup sadece ilaç yazmakla aslında yetersizliğinizi kendi ellerinizle onayladığınız bir alanda evet sadece insanla konuşarak, onu anlamaya çalışarak, onu dinleyerek ve onaylayarak hizmet vermekte. ne acı ki sizin için idareyle uyum meziyet. oysa freud idareyle, statükoyla ters düşmüş bir adamdı, yani atanız. demek felsefe kısmını eksik bırakmışsınız işin. körler sağırlar birbirini ağırlar hesabı kendi kendinize, idareyle iyi geçinerek akademik ünvanlarınızı paylaşıyorsunuz demek ki. ve sadece “adana”daki psikiyatristlere sorarak adama taaaa oralardan etiket yapıştırıyorsunuz. sizin tanrısal bir gücünüz olmalı, inanılmazzzz..işte hocamın savaştığı asıl bu. dinlemediğiniz görmediğiniz bir adama antisosyal diyebilmek, hem de sosyal psikolog birine. demek sizin için sadece cemiyetinizdekilerin sözü güvenilir. ne desem boş, umarım vicdanınız emekliliğinizde yakanızı rahat bırakır, pek olası görünmese de.

  5. hüseyin sungur

    20 Nisan 2008

    Sevgili HÜSAMETTİN,sevgili ihvan ;
    İyi geceler diliyorum evvela.
    Bir kere,polemik neden menfi anlaşılsın ki.
    Sanırım,bu sütün bir süre ikimize kalacak gibi,dur bakalım,hemen yargıya varmayalım,diyorum kendime.Neyse.
    “”Gerçeği anlamak”",didinmek bana göre farzdır,müslümanca söylersem.
    Bana göre,ne mutlu ki böyle bir didinmenin içinde hissediyoruz kendimizi.Demekki “”farkındalık”" eşiğimizi zorluyoruz.
    Zaten KİTAP da “”neden akletmezsiniz”" diye uyarır.

    1–evrim denince,neyin– nasıl anlaşıldığı önemlidir,zannımca.

    2–furkanın,daha önce de size sormuştum hatırlarsanız,hayırhah bir metin olmadığı kanaatindeyim.Kaldı ki,yabancı sitelerden takip edebildiğim kadarıyla,abedeli bir papazın,telifi olduğunu biliyoruz.Biliyoruzdan kastım,yazanın,bu vesileyle verdiği ve benim de okuduğum mülakatı ve o mülakattaki fotoları.

    3–Sohbeti çok soyuta indirmenin gereksizliğini düşünüyorum,örneğin yazınızdaki 4.maddedeki “”gerçek bir müslüman”" tamlaması gibi.
    Biri de kalkar,hem size hem bana,hadi bakalım erenler,bir de sizden dinleyelim şu gerçek müslüman nedir faslını diyebilir.
    O zaman da fasıl,soru soranın ferasetine/fehmine göre karakoolda da bitebilir,tokalaşmayla da.

    Ben,dine—hayata–kozmoza–KİTABA-Hz. peygamber’e,kendimce çok farklı bir açıdan bakma gayretindeyim.Bu yüzden,”"herkesin gerçeği”" diye bir tamlama kullandım.Ama,o tamlamayı kullanırken,AKLEDEBİLENLERE,zımnen de olsa,serbest çağrışım yoluyla bir fiskem vardı.Teşekkür ederim,bunu farkettiniz.En azından ben böyle anlayarak, farketmiş olduğunuzu sanıyorum.

    Allah ın varlığını sorgulamak,bir yanıyla abes,bir yanıyla da((benim için)) müthiş heyecanlı bir kozmik arama serüveni.

    Kaba maddecilere göre, temel naas,MADDE EZELİDİR şeklinde basitlenebilir.Güzel…

    O zaman samimi bir, söz gelimi, müslüman için de,ALLAH ezelidir ki öyledir.O halde,matematik yaklaşmaya çalışalım :
    Ortak payda ne : EZELİYET…Bir anlamda - sonsuzdan + sonsuza uzanan, lineer bir çizgi.
    Malum fizikte “”t”" zamandır.Bir denklem kurmaya çalışalım :
    t= 0 zamanın olmadığı…ne…an mı… zaman mı…hal mi…hiçlik mi!
    t=1 zamanın başladığı–başlatıldığı an…Kim başlattı!Neden başlattı,nasıl başlattı!

    Ya da t= -1 diyebilir miyiz!Yani başlamak üzere hazırlığın((!)) yapıldığı ana t=0 diyelim,yine söz gelimi,o zaman ÖNCESİNİN t=-1 olması gibi bir matematik zorunluluk çıkıyor gibi ortaya.
    Tamam.
    Peki ÖYLE İSE,yani t=-1 VARİT İSE,bu NE DEMEKTİR!
    Mevcut insan aklının,kuantumun,deneysel astro fiziğin,o.üstü gelişen biyolojinin,buna şimdilik,kaydadeğer bir cevap verebileceğini sanmıyorum,ki saymanın–ölçmenin–deneylemenin nakıs OLDUĞU bir durumdan söz ediyoruz.

    Bir anımı nakladeyim izninizle.
    Dört,beş yıl önce VAŞİNGTON üni. deneysel astro fizik kürsüsü((ki bunu da kısaca yazmıştım sütunların birine,ilgilenen olmadı)) b.sayar ortamında, BÜYÜK PATLAMANIN sesini,taklid ettiler.Korkunç bir şeydi bu,elbette.
    Ekip,kürsü başkanı prf. JOHN CRAMER ve arkadaşları.Kan,ter içinde üni. sitesini bulduk,sesi kaydETTİK ve DİNLEDİK…….Aman yarabbi.
    Ardından CRAMERin özel e adresini bulduk ve yazdık adama.
    Cevaplayacağını hiç beklemiyordum,mahçup oldum,2gün sonra yanıt geldi.Diyordu ki hoca,aynen tercüme edeyim :

    “”sevgili hüseyin,takdir edersin ki b.patlama olduğunu düşündüğümüz bu kurama göre,O AN,sesi kaydedecek bir ses kayıt cihazı yoktu ortalıkda.Biz,binlerce kaydı,HUBBLE bilgilerini,SETI kayıtlarını falan,kılı kırkyararak inceledik, eğer öyle ise,bu ses de anca böyle olmuştur diyerek,taklitledik((simulasyon yerine teklif ediyorum bu sözcüğü)…
    Birşey bildiğimizi söyleyemem,ama öğreniyoruz.Ben ve arkadaşlarım,her türlü sorunu aklımız yettiğince cevaplamaya hazırız.
    Tereddüt etmeden yazabilirisin…

    Adamın imzası çok hoştu :yalnızca john,o kadar.
    Yani insan,şöyle koşullanıyor:diyecek ki adam,
    PRF DR JOHN CRAMER
    WASHINGTON UNIVERSITY
    DEPARTMENT OF ELEMENTARY PHYSICS
    CHAIR OF EXPERIMENTAL ASTRO PHYSICS

    PRF JOHN CRAMER..WASHINGTON UNI. TEMEL FİZİK BÖLÜMÜ
    DENEYSEL UZAY FİZİĞİ KÜRSÜSÜ…

    Yok kardeşim,yalnızca john diye yazdı adam.

    Bu günlük yeter,ne dersin!

    sevgiyle kalınız

  6. CEVAP!

    23 Nisan 2008

    Allah’ım şu anda mevcud olan tüm tecelliler sensin.
    Asılmaya giden,
    asmaya gelen
    ve
    asılanı seyredenler yine senin tecellindir.
    Benim varlığım senin varlığının beşerîlik serabı,
    senin varlığın benim varlığımın ilâhîlik serabıdır.
    İki serab da sensin, iki ayrı serab olmadan.
    Senin ezeliliğin benim sonradanlığımın tecellisi,
    benim sonradanlığım senin ezeliliğinin tecellisi.
    Bana verdiğin bu nimetlerin,
    güzelliklerin sırları için şükrederim.
    Şu topluluk senin kullarındır.
    Dinlerine olan sadakattan dolayı
    beni öldürmek için toplanmışlar.
    Onları affet.
    Bana açtığın sırları onlara da açsaydın
    bunlar başıma gelmezdi.
    HALLAC-I MANSUR.

    BURADAN NEREYE GİDİLİR?DİL SÖYLEMEZ KALEM İŞLEMEZ OLUYOR.AH AH!HERKES HERŞEYİ BİLİYOR.OKUDUM YARADANIM.SENİ GÖRDÜM SEVDİM.EYÜP DEĞİLİM ALLAH’IM.SUSSUN BU KALABALIK.KABALIK.NE YALNIZLIKTIR BU.SUSMALI MIYIM?KONUŞMALI MI?

  7. Mehmet öztürk

    24 Nisan 2008

    Allah nedir i tartışmak kolay şey değil salman Rüştü yada Turan Dursun örnekleri varken Kutsallar üstüne söz söylemek zor şey.
    Ben sadece inanç tarihi açısından bakmak istiyorum. Bilindiği üzere insan toplulukları avcı ve toplayıcı iken tanrıları çoktu. Güneş tanrısı, Gök tanrısı güzellik tanrısı vs. Toprağa yerleşip tarıma başlayınca tek tanrı inancını keşfettiler yada yarattılar. medeniyetler o nedenle tarıma elverişli mezopotamya ,nil, ganj, sarı ırmak ovalarında yeşermeye başlamıştır. İlk tek tanrı inancı Musa Peygamberle M:Ö 1000 (yaklaşık) yıllarında, İsa peygamber ile doğumu itibariyle (0) da keşfedilmiştir. Tek tanrı yeni bir paradigma olarak etkin bir anlayış biçimi iken halen arap yarımadası bundan habersizdi. Kudüs ile Mekke arası kuş uçuşu kaç km dir 600 KM civarıdır sanırım .Bu kadar kısa bir mesafede yaşayan Çöl arabının tektanrı inancından 1500 yıl habersiz olması utanılacak birşey değilmidir. ” Son peygamber burdan çıktı” diye övüneceklerine niye 1500 yıl sonra tektanrıyı farkettik diye utanmaları gerekmezmi. Belki Hz.Muhammet Ticaretle uğraşmasa gezip görüp bilgi sahibi olmasa peygember ilan edilmeyip arap lkvmi yine haberdar olmayacaktı tek tanrıdan . Bu güne gelirsek Arap kavminin pürmeali Irakta ABD postallarının ökçelerinde asfalta yapışmış durumdadır. Arap hayranı kavimlere duyurulur.

  8. Buse ARPACİ

    27 Nisan 2008

    Ama tanımlamak da yanlış diyorsun neden tanımlıyorsunn. bence ALLAH NEDİR? sorusunun yanıtı bu olmamalıydı o yüce dir.Biraz tanımlama yanlışlığı var………..

  9. hüseyin sungur

    28 Nisan 2008

    Sevgili MEHMET ÖZTÜRK ;
    Arap kavmi ile “”ALLAH”" kavramsallığını bir arada anmak,düşünmek son derece gereksiz.Kaldı ki,tutumunuz biraz öfke dolu ARAPlara karşı.Olası bir yanlışlıkla karşı karşıyayız yine;korkarım arap marap derken,1500sene önce ya da sonra derken,işin özü kaybolacak.Lütfen dikkatli ve sabırlı olalım yorumlarımızda ve birbirimizi dostça uyarmaktan çekinmeyelim.
    Şimdi,biraz odun atalım sohbetimize ve konunun merkezine doğru yol almaya çalışalım..((din dışı ve klasik bilim dışı bir tutumla))

    1–Sıkı maddeci görüş “”madde ezelidir”" önermesinin sahibidir.

    2–Klasik tek tanrıcı görüş ise,son hali olan İSLAMİYET bağlamında,RABBİN ezeli olduğunu savlar…((yahudilik ve hıristiyanlık içindeki yıllardır süren polemikleri sarf-ı nazar ediyorum))…

    Bu önermelere baktığımızda,her ikisinde de “”ezeliyet”" savının ortak payda olduğu görülür.
    Birinci önermeye yaklaşabilmemiz için “”mutlaka”" yaşambilim//biyoloji disiplinine başvurmak zorunda kalırız.

    ŞAYET,basit bir protein atomunun YARI ÖMRÜNÜN meydana gelebilmesi için gerekli olan ARİTMETİK zamanın teorik olarak,KOZMOZUMUZUN yaşından çok daha fazla olması gerektir SAVI doğru ise,1. ÖNERME deyim yerindeyse CARTLAR !Bu konuda yapabildiğim değişik okumalar,gerekli olan zamanın,15milyar yıl olarak kabul edilen kozmoz yaşımızdan çok daha fazla bir zamanı gereksindiğini ileri sürüyor.

    Bugün takip edebildiğimiz TÜRKÇE dışı kaynaklarda,ilginç bilme((bilim))disiplinleri ile karşılaşıyoruz ; astro arkeoloji–astro biyoloji vs…

    İkinci önermeye gelelim :
    Kişişel olarak ((itikat–iman–inanç)) elhamdülillah MÜSLÜMANım diyerek kendimi,kainatın önüne koymakla birlikte,ezeli bir ALLAH kavramsallığını nasıl anlayabileceğimi düşündükçe,çok yüksek oranda bir merak girdabının içine giriyorum.

    Sperma ile yumurtanın eşsiz birlikteliğini,maddeciler ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar,sonucun AKILLA taçlandığını düşündükçe,dehşete düşüyorum.

    sevgi ve saygı dileklerimle

  10. Mehmet öztürk

    29 Nisan 2008

    Sn Hüseyin Sungur amacım materyalist açıdan dünyayı ve hayatı yorumlamak değil. Öyle anlaşılmışsam bu benim kabahatim. Konuya bu açıdan girmeyeceğimi başta belirtmiştim.Asıl sorun yaşamın gerisinde kalan toplulukların bu hallerinin vehametine bakmadan bir de bu anlayış ve yaşam tarzlarını ihraç etme çabasında olmaları. Ortaasya kavimleri de (Türkler gibi) tek tanrı paradigmasını geç farkettiler ama bugün gericiliğin ilkelliğin sarmalına dolaşmış durumda değiller. Tepkim , bize de Arap anlayışını benimsetmeye çalışmaları. Arap kumaşından dokunma “ılımlı İslam ” donu giydirmeye çalışmaları.
    Saygı ve sevgilerimle.

  11. hüseyin sungur

    30 Nisan 2008

    Sevgili MEHMET BEY ;

    Cümlelerinize tamamen katılıyorum.

    En kısa zamanda daha geniş bir şekilde düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

    Sevgi — saygı dileklerimle

  12. Metin KÖSE

    14 Mayıs 2008

    Sayın Kerem DOKSAT,
    Değerli Hocam; Öncelikle siteniz çok güzel, teşekkür ederim.
    İlginizi çekeceğini düşündüğüm bir konuda size yazıyorum.
    Yayınlanmış olan şiir albümüm (GÜLÜMSE-CD) (ses formum dinlendirici görülerek) Ankara’da Geştalt Psikoterapi Derneği’nde terapide kullanılıyor. /Ayrıca Zonguldak TED koleji psikoloğundan da benzer görüşler aldım/ Mailinizden mp3 gönderemediğimden şu an (seslendirmiş olduğum Hz. Mevlana Şiirlerinden ikisinin linkini size iletiyorum.
    Görüşlerinizi bekliyorum.
    Saygılarımla,
    Metin KÖSE ( 0-535-365 67 67)
    http://www.youtube.com/watch?v=dSbdYZ1k-zw
    http://www.youtube.com/watch?v=jU3ZbqWnwW8

  13. Yorumunuz mu var?