Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 4599 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

ALLAH NEDİR?

Başlığı görenler benim “kafayı yediğimi” düşünebilir. Şimdilik hayır. Sâdece, bana özel mesaj yollayan bir ziyaretçimle olan muhavereyi nakledeceğim; okuyunca, başlığın ne olup olmadığı ortaya çıkacak sanırım…

***

Sayın Kerem Doksat Hocam,

Yazılarınızı ve sizi www.keremdoksat.com sitenizden takip etmekteyim. Felsefeye ve bilime ilgi duyan biriyim. Bir süredir üzerinde düşündüğüm ve işin içinden bir türlü çıkamadığım bir konu var. Eğer izin verirseniz onu sizinle paylaşmak ve fikirlerinizi almak isterim. Değerli zamanınızı almadan kısa da olsa cevap verirseniz çok mutlu olacağım Sayın Hocam. Aşağıda sorumu bulabilirsiniz:

1. Sonsuzluk dışı olmayan, bu anlamda sınırları olmayandır. Ve sonsuzluk tanımlanamaz, tanımlanabilen sonlu olanlardır. Bu durumda sonsuz nötr olan kutupsuz olandır, toplamı sıfırdır, bir yöne eğilimi yoktur, sıfatları yoktur. Sonsuzluk tanımlanamaz evet ama sonsuzluğa nötr veya kutupsuz dediğimiz zaman da bu bir tanımlama oluyor. Sonsuzluk hakkında konuşmaya düşünmeye başladığımız anda tanımlama yapmış oluyoruz. Ona bir şekilde sıfat yüklüyoruz. Tanımlama yapmadan ne konuşabiliyoruz ne de düşünebiliyoruz. Hâttâ öyle ki sonsuz tanımlanamaz derken bile aslında onu tanımlamış oluyoruz. Ne yaparsak yapalım bir tanımlama var işin içinde. Ama tanımlamak da yanlış. İşte paradoks ve kafamı karıştıran nokta bu.

2. Vahdet-i vücudun anlattığı Allah ile sonsuzluk sizce örtüşüyor mu? Yani Allah = Sonsuzluk mu sizce? Allah hakkında bir yandan 99 sıfatı olduğu söylenir, bir yandan da “Allah tüm isim ve sıfatlardan münezzehtir” denilir tıpkı sonsuzluk gibi. Ama münezzeh olmak da en nihâyetinde bir sıfattır. Buralarda çelişkiler yok mu? Ayrıca Tanrı için eğilimi ve sıfatı yok dersek (sonsuzda olduğu gibi) bu sefer onu durağan yapmış oluruz, burada da bir eksiklik var sanki. Fakat O’nu tanımladığımız zaman da bu sefer sonlu hâle getirmiş oluyoruz. Yâni sonlu alandaki kavramlarla sonsuzu tanımladığımız zaman kategorik hataya düşmez miyiz? Acaba her târif/tanımlama ifâde ettiği kavramın sınırlarını çizer mi sizce?

3. “Bilmek” için bilgiye ihtiyaç var ve bilgi bir şeyin diğer şeyden farklarına dâirdir. Aynı şekilde istemek, karar vermek vs. de. Ve Allah için faklılık söz konusu olmadığı için, O’nda her şey bir olduğu için, Allah bilir, ister, karar verir vs. demek sizce ne kadar doğrudur?

Meselâ siz “sevgi ve bilgi hakkında kısa bir hikâye” yazınızda “Önce sâdece sevgi ve bilgi vardı” diyorsunuz. Bu da Allah’ı tanımlamak olmuyor mu? Allah nötr müdür yoksa eğilimli midir, sıfatları var mıdır?

Sonsuzluk ile Allah’ı (Vahdet-i vücut’un anlattığı) nasıl ilişkilendirebiliriz?

Hocam bu noktalarda cevaplara ihtiyacım var, kısa da olsa tüm sorularıma cevap verirseniz gerçekten çok ama çok minnettar olacağım.

Sevgi ve saygılarımla…

***

Sayın …,

Allah’ı târif ederseniz (tanımlamak demişsiniz), Allah olmaktan çıkar.

Müsbet ilmin jargonuyla Allah’ı târif ve tavsif etmek elmayla armudu karıştırmak olur.

Yâni, olmaz.

“Önce sâdece sevgi ve bilgi vardı” bir târif değil, bir teşbih.

Allah kelimesi elohim’den geliyor, ilâh da.

Sonsuzluk mefhumuna gelince…

Yokluk var mı?

Ne dersiniz?

Yokluk yok, sâdece ilânihâye varoluş var.

İşte, bütün bunlardan münezzeh ama hepsinde mündemiç olan Allah’tır.

Bundan da kim ne anlarsa o, benimki de kendimce bu.

Buda’da bir Tanrı anlayışı yok, “kendi içine bak, keşfet ve tekâmül et” demiş; Lao Tse de TAO’ya bu ismi verirken benzeri şeyler söylemiş.

Johanna İncili’nin başında “Önce kelâm vardı, ve kelâm Tanrı’ylaydı, ve kelâm Tanrı idi” der; Hz. Muhammed’in ilk vahyi de “ikra”, yâni “oku” idi.

   Yûnus “bana seni gerek seni” derken, Hallâc “en-el Hakk” diye haykırırken Allah’ı târif etmiyorlardı; yaşıyorlardı, yâni meczuptular.

         Allah’a isimler takanlar mükâşefe’den mahrum, rasyonaliteyi işin içine sokmaya çalışan bir kısım ulemâdır.

            Dostlukla…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 17 Nisan 2008 Perşembe

7 Yorum

hüseyin sungurNisan 28th, 2008 23:04

Sevgili MEHMET ÖZTÜRK,

Arap kavmi ile “ALLAH” kavramsallığını bir arada anmak, düşünmek son derece gereksiz. Kaldı ki, tutumunuz biraz öfke dolu ARAPlar’a karşı. Olası bir yanlışlıkla karşı karşıyayız yine; korkarım Arap marap derken, 1500 sene önce veya sonra derken, işin özü kaybolacak. Lûtfen dikkatli ve sabırlı olalım yorumlarımızda ve birbirimizi dostça uyarmaktan çekinmeyelim.

Şimdi, biraz odun atalım sohbetimize ve konunun merkezine doğru yol almaya çalışalım… (din dışı ve klâsik bilim dışı bir tutumla).

1-Sıkı maddeci görüş “madde ezelîdir” önermesinin sâhibidir.

2-Klasik tek tanrıcı görüş ise, son hâli olan İSLÂMİYET bağlamında, RABB’İN ezelî olduğunu savlar… (Yahudilik ve Hristiyanlık içindeki yıllardır süren polemikleri sarf-ı nazar ediyorum)…

Bu önermelere baktığımızda, her ikisinde de “ezeliyet” savının ortak payda olduğu görülür.
Birinci önermeye yaklaşabilmemiz için “mutlaka” yaşambilim//biyoloji disiplinine başvurmak zorunda kalırız.

ŞÂYET basit bir protein atomunun YARI ÖMRÜNÜN meydana gelebilmesi için gerekli olan ARİTMETİK zamanın teorik olarak, KOZMOZUMUZUN yaşından çok daha fazla olması gerektir SAVI doğru ise, 1. ÖNERME deyim yerindeyse CARTLAR! Bu konuda yapabildiğim değişik okumalar, gerekli olan zamanın, 15 milyar yıl olarak kabûl edilen kozmoz yaşımızdan çok daha fazla bir zamanı gereksindiğini ileri sürüyor.

Bugün takip edebildiğimiz TÜRKÇE dışı kaynaklarda, ilginç bilme (bilim) disiplinleri ile karşılaşıyoruz; astro -arkeoloji -astro biyoloji vs…

İkinci önermeye gelelim:
Kişişel olarak (itikat-iman-inanç) elhamdülillah MÜSLÜMAN’ım diyerek kendimi, kâinatın önüne koymakla birlikte, ezelî bir ALLAH kavramsallığını nasıl anlayabileceğimi düşündükçe, çok yüksek oranda bir merak girdabının içine giriyorum.

Sperma ile yumurtanın eşsiz birlikteliğini, maddeciler ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar, sonucun AKILLA taçlandığını düşündükçe, dehşete düşüyorum.

Sevgi ve saygı dileklerimle.

Mehmet öztürkNisan 29th, 2008 22:05

Sn. Hüseyin Sungur,

Amacım Materyalist açıdan dünyayı ve hayatı yorumlamak değil. Öyle anlaşılmışsam bu benim kabahatim. Konuya bu açıdan girmeyeceğimi başta belirtmiştim. Asıl sorun yaşamın gerisinde kalan toplulukların bu hallerinin vehametine bakmadan, bir de bu anlayış ve yaşam tarzlarını ihraç etme çabasında olmaları. Orta Asya kavimleri de (Türkler gibi) tek tanrı paradigmasını geç farkettiler ama bugün gericiliğin ilkelliğin sarmalına dolaşmış durumda değiller. Tepkim, bize de Arap anlayışını benimsetmeye çalışmaları. Arap kumaşından dokunma “ılımlı İslâm” donu giydirmeye çalışmaları.

Saygı ve sevgilerimle.

NezihaTemmuz 27th, 2010 19:25

Bilimsel yorumlardan pek anlamıyorum ama burada yöneltilen soru benim de kafamı kurcalıyor. Bâzen ilâhiyatçıların yorumunu ve görüşlerini izliyorum. Bu ilâhiyatçılardan birisinin Allah’ı târif etmeye çalışırken kullandığı cümleyi aktarmak istedim:

“Allah insana şah damarından daha yakındır, Allah’ın bilgisi ve ilmi, varlığı her yanı, kısacası evreni kuşatmıştır. Bilim adamlarının da artık kabûl ettiği gerçek, evrendeki mükemmel sistemin arkasında çok üstün bir zekânın var olduğudur. YARATICI, EVRENİN YÂNİ BU MÜKEMMEL SİSTEMİN TA KENDİSİDİR” diye bir yorum yapıldı.

MKD: Bu klâsik Panteizm telâkkisi (Vahdet-i Mevcut) Yâni her şey Tanrı’dır. Eğer ezel ve ebedin de mahlûk (yaratılmış olduğunu düşünürsek, o zaman Panenteizm (Vahdet-i Vücut) anlayışına kavuşuruz. Yâni her şey Tanrı’dandır.

Sevgiler…

Handan GanicAğustos 29th, 2010 21:16

Yorumlarınıza hâddim olmayarak ancak çocukca bir samimiyetle ben de katılmak istedim. Evrende milyarlarca galaksi içinde yalnız olmadığımızı, yaratılmış veya oluşmuş tek güneş sistemi bizimki olmadığına göre bize benzer veya bizden çok daha farklı formlarda başka yaşamların olma ihtimâlinin çok yüksek olduğunu tahmin ediyoruz. Herşey olabilir!

Algı ve düşünce sistemimizin henüz az gelişmiş olması nedeniyle bütünü ve bütün içindeki yerimizi göremiyor ve bütünün içinde bizden çok daha gelişmiş olma ihtimâli olan makro/mikro organizmaların bu bütün içindeki fonksiyonlarıyla farkedemiyor da olabiliriz… Belki de herşey zaten apaçık ortada ve biz henüz göremiyoruz.

Aspect atomaltı parçacıkların birbirleriyle iletişim içinde olduğunu ispatlamıştır.

Bu da parçacıkların başlı başına birbirinden farklı varlıklar olmadığını ve temelde hepsinin aynı şeyin uzantıları olduklarını göstermektedir. Bohm, evrenin aslında bir holograma benzediğini, atomaltı parçacıkların, birbirlerinden ayrıymış gibi görünmesinin aslında bir illüzyon olduğunu ortaya atmıştır. Bu da tüm parçaların tek bir bütünü yâni evreni oluşturduğu sonucunu gösterir. Atomdan küçük parçacıkların birbirinden ayrı görünmesi bir illüzyon ise evrendeki herşey birbiriyle bağlantılıdır. Ve bir de Pribram’ın teorisinden yola çıkacak olursak tüm canlıların beyninin aslında daha büyük bir hologramın bölünmez parçası olduğu ve herşeyin aslında birbirine bağlı ve bağlantılı olduğu bir evrende yaşıyoruz demektir. Bütün bunlar, bir şekilde bize sonsuz gibi gelen evreni veya yaratanı yorumlamaya götürecekse… Ben de saçmalama özgürlüğümü kullanarak -evrendeki tüm canlıların beyninin aslında tek bir beyni oluşturduğunu, evrenin bütününün tek bir bedene benzetilebileceğini, bunu da doğa, Allah veya Tanrı olarak tanımlayabileceğimizi ancak eninde sonunda her birimizin birşekilde henüz tanımlayamadığımız bir bütünün vazgeçilmez birer parçacığı olduğunu- düşündüğümü söylemek istedim…

Sevgilerimle.

Neslihan Kaygınok DirençKasım 23rd, 2010 09:34

Yorumları okudum çok güzel, bir o kadar da kafa karıştırıcı bir konu. Benim düşüncelerim nâçizane şu şekilde: Allah’ı anlayabilmek ve kavrayabilmek sadece bize verilmiş olan zekâ kadardır. Evet Allah bütün sıfatların üstündedir ama bizim anlayışımız ve kavrayışımız kadarıyla da, bildiğimiz tüm sıfatlara sâhiptir yâni her şeyi kapsar. Bizim aklımız onu tamamıyla anlamaya ve anlatmaya yetmediği için bütün sıfatlardan münezzehtir diyoruz. Yâni O, bizim bilmediğimiz tüm sıfatlara tüm isimlere sâhiptir, bu da bir nev’î sonsuzluktur zâten. Sonsuzluğun sınırı yoktur ama insanlığın ve insan beyninin sınırı vardır. Sayın hocam ve değerli okuyucular ne der düşüncelerim hakkında ama ben bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Teşekkürler…

ismailMart 4th, 2011 22:01

Merhaba,
Tum yorumlardan şunu anlıyorum ki; herkesin tanrı inancı başka. Ortada bir “ALLAH” kelimesi dolaşıyor.ALLAH kelimesini telaffuz edince, herkesin kafasında oluşan kavram başka oluyor.ALLAH islam dininin bizlere tanıttığı Tanrının adıdır.
Allah’ı tanıyıp kabul edenler için söylüyorum ki, Allah’ı en iyi tanıyacağımız kaynak Kuran-ı kerim’dir.Kuran-ı kerim’de ALLAH kendisini cok iyi anlatmış…Ama bu anlatılanları kendimize uydurmak yerine nasıl olur da daha iyi anlarız çabasına girmemiz gerekir.Allah’ı anlamak zeka’dan çok ilham işidir.
Birileri zeka derse, hangi zeka diye sorarım o zaman.(8 çeşit zeka bilinen)
Sonsuz nedir? Sonsuz madde ile alakalı bir kavramdır. Kuranı kerimde Alllah’ın mekandan munezzeh oldugu yazar. Yani Allah madde değildir.Cunku madde yada enerji için mekandan bahsedilebilir.Madde olmayan bir varlık için fizik kanunları ile nasıl açıklama yapmaya çalışılabilir ki?
ALLAH, bildiğimiz tüm formatların dışında.Zaten bu yuzden iman kelimesinden bahsedilir islamda.İman, fiziksel kuralları referans almadan Allah’a inanmadır.Allah’ı zaten gorse idik, yada direkt konuşsa idik, zaten bu yazıları kimse yazmamış olurdu.

M. NİGÂRTemmuz 14th, 2011 17:28

”Ben değerliğim” tercümesini doğru hissiyat ile söyleyen, Yüce Allah’a yakındır. Buradaki ”BEN” hangi ben, çok önemlidir.

Yazınızda okuduğumuz son iki cümle içinde meczup kelimesi geçiyor.Arkadaşımın anlattığı bir hikaye geldi aklıma:

Bir meczupa sordular:

-Şu iki âlemin aslı nedir ki bunlarda bunca hayâller var.

Meczup dedi ki:

-Her iki âlemde yukarısı-aşağısı aslında bir damla sudan ibâret. Ne var, ne de yok. Önce bir damla su yaratıldı, sonra, Sevgili o damladan görüldü. Sudan yaratılan şey, demir (Fe) gibi sağlam olsa bile bâki kalmaz. Demirden sertini bulamazsın âlemde, demirin de harcı sudur. Suyun durulduğunu gören hiç yok. Su üstüne kurulan yapının duracağını kim söyleyebilir?

Yorum Yapın

Mesajınız