Ayşe Arman’ın Üstün Öngel’le Yaptığı DEPRESYON Röportajı veya Rezaleti!
19 Nisan 2008 tarihli Hürriyet’te bu güzel muhabiremizin Tarsus Amerikan Koleji’nden ağabeyi olan Üstün Öngel’le bir röportajı neşredildi (Ayşe’yi yakinen tanıdığımı, daha önce benimle de bir röportaj yaptığını ön bilgi olarak vereyim). Önce onu nakledeyim:
***
Antidepresan eşittir çağdaş muska
Sosyal psikolog Üstün Öngel… Farklı bir ses. Sivri bir ses. Adana’da kurduğu Psikolojik Yardım Derneği Türkiye’nin ilklerinden… Çevresinden çok övgü alıyor… Âilelere ve çocuklara evde destek programı uyguluyor…
Çok sıkı bir iş yapıyor. Aynı zamanda da antidepresanlar hakkında sert görüşler öne sürüyor. Adam kafadan karşı! Ve kafa atıyor! Kime? Psikiyatriye ve psikiyatristlere (MKD: Ayşe’nin üslûbuna dikiz). İlâçların sorunu çözmediğini, üstünü örttüğünü iddia ediyor. O, öyle düşünüyor. Ama mutlaka karşı görüşte olanlar, farklı düşünenler de vardır. Bu sayfa onlara da açık. Önümüzdeki günlerde “Hayır kardeşim antidepresan faydalıdır!” diyen psikiyatristlerle de konuşmak isterim (MKD: Allah [cc] râzı olsun Ayşe; bize bu imkânı tanıdığın için minnettarız vallahi)…
Depresyonda ilâç kullanımı çok mu yaygın?
— Hem de nasıl. İnkârın kol gezdiği, bilincin mumla arandığı bu dünyada, ilâç, elbette en büyük kolaycılık. İlâçla yasadışı maddeleri ayıran tek şey, birinin doktor eliyle reçete edilmesidir (MKD: Vay ki vay).
Siz ikide bir doktorların depresyonun d’sini gördüklerinde ilacı dayadıklarını söylüyorsunuz…
— Evet, çünkü öyle yapıyorlar! Biz de bu çağdaş üfürükçülerin, doktor olduklarını sanıyoruz. Antidepresanlara ve genel olarak psikiyatrik ilâçlara da 1çağdaş muska” diyebiliriz. Psikolog Kirsch üşenmemiş, tüm gizli arşivlere ulaşmış ve bulmuş: Ha boş tablet -plasebo- almışsın, ha antidepresan. Gerçekten de ilâç, sorunu tedavi etmiyor, sorunun üzerini örtüyor. İlâcı bıraktığında -ki bir gün bırakıyorsun- sorunlar daha büyümüş olarak karşına çıkıyor (MKD: Külliyen yalan ama bu adamcağızı size sonra anlatacağım).
Antidepresan kullanımı giderek artıyor mu, sizin böyle bir tespitiniz var mı?
— Türkiye’de 3 yaşında çocuklara bile verdiklerini görüyorum maalesef. Artıyor ve artacak da. Bu gidişin önüne geçilemez. En azından böyle bir sonucu görmeye benim ömrüm yetmez.
Ne demek istiyorsunuz? İlâç yazan bütün doktorlar kötü niyetli mi? Bu ilâçların hiç mi faydası yok?
— Klâsik bir lafla cevap vereceğim: “Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.” (MKD: Ağlayabilirim, bu ne bilgelik).
Bu ilâçların, hafifi, ağırı var mı?
— Ağırı var tabii. Felç edeni var, öldüreni var, intihar ettireni… Ama beynin neresine, hangi spesifik noktasına nasıl etki ettiği konusunda bilimsel kesinlik taşıyan bir araştırma yok (MKD: Üstün, üstün irtifadan uçmakta ve ya cehâletinden ya da bilerek yalan söylemekte).
Benim gördüğüm bir sürü insan Lustral alıyor. Ne gibi bir zararı olabilir ki (MKD: Ayşe’nin sorusu ilkokul düzeyinde)?
— Daha önce de söyledim. Bu ilacın fizyolojik olası zararından çok, inkârı pekiştiriyor olması önemli. Antideprasan alınca kimse kendisiyle, yaşamıyla yüzleşmiyor, yüzleşemiyor, herkes kaçak (MKD: Üstün kıvırıyor, farmakoloji bilmez ki)…
İlâç nelere yol açıyor peki? Tepkisizlik mi? Sinirlenmemek mi?
— Evet. Meselâ tecavüze uğramış ve içinde ciddi bir kızgınlık olan biri kuzu gibi oluveriyor. “Küntleşme” gerçekleşiyor. İlâç alırken bana gelenleri hemen tanırım. İfâdesiz bir surat. Kapalı ve ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba gibi tehlikeli…
İlâcın insanın içindeki şiddeti artırdığına dâir iddialar da var…
—Ne iddiası, bunlar araştırma bulgusu! Psikiyatrist David Healy 2000’den beri yaptığı sayısız araştırmayla bunu kanıtladı. İntihar ve yıkım eğilimi belli bir grup antidepresan kullananlarda tam 6 kat artıyor (MKD: Üstün artık arş-ı âlâya çıktı).
Sizin bildiğiniz böyle vak’alar var mı?
— Geçen yıl Adana’da 15 yaşında bir kız, antidepresanları kullanmaya başladıktan bir hafta sonra intihar etti. O gençte daha önce de intihar eğilimi olabilir. Ama duyguları bunu yapmasını önlüyordu. İlacı aldığında, hem duygusuzlaşıyor, hem de ilâç onu harekete geçiriyor. Herhangi anlamlı bir amaç yok yaşamında, o da düşündüğü tek şeyi duygusuzca gerçekleştiriyor, intihar ediyor.
Bu son Başak olayında, genç kız, ilâç yüzünden cinnet geçirip annesini öldürmüş olabilir mi?
— Buna cinnet demek doğru değil. Annesiyle bir kaç saat önce tartışmış, odasına çekilmiş birinden söz ediyoruz. İlâcın etkisi bence çok açık. Tam da psikiyatrist David Healy’nin sözünü ettiği durum. O kız ilâç altında olmasaydı, anlamlı bir psikolojik yardım almış olsaydı, anne-babasının ona yaşattığı kâbustan kurtulmanın doğru yollarını bulabilirdi (MKD: Üstün, Medyum Memiş’i de solluyor)….
Başak olayında durum nedir: Zâten sorunluydu. Bir an geldi gözünü mü karartı? O normâl bir insan, bir anda kendini kaybetti. Mi?
— Âilesinin ve psikiyatrinin kurbanı o (MKD: Üstün teşhis de koydu)….
HERKES KAÇAK
Depresyon nedir, hastalık mı?
— Eski çağlardaki hayâlet hikâyeleri gibi… Hayâletler ne kadar gerçekse, bir hastalık olarak depresyon da o kadar gerçek! Herkesin duygusal çöküntüleri, zorlanmaları, sıkışmaları, iç sıkıntıları olabilir, oluyor. Kimi gelip geçiyor, kimi uzun sürüyor, kimi arkadaş desteğiyle çözüm buluyor, kimi profesyonel destekle, kimi aşkla geçiyor, kimi de tam tersi aşkla daha da beter hâle geliyor! İnsanın bin bir türlü hâlini, hastalık kategorisine hapsetmek bence insanlık suçu! Bırakın depresyonu, “şizofreni” dedikleri şeyin bile, hastalık olup olmadığı, hatta “ne” olduğu tartışmalı (MKD: Üstün, mahvettin bizi)…
Çok sert bir yargı değil mi bu? Siz psikiyatriye karşı mısınız?
— Evet karşıyım! Tamamen bilim dışı olduğu düşünüyorum. Ellerinde depresyonu teşhis etmek üzere davranışsal ve duygusal semptomlar listesi var, ki o liste tıbbî bir liste değil, o listeye bakıp ilâcı dayıyorlar. Oysa depresyon teşhisinin tıbbî tahlille, beyin inceleme teknikleriyle hiçbir alâkası yok (MKD: Bu zırvalıklara sonda cevap vereceğim)…
Hoppalaaa… (MKD: Ayşe bile hopluyor)
— Evet. Bu listedeki birinci belirti isteksizlik. İsteksizsen, depresyonda olabilirsin! Yok ya! Bakın, bunların hepsi insanlık hâli. Ben zâten depresyon yerine “özgüven sarsıntısı” demeyi tercih ediyorum. “Özgüven sarsıntısı” da özellikle Batı’nın başarılı olma takıntısıyla besleniyor. Bizde de durum farklı değil, büyük şehirlerde depresyon, başarı hırsıyla kol kola geziyor (MKD: Üstün, cehâletin ötesinde bir şeyler söylüyor, Ayşe de yazıyor; heyhat!).
Peki, panik atakın depresyonla bir akrabalığı var mı?
— Panik atak, hepimizin aşırı kaygı diye yıllardır bilip konuştuğu şeyin, hastalığa dönüştürülmüş hali. Panik atakla yani “aşırı kaygı”, depresyon yâni “duygusal çöküntü” aynı şey değil ama evet birbiriyle ilişkili. İkisi de kendine yabancılaşmanın bir sonucu. Ama bu psikiyatrik kategorilerin hiçbiri, o insanın gerçekte ne yaşıyor olduğunu anlamamıza yardım etmiyor. Psikiyatrinin önceliği de anlamak değil zaten. Bu hastalık kategorileri, ilâç reçete etmeye hizmet ediyor. Demek istediğim şu: Psikiyatrinin hastanın derdiyle merdiyle gerçekten ilgilendiği yok, ilâç yazıyor sadece (MKD: Üstün, cehâletin ötesinde bir şeyler söylüyor, Ayşe de yazıyor; heyhat!).
Depresyon ya da sizin deyiminizle “özgüven sarsıntısı” neden bu kadar yaygın?
— Eskinin hayat mücadelesi içinde böyle bir şeye yer kalmıyordu. Şimdi yaşam, eskiye göre daha kolay, ama çok daha karmaşık. İletişim olanakları o kadar yaygın ki, artık herkes daha fazlasını istiyor, daha iyi bir hayat arzuluyor. Eskiden ezilen kadın, kaderine kısmen râzıydı, şimdi işler değişti hayatına sahip çıkmak istiyor, fakat zorlanıyor. Aşılması kolay olmayan engeller var önünde. O yüzden depresyona giriyorlar. Erkeklere gelince, onların dünyasında hırs, rekabet gırla gidiyor. Erkekler, açık etmeden, deyim yerindeyse yiğitliğe bok sürdürmeden, gizlice yaşıyorlar depresyonlarını (MKD: İleride bahsedeceğim şekilde, kişiliğine uygun olarak ağzını bozuyor âlimimiz). Kadınlar da bu erkek dünyasına eklemleniyor, ama kendini bularak değil, kaybederek ilerliyor. Tabii sonrasında da ağır bedeller ödeniyor…
Depresyon daha çok büyük şehirleri mi vuruyor?
— Evet. Büyük şehirlerin cehennemi de büyük! İç bütünlüğünü kuramamış, bulamamış, bulur gibi olmuşsa da kaybetmiş insanlar sıkıntı yaşıyor. Ve bu durumdan en çok çocuklar zarar görüyor. Hiperaktivite ile damgalanıyorlar. Bu da yaratılmış bir başka hastalık. Bu çocukların anne babaları, özellikle annelerin büyük bir çoğunluğu depresyon benzeri durumlar yaşıyorlar. İşte o anne-babalar, intihar eğilimini arttırdığı tescillenmiş antidepresanlar kullanıyorlar. Çocukları ise ölümcül riskler barındıran kokain eşdeğeri ilâçlar içiyorlar (MKD: Bu da klâsik palavra, anlatacağım).
Depresyonun üstesinden gelinebilir mi?
— Elbette. Önce farkında olacaksınız. Sonra geçmişten bugüne yaşadıklarınızı ve kendinizi kabul edeceksiniz. Bilinç geliştireceksiniz. Yaşam biçiminizi değiştirme gayreti göstereceksiniz. Bunun için emek vereceksiniz. İnsan, bilinci ölçüsünde sorunlarına çözüm bulabilir. Bu bilinci kendi başına da oluşturabilir, profesyonel destekle de. Profesyonel destek için şimdilerde İngiltere ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere, özellikle çocuk, ergen ve gençlerde psikolojik destek öneriliyor. Yâni psikoterapi… (MKD: Üstün, cehâletin ötesinde bir şeyler söylüyor, Ayşe de yazıyor; heyhat!).
Ben mesela, depresyona girip girmediğimi nasıl anlayacağım? Bir insan depresyona farkında olmadan girip çıkabilir mi?
— İnsan farkında olmadan bir sürü şey yaşıyor, yapıyor! İnsan, kendini tanımalı (MKD: Buna Üstün’ün büyük ihtiyacı var). Çünkü bu çok kolay bir şey değil. Güçlü yanlarını, zayıf yanlarını, geçmişten bugüne kişiliğinin hangi etkilerle oluştuğunu, kim olduğunu öğrenmeli. İnsan olmak, asgari bir emek gerektiriyor, bu emeği vermekten söz ediyorum. Hayat, elbette inişlerle çıkışlarla sürüyor, düz bir çizgide yaşayanımız var mı? Neden süreç olarak yaşamı, iyi ve kötü hâlleriyle kabullenmiyoruz? Nedir bu sürekli mutlu olmak, başarılı olmak, yukarda olmak, kazanmak takıntısı!
Bir dakika, bir dakika “gizli depresyon” diye bir şey yok mu?
— Kendi durumunu, yaşadıklarını inkâr bu aslında. Erkeklerde daha belirgin bu durum. Diplere inmeyi kendilerine yediremiyorlar. Depresyon denilen şey, hep bu inkârla oluşuyor, inkârla besleniyor. Durumunu inkâr edenler dünyasında ilâç, hiçbir iç muhasebe yapmaya gerek duymadan, bir şeylerin çözümünü vaat ediyor. Yanlış olan bu vaat. Tehlikeli, riskli hâttâ ölümcül olabiliyor.
Seks, depresyona iyi gelir mi (MKD: Yâhu, Ayşe’nin aklı başka şeye çalışmaz mı?)
— Sâdece bedensel bir faaliyet olarak seks, hayır iyi gelmez. Dürtülerin doyurulduğu “performans” odaklı bir etkinlik olarak, bazen sorunu artırır bile. Çünkü iç bütünlüğün daha da kaybolmasına sebep olur. Örneğin, bir takım “uzman”ların, “Haftada şu kadar sayıda cinsel ilişki sağlıklıdır” gibi ifâdeleriyle karşılaştığımda, benim böğrüme bir şey saplanır. Cinsellik, tensel-duygusal-düşünsel bir büyük buluşma olmaktan çıkarılmış, iki bedenin birbirini tatmin objesi olarak kullanmasına indirgenmiş durumda maalesef. Haa ama eğer ilişkiyi soruyorsanız, iyi gelir. Arada aşk varsa seks, iki insanın bir bütün olarak nefis bir buluşmasıdır ve çok iyi gelir…
ANTİDEPRESANIN İNANÇ ETKİSİ
Irving Kirsch ise antidepresanların “plasebo”dan farkı olmadığını buldu. Basında da geniş şekilde yer bulan Şubat 2008 tarihli son araştırması bu ilâçlara bu koşullarda başta onay verilmemesi gerektiğini vurguluyordu. Plasebo (boş tablet) verildiğinde insanların iyileşmesine, kısaca “inanç etkisi” de denebilir. Tüm ilâçlarda yüzde 20–30 arasında plasebo etkisi görülür. Antidepresanlarda bu oran yüzde 85’e kadar çıkıyor.
ANTİDEPRESAN İNTİHAR/SALDIRGANLIK EĞİLİMİNİ ARTIRIYOR
Antidepresanlarla ilgili en önemli kırılma noktası İngiliz psikiyatri profesörü David Healy’nin yaptığı araştırmalar oldu. Healy, intihar eğilimini azaltıyor diye reçete edilen SSRI (serotonin geri alımı engelleyicileri) grubu antidepresanların, aksine intihar/saldırganlık eğilimini artırdığını buldu. Haziran 2001’de gazetelerde, Amerika’da ilâç firması GlaxoSmithKline aleyhine sonuçlanan 6.4 milyon dolarlık davanın haberleri yer alıyordu. Firmayı, Don Schell’in damadı dava edilmişti. Don Schell, tabancasıyla önce eşini, sonra kızını ve torununu öldürmüş, ardından da kendini vurmuştu. Bu trajik olaydan iki gün önce, Schell’e, uyku problemi yaşadığı için Seroxat isimli ilâç verilmişti. Damat, kayınpederi Schell’i, Seroxat’ın şiddete ve intihara sürüklediğini iddia etmişti. Davadaki en önemli nokta, ilâç firmalarının daha önce gizli tutulan belgelerinin mahkeme kararıyla ve Healy’nin aracılığıyla kamuoyuna sunulmasıydı. Bu belgeler gösteriyordu ki, ilâç firmaları bu ilâçları kullananların yüzde 25’inin şiddet eğilimleri yaşadığını biliyorlardı ve uzunca bir süre bu bilgiyi saklamayı başarmışlardı.
***
Şimdi MKD Yorumları:
Anti-psikiyatrinin Michel Foucault, R. D. Laing ve Thomas Szasz gibi “babaları” saygıdeğer adamlardı. Sosyal psikolog Üstün Öngel ise bir zavallı. Kendisiyle hiç tanışmadım ama tanışmış kadar oldum.
Zamanında Radikal’de psikiyatriye ve aralarında benim de adımın geçtiği bir grup tanınmış psikiyatra hakaret eden bir yazısı çıkmıştı. Sonradan iyice azıttı, sürekli olarak bana küfrettiği, hakaret yağdırdığı e-postalar yollamaya başladı; anama avradıma sövüyordu. Critical Psychiatry diye bir uluslararası e-grubuna üye olmuştum. Orada da İngilizce olarak “şişko, çirkin, bok suratlı, iğrenç” gibi mesajlarıyla yıldırdı ve ayrıldım.
Niye şikâyet etmedin derseniz, önce Adana’yı arayıp “bu adam neyin nesi yâhu” diye sordum. Oradaki arkadaşlar zeki ve manik depresif özellikler sergileyen, temelde de antisosyal kişilik yapısı olan biri olduğunu anlattılar. Defalarca rektörlerle, idareyle başı derde girmiş. Hiçbir tıbbî eğitimi ve formasyonu olmamasına rağmen poliklinik yapıp hasta görüyormuş ve sürekli olarak da psikiyatriye, psikiyatrlara sövüyormuş.
Hâlen yaptığı da suç!
Eh, “hastaya el kalkmaz” deyip aldırış etmedim.
Şimdi de zırvalıklarını kısaca cevaplayayım…
***
Kokain ile metilfenidat arasında etki mekanizması ortaklığı var, bu doğru. Öte yandan, pek çok dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hastasının hayatlarını bu ilâçla kurtarıyoruz, yetişkinlerde bile. Ama hiçbirine kokain vermiyoruz!
Antidepresanların icadıyla depresyon hastalarının kaderi değişmiştir. Dünya Sağlık Teşkilâtı Majör Depresyon’u en önde gelen sağlık sorunları arasında ele almaktadır. Doğru ve bilgilice kullanıldığında, bu ilâçlar hayat kurtarırlar çünkü intiharı, alkolizmi ve hayat kalitesi düşmesini engellerler.
İntihara veya katle yol açmaları safsatasına gelince… Bilhassa ergenlerde ve gençlerde başta depresyon olarak gelen tablo zamanla disforik hipo-mani dediğimiz öfkeli, gergin ve saldırganca tabloya dönüşebilir. İyi bir takipte bu durum fark edilir ve duygudurum dengeleyicisi dediğimiz ilâçlar eklenerek tablo kontrol altına alınır.
Gerçek Majör Depresyon’da tek başına psikoterapi yetersizdir; ağır vak’alarda elektrokonvülsif terapi dahi yaparız.
Irving Kirsch ve arkadaşlarının yazısı tamamen tarafgir bilimsel açıdan çürük bir yayındır; hâttâ ekipte psikiyatr bile yok ve nefazodon’la venlafaksin’i SSRI zannedecek kadar câhiller.
Depresyonda hangi beyin (hâttâ vücut) bölgelerinin nasıl işlev bozukluğu gösterdiğini günümüzde resmini çekerek (fMRI) takip edebiliyoruz. Meselâ panik nöbetlerinde non-dominant parahippokampal bölgede kanlanma artışı olur ve tedaviyle düzelir (Üstün ne bilsin).
Psikoterapi yapmak ise, zâten psikiyatrik uygulamanın olmazsa olmaz bir parçasıdır.
Sonuç: 2008’de psikiyatriye düşmanlık etmek için hasta olmak lâzım; eh, durum da belli! Hazret eninde sonunda zâten bize gelir, o sorun değil…
İyi de, Ayşe Arman’ın konu sıkışıklığı mı vardı da bu zerzevatı millete yedirdi, anlayabilmiş değilim.
Yakıştıramadım Ayşe!
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 19 Nisan 2008 Cumartesi


Sevgili Hocam ;
Siteniz ,özgür ortamından dolayı, bende sürekli takip listesine alındı. Değişik metinlere yazmaya gayret ettiğim yazı kırıntılarımdan,farkındasınızdır.
Farklı bir söylemle,bu bölgeye kanaatimi aktarmaya çalışacağım.
Kızım,Mersin’de Türkiye’de çok bilinen bir özel okulun 3.sınıfında.Geçen yıl aile birliği,hoşluk olsun diye((!!)) AVRUPA YAKASI dizisi oyuncusu “”BURHANı” , davet etmek istedi.İstanbul’daki özel ilişkilerimi kullanarak,bu oyuncunun ÖZEL HAYATI ile ilgili,deyim yerindeyse , istihbarat topladım;üzülerek ,giderek artan bir ALKOL sorunu ve aşırı benmerkezcilikten kaynaklanabileceğini tahmin ettiğim,sürekli küfür tutkusu olduğu bilgisine ulaştım.Birçok benzeri etkinlikte,skandala yakın nahoşluklara da sebep olduğu bilgisi gelince,BURHANın Mersin’e gelişini engelledim.
Bu bilgi zinciri bende,Burhan’ın ciddi biçimde,sizin ilminizin ifadesiyle arzedeyim haddimce,ÖRSELENMİŞ bir yapısı olduğu kanaati uyandırıyor.Bana göre,oyunculuk konusunda,eski bir GENCO ERKAL malulu olarak,diyebilirim ki çok yetenekli.
Bu zaviyeden,merkez konuya bakarsak,ÜSTÜN, birinci derecede kan akrabalarının da bana verdikleri bilgiye istinaden((çoğu komşumdur))bir geçmiş örselenmişliği olabileceğini düşünüyorum.
Ben de TARSUS amerikanlıyım ve Üstün ile ağabeyi Yavuz,küçük devrelerimdir benim!
Yıllar önce,İstanbul’da,akademiyi bitirdiğim günlerde((İ.İ.T.İ.A)),henüz Boğaziçi,sanırım sosyal psikloji idi((yanılabilirim elbette))üniversitesini kazanmış ve aynı zamanda FENERBAHÇE spor kulübü,basketbol takımına da transfer olmuştu.Ağabeyleri olarak,elbette çok sevinmiş,((ben cimbomluyum))buna rağmen((!!)) Fener’in kıymetini bilmesini,sabırlı olmasını,yine TACden yetişen NECATİ GÜLER,CİHANGİR SONAT,CAN SONAT gibi basketbol yıldızlarının geleneğini devam ettirerek,işi milli takıma kadar götürebileceğini,aklımız yettiğince tenbih ettik…Maalesef olmadı,Fener’de tutunamadı.Açıkcası üzüldük.
Yıllar sonra mektebi bitirdi.Buradaki akrabalarından Çukurova üni.sine intisab ettiğini,bilahare her ne oldu ise,üniversiteden ayrılıp,”"KLİNİK kurmaya durduğunu öğrendik.
Sizinle ve alanınızla değişik yollarla,deyim uygunsa,dalaştığını,epeydir fısıltı gazeteinden biliyoruz.Ki fiilen bazı gazetelere,”"zehir zemberek”" psikiatri KARŞITI yazılar yazdığını da,okuduğumdan dolayı,biliyoruz.
Fakat burada bence,daha önemli vaka,ayşe armandır!
O da yakın bir geçmişte,AVRUPA YAKASI BURHAN gibi,Tarsus Amerikana,”"model mezun” olarak,söyleşiye davet edildi.
Şahsen,önlemeyi çok arzu ederdim,fakat yapamadım.
Ayşe Armanın teferruatı için,HASAN KAÇANa ya da KANAL7 ye rica ederseniz,((Kİ TEVELERİNDE ALENİ DE YAYINLAMIŞLARDI)),çok ilginç film kayıtlarına ulaşırsınız.((benden duymuş olmayın!!))…
Malum ayşe,ülkemizde, içinde HALKIN olmadığı HALKLA İLİŞKİLER GIRALİÇESİ “”BETÜL MARDİN”" hanımın gelinidir.((bu sözleri Prf. Yalçın Küçük hocadan emanet aldım))…
Bana göre nasıl ki KÜRŞAT,perşembe geceleri KANALTÜRK’te,yemekli “”sohbet”" programları yapıyor ve tuhaftır,bu program da bana , MUSTAFA KEMAL Paşa’mın ÇANKAYA sofralarını hatırlatıyor,zorla değil ya!
Ayşenin röportaj hastalığı da,son satırınıza ithafen,büyük gazeteci LEYLA UMARın mülakatlarını hatırlatıyor bana hocam.
Hani kaimvalidesi , BETÜL MARDİN olunca,ŞERİF MARDİN de mülakata,yanaşabiliyor demekki ayşeyle.
Çok mu kıskancım acaba!
merhaba kerem bey. ben esra, yaklaşık 6 aydır üstün beyden psikolojik yardım alıyorum. öncelikle onu yanlış tanıdığınızı söyleyeyim. ben 2 yıldır anti-depresan kullanıyordum ve neredeyse düşünme yetimi kaybetmiş durumdaydım. ünlü bir psikiyatristin kurbanı olmaya az kalmıştı ta ki üstün beyle tanışana dek. yaşadığım bazı şeyleri kabul edince, gerçeklerle yüzleşince ve durumumu düzeltmeye çalışdıkça düğümler çözülmeye başladı.yaşadığım olumsuzlukların ayrıntısına girmek istemiyorum şimdi. ama gönül rahatlığıyla şunu diyebilirim: sorunlarımı ancak antideprasanı bırakınca görmeye başladım ve içinde bulunduğum durumun farkına varabildim (tabi üstün beyin sayesinde). şimdi siz bu durumu kabul etmiyorsunuz ama ben bir de yaşayanlara sorun derim. ayrıca üstün bey için söylediğiniz sözler beni gerçekten çok üzdü. çünkü böylesine insansever birinin bu sözleri haketmediğini düşünüyorum. size üstün beyi tekrar araştırmanızı ve onu yakından tanımanızı öneriyorum ve farklı bakış açılarına işiniz gereği saygı duymanız gerektiğine inanıyorum.
aşkla, arkadaş tavsiyesiyle geçen depresyon mu?
komik…
Saygılar
Düşük düzeyli bir yazı olmuş.
Olmadı..
“Hazret eninde sonunda zâten bize gelir, o sorun değil…”
Hayırdır? Bir piyasa endişe mi bu?
Yazıyı ikinci kez okuyorum. Yine olmamış, yine olmamış..
Merhabalar Mehmet Kerem bey,
size konunun diger tarafini da gösterdiginiz icin cok tesekkür ederim.
oglum depreson baslangicinda ve özgüveni yok kadar az.
depresyon ilaclarini hic almama veya tamamen karsi olma bence
tam bir karsitcilik olayi..böyle dogma olarak bir seye karsi olmak
beni süphelendiriyor.
fikirleriniz icin cok tesekkürler!
Merhabalar
Ben de Esra Kurt gibi Sayın Üstün Öngel’ den yardım alan şanslı insanlardan biriyim.
bu yüzden sizi okurken biraz daha bilgi sahibi bakabildim olaylara.Uygundur ki Güldüm de!!!
Üstün Hoca öncesinde ben de bir Psikiyatristten yardım aldım(ona yardım denilirse tabii)Nefes alamama,uyuyamama,insanlarla iletişim kuramama şikayetleriyle (AİLEMİN ZORUYLA) başvurdum.Bana “Sen panik HASTASISIN” yorumuyla büyük bi şok yaşadım!!!Üfürükten bi kaç ilaç yazıp 1 ay sonra yine gel dedi.Peki o ilaçları beni çıldırtmya başladığında kime başvuracaktım?
Israrla hasta olmadığımı iddia ettim.Verdiği (burda Üstün Hocamı destekliyorum) BOŞ KAPSÜLLERİ’nden kurtulana kadar da bunu ona kabul ettiremedim.
Verdiği o çok faydalı diye iddia ettiğiniz ilaçlar SAYESİNDE(komik) otobüse yalnız binememeye,hiç uyuyamamaya,daha çok korkmaya ve annemle dahi iletişim kuramamaya başladım.Ne kadar da faydalı o farmakolojisinden çok anladığınız renkli şekercikler!!!
Daha sonra “iyi ki tanımışım diye hala şükrettiğim” arkadaşım, ayrıca Üstün Hocamin öğrencisi vasıtasıyla (bu da faydalı olmayacak önyargısı ve karamsarlığıyla) Üstün Hocayla tanıştım.Bana uygun olması öncelikli(!!!!) bir günde sözleştik.
O günden bahsedeyim biraz:
Gittim,içim titreyerek korkudan kalbim boğazımdan çıkacak gibi bi haldeyken ve nasıl konuşup güveneceğim korkularıyla iç içe zile bastım…Kapıda karşıladı beni Üstün Hoca “güleryüzle” Hoşgeldin Kandil diyerek!!!!(bunu genelde o çok kültürlü, çok bilgili,kendini HASTALARINA adamış psikiyatristlerimiz soğuk suratlı “geçip bekleme odasında biz çağırana kadar oturun” diyen sekreterlerine yaptırıyorlar!!!
Sanki birden rahatlamıştım.Günümüzde insanların beklediği sadece güleryüz değil mi zaten yaklaşabilmek için…
Biraz da odadan bahsedeyim, karşılamadan sonra ikinci şokumdu çünkü.
Filmlerde ve daha önce yardım dilendiğim(!) o doktorların odasında gördüğümden çok daha farklı bir çerçeve..Kitap yok!!! Sade bir düzen, insanı rahatlatan bir atmosfer.KoltuğuMa(!) oturduğumda bütün o korkularım gidivermişti.İnsanı rahatlatmak o kadar da zor değil..
Sonra dikkatimi çeken bir şey oldu(bu psikiyatristte en nefret ettiğim davranıştı).Ben konuşurken sözümü kesmiyor,konuyu başka bir yere bağlamıyordu.Ne kadar da güzeldi beni dinliyordu,ben de açabiliyordum içimi.
O gün (artık ne kadar etkilendiysem önceki kapsül önericisinden!)
-Bi an önce iyileşmek istiyorum.Bunun için elimden geleni yapacağım dedim.
Karşıdan gelen yorum şuydu:
-Sen hasta mısın ki iyileşesin.Sadece sorunlarım var ve onları çözeceğim demelisin.
O an anladım ki insanın göremediği ama bi anahtar(benim anahtarım Üstün Hocamdır) yardımıyla ne kadar çok kapı açabileceğimi gördüm.Açtım da..
Cesaret edemediğim bi çok şeyi sabırsızlanıp kendiliğimden denemeye başladım.Aştım da!!!
Ayrıca bir nokta daha.Kendimi toparladığımda şunu gördüm.Bundan sonra her başım sıkıştığında birilerini aramak yerine önce kendim çözmeyi denemeliydim.Ancak o zaman kendim olabilip sorunu çözebilirdim.Siz içimdekileri ne kadar yaşayabilirsiniz ki ben gibi?
Ondan yardım alan birinin istediği(!) ve ihtiyacı olduğu(!) her saatte ona ulaşabilme rahatlığı var.Bunu siz de gerçekten uygulayabiliyor musunuz?
Sayın Kerem Doksat,
Üstün Hoca hakkındaki eleştirilerinizi de okudum.Tıp sizin alanınız olabilir; ama psikoloji de,insanı anlamada onun kadar iyi olabileceğinizi düşünmüyorum.Yaptığınız sert eleştirilerle çağın esas sorunu olan “antidepresanlara” en azından çevremdeki insanları yönlendirmeyeceğim konusunda gayet inatçıyım.Şahsa yönelik hakaretlerde bulunmuşsunuz.Bunları da gayet saygıyla sadece okudum;noktasına bile katılmıyorum.Üstün Bey’i tanıyabilmek için biraz meslek ve alan dışına çıkıp da nesnel bakabilseniz diyeceğim ama görüyorum ki bilimsel açıklamalar adı altında onun tezlerini çürütmekten başka bir kaygınız yok.Ayrıca açıklamasız tıbbi terimlerinizden de hiçbirşey anlamadım.Doğaldır ki o da benim alanım değil.Keşke biraz daha doktorlara değil de İNSANLARA hitap eder tarzda olsaydı.
unutmayın
“bizim sorunlarımız var,onları çözüyoruz”
Artık antidepresanlara falan başvurmadan devam edebilecek kadar güveniyorum kendime.İnsanlar zehirlenmesin..Biz denekler değiliz çünkü!!!
İyi Günler diliyorum…
Sayın hocam,
Bir meslektaşınız, doktor, olarak düşüncelerinize katılıyor; bu dar düşünceli ve cehaletin eğitimle yenilemeyeceği örneğini bize sunan psikolojik danışman Üstün Öngel beyin(!) düşüncelerini kaygı ve endişe ile takip ediyorum. Ne yazık ki ; bilgi kirliliği yaratan, hiç bir müspet ve bilimsel veri sunamayıp halkın kafasını karıştırıp durumlarının kötüleşmesine sebebiyet veren şarlatanlar ile ortalık dolup taştı. Çalıştığım kliniğe daha bu gün bir hasta durumu kötüleşerek acilden yattı. Neden mi? Hastamın bana ifade ettiği, ilaçların kendisine zarar verebileceği düşüncesiydi ve bu bilgiyi(!) TV ve diğer yayınlardan yeni edinmişti; sonuç olarak duygudurum düzenleyici ilacını bırakması ile önce kendisinin sonrada ailesinin durumunu kötüleştirmişti. Bugün merak edip araştırdığımda, kendisine TIP DOKTORU ünvanı verilmemiş bir çok kişinin, ki bunlardan bir çoğu psikolojik danışman ünvanlı şahıslar, internette sırf maddi kaygılar ile halkın kafasını bulandırmakta, kendilerine danışan insanları HASTA şeklinde ifade etmekte, insanların gözünde doktor gibi görünme düşüncesi güttüklerini görmemdi. Ne yazık ki biz doktorlar (özellikle psikiyatristler) alanımıza başkalarının burnunu sokmasına göz yummaktayız; bu konuda Türk Tabib Odası ve psikiyatri-nöropsikiyatri dernekleri olarak yapacak çok şeyimiz olmalıdır! Tanrı bizi cehaletten ve cehaletten nasibini alanlardan korusun.
Dr. ERHAN AKINCI ;
Mersin’de kilometrekareye 1000adet,psikolojik danışmanlık merkezi düşüyor.
Bunların kim olduğunu,ilimlerinin,irfanlarının ne olduğunu,nasıl olduğunu ELBETTE DENETLEYEN KİMSE YOK!
Biliyorsunuz ki,epeydir BİR NLP — KİŞİSEL GELİŞİM KEÇİLİĞİ((malum,koçluğu da ben mel’anet olsun diye keçilik yazdım)–REIKI gibi akıllara seza bir dolu ABRAKADABRA ortalığı doldurdu.
Bizim mahalle((inönü mah. zengin((!!)) muhiti çamlıbel vs)) PSİKOLOJİK danışma merkezleri toplu MERKEZİ oldu.
Herhalde MERSİN,çapıyla doğru orantılı olarak,PSİKOLOJİK DANIŞMA MERKEZLERİ cenneti.Ve yine MERSİN üni. hazırlık dershanesi CENNETİ…
Geçengün araştırdım,merkez nüfusu yaklaşık 1milyon olan Mersin’de,varoşuyla birlikte 100küsür adet dershane varmış.
Birileri bizi öpüyor,kuşakların RUH SAĞLIKLARI adeta kökten sakatlanmakta,hızlı bir değerler çürümesi var,seks aşırı bir şekilde özendiriliyor,uyuşturucu YAŞININ 12ye indiğini,İST EMNİYET raporunda okudum.
Kadim değerlerle—geçmiş— yakın geçmiş — çok yakın geçmişle olan “”genç kuşaklar”" irtibatı hızla ve KARARLI bir şekilde ENTELEKTÜEL düzeyde kopartılıyor.Çocuklarımız SÜREKLİ “”SORU”" EZBERLİYORLAR.
SAİT FAİK–NECİP FAZIL–TARANCI–CAHİT KÜLEBİ–FAZIL HÜSNÜ–
………………………………………………………………………..
…………………………………………………………………………..
OKUMADANAN VE DAHİ bilmeden, BİR KARA KAŞIN–BİR KARA GÖZÜN–DEĞER DÜNYA MALINA türküsünün zevkini estetiğini derinliğini ÖĞRENEMEDEN………………….
1—MIZRAKLI İLMİHALLERE
2–KUZU KUZU KUZU SOKUL BANA lara
3– ve hatta kendi türkülerinden evvel LA TRAVIATA öğrenmeye,takip etmeye vs vs vs
ADETA cebren ve hileyle
yüksek ve gizli bir şekilde teşvik ediliyorlar….
Biz ise bu sütunlarda,birbirimize içimizi döküyoruz,dökebiliyoruz ancak.
Kimi meslekdaşlarınız,ARTIK HASTALARINA “”MÜŞTERİ”" DİYOR,DİYEBİLİYOR.
TABİPLER ODASININ BİLDİĞİM KADARIYLA BİR “”ETİK KURULU”" VAR,değil mi!Haydi “”gazeteciler cemiyeti,etik kuruluna”" oktay ekşi hükmediyor.
Sizinkine kim ya da kimler hükmedebiliyor.
Mersin’de psikiatrlar,NASIL ve NEDEN önüne her gelene “”PROZAC”" YAZABİLİYOR!yaptığım minik bir “”eczahane”" araştırmasında,kimi meslekdaşlarınızın,andığım ilaç firmasından, KOMİSYON ALDIĞINI öğrendim.Alınan komisyonla–İNSAN SAĞLIĞINI YANYANA KOYDUĞUMUZDA ne düşünmeliyiz!!!!!
Mersin’de hemen hemen bütün İLAÇ firmalarının temsilcileri,yakın zamana kadar,benim mahallemdeki çok ünlü bir pastahanede,hemen hergün bir araya gelir//sabah 8–9 30 arası//kahvaltı eder ve birbirlerine TÜYO verirlerdi.Neydi bu tüyo biliyor musunuz!!!!!
Piyasayı yükseltmeyin arkadaşalar!!!!
Piyasa!!!!Efenim bir “”x”" firma,ERDEMLİDEKİ((Mersin’in batısındaki ilçe))
“”Y”" dahiliyeciye,ilacını çok yazdı diye,24 000 BTÜ split klima “”hediye etmiş”"..Abi yapmayın yaa,şimdi bizim KBB ciler de aynı malı isterlerse,merkeze ne deriz DİYE,birbirlerine NAZİRE YAPARLARDI!!!!
Ordan bir başka firmacı atılır,kendilerinin bazı hekimleri TAYLANDa geziye((!!!)) götüreceklerini ağzının suyu aka aka anlatırdı.
BUNLARI ve daha nicelerini,kulaklarımızla duyduk,gün geldi,sohbetlerine,”"kasten”" müdahil olduk.
Dr. erhan akıncı kardeşim…
Kerem Doksat hocam……
Ne olacak bu işler!!!!
ne kadar sığ ve yüzeysel bir cevap bu; tepkisel ve hiç bir elle tutulur bilgi içermiyor, dogru düzgün bir acıklama bulurum diye okudum ama beni halay kırıklıgına ugrattınız, bende bir süre antidepresan kullanmıs biriyim ve sunu soyleyebilirim: bu ilâçlar hayat kurtarmıyor!hayatımı mahvettiler! intiharı en cok dusundugum zamanlardır ilaç kullandıgım zamanlar çünkü hayatınızı daha da anlamsızlaştırıyor ve sizi kendinize daha da yabancılaştırıyorlar, hayat kalitesi bırakmıyorlar ne kalitesi nefes alamıyorsunuz ki! korkularınız, endişeleriniz, ikiye katlanıyor, kendinizi anlamanıza mücadele etmenize engel oluyorlar. Psikiyatristlerde insanları 15 dakika bile dinlemiyorlar, dinlemeyi de bilmiyorlar. Semptomlarla ilgileniyorlar, dışa yansıyan sıkıntılar azalmış gibi göründüğünde başarılı sayıyorlar kendilerini. Beyin filmlerine bakıyorsunuz ama onlar sonuc; ve insan o sonuctan ibaret değil, insan organdan ibaret değil,” panik nöbetlerinde non-dominant parahippokampal bölgede kanlanma artışı olur ve tedaviyle düzelir” demişsiniz, düzelen sorun değil ki yine semptomu, kanamayı dengeleyince sorunu anlamadınız ki, çözmediniz de!
Merhaba doksat bey!
Yaklaşık iki senedir Üstün Beyi yakından tanıyorum ve kendisinden yardım alanlardanım. Üzülerek söylemek isterim ki yorum diye yazdığınız yazının içindeki Üstün Beyle ilgili yapmış olduğunuz teşhislerin yalnızca “zeki” olanına katılıyorum ama onu da ne maksatla kullandığınızı tahmin edebiliyorum.
Bir insan hakkında daha tanışmadan bile bu kadar hakaret içeren bir düşünceye nasıl kapıldınız doğrusu şaşırdım… demek isterdim ama hiç şaşırmadım. Çünkü bir insanı anlamak için onun gerçekte karşısında oturup dinleme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Sadece yaptıklarına bakıyorsunuz. Bir insanın hislerinin, düşüncelerinin ve duygularının olduğunu hiçe sayarak, güya tüm sorunlarımın sebebi olan, kendi acısını bile hissedemeyecek kadar aciz bir et parçasını uyuşturmak için ilaç veriyorsunuz. Gerek düşündüğümde beni iğrendiren psikiyatri maceralarım olsun gerek bir başkasının ki olsun hep ortak bir sonuç çıkıyor ortaya. Psikiyatri eşittir, bir insanı doğru düzgün dinlemeden “hasta” kalıplarından birine sokabileceğiniz ve yasal olarak insanları uyuşturabileceğiniz bir “iş”.
Ayrıca yorumlar arasında sizin meslektaşınız olan dr. erhan akıncı bey(!) “başkalarının burnunu sokmasına izin veriyoruz” demiş. Tıp camiasının taşıdığı bu endişenin sonuşlarını, kullandıkları dildeki Latince kelimelerin çokluğundan ve yanlışların biraz su üstüne çıkmasıyla doğru orantılı olarak saldırganlıkların da o orantıda artmasında görebiliyorum. Bu yanlışların arasında dr. erhan bey(!)in maddi çıkarlar konusu sanırım üst basamaklarda yer alıyor.
Bol ilaçsız günler dilerim…
Kerem bey iyi günler dilerim. Sevgili Yunus Kaya arkadaşımın yazdıklarına kelimesi kelimesine katılıyorum. Ek olarak da şunları söylemek istiyorum: Eğer Üstün Öngel’i tanısaydınız size yazdığını iddia ettiğiniz sözcükleri yazarken yüzünüz kızarırdı ve silerdiniz o sözcükleri oradan. “Psikiyatrlar” artık şunu kabul etmeli: Psikiyatri, hastalık pazarlayarak, taraftarlarına köşeyi döndüren bir bilim(!) dalıdır. Üstün Öngel’le birlikte psikiyatrinin duvarlarında çökmeler başladı ve bu çökmeler devam edecek. Ve sizin burada yazdıklarınız, ölmek üzere olan bir aslanın çevreye saldırışlarına benziyor. Anlaşılan o ki, “kutsallığınızın” kaybolmaya başlaması sizi çok kızdırmış…
Merhaba
Ben Ustün ongel adini Ayse Arman roportaji sayesinde duydum. 6 yildir Arif Verimli’nin hastası olan kardesim gözumun onunde o agir ilaclardan bitkiye dondu.Hicbir ilerleme sarf edemedik.Aksine kendini bir odaya kilitleyip gunlerce konusmuyor. Arif Bey den randevu almamıza ragmen; 8-9 saat gecikmeden ve tonlarca paradan sonra bize ayirdigi 10 dakikada ise, karşimizda burnunu kariştirip ilaclarin dozunu arttirmaktan baska bir sey yapmiyordu.Sosyal hicbir iletisimi olmayan kardesim icin bir psikolog tavsiye etmesini istedigimde ise bana cevabi ”Paranizi sokaga atmak istiyorsaniz gidin psikologa oldu.” Aradan altı yil gecti.Simdi bize nasil zarar verdigini gorebiliyorum Arif Verimli’nin.Zamanimizi,paramizi ve kardesimin yuzunden gulusunu caldi verdigi agir ilaclarla.Guya iki yilda iyilesecekti. En son konustuğumda omur boyu almasi gerektigini soyledi o ilaclari.
Ustün Bey’ e mail attigim gun birkac saat icinde bana geri dondu. Beni ilgiyle dinledi.Kardesim icin gec kalmis olabilirim.6 yillik ilac kullaniminin verdigi zarar yok edilebilir mi bilmiyorum. Ben sadece telefonda konustugum bu insana inaniyorum.Kardesimi Adana’ ya goturucegim. Onun tekrar gulebildigini gormek bile yeter.
Esin Cırpıcı
Sayın Ömer Adıgüzel;
Maddi kaygılar taşıdığım suçlamasını tarafıma yöneltmişsiniz; bu konuda size katılmıyorum. Ben, belli bir sabit ücret karşılığında çalışmaktayım; fakat, ayrıca 6 yıl tıp fakültesi okuyup üzerine 5 yıl psikiyatri uzmanı eğitimi alan insanların (genel olarak diğer uzmanlık eğitimi almış tıp doktorları da dahil) belli bir maddi gelirinin olmasının hak olduğunu düşünmekteyim. Yazdığınız cevaben yazıyı, fütursuz ve düşünülmeden yazılmış olduğunu görerek sizi esefle kınıyorum.
Saygılar…
Adı gecen arkadaşın psikiyatri uzmanlığı almış arkadaşlara karşı son derece ciddi kıskançlığı olduğunu düşünüyorum.
Bu efendinin, yukardaki söyleşisini okuduktan sonra başka yazılarınada baktım. Öfke, şiddet ve ezilmişlik gördüm. Anlayamadığım beyefendinin Üniversitelerde öğrenci yetiştirmek için görevde olması.
Tabip odaları uyuyor mu?
Ben mi abarttım ?
Sayın Erhan Akıncı;
Maddi kaygılar taşımadığınızı anlıyorum. Fakat şöyle bir cümle sarf etmişsiniz; “ayrıca 6 yıl tıp fakültesi okuyup üzerine 5 yıl psikiyatri uzmanı eğitimi alan insanların (genel olarak diğer uzmanlık eğitimi almış tıp doktorları da dahil) belli bir maddi gelirinin olmasının hak olduğunu düşünmekteyim.”
Ne acı! Demek ki bu eğitimden geçenler belli bir maddi gelir elde etme hakları oluyor! Peki, bu belli dediğiniz ama hiç belli olmayan maddi gelirler hangi yollarla kazanılacak? Daha önemlisi böyle hakka sahip olduğunu düşünen ve bu yolda davranan biri insanlara gerçekten yardım etmeye nasıl yoğunlaşacak? Bu tanımınızdan yola çıkarak ilk yorumunuzdaki; “kendisine TIP DOKTORU unvanı verilmemiş birçok kişinin ki bunlardan birçoğu psikolojik danışman unvanlı şahısların” diye tanımladığınız insanların maddi kaygılar taşımakla suçlamanıza da şaşırdım doğrusu. Onlar azmı okuyorlar da bu hakkı kazanamıyorlar? Sadece sizin dışınızdakiler mi maddi çıkar düşündüğünde (öyle düşündüklerinide hiç sanmıyorum. En azından suçlamayı yönelttiğiniz kişi hakkında bunu kendi deneyimlerimle yaşadım) suçlanıyor?
Son olarak size bir sorum var; uzmanlık alanınızı bilmiyorum ama bir tahminim var. Şu anda böyle bir maddi kaygınızın olmadığına göre, o zaman diyebilirim ki siz uzmanlık okumadınız sanırım. Yanılıyorum mu? Yazımı bitirirken bana karşı yapmış olduğunuz kınamayı da size yapmıyorum çünkü dediğiniz gibi bende tıp eğitimi almadım yani böyle bir lüksüm yok…
Saygılar…
Aşağıda okuyacaklarınızı,MERSİN 75.YIL hastahanesi((eski So Si Ku hastahanesi,))ortopedi uzmanı,ileri derecede kolon kanseri olmasına rağmen,tedavi dönemleri hariç,kendisini hastalarının acılarının dindirilmesine hasretmiş olan ,DR. FEVZİ MUHARREMOĞLU ağabeyime armağan ediyorum…..
Mesele ne MKD ne ARİF VERİMLİ ne de PSİKOLOG DR ÜSTÜN ÖNGEL meselesidir.Tek tek ağaçlara bakmak yerine,ORMANA bakmak çok daha akli ve doğru bir tutumdur.
Rahmetli TANPINAR,”"HUZUR”" romanında,muhayyel,adeta sanal bir “”RUH MEDENİYETİ”" kavramını,kahramanı İHSAN BEY((!)) üzerinden anlatır.70lerin ortasında,sol kalemlerden rahmetli SELAHİTTİN HİLAV,gariptir,HUZUR un yayınlanmasından seneler sonra,ortaya TANPINAR’ın “”SOL”" duruşu olarak,romanı değerlendirir.
Eş zamanlı olarak felsefeci HİLMİ YAVUZ , YENİ ORTAM gazetesinde,HİLAV a gönderme yapıp,”" Tanpınar’ın solculuğu efsanesi”" ni yazarak,Hilav’ın tezini,marksist söylem çerçevesinde,mahkum eder.
((Meraklısı için: bkz. HİLMİ YAVUZ, TÜRK ROMAN ÜZERİNE,BİLGİ YAYINEVİ yayını))…
Şair ÖZDEMİR ASAF ise,sohbetimize,dar-u bekadan,JÜRİ adlı şiiriyle katkıda bulunur :
BÜTÜN RENKLER AYNI HIZLA KİRLENİYORDU
BİRİNCİLİĞİ BEYAZA VERDİLER….
Cumhuriyet Türkiye’si,menderese kadar,OSMANLI toplum yapısından tevarüs ettiği geleneksel değerlerle yaşayakalmıştır.Zaten de OSMANLI bakiyesidir,sosyolojik anlamda.
Haram ve helal iktidardadır.Elbette dönemin HARAMİLERİ,YOL KESENLERİ,YAN KESİCİLERİ vardır.SÜLÜN OSMAN bile sevimli bir halk kahramanıdır.En azından ZORLA BİR HAK gaspı yoktur.”"Telkin ve ikna”", silahıdır.ANLADINIZ elbette.
Diger bir deyişle,OSMANLI bakiyesi olan genç CUMHURİYET toplumu,kılasik,görece vahşi BATI KAPİTALİZMİNE,teslim olmamakta,geleneksel yapı,çözülmemekte direnmektedir.
Birkaç “”büyük şehir”" hariç,ANADOLU esnafı,hala kepengini sabahları,en azından EZANDAN SONRA açmakta,akşam ezanından az sonra kapatmaktadır.
Tüm sınırlı olanaklara rağmen,RECEP DOKSAT HOCALAR,SİYAMİ ERSEK HOCALAR,TARIK MİNKARİ HOCALAR,DR BEHÇET UZ’lar yetişebilmektedir.((konumuzun temel ayağı tebabet olduğu için,doktorlarımızı sayıyoruz elbette))..
Menderes iktidarı,ayak seslerinin İNÖNÜ devrinde duyulduğu,abede kapitalizminin peşrev dönemidir.Marşal yardımları((!!)) bana daima,PAVYON KONSİMATRİSLERİNİN,PAVYON PATRONUNA BİR TÜRLÜ BİTMEYEN,SENETLİ BORÇLARINI ANIMSATIR!!Şimdi de “”gönül rızasıyla”" imefe borçları.
Menderes “”iktidar dönemi”",ŞEYTANIN uyuduğu kuyudan uyanıp,”"yahu biri bana mı seslendi neci”" dediği dönemdir.
Geleneksel –mütedeyyin sosyo–psikolojik yapının poposuna ağır ağır parmak atılmaya başlanmış,şeytan,uyandığı yatakta neşeyle gerinmeye başlamıştır.Kolay değil,mesai başlayacaktır!!
Ispartalı ISPARTAKÜS ki celal bayarın “”su müdürü”" ilkin,ardından da abedeli morisonun memleket vekili,İNSANSILAR tarafından,mesaiye hazırlatılmaktadır.
DÖNEMİN HALİ MALUMUMUZDUR.
Buna rağmen,GELENEKSEL YAPI DİRENMİŞTİR.
Taa ki 11 eylülü 12 eylüle bağlayan sabaha kadar……
1983 6 KASIM,geleneksel yapının ırzına geçilmesinin miladıdır.
Deney BAŞARIYA ULAŞMIŞ,kökleşmesi ise “”mektep”" arkadaşım”"((!!)) RTE na “”nasip”" olmuştur.
EŞYA,insanın YERİNE GEÇMİŞTİR.
ŞİZOFRENİNİN sağaltılmasından ziyade,RİTALİN–PROZAK gibi bir dolu KİMYASALIN üstelik de SÜREKLİ SATILMASI söz konusudur.
Yeni bir insan tipi,KLONLANMIŞTIR.Evet,klonlanmıştır ve devam etmektedir.
Ya vitrinde,SİZE VERİLEN ROLÜ OYNAYACAKSINIZ ya da görece yok olacak ya da ETKİNSİZLEŞTİRİLECEKSİNİZ….
Sadece tebabet alanında değil,hemen her yaşam alanında BUGÜN BU BÖYLEDİR.
SAYGILARIMLA
tıp fakültesinde sadece bedeni öğreniyoruz.
zihin, duygular, ruh yok sayılıyor. öğretilmiyor.
beden dışında kalan görünmeyen parçalarımızla ilgilenmek hokus pokus işler DEĞİL.
göremediğin bir şeyi nasıl yok sayabilirsin? nasıl bir korkudur bu? neyin korkusu?
bugün artık zihin-beden bağlantısı tıp doktorlarınca da kabul görüyor.
hem tıp fakültesini bitirmek + asistanlığı bitirmek insanı “her şeyi bilen” yapar mı ki? “her şeyin tek yetkilisi” yapar mı ki? nasıl bir iddia bu böyle! komik! korku dolu!
psikiyatrlara kızmak yanlış. çünkü kendilerinin psikolojik sorunlarında onlar da ilaca başvuruyor.
birkaç kitap önerisi: (tıp formasyonu (+psikiyati formasyonu) alan kişilerden
)
(TIP DOKTORU) dr. christine page – sağlıkta yeni ufuklar, insanı bütünüyle iyileştirmek
(TIP DOKTORU, PSİKİYATRİST) dr. david burns – iyi hissetmek
(TIP DOKTORU, PSİKİYATRİST) dr. aine tubridy – (TIP DOKTORU, PSİKİYATRİST) dr.michael corry – hastalık değil bir duygu : depresyon
iki kitap önerim daha var. bu yazar tıp doktoru değil ama yine de tanımanızı isterim kendisini. çünkü eğitimlerine psikiyatrist, doktor, psikolog vbleri…katılıyor
nil gün – içimizdeki şaman, duyguların simyası
nil gün – geçmişin gölgeleri , duyguların dili
bu kitaplardan en az benim kadar yararlanırsınız umarım.
http://www.blogosfer.com/onursargin
İnsan bio-psiko-sosyal bir varlık olduğu için psikiyatri bir tıb uzmanlık dalıdır ve antidepresan ilaçlar da bu yüzden mevcuttur.Onur Sargın bey’in hem bunu vurgulayıp (zihin-beden bağlantısı diyor ) hem de eski kartezyen yaklaşımla ilaçları reddetmesi bir tutarsızlık numunesi olarak görünüyor.Tıb fakültesini ve asistanlığı bitirmek elbette insanı herşeyin tek yekilisi yapmaz ama ruhsal tezahüratı olan hastalıkları teşhis ve tedavi etmenin tek yetkilisi yapar. Mesela hipotiroidizm den muzdarip veya rezerpin kullanan bir insanın depresyona girebileceğini,girdiği bu durumun “bal gibi” bir hastalık olduğunu ve nasıl oluştuğunu sadece tıb doktoru anlar.Lütfen sırf “beyin fırtınası” yapacağım diye fikir beyan edilmesin
Sayın Soydanser’in uyarısına rağmen dayanamadım yazıyorum, yazmamaya dair kendime sözüm vardı, istisna olsun! Bir hasta olarak, psikiyatriye ve işini iyi yapan , teorik pratik ahlaki ve insani donanımı yüksek psikiyatrlara saygı ve güven duyuyorum! Bu bilim dalının ve değerli bir psikiyatri uzmanının yardımıyla kaydettiğim ilerlemeler düzenli ve göz kamaştırıcı değildir ama kayda değerdir!! Ve memnunum! Benim sorunum “tam olarak” depresyon değilse de bunu söylemek istedim!
Ve lütfen, bu konudaki yorumlar da Hasan Cihat konusundaki yorumlar gibi -eleştiren ile eleştirilen arasında bir sıcak savaş olduğu vehmiyle- güllelere dönüşmesin! … Yorumlar şimdilik düzeyliyse de dönüşme eğiliminde olduklarını müşahede ediyorum!! Psikiyatri konusunda net sayılabilecek bir fikre sahip olduğumdan, bu konudaki yorumlarda kendimi taraf hissettim ve bir “çatışma ortamının” oluşmasından endişelendim. Zihnim cihad-ı ekberde çay molasındayken yazıyorum şimdi, savaşım çok cepheli, kendimi yeni bir cephenin içinde bulmak istemiyorum. Komik duruma düşmediğimi umar ve -kimi temel fikirlerine katılmadığım Sayın Doksat başta olmak üzere- yorumları okuyan herkese saygılarımı arz ederim…
ilaçları reddettiğim filan yok. elbette ACİL durumlarda (kişinin kendisine ve başkalarına zarar verebileceği durumlar) psikiyatrik ilaçları kullanalım. ama ilaçlarla kişinin duygularını, kişiliğini tedavi ettiğimizi sanmayalım. sadece bir süreliğine bastırdığımızın farkına varalım.
nasıl olur da ilaç benim suçluluk, utanç, değersizlik, yetersizlik, öz-nefret, endişe, panik vb. duygularımı iyileştirebilir. hayır iyileştirmez! sadece uyuşturabilir! duyguların üzeri bir süreliğine örtülür (bazen o bile olmuyor) ve sonra gerisingeri gelir. üstün bey bu kısmı anlatmaya çalışıyor.
keşke ilaçlar duyguları tedavi etse. şıp diye hap alırım, coşku duygusu içine girerim, şıp hap mutluluk, şıp hap dinginlik. oh ne güzel
. keşke olsa.
hipotiroidzm konusuna gelince… zihin-beden tıbbında hastalıklar bedensel, ruhsal şeklinde ayrılmaz. hepsinin kökeni aynıdır. olumsuz düşünce ve duygular. psikolojik sorunlar bir süre sonra kendisini bedende ifade eder… ama bu konu burada çok abes olur, depresyon bile hala biyokimayasal bir bozukluk olarak görülüyorsa
… evet depresyonda ortada bir biyokimyasal bozukluk olabilir ama bunun sebebi bilinçli ve bilinçaltı zihinde uzun süredir yerleşmiş olumsuz duygu yükleridir. yani olumsuz duygularımızın sebebi beynimizdeki biyokimyasal bozukluklar değildir. sorun önce düşünce ve duygularda başlar, bedene sonradan akseder.
kişinin sanki doğumundan bu yana benlik saygısı tavandaydı da, depresyona “yakalanınca” mı bir anda düştü. bu nasıl mantık?
Burası bir forum olmadığı için biyokimyasal kanıtları sıralayarak tartışmayı uzatmak istemiyorum.Bu yazıları okuyan insanlara tek tavsiyem her türlü ruhsal şikayetleri için öncelikle bir tıb doktoruna başvurmalarıdır. Eğer iş ilaçlık değil de psikoterapi gerektiriyorsa o sizi yönlendirecektir.Aksini yaparsanız bundan çok zarar görebilirsiniz zira beyin tümörü bile sadece psişik yakınmalarla zuhur edebilir( On küsur sene evvel beyin cerrahisi asistanlığı yaparken bunları yaşadım.Hastanın biri tümör çok büyüdüğü için maalesef vefat etti.Bir diğeri ise sekiz saatlik bir ameliyat ile güç bela kurtuldu )
Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya romanında insanlar seri olarak üretilir, bireysellikten korkarlar, soma denen ilacı verirler denetim altında tutmak için, farklı olanların aynı olması uyum sağlaması için, uyuşturulur beyni yıkanır insanların, kisi olmak, insan olmak yok edilmistir. Tanıdık geldi değil mi?
Elbetteki ilaçlar tedavinin bir parçasıdır; bir psikiyatri hekimi psikoterapi ile ilaç tedavisini uygun bir şekilde kombine etmelidir. Fakat mutlak olan, bir hekimin tedavi öncesinde diğer tıbbi durumlarını göz önünde bulundurup diğer etmenleri ekarte etmesidir; örneğin beyin tümörü, tiroidal bozukluklar, adrenal patolojiler, kalp bozuklukları vs. vs.Bunun içinde bir psikiyatrist önce genel bir muayene ile hastayı değerlendirip tedavisine yön vermelidir. Sonuç olarak; evet insanoğlu bio-psiko-sosyal bir varlıktır. İnsanoğlunun sadece sosyal bir varlık olduğunu düşünüp hareket etmek, sadece telkin ile tedavi etmeye çalışmak tabir-i caiz ise LAF SALATASI olacaktır.
öncelikle şunu söyleyeim üstün öngeli hayatımda görmedim, tanımam ve hatta onan yardım alan birisin bile tanımıyorum.. sadece bi kaç kez ismini duymuştum, röportajını okuduktan sonra ilgimi çekti sitesini inceledim (www.ustunongel.com) ve vardığım kanıları size aktarıyorum
kerem doksat’ ın yazdığı şu paragraftan başlamak istiyorum:
“Niye şikâyet etmedin derseniz, önce Adana’yı arayıp “bu adam neyin nesi yâhu” diye sordum. Oradaki arkadaşlar zeki ve manik depresif özellikler sergileyen, temelde de antisosyal kişilik yapısı olan biri olduğunu anlattılar. Defalarca rektörlerle, idareyle başı derde girmiş. Hiçbir tıbbî eğitimi ve formasyonu olmamasına rağmen poliklinik yapıp hasta görüyormuş ve sürekli olarak da psikiyatriye, psikiyatrlara sövüyormuş”
kerem bey güya üstün öngelin saldırılarını bu sebepten şikayet etmemiş, açıkçası ben ikna olmadım buna kargalar bile güler.. bu söyledikleriniz yalan olduğuna inanıyorum.
benim bildiğim bir şey bir tartışmada, söyeleyecek adam akıllı cevabı olmayan bir insan, sürekli hakaret eder ve karşıdakini aşağılar yani sürekli belden aşağı çalışır-tıpkı kerem beyin yaptığı gibi..
röportajda üstün bey kendi doğrularını çok güzel ve benim gibi bu konuyla hiç bir ilgisi olmayan bir insanın bile anlayabileceği şekilde anlatıyor.. doğrdur veya yanlıştır farketmez (ki bence doğrudur) ama uslup ve anlatım farkı var. kerem bey ise hiç anlamadığımız tıbbi terimleri kullanarak, laf kalabalığı yapıyor kafa karıştıyıryor. bu yolla kendi mesleğini kzanıyor. halbuki bilmiyor ki psikaytristlerden dha çok nefret etmemizi sağlıyor..
ilaç sektörü ve özellikle antidepresan piyasası çok büyük, onların menfaatlerini savunmak için kerem bey gibi insanlara her zaman ihtiyaç duyulacaktır..
son olarak şunu sormak istiyorum kerem bey; yaşanan bir psikolojik sorunun kaynağına gitmeden sadece insanı uyuşturarak problemleri nasıl çözüyorsunuz, sade bir dille anlatabilr misiniz.
Ey psikiyatrik egitimnli hocalar.Ustun Ongel in hayata bakis acisi ve kendine munhasir yardim cabalari sizleri neden rahatsiz ediyor anlamis degilim.Yardim alanlarin pozitif sonuclari ortada.neden teslim olmuyorsunuzki?
Ha ilac vermissiniz ha alkol ne farki var sizce??
en azindan Ustun hocanin yardimi gecici degil sizlerin gibi..
Saniyorum sizlerde bir gun Ustun Hocanin yardimci olduklari kisiler arasina gireceksiniz.Ustun Ongel sizleride iyilestirecektir merak etmeyin.
üstteki yorum çok komik bu konuda bilgisiz oldunduğu çok belli. Psikiyatr ne yapar hem terapi hem de ilaç tedavisi. Saçma sapan yorumlar.
Kerem Bey sizin gibi bilim adamlarına yorumlardan da anlaşılacağı üzere çok ihtiyaç var.
Saygılar
allah aşkına, depresyonların kaçı başka bir “bedensel” sorundan kaynaklanıyor. (”bedensel” dediğimiz şeylerin kökenini de önceki mesajlarımda özetlemeye çalıştım.)
bilindik tıpçı yaklaşımı bu
. baş ağrısında ilk sırada beyin tümörü düşünmek gibi bir şey.
miray hanımın önerisini biraz değiştirerek söyleyeyim. modern tıpla psikolojik yöntemleri beraber kullanın. ACİL durumlarda modern tıp yaklaşımı gerekli ama ne yazıkki bize derin çözümler sunmuyor. gerçekten çözüm istiyorsak iç dünyamız üzerinde çalışmak ZORUNDAYIZ. yoksa ilaçla sadece yüzeyi kazımakla kalıyoruz.
birileri bir şeyler görmüş, bir şeylerin farkına varmış, anlatmaya çalışıyor. bize de şahsın kim olduğunu dikkate almadan, anlatınları sindirmek kalıyor.
Klasik bir cürretkarlık örneği. canım memleketimde kimse kendi işini yapmaz zaten, halk asker, asker siyasetçi, siyasetçi yargıç, fırıncı psikolog, sosyal hizmet uzmanı psikiyatrist, sağlık memuru kardiyolog oluveriyor bir anda…yaklaşık 5 yıl önce newyork times’da ‘antidepresan ilaçlar intihar riskini artıyor’ başlıklı bir haber yayınlamıştı ki bu gazete gündemi belirgin etkileyen bir gazetedir. Yaklaşık 5 yıl içinde belirli bölgelerde ilaç kullanımı büyük ölçüde azalmış olduğu tespit edilmiş ve ilaç kullanımın az olduğu bölgelerde yapılan izlem çalışmalarında intihar vakalarının yaklaşık 5 kat arttığı gözlenmiştir. Sonuç olarak herkes kendi işini ‘iyi’ yapmalı, birer, ikişer vaka örnekleriyle psikiyatristlerle ilgili acımasız yorumların bize bir faydası olacağını düşünmüyorum. Memleketim biraz daha gelişir(?) ve kişi sayısına düşen psikiyatrist sayısında artış olursa bu değerli insanların emeklerinin sonuçlarını çok daha iyi gözlemleyebileceğimizi umuyorum…
sayın ertan bu söylediklerinizi doğrulayacak bir çalışma var mı yoksa normal gazete haberi mi link verebilir misiniz.
kerem bey hastaya el kalkmaz diye şikayet etmemiş güya ama röportaja yaptığı hakaret içeren yorumlarla bir çelişkili davranış sergiliyor bu da ne kadar haksız olduğunu gösteriyor.
ben çevremde sayın doktorlarımıza başvuran kimi gördüysem hepsine dayamışlar anti depresanı mışıl mışıl uyuyorlardı. ruh gibi geziyorlardı.. sinüzit için bile anti-depresan vereni gördüm
Psikiyatristlerin sütten çıkmış ak kaşık olduklarını düşünmüyorum.Psikiyatri ve psikoloji bilimlerinde ciddî felsefî eleştiriyi hakeden noktalar bulunduğu kanısındayım.Ama yıllarca ilâçla düzelmemiş ciddî psikolojik sorunların;sayın Öngel’in güleryüzle “Hoşgeldiniz” demesiyle bile hemen düzelmeye başladığı benzeri iddialar da sahiplerini stand-up’çılara rakip kılıyor
Ah!;Sürç-i lisân (veya sürç-i parmak
) ettim.Özür diliyorum.
Bir ara “Döngel Kârhânesi” diye bir film oynamıştı.Filmin sonunda kârhâneciler toplu hâlde,Ortadoğu’nun sorunlarını çözmek üzere uçakla gidiyorlardı.”Öngel Kârhânesi” (yani sayın Üstün Öngel’in kliniği) de Türkiye’nin sorunlarını çözebilir belki;tabiî filmdeki yöntemi uygularsa
hÜSAMETTİN kÜÇÜK…
Ağır ol yahu…
O ne biçim sürç-i parmak öyle.
Eleştirmek demek,zımnen dahi olsa maytap geçmek,tiye almak ve hatta sürç-i lisan kalkanı arkasından faaş etmek demek değildir.
Belden aşağıya vuruyorsun.
Özür dile lütfen gıyabında üstün’den…
Kendine gel birader.
İnternet ortamı demek hergele meydanı demek değil yahu.
Lütfen…
aarman@hurriyet.com.tr
AYŞE:Hastanın beyin kimyasının bozulduğunu hangi testlerle anlıyorsunuz? DOKTOR:Test yapamıyoruz. Araştırmalar var, ona göre ilaç yazıyoruz…
Evet, hoş geldiniz! Konumuz yine antidepresanlar. İki hafta önce söz psikologlardaydı. Şimdi psikiyatristlerde. Konuğum Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer. Önemli bir konuda, son derece samimi konuştu, kendisine teşekkür ediyorum.
Depresyon nedir? 2 artı 2 eşittir 4 gibi bir tarifi var mı?
- Bu konuda, psikiyatrinin yapısıyla ilgili sorunlar var. Diyelim ki zatürree oldunuz. Ateşiniz yükselir, lökositiniz artar, sırtınız ağrır. Akciğer filmi çektirince de çıkar bir şeyler. Ama psikiyatrik rahatsızlıklar öyle değil, tanımlanması kolay şeyler değil. Psikiyatri alanında 1950’lere kadar herkes kendi kafasına göre takılmış. Biri “Bana göre depresyon budur” demiş, öbürü “Hayır o şizofreni!” demiş. Bu bir sorun haline gelince de, ortak bir dil arayışı başlamış ve sınıflandırma sistemleri geliştirilmiş. Bugün bütün dünyada, yaygın olarak kullanılan iki sınıflandırma sistemi var. Biri Amerikan Psikiyatri Birliği’nin oluşturduğu DSM, diğeri de Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı İCD sınıflandırması. Biz psikiyatristler, hastalıkların tanılarını bu sınıflandırmaya göre yapıyoruz.
Siz hangi hastanıza “Sen depresyondasın” diyorsunuz?
- Her isteksiz olana, her canım sıkılıyor diyene “Depresyondasın!” demiyorum tabii. En somut belirtisi, yakındığı şeylerin, günlük hayatını bozmaya başlaması. İşe gidemez oluyorsa, çocuğuna bakamıyorsa, ev işlerini yapamıyorsa, bunun adı depresyondur.
İşleri bozulmuş ya da iflas etmiş bir adam. Mutsuz, yataktan çıkmak istemiyor…
- Hemen depresyon demem. Ne zaman derim? 15 gün boyunca yataktan, hatta evden çıkmıyorsa, sorunları çok fazla ama çözmek için çaba harcamıyorsa, tamamen ümidini yitirmişse, yemeden içmeden kesilmiş, kilo vermiş ve intihar etmeyi düşünüyorsa, hatta planlar yapıyorsa, gazla mı yapsam, iple mi diye… İşte o zaman depresyon derim.
Peki bu adam, bu depresyonu ilaçsız atlatamaz mı yani…
- Bazıları atlatıyor, bazıları atlatamıyor. Biraz da yapısal özelliklerle ilgili. Bu hastalıkların genetik geçişleri var. Tabii sosyal destek de çok önemli. Bazı insanlar o destekle toparlanıp hayatına devam edebiliyor ama bazıları edemiyor.
Beyin kimyasında ne tür değişiklikler oluyor ki, ilaçla düzelmesi gerekiyor?
- Depresyonda nörotransmitter denilen bazı beyin hormonlarının rolü olduğunu artık biliyoruz. Serotonin, dopamin, vesaire gibi. Hepsinin belli fonksiyonları var, iç içe çalışıyorlar. Bu sistemlerden birisi bozulduğu zaman da rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Dopamin hormonu çok fazlalaştığında şizofreni ortaya çıkabiliyor. Serotonin azaldığı zaman da ya panik bozukluğu yaşıyorsunuz, ya da depresyona giriyorsunuz. Ya da obsesif kompulsif oluyorsunuz.
Peki hastanın beyin kimyasının bozulduğunu nasıl anlıyorsunuz? Ne tür testler yapıyorsunuz?
- Ne yazık ki test mest yapamıyoruz. Çok pahalı. Biz bize gelen insanların beynindeki kimyasal değişiklikleri de göremiyoruz. Böyle bir alet yok. İnşallah bir gün olacak. Bizim elimizde araştırma sonuçları var. O sonuçlara göre ilaç veriyoruz ve eksik olduğunu düşündüğümüz hormonu yerine koyuyoruz.
Bana yazan bazı okurlarım antidepresan kullandıklarında eskisi gibi tepki veremediklerini söylüyorlar…
- Evet olabilir. Bazı insanlarda böyle yan etkiler oluşabilir. Ama unutmayın ki, “Hayattan zevk almaya başladım, keyfim yerine geldi, yok olmak üzereyken hayata yeniden döndüm” diyenler de var.
Bir sürü okur da, 10 dakikalık konuşma sonrasında kendilerine ilaç yazılmasından şikayetçi.
- Haklılar. Psikiyatrik muayene, ayrıntılı yapılması gereken bir şey. En az 45-50 dakika sürmesi gerekiyor.
Neden 10 dakikada bittiği oluyor peki?
- Sağlık sistemi ile ilgili bir sorun. Çünkü psikiyatrist sayısı sınırlı, hasta çok. Türkiye’de olması gerekenin yarısı kadar psikiyatrist var. O zaman ne oluyor? Günde 80 hasta kapıya dayanıyor. İdareciler, “Bu 80 hastaya da bakılacak!” diyor. Buna da vakit yok. Yoksa tabii ki her şeyi ayrıntılı dinlemek gerekiyor. Karşınızdaki hastanın nasıl bir dünyadan geldiğini, ailesini, sosyal ilişkilerini, yaşamını dinlemelisiniz ki, o hasta hakkında tam bir fikre sahip olasınız. Ama öykünün tamamını alacak vakit yok.
O zaman, bazı hastaların şikayet ettiği gibi, psikiyatristlerin ilaç yazımını abarttıkları gibi bir gerçek var.
- Var. Ama bu, biraz da pratik koşullardan kaynaklanıyor. Kapınızda 80 hasta varsa ne yaparsınız? Sadece yakınmaları dinlersiniz. “Neyin var?” “Keyfim yok, uyuyamıyorum, oramda buramda ağrı var…” Terapi de yapamıyorsanız, tek çare ne oluyor? İlaç yazıyorsunuz. Biz de bunun farkındayız.
İdeali sizce kaç hasta bakmak?
- 20. Ama ülkenin gerçekleri öyle değil, buradaki polikliniklerde bile (Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi) bir günde 40-50, hatta bazen 60 hasta bakıyoruz.
Bu ilaçların, depresyona sebep olan sorunu çözme gücü var mı?
- Vücutta eksilen hormonu tamamlama gücü var. Hastalığın biyolojik zeminini ortadan kaldırıyorlar. Tıpkı antibiyotiğin mikropları öldürmesi gibi. Çok ağır sosyal ve ekonomik koşulları olan bir insan düşünün. Depresyon oluşmuş, biz bu ilaçlarla belki sorun çözmüş olmuyoruz ama biyolojik zeminini ortadan kaldırıyoruz. Depresyonu düzelterek, kişinin sorun çözümüne doğru hazırlanmasını sağlıyoruz.
Biz Türkiye’de istediğimiz antidepresanı cırt diye satın alabiliyoruz eczanelerden, İngiltere’de öyle mi?
- Hayır. Ama bu da sağlık sistemiyle ilgili. Biz Türkiye’de, elimizi kolumuzu sallaya sallaya antibiyotik de alabiliyoruz, İngiltere’de alamıyorsunuz.
Antidepresanın bir moda, bir trend olarak kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Hiç doğru bulmuyorum. “Bana çok iyi geldi, sen de al” diyor kadın komşusuna. Olacak iş değil. Hepsinin yan etkileri var ve biz kişiye özel seçeriz. 100 hastaya mı verdik? 60’ı iyileşir, 40’ında ilacı değiştiririz, 30’u iyileşir, 10’u iyileşmez. Etkileri kişiden kişiye değişiyor. Ama bu diğer bütün ilaçlar için de geçerli.
Her insanda farklı etki yapıyorsa… İlacı verdiğiniz zaman, hangi insanda ne etki yapacağını nasıl biliyorsunuz?
- Bilmiyoruz. Dürüstçe söylemek gerekirse, hálá çok ipucu yok. Uykusu çok olan insana, uyku yapmayan bir antidepresan veriyoruz. İştahı çok olana da iştahı azaltan. Hastalarıma ben “Bunlar bunlar depresyon belirtisi, sizin de depresyonunuz var” derim. “Amacımız beyninizdeki serotonini arttırmak. Birçok ilaç var, hangisi daha iyi gelecek bilmiyoruz. Deneye deneye bulacağız, az dozda başlayacağız, yavaş yavaş artıracağız.”
Derin bir sorunum var diyelim, ilaç alıyorum, eksik hormunu yerine koyuyorum, zemini ortadan kaldırıyorum ama derin problem duruyor…
- Evet, onu da terapiyle ortadan kaldıracaksınız. İlaç artı terapi. En doğrusu budur.
Psikanaliz diye bir şey yok mu artık? Divana yatırmak…
- Var. Ama vakit ayıracaksınız, en az haftada iki kere gideceksiniz. Bir de bunun maddi bedeli var. Haftada iki kere kaç kişi gidebilir bu ekonomik koşullarda?
Zenginler mi terapiye gidiyor yani?
- Analitik terapiye evet, ancak zenginler gidebiliyor. Ama bir sürü terapi çeşidi var. Mesela “kısa ve dinamik psikoterapi” gibi yeni kavramlar var.
Neden kadınlar daha çok depresyona giriyor?
- Daha zor koşulları var kadınların. Daha az para kazanıyorlar. Daha çok uğraşmaları gerekiyor. Sosyal yükleri çok daha fazla.
İlaç firmalarıyla ortak çalışan doktorlar var mıdır?
- Olabilir de, olmayabilir de.
Son olarak, Türkiye Psikiyatri Derneği ne işe yarıyor?
- Psikiyatristlerin mesleki örgütü. Bir sivil toplum örgütü. 1800’ün üzerinde üyemiz ve 20 şubemiz var. Amacımız, psikiyatristlerin dayanışma içinde olmasını sağlamak, mesleğin etik kurallarını oluşturmak ve en önemlisi, ruh sağlığı ile ilgili bir yasa oluşturmak. Büyük bir sorun var Türkiye’de, psikiyatri hastalarının nasıl yatırılacağına, nasıl taburcu edileceğine hükmeden bir yasa yok. Dünyanın her yerinde var, bizde yok. Diyelim ki bir şizofreni hastası geldi. Onu kim yatıracak, ne zaman yatıracak, “Ben çıkmak istiyorum” derse çıkabilecek mi, çıkamayacak mı, inanılmaz bir şey, ama bunlar bilinmiyor.
ANTİPSİKİYATRİ PSİKİYATRİ İÇİN İYİ
Dünyada her şeyin bir karşıtı var. Psikiyatrinin de. 60’lı yıllardaki o özgürlük rüzgarıyla beraber anti-psikiyatri de gelişti. Ben iyi ki anti-psikiyatri var diyenlerdenim. Neden derseniz, bir sistemin karşıtı olmadığı müddetçe, o sistem düzelmez. Bir zamanlar sosyalist sistem vardı hatırlarsanız, sosyalist sistemin rekabetinden dolayı kapitalist sistem, işçilerine daha çok hak veriyordu. Sosyalist sistem dağıldığından beri, o sosyal haklar da gitti. Anti-psikiyatrinin de, psikiyatriye çok katkısı oldu. Eskiden akıl hastaları, şehirlerin dışında tutuluyordu ve saçma sapan yöntemlerle iyileştirilmeye çalışılıyorlardı. Anti-psikiyatri, onların da insan olduğunu hatırlattı. O yüzden de bizler, hastaların toplum içinde iyileştirilmesini savunuyoruz artık. İyi ki anti-psikiyatri var. Ama bu tabii söyledikleri şeylerin hepsinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Diledim ya Hüseyin Bey.Alın bir daha diliyorum:
Sayın Üstün Öngel,özür dilerim.
Ama ardından da sayın Öngel’in MKD’ye yazdıklarını hatırlatıyorum.MKD yukarıda dedi ki:”Sürekli olarak bana küfrettiği, hakaret yağdırdığı e-postalar yollamaya başladı; anama avradıma sövüyordu. Critical Psychiatry diye bir uluslararası e-grubuna üye olmuştum. Orada da İngilizce olarak “şişko, çirkin, bok suratlı, iğrenç” gibi mesajlarıyla yıldırdı ve ayrıldım.ÜÖ’in bu yaptığı,belden aşağıya vurmak da değil,tam olarak belden aşağıdaki hassas bölgeye vurmaktır.
Kendisi de bu hakaretleri sebebiyle MKD’den özür dileyip,konuları bilimsel üslûpla tartışmayı kabûl ediyor mu?
Sevgili HÜSAM ;evet,kabul ediyorum.Ancak,bir olumsuzluğu eleştirirken bir başka olumsuzluğu kıyas olarak kabul etmemeliyiz.Yani,ÜSTÜN ((bu şekilde hitap etmemin nedeni aynı okuldan ,birbirimize yakın sayılabilecek devrelerde mezun olmamız ve ayrıca,az da olsa bir ülfetimiz olduğundandır)) MKDnin aktardığı gibi ifadeleri kullandı diye biz de O’nu gıyabında eleştirirken aynı üslubu kullanmamalıyız.
Bir ikinci husus,ben,bu sütuna yorumlarımı yazdıktan sonra,nasıl olduysa,yaşadığım şehirdeki,tanıdığım yakın akrabaları beni aradılar ve HATTA,neden ÜSTÜN’ün tarafını tutmuyorsun diye de beni İKAZ ettiler.((Bazıları da komşumdur))…
Ben de bir PSİKOLOGLA bir PSİKİATR ,birbirlerine yakın gibi algılansalar da,temelde çok farklı alanlardır diye uyardım.
En azından ilaç bilimi diye Türkçe söyleyebileceğimiz FARMAKOLOJİ ilmine vakıf değiller,dolayısıyla,ne alaka,nasıl dalaşır bir psikolg bir psikiatrla şeklinde uyardım…
Ötesinde,ÜSTÜNün kişisel sitesini buldum,birkaç tane ileti yazdım.
Yanıt alamadım.
Tabii ki altını çizdiğin şeklinde Üstün,o ifadelerinden dolayı,mutlaka MKDhocadan özür dilemelidir.
Alıntıladığın “”iltifatlar” yenilir,yutulur sözler değil.
Tek kelime ile “çok ayıp”…
Tekraren ifade edeyim,Üstün’ün sitesine girersen,iletilerimi görürsün.
Ne yazık ki yanıt gelmedi.
Muhabbetle
Sayın Doksat buraya yazmak gibi bir niyet taşımamakla beraber sizin o hiç de hoşlanmadığım tepeden (hatta WASP veya Türkçe’si Seçkinci) diye rahatlıkla tarif edilebilecek üslubunuz beni ziyadesiyle kışkırttı. Esas olarak Kürt Sorunu üzerine yazmış olduklarınız (bir analiz olamayacak kadar basit) ve sonra da Üstün Öngel hakkında yazmış olduklarınız benim gibi bir (sizin tabirinizle Antisosyal Kişilik özellikleri gösteren) bireyi bile kışkırttı.
Yıllar önce psikolojik kökenli olduğunu düşündüğüm bir problemim dolayısıyla Üstün Öngel’den yardım aldım ve bu yardım neticesinde (erken bırakmak zorunda kaldığım için tamamen olmasa da) önemli oranda ilerleme kaydettim. Bu süre içerisinde ve sonrasında kendisiyle olan görüşmelerimizde sizin söylediklerinizin( özellikle Üstün Öngel’in kişiliği ile ilgili) hiçbirisiyle karşılaşmadım. Sizin de bunları söylerken sadece kendi mesleğinize yönelik bir eleştiriyi kaldıramıyor olmaktan ziyade az önce de belirtmiş olduğum o seçkinci üslubunuzdan kaynaklandığını düşünüyorum. Fakat ne yazık ki şu anda içinde bulunduğumuz problemlerin çoğu bu anlayışın bir sonucu. Özellikle sistemin insanlarda yarattığı hegemonik algı biçimi bir akıl tutulmasına yol açmakta ve bunun sonucunda insanlar sahip oldukları referansların toplumsal açıdan gördüğü kabule dayanarak diğer insanlar üzerinde egemenliklerini pekiştirmektedir. Ne zaman bu algıyı yıkabilecek herhangi bir eleştirel yaklaşım zuhur etse edinilen referanslardan mülhem silahlarla eleştiriyi yapan bireyler üzerindeki iktidarı pekiştirmek için saldırıya geçiliyor.
Gelelim referanslarınıza; örneğin Kürt sorunu adlı dosyayı yazarken kullandığınız en önemli referans, onların geri bir sosyolojik yapıya sahip olması fakat sizin(seçkinci Türk aydınlarının sıklıkla vurguladığı) sahip olduğunuz yapı daha modern olduğu için işin sorun olan kısmının bundan kaynaklandığını söylüyorsunuz. Fakat bu eleştiriyi getirirken şunu göz ardı etmiştiniz; yıllardır oryantalist aydınlar doğuyu eleştirirken sizin kullandığınız söylemin aynısını kullanıyordu ve bunu kullanırken asıl amaçları doğu toplumlarının bilinçaltına aşağılık kompleksini yerleştirmekti ve bunu da yaptılar. Bunun sonucunda da şu anda dünyadaki iktidar savaşında doğulular batıyı en doğru, en iyi, en akıllı vs. kabul ederken kendi içlerine dönerek, kendilerine ötekiler yaratıyor, onları aşağılıyor ve kendilerini aşağılayanların iktidarını meşrulaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Gelelim bir diğer referansa; tarih konusunda da bilimsellikle hiç alakası olmayan seçkinci bir anlayışa sahip olduğunuzu seziyorum. Çünkü tarihle ilgili olarak geliştirdiğiniz argüman, bakın biz bu tarihsel süreç içerisinde şöyle gelişirken onlar halen en geri feodal ilişkileri sürdürmekte ısrar ediyorlardan öteye geçmiyor. Hiçbir şekilde gerçek Türkiye tarihiyle bağdaşmayan ve bilimsellik referansı olarak yalnızca sizin akademik ünvanınızı alan(benim için değil ama bazı okuyucular için böyle) bir yaklaşımdan ibaret. Eğer Kürtlerin şu andaki yaşam şeklini (özellikle Türkiye sınırlarında yaşayanları kastediyorum) ve aynı coğrafyadaki Türklerle olan farklılıklarını değerlendiriyorsak, bilimselliğin koşulu olarak iktisadi ve sosyal açıdan yaşanan farklılıkları bütün gerçekliğiyle anlatmamız gerekmektedir. Örneğin Türkiye’nin batı bölgeleriyle doğu bölgeleri arasında ilkel sermaye birikimi sürecinde devletin uyguladığı farklı yaklaşımlar ve hukuksal uygulamalardaki ayrımcılık gibi…
Kürtler’le ilgili yazdıklarınızdan edindiğim izlenim; uluslararası hegemonya ilişkileri içerisinde kendine yer edinmek ve buna bir yerinden eklemlenmek maksadı taşıyan seçkinci (ve hatta milliyetçi) Türk aydınının, alt-emperyalist bakış açısıyla oluşturulmuş ve Ortadoğu coğrafyasında kendisine müsaade edildiği oranda Neo-liberal bir sömürü ilişkisi yaratmak için kendisini meşrulaştırmada kullandığı bir yaklaşım biçimidir.
Üstün Öngel ile ilgili yazınıza bu açıdan yaklaşırsak; ki o da içerisinde bulunduğumuz uluslar arası hegemonya ilişkilerinden azade sayılmaz, orada da kullandığınız üslup ünvana sahip olduğunuz bilimsel yapının oluşturduğu güç ilişkileri içerisindeki konumunuzla direkt ilişkili. Buradaki ilişki de tamamen maddi temelde şekillenen bir paradigma sonucunda (sektörel yaklaşım) insanlar üzerinde öyle bir iktidar oluşturmuştur ki buna karşı çıkmayı bırakın, en ufak bir yüksek ses bile onları rahatsız etmekte. Bu paradigmayı açarsak eğer; adı sağlık sektörü olan bu yapı (ne kadar yan yana gelmemesi gereken iki kelime aslında, sağlık ve sektör) artık eskisinden daha fazla kapitalizmin yaratmış olduğu sömürü ilişkileri içerisinde yerini almıştır. Bu konumunu pekiştirirken de insanlığa rağmen ve insan sağlığına karşı ısrarlı müdahalelerini yapmaktan kaçınmamıştır (tıbbi birçok gelişmenin varlığını Hitler’e borçlu olmak bunun en açık örneklerinden birisi). Hal böyle olunca bilimselliğin referansı da sağaltmış olduğu insan sayısından ziyade sağladığı ve gelecekte sağlayacağı (ekonomik veya politik) rant üzerinden şekillenmiştir. Fakat bunu en çok fark etmesi gereken tıp alanında bile akıl tutulması o hale gelmiştir ki, kendilerine referans aldıkları kapitalist güç ilişkilerinin aslında hastalığın sebebi olduğunu görememektedirler. Ve belki de görmezden gelerek bütün dünyada yaratılan felaketlerden en fazla payı kapmaya çalışmakta (burada alanın samimi ve iyi niyetli üyelerini tenzih ediyorum) ve kendilerine doğrudan bir eleştiri sunmasa dahi dayatılan güç ilişkilerinin dışında bir yaklaşımı benimsemesi dahi tehdit olarak algılanıp direkt saldırıya maruz bırakılmaktadır. Bütün bu yaşananlar bize bilimsel yaklaşım olarak anlatılan; şüphe duyma, eleştirellik, yeniyi arama gibi argümanların çağımızda yok olduğunu ve bilimselliğin tek referans olarak parayı aldığının acı veren sonucu.
Genelden özele geldiğimizde ise karşımıza ruhsal alan çalışmalarının hegemonyal olarak öznel konumu çıkmaktadır. Bu öznel konum (tarihsel anlamda öznellik) ruh biliminin ortaya çıktığı tarihle birebir ilişkilidir. Kısaca bu tarihsel sürece bakarsak ruh bilimiyle(19. yy sonları) sanayi kapitalizminin(19. yy ortaları) birbirinin ardılı olduğunu görmekteyiz. Peki görürsek ne olur; sadece düz mantık kullanarak bile ikisi arasındaki bu ardıllığın bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bu ilişki kabaca şöyle açıklanabilir; sanayi kapitalizminin yaratmış olduğu (daha işin başındayken) toplumsal tahribatın yaratabileceği tehlikeleri (isyan, başkaldırı vb.) devlet açısından bertaraf etmek ve bu tehlikeleri gayrımeşru olarak niteleyebilmenin bilimsel argümanlarını oluşturma kaygısıdır. Ruh bilimin tamamı için geçerli olmasa da bu yaklaşım bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
Durumu bugün için özetlersek; kapitalist ilişkiler içerisindeki ağır sömürü koşullarının sonucunda, tek başınalığın da verdiği çaresizliği aşamayan birey (sizin tabirinizle) hastalanmakta ve ruh doktoruna (kötü niyetli olduktan sonra adı fark etmiyor psikolog,psikiyatr,NLP uzmanı ne derseniz) yüklü miktarda yüklü bir ödeme yapmakta ve daha fazla ekonomik sorun yaşamakta ve daha çok ruhsal problemler yaşamakta ve daha, ve daha…………… Süreç bir kısırdöngü halini alırken “hastalar” hep “hasta” doktorlar hep doktor ve sistem de ilanihaye yoluna devam etmekte fakat kimse bu duruma itiraz etmemektedir.
Sonuç olarak içinde bulunduğumuz koşulların meşrulaştırılması için ruh bilim alanı “devletin ideolojik aygıtı” görevi yapmakta ve elinden gelen bütün çabayı sistemin yeniden üretimine hizmet etmek için harcamaktadır. Ve insanlar da, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar farkında olmadan buna hizmet etmekte ve yapıya ters düşen herkesi “deli” olarak sınırların dışına atmaktadırlar. Bu nedenle ne zaman birileri çıkıp insanlara; siz aslında “deli” veya “hasta” değilsiniz toplumsal güç ilişkilerinin yaratmış olduğu koşullar sizi kendinize ve topluma yabancılaştırmış ve aynı oranda yaşamsal problemleri ortaklaşa aşmak için gerekli olan özgüveninizi yitirmenize sebep olmuş diyerek insanların kendi kendine yardımcı olabilmesini teşvik ettiğinde kıyamet kopuyor.
Burada vurgulamak istediğim şeyleri eğer bir sözle özetlemem gerekirse “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” (Adorno) sözünden hareketle neyi nerede nasıl savunduğumuza ve bunun gerçek faydasının kimlere olduğuna biraz daha dikkat etmemiz gerektiğini vurgulamak isterim.
Saygılarımla
Kerem Hocam bu ülkede herkes psikiyatr olmuş vallahi.
Ama size de daha doğrusu mesleğinize de kapitalist sisteme hizmet ediyor diye imada bulundular ya ben ne diyeyim gerçekten komik oluyor artık:)
ben 5 yıldır üstün hocanın öğrencisiyim ve benim gibi bir çok arkadaşım onun öğretilerinden çok memnunuz ve onun düşüncelerine sonuna kadar hak veriyoruz.siz üstün hocanın üslubunu eleştirirken bile eleştirdiğiniz üslubun içinde olduğunuz farkında değilsiniz,üstün hocanın sırtını dayadığı herhangi bir ilaç sektörü vs yok,tamamen insanlık için çalışan biri..onun çalışmalarını da, klinik tedavi ile tedavi edilenleride görüyoruz ve sonuç yeterince aşikar..antipsikiyatri görüşünde olanlar azda olsa artmakta neyseki..
Ben de Üstün hocanın öğrencilerinden biriyim.MKD’nin hocam hakkındaki yorumlarını okuyunca gerçekten komik buldum tabi sonra foucoult’u ‘BABA’ olarak gördüğünü duyunca neden böyle yazdığını ancak anlayabildim.tabu olarak gördüğü antidepresanlarla acaba foucoult’unda ‘neysen onu reddet’görüşüne varana kadarki hayatını da düzeltebilirmiydi???onun hayatını burada açıklamak istemiyorum kendisi biliyordur zaten….Onun yorumlarını okuyunca nasıl bukadar önyargılı olduğuna anlam veremedim açıkçası..üstelik eleştiride bulunurken de resmen mahalle ağzıyla yorumlarda bulunmuş….uzun zaman eğitim almış olabilir fakat eğer görüşlerini kanıtlamak istiyorsa bunu bilimsel temelledndirmelerle yapabilirdi…Üstün hocamla ilgili birçok yorumu okuyunca hepsinin varolan hiyerarşisini koruyabilmek için mantığını bir kenara bıraktığını farkettim.sanki ünvanları kabullenmekte zorluk çektikleri birer kılıf…ilaç firmalarının kendi ilaçlarını yazdırabilmek için dr.lara neler vadettiklerini bile söylememe gerek yok.bizim hocamla birlikte düşündüğümüz insan sağlığı bu öyle ilaç sektörünü arkana almakla olmuyor.Gerçekleri bu kadar görmezden gelemeyiz biz…Hüseyin sungur şahsının yazısı tam bir hayal kırıklığı…..üstün hocam hakkında tanımadığı birilerinden bilgi topluyor ve ona göre yorum yapıyor..bu tıpkı antidepresan yazmak gibi..Galiba alışkanlık olmuş onlarda..yeri gelince kendimizi tanımlamakta bile zorluk çekerken nasıl olurda 3.kişilerin yorumlarına göre başkalarını yargılarız..bu kişinin bütün bilgileri böyle toparlama halindeyse vay halimize..üstün hocaya karşıt yorum yazanlara son sözüm onu tanımadan eleştiride bulunmayın…emin olun onun çabasını görünce tüm söylediklerinizi geri almak zorunda kalacaksınız.sonuçta antidepresan kullanan insanların yavaş yavaş duygularını hissetmemeye başladıklarını ve bu ilaçların bireyi bitki haline getirdiği gözle görülür bir gerçek…
Sayın “insanlar”! Yukarıda “al kulun” adlı arkadaş bir yazı eklemiş dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama yorumların raydan çıktığı şu günlerde sanırım tekrar yerine koyar.
Bu yazı üzerinden gidecek olursam aklıma gelen ilk soru; sayın doksat beyin bu yazıyı alıp, başlığına da “rezalet” kelimesini ekleyip yoruma neden açmadığıdır. Biraz düşündüğümde, işin gerçeği doksat beyin yerinde olsam bende eklemezdim. Çünkü yazıyı yazan kişinin hem kendi meslektaşı, hem de Türkiye psikiyatri derneği genel başkanı olması ve en önemlisi yazısının anti-psikiyatrinin ekmeğine yağ süren “pot”lardan geçilmiyor olması göz önüne alındığında yazıyı yoruma açmak delilik olurdu.
“Pot”lar neler mi?
1-Depresyonun ve şizofreninin nedenlerini bazı hormonların eksikliği ya da fazlalığına bağladıktan sonra, “peki beyin kimyasının bozulduğunu nasıl anlıyorsunuz? Ne tür testler yapıyorsunuz?” sorusuna da nasıl oluyor da “Ne yazık ki test mest yapamıyoruz” gibi bir cevap verilebiliyor. Ve devamında öğreniyoruz ki psikiyatrinin şuanda izlediği yolun temelini, doğruluğu kesinleşmemiş bir takım araştırma sonuçlarının oluşturduğu ve “eksik olduğunu düşündüğümüz hormonu yerine koyuyoruz” cümlesiyle de işlerin nasılda tahmin üzerinden yürüdüğünü görebiliriz.
2-Terapilerin 10 dakika sürmesinin nedenlerini Türkiye’nin şartlarına yani psikiyatrilerin azlığına bağladıktan sonra, nasılda insanlar dinlemeden ilaca boğulduğunu ve bunu da bile bile yapıldığını acı içinde okuyabiliriz.
3-“Amacımız beyninizdeki serotonini arttırmak. Birçok ilaç var, hangisi daha iyi gelecek bilmiyoruz. Deneye deneye bulacağız, az dozda başlayacağız, yavaş yavaş artıracağız.” İnsanlara nasılda kobay muamelesi yapıldığını sanırım bu cümleler açıklar.
4-soru: “Derin bir sorunum var diyelim, ilaç alıyorum, eksik hormonu yerine koyuyorum, zemini ortadan kaldırıyorum ama derin problem duruyor…” cevap: “Evet, onu da terapiyle ortadan kaldıracaksınız. İlaç artı terapi. En doğrusu budur.” Bu cümleleri söyleyen zat yukarıda da bir insanı 10 dakika dinlemeden hemen ilaç yazıyoruz demişti. Demek ki psikiyatri ilaç yazarak ilk işini yapıyor. Ama terapiye gelince, sadece seans başına ortalama 150 ytl verebilenler divana yatabiliyor!!!
5-soru: “Neden kadınlar daha çok depresyona giriyor?” şimdi bu röportajı ilk okurken bu soruya geldiğimde, yukarıdaki açıklamalarını da göz önünde tutarak; “ işte, kadınlarda daha çok bulunan şu hormonun azalması ya da artmasıyla ya da kadınlarda buluna xx kromozomlarından dolayı falan filan…” gibi bir cevap bekliyordum. Ama bir de ne göreyim; “Daha zor koşulları var kadınların. Daha az para kazanıyorlar. Daha çok uğraşmaları gerekiyor. Sosyal yükleri çok daha fazla” eeeeeeeee!!! Eğer sizin dediğiniz gibi depresyonun ya da benzeri rahatsızlıkların fizyolojik bir nedeni varsa o zaman soruyorum; neden verdiği cevabın içi sosyallikle dolup taşıyor?
Daha fazla zamanınızı almayayım. Bu “pot” listesi böyle devam eder gider. Eğer boş polemiklerden uzak, aklınızda bir soru işareti uyandırdıysam ne mutlu bana.
Mutlu ve ilaçsız günler dilerim.
Sayın Canan Oğuz hanımefendi,belkide beyefendisiniz,bilemem.
Sonuç olarak CANAN OĞUZ EFENDİ dersek,de doğru olur sanırım.
Hemen konuya gireyim.Yazımı,görmek ve anlamak istediğiniz şekilde okumuşsunuz.Ben,ÜSTÜN BEY ile ilgili,TANIMADIĞIM insanlardan bilgi almadım.Tekraren ve dikkatlice okursanız,görür ve anlarsınız…Yakınlarından,((bir zamanlar,yaklaşık 15,16 yıl kadar önce))kendisiyle aynı okul//lise mezunu olmamız sebebiyle,o dönemde yapmakta olduğu çalışmalarla ilgili, doğal olarak düzensiz ve parça/bütün ilişkisi olmayan bilgiler alır,kendi gökkubbemiz altında,haddimiz çerçevesinde sevinirdik.Yine ” o zamanlarda” yakınlarının talebiyle ve benim de isteğim doğrultusunda,biraraya getirilmeye,sohbet ortamı yaratılmasına çalışıldı fakat bir türlü nasip olmadı.Yine YAZDIKLARIMI dikkatlice okursanız,göreceksiniz ki,bir iki tane istemeden/gayrı ihtiyarı amacını aşar vaziyette klavyemizden çıkan ifade haricinde,ÜSTÜN BEY İ YARGILAYAN,hüküm veren bir sözüm,kelamım vs yoktur ve benim hele böyle bir konuda HÜKÜM VERMEK gibi densizliğim olamaz.
TEKRAREN :Klavyemizden,istemeden,gayrı ihtiyari çıkmış ifadeler HARİÇ…
Ötesinde,bazı okurlarca “”komik ” bulunsa DAHİ,((AYŞE ÇELEBİR HANIM EFENDİ)) ALİ RIZA DEPREM Bey in yorumunu,tekraren okumanızı,düşünmenizi önermek durumundayım…
Bu SORUNSAL,anti depresan olarak başlayan ya da başlatılan VAKA,hal-i hazır TÜRKİYE zemininin, ÖZEL HALDE çok çok önemli bir ÇIBANIDIR zannımca…Öyle bir kepazelik hali yaşamaktayız ki,bu sütuna ilk yazıyı yazan insan olarak,takip eden 2. yazımda,MERSİN de çok yakın bir geçmişte,neredeyse şehirde bulunan toplam İLAÇ TEMSİLCİLERİ ile hemen hergün,bir arada idim ve aralarındaki konuşmaları satır satır dinleyen ve bunları 2. yazıma döken biri olarak,KEREM DOKSAT HOCA dan,zımnen de olsa yanıt istemiştim.Gelmedi o yanıt.
NEYDİ SORUM :Ayşe Çelebir beni de psikiatrist mostrası olarak tarifleyebilir ama,mesele bu denli traji komik değil,tersine bir DRAMDIR:
BU ÜLKEDE İLAÇLAR İÇİN((İLAÇ TRÖSTLERİ İÇİN)) HASTALIK MI İCAT EDİLİYOR!!!Buna şahsen RAHATLIKLA evet diyebilirim.
KANIT : MERSİN DEVLET HASTAHANESİNDEN elde ettiğim ve fakat belgeleyemeyeceğim BİRİNCİ EL yani bizzat bu işin KARŞI KAVGASINI vermekten bitap düşmüş bir HEKİM AĞABEYİM dir KANIT.
ALİ RIZA DEPREM ne yazıyor?Dikkatlice okuyunuz lütfen…
Kapitalizm—hasta ilişkisini anlatmak istiyor.
Bu keyfiyet,yalnızca FUTBOL TAKIMI tutar gibi,BEN DOKSATÇIYIM sen ÜSTÜN ÖNGELCİSİN SIĞLIĞINDA anlaşılacak bir HAL değildir katiyyen.
Yine 2. yazımda yazmıştım,lütfen dönüp okuyunuz;
NE YAZDIK?
Bizzat MERSİN TABİP ODASI BAŞKANINA,sözlü olarak dedik ki;
Bu şehirde gerçekten bir NLPci,KİŞİSEL GELİŞİMCİ,DESTEK PSİKOLOG MERKEZİ “”büro”" patlaması var.Hakikaten de öyledir…
SORUMUZ ŞUDUR ?
Kim bu insan ya da insanlar?
EĞİTİMLERİ NEDİR…ÖĞRETİMLERİ NEDİR?
Adım başı bir REIKI tabelası var benim semtimde!!!!!!!
Nedir bu kepazelik!!!
Sevgili ÜSTÜN ün anti depresanları,ÇAĞDAŞ MUSKAYA benzetmesi mecazından hareket edelim : ORTALIK “”CİNCİ”" HOCAYA KESTİ…
Medyum MEMİŞ fırtınası bitti,yeni fırtınanın adı kondu:
KİŞİSEL GELİŞİM…nlp…REIKI…..???????
Başa dönelim…
PSİKOLOGLUK nerde başlar nerde biter?
Bir psikologun SINIRLARI NEDİR?
hangi noktada VAKAYI psikiatriste aktarmak durumundadır?
Derkenaren, istemeden klavyemden çıkan BAZI sözlerimden dolayı, SEVGİLİ ÜSTÜN’ü incitmiş olabileceğimi düşünüyorum.
ÖZÜR DİLEMEK borcumdur.
SONUÇ : vaka KEREM DOKSAT ÜSTÜN ÖNGEL meselesi değildir.Bu hale getirilmemelidir.
Tam tersine memleket SAĞLIK ve TEDAVİ şartlarının İNSANCILLAŞTIRILMASI meselesidir.
saygılar sunarım…
Birtanecik SAYGIDEĞER doktorum, Kerem Bey;
Ne zamandır sayfanıza bakamıyordum. Sizin de yönlendirmeniz üzerine anti-depresanlarla ilgili yazınızı okudum. Doğru söylemek gerekirse bir takım insanların cehaleti karşısında şaşırıp kaldım. Tıp başkadır psikiyatri başka, anti-depresanlar bizi duyarsızlaştırıyor, placebolardan farkları yok, depresyonların nedeni fizyolojik değildir, hormon eksikliğinden değildir (hormon eksikliği de nasıl bir betimlemeyse..) vesaire vesaire….
Bunlar ne kadar cehalet dolu yorumlar. İster istemez savunuyorum Kerem Bey’i çünkü hayatı bana yeniden sevmeyi öğreten, yeniden doğmamı sağlayan, sahip olduklarımın farkına vardıran, son derece muhterem bir kişidir kendisi. Ve bunları nasıl yaptı biliyor musunuz? İlgiyle, dikkatle, empatiyle, konuşarak ve tabii ki de ilaç vererek. Ben şimdi neyim? Uyuşuk muyum, aptallaşmışmıyım, sorunlarımın üstünü mü kapatıyorum, anti sosyal miyim yoksa bilinçsiz miyim? Hayır hiçbiri değilim. Çok şükür aklım, fikrim, bilincim, duyularım gayet yerinde. Ve tüm bunlar için minnettarım.
Ben tüm bu söylenenleri modern psikiyatriye yapılan bir saldırıdan çok MKD’a yapılan bir saldırı olarak yorumluyorum yine ister istemez. Ben de ilk gittiğim’de içimde Kerem Bey’e karşı bir önyargı vardı. Neden bu kadar popülerdi, neden randevu bulmak bile bu kadar zordu. Sorunun cevabı kendisinde saklı: bu insanlar sadece ah Kerem Bey bizi bi ilaçla uyuştursa da çekip gitsek diye mi düşünüyorlar acaba? Halbu ki bunu yapan etrafta bir sürü doktor var. Neden MKD?
Kerem Bey bir deryadır, ne mutlu size eğer bundan bir parça faydalanabiliyorsanız!!!
Sağlıklı Günler Dilerim..
Bomboş bir yanıt bu,yanıt bile değil üstelik,çırpınma yalnızca… Üstün Öngel’in insanlığı ‘uyuşturma’ rantına yönelik mücadelesi takdire şayandır!
psikiyatrıde ilaçların etkısı yadsınamaz. ama gerekli olduğu zaman tabı kı. üstün bey in dedıklerı cok uç fikirler gıbı gelebılır ama bence haklı. doktora gıdıyoruz en ufak bırseyde antidepresan verip uyutuyorlar. nerde kaldı sorunlarla savaşmak,yüzleşmek ve çözüm bulmak. hep bişelerin arkasına saklanıp müptela mı olacak ınsanlar..türkiye de öyle bir hale geldı kı psikiyatri, arif verimli diye bir adam var ve o adamın dediğinin üstüne söz yok sanki ülkenin yüce bir sesi.kutsal insan muamelesi görüyor.. her gün sabah programlarında yeter artık yaa… diğer fikirlere de yer verin artkk.. karşı görüşte olanlara hemen zavallı demek mi lazımm . eleştirileriniz seviyesızdı bence.
neden palavra,neresı palavra anlamadım gitti üstün öngel hocanın sözleri..sabıt fikirlerle çıktıgınız yolda farklı bakış açılarına hemen gedık koymayı ilke edınıyorsunuz kendınıze galıba..işte en buyuk cehalet burda başlıyor aslında ..hangı avrupa ülkesınde bu kadar ılaç müptelalıgı var allah aşkına..leblebı nıyetıne yutturuveriyolar ilaçları bızlere..bu bır kaçıştır kaçış başka bişey degil..kolaycılıktır bunun adı bilimmiş ilimmiş asıl bunlar palavra..ınsan gıbı sosyal bır varlıgı yanlızca ılaçla iyıleştırmeye güdülersen netıcesnde milyon dolarları çöpe atarsın,böbreklerıde iflasa sürüklersin..kısacası üstün hoca çok mantıklı sözler sarfetmiş..anlamaya çalişın sadece setınızı kaldırıp …
iki karşı taraf var ortada..ikisi de keskin sözcükler kullanıyor..psikiatrıye karşıyım yada psikolojik danışman yada psikologlara karşıyım. ben ise bu sözlerinin ikisine de karşıyım.psikiatrıye karşı değilim ama psikiatrıslerin psikologlara az yada çok karşı olduklarını bilirim.bu kadar net kesin ayrımlar yapmak ve psikiatrıye yada psikologlara karşıyım cümleleri bana bozuk geliyor ayşe armana gelince o roportajcı ister halktan biri olsun ister gazeteci bugün öngelle röportaj yapar yarın sizle..üstün öngeli ilk defa duyuyorum kerem doksatı ömer adıguzeli ve ayşe armanı duymuştum daha önce:) ha bir de arif verimliyi onu hep duyduk tabi..hepsi de adı geçen tanınmış kişiler bunlar, yani insanlığa yararı olmak vazifesini almış kişiler..çoğunu tv den, adıgüzeli internetten okuduklarımdan..tartışmalar bir anlamda güzeldir doğruyu bulmaya götürecektir ama çok keskin cümleler kullanılmış..herkes konuştuklarından pek emin yani..öfke seziliyor psikıatrıstler yada depresyonla ilgili yaşantılarım olmadı ama burada yazılanlarda doğruluk payı var sa da bu ne psikatriyi dışlar ne de psikoterapi yapan tıp harici meslekleri..bu işin bir de sanat kısmı var bence..yani tıp bilgisi önemlidir gereklidir fakat ne psikiyatrıst olmak nede tıp eğitimi almamış psikoterapist olmak o alanda tam olarak iyi olmayı gösterir.önemli olan her iki meslek grubundaki insanların işlerini iyi yapması.sonuçta hatasız olan tek yaratıcıdır..insanın olduğu yerde hatalar olabilir.istisnalar kaideyi bozmaz bu meslek gruplarını dışlamaz..Depresyon konusunda uzman olmadğıma göre bu konuda konuşmam eksikli olabilir ama sezgilerimi söylemek isterim.birincisi tıp mensuplarına saygı duyuyorum..şimdi psikiatrı dşında herhangi bir bedensel rahatsızlıkta ister karşı ol ister olma doktora gitmiyormusun.sonuçta doktorda bilimin sınırlılıkları içinde elinden geleni yapıyor.herşeyi çözmüş değil bu doktora gitmemeyi getirmez..oturup evde hastalığının ilerlemesini elin kolun bağlı bekleyemezsin..bir şekilde güvenmek zorundasın.güvenmekte gerekir zaten..ama gitmezsin beklersin oda senin seçimin..şimdi psikiatrıye gidiyorsun senin yüzüne bakmadan ilaç yazabiliyor da bunu yapanlar da var..yada hadi çoğunluk böyle de diyelim farketmez..ama verdiği ilaçlar iyi geliyor..gelmeyebilir mi..evet gelmeyebilir..doktor tanrı değil ki..elbette iyi gelmedıyse değiştirecek..sadece ondan ne beklerim incelikli sezgili becerikli deneyimli olmasını beklerim..bir kanser vakası da yada hadi kanser ağır geldiyse nörolojik bir rahatsızlık diyelim yada onuda geçelim bir iç hastalıkları sorunu..ille doktorda bitmez iş..tedavi edilmeye çalışılırsın ama ilahi takdır var birde..tedavilere rağmen kurtarılamayanlar..bu tıp doktorlarının beceriksiz yada yararsız olduğu anlamına mı gelir..bence hayır..peki falan doktor yerıne filan doktora gitseydi hasta kurtulacaktı denir..hayır kurtulmayacaktı farzet ki kurtulacaktı..fakat herşeyi kontrol edemeyiz işte bazıları alır başını başka bir şehre yada yurtdışına gider kurtulur mu ? hayır..başka yere gıtmenın iyi bir karar olduğu durumlar da vardır..ama bu ne tıp biliminin nede psikiatrinin nede psikoterapistlerın gereksiz olduğu anlamına gelmiyor..sergi açar gibi hemen bir sürü insanın, elinde bir diploma nedeniyle terapi yada danışma merkezlerı açmasından rahatsız olmayı bır derece de haklı görüyorum. ağzı laf yapmak yada kendine fazlaca güvenip çok bilmişçe sınırlarını bilmemek rahatsızlık verici..fakat bu sadece tıp alanı dışındaki mesleklere atfedilemez..bir tıp doktoru da üstün körü vereyim ilacı bitti dememeli..yani hastanın yüzüne bakmadan ilaç yazmak hoş değil ama yazdığı ilaç gerçekten işe yarayacaksa bakmasın tamam..hasta çokluğu ,ilaç yazayım oldu bitti nasılsa bu hasta olmazsa o var ondan kazanırım vurdumduymazlığına geliyor olabilir bunları söylerken tamamen emin olarak söylemiyorum düşüncelerim sadece.şimdi depresyon da ( depresyon konusunda ahkam kesemem sadece sezgilerimi ve düşündüklerimi söyluyorum)..kişi önce birtakım sosyal ailevi mesleki yada bir takım kendi kendine çıkamadığı problemlere giriyor diyelim..burada terapi yada danışmanlık önleyici bir tedavi olacak..belki kişi bir ivme kazanıp sorunlarını çözecek depresyona falan da girmeyecek..ama gitmedi ve çözemedi diyelim.çözemedi yine de depresyona girmedi..ilerde çatışmalar arttı istekler arttı iki arada bir derede kaldı..önceden yaşamış olduğu zor şartlara rağmen depresyona girmemişti ama giderek çözemediği iç çatışmalar eklendi üstüne bu arada zaman geçti çözme gücü veya aralığı daraldı bir bunaldı bir bunaldı ay depresyona mı girdim ne? canı birşey istemıyor falan arada hayat anlamsız geliveriyor..evişlerini sokak işlerini yapamamaya başladı..o sırada bir sözel terapi görse ( bu sözel de nerden çıktı şimdi ama) yani ilaçsız bir danışma alıverse yine çözecek o mengeneden çıkacak..yada psikiatriste gitse bir ilaç alsa belki kendini biraz daha mutlu hıssedecek hatta çok hissedecekte birden beyninde şimşekler çakacak sorunlarını daha aydınlık görecek ve sorunlar sorun olarak duruyorlarsa da hala, çözmeye başlayacak..onu da yapmadı..çok güçlü bu şahıs..inatla gitmiyor,gidemiyor işte..güvenemıyor belki de..güvendiği biri olsa gidecek te..naptı etti sonunda gitmedi..hepsi birbirine eklendi eklendi..sorunlar artmadı ama iç çatışmalar arttı sorunlara bakış gücü azaldı ya gitsene kardeşim terapistemi gitcen doktora mı..gitmiyor psikiatrıste bakıyor yüzüne bakmadan ilaç yazacak psikoterapiste yada danışmana bakıyor ahkam kesecek onu anlamayacak hem bu ıkısıne birden bakıyor..bunlar beni bırakmışlar birbirleri ile kavga ediyorlar ya diyor..başka işleri güçleri kalmamış mı ..arif verimli ‘ ye bakıyor adam tonton tonton konuşuyor ama psikoloğa para verme demiş miş..dediyse dedi kimbilir hangi şartlarda ne durumda dedi..dediyse de dedi napayım yani..Bu işini yapamadgını falan göstermıyor gayet güzel güven verici konuşuyor..psikolojik danışmana gitsem ,o da psikiatristlere laf söylüyormuş hem de tiroid rahatsızlığından sinirli olduğumu bilmezmiş..yok canım benim ders sorunlarım var kariyer sorunlarım var..ona yardım eder pek ala..yada iletişim sorunlarım varsa da ona da eder..psikiatrıye gıtsem biraz zor valla..ya dayarsa ilacı bana..uyutuyormuş oda baksana..e uyu da kurtul işte ..züğürt olup düşünmekten se depresyon ol uyu..uyuda büyü düşünme derin derin..pardon nerde kalmıştım..çatışmalar arttı iki tarafa da gitmedi eklendi eklendi..psikolojik danışman ona yardım ederdi ama artık kimyasal birşeyler oldu tepkimeler meydana geldi hormonlar hah hormonlar bozuldu..alışkanlık oldu yani bozulmalar..hani bir bunaldın gitmedin iki bunaldın gitmedin..artık gitmeye gitmeye yanibirşeyin vidası yalama yaptı mı derler nasıl derler hormonlarımız fizyolojimizde bozuldu ağlamaklı duruma geldik..artık ilaç şart..yani belki hala şart değil ama ilaç alsan hop diye çıkmasan da nasıl kademe kademe geldin buraya öyle kademe kademe de geri geri gideceksin ama zamana ihtıyaç var…sorunlar çözüldümü peki? çözülmedi de daha güçlü hale geldik çözecek gibi olduk sanki..her an çözebilirim..o sırada psikolojik danışman yada terapist yada adı herneyse bir girse devreye çok güzel olacak..bir gitsem tek..gidemiyorum ya..hayallahh..doktorlar yada psikolojik yardımla uğraşanlar bir sussa anlaşşa da bizde gitsek..kavga ediyorlar onları bırak birde hastalar da kavga ediyor..neymiş ona gitmiş iyi gelmemiş buna gitmiş iyi gelmemiş..hoşgeldin demek gülümsemek çay kahve istermisiniz demek elbet mutluluk verici birşey de..ikisi de tek başına yeterli değil..tıp bilimine saygı duyuyorum da (hem nasıl duymayacaksın anlamadım zaten) doktorların açısından bakıp onları anlayamıyor da değilim ama bu tıp eğitimi almamış mesleklerin de çok hemde çok önemli olduğunu inkar etmeyi gerektirmez..ilaçlar fayda sağlar muhakkak ..fakat insanların kendilerini dinleyen anlayan birşeylerde çıkış yollarını seçenekleri sunan destekleyen onlara nezaketle davranan gözünün içine bakarak dinleyen ,yetenekli sezgisi gelişmiş ,bilimsel anlamda ve uygulamada yeterliliklerini kanıtlamış psikolojik yardım mesleklerine de ihtiyaç var..bu kadar sert sözcüklerle tartışmaya gerek yok,neydi o deyım ayinası iştir kişinin lafa bakılmaz.
GARİP BİR METNİN OKUNMASI:
“…psikiatrıye karşı değilim ama psikiatrıslerin psikologlara az yada çok karşı olduklarını bilirim.”
-Nasıl yani? Ne alaka? Ama sözcüğü neyi bağlamış? Mantık hatası.
“…bugün öngelle röportaj yapar yarın sizle…”
-Kim, Ayşe Arman’mı? Niye benimle röportaj yapsın. Bu Üstün Öngel’i küçültme niyetinin ilk emaresi. (Serüven başlıyor. Yüzyılların kapitalizmi, zihinleri de esir almış; bilimleri hiyerarşiye sokmuş. En fazla para getiren bilim saygın sayılıyor; iki yüz sene geride kalmış bir tartışma bizim insanımızın zihninde hala yaşıyor: Sosyal bilimler bilimden bile sayılmıyor yani, Psikoloji de dâhil. Sonunda “loji” olmasına rağmen.)
“Depresyon konusunda uzman olmadığıma göre…
—Depresyon konusunda nasıl uzman olunur ya da olunmaz. Hiç sıkıntı ya da zorlanma yaratan bir durum yaşamadım mı demek istiyor ki bu olanaksız. Ya da L.A depresyonu ciddi ciddi hastalık sanıyor. Hani öyle herkes yaşamaz, hastalıklılar yaşar filan gibi bir şey sanıyor galiba. (Sözlüğe baksa anlayacak ama yine aynı dert: Bilgi sahibi olmaya gerek duymadan fikir sahibi olma cesareti göstermek)
“…birincisi tıp mensuplarına saygı duyuyorum..şimdi psikiatrı dşında herhangi bir bedensel rahatsızlıkta ister karşı ol ister olma doktora gitmiyormusun.sonuçta doktorda bilimin sınırlılıkları içinde elinden geleni yapıyor.herşeyi çözmüş değil bu doktora gitmemeyi getirmez.”
— Doktor bilgimin sınırlılıkları var demeden, mutlak hakikatın sırrına erişmişçesine davranabiliyor ama. Şimdiye dek “şimdiki bilgilerimize göre durum bu, çare de bu görünüyor. Yarın yeni bir bilgi eklenebilir, tüm bu tavsiyelerim tersine dönebilir.” Diyen bir doktor görmedim. Ya siz? Ayrıca bedensel bir sorunda kan tahlili, dışkı tahlili, röntgen isteniyor. Psikiyatrist ne istiyor? Öyle ya ilerleyen yerlerde varsın yüzüme de bakmasın diyorsunuz. Neremize bakacaklar?
“…verdiği ilaçlar iyi geliyor..gelmeyebilir mi..evet gelmeyebilir..doktor tanrı değil ki..elbette iyi gelmedıyse değiştirecek…”
- L.A. gerçekten bu durumu çok hafife alıyor. Hiç muhattab olmadığı aşikar. Nasıl yani? Birileri bizi deneme tahtasına çevirebilir mi? Ah pardon unuttum, tıp bilimine saygı duyuyorduk di mi? Hatta tapıyorduk, sorgulamadan al dene bizi, yap-boz demeliydik. Yüzüme de bakma gerek yok. Varlığım tıp varlığına armağan olsun.
“…sergi açar gibi hemen bir sürü insanın, elinde bir diploma nedeniyle terapi yada danışma merkezlerı açmasından rahatsız olmayı bır derece de haklı görüyorum. ağzı laf yapmak yada kendine fazlaca güvenip çok bilmişçe sınırlarını bilmemek rahatsızlık verici…”
-Sergi açmak… Yani bir tek tıp eğitimi eğitim, gerisi boş. Kapatalım tıp fakülteleri dışındaki fakülteleri. O diplomalar boşa veriliyor. Ve bir tek tıpçıların ağzından çıkan laf, gerisi boş. Latince tıp terimleri konuşulmazsa kralı gelse ciddiye almam.
“…yani hastanın yüzüne bakmadan ilaç yazmak hoş değil ama yazdığı ilaç gerçekten işe yarayacaksa bakmasın tamam…”
- Tekrar soruyorum: Ruhsal durumumuzu, dünyamızı, anlamlandırışımızı, bakış açımızı, düşünüş biçimimizi, tercihlerimizi, kararlarımızı, yaşadığımız izler bırakan olayları ya da cümleleri anlaması için birisin yüzümüze, gözlerimize, sözlerimize bakmazsa neremize bakacak? Ruh ne? Organsa hücreleri olmalı. Değilse ilaç nereye gidiyor?
“…burada terapi yada danışmanlık önleyici bir tedavi olacak.”
-Önlemek? Hangi insan “ay ben depresyona giricem galiba”, hemen gidip önleyeyim der? Danışma nasıl bir şey fikriniz var mı L.A. Ah pardon vardı: Orda çay, kahve ikram ediliyor, hoş geldiniz deniyor, sonra paranız alınıp güle güle deniyordu değil mi?
“…o sırada bir sözel terapi görse…”
-Sözel terapi diyerek nasıl da hariçte yer aldığınızı gösteriyorsunuz aslında ama gazel okumak keyifli olsa gerek.
“..yada psikiatriste gitse bir ilaç alsa belki kendini biraz daha mutlu hıssedecek hatta çok hissedecekte birden beyninde şimşekler çakacak sorunlarını daha aydınlık görecek ve sorunlar sorun olarak duruyorlarsa da hala, çözmeye başlayacak…”
- İtirazlar tam da burada, uyuşmuş, ket vurulmuş( ket vurmak: bir dürtünün, itkinin, işlevin veya tepkinin kısıtlanması, engellenmesi veya bastırılması; ya da bu tür bir engel, kısıtlama yaratan süreç.) bir beyinde nasıl çakıyor o şimşekler; aydınlanma nasıl gerçekleşiyor uyuyan bir beyinde. Değil uyurken, uykudan henüz uyandığında bile en basit bir problemi çözemeyecek şaşkınlıkta olmuyor mu insanlar. Yoksa bilinmeyen bir insan türünden mi bahsediyoruz uyuştukça aydınlanan…
“…psikoterapiste yada danışmana bakıyor ahkam kesecek onu anlamayacak hem bu ıkısıne birden bakıyor..bunlar beni bırakmışlar birbirleri ile kavga ediyorlar ya diyor..başka işleri güçleri kalmamış mı ..arif verimli ‘ ye bakıyor adam tonton tonton konuşuyor ama psikoloğa para verme demiş miş..dediyse dedi kimbilir hangi şartlarda ne durumda dedi..dediyse de dedi napayım yani..Bu işini yapamadgını falan göstermıyor gayet güzel güven verici konuşuyor..psikolojik danışmana gitsem ,o da psikiatristlere laf söylüyormuş hem de tiroid rahatsızlığından sinirli olduğumu bilmezmiş…”
— Kesinlikle yanlı bir zihin. Psikiyatrist en başından sevimlileştirilmeye çalışılıyor. Psikoterapi ya da danışma ortamı konusunda bir gıdım bilgi sahibi değilsiniz bu çok bariz artık Sayın L.A. Anlattıklarınızdan aklınızdan geçenlerin şu olduğu anlaşılıyor: Psikoterapi yapan kişinin yanına gidiyorsunuz, oturup psikiyatristler hakkında ahkam kesiyor, atıp tutuyor, aldığı eğitim de eğitim olsa bari, tıp bile değil üstelik. Bak bak bi de aklıma sorumluluk yüklüyor, oysa benim tiroidimde kabahat, hep ondan sinirliyim, ne benim ne başkasının hiç kabahati yok bu durumda. Tıpçılara saygı duyuyorum tekrardan. (Ah bi de tıp okusaydım)
“…ama ilaç alsan hop diye çıkmasan da nasıl kademe kademe geldin buraya öyle kademe kademe de geri geri gideceksin ama zamana ihtıyaç var.”
—İnsan depresyona nasıl gidiyor sizce? Üzüle üzüle, hiç sayıla sayıla, bastıra bastıra, tüm olumsuzlukları yuta yuta, adaletsizliğe, saygısızlığa, eşitsizliğe, sevgisizliğe uğraya uğraya, ve bunları içine ata ata. Bu kademelerde ilaç var mı ki geriye dönüş ilaçla kademelendirilecek. Bunlardaki değişikliği ilaç mı yapacak? Hadi hapı ben yuttum. Bana tüm bunları hissettirenler ne yutacak?
“…tıp bilimine saygı duyuyorum da…”
- fazla söze gerek yok.
“…ilaçlar fayda sağlar muhakkak.”
- ne kadar da kesin bir ifade ve sorgulamasız, basit bir ön kabul. Üstelik sürekli bu konuya yabancı olduğunuzu söyleyip duruyorsunuz. Kendiniz deneyimlemiş olsanız “sizin için kesin” liğini kabul edebiliriz belki.
“…psikoterapiste yada danışmana bakıyor ahkam kesecek onu anlamayacak hem bu ıkısıne birden bakıyor..bunlar beni bırakmışlar birbirleri ile kavga ediyorlar ya diyor…”
Sayın L.A. keşke içsel konuşmanız içinizde kalsaydı. Ama o zaman Bursa’da yağmur yağmazdı. Elmalar lezzetlidir muhakkak ama dolma daha da lezzetlidir. Sokrates ölümlüdür ama tıp bilimdir gerisi hikâyedir. Tıp bilimine saygı duyuyorum. Ama bugünlerde havalar dengesiz gidiyor. Hay Allah annem de benden tıp okumamı beklerdi ama tıp bilimine saygı duyuyorum.
Bilmem anlatabildim mi????????
Sayın Doktorlarımıza Sesleniyorum
Ben ne bir psikiyatrist ne de psikoloğum. Tarafsız bir kişiyim ve şu yorumları yapacağım:
Burada her iki taraf da suçlu. Çünkü ortada müthiş bir rant kavgası var. Belki Üstün Bey tam anlamıyla bilimsel olmayan bir açıklama yaptı. Peki hastasını muayene ücreti olarak gören ve hangi ilaç firmasından çok hediye geldiyse o ilacı yazan psikiyatristler de burada suçludur.
Birde şu hocam hitabının furyasını anlamıyorum Hoca camiye papaz kiliseye bilimde ne işi var?
Üstün Öngel’in açıklamalarını okudugumda bu açıklamaların kişisel oldugunu, bir psikiyatri-psikoloji tartışması ve ya savaşı yaratmaya çalıştıgını düşünmedim, nedense soylenenle yüzleşmek yerine bu durumu yozlaştırma eğiliminde insanlar. Kişisel problemlermiş gibi gostermek isteyenler de var; korktukları için olsa gerek. Psikiyatri dernegi başkanının röportajını okuyun; çok açık yanıtlar var, nasıl test yapamadıklarını nasıl ilaç yazdıklarını açıkladı.
“Neden kadınlar daha çok depresyona giriyor?” sorusuna verdiği yanıt gayet net:
“- Daha zor koşulları var kadınların. Daha az para kazanıyorlar. Daha çok uğraşmaları gerekiyor. Sosyal yükleri çok daha fazla.”
Bu nasil bilim ki biyoloik olmayan bir durum için etki mekanizması hala belli olmayan ilaçları veriyor denmesi gereken yerde konu saptırılıyor.
Neden okumak ve düşünmek bu kadar zor ? Varlığının ağırlığını başka bir kuruma ve ya kişiye yuklemek daha kolay değil mi, yuzleşmeye de gerek yok, nasıl olsa hastayım ben, düzelmesi için yapmam gereken de ilaç içmek. Hastayım demek daha kolay değil mi ?
Merhaba,AH
soru işaretlerini gereksiz çoklukta buldum hayır anlatamadınız!
sizin yorumunuza ithafen yazıyorum.yazınız beni üzdü heyecanlandırdı güldürdü mahçup etti bir sürü duyguyu bir arada yaşattı. en çok en son palagrafınızı sevdim,sevdim ama anlamadım..benim de anlama kapasitem bu kadarmış kendimi anlatamamış olduğum gibi..hele şu cümle çok güzel ..” tıp bilimine saygı duyuyorum ama havalar dengesiz gidiyor ” ( he valla gerçekten öyle
”Sayın L.A. keşke içsel konuşmanız içinizde kalsaydı. Ama o zaman Bursa’da yağmur yağmazdı. Elmalar lezzetlidir muhakkak ama dolma daha da lezzetlidir. Sokrates ölümlüdür ama tıp bilimdir gerisi hikâyedir. Tıp bilimine saygı duyuyorum. Ama bugünlerde havalar dengesiz gidiyor. Hay Allah annem de benden tıp okumamı beklerdi ama tıp bilimine saygı duyuyorum.
Bilmem anlatabildim mi???????? ”
en sevdiğim şeylerdir elma ile dolma,nerden bildiniz,yalnız elma,elmalı pasta haline gelmeli ozaman daha çok lezzetli oluyor işin içine tatlı girmeli arasına da ceviz fındık filan..çok güzel oluyor valla..ne babam ne annem tıp okumamı istemezlerdi ikiside farklı birşey okumamı isterlerdi hatta tartıştık biraz da..ben ise onlardan çok farklı birşey..isteğimi de gerçekleştirdim.istediğim şeyi okudum.. önce kızmışlardı ama sonra kendini bu kadar iyi tanıyıp bu kadar isabet ettirebildiğim için beni tebrik ettiler..siz anlatabilmiş misiniz bilmem ama ben anlatamamışım.anlattıklarınızdan bunu anladım AH.benim beceriksizliğim..yinede çok kişiye kendimi de, ona kendisinide anlatabilen bir insanım Allaha hamdolsun.yine de bi utandım bi utandım ki..iyi oldu işte,bilmedğin konularda böyle konuşurmusun oh olsun sana..Ne yazmışım ben tıp harıcindeki mesleklere karşıyım falan mı yazmışım..psikolog psikoterapist tutumları konusunda bu acımasız eleştirilere karşıyım demek istedim..hiç zorlanma yaşamamışım mı ..tabii ki yaşar insan..zorlanma yaşadım diye kalkıp psikiyatriye gitmem ben..gidecek bir durumum olursa eğer çok seçici davranırdım.elbette deneme tahtası durumuna düşmek istemem.durup dururken ilaç falan kullanmak istemem..hastalık yada sorunların niteliği niceliği farklı olabilir.elbette tıp mesleğine saygı duyuyorum,tabiiki duyuyorum. ne yani bu insanlar boşunamı okuyorlar..tıp bilimi gereksiz mı..herhalde tıp bilimi okunmasın falan demiyeceksiniz.diğer meslekler değersiz filan diyemı anlaşılıyor yazımda?? Ah ne beceriksizim ben,dört alanda diplomam var ama hala yanlış anlaşılıyorum.Üstün Öngeli küçümsemek gibi bir niyetim olmadı olamaz çünkü tanımıyorum.ama ondan yardım alanlar olmuş ve buradan anlıyorum ki demekki küçümsenemez.hem kimseyi küçümsemekle yüceltmekle uğraşmak filan değildi amacım. Kerem Doksat ‘ın yukardaki tepkisinin sadece Üstün Öngel ‘ e bir tepki olduğunu sanmıyorum.psikoloji bilimine bir tepki gibi görüyorum.Bu tepkiyi haklı bulamam.Kelimelerimi kurdğum cümleleri bilgiçlik yada cahillik gibi yorumlamış olabilirsiniz ve biraz basitçe yazdığımı biliyorum ama özde anlaşılmayı umuyordum anlaşılmamışım..bu düşüncelerle bu saldırılarla hiçbir kimseyi de anlayamazsınız zaten.bunu cesurca söylüyorum kendimden eminim..emin olmadğım şeyleri belirtebilecek ahlağa sahibim merak etmeyin! insanların gözünün içine bakılmamalı mı anlamına geldi yazdığım.önce bir intıbak rapport kurulmalı içtenlik ,dikkatlilik olmadan olur mu ,hiç.bu bır saygı ve terapötik iletişimin ilk kuralı zaten..ben sadece varsayalım ki şeklinde konuştum.Böyle bir yaklaşım tarzını ben istemem.sosyal bilimdekiler bu konuda genelde iyidirler.evet bir tıp doktoru hastanın yüzüne bakmadan ilaç yazabiliyor. bu da ilacın ıyı gelmeyeceği anlamına gelmıyor dedim ..herşey elbet biyolojik bir sorun değil..sadece şunu demek istedim ki bazen sosyal yada biyolojik olmayan sorunlar baştan çözülmezlerse kişi halledemez ve bunlar birikirse elbette hormonları vucudun kimyasını etkileyebilir kişi depresyona girebilir dedim..birde elbet psikiyatrı eşittir depresyon değil,bazı genetik olan yada sebebi bilinmeyen psikatrik sorunlar var..bunlar ille de terapi ilemi çözülecek yani ilaçsız tedavi ile mi? bipolar bozukluk yada şizofreni ilaçsız tedavi edilebilir mi diyorsunuz yani siz?..evet şunda hemfikirim kişi çevresel koşullardan depresyona girerse ilaç vermek ne dereyece çözecek? çevresel koşulları değiştirmek kişiye bilinçlilik birşeylerin farkındalığını kazandırmak seçim yada çözüm yollarını göstermek gerekir..Ben ille de ilaç almak birşeyleri çözecek demiyorum ama artık vücüdun kimyası yada herneyse böyle birşeyleri bozulursa bunu düzeltmek sadece terapi ile olabilir mi,birşey artık bozacak duruma geldğinde,ben burada bir iç çatışmadan yada sorunların insanı sıkıştırmasından bahsetmiyorum evet bir hastalıktan bahsediyorum..depresyon bir hastalık değil mi? yoksa siz de halkın çoğunluğunun hep yanlış bildiği gibi en ufak bir bunaltıda öfkede depresyona girdim diyenlerdenmisiniz?..tıp doktorlarının yada psikolog veya psikoterapistlerin yani hiç kimsenin sempatizanı değilim kimin neyaptğını az yada çok tahmin ediyorum..şimdi yazınız önümde pekçok cümlemin yanlış yorumlandğını anlıyorum..siz hangisisiniz ? psikiyatrist ? psikolog ? hasta? ben oldukça objektif olmaya çalıştım yanlı asla değilim.çokta seçici bir insanımdır ne tıp ne de psikoloji biliminin karşısında olamam..bu ancak delilik olur..benim karşı olduğum şey birbirini anlama çabalarından çok,tamamlama çabalarından çok,bu karalama tutumları..bu karalama tutumları çok açık gözle görülüyor ve çirkin duruyor,yakışmıyor ne psikiatriye ne diğerlerine..ve herkesi elbet aynı kategoriye sokamam bu tutumlar sürse de psikoloji de psikiatri de varlığını sürdürecek,bence herkes kendi işine bakmalı
Bu arada garip bir metnin okunması başlığınızı biraz teessüf biraz gülerek okudum..duygularımı harap ettiniz valla.haklısınız biraz farklı bir yazı..iç konuşmalar şeklinde anlatmak benim tarzım kimseye saldırmıyorum en azından,sadece düşünüyorum ve düşüncelerimi paylaştım, basitçedir yazılarım, bazı tanımlamalar espri, bilimsel terimler kullanmak tarzım değildir iletişimim de oldukça iyidir ,genellikle de çok yanlış anlaşılmam
yorumunuz için teşekkür yine de..üzüldüm ama öğrendim bişeyler
Merhabalar, ben Üstün Bey’i uzun zamandır tanıyorum ve yazılarını takip ediyorum. Dolaylı olarak sizin yazılarınızı buldum. 2 aydır da yorumları takip ediyor ve malesef çok üzülüyorum. Asıl konunun tamamen dışına çıkılmış, herkes kendi fikrini kabul ettirmeye çalışıyor.
Şunu söylemeliyim: anti-depresanlar okadar yaygın ki, herhangi bir şikayetten dolayı herhangi bir doktora (psikiyatr dışında bile) gittiğinizde eğer teşhis koyamıyorlarsa (ki bu çok sık karşılaşılan bir durum) hemen reçetenize anti-depresanı yazıveriyorlar (bunu bizzat yaşadım). söyledikleri cümleler kalıplaşmış: “rahatsızlığınız tamamen psikolojik, bu ilaçları kullanın bi süre (!!!)” malesef doktorlara gözü kapalı güvenen okadar çok insanımız var ki, bu ilaçları kullanıp iyileşeceklerini sanıyorlar! halbuki eğer sorun psikolojikse, hayatınızda yanlış giden şeyler vardır ve bunların düzeltilmesi gerekmektedir. etkiye-tepki mekanizması çalışmaktadır. sizse tepkileri ilaçlarla bastırmakla meşgul olursunuz, etkinin ne olduğunu düşünmeden. bu bir kısır döngüdür ve hiçbir sonuca ulaşamadığınız gibi, hayatınızı ve sağlığınızı kaybeder gidersiniz.
Yunus Bey’e katılıyorum: psikiyatr-psikolog tartışması yaparken hayatlar boşa gidiyor, öyle bir dünyadayız ki, insanların ilaçlara değil, bilinçlenmeye, güvenecek insanlara, desteğe ihtiyaçları var.
Bu arada Öngel’ in diğer yazılarını öne sürdüğü makaleleri görüşleri okudum. Tepki çekmek amacı varmıydı bilemem ama bana göre onlar farkli görüş ve bilgileri açıklayıcı bir şekilde anlatımıdır Biraz cesur bir uslup kullansa da ..Bu da ilaçsız psikolojik yardım konusundaki merak ve ilgisi nedeniyledir diye,ve İnsanların ilgi alanlarına araştırma konularına ve uğraşılarına karışamayız diye düşünüyorum..İlaçsız yardım üzerinde yoğunlaşması sayın M.G Doksat’ ın tepkisini çekmiş olsa da ,onun uslubü ,psikiyatrların ,tv de yada yazılarında psikologlara karşı gösterdikleri tepkilerden çok daha fazla değil.Ayrıca Öngel sadece psikiyatriye değil klinik psikologlara da eleştiriler getirmiş ama bu eleştiriler zaten bilinilenin üzerinde düşünülmesi gereken şeylerdir.Tabi sosyal psikolog olan Öngel’ in bu eleştirileri kendisi için de yapmış olması beklenir. Farklı görüşlere açıklamalara bilgilere açık olmalıyız diye düşünüyorum. bilim herzaman farklı görüşlere değişikliklere yeniliklere açık olmalıdır..İlaçsız yardım üzerine yoğunlaşması ille de ilaçların bir işe yaramadığı anlamına gelmez yada tıp doktoru olmadığıma göre bu konu üzerinde fazlaca konuşamam..Öngel ilgisi ve inancı nedeniyle ve ilaçların yan etkileri yada faydası olmadığı görüşüyle doğal olarak bu yöndeki çalışmalara ağırlık vermiş. Yardım yöntemleri ve teknikleri uzmanların ilgi alanlarına göre farklılaşabilir .Nitekim psikologların kullandgı kognitif terapi yöntemine de eleştiri getirmiş..Önemli olan ,ister danışan deyin ister hasta ister müşteri adı ne olursa olsun esas olan insana yardımdır..ilaç alsın yada almasın pek çok insanın psikolojik yardıma ihtıyacı vardır.psikolojik yardım mesleklerın de elbet psikiyatri de dahil insana değer verme ön planda olmalıdır.değer verme ve saygı pek çok nitelik ve davranışı içinde barındırır Bunun ayrıntılarına burada girmeyi gereksiz buluyorum..fakat meslek alanı ne olursa olsun,bence alaycı bir uslüp kullanmamalıyız ,kendi ilgi alanlarımız veye mesleki uğraşılarımızla ilgilenirken gereksiz alaycı sözcüklerden herşeyi ben bilirim edasından uzak durmalı eleştirilere dayanıklı ve kontrollü olmalıyız diye düşünüyorum.yardım almak için gelenlere elimizden geleni yaparken ve saygı gösterirken bu saygılı duruşu diğer meslek alanlarına da göstermek gerekir..en azından farklı düşünceleri açıklarken diğer alanları küçümseyici değerini azaltıcı konuşmalar bence gerçek profesyonellere yakışmaz! farklı bir görüş okurken kesin kabulü değil acaba olabilir mi yi düşünmemiz gerekmez mi? Kendi görüşlerimizi yada inançlarımızı destekleyen araştırmaları dikkate alırken ,bunu desteklemeyen çalışmaları araştırmaları da gözönünde bulundurmak gerekir.
L.A zırvalıyorsun!
Mesajınızı okudum Yunus Kaya
L.A yazdıklarında mantıksal bir icerik yok! Üstün Öngel’den bahsederken “Öngel” diyorsun Mehmet Kerem Doksat’a “sayın M.G Doksat” diyorsun ve yazdıklarının tarafsiz olduguna inanmamızı bekliyorsun.
“Bu da ilaçsız psikolojik yardım konusundaki merak ve ilgisi nedeniyledir diye,ve İnsanların ilgi alanlarına araştırma konularına ve uğraşılarına karışamayız diye düşünüyorum..” demişsin
Üstün Öngel’in çalışmalarını neden onun hobisiymiş gibi aktarıyorsun, ardından da bunlara karışamayız diyorsun, bunlar kişisel araştırmalar değil ki!
“Farklı görüşlere açıklamalara bilgilere açık olmalıyız diye düşünüyorum. bilim herzaman farklı görüşlere değişikliklere yeniliklere açık olmalıdır.”
demişsin
Tamam, doğru! Bunu yapmayan kim?
“.İlaçsız yardım üzerine yoğunlaşması ille de ilaçların bir işe yaramadığı anlamına gelmez yada tıp doktoru olmadığıma göre bu konu üzerinde fazlaca konuşamam..”
Psikolog musun peki konusuyorsun, konusman icin doktor olmana da gerek yok, bilgi kimsenin tekelinde değil. Konuş L.A . Üstün Öngel’den:” ilaçsız yardım uzerine yogunlaştım bu yuzden ilaçlar bi işe yaramıyor gibi bişey mi duydun” bu nasıl neden sonuç ilişkisi? Neden Üstün Öngel ile ilgili yaptıgın yorumlarda bu bilimsel yaklaşım yok, psikoloji bilim değil mi?
“Önemli olan ,ister danışan deyin ister hasta ister müşteri adı ne olursa olsun esas olan insana yardımdır.”
“hasta” dedikten sonra olan oluyor zaten L.A. Adı ne olursa olsun olur mu hiç. Ben hastayim dersen yardim ilişkisini sınırlıyorsun en başta.
“fakat meslek alanı ne olursa olsun,bence alaycı bir uslüp kullanmamalıyız ,kendi ilgi alanlarımız veye mesleki uğraşılarımızla ilgilenirken gereksiz alaycı sözcüklerden herşeyi ben bilirim edasından uzak durmalı eleştirilere dayanıklı ve kontrollü olmalıyız diye düşünüyorum” demişsin
alaycı usluba sahip olan kim? Sayfanın basindaki yorumlarda açıkça görülüyor:
“(MKD: Üstün, Medyum Memiş’i de solluyor)….
(MKD: Üstün teşhis de koydu)….
(MKD: Ağlayabilirim, bu ne bilgelik).
(MKD: Üstün, üstün irtifadan uçmakta ve ya cehaletinden ya da bilerek yalan söylemekte).
(MKD: Üstün kıvırıyor, farmakoloji bilmez ki)…”
şeklinde devam ediyor
umarım açıklayıcı olmuştur L.A
ben googla da birşey arıyordum,aradığım kelime bu sitede de çıktı.başka şey ararken düştüm buraya,nerden de düştüm yarabbi? bi çıkamadım kaldı..ama derhal çıkmam lazım..enerjimi bu gerilimli ortama harcamam umarım..çıkmam gerek..böyle olmaz.. birşeyleri yıkmak alay etmek için enerji harcamamalıyız enerjimizi herzaman geliştirici şeylere harcamalıyız..öğretmen gibi konuşmak en istemediğim şey..şimdi böyle dedim diye yanlış anlaşılıp bu sefer de öğretmenliğe birşey söylüyorum sanılmasın aman aman..şimdi birde ama öğretmenlere saygım var dersem ne mantık diyeceksiniz.saygım var bütün mesleklere çünkü her mesleğin kendine has yöntemleri teknikleri ,kendi yapısı oluşumu gelişimi eğitimi yaklaşımı var ve ortak bir amaca hizmet eder ve amaç elbette insana yardım insana fayda sağlamaktır..ortak amaçlarımızı düşünsek böyle olmayacak ama biz burada yöntem ve teknikleri tartışıp duruyoruz..psikiyatrı kendi oluşumundan hazır oluşundan eğitiminden dolayı elbet farmakoloji biyo kimyasal sosyal süreçlere yönelmiştir..psikolojiden doğan psikolojik yardım meslekleri ise eğitiminden gelen özellikler ile farmakolojiden farklı yöntem ve teknikler de yoğunlaşır ve insana psikolojik yardımı hedefleyen bu iki meslek grubu da yetişmelerinde bazı eksiklikler var ise de birşeylerin farkında olmalıdır.psikiyatrler psikoterapi yapmıyorlar diye bir genelleme de yapmak doğru olmaz çünkü onlarda hasta psikolojisiyle ilgilenmektedirler..daha ziyade psikopatolojiyle.. psikoterepiye önem veren uzmanlarda var .. kullandığım ilgi kelimesinin gerçek anlamını anlamaya çalışmak yerine hobi ile eşleştirmeyin lütfen..bi işi meslek edinmişşeniz o hobi değildir herhalde..ille de yanlış aramaktan sa gerçek anlamı anlamaya çalışşaydık keşke..Sayın kelimesini birtarafa ekleme bir tarafa eklememe yanlışımı düzeltiyorum.yine özürle ama diyeceğim..ama bu Öngel’ e saygısızlık Doksata saygı değildi. aklımın ucundan da geçmedi değil buna eleştiri getireceğiniz ama hızlı yazarken yazdım gitti Bundan sonra sayın kelimesini kaldırıyorum ve makale yazar gibi sadece soyad belirtiyorum.( bunda da bir saygısızlık yapmak istedğim anlaşılmasın şimdi de.)
eleştirilerinize sırayla gitmeye çalışıyorum,bilgi kimsenin tekelinde değil demişşiniz.o zaman meslek uzmanlarına inanmayacağız neye inanacağız kendimize..bu kadar çok biliyorsak meslek elemanlarına ne ihtiyaç vardı.düşünmeyin irdelemeyin sorgusuz sualsiz kabul edin demiyorum ama birşeyleri söylerken uslube dikkat etmek gerekmez mi ve herşeyden emin konuşmamak gerekmez mi? okadar herşeyi biliyorsak uzmanlara ne gerek var??
Ben bu siteye kısa bir süre için geçerken uğramışım misafir gelmişim ..şimdi evsahibine mi atıp tutacağım..ne işimvar ozaman burada..peki o zaman…. ama diye mi başlasam napsam..hani sizin deyiminizle mantıksızlık yapacağım ya..Kerem Doksat ‘ın sitesinde bazı şeyleri hiç sevmedim )
Üstün Öngel’ in ilaçsız yaklaşımları ile ilgili seçtiği makaleleri hatta tıp doktorları ağzından yazılmış makaleleri okumak beni kızdırmadı.Tam tersine okumak hoşuma gitti..Bir tıp doktoru da bio kimyasal süreçleri ilaçların etkisini açıklarsa böyle ayrıntılı bunu okumakta beni kızdırmaz.paylaşımda bulunana ancak teşekkür edilir..
psikoloji bilim değil mi demişsiniz.Birşeyin bilim olup olmadığının herhalde krıterleri vardır değil mi? benim, bilimdir, sizin değildir demenizle olacak değil..siz beni psikolojin karşısında gibi algılamaya devam ederseniz böyle anlamaya devam edeceksiniz..ben bir önceki yorumumda psikoloji bilim değildir diye bir ibare göremedim.Öngel ilaçların kötü etkilerinden hareketle ve yanlış gördüğü yaklaşımlar tutumlar davranışlar nedeniyle bunları vurgulayarak psikolojik yardım işine girmiş.. ve yazılarını okumak keyifliydi..fakat yardım işine girerken ilaçlarla ilgili tam anlamıyla karşıt bir tutum takınmış . bu arada ilaçla iyi olanlar olmamış mı hiç bununla ilgili yazılar yok..Bunu eleştirmek benim işim değil,daha doğrusu karşıtlık olsun diye söylemiyorum düşünüyorum sadece.. benim işim benden yardım almak için gelenlerin neden geldiklerini benden ne istediklerini anlamak .kendi sınırlılıklarımın içinde ona yardım etmek..Fakat uzun zamandır hastanede çalışan biri olarak psikiatride çalışmasam bile pek çok şeyi benle paylaşanlardan gördüklerimden izlediklerimden sınırlı bile olsa deneyimlerimden ilaçla iyi olanlara apaçık tanık oluyorum. daha geçenlerde bir hasta ( bu hasta tanımına da değineceğim az sonra eleştiri ve sorunuzdan dolayı) psikiatriye yönlendirdğim bir hastayı uzun zaman sonra hastane içinde rastladım..Daha doğrusu beni o arkamdan gördü ve dürttü tanıdın mı beni dedi..güzel gözlerinden tanıdım dedim.bana geldiğinde ağlıyordu ve şimdi pırıl pırıldı..yol yordam pek bilmiyordu ..nerdeyse elinden tutup işlemlerini nasıl yapacağına kadar yardım etmiştim..nasılsın dedim ,sarıldı öptü..çok teşekkür ederim çok iyiyim şimdi dedi..zaten yüzünden belliydi yüzüde gözleri de pırıl pırıldı..Siz hiç hastane de çalıştınız mı? bazı kişiler vardır ki kelime dağarcıkları çok azdır entellektüel becerileri sınırlıdır.sanmayın ki birilerini aşağılıyorum..tam tersine insana çok çok değer veririm.verdğim değer herzaman hissedilir bana geri yansır geri gelir.Bir ara bir hastaya nörolojik testler yapıyordum. çok yaşlıydı herşeyi unutuyordu .onun durumu nedenıyle uzun testlerimi ona yapmadım zaten dayanma gücü olamazdı iki dakika önce söyledğin kelimeyi bunu aklında tut desen de hatırlamıyodu odadan çıktığında ne beni ne ismimi ne yüzümü hatırlamayacaktı..ona çok kısa sorular çok kısa testler yapıyordum..yerinde de oturmuyor odada dolaşıyor, bırak bunları, sen nediyorsun be diye ikide birde de beni azarlayıp duruyordu..çok sıkıcı bu testler değil mi ben de bunaldım ama bir de şuna bakalım az kaldı deyip devam ediyor her tepkisinde çok güzel deyip devam etmek için çaba gösterip duruyordum..sonunda bitti teşekkür ettim..kalktı kapıdan çıkarken ben biraz rahat ,biraz da burukça, az sonra ismimi belki yüzümü bile hatırlamayacağını düşünerek, arkasından dalgınca bakıyordum..birden kapıdan döndü..kızım dedi.sen ne kadar sabırlı bir insansın Bu kadar sabır olamaz çok zor bişey teşekkür ederim.güzel bir süprizdi,beni anlaması değerlendirmesi ne hoş süprizdi.unutulmamıştım işte..
Hastanede çalışıyorsanız alışkanlık böyledir adı hastanedir adı maalesef hastadır.sen hastaneye neden gidersin?? ziyarete gitmıyorsan hastayım diye gidersin. yada hastamıyım acaba bana neden böyle oluyor diye gidersin..sanmayın ki ben her görüşmeye gelene hasta diyorum..aslında tam tersi..psikatrik bir teşhis ile hastalığının adı konulan kişilerden bahsederken bile bundan sakınırım … sözlerimden alınmazlar iyi niyetimin gözlerimden anlaşıldğını söyleyip dururlar.çok zeki hassas insanlardır .. önemli olan değer vermek kişinin ne dediği ne istediği ile ilgilenmektir.yaklaşımlar yöntemler iletişim kurma biçimi herkese göre psikologlara göre de değişebilir…psikolog adını kullanmaktan da sakınırım bunu ulu orta söylemem.. etiketlerden uzağım ..ben iyi bir dostumdur.bana birşey anlatan kişinin yanında olan bir dost.
danışan hasta müşteri gibi tanımlamalar bazen kurumlara göre yada yardım almak için gittğin sorunun niteliğine göre değişebiliyor.tanımlamalara takılmak illede gerekmez.iletişim içinde zaten onu nasıl gördüğün değer verdiğin anlaşılır ve oda sana değer verir…okulda eğitim gören bir bireysindir belkide oldukça ağır bir sorunun yada rahatsızlığın vardır adın orda öğrencidir rehber öğretmenin karşısında öğrencisindir danışansındır .özel bir yardım merkezine gidiyorsundur adın danışandır..hastaneye gidersin kuyrukta beklersın doktor içeriden sekretere seslenir sıradaki hasta..sıradaki danışan demez.yada ismini söyler,şimdi herbişeyden de alınacakmıyız? bazısı isminin de telaffuz edilmesini istemez orta yerde, belki?
sorun yada rahatsızlık duyduğun şey veya rahatsızlık en basitten daha ağıra göre gruplara ayrılabilir..dersteki bir başarısızlık yada bir aşk sorunundan daha karmaşık aile sorunlarına yada psikolojik semptomlarla( psikosomatik) yada psikiatrik özelliklerle kendini gösteren (sebebi her ne olursa olsun ) farklılıklar gösterebilir .birtakım sorunlar diğerleri ile karışmış birbirini etkilemekte olabilir..Psikologlar yada psikolojik danışmanlar yardım almak için gelenlerin kendilerine hangi sorun ile gelirlerse gelsinler hepsine önem vererek ele alırlar.herkesin sorunu kendisi için önemlidir..bir kitapta şöyle benzer birşey okumuştum sizin ,sizi çıldırtan diş ağrınız size çinde olmuş bir depremden daha önemli gelir..o nedenle sorun sorundur . bu hastalık bu basit bu ağır bu hafif diye diye tanımlamak değil işimiz..işimiz insana yardım etmek..neyse fazlaca uzattım ve fazlaca felsefe oldu.
alaycı uslup derken maalesef ben de sizin bahsettğiniz yorumlardan hareketle böyle demiştim..ama,yine ama diyeceğim isim vermekten birilerini apaçık suçlamaktan sa genel konuşmayı yeğledim…tarzım değil böyle yapmak,özellikle de net gibi bir ortamda böyle yapmak.
Bu son yorumum ben yanlışlıkla geldim..geçerken gördüm zülf-i-yarıma dokundu iki cümle yazayım dedim ( pişmanım dedi:) )
yazdığım şeylerde sizin söyledğiniz gibi mantıksal bir içerik olmadığını yada yine sizin deyiminizle zırvaladığmı sanmıyorum
herkese relaks mutlu günler..sürç-i lisan etti isek affola
L.A. sadece güzeeeeeelllllll, felsefeye devam diyeceğim. çünkü felsefe, sosyoloji temeli olmayanın insanı anlamakta yüzeysel kaldığını her gün görüyoruz. insan et değil, kemik değil , hücre değil sadece. evet bunu hepimiz biliyoruz da bilmek hayata geçirmekte yeterli olmuyor. buna içten inanmak ve insanı anlamaya çalışmak da gerekiyor. bunun için de insanlık tarihinde olgunlaşan “insanlığı” bilmek gerekiyor, düşünsel izini takip etmek gerekiyor. Aklında şu veya bu şekilde soru işaretleri oluşturmuşsak ne mutlu bize. eleştirel düşünmekten korkan,sunulanı olduğu gibi kabul eden, sanki kendisi yokmuşçasına şeffaflaşan ve aslında yok olan tüm kolaysever, hazır lokmacılara selam olsun.
Aklımda soru işaretleri oluşturmak mı?? Çok özür dilerim ama burası aklımda soru işaretleri oluşturmadı. Ben zaten meslek hayatımda daima soruların içindeyim.sizin şu anda beni anlayışınızdan çok çok daha zengin bir düşünce yapısına ve anlayışa sahibim
)
sizin de aklınızda soru işaretleri oluşşaydı da ben de mutlu olsaydım biraz.felsefe diyorsunuz sosyoloji diyorsunuz insan diyorsunuz et kemik değil diyorsunuz böyle derken sanki psikiatrler robot duygusuz varlıklar yada onlar ilaçtan başka birşey okumuyorlarmış gibi bir anlam çıkarıyorum.yok yok pardon yoksa bana mı diyorsunuz ne? düşündüm ve birden soru işaretleri oluştu ve birden bende eleştirel düşünceyi mi başlattınız..hayır yanılıyorsunuz ben zaten düşünen bir varlığım:)) Ben sadece tarzdan bahsediyorum.Kerem doksat alaycı ifadelere yer verdi sizde ondan aşağı kalmadınız , siz de az daha beni yargısız idama götürüyordunuz..durun biraz..biraz durun..düşünün..sizde düşünün…ben sadece kavgalı tarzı sevmiyorum sana yapıldğı zaman sen onun yerınde oldğun zaman, sana yapılmamasını isteyeceğin birşeyin başkasına yapılmasını istemiyorum bu sizin için yazılmış cümleler değil sadece,ben genel konuşuyorum belki de size değil başkasına söylüyorum..şimdi yine beni karşınızda algılayacaksınız diye birde açıklama yapıp duruyorum
Kerem Doksat ‘n alaycı uslubünü alkışlıyor falan değilim , sizin Üstün Öngeli savunma yada koruma yada düşüncelerinizi belirtmiş olmanızı da çok görmüyorum..
Ben sizin ne demek istedğinizi anlamıyor değilim.Siz nasıl sizi anlamayacağım düşündünüz ki? Ben zaten bu konuların içindeyim bu meslekteyim ..siz sorunlarınızın konuşarak kendinizi anlatarak ,anlaşılarak çözülmesini istiyorsunuz .ilaçların sizi uyuşturduğunu gerçek sorunların ise ilaç kullanımından sonra da devam edeceğini düşünüyorsunuz..gittiğiniz uzmanların sizinle tam olarak ilgilenmediğini tam olarak değer verilmediğinizi hissediyorsunuz.herşeyin para ya ticarete dayalı olmasından rahatsızsınız..bazılarınız da tıp doktorlarının diğer meslek gruplarını aşağıladıklarını onlara değer vermediklerini söylüyor..
psikiatri uzmanları da kendi anlayışlarını yanstıyor ..çevresel sorunları yada koşullardan kişinin içinde bulunduğu durumlar nedeniyle yaşadığı sıkıntıların ilaçla düzeleceğini düşünmeseler bile, artık koşullar düzelseydi bile bir insanın düşünme mantık süreçlerinin bozulduğu psikolojik fizyolojik yada psikosomatik belirtilerle ortaya çıktığı durumlarda ancak ilaçla düzeleceğini söylüyor.yetişme ve eğitim şekilleri farklı onların..eminim siz de tıp okuysaydınız bunu anlayacaktınız..şimdi kalkıp hala bana ileri geri konuşacaksanız ben eleştiri yağmuruna şemsiyemi açtım buyrun konuşun daha da cevap vermeyeceğim.eğer birgün ilaçlar tamamen ortadan kalkacaksa,kalksın
olmaz olmaz deme olmaz olmaz:)) ben ille de ilaç ilaç lütfen ilaç demiyorum ya
ben tv de dergilerde bir takım yazılarda bazı psikiatrlerin,psikologlarla ilgili söylediklerine hiç tepki vermemiş bir insan değilim .uzaktan yakından tanışıklığım var sa ben de yazdım ve sen ne diyorsun demedim değil nasıl sözler bunlar demedim değil, tabi bu tarzda sormadım..kısaca anlattığım için. ( çok kısa maaşallah) en son tv de haydar dümeni görmüştüm valla..önce kendi uğraştığı sorun grubuyla ilgli seyirci sorularını yanıtladıktan sonra oturduğu yerden kalktı sahneye çıktı ben psikolog değilim psikiyatrim bak tekrarlıyorum psikolog değil..psikolog şudur psikatr budur biz 6 sene eğitim görüyoruz sonra 4 sene daha eğitim görüyoruz..tam hatırlamıyorum ne şekilde söyledğini ama birkaç kere vurguladı..o sırada psikolog nedir diye bir soru filan da geçmemişti sanırsam oda ek bilgi olarak geldi..yani bunlar dikkat çekiyor.tabi Haydar Dümeni aramadım:)) zaten bişey deseniz ben ne dedim ki diyorlar .gerçekten de samimi bazıları bunu söylerken..incitmekte istemıyorum kimseyi..neden inciteceğim ki? ne gerek var,böyle bir konuyu gereksiz buluyorum..kimsenin müşterisinin azalacağını sanmıyorum ben..ne psikiatrlerin ne psikologların..ha birde müşteri meselesi değil tabi ..insani boyuttan bakıyorlar, onlarda, alanları çerçevesince… ilaç alması gereken yerde hastalar yanlış bir bilinçle tedaviden mahrum kalıyor diyorlar hastalar zarar görüyor diyorlar,böyle düşünebilirler ben anlıyorum..sonuçta psikiatri dışındaki bir hastalıkta bile hastayı zorla tedavi de edemezsiniz..sonuçta hastaların kararı ..psikologların tavırları psikiatrlerin tavırları hepsi süreci etkiliyor
ben daha fazla yazmak istemiyorum..düşünmeme de gerek yok,bildiğimiz şeyler..enerjimi bu türşeylere harcamak istemiyorum,gergin ortamları sevmiyorum.Bana birşey getirmiyor
Bu ne ya? heryerde kavga? ben sanatla alakalı birşey arıyordum yanlış geldim.
ömrünüz güzellikle iyilikle mutlulukla geçsin.hoşçakalın .SON
Bu sütuna,başlangıçta yorum(!) yazanlardan biriyim hatta ÜSTÜN ÖNGEL ile de özel adreslerimizde, az da olsa gergin bir tavırla yazıştık.Kerem Doksat Hoca’da,bu vesileyle tenkid etmek istediğim bir ayrıntı var.Üstün Öngel için, ki kendisi ile sonuçta mutabakat dahi sağlayamadık,hafif ifadeler kullanması;”"medyum memiş,alçak irtifadan uçuyor”" gibi.Kaldıki,ben Üstün’e,Kerem Hoca’nın “”bana şöyle şöyle ” ayıp ifadeler kullandı,üstelik de ingilizce olarak,açıklamalarını bizzat da sordum.Açıkcası bu sorularıma sessiz kaldı “”telefonda”…
Şimdi nerede duruyoruz bu müzakerede!
Kabul etmeliyiz ki,ilaç tekelleri,yerli temsilcileri vs.,((bu konuda,başlangıçta,mersin’de olmakta olanları uzun uzun yazmış,hiçbir hekimden konuyla ilgili bir karşılık da alamamıştım)) belki biraz ağır bir ifade olacak ama,doktorlarımızı “”satın”" alıyorlar…
Bunu elbette Kerem Hoca da bilir.Yılların hekimi.
Meslekdaşı bir ruh/hekimi,İstanbul’da, önemli birdevlet kurumunda çalışan,özel olarak da PROZAC araştırmacısı, bana uzun uzun PROZAC konusundaki FİRMA–HEKİM ilişkilerini kaç kez anlattı.
Mersin’de,çok yakın bir eczacı arkadaşımın eczahanesinde,”"devletten”" gelen PSİKİATRİ reçetelerinde,hekimlerimizin nasıl peynir–ekmek gibi adeta VARA YOĞA PROZAC yazdıklarını,gözlerimle gördüm.
Yani kısaca,artık HASTALIK yoktur,bu durum İLAÇ TEKELLERİNİN çizdiği rotada sürdürülecek bir kepazelik noktasındadır.
YANİ ASLOLAN hastalığın sağaltılması değil,İLACIN EN KISA RAF ÖMRÜ İÇİNDE,hastanın gırtlağından içeri girmesidir.O KADAR…
Gelelim bilim “”nedir”" meselesine…
Prf Oktay Sinanoğlu Hoca ile Mersin’de misafir ettiğimiz zamanda, şahsen yaptığım uzun mülakat sonucunda,bir “”anlama ve öğrenme”" keyfiyetinin BİLİM olabilmesi için gerekli olan en temel şartın,”"O ALANIN BİR SABİTESİNİN”" olması gerektiği noktasıdır.
Yani,KAPALI KAPLARDA SU ….DERECEDE KAYNAR….
Sahilde,normal şartlar altında bir cıva basıncı ….şudur,BOTİÇELLİ.
Bugün EINSTEIN ‘ın 1. ve 2. yasası((genel ve özel görelilik)) dahi çatır çatır yeni KUANTUM algılaması bağlamında tartışılıp,yeniden denetlenirken,PSİKOLOJİ—PSİKİATRİ için, temel bilim alanlarıdır, denemeyeceği kanaatindeyim.
AKCİĞER KANSERİ öldürür,hem de kesin!Doğru.
Peki 75yaşında olup da KAÇ SENEDİR akciğer kanseri tedavisi gören bir yakınımı,iki yıl kadar önce kanser olduğundan haberdar edilip,çocukları benden ek yardım istediklerinde,hekimi gözetiminde,yurt dışından tedarik ettiğim bir KARIŞIK BİTKİ USARESİ ile takviye tedavi sağladımızda, ONKOLOĞUNUN “”vallahi bu işten birşey anlamadım , benim akciğer vakalarına,durumuna göre en fazla 2yıl tanıdığım süre,sizin vakanızda iflas etti,….BEY AMCA”" demesini nasıl değerlendireceğiz.
Bu emekli bürokrat yakınım,hani hayata küsmüş olsa,belkide süreci hızlandırmak için yeniden tütüne ve kulüp rakısına başlayacak.
hayır efendim,kılasik tıbbın değerlendirmeleri bu vakada tutmadı.Peki 40da yılda bir böyle olağanüstülük olur canım diyerek geçiştirecek miyiz bu fenomeni?
Efendim şizofreni tedavi edilemez?
Anlamam,ukalalığı da sevmem,ukalaları da….
Peki haniyse, eleştirilmekte olduğu gibi,gelene gidene “”depresyon”" deyip,galat ifade edelim,habire antidepresan dayamak da neyin nesi?
Yani af buyrun ama,neredyse nezleye bile çağın hastalığı “”depresyon”deyip,buyrun prozac içiniz,şifa bulursunuz….
Merhamet içeren bir tavır değil.
saygı ve sevgi dileklerimle
L.A
“insan diyorsunuz et kemik değil diyorsunuz böyle derken sanki psikiatrler robot duygusuz varlıklar yada onlar ilaçtan başka birşey okumuyorlarmış gibi bir anlam çıkarıyorum.” demişsin
Yaklaştın!
“ben zaten düşünen bir varlığım:)) “
L.A Düşünen bir varlık olmana sevindim. Ne dediğini sen anlıyor musun acaba çok merak ediyorum.
“şimdi yine beni karşınızda algılayacaksınız diye birde açıklama yapıp duruyorum”
Alemsin L.A
”ben daha fazla yazmak istemiyorum..düşünmeme de gerek yok,bildiğimiz şeyler.”
Düşünen varlık L.A ya ne oldu? Sanırım “İşine gelmeyince düşünmeyen varlık L.A “ oldu.
Yunus kaya,siz de kışkırtmayın yazmak için ille beni:)))
hem aman boşverin benim sözlerimi,ne yazdıysam yazdım, ne demeye geldiysem geldim ..birde benim sözlerimi parantez içinde yazıp yazıp bu nedir bu nedir demeyin bütünden çıkarıp..nerden geldi acaba düşünen varlik lafı aklıma..bir felsefe kitabında mı geçiyordu ..insan düşünen bir varlıktır diye..bak şimdi konudan da sapıttırıyorsunuz,çıkalım konudan bence,yeterince konuşulmuş:))
çok düşünen irdeleyen biriyim ben,detaylara takılırım,benden ya psikolog olur ya detektif olur yada deli olur.ama ben birincisiyim:))öbürlerinden de varsa azcık,varsın olsun..normal mi kaldı şimdi bu devirde..toplumca üşüttük,hep beraber merak etmeyin..ne sen ne ben ne o hep beraber..gülelim gitsin..düşüne düşüne geldik bu hale,düşüne düşüne geldim bu hale..ve düşünmemeye karar verdim. yeterince düşündüm her konuda düşünmekten bir hal oldum..ve sonra..birden..birden bire düşünmemeye karar verdim..düşünme irdelemede yeterince yeterince asistanlık yaptık artık yetti gayri..ne taşra çalıştığım yer ne büyük şehir.. ortada olmak en zorudur..ve bir sürü mesleki zorluklar yaşadım..özel çalışmıyorum çünkü…hallaç pamuğu gibi olduğum günlerden biri bugün..tartışmak kavga etmek bi kolay bi kolay..barışık olmak birilerini anlamak ta bir okadar kolay..kelimeleri seçmek pek zor..seçtiğimiz kelimelerle yol alıyoruz….kelimelere dikkat etmedik mi,düşüncelerin doğru da kelimelerini seçemedin mi yandın gitti yandım gitti
Yanmak gerekiyor, kaçmak(ilaç, teşhis kaçış) yerine yaşamak, yuzleşmek. Tersine, yeteri kadar düşündüm ve ya düşünmeme gerek yok dediklerimizi düşünmemiz gerekiyor. Normal diye birşey yok, hayat var ve hızla geçiyor. Önemli olan geri kalan zamanı nasıl değerlendireceğimize karar vermek. Uyuşarak mı? Kendimize yalan soyleyerek mi? İçimizdekileri inkar ederek mi?
Bu şekilde gider nasıl olsa diyerek mi? Bitki olarak mı devam etmek istiyoruz yaşamaya, hafızamızı yoketmeye çalışarak mı? Ne yaparsak yapalım kendimizi kandırabilir miyiz?
sayın üstün öngel ve şarlatanları
şunu hatırlatmak isterimki sizler şuanda asılsız söylevlerinizle ve gereksiz tavırlarınızla insanların kafalarını karıştırıp dumanlaştırırken bu dumanları bir bir sayın doksat ve tüm psıkıyatrlar temizlemeye çalışıyor.psıkıyatrı bilimi 1800 lerin başından beri var olan br bilimdalı belki dahada eski lütfen annenanize yada dedenize hatta çok değil babanıza sorarmısınız sosyalpsıkoloji nedemek ben sordum bir araştırma için gittiğim anadolunun en güzel köylerinden birinde o mis kokulu anadolu kadınlarımız okuma yazma dahi bilmeyenler sizin mesleğinizden haberdar bile olmazken doksatı ve bu bilime emek verenleri tanımışlar hatırlatırımki üfürükçülerin devri bitti sizinde onlardan bir farkınız yok.. siz sayın armana demeçler verirken ve bu düzeysiz demeçlerinizi heryerde atıp tutarken bu insanlar kongrelerde daha nasıl iyi olmalı bu bilim ;kaygısıyla yanıp tutuşuyorlar..
belliki sen hayatında hiç depreyon geçirmemişsin depresyonunda ne olduğunu bilmiyorsun depresyon bir acıdır bir ızdıraptır en az doğum sancısı kadar bu acıyı ancak psıkıyatristler dindirebilir ..bir doğum sancısının 8 ay sürdüğünü düşünebiliyormusun depresyondaki acının insanı ne hale getirebileceğini sana yalvarırım çek git insanlar bilinçlenmişken bu insanlara zarar veripte asıl intiharı gerçekleştirme ..
psikiyatri eşi..
Psikiyatri eşi Sayın Hande Hanım,
Bir eş olarak endişenizi anlıyor ve çabanızı saygıyla karşılıyorum. Çok güzel bir örnekle de kendinizce bir açıklama yapmışsınız. Yalnız atladığınız bir konu var. Yanlışım varsa lütfen düzeltin:
Doğum sancısı çeken birine ağrı kesici verilmez. Hatta sancının olması iyidir. Sağlıklı bir doğum için gereken ilk şarttır bu.
İsterseniz ağrı kesici alabilirsiniz tabi, eminim bir süre kendinizi çok iyi hissedeceksinizdir. Peki ya sonra?..
Anadolu’daki okuma yazma bilmeyen insanlarımızın muhakkak ki haberdar olmadığı birçok şey var. Bu onların bildiği şeyleri doğru yapmaz. Onlara göre somut şeyler iyidir, doğrudur. Uzağa gitmeye gerek yok. Sadece benim çevremde bile tanıdığım küçük, şirin köylerimizde yaşayan insanların herhangi bir şikayetten dolayı doktora gittiklerinde neye göre kıyaslama yaptıklarını biliyorum. Ne diyorlar biliyor musunuz?: “bu doktor hiç bişey bilmiyor. Senin bişeyin yok dedi. Hiç ilaç yazmadı!” veya ” bir doktora gittim. sağolsun, bir sürü ilaç yazdı” ( lütfen onları küçümsediğimi düşünmeyin, bu ülkemizin acı gerçeklerinden bir tanesi ). İlaç onlar için somuttur. Ona inanırlar. Çünkü bilmiyorlar..
Bir konuya daha değinmek isterim; Üstün Bey’e ve diğer psikologlara üfürükçü, anti-deprasanlara karşı fikirlerini ortaya koyan, zararlarını anlatan (ki bu fikri savunanların birçoğu hayatlarının bir döneminde anti-depresan kullanmış) insanlara şarlatan diye sesleniyorsanız, siz de bir psikiyatrist eşi olarak nereden nasıl seslendiğinizi bir düşünün derim.
U.S.’ye katılıyorum. Ayrıca psikiyatrist eşi olmanız söylediklerinizin doğru olduğu anlamına gelmez ve 1800′lerden beri insanlara neler yapıldığını çok iyi biliyoruz.
sayın U.S
öncelikle açıklamalarınız için teşekkürederim yanlız ben psikologlara ve üstün beye direk şarlatan demedim bu kelimeyi niçin kullandığımı size izah etmem gerkirse Ayşe Arman soruyor Başak olayında durum nedir:Zâten sorunluydu. Bir an geldi gözünü mü karartı? O normâl bir insan, bir anda kendini kaybetti. Mi?
cevap ise:
— Âilesinin ve psikiyatrinin kurbanı o
bakın sizce bu psikiyatristlere nedemek istediğiini ortaya koyuyor onları ve bu bilimi yoka sayıyor bunu yapması için yani bir bilimi çökertmesi için elinde çok ciddi kanıtlarının olması lazım belkilerle bu yürümez.ben şarlatan olarak sadece bu tartışmayla igili değil heranlamda böyle düşünüyorum yani şimdi belki üstün bey belki bizler doğruyu düşünüyoruz bakın doğru diyorum her iki görüşte doğru ama gerçek ne gerçek ortaya çıkmadan halkı bu şekilde paniğe düşürmenin kafa bulandırmanın bir anlamı yok işte bu kısım bence şarlatanlık.teori pratiksiz küreksiz sandala benzer teorilerden sıyrılıp gerçeklere ulaşmadan insanları panikletmeyin.ayrıca psikiyatri eşi olmamlada bir ilgisi yok savunduğum düşüncemin ve herhangi bir çaba içinde değilim.
şimdi gerçekten nevrotik bozukluğu olan bir insanı bile aman ilaç almasında bizi kesip biçmesin diye doktora götürmüycek aileleri tahmin edebiliyorum terapi sadece kendi başına yeterli olmayabilir.
işte böyle durumlar için aileleri yanlış yönlendirmeyelim bence ..
Üstün Öngel ve Ş..lar sözü beni fazlaca içerletti..Üstün bey psikologtur ben de psikoloğum.Şimdiye kadar ne psikologlarda ne psikiyatristlerde şarlatana denk gelmedim..oysm ile girilen bölümlerde şarlatanlık ve üfürükçülük diye bir bölüme hiç rastlamadım..Öngel’ e gelince sadece psikiyatriyi değil psikologları da eleştirmiş yazılarında..eğitimle yada kişilik özellikleri ile alakalı iyileştirilmesi gereken durumlara değinmiş..Burdan hareketle kalkıp Öngel’ in en büyük benim dediğini falan düşünmüyorum ben.Özellikle bir şahsı ele aldığını da düşünmüyorum.Yaşamın renkleri bunlar ,farklı birşeyler görmek,değişik düşünmek.
Psikologluk iyiyi güzeli uyumu araştıran bir meslektir..Özellikle de insan sorunlarıyla ilgilenenlerde dolaysız olarak bu böyledir.Psikoloji hem bir bilim hem de sanattır.insanların duygularında düşüncelerinde rahatsızlıklarında derece farkı olabilir.psikolog daha ziyade sağlıklı insanın gelişimi ve daha iyi olmasıyla ilgili psikiyatrı ise daha fazla rahatsızlık boyutunda olan kişilerle ilgili.psikopatolojik durumlarla ilgili çalışan psikologlar olduğu gibi psikoterapi ile ile de ilgilenen bu alanda çalışmalar yapan psikiyatristler vardır. yüksek lisans doktora yada uzmanlık alanlarından sonra bile hala branşlaşmaya daha özel ilgilendikleri alanla ilgili daha spesifik konularda araştırmaya girenler olabiliyor branşlaşma daha da dallara ayrılabiliyor diğer alanlarda olduğu gibi
Bilimsel tartışmalarda kavga olmamalı herkes ortak bir amaçta eleştirilerini ve desteklediği şeyleri açıklamalı… ayrımcılık değil birleştiricilik olmalıydı.psikoloji yada psikiatri ancak birbirini tamamlar
Burada olan söz düellolarının hala gereksiz olduğunu yazdıklarımında gereksiz olduğunu düşünüyorum.Gerginlik yaratmak her yerde olduğu gibi burdada manasız..Biz iyiyi güzeli mutluluğu aramıyormuyuz. Herşey kendi gelişimini sürdürecek
sadece psikiyatri eşi değil üniversitede eğitimciyim neden bu bukadar yanlış anlaşıldı ben eşiyim diye belirtmek istediğim bu meslekteki çabaları objektif olarak görebiliyorum demektir.en azından dışardan bakıyor ve inceliyorum..
Sayin Hocam,
Nitelikli elestiriniz icin tesekkurler. Bahsi gecen adam kaale alinacak birisi degil belli ki, (yukarida yorum yazan bazilari gibi) ancak bir misyon adina emeginizin degeri buyuk. Bunu yayinlayan yazar ise niteliksizligin ve yoz kulturun Turkiye’deki sembollerinden birisi. Kendisini bu seviyede bir insani konuk edip onu dinleyip kosesinde yayinlamasi , yatak odasi hikayelerini kosesinde anlatarak ekmegini kazanan birisi olarak kendisi icin cok sasirtici degil hatta psikiyatri gibi kendi yoz ve yuzeysel anlayisini cok asan derinlikte bir konuya ilgi gostermis olmasi acisindan kendisi adina olumlu bile sayilabilir. Beni asil sasirtan sizi daha once nasil konuk etmis, orasi daha ilginc. Ayse A, herkes tarafindan bilinen, okunan ve zerre kadar kaale alinmayip surekli asagilanan bir soytari-yazar, bunu bile bile sizin de onunla bir soylesi yapmaniz, sizin niteliginizde bir insanin aciklamakta zorlanacagi bir sey olabilir mi?
Sizi ulke disindan takip ediyorum, sizin gibi insanlarin varligi bana ulkem adina umut veriyor. Elestirileriniz kimilerine sert gelebilir, saldirgan da gelebilir , ancak bu niteliksiz, cahil ve zavalli insanlarla (roportaji yapan da dahil), ustunuze basiniza sicratmadan mucadele edilemez. Buna herkes cesaret de edemez. Enerjinizi takdir ediyorum, aman siz o enerjiyi kaybetmeyin,yoruldugunuz an, bayragi bizler devralacagiz, arkadan geliyoruz. Saygilar,
Dr. Ulas Mehmet Camsari
Cleveland Clinic Psikiyatri Bolumu
3. Yil Uzmanlik Ogrencisi
Cleveland, OH, A.B.D
Sevgili Meslekdaşım Ulaş Mehmet Camsarı,
AA beni röportaj için aradığında 20 senelik evliliğim yeni bitmişti, epey popülerdim ve esas niyeti o konuyu konuşmaktı. Daha önceden (şimdi rahmette) Yener Süsoy Üstâd ile çok nitelikli bir röportajımız da neşredilmişti Hürriyet’te. Şimdiki gibi “low profile” da takılmıyordum. Boşanma ve özel hayat hakkında konuşmamak sözü ile kabûl ettim.
İşte, öylesine bir sohbetti. İş döndü dolaştı, homoseksüalite ve biseksüalitye geldi; yazacak konu arıyordu AA. Ben de evrimsel açıdan hemen bütün hayvanlar gibi hepimizin potansiyel panseksüel, yâni en azından potansiyel biseksüel olduğumuzu ama görgü, kültür ve eğitim gibi üst yapı kurumlarıyla bunların şekillendiğini söylemiş, tarihten de örnekler vermiştim. Hâttâ Eflâtun’un Diyaloglar eserinde erkek ve kadın kalçalarının mukayese edildiğinden ama Türkçe tercümelerde bunların sansürlendiğinden, Eski Yunan ve Roma’dan, Osmanlı’daki Saray Oğlanları’ndan filân bahsetmiştim. Freud’un psikanalizinde de bu konunun nasıl önem taşıdığını kısaca anlatmıştım (Wilhelm Fliess’le yaşadıkları vs.). 2.5 saatlik sohbette an fazla 15 dakikalık yer aldı bu konu. Ertesi gün kutu içinde “Prof. Dr. M. Kerem Doksat diyor ki hepimiz potansiyel biseksüeliz” diye neşredildi.
Güldüm, arayıp “yâhu neler konuştuk, neden cımbızla çıkarıp da bunu yazdın” diye sordum. “Yok ama, çok tepki aldı, iyi oldu” dedi.
Daha sonra birkaç kere karşılaştık, selâm verip geçtim. İkinci bir yaklaşıma baştan sed çekmeyi tercih ettim.
Bayrağı almak için biraz acele edin lûtfen; buraklarda hayat gittikçe çekilmez olmakta…
Başarı ve saadet dileklerimle gözlerinizden öpüyorum.
bir psikolog olarak yazılanlara çok üzüldüm…bu zıtlaşma hiç hoş değil…psikoloji bir bilimdir..psikiyatri de bir bilimdir…ikisinin de omuz omuza çalışması gerekirken bu çirkinleşmeyi horoz dövüşü gibi ilkel buluyorum…
çok değerli hekimlerimiz var…verilen ilaçlarla (düzenli kullanıldığı takdirde) psikoterapiye hazır hale gelen hastalarımız var…ilaç fizyolojik dengemizi sağlamak adına faydalı olduğu bilinir ve hastalarımda da gözlemekteyim…ancak psikolojik problemlerin nüksetmemesi için ise psikoterapi şarttır…şahsen sağlam bir psikoloji bilgisine sahip psikoloji kökenli insanların psikoterapide daha başarılı oldukları (alınan psikoterapi eğitimlerinde, süpervizyonlarda ortaya çıkıyor) kanaatindeyim…ancak psikolojik yaklaşıma önem veren psikiyatristlerden donanımlı olanların da bu alanda başarılı olduklarına inanıyorum…Herkes işini yapsın…işini düzgün etik olarak yapan herkes başarılı olacaktır…
saygılar
duha ve inşirah surelerini okuyun (mealleriyle tabii).
öyle bir yaratıcıya inanın ki o, settârul-uyûb (ayıpları en çok örten / en iyi şekilde örten) olsun, gaffâruz-zünûb (suçları en çok affeden) olsun, allâmu’l-guyûb (gizli sırları, kayıp olanı -gönülden geçenleri de en iyi bilen) olsun, mücîbü’d-daavât (her türlü dua ve isteklere cevap veren) olsun ve bütün bunlara rağmen kapısına gelenden asla bir ücret istemesin, seans başına ücret tarifesi asılı olmasın duvarında. kapısı günün 24 saati açık olsun, lobide bekletmesin, başkalarıyla ilgilenirken sizi unutmasın, sizi dinlerken burnunu karıştırmasın, sizin her türlü acz ve isyanlarınıza sabırla muamele etsin, siz ona bir adım atınca o size on adım atsın, siz ona yürüyünce o size koşsun… isteseydi bazı varlıklara yaptığı gibi sizi kendine bağımlı hale getirebilecekken, sizi her konuda, her davranışta özgür bırakan biri olsun. siz zarar vermediğiniz sürece asla bozulma ve deformasyona uğramayacak ve tam bir mükemmeliyetle işleyen bir düzen kurarak sizi bütün evren içerisindeki en uygun mekanda ağırlayan bir kudret ve bilgiye müacaat edin ki kullandığınız kelimelere, ifade biçiminize takılmadan size şifa olsun, yardımcı olsun, dost olsun, koruyucu olsun.
kapitalizmin, materyalizmin ve bilumum izmlerin şerrinden ona sığının. o en büyüktür ve o ne güzel bir vekildir. onun tavsiyelerine uyun ve ona dayanın. onun hiçbir reprezantın adamı olmadığından emin olun.
ona dil uzatanlardan yüz çevirin. öylelerini ona havale edin. cevap vermek için klavyeye muhtaç olmayan o, övgülerin en yücesine layıktır.
“ancak bu niteliksiz, cahil ve zavalli insanlarla (roportaji yapan da dahil), ustunuze basiniza sicratmadan mucadele edilemez.”
Birincisi, neyin mücadelisini veriyorsun pek anlamadım.
İkinicisi, bir psikiyatr bu üslubla yazar mı? Hiç olmazsa yazarken edebini koruyamayan birisi, insan-ı kamil olmayı ve insanlara bu yolda rehberlik yapmayı nasıl becerecek… Pardon sen biyolojik olarak tedavi edeceksin, veteriner misali.
Arkadan geliyormuş. Nereye geliyorsun? Hizmet etmeye soyuduğun insanlara saygı duymadan bu iş olur mu? Bu kafayla veteriner bile olunmaz haberin olsun.
Sayın Metin Doğan Bey,
İsim vermeden şahsıma yönelttiginiz eleştiriniz için çok teşekkür ederim.
Vermiş olduğunuz cevabın seviyeli olmayan üslûbu ve içeriksizliği “Üste başa sıçratmadan mücadele” ifâdesini kullanırken Sayın Hocam Kerem Doksat’a anlatmak istedigim noktaya çok güzel başka bir örnek teşkil etmiş. Tamamen bu sebepten mesajınızı cevap vermeye değer buldum.
Gerek özgün röportajda gerekse altına yazılan yorumların büyük çogunluğunda kendini gosteren kara cehâlet, bilgisizlik, bilimsel birikim eksikliği, yöntemsizlik, “‘bilgi sâhibi olmadan fikir sâhibi olma” alışkanlığı, toplumumuzun önemli sorunlarıdır diye düşünüyorum.
Evet, arkadan geliyoruz, değerli hocalarımızın izinde yetişiyoruz. Şarlatanlarla mücadele etmek için geliyoruz, niteliksiz ve bilgisiz köşe yazarlarından toplumu korumak için geliyoruz; ortadaki mücadeleyi anlayamayanlara anlatmaya, bilimsel sorulara Kur’ân-i Kerîm ve mealleriyle yanı vermeye çalışan çâresiz din kardeşlerimize el uzatmaya, veterinerlik ile biyolojik psikiyatrinin ayırt edilemedigi bir kümes karanlığında kaybolmuş “kâmil” insanlara ışık tutmaya geliyoruz.
Katkılarınız icin çok teşekkürler. Saygılar.
Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı
Cleveland Clinic Psikiyatri Bolümü
Psikoloji kökenli insanlara psikoterapi mi öğretiyorlar fen-edebiyat fakültelerinde; bu tarz şeylere gülüyorum maalesef.Psikoloji bir temel bilimdir ve sosyoloji ne ise psikoloji de benim gözümde odur.
Hastayı görmek ve değerlendirmek, psikoterapiye başlamak ve sürdürmek psikiyatri hekimlerinin işidir; fakat dünyada özellikle de Türkiye’deki psikiyatrist sayısına bakıldığında sayı yetersiz olduğu için bu iş tıp dışı branşlara da yüklenmiş; unutmayın ” Doğa boşluk tanımaz”, mutlaka birileri boşalan yeri doldurur.
Fakat son yıllarda psikiyatri tıbbın popüler ve en seçilen branşlarından biri haline geldi; psikiyatri TUS puanları yükseldi ve bu branşı seçen ve psikiyatriye gelen tıp öğrencilerinin kalitesi arttı. İlerleyen dönemlerde bu alanda kaliteli doktor açığı kalmayacak.
Sayın doktor meslektaşlarım; tıp dışı branşları (psikoloji, PDR vs.)hastanelere sokan ve burada eğitim alıp bizlere cevap verme hakkı tanıyan bizleriz. Yasal olarak bu insanların HASTA görme hakkı yok iken bu hakkı veren ve sınırlarımıza müdahele hakkı tanıyan da bizleriz.
Mesleğimize sahip çıkmalıyız; eğer bir psikolog “benim hastalarım…” şeklinde kendisine başvuranlara hitap edebiliyorsa haddine olmayan tanı koyma, tedavi etme ve doktorun verdiği tedaviye karşı gelme gibi yetkileri de kendisine hak görecektir; fakat geçerli yasalarda HASTAYI DEĞERLENDİRME VE TEDAVİ ETME HAKKI TIP DOKTORUNA aittir.
Benim kanaatimce tıp dışı bu meslek gruplarının hastanede eğitim alma ve çalışma ortamlarının kısıtlanması yerinde olacaktır; dışarıda sokakta kimin verdiği belli olmayan psikoterapi kurslarının psikiyatri çatısı altında tıp fakültelerinde ve eğitim hastanelerinde verilmesi ve buna göre sertifika verilmesi sorunu çözmede etkili olacaktır.
Dr. Erhan Akıncı
BRSHH/İstanbul
Merhaba,
Aşağıdaki satırlar gerçekten siz âitse, isminiz de İstem Göçer (psiko_istem@hotmail.com) ise, kim olduğunuzu ve nerede çalıştığınızı öğrendikten sonra yayınlayacağım:
“bn bir psikoloğum. ne demek psikologlar hiç bir şey yapamaz. psikiyatlar asıl oarak sadece ilaç yazıp yollamaktan başka bir şey yapmıyorlar danışanlarını bir hasta gözüyle ele alıyorlar.ç bbizm eğitimiz ise onların sadece ,insan olduklarını, duygusal farkındalıklarını farkına vardırmaya çalışmak. biz ki üniversitemizde en iyi eğitimi alamya çalışıyoruz. mezun olduğumuz zaman görüşme yapacak becerilere sahip oluyoruz,psikolojik testler eğitimi alıyoruz. psikiytrlar ne yapıyor 6 sene okuyor sonra uzmanlık için okuyor. okuyana kadar bir şey kalmıyor ki. çok ayıp ve saygısızca bence bu şekilde konuşmak”
El cevap:
1 yıl boyunca denizlide bir psikoteknik merkezinde çalıştım. 1 ay önce istifa ettim. Abant izzet Baysal üniversitesi Fen edebiyat fakültesi psikoloji bölümünde okudum ve 11 haziran 2007 yılında mezun olarak psikolog ünvanına sahip oldum.
***
Gördünüz mü asabî psikologu?
Psikiyatrlar sâdece ilâç yazıyormuş, okuyunca bir şey kalmıyormuş.
Türkçe de evlere şenlik.
Allah İstem Göçer’lerden râzı olsun; ne diyeyim?
Bir benzeri hücum da aşağıda var. Hiç ciddi psikolojik yazı okuyup okumadığımız sorulmuş ve psikiyatriyle kıyas istenmiş. Bu ayrı bir yazı klâvyeye alacağım….
Kısacık bir not: 20 senedir davranış bilimleri, psikoloji, epistemoloji ve psikiyatri dersleri veriyorum… En son Eskişehir’deki Psikoloji Fakültesi’nde “Evrisel Psikiyatri” konferansı verdim.
Yaa:))
Sevgiyle…
PARDON BİR ŞEY SORMAK İSTİYORUM
PSİKOLOJİ BÖLÜMÜNDE TÜM DÜNYADA YÜKSEK LİSANSINA GİRİNCEYE KADAR PSİKOLOGLARIN CANI ÇIKIYOR…
ÇITIR ÇEREZ BİR ALAN MIDIR Kİ DE BÖYLE KÜSTAHLIK EDİLİYOR…
PSİKİYATRİDE ALINAN DERSLERİ YAYINLAYIN BİR DE PSİKOLOJİ BÖLÜMÜNDE ALINAN DERSLER ARTI KLİNİK PSİKOLOJİ ALANINDA ALINAN DERSLERİ YAYINLAYIN…
BU NE KENDİNİ BİLMEZLİKTİR…
ACABA ELİNİZE “GERÇEK” AKADEMİK BİR PSİKOLOJİ MAKALESİ ALIP İNCELEDİNİZ Mİ…
OKUMADIĞINIZ BİR BÖLÜMÜ, KAVRAMLARINDAN BİR HABER OLDUĞUNUZ BÖLÜMÜ NASIL ELEŞTİREBİLİRSİNİZ…
Sayın Ulaş Mehmet Çamsarı Bey,
Öncelikle satırlarınızda sezilen hizmet aşkınız için can-ı gönülden kutluyorum.
Eğitiminizin size ve toplumumuza hayırlar getirmesini dilerim…
Ben meramımı kifayetle ifade edememiş olabilirim; Lakin sizin şunları anlamış olmanızı beklerdim.
1) Ben sizin üslubunuzdan cesaret aldım/örnek aldım./aynaladım.
imam esnerse cemaat uyur biraz da değil mi?
2) sizin gibi yüksek eğitim görmüş birisi, bir rehber(adayı) ne demek istediğime odaklanmalıydı.
Kaba, kırıcı ve saldırgan/hoyrat buldum yazınızı. Bunu belirtmek istedim kendi tarzımca.
3) İğnemelemenize gerek yok kendime bir kemalat atfetmedim. dikkatli okuyun.
Anlatmak istediğim buydu, daha sevecen bir üsluba ihtiyacınız var.
4) Kimsenin kimseye karacahil, zavallı, sıçrayan (pislik) vs. demeye hakkı yok.
“Niçin hakkım yok” diye soracak olursanız bilimsel bir içerik sunamayabilirim. Fakat fikrim bu!
Ayrıca, insanlar niçin böyle kötü konuşur bu konuda da bazı fikirlerim var!
5) “veterinerlik ile biyolojik psikiyatrinin ayırt edilemedigi bir kümes karanlığında” diye yazmışsınız. çok komik.
Ben, “biyolojik olarak tedavi edeceksin, veteriner misali.” derken hiciv yaptım. bu nasıl anlaşılmaz?
sizin sevgisiz/asabi/dışlayıcı üslubunuza bir eleştiri var yani. çok mu kapalı?
üslübunuz hiç insanca değil demek istiyorum.
6) “Hizmet etmeye soyuduğun insanlara saygı duymadan bu iş olur mu?” sorusu hala ortada
temel niyetinize katılıyorum. fakat yanlışın kendisi ile yanlışı yapanı ayırt etmeden yazıyorunuz.
7) “Arkadan geliyormuş. Nereye geliyorsun?” derken kendinizi ve mesleğinizi fazla ciddiye aldığınızı düşündüğüm için öyle yazdım. Komik geldi bana bu iddialılık. Hayat bu.
****
Bizi aydınlatmaya gelirken biraz ışık(sevgi, hikmet) da bulunsun yanınızda.
geri bildirim de bir nimettir. İmalarınızı iade eder, iyi günler dilerim.
MKD: İsimsiz neşriyat bana etik gelmiyor (tabii ki teyiti zor), e-adresinden anladığım kadarı ile, aşağıdaki satırların yazarının ismi Lâle Aras…
‘’ Saygı’’ mesleğimizin en önemli kavramı olmazsa olmazı
Tedavi mi yapacaksınız değerlendirmemi yapacaksınız ne yaparsanız yapın ama saygılı tutum ve davranış mesleğinizin ve kişiliğinizin özelliği değilse çok anlamlı değil ne olduğunuzun yada kim olduğunuzun.Ben de buna şaşıyorum.Bir psikiyatr nasıl böyle bir tutuma sahip oluyor ben de bunu anlayamıyorum.Bir sürü yerde değerli yorumlarınız çalışmalarınız emekleriniz var Fakat bu çalışmalarınız başarılarınız bir yerde saygıyla denk gelemiyor..psikiyatristler demek istemiyorum bazı psikıyatrıstler demek daha uygun olacak saygısızlık yapmaktan korkuyorum her şeye rağmen ! hucumlardan bahsediyorsunuz fakat kışkırtıyorsunuz.ipek hanım ,merak etmeyin bence bir psikolog hangı dersleri görüyor ve ne tür çalışmalar yapıyor bunların zaten farkındalar. Akademik makaleleri de okumuşlardır canım ,okumamış olmaları imkansız.. bakın ne diyor psikoloji bölümünde ders verdim..Ders vermek neyi ifade ediyorsa! Buradaki yaklaşım bir şeylerin farkında olmamak yada bir şeyleri bilmemek değil maksat bağcıyı dövmek .Herzaman çoğu insan hakkında iyi düşündüm ve aşırı iyi niyetimle de tanınırım Kendi sınırlarımın yeterliliklerimin yada yetersizliklerimin de farkındayım.Kimsenin meslek alanına ne girdim ne müdahale ettim .Gittikçe farkına daha da çok varıyorum ki artık saygısızlıklar ayyuka çıkmış durumda.Kimse sizin mesleğinizi elinizden filan almıyor.Herkes kendi alanı ve yeterlilikleri içinde çalışmalarını sürdürmesi gerekli. Ulaş beyin şu yazdıklarına dikkat edin.
‘’ Benim kanaatimce tıp dışı bu meslek gruplarının hastanede eğitim alma ve çalışma ortamlarının kısıtlanması yerinde olacaktır; dışarıda sokakta kimin verdiği belli olmayan psikoterapi kurslarının psikiyatri çatısı altında tıp fakültelerinde ve eğitim hastanelerinde verilmesi ve buna göre sertifika verilmesi sorunu çözmede etkili olacaktır.’’
Eğitim alma ve çalışma ortamlarımızın kısıtlanması bu nasıl bir yaklaşım böyle.elinizden gelse fakültelerden psikoloji bölümlerini de kaldıracaksınız.Bence bunun için de bir çalışma yapın da tam olsun.bayrak elinde gelmek arkadan gelmek..savaş var galiba ,karşıdada düşman birliğimi var sanıyorsunuz ne yapıyorsunuz .Biz sizden eğitim almadık siz de eğitim verecek değilsiniz. zaten verme taraftarı da değilsiniz .hem bize ne tür bir eğitim vereceksiniz çok merak ediyorum doğrusu?Ne konuda eğitim vereceksiniz testler le mi ilgili psikoterapi ile mi ilgili? Bir yada ikidir eğitim veren hastane sayısı. Psikoloğun ne yapmasını istiyorsunuz anlamadım.boş oturmasını mı?? Genellikle test için gönderirler hastaneler de..test yapmasını bilen bir psikolog değerlendirme ve yorum yapma bilgisine de sahip olmalıdır..yoksa ne anlamı kaldı ki test yapmanın. O zaman bunu sokaktaki insan da uygular .Aslında size göre psikolog hiçbirşey yapmasın.Hiçbirşey yapmasın çalışma olanakları ve eğitim alma olanakları kısıtlansın..sonrada deyin ki psikolog hiçbirşey yapmıyor.
Hücumdan bahsediyorsunuz fakat asıl hucumu yapan ve kışkırtan sizsiniz.sonra da hatalı kısımları alıp onları alaycı bir usluple anlatıyorsunuz.Sizler sadece psikologları değil zaman zaman kendi meslektaşlarınızı da yeriyorsunuz.Demek ki sizin içiniz de de yanlışlıklar yapan bir sürü kişi var.Öyleyse?
Çok özür dilerim bu tür bir tartışmaya girmek hiç istemediğim bir şey.Ama yaşadıklarım ve tanık olduklarım bir sürü haksızlıkların sürdüğü ve bunları da hiç ummadığım üstelik çok ta saygı duyduğum meslek gruplarının yaptığı ve maalesef artık ben de bir şeylerin farkındayım ve bu tür yaklaşımlara saygı duyamam.Artık iyice emin olduğum bir şey yüksek puanla girilen bölümlerden çıkan insanlar ille de çok saygılı ille de mantıklı davranan insanlar değil.ne tıp fakültelerini ne psikoloji ne de sosyoloji bölümlerini yada bir ekleme daha ne de veterinerlik fakültelerini küçümsemek gibi bir yaklaşım olamaz.Bütün meslek guruplarına saygı duymak zorundayız hepsinin toplumda bir işlevi bir hizmeti var..fakat eğitim alan kişilerin son derece nezaketli saygılı ve kibar olmaları ne kadar iyi olurdu.böylece kimsenin ruh sağlığıda bozulmazdı .yüksek eğitim ile kişilik özellikleri de çelişmemiş olurdu değil mi?
İyi ramazanlar herkese
İsmimi burada alenen açık seçik görünce içim bi hoş oldu. İlk defa ismim internette çıktı .:)) Genç yaşta yıllar önce vefat eden annem ve babam aralarında anlaşarak koymuşlar ismimi.Bana da anlatmışlardı hikayesini çiğdem koyacakmış annem, sarı bir çiçekmiş çünkü çiğdem . babam istememiş sonra annem ikinci bir teklif götürmüşte lale olsun demiş onaylamışlar..biri ismini ben verdim derken diğeri de hayır ben verdim deyip dururdu.ismimi hep çok sevdim,bana sevgiyle hitap ettiler çünkü.Allah rahmet etsin.adımı yazmadım saklamak gibi bir amacım olsaydı e-mailimi de değiştirirdim.etik kural diyorsunuz hem..hem maıl adresi görüntülenmeyecek diyorsunuz hem adımı yazıyorsunuz mailimin bir kuyruğu eksik kalmış.yazmadım çünkü rahatsız edilmek istemedim.Neyse çok ta önemli değil Kerem bey..adım soyadımla birlikte gerçekten çok güzel durmuş..hem ismimin şapkasını da koymuşunuz şapka artık kalkmış ama ben şapkalı seviyorum
öyle daha süslü duruyor. Ben şapka koymayı beceremiyorum.Gurur duydum aslında ..şimdi Kerem bey deyince fark ettim sizin isminiz de çok güzel
.son aylarda bir kitap okumuştum.Buradaki tartışma konusuyla alakalı değildi ama şöyle bir cümle vardı içinde..’’insanın olduğu yerde her zaman kavga vardır. O yüzden barış gelmeyecek..Yine de barışı umut etmeliyiz. Ben şimdi yine umutlandım siz de umutlanın’’ diye devam ediyordu.
…..Ramazan ayındayız,annem derdi ki ramazan ayında bütün şeytanlar bağlanırmış. Sabır ayındayız akşama kadar aç susuz duruyoruz ve bir de ruhumuzu da terbiye ediyoruz..sonra da yediğimiz bir parça ekmeğe bir bardak suya şükürler ediyoruz..huşu duygusu etrafımızı sarmış.. Hiiç tartışasım yok .Aslında hiçbir zaman yok …Güçten kuvvetten düşünce insanın tartışası da olmuyor zaten
Bana göre barışta var kavga da dünyanın kanunu mu ne bu? İnsanız yine de hepimiz barışı istiyoruz.
Rogers ‘ ta öyle diyor zaten. ‘’ İnsan aslında iyiye güzele kendini gerçekleştirmeye yöneliktir’’
bırakın insanları kendilerini geliştirsinler.psikoloji bitirip insanlar terapiye soyunmuyorlardır. Bunu yapamazlar zaten..çalışma ortamı kısıtlanmış eğitim olanakları kısıtlı çok zor koşullarda birşeyleri ilmek ilmek örerek bir yere geliyorlarsa geliyorlardır..Yada ekonomik durumu iyi olanlar daha şanslılar.Benim durumum ise çok özel .psikoloji bitirdim pdr de yüksek lisans tamamladım.Akademik kariyer ve akademik ortamda olmayı dilerken ve üstelik sınavları da kazanmışken kendimi üniversite hastanesin de buldum.Alınan ilk psikoloğum.Daha önce kimseyi almamışlar .eğitim olanakları ve çalışma ortamı kısıtlanmış bir düzen de devam ediyorum.Herşey çok güzel.Hayat gayet güzel ders veriyor. Hayattan güzel eğitici mi var? şikayet etmeyi kendime hak görmüyorum.Beni yetiştiren anne babama psikoloji eğitimime ve başta elbet Allah’ a çok şey borçluyum.Polyannacı değilim ama olumsuzlukları değil olumlu şeyleri görmek isteyen bir mizaca sahibim.
bir sürü konu takip ediyorsunuz yazıyorsunuz okuyorsunuz çiziyorsunuz maşallah benim bu kadar şeye sinirlerim dayanmazdı.Ama yine de neden şöyle relaks bir konu açmıyorsunuz farklı bir şeyler yapmıyorsunuz hep kavga mı olacak? Ve gerçekten bir şeyler kazandıracak mı bu?
teşekkürler Lale Hanım…birileri de bizi anlıyor…kazandığımdan daha fazlasını eğitimlere harcıyorum daha fazla donanabilmek için…sponsorsuz…ve (halen) ebeveynlerim ve eşim haricen
…psikolog kimliğimi layığıyla taşıyabilmek için…
32 yıllık eğitimci annemin varı yoğu tek kızıyım…tüm emekleri ve fedakarlıkları eğitimim içindi…faydalı olduğum her danışanımdan aldığım teşekkürleri ve içten gülümsemeleri annem için alıyorum…
ve mesleğime saygı duyuyorum mesleki sınırlarımı biliyorum…
not:psikoloji eğitimi almadan psikoloji eğitimi kimse vermesin…bizler psikiyatri eğitimi veriyor muyuz?
ciddi psikoterapi eğitimi almış insanlara saygılarımla…çünkü onlar zaten bizlere saygı duyuyorlar…
sevgiler
sayın hocam
bazı konularda her ne kadar benzer düşünmesek de…bu ortamda konuşabilmek tartışabilmek güzel…ben şahsen size ve mesleğinize sonsuz saygım var…bizler sizlerden sonra gelen yeni neslininiz…bu ülkenin yeni yola çıkan evlatlarıyız…sadece psikoloji bilmini anlamak ve bizim de bu meslek adına verdiğimiz çabaların anlaşılmasını bekliyoruz…
sevgilerimle
psikoloji yada psikiyatri deyince bu çok geniş bir kavram oluyor.Ders vermek deyince, ders tanımlarını, adlarını ve ayrıca yüksek lisans ve doktora gibi çalışmalarda çalıştığın kurumdaki alanı göz önüne almak gerekir.Bu nedenle elbette bazı derslerı- örneğin psikoterapi türleri yada grupla psikolojik danışma gibi- o konuda daha yetkin kişiler vermesi gerekse de psikiyatri yada psikoloji uzmanlarının da çalışma alanındaki konulara göre ders vermesi psikoloji yada psikiyatri alanlarındakine yada her ikisine birden ortak alanlarda ders vermesi uygundur.çünkü bazı şeylerde ayrılıklar farklılıklar olabilsede binişikliklerin de olduğu bir gerçek. bazı şeylerde de ortak bir anlayışa yaklaşıma sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum .hele de birlikte ve aynı yerde çalışılıyorsa..bazı ders içeriklerinde yada uzmanlık ilgilerinde net ayırımlar yapılabilse de bazı alanlarda ortak dersleri almak yada farklı dersleri diğer alanlara vermek bence uygunsuz değil.Tamamlayıcı olmalıyız ayırıcı değil.bu benim görüşüm elbet.Kişisel olarak zararı olacağını düşünenler olacaksa bunu bilemem ama bence bilimsel yaklaşıma aykırı değil bu.bence aksini düşünmek aykırı olurdu.Şimdilerde yüksek lisans gibi tercihlerde kendi alanlarından çok farklı alanlarda bireylerin eğitim görebilmeleri kabul edildiğine göre psikiyatri ve psikoloji gibi -hernekadar birbirinden farklı bir şekilde çalışılacak olsa bile- ,birbiriyle içiçe geçmiş bu alanlarda diğerlerine ders vermek son derece normal diye düşünüyorum.nitekim fen edebiyat fakültesinde bazı psikolog arkadaşlarım tıp yada diş hekımlığı fakültesinde insan ilişkileri yada iletişim gibi bir dersi verebildiği gibi yine örnek olarak veriyorum onkolojide çalışan bir psikoloğun liyezon psikiyatrisi yada psikopatoloji gibi bir dersi psikiyatrlerden de alabilmesinde bir abes durum yok sanırım. Bu her iki alanda daha renklılık ve zenginlik yaratacaktır..çalışma ve eğitim olanaklarının kısıtlanması birbirmizi anlamamızı daha da güçleştireceğine ve kurumlardaki hizmetin verimini düşüreceğini sanıyorum.Bence aykırılıklarda değil ortak anlayışın geliştirilmesinde çaba harcamalıyız.Bundan kişisel bir menfaat ummuyorum 15 yılım aynı hastane içinde farklı alanlarda geçti ve emekliliğime zaten 8 yıl gibi bir zaman kaldı.
Kalabalık bir ortama girdiğimde toplum içineçıktığımda.Minübüsteyken,bir yerde otururken sanki herkes bana bakıyormuş gibi hissediyorum ve kendimi çok kötü hissediyorum baskı altında,stresli buda suratıma vuruyor dudaklarımda istek dışı hareketler oluyor ve bu beni çok rahatsız ediyor ve bütün hayatımı etkliyor devamlı böyle oluyor ve çevremde yanlış anlamalara sebep veriyor otobüse binemiyorum dügünlere gidemiyorum kalabalık ortama giremiyorum bundan 1 yıl önce ayıptır sölemsi kızlara bakardım arda bi lafta atardım ama şimdi yabamıyorum niye cünkü kızı görsem hemen yüzümde yanlış ifadeler oluşuyor ama şöylede bişi var kızı görüp görmez icim şöyle konuşuyor bak onun elinde şu var sende yok ama bayan gitrtikten sonra ya ne güzeldi ne güzel bişi almöış evine gidiyo off keşke bunlar yüzüme vursa offfffffffffffff bu sadece ufak bi örnek intihara bile kalkışacak şu gence yardım ne olur
Bir üstteki yorum için “hoca bunu niye almış” diyordum, jeton düştü.
Anti-psikayatr’cılar buyurun burdan yakın hesabı
Mehmet kardeş, bu tip şeyler için bir psikaytra gitmen gerekiyor.
İnternet kullanmayı bildiğine göre bunu da başarabilirsin.
Psikiyatrist eşi nasıl bir adlandırmadır?Hande’nin Hande olarak bir varlığı yok mudur yani?
Sevgili ULAŞ MEHMET ÇAMSARI kardeş ;
Bu sütundaki tartışmalara en başında katılanlardan biriyim,lütfedip yukarılara doğru “tırmanırsanız” görürsünüz.İki ya da üç görüş beyan ettikten sonra,gördüğüm lüzum üzerine,bu tartışmadan çekildim.Bu gece,doğal bir insanî merakla,önceden de estirilmekte olan, deyim yerindeyse,patırtıları merak ettiğimden,bir bakayım dedim.
Ortam,aşağı yukarı aynı minval üzere devam etmekte.Tabii bu arada zatınızın da yazdıklarını gördük ve okuduk.Bir cümleniz dikkatimi çekti!
“Bilimsel konulara Kur’an-ı Kerim ((Kur’an-i değil,bu şekilde yazmışsınız da,sanırım bir klavye hatası olsa gerektir.)) ve mealleriyle yanıt bulmaya çalışan çaresiz din kardeşlerimize yardım etmeye geliyoruz”…
Şimdi anladığım kadarıyla,oralarda, ruh bilim uzmanlığında,üçüncü yılınız.Demekki muhtemelen yirmili yaşlarınızın ortalarında falan olmalısınız.
Muhtemelen temel tebâbet eğitiminizi,memlekette aldıktan sonra,oralara gittiniz.Belkide orada aldınız.Kimbilir…
Valîdem,82 yaşında olup,zamanının Türkiye ortalamasının üzerinde bir eğitim almıştır.Oraların diliyle aktarayım;” Bachelors of Art and Literature degree”" sahibi olup,ingilizce,fıransızca ve arapça dillerine vakıftır.
Mübareğin çok hoş bir sözü vardır ;” evlât,etten evvel çömleğe düşme”" der.Size,oralarda ufuk açabileceği düşüncesiyle aktarıyorum.
Bir diger husus da şudur zannımca.
Şahsen kendinizi bir dine bağlı duyumsamıyor olabilirsiniz.
Belki panteist ya da inançlı bir agnostiksinizdir.
Bilemem.
Bütün bunlar yani hemen yukardakiler,sizinle başlayıp,sizinle biten keyfiyetlerdir.Sizden başka kimseleri de alâkadar etmez ve etmemelidir de.
Ancak,yukarda alıntıladığım cümleniz,YANİ KİTABULLAH ve inanırları ile ilgili, SAYIN UĞUR DUMAN Bey’in DUHA ve İNŞÎRAH surelerini takdim ettiği yazı münasebetiyle kullandığınız ifadeler hiç de şık değil.
Haddinizi çok zorladığınızı düşünüyorum.Bu zorlama içinde,istemeden de olsa,samimi inanç ve takva ((Bkz. Ferit Devellioğlu,Osm. Türkçe sözlük)) sahibi olanları aşağılayabileceğinizi,size tedbiren,bildirmek zorundayım.
Malûm cümlenizin o bölümünü,doğrudan retorik ve hörmenetik disiplinlerinin insafına terketmemiz halinde,korkarım şuuraltınızda,pek de hoş olmayan psişelerin zuhur edebileceği endişesini taşıyorum.
Açıkcası,KİTABULLAH’a vakıf biri misiniz?
Sezgim,olmadığınızı imliyor.
Şayet böyle İSE,hangi yetki,ehliyet ve sorumluluk dairesi içinde,inananların “acz” içinde olabilmekte oldukları hükmüne varabiliyorsunuz?
Şayet VAKIF iseniz;
Mutlaka inananların,nokta hedefinizdeki tespitiniz çerçevesinde,içinde bulunduklarını imlediğiniz “acz” durumuna,KİTABULLAH’dan “”delil”" getirmek mecburiyetindesiniz.
saygı ve sevgi dileklerimle…
Derkenar:
Kim olduğumu,ne işe yaradığımı vs merak edebilirsiniz,muhtemelen.
53 yaşındayım,Marmara Üni. işletme y. lisans mezunuyum.Oraların dilini,oldukça iyi bilirim,atalarımın çok uzun zamandır tarım yaptığı toprakların,beşinci kuşak bekçisi olarak emanetimi taşıyorum.
Bu arada ayrıntılı malûmat arzu etmeniz halinde ise,
http://www.demokratmersin.com sitesine teşrifinizden memnun oluruz…
sansür mü yemiş benim yazdıklarım
, vesselam psikiyatri-psikoloji cephesinde değişen yeni bir şey yok
psikyatristlerin ve psikologların birlikte çalışmaları gerektiğine inanıyorum.bazı klinik vakalarda ilaç antidepresanlar ve anti psikotikleri kullanmak kaçınılmazdır.bu ilaçlarının yaptığı etkiyide hiçbir psikoterepi yapamaz.düşünsenize paranoyaları olan bir hastayı aile terapisine aldığınızı.sonuç felç,travma,facia.bu hastada ilaç kaçınılmazdır.majör depresyonu olan bir hastaya en baba terapiyi yap %20 başarı sağlarsın.ilacı eklersen %100 başarı sağlarsın.örnekleri çoğaltmak mümkündür.şunu tüm psikolog arkadaşlarım bilmeliki bazı rahatsızlıklar beyindeki nöradrenalin salgısıyla doğrudan ilşikilidir ve sorunun biyolojik yapısı vardır.;bunu da ilaçla takviye yaparsınız.bilişsel ve davranışçı terapilerde hastayı destekleyici olması açısından önemli bir yere sahiptir.saygıyla,hürmetle….PSİKOLOG ALİ GÜLNAR
PSİKİYATRİ VE MODERN PSİKOLOJİ, TAMAMI İLE “HÜMANİZM”‘İN TE’SİRİ ALTINDADIR! İKİSİ DE”İLÂHİYAT” VE” TEOLOJİ”‘NİN KÂİDELERİ’NE MUHALİF KARAKTER DE OLUP İNSAN’IN MES’ELESİ’NE MÜSBET MÂNÂ’DA YAKLAŞIP, TEŞHİS VE TEDAVİ İMKÂNI BULABİLMESİ MUHÂLDİR.UNUTULMAMALIDIR Kİ “PSİKOLOJİ”,İNSANIN,”SOSYOLOJİ”CEM’İYYETİN HÂKİMİYET ALTINA ALINMASI MAKSADI İLE OLUŞTURULMUŞ ŞEYTÂNİ DİSİPLİNLERDİR!MÂÂLESEF!
“Demek istediğim şu: Psikiyatrinin hastanın derdiyle merdiyle gerçekten ilgilendiği yok, ilâç yazıyor sadece” Sen lisede ugras didin, tıpı kazan, 6 sene oku, ustune bir bes sene egitim al, hatta belki ustune de yan dal yap; sonra farmakolojinin f’sini almamis, ilaclarin neye yaradagini bilip bilmeden bir kac makale, arastirma okuyup farmakoloji kitaplarinin koca bir bolumunu(merkezi sinir sistemi ilaclari’nı) cope atsın, meslegini basarili bir sekilde yapamayan bir kac psikiyatristi ornek verip(hastalarini on dakika gorup, sadece para pesinde kosanlar, para icin ilac yazanlar vs.) koca bir bilimi alasagi etsin. İnsaf yahu!
psikologlara karsı degilim, insanlara yararlı olabileceklerini de dusunuyorum(tabi bir psikiyatrist tarafindan yonlendirildikten sonra) , ancak kendi egitim alanlarinin disina cikip egitim alanlara laf atıp, insanlara yarar saglayabilecekken zarar veren psikologlara karsiyim!
simdi, burada bu beyefendiden yardim almis olan insanlar bazı ornekler vererek psikiyatrinin canına okumus, antidepresanlari da alasagi etmis. İyi de, hangi bilimdali bir iki ornek uzerinden konusulur ki? Her zaman istisnalar olabilir, bazen doktorlar da hatali tedavi edebilir.(muteahhitlerin kartondan ev yapani var diye, butun muteahitlere hirsiz mi diyecegiz? cok yuzeysel bir bakis acisi bu)
O zaman ameliyat da olmayin! Eee, dusuk de olsa bir anestezi riski var cunku. Sonrasinda da bazi problemler gelisebilir. O zaman apandisitiniz oldugunda ameliyat olmayin, kaynımın kaynı ameliyatta masada kaldı deyin ve apandisinizin patlamasını, karninizin icinin iltihapla dolmasını bekleyin. Ya da tam tersi bir ornek vereyim: cem yilmaz’in anlattiklari misali biri gelip bel fitigina kokmus balik iyi geliyormus dese gidip kokmus balik mi arayacaksiniz? Arastirmayacak misiniz? Yahu bu falanca teyzenin belfıtıgı ona iyi gelmis de niye iyi gelmis, ya da gercekten de gelmis mi bunun bir arastirmasi, bilimsel dayanagi var mı diye?
Bilim boyle bir mantikla degerlendirilemez. Bir kac ornek uzerinden konusmak da abestir. Üstün Bey size yardimci olmus olabilir, ya da siz boyle dusunuyor olabilirsiniz, ama siz kisisel orneklersiniz ve sansiniza, kismetinize iyiye gittiniz diye, (ki inanin bu beni mutlu eder, tıptan uzaklastiginiz icin zarar gormeniz beni uzerdi) hemen psikologlar herseyi psikiyatristlerden iyi biliyor mantigiyla olaya yaklasmaniz son derece yanlis bence. Ama madem ornek istiyorsunuz, ben de vereyim: benim de bazi korkularimdan geceleri uyuyamadigim donemler oluyordu, ve bir turlu kendimi telkin edemiyordum. Sonra hocalarimdan birine gittim ve sagolsun bana o nefret ettiginiz antidepresanlardan verdi ve iyiye gidip gitmeyecegimi gozlemleyecegini soyledi. Bir sure sonra rahatlamaya ve daha iyi uyumaya basladim. Ve fiziksel olarak kendime geldigim zaman sorunlarimla daha kolay basa ciktim ve su an gayet iyiyim. Ee, ne oldu simdi? Ben bu ornegi verince kurtardim mi psikiyatri bilimini?
Ve sormadan edemeyecegim? Biz burada belli kimyasal mekanizmalari olan ilaclarin ise yarayıp yaramadıgından, zararlarindan, psikiyatrideki metodlardan, hangi hastalarin buna ihtiyac duydugundan bahsediyoruz. Kutsal kitaplardan niye alıntı yapılıyor onu anlayamadim. SSRI’larla ilgili birsey yaziyorsa, ben de ugrasip Lipincott’mus, Harper’mis, farma kitaplariyla cebellesmeyeyim bosuna. Kur’an-ı Kerim’e bir saygisizlik yaptigimi da ima etmeyin lutfen, cunku alakasi yok. Ben dinle tip konularini bir arada tartismaktan kaciniyorum sadece. Yani Erdal Bey’in dedigi gibi “ilahiyat ve teoloji’nin kaidelerine muhalif olmak” yerine, onlardan bagimsiz dusunmeyi, bilimsel gercegi ararken objektif olmayi tercih edenlerdenim. E oldu olası kapatalim tıp fakultelerini, acalim Kur’an kurslarini, “bende diabet var” diyen hastaya da bir Ayetel Kurs-i okuyalim olsun bitsin. Tovbe tovbe!
Bu arada bir kez daha altini cizmek istiyorum: TİPTAKİ İSTATİSTİKLER BİREYİ BAGLAMAZ!!! belli bir hastaligin tedavisi doksandokuz kisiyi tedavi eder, yuzuncuyu etmeyebilir. Tam tersine x kadar omur bicilen bir insan, alternatif seyler denedigi icin (ya da ondan mi acaba, onu da bilemeyiz, tesaduf ihtimali de, aksi kanitlanmadikca mevcuttur) iyilesme gosterebilir. Bu bir kisiyi ornek alip, geri kalan hastalara “amaan onkologlara gitmeyin, bitkilerden takilin” demek tehlikelidir, bu konuda egitim almamis, belli gerceklere, arastirmalara dayanmayan kisilerin uzerine almamasi gereken bir sorumluluktur.
Uzun lafin kısasi, bence bunu bir psikolog/psikiyatrist savasi haline getirmek yerine hastalarin iyiligini dusunmek, bunu da saglam verilere dayanarak yapmak lazimdir. Ne de olsa, soz konusu olan bir insanin sagligi..
Gecenin 5′inde yazdıgım icin ufak bir hata yapmisim. “Harper” biyokimya kitabidir, ve farmakoloji kitabi var mi bilmiyorum acıkcası.
Sayın Erhan Akıncı, bir doktor olarak nasıl psikolog,sosyal hizmet uzmanı ve psikiyatri hemşirelerinin varlığını kabullenemezsiniz?Dünyanın her yerinde psikiyatri klinklerinde bu meslek grupları birlikte çalışmaktadır.Ve siz bunları hastaneye sokmamaktan ya da sayıca kısıtlamaktan bahsediyorsunuz.O zaman bu meslek gruplarının işlerini de mi psikiyatrlar ya da doktorlar mı yapsın?Bence sorun tüm alanlardaki eğitimin yetersizliği.İyi bir eğitim aldıktan sonra niçin bir felsefe mezunu ya da sosyoloji,psikoloji mezunu psikoterapist olamasın ki.Kaldıki hekimlerin psikoterapi eğitimlerinin yetersizliği ortada.(lütfen psikoterapi tek tedavi biçimidir gibi algılanmasın bu)Kesinlikle ilaç kullanılmamalıdır ya da psikiyatra gidilmemeli de bir psikologa gidilmeli gibi bir düşüncem olamaz.Psikiyatri modern tıbbın önemli bir bilim alanıdır ve her geçen gün daha da ilerlemektedir.Nasıl her hasta psikoterapiden yararlanamaz ise bazı durumlarda da ilaçtan yararlanılamamakta ya da sadece ilaç yeterli olamamaktadır.Şuanki günümüz koşullarında terapi yaptığını söyleyen birçok psikologun klinik psikoloji eğitimi ve psikoterapist unvanı yoktur.Bence sorun genel olarak bir ruh sağlığı yasasının olmayışı,herkesin kolayca psikoterapi yapabiliyor olabilmesi.
Psikiyatrik hastalıklarda ilacı reddetmek sadece cahillik olabilir.Psikotik bir hastayı terapi ile iyileştirme çabası sadece bir hayal olarak kalabilir.
Ve tabiki tıpta hastalık yoktur hasta vardır bu durum ilaçlarda da geçerli.Her hastaya her ilaç iyi gelemeyebilir ve ortaya çıkan yan etkilerden dolayı da ilaçlar kullanılmamalı gibi bir düşünce üretilemez.
Asıl en katlanamadığım nokta bazı psikiyatrların bilimselliği kanıtlanmamış ya da faydası olmayanbazı yöntemler kullanmaları.neorofeedback,tms vs vs.Ya da olmadı hocalara göndermek.
Türk toplumunda tıp doktorları (yani tabip ya da hekimler) halk tarafından en fazla saygı duyulan insanlardır. Öyle ki, bir uzmanlık ünvanı olan “doktor” kelimesi bile otomatik olarak “tıp doktoru” olarak algılanır (isteyen annesine anlatmayı denesin; nasıl olup da (mesela) arkeolojide doktora yapan birine “doktor” denebilir:). Yukarıda bir yorumda da belirtildiği gibi, ÖSS’de en yüksek puanlı öğrencilerin arasına girip, 6 sene kalın kalın kitapları okuyup, uzmanlık için sabahlara kadar ders çalışıp “doktor” olan bir Türk vatandaşının, sıradan bir Türk vatandaşıyla aynı “değer” ve “statü”de olmadığı “de facto” olarak kabul görür. Halkın gözünde “doktor” “derde derman”dır, “hayat kurtarıcıdır”, yıllarca vermiş olduğu emeğin karşılığını, insanları “iyileştirme gücü”nü taktir etmek gerektir. Bütün bu değerlerin kendisine yüklendiği bazı doktorlar da, ister istemez kendilerini “diğerleri”nin üzerinde görmeye eğilimli olurlar. Bu eğilim de günden güne “saygıda kusur etmeyen” sıradan vatandaş tarafından pekiştirilir. Sonuçta da sayıları azımsanmayacak bir çoğunluk olarak “kocaman egolu” doktorlara her yerde rastlarız.
Bu uzun girizgah sonrasında asıl değinmek istediğim konuya geleyim. Psikolog (çoğu zaman pdr ya da sosyologla aynı anlamda bile kullanılır) ile psikiyatrist arasındaki tartışma/çatışma da aslında yukarıda bahsettiğim olgunun bir yansımasıdır. Fen – edebiyat fakültesi mezunu, sadece 4 yıllık bir eğitim almış, tıp ve farmakoloji bilgisinden yoksun ya da giriş düzeyinde bilgiye sahip bir meslek elemanının, yukarıda bahsettiğim zorlu aşamalardan geçmiş bir “doktor” olan psikiyatri uzmanı ile aynı işi yapıyor olması kabul edilemez görünür. Olsa olsa, psikiyatriste “hafif vakalarda” yardımcı olabilirler.
Sıradan bir vatandaş olan “psikolog” ünvanlı meslek elemanının da (ki mesleki tanımı bile net değildir) elinde iki seçenek kalır; ya psikiyatristlerin şişkin egolarına direnip, kendilerinin de ruh sağlığı alanında yetkin bir konuma sahip olduklarını savunacaklardır ya da buyun eğip yardımcı eleman oldukları görüşünü kabul edeceklerdir. Kendi aralarında bile “master yapmış”,” doktora yapmış”, “lisans mezunu” gibi konularda anlaşamayan psikologların, bir de psikiyatristlerle olan bu çekişmeleri de oldukça zorlayıcı bir konudur.
Sonucu ne olursa olsun, bu çekişmeden zararlı çıkacak olan, bu alanda yardıma ihtiyacı olan sıradan vatandaş olacağı kesindir. Sağduyu sahibi bir çok “sıradan vatandaş” zaten eninde sonunda kendisine en uygun olan çözümü bulmaktadır. Kimisi 4 yıllık lisans mezunu psikologlar yaptığı görüşmeler sonunda hayatının düzeldiğini, kimisi bunun tam tersinin olduğunu belirtirken, kimisi psikiyatristin verdiği ilaçların onu iyileştirdiğini ya da tam tersinin olduğunu etrafındakilere anlatıp tavsiyelerde bulunacaktır.
İster psikolog ister psikiyatrist isterse ruh sağlığı alanında çalışan herhangi başka sıfatlı bir insana danışan kişi, en nihayetinde bu sürecin sonucuna bakacaktır. Psikiyatristler ve psikologlar arasındaki bu çatışma ise çok uzun bir süre çözümlenebilecek gibi görünmüyor.
Annem yaklaşık 25 yıldır psikolojik olarak rahatsız ve cok cok uzun zamandır da psikiyatri doktorları tarafından farklı ilaçlarla tedavi edilegeliyor. Sonuç koca bir balon
çökük, bitik, neredeyse yasamla nefes almak dısında alısverısı olmayan gozunun ferı kacmıs mutsuz bır kadın ve ben annemın bu durumuna cok uzuluyorum. Ve diyorum kı ilac falan bahane degısen bır sey yok bakıs acısı degısmedıkce hıc bır sey olmuyor . Bence ıyı bır psıkologla durum duzeltılebılırdı ılk zamanlarda ama cok gec hareket etmemek ve doktoruna ınanmak kaydıyla tabıı kı.
kilinik psikoloji uzmanlığı dahil psikologların aldıkları 8 yıllık eğitime karşılık, 5 yıllık psikiyatri uzmanlığı arasında nasıl oluyorda psikiyatrlar lehine bir tablo ortaya çıkabiliyor ve hatta nasıl bu kadar cengaverce savunuluyor pes diyorum. Ama bu sorunun asıl kaynağı bence şu
HALA PSİKOLOGLARIN BİR MESLEK YASALARI BULUNMUYOR DEVLET HALA PSİKOLOGLARIN MESLEKLERİ KONUSUNDA ADIM ATMAK İSTEMİYOR. BAKKALLARIN BİLE BİR MESLEK ODASI BULUNUYORKEN PSİKOLOGLARIN MESLEK ODALARININ OLMAMASININ SIKINTILARIDIR BUNLAR. HAL BU OLUNCA TABİ BİRİLERİ SİZ HİÇ BİR İŞ YAPAMAZSINIZ DER VE SONUNA KADAR HAKLILARDIR.
Psikiyatri uzmanı olabilmek için ilk önce 6 sene tıp okumak gerekiyor.Onu unutmuşsunuz hatta eğitimden bile saymamışsınız.
Ortada bir hastalık varsa bu hastanın muayene ve tedavi yetkisi yalnızca hekimlere aittir.
Psikologla psikiyatr farkı başlıklı konuda cengiz erden’in yorumunu okumanızı öneririm.Herşeyi çok güzel ve net olarak özetlemiş.
sn. hocam
herrlinger enstitüsü ile ilgili görüşlerinizi öğrenmek isterim mümkün olursa.şimdiden teşekkürler
MKD: Sayın Nermin Köylü, inanın hiç bir fikrim yok.
Sayfanızı ve sizi şans eseri okuyorum!!
Yukardaki konuşmacıyı eleştiriyosunuz. Adamın laflarının arasında ona laf atıp durmuşsnuz beyefendi. Görülüyor ki siz psikiyatri konusunda uzmansınız. Daha açıklayıcı olmanız, onun belirttiği noktalar da nerelerde yanıldığını, hangi yanlışlara düştüğünü söylemeiz gerekir.
Amacınız bir bilen olarak yanlışı düzeltmek olmalı. Öyle olsaydı yazı benim işime yarardı.
Ya da kısaca onu ciddiye almadığınız söyleyebilirsiniz.
Bunların dışındaki laf atmalar sizi o adamla bilgi yarışı yapan birine benzetmiş.
Sabır Suskunluk Değil İşitilmeyen Bir feryattır… gülerdim geçerdim… anlatırlardı aptalmısın herşey senin elinde derdim,gün geçmedi illet bi kapıltılara kapıldım,insanı yiyen bitiren bişey tam 8 aydır savaşıyorum destekte
almıyorum,kerem beyin izinden gitmek gibi bişey ama inanın kerem bey bir fiskesini yaşasanız.acımasızca konuşmazdınız…
MKD: ???
Konu depresyon olunca ilgimi çekti. Bir insan nasıl bu kadar bilgisiz olabilir. Umarım sonra gerçek bir psikiyatristin de yorumları gazetede yer almıştır. O yorumları yapan kişi hakkında diyebileceğim tek bir şey var: Umarım depresyona girer de ilaç kullanmak zorunda kalır:-))
Toplumumuzda çok değişik insanlar var. Depresyonun bir inanç zaafı, iman eksikliği olarak görenler de var. Hatta bu tür insanlarla yüz yüze geldim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz hocam. Merak ettim.
Teşekkür ederim…
MKD: Bu işin dinle imanla ilgisi olmadığını ancak eğitimle öğretebiliriz. Saygılar…
Sanırım sorum beğenilmedi:-((
MKD: ???
Açıklama: ‘Sanırım sorum beğenilmedi’ dedim çünkü biraz geç onaylandı ve ilk onaylandığında bir cevap görememiştim. Teşekkür ederim hocam. Saygı benden…
ben majör depresyon hastasıyım ve 21 yaşındayım şu yazılanları okuduktan sonra hayatımda hiç gülmediğim kadar güldüm bu nasıl bir saçmalık antidepresan kullanan insanlar ki bende kullanıyorum ifadesiz bir surat patlamaya hazır bir bomba benzetmeleri gerçekten çok komik hiçte ifadesiz bir surata sahip değilim sürekli antidepresan kullanıyorum:) tam tersi gözlerimin içi parlar hep bunu yakın çevrem söyler:) karalama kampanyası yapılıyor psikiyatr lara hayırlı uğurlu olsun istediğiniz kadar karalayın hiç birşey elde edemiyceksiniz benden söylemesi ve şu konuyada deyinmek istiyorum psikolog ve psikiyatr psikiyatr olamayan insanlar psikolog olup çıkıyor saatlerce konuş konuş hiç bişiy yok:) onların söylediklerini sanki biz bilmiyoruz yani ben hepsini uyguluyorum zaten x kişinin yorumuna ihtiyacım yokki rica ediyorum eli öpülesi psikiyatr lara hakaret etmeyin onlar bu mesleğe bir ömür veriyorlar sevmek zorunda değilsiniz bari saygı duymayı öğrenin….
Sevgili Kerem Hocam,
Sitedeki yazılarınızda “arama” yaptım. “Nevroz” veya “nevrotik” kelimesi hiç geçmiyor.
-Bunun özel veya bilimsel bir anlamı var mı? (Örneğin başka bir terim kullanıyor olabilirsiniz.)
-Bu konuyla ilgili yazı(lar)nız varsa nasıl ulaşabiliriz?
Teşekkürler, hürmetler…
MKD: Sayın Metin Doğan, bunu izah eden bir yazı koyacağım; söz. Sevgiler…
merhabalar,
bu yazıyı henüz bugün okudum. çok değerli yorumlar yapılmış.
ben endüstri meühendisiyim (MKD: Bu ne demek acaba), ayrıca düşünce gücüne inanan biriyim. olayları tarafsız, artısıyla, eksisiyle analiz ederim. ben de ara ara antidepresan kullanıyorum. kafama göre kullanıp, kafama göre bırakıyorum. üstün öngel adını ilk kez duydum. kerem doksat adını ise 20 yıldır duyarım. taraf olmak değil, doğruyu bulmak adına diyebilirim ki ;
1- antidepresanlar (seroxat, paxil, lustral kategorisinde olanlar) duygudurumu kontrol altına alıyor. ancak sorunu çözmüyor. sadece üstünü örtüp, öteliyor. bunun tedavi sayıldığı ne derece söylenir bilemiyorum. geçiştirmek desek?… (MKD: Diyemezsiniz Yasemin Hanım, en temel tıbbî kavramları formasyonunuz icabı bilmediğiniz için diyemezsiniz; öğrenmeniz için de en azından tıbbiye okumanız şart)
2- insanın ilacının kendisinde olduğunu ise sanırım bütün psikiyatrlar kabul ederler. (en azından kendi kendilerine itiraf edebilirler) . zaten psikoterapide de çözüm insanda bitmiyor mu? (MKD: Bu tamamen mügalâta, kusura bakmayın Yasemin Hanım. Psikoterapinin ne olduğunu da bilmiyorsunuz)
3- sözüm tüm psikiyatrlara değil ama birçoğuna : bence hepiniz kendinize bir dönüp bakmalısınız ; biraz fazlaca kolay teşhis koymuyor musunuz? her çocuğa dikkat eksikliği, her çocuğa hiperaktif vs demiyor musunuz? bu teşhisleri koyup o küçück çocuklarımızı ilaçla uyutmuyor musunuz? (MKD: Bu zırvalığa cevap bile verilmez ve ayıptır ama ibret olsun diye koyuyorum)
hani bizim etik değerlerimiz, hani sizlerin ettiği hipokrat yemini? (MKD: Bu ise artık tamamen terbiyesizlik!)
4- her ne kadar ücretlerinizi tabipler odası ya da benzeri bir kurum belirlese de sadece maddi durumu iyi olanlara hitap etmiyor musunuz? ssk-bağkur-e. sandığı- devlet hastanesine gitseniz size orada direkt ilaç dayamıyorlar mı? (MKD: O kadar peşin hükümlü veya dünyadan bîhabersiniz ki, Hükûmet’in bir psikiyatra günde 40-50 hasta bakması için yaptığı baskıyı filân bilmiyor, bir de “dayıyorsunuz”)
sağlığımıza, paramıza, geçen günlerimize, doğamıza yazık değil mi? (MKD: Bence size yazık olmaz Sayın Yasemin Hanım)
HER ŞEYİN BAŞI SEVGİDİR… İYİLİKLERİN VE SAĞLIĞIN…
İzmir’den psikiyatr Osman Seçkin’İn dediği gibi ÇARESİZSENİZ ÇARE SİZSİNİZ. (MKD: O psikiyatrı, lâfını tersinden anlayacaklara etmemesini öğretebiliriz)
SEVGİYLE KALIN… (MKD: Size epey lâzım olan BİLGİ, ama sevgiyle idare edin bâri!)
sayın kerem doksat’a ;
anlayamadım neden ; biraz ters yazmışsınız ama?…. düşündüğüm ve inandığım şu ; eminim vardır bir nedeni bunun. dediğim gibi 20 yıldır tanırım sizi. hep size gelip konuşmak istemişimdir. üsluba biraz şaşırdım ama neyse, vardır bir sebebi.
niyetim cevap vermiş olmak için yazmak değil. sadece bu tarz tartışmaları çok faydalı bulduğum için yazıyorum .
maalesef ama maalesef 3. maddem doğru. çok kolay teşhis konuluyor. çok örnek duyuyorum. size bu gibi birçok hasta gelmiş olsa gerek bunca senedir. bu türkiye’nin gerçeği.
4. madde ise tamamen nasreddin hoca hikayesi gibi. her taraf haklı değil mi sizce de? ama sadece konuşmak ve şikayetleri gidermek adına hiçbir şey yapmamak ?….. tıpkı şu anda kuzu kuzu başına gelenleri çeken türk toplumu gibi. kabul edilmesi gereken bir gerçek bu : türkiye’de sağlık sistemi çökmüş durumda. tıpkı eğitim ve adalet sistemi gibi. (hay allah şimdi de “bari siz politikacı olun yasemin hanım” mı diyeceksiniz acaba ?). tartışmak güzel! ben sadece düşündüklerimi söyleyebilirim , sizin gibi biriyle tartışmak benim haddime değil. dediğim gibi vardır bir bildiğiniz.
sevgilerimle
Rahmetli Uğur MUMCU’nun da dediği gibi… Bilgi sâhibi olmadan, fikir sâhibi oluyoruz… Cehâletle savaş zorlu yollardan geçiyor. Türk Milleti olarak psikiyatr bile olduk da, konunun uzmanlarına bu iş ilâçla olmaz diyoruz. 3 kuluvallahü bi elham okusak iş bitecek aslında!!! Ama biz göremiyoruz….
Hocam, sevaptır, siz engin bilgilerinizle insanlığı elinizden geldiği kadar uyarmaya devam edin lûtfen…
Saygılarımla,
Ufuk YAN
MKD: Sevgili Ufuk Yan, elimden geleni yapıyorum vallahi billâhi…
Antipsikiyatri, psikiyatrinin pratiğinin ve kuramının sorgulanması ve “oyunun kurallarının belirlenmesi” anlamında psikiyatriye çok şey katmıştır.
Ancak bu kişinin (”Üstün Öngel”) yorumlarının hemen tamamı, psikiyatrinin ne olduğunu bilmemesinden kaynaklanan cahil yorumlar, ne yazık ki belli bir kesime hitap etme gibi bir güce sahip, bu nedenle söylediklerinin yanlış olduğunu tekrar tekrar vurgulamak gerekecek.
Üstün Öngel kendi uygulamasında birilerine yardımcı oluyor olabilir, bunun olması, psikiyatri ile ilgili söylediği saçma sapan şeyleri haklı çıkarmaz.
Sayın Hocam,
Ekşi Sözlük’ te biraz kafamı dağıtmaya çalışırken şans eseri Hasan Cihat Örter’ e geçtim, derken bu başlığı da kısaca bir gözden geçirdim. Sevgili Ulaş abiyi de (Çamsarı) burada bir yazısıyla görmekten mutlu oldum.
Okudukça canım fena halde sıkılıyor, daralıyorum. Ben Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu olarak, burada yorum yapmış olan psikiyatri uzmanları hariç herkesten daha fazla psikiyatri eğitimi aldım, sadece bir staj olsa dahi. Buna rağmen uzmanı olmadığım bir konuda yorum yapmaktan özenle kaçınıyorum. İnsanları anlamakta çok güçlük çekiyorum. İnanın, tüm samimiyetimle söylüyorum, insanları anlamakta çok ama çok güçlük çekiyorum. Kimse kalkıp da misal bozonlar hakkında, ya da Fourier serileri hakkında böyle bol keseden atıp tutamazken görüyorum ki tıp ile ilgili önüne gelen fikir(!) beyan ediyor. Sadece burada değil, internette her sitede ve sadece bu konuda da değil, her konuda: edebiyat, sinema, tiyatro, müzik. Bunun sebebi biraz da bu dalların daha bir göz önünde olması, serbest dolaşım mıdır nedir artık. İnternetin artık faydalı bir fikir olduğu konusunda ciddi kuşkular beslemeye başladım, bağlantımı kesmeyi dahi düşünür oldum. Sanırım bu büyük oranda popüler kültürün bir yan etkisi. Herşeye ulaşabiliyoruz ama hiçkimseye güvenemiyoruz. Karman çorman, arap saçı olmuş artık bilgi. Milyarlarca cümle arasından cımbızla çekip almak mı lazım tek tek? Buna ömür yetmez.
Tedaviye ihtiyacı olan hastalarımıza yaptığınız bu katkıdan dolayı size teşekkür ediyorum. Sapla samanı birbirinden ayırmak gerekiyor.
Sevgili ULAŞ MEHMET ÇAMSARI kardeş,
Bu sütundaki tartışmalara en başında katılanlardan biriyim,lütfedip yukarılara doğru “tırmanırsanız” görürsünüz.İki ya da üç görüş beyan ettikten sonra,gördüğüm lüzum üzerine,bu tartışmadan çekildim.Bu gece,doğal bir insanî merakla,önceden de estirilmekte olan, deyim yerindeyse,patırtıları merak ettiğimden,bir bakayım dedim.
ULAŞ MEHMET ÇAMSARI (UMÇ): COK IYI YAPTINIZ SAYIN HUSEYIN SUNGUR.
Ortam,aşağı yukarı aynı minval üzere devam etmekte.
UMÇ: ANLAMADIM? ORTAM NE YAPMAKTA??
Tabii bu arada zatınızın da yazdıklarını gördük ve okuduk.Bir cümleniz dikkatimi çekti!
“Bilimsel konulara Kur’an-ı Kerim ((Kur’an-i değil,bu şekilde yazmışsınız da,sanırım bir klavye hatası olsa gerektir.)) ve mealleriyle yanıt bulmaya çalışan çaresiz din kardeşlerimize yardım etmeye geliyoruz”…
Şimdi anladığım kadarıyla,oralarda, ruh bilim uzmanlığında,üçüncü yılınız.Demekki muhtemelen yirmili yaşlarınızın ortalarında falan olmalısınız.
Muhtemelen temel tebâbet eğitiminizi,memlekette aldıktan sonra,oralara gittiniz.Belkide orada aldınız.Kimbilir…
UMÇ: EVET AYNEN OYLE OLDU SAYIN HUSEYIN SUNGUR, MEMLEKETTE TABABET OKUYUP GURBETE RUH BILIM YAPMAYA GELDIK, IZNINIZLE…
Valîdem,82 yaşında olup,zamanının Türkiye ortalamasının üzerinde bir eğitim almıştır.Oraların diliyle aktarayım;” Bachelors of Art and Literature degree”” sahibi olup,ingilizce,fıransızca ve arapça dillerine vakıftır.
UMÇ: NE KADAR GUZEL. KENDISINE SAYGILARIMI ILETIRIM.
Mübareğin çok hoş bir sözü vardır ;” evlât,etten evvel çömleğe düşme”” der.Size,oralarda ufuk açabileceği düşüncesiyle aktarıyorum.
UMÇ: BU BENDE BUYUK UFUKLAR ACTI. AYDINLANDIM. KENDISINE ILETEBILIRSINIZ. SAYGILAR.
Bir diger husus da şudur zannımca.
Şahsen kendinizi bir dine bağlı duyumsamıyor olabilirsiniz.
Belki panteist ya da inançlı bir agnostiksinizdir.
Bilemem.
UMC: NERDEN BILECEKSINIZ KI?
Bütün bunlar yani hemen yukardakiler,sizinle başlayıp,sizinle biten keyfiyetlerdir.Sizden başka kimseleri de alâkadar etmez ve etmemelidir de.
UMÇ: ANLAYAMADIM? KEYFIYETLER? BASLAYANLAR BITENLER? KIMI ALAKADAR EDENLER BENI ETMEMELIDIR? NEYSE…
Ancak,yukarda alıntıladığım cümleniz,YANİ KİTABULLAH ve inanırları ile ilgili, SAYIN UĞUR DUMAN Bey’in DUHA ve İNŞÎRAH surelerini takdim ettiği yazı münasebetiyle kullandığınız ifadeler hiç de şık değil.
UMÇ: HANGI SÛRELER? KITABULLAH NE DEMEK? DUHA? INSIRAH? BEN ILK ORTA LISE EGITIMIMDE ARAPCA EGITIM ALMADIGIM ICIN YAZDIKLARINIZI ANLAYAMADIM…
Haddinizi çok zorladığınızı düşünüyorum.Bu zorlama içinde,istemeden de olsa,samimi inanç ve takva ((Bkz. Ferit Devellioğlu,Osm. Türkçe sözlük)) sahibi olanları aşağılayabileceğinizi,size tedbiren,bildirmek zorundayım.
UMÇ: NEYI BILDIRDINIZ BEN YINE PEK ANLAMADIM. IFADE BICEMINIZ TURK DILINE BIRAZ TEGET GECMEKTE.
Malûm cümlenizin o bölümünü,doğrudan retorik ve hörmenetik disiplinlerinin insafına terketmemiz halinde,korkarım şuuraltınızda,pek de hoş olmayan psişelerin zuhur edebileceği endişesini taşıyorum.
UMÇ: HORMENETIK? PSISE? RETORIK? PROPEDOTIK? ASTROFIZIK? NE NERDEN ZUHUR EDIYOR, KIM NE ICIN ENDISE EDIYOR, ARTIK BEN SIZIN INSAFINIZA TERKEDIYORUM.
Açıkcası,KİTABULLAH’a vakıf biri misiniz?
UMÇ: NEYE BAKIF BIRI MIYIM? KITABULLAH ILE KURANDAN MI BAHSEDIYORSUNUZ? NEDEN KURAN DEMIYORSUNUZ? BURASI ARABISTAN MI?
Sezgim,olmadığınızı imliyor.
UMÇ: BENIM SEZGIM NELER IMLIYOR SIZ DUSUNUN ARTIK.
Şayet böyle İSE,hangi yetki,ehliyet ve sorumluluk dairesi içinde,inananların “acz” içinde olabilmekte oldukları hükmüne varabiliyorsunuz?
UMÇ: ARAPCA ETKISI ALTINDA OLAN TURKCENIZI ANLAYAMADIM YINE.
Şayet VAKIF iseniz;
Mutlaka inananların,nokta hedefinizdek
UMÇ: NOKTA HEDEF?
i tespitiniz çerçevesinde,içinde bulunduklarını imlediğiniz “acz” durumuna
UMÇ: BEN ACZ DURUMUMA IMLIYORUM. NEYI NIYE IMLIYORUM ANLAMADIM KI?.
,KİTABULLAH’dan “”delil”” getirmek mecburiyetindesiniz.
UMÇ: KURAN VE DELIL? SIZ KURANA DELIL MI GETIRECEKSINIZ? MESELA YUKARIDAN INDIGI ANI GOSTEREN VIDEO FALAN MI GOSTERECEKSINIZ? SIZ ONU GETIRIN BEN DE ONDAN DELIL GETIREYIM. DELIL BILIMSEL BIR TERIMDIR. DELIL ANCAK BILIMSEL OLARAK GUVENILIR OLABILEN BIR KAYNAKTAN GETIRILEBILIR.DOGMATIK VE BILIMSEL OLMAYAN KAYNAKLARDAN “DELIL” GETIRILMEZ. BILIMSEL OLARAK VARLIGININ ACIKLANAMADIGI KANITLANAMADIGI BIR KAVRAMDAN DELIL GETIRMEK DURUMU DELIL KAVRAMININ KENDIYISLE BAGDASMAZ. SIZE KEREM DOKSAT HOCAMIN BILIMSEL METODOLOJI ADLI METNINI TAVSIYE EDECEGIM. TURK DILIYLE YAZILMIS DAHA IYI BIR METIN GORMEDIM SIMDIYE DEK.
saygı ve sevgi dileklerimle…
Derkenar:
Kim olduğumu,ne işe yaradığımı vs merak edebilirsiniz,muhtemelen.
53 yaşındayım,Marmara Üni. işletme y. lisans mezunuyum.Oraların dilini,oldukça iyi bilirim
UMÇ: BURALAR DERKEN, ARABISTANI KASTETTIYSENIZ, BEN ARABISTANDA DEGILIM, AMERIKADAYIM. SIZ HERHALDE YANLIS ANLADINIZ.
atalarımın çok uzun zamandır tarım yaptığı toprakların,beşinci kuşak bekçisi olarak emanetimi taşıyorum.
UMÇ: NE KADAR GUZEL. SAYGILARIMLA.. COK ONEMLI BIR GOREV YAPIYORSUNUZ.
Bu arada ayrıntılı malûmat arzu etmeniz halinde ise,
http://www.demokratmersin.com sitesine teşrifinizden memnun oluruz…
UMÇ: HER ZAMAN…MUTLAKA ZIYARET EDECEGIM…
Dr. Ulaş M.Çamsarı
Psikiyatr
Johns Hopkins Universitesi / Hastânesi
Baltimore, ABD
MKD: Şimdilik müdâhil olmuyorum ama daha önce cevabını vermeyi yeterince başardığımı sandığım epistemoloji, lisan ve hem imanın hem de ilmin aynı yürek ve dimağda bulunabileceği konularında anlamsız ve çözümsüz bir tartışma başlamakta…