Ayşe Arman’ın Üstün Öngel’le Yaptığı DEPRESYON Röportajı veya Rezaleti!
Bu yazi toplam 5791 defa okundu.
Bu yazi bugun 22 defa okundu.
19 Nisan 2008 tarihli Hürriyet’te bu güzel muhabiremizin Tarsus Amerikan Koleji’nden ağabeyi olan Üstün Öngel’le bir röportajı neşredildi (Ayşe’yi yakinen tanıdığımı, daha önce benimle de bir röportaj yaptığını ön bilgi olarak vereyim). Önce onu nakledeyim:
***
Antidepresan eşittir çağdaş muska
Sosyal psikolog Üstün Öngel… Farklı bir ses. Sivri bir ses. Adana’da kurduğu Psikolojik Yardım Derneği Türkiye’nin ilklerinden… Çevresinden çok övgü alıyor… Âilelere ve çocuklara evde destek programı uyguluyor…
Çok sıkı bir iş yapıyor. Aynı zamanda da antidepresanlar hakkında sert görüşler öne sürüyor. Adam kafadan karşı! Ve kafa atıyor! Kime? Psikiyatriye ve psikiyatristlere (MKD: Ayşe’nin üslûbuna dikiz). İlâçların sorunu çözmediğini, üstünü örttüğünü iddia ediyor. O, öyle düşünüyor. Ama mutlaka karşı görüşte olanlar, farklı düşünenler de vardır. Bu sayfa onlara da açık. Önümüzdeki günlerde “Hayır kardeşim antidepresan faydalıdır!” diyen psikiyatristlerle de konuşmak isterim (MKD: Allah [cc] râzı olsun Ayşe; bize bu imkânı tanıdığın için minnettarız vallahi)…
Depresyonda ilâç kullanımı çok mu yaygın?
— Hem de nasıl. İnkârın kol gezdiği, bilincin mumla arandığı bu dünyada, ilâç, elbette en büyük kolaycılık. İlâçla yasadışı maddeleri ayıran tek şey, birinin doktor eliyle reçete edilmesidir (MKD: Vay ki vay).
Siz ikide bir doktorların depresyonun d’sini gördüklerinde ilacı dayadıklarını söylüyorsunuz…
— Evet, çünkü öyle yapıyorlar! Biz de bu çağdaş üfürükçülerin, doktor olduklarını sanıyoruz. Antidepresanlara ve genel olarak psikiyatrik ilâçlara da 1çağdaş muska” diyebiliriz. Psikolog Kirsch üşenmemiş, tüm gizli arşivlere ulaşmış ve bulmuş: Ha boş tablet -plasebo- almışsın, ha antidepresan. Gerçekten de ilâç, sorunu tedavi etmiyor, sorunun üzerini örtüyor. İlâcı bıraktığında -ki bir gün bırakıyorsun- sorunlar daha büyümüş olarak karşına çıkıyor (MKD: Külliyen yalan ama bu adamcağızı size sonra anlatacağım).
Antidepresan kullanımı giderek artıyor mu, sizin böyle bir tespitiniz var mı?
— Türkiye’de 3 yaşında çocuklara bile verdiklerini görüyorum maalesef. Artıyor ve artacak da. Bu gidişin önüne geçilemez. En azından böyle bir sonucu görmeye benim ömrüm yetmez.
Ne demek istiyorsunuz? İlâç yazan bütün doktorlar kötü niyetli mi? Bu ilâçların hiç mi faydası yok?
— Klâsik bir lafla cevap vereceğim: “Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.” (MKD: Ağlayabilirim, bu ne bilgelik).
Bu ilâçların, hafifi, ağırı var mı?
— Ağırı var tabii. Felç edeni var, öldüreni var, intihar ettireni… Ama beynin neresine, hangi spesifik noktasına nasıl etki ettiği konusunda bilimsel kesinlik taşıyan bir araştırma yok (MKD: Üstün, üstün irtifadan uçmakta ve ya cehaletinden ya da bilerek yalan söylemekte).
Benim gördüğüm bir sürü insan Lustral alıyor. Ne gibi bir zararı olabilir ki (MKD: Ayşe’nin sorusu ilkokul düzeyinde)?
— Daha önce de söyledim. Bu ilacın fizyolojik olası zararından çok, inkârı pekiştiriyor olması önemli. Antideprasan alınca kimse kendisiyle, yaşamıyla yüzleşmiyor, yüzleşemiyor, herkes kaçak (MKD: Üstün kıvırıyor, farmakoloji bilmez ki)…
İlâç nelere yol açıyor peki? Tepkisizlik mi? Sinirlenmemek mi?
— Evet. Meselâ tecavüze uğramış ve içinde ciddi bir kızgınlık olan biri kuzu gibi oluveriyor. “Küntleşme” gerçekleşiyor. İlâç alırken bana gelenleri hemen tanırım. İfâdesiz bir surat. Kapalı ve ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba gibi tehlikeli…
İlâcın insanın içindeki şiddeti artırdığına dâir iddialar da var…
—Ne iddiası, bunlar araştırma bulgusu! Psikiyatrist David Healy 2000’den beri yaptığı sayısız araştırmayla bunu kanıtladı. İntihar ve yıkım eğilimi belli bir grup antidepresan kullananlarda tam 6 kat artıyor (MKD: Üstün artık arş-ı âlâya çıktı).
Sizin bildiğiniz böyle vak’alar var mı?
— Geçen yıl Adana’da 15 yaşında bir kız, antidepresanları kullanmaya başladıktan bir hafta sonra intihar etti. O gençte daha önce de intihar eğilimi olabilir. Ama duyguları bunu yapmasını önlüyordu. İlacı aldığında, hem duygusuzlaşıyor, hem de ilâç onu harekete geçiriyor. Herhangi anlamlı bir amaç yok yaşamında, o da düşündüğü tek şeyi duygusuzca gerçekleştiriyor, intihar ediyor.
Bu son Başak olayında, genç kız, ilâç yüzünden cinnet geçirip annesini öldürmüş olabilir mi?
— Buna cinnet demek doğru değil. Annesiyle bir kaç saat önce tartışmış, odasına çekilmiş birinden söz ediyoruz. İlâcın etkisi bence çok açık. Tam da psikiyatrist David Healy’nin sözünü ettiği durum. O kız ilâç altında olmasaydı, anlamlı bir psikolojik yardım almış olsaydı, anne-babasının ona yaşattığı kâbustan kurtulmanın doğru yollarını bulabilirdi (MKD: Üstün, Medyum Memiş’i de solluyor)….
Başak olayında durum nedir: Zâten sorunluydu. Bir an geldi gözünü mü karartı? O normâl bir insan, bir anda kendini kaybetti. Mi?
— Âilesinin ve psikiyatrinin kurbanı o (MKD: Üstün teşhis de koydu)….
HERKES KAÇAK
Depresyon nedir, hastalık mı?
— Eski çağlardaki hayâlet hikâyeleri gibi… Hayâletler ne kadar gerçekse, bir hastalık olarak depresyon da o kadar gerçek! Herkesin duygusal çöküntüleri, zorlanmaları, sıkışmaları, iç sıkıntıları olabilir, oluyor. Kimi gelip geçiyor, kimi uzun sürüyor, kimi arkadaş desteğiyle çözüm buluyor, kimi profesyonel destekle, kimi aşkla geçiyor, kimi de tam tersi aşkla daha da beter hâle geliyor! İnsanın bin bir türlü hâlini, hastalık kategorisine hapsetmek bence insanlık suçu! Bırakın depresyonu, “şizofreni” dedikleri şeyin bile, hastalık olup olmadığı, hatta “ne” olduğu tartışmalı (MKD: Üstün, mahvettin bizi)…
Çok sert bir yargı değil mi bu? Siz psikiyatriye karşı mısınız?
— Evet karşıyım! Tamamen bilim dışı olduğu düşünüyorum. Ellerinde depresyonu teşhis etmek üzere davranışsal ve duygusal semptomlar listesi var, ki o liste tıbbî bir liste değil, o listeye bakıp ilâcı dayıyorlar. Oysa depresyon teşhisinin tıbbî tahlille, beyin inceleme teknikleriyle hiçbir alâkası yok (MKD: Bu zırvalıklara sonda cevap vereceğim)…
Hoppalaaa… (MKD: Ayşe bile hopluyor)
— Evet. Bu listedeki birinci belirti isteksizlik. İsteksizsen, depresyonda olabilirsin! Yok ya! Bakın, bunların hepsi insanlık hâli. Ben zâten depresyon yerine “özgüven sarsıntısı” demeyi tercih ediyorum. “Özgüven sarsıntısı” da özellikle Batı’nın başarılı olma takıntısıyla besleniyor. Bizde de durum farklı değil, büyük şehirlerde depresyon, başarı hırsıyla kol kola geziyor (MKD: Üstün, cehaletin ötesinde bir şeyler söylüyor, Ayşe de yazıyor; heyhat!).
Peki, panik atakın depresyonla bir akrabalığı var mı?
— Panik atak, hepimizin aşırı kaygı diye yıllardır bilip konuştuğu şeyin, hastalığa dönüştürülmüş hali. Panik atakla yani “aşırı kaygı”, depresyon yâni “duygusal çöküntü” aynı şey değil ama evet birbiriyle ilişkili. İkisi de kendine yabancılaşmanın bir sonucu. Ama bu psikiyatrik kategorilerin hiçbiri, o insanın gerçekte ne yaşıyor olduğunu anlamamıza yardım etmiyor. Psikiyatrinin önceliği de anlamak değil zaten. Bu hastalık kategorileri, ilâç reçete etmeye hizmet ediyor. Demek istediğim şu: Psikiyatrinin hastanın derdiyle merdiyle gerçekten ilgilendiği yok, ilâç yazıyor sadece (MKD: Üstün, cehaletin ötesinde bir şeyler söylüyor, Ayşe de yazıyor; heyhat!).
Depresyon ya da sizin deyiminizle “özgüven sarsıntısı” neden bu kadar yaygın?
— Eskinin hayat mücadelesi içinde böyle bir şeye yer kalmıyordu. Şimdi yaşam, eskiye göre daha kolay, ama çok daha karmaşık. İletişim olanakları o kadar yaygın ki, artık herkes daha fazlasını istiyor, daha iyi bir hayat arzuluyor. Eskiden ezilen kadın, kaderine kısmen râzıydı, şimdi işler değişti hayatına sahip çıkmak istiyor, fakat zorlanıyor. Aşılması kolay olmayan engeller var önünde. O yüzden depresyona giriyorlar. Erkeklere gelince, onların dünyasında hırs, rekabet gırla gidiyor. Erkekler, açık etmeden, deyim yerindeyse yiğitliğe bok sürdürmeden, gizlice yaşıyorlar depresyonlarını (MKD: İleride bahsedeceğim şekilde, kişiliğine uygun olarak ağzını bozuyor âlimimiz). Kadınlar da bu erkek dünyasına eklemleniyor, ama kendini bularak değil, kaybederek ilerliyor. Tabii sonrasında da ağır bedeller ödeniyor…
Depresyon daha çok büyük şehirleri mi vuruyor?
— Evet. Büyük şehirlerin cehennemi de büyük! İç bütünlüğünü kuramamış, bulamamış, bulur gibi olmuşsa da kaybetmiş insanlar sıkıntı yaşıyor. Ve bu durumdan en çok çocuklar zarar görüyor. Hiperaktivite ile damgalanıyorlar. Bu da yaratılmış bir başka hastalık. Bu çocukların anne babaları, özellikle annelerin büyük bir çoğunluğu depresyon benzeri durumlar yaşıyorlar. İşte o anne-babalar, intihar eğilimini arttırdığı tescillenmiş antidepresanlar kullanıyorlar. Çocukları ise ölümcül riskler barındıran kokain eşdeğeri ilâçlar içiyorlar (MKD: Bu da klâsik palavra, anlatacağım).
Depresyonun üstesinden gelinebilir mi?
— Elbette. Önce farkında olacaksınız. Sonra geçmişten bugüne yaşadıklarınızı ve kendinizi kabul edeceksiniz. Bilinç geliştireceksiniz. Yaşam biçiminizi değiştirme gayreti göstereceksiniz. Bunun için emek vereceksiniz. İnsan, bilinci ölçüsünde sorunlarına çözüm bulabilir. Bu bilinci kendi başına da oluşturabilir, profesyonel destekle de. Profesyonel destek için şimdilerde İngiltere ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere, özellikle çocuk, ergen ve gençlerde psikolojik destek öneriliyor. Yâni psikoterapi… (MKD: Üstün, cehaletin ötesinde bir şeyler söylüyor, Ayşe de yazıyor; heyhat!).
Ben mesela, depresyona girip girmediğimi nasıl anlayacağım? Bir insan depresyona farkında olmadan girip çıkabilir mi?
— İnsan farkında olmadan bir sürü şey yaşıyor, yapıyor! İnsan, kendini tanımalı (MKD: Buna Üstün’ün büyük ihtiyacı var). Çünkü bu çok kolay bir şey değil. Güçlü yanlarını, zayıf yanlarını, geçmişten bugüne kişiliğinin hangi etkilerle oluştuğunu, kim olduğunu öğrenmeli. İnsan olmak, asgari bir emek gerektiriyor, bu emeği vermekten söz ediyorum. Hayat, elbette inişlerle çıkışlarla sürüyor, düz bir çizgide yaşayanımız var mı? Neden süreç olarak yaşamı, iyi ve kötü hâlleriyle kabullenmiyoruz? Nedir bu sürekli mutlu olmak, başarılı olmak, yukarda olmak, kazanmak takıntısı!
Bir dakika, bir dakika “gizli depresyon” diye bir şey yok mu?
— Kendi durumunu, yaşadıklarını inkâr bu aslında. Erkeklerde daha belirgin bu durum. Diplere inmeyi kendilerine yediremiyorlar. Depresyon denilen şey, hep bu inkârla oluşuyor, inkârla besleniyor. Durumunu inkâr edenler dünyasında ilâç, hiçbir iç muhasebe yapmaya gerek duymadan, bir şeylerin çözümünü vaat ediyor. Yanlış olan bu vaat. Tehlikeli, riskli hâttâ ölümcül olabiliyor.
Seks, depresyona iyi gelir mi (MKD: Yâhu, Ayşe’nin aklı başka şeye çalışmaz mı?)
— Sâdece bedensel bir faaliyet olarak seks, hayır iyi gelmez. Dürtülerin doyurulduğu “performans” odaklı bir etkinlik olarak, bazen sorunu artırır bile. Çünkü iç bütünlüğün daha da kaybolmasına sebep olur. Örneğin, bir takım “uzman”ların, “Haftada şu kadar sayıda cinsel ilişki sağlıklıdır” gibi ifâdeleriyle karşılaştığımda, benim böğrüme bir şey saplanır. Cinsellik, tensel-duygusal-düşünsel bir büyük buluşma olmaktan çıkarılmış, iki bedenin birbirini tatmin objesi olarak kullanmasına indirgenmiş durumda maalesef. Haa ama eğer ilişkiyi soruyorsanız, iyi gelir. Arada aşk varsa seks, iki insanın bir bütün olarak nefis bir buluşmasıdır ve çok iyi gelir…
ANTİDEPRESANIN İNANÇ ETKİSİ
Irving Kirsch ise antidepresanların “plasebo”dan farkı olmadığını buldu. Basında da geniş şekilde yer bulan Şubat 2008 tarihli son araştırması bu ilâçlara bu koşullarda başta onay verilmemesi gerektiğini vurguluyordu. Plasebo (boş tablet) verildiğinde insanların iyileşmesine, kısaca “inanç etkisi” de denebilir. Tüm ilâçlarda yüzde 20–30 arasında plasebo etkisi görülür. Antidepresanlarda bu oran yüzde 85’e kadar çıkıyor.
ANTİDEPRESAN İNTİHAR/SALDIRGANLIK EĞİLİMİNİ ARTIRIYOR
Antidepresanlarla ilgili en önemli kırılma noktası İngiliz psikiyatri profesörü David Healy’nin yaptığı araştırmalar oldu. Healy, intihar eğilimini azaltıyor diye reçete edilen SSRI (serotonin geri alımı engelleyicileri) grubu antidepresanların, aksine intihar/saldırganlık eğilimini artırdığını buldu. Haziran 2001’de gazetelerde, Amerika’da ilâç firması GlaxoSmithKline aleyhine sonuçlanan 6.4 milyon dolarlık davanın haberleri yer alıyordu. Firmayı, Don Schell’in damadı dava edilmişti. Don Schell, tabancasıyla önce eşini, sonra kızını ve torununu öldürmüş, ardından da kendini vurmuştu. Bu trajik olaydan iki gün önce, Schell’e, uyku problemi yaşadığı için Seroxat isimli ilâç verilmişti. Damat, kayınpederi Schell’i, Seroxat’ın şiddete ve intihara sürüklediğini iddia etmişti. Davadaki en önemli nokta, ilâç firmalarının daha önce gizli tutulan belgelerinin mahkeme kararıyla ve Healy’nin aracılığıyla kamuoyuna sunulmasıydı. Bu belgeler gösteriyordu ki, ilâç firmaları bu ilâçları kullananların yüzde 25’inin şiddet eğilimleri yaşadığını biliyorlardı ve uzunca bir süre bu bilgiyi saklamayı başarmışlardı.
***
Şimdi MKD Yorumları:
Anti-psikiyatrinin Michel Foucault, R. D. Laing ve Thomas Szasz gibi “babaları” saygıdeğer adamlardı. Sosyal psikolog Üstün Öngel ise bir zavallı. Kendisiyle hiç tanışmadım ama tanışmış kadar oldum.
Zamanında Radikal’de psikiyatriye ve aralarında benim de adımın geçtiği bir grup tanınmış psikiyatra hakaret eden bir yazısı çıkmıştı. Sonradan iyice azıttı, sürekli olarak bana küfrettiği, hakaret yağdırdığı e-postalar yollamaya başladı; anama avradıma sövüyordu. Critical Psychiatry diye bir uluslararası e-grubuna üye olmuştum. Orada da İngilizce olarak “şişko, çirkin, bok suratlı, iğrenç” gibi mesajlarıyla yıldırdı ve ayrıldım.
Niye şikâyet etmedin derseniz, önce Adana’yı arayıp “bu adam neyin nesi yâhu” diye sordum. Oradaki arkadaşlar zeki ve manik depresif özellikler sergileyen, temelde de antisosyal kişilik yapısı olan biri olduğunu anlattılar. Defalarca rektörlerle, idareyle başı derde girmiş. Hiçbir tıbbî eğitimi ve formasyonu olmamasına rağmen poliklinik yapıp hasta görüyormuş ve sürekli olarak da psikiyatriye, psikiyatrlara sövüyormuş.
Hâlen yaptığı da suç!
Eh, “hastaya el kalkmaz” deyip aldırış etmedim.
Şimdi de zırvalıklarını kısaca cevaplayayım…
***
Kokain ile metilfenidat arasında etki mekanizması ortaklığı var, bu doğru. Öte yandan, pek çok dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hastasının hayatlarını bu ilâçla kurtarıyoruz, yetişkinlerde bile. Ama hiçbirine kokain vermiyoruz!
Antidepresanların icadıyla depresyon hastalarının kaderi değişmiştir. Dünya Sağlık Teşkilâtı Majör Depresyon’u en önde gelen sağlık sorunları arasında ele almaktadır. Doğru ve bilgilice kullanıldığında, bu ilâçlar hayat kurtarırlar çünkü intiharı, alkolizmi ve hayat kalitesi düşmesini engellerler.
İntihara veya katle yol açmaları safsatasına gelince… Bilhassa ergenlerde ve gençlerde başta depresyon olarak gelen tablo zamanla disforik hipo-mani dediğimiz öfkeli, gergin ve saldırganca tabloya dönüşebilir. İyi bir takipte bu durum fark edilir ve duygudurum dengeleyicisi dediğimiz ilâçlar eklenerek tablo kontrol altına alınır.
Gerçek Majör Depresyon’da tek başına psikoterapi yetersizdir; ağır vak’alarda elektrokonvülsif terapi dahi yaparız.
Irving Kirsch ve arkadaşlarının yazısı tamamen tarafgir bilimsel açıdan çürük bir yayındır; hâttâ ekipte psikiyatr bile yok ve nefazodon’la venlafaksin’i SSRI zannedecek kadar câhiller.
Depresyonda hangi beyin (hâttâ vücut) bölgelerinin nasıl işlev bozukluğu gösterdiğini günümüzde resmini çekerek (fMRI) takip edebiliyoruz. Meselâ panik nöbetlerinde non-dominant parahippokampal bölgede kanlanma artışı olur ve tedaviyle düzelir (Üstün ne bilsin).
Psikoterapi yapmak ise, zâten psikiyatrik uygulamanın olmazsa olmaz bir parçasıdır.
Sonuç: 2008’de psikiyatriye düşmanlık etmek için hasta olmak lâzım; eh, durum da belli! Hazret eninde sonunda zâten bize gelir, o sorun değil…
İyi de, Ayşe Arman’ın konu sıkışıklığı mı vardı da bu zerzevatı millete yedirdi, anlayabilmiş değilim.
Yakıştıramadım Ayşe!
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 19 Nisan 2008 Cumartesi
hüseyin sungur
19 Nisan 2008
Sevgili Hocam ;
Siteniz ,özgür ortamından dolayı, bende sürekli takip listesine alındı. Değişik metinlere yazmaya gayret ettiğim yazı kırıntılarımdan,farkındasınızdır.
Farklı bir söylemle,bu bölgeye kanaatimi aktarmaya çalışacağım.
Kızım,Mersin’de Türkiye’de çok bilinen bir özel okulun 3.sınıfında.Geçen yıl aile birliği,hoşluk olsun diye((!!)) AVRUPA YAKASI dizisi oyuncusu “”BURHANı” , davet etmek istedi.İstanbul’daki özel ilişkilerimi kullanarak,bu oyuncunun ÖZEL HAYATI ile ilgili,deyim yerindeyse , istihbarat topladım;üzülerek ,giderek artan bir ALKOL sorunu ve aşırı benmerkezcilikten kaynaklanabileceğini tahmin ettiğim,sürekli küfür tutkusu olduğu bilgisine ulaştım.Birçok benzeri etkinlikte,skandala yakın nahoşluklara da sebep olduğu bilgisi gelince,BURHANın Mersin’e gelişini engelledim.
Bu bilgi zinciri bende,Burhan’ın ciddi biçimde,sizin ilminizin ifadesiyle arzedeyim haddimce,ÖRSELENMİŞ bir yapısı olduğu kanaati uyandırıyor.Bana göre,oyunculuk konusunda,eski bir GENCO ERKAL malulu olarak,diyebilirim ki çok yetenekli.
Bu zaviyeden,merkez konuya bakarsak,ÜSTÜN, birinci derecede kan akrabalarının da bana verdikleri bilgiye istinaden((çoğu komşumdur))bir geçmiş örselenmişliği olabileceğini düşünüyorum.
Ben de TARSUS amerikanlıyım ve Üstün ile ağabeyi Yavuz,küçük devrelerimdir benim!
Yıllar önce,İstanbul’da,akademiyi bitirdiğim günlerde((İ.İ.T.İ.A)),henüz Boğaziçi,sanırım sosyal psikloji idi((yanılabilirim elbette))üniversitesini kazanmış ve aynı zamanda FENERBAHÇE spor kulübü,basketbol takımına da transfer olmuştu.Ağabeyleri olarak,elbette çok sevinmiş,((ben cimbomluyum))buna rağmen((!!)) Fener’in kıymetini bilmesini,sabırlı olmasını,yine TACden yetişen NECATİ GÜLER,CİHANGİR SONAT,CAN SONAT gibi basketbol yıldızlarının geleneğini devam ettirerek,işi milli takıma kadar götürebileceğini,aklımız yettiğince tenbih ettik…Maalesef olmadı,Fener’de tutunamadı.Açıkcası üzüldük.
Yıllar sonra mektebi bitirdi.Buradaki akrabalarından Çukurova üni.sine intisab ettiğini,bilahare her ne oldu ise,üniversiteden ayrılıp,”"KLİNİK kurmaya durduğunu öğrendik.
Sizinle ve alanınızla değişik yollarla,deyim uygunsa,dalaştığını,epeydir fısıltı gazeteinden biliyoruz.Ki fiilen bazı gazetelere,”"zehir zemberek”" psikiatri KARŞITI yazılar yazdığını da,okuduğumdan dolayı,biliyoruz.
Fakat burada bence,daha önemli vaka,ayşe armandır!
O da yakın bir geçmişte,AVRUPA YAKASI BURHAN gibi,Tarsus Amerikana,”"model mezun” olarak,söyleşiye davet edildi.
Şahsen,önlemeyi çok arzu ederdim,fakat yapamadım.
Ayşe Armanın teferruatı için,HASAN KAÇANa ya da KANAL7 ye rica ederseniz,((Kİ TEVELERİNDE ALENİ DE YAYINLAMIŞLARDI)),çok ilginç film kayıtlarına ulaşırsınız.((benden duymuş olmayın!!))…
Malum ayşe,ülkemizde, içinde HALKIN olmadığı HALKLA İLİŞKİLER GIRALİÇESİ “”BETÜL MARDİN”" hanımın gelinidir.((bu sözleri Prf. Yalçın Küçük hocadan emanet aldım))…
Bana göre nasıl ki KÜRŞAT,perşembe geceleri KANALTÜRK’te,yemekli “”sohbet”" programları yapıyor ve tuhaftır,bu program da bana , MUSTAFA KEMAL Paşa’mın ÇANKAYA sofralarını hatırlatıyor,zorla değil ya!
Ayşenin röportaj hastalığı da,son satırınıza ithafen,büyük gazeteci LEYLA UMARın mülakatlarını hatırlatıyor bana hocam.
Hani kaimvalidesi , BETÜL MARDİN olunca,ŞERİF MARDİN de mülakata,yanaşabiliyor demekki ayşeyle.
Çok mu kıskancım acaba!
esra kurt
20 Nisan 2008
merhaba kerem bey. ben esra, yaklaşık 6 aydır üstün beyden psikolojik yardım alıyorum. öncelikle onu yanlış tanıdığınızı söyleyeyim. ben 2 yıldır anti-depresan kullanıyordum ve neredeyse düşünme yetimi kaybetmiş durumdaydım. ünlü bir psikiyatristin kurbanı olmaya az kalmıştı ta ki üstün beyle tanışana dek. yaşadığım bazı şeyleri kabul edince, gerçeklerle yüzleşince ve durumumu düzeltmeye çalışdıkça düğümler çözülmeye başladı.yaşadığım olumsuzlukların ayrıntısına girmek istemiyorum şimdi. ama gönül rahatlığıyla şunu diyebilirim: sorunlarımı ancak antideprasanı bırakınca görmeye başladım ve içinde bulunduğum durumun farkına varabildim (tabi üstün beyin sayesinde). şimdi siz bu durumu kabul etmiyorsunuz ama ben bir de yaşayanlara sorun derim. ayrıca üstün bey için söylediğiniz sözler beni gerçekten çok üzdü. çünkü böylesine insansever birinin bu sözleri haketmediğini düşünüyorum. size üstün beyi tekrar araştırmanızı ve onu yakından tanımanızı öneriyorum ve farklı bakış açılarına işiniz gereği saygı duymanız gerektiğine inanıyorum.
ayşe çelebir
20 Nisan 2008
aşkla, arkadaş tavsiyesiyle geçen depresyon mu?
komik…
Saygılar
Fasıla
20 Nisan 2008
Düşük düzeyli bir yazı olmuş.
Olmadı..
Fasıla
20 Nisan 2008
“Hazret eninde sonunda zâten bize gelir, o sorun değil…”
Hayırdır? Bir piyasa endişe mi bu?
Yazıyı ikinci kez okuyorum. Yine olmamış, yine olmamış..
Coskun Ahmet
20 Nisan 2008
Merhabalar Mehmet Kerem bey,
size konunun diger tarafini da gösterdiginiz icin cok tesekkür ederim.
oglum depreson baslangicinda ve özgüveni yok kadar az.
depresyon ilaclarini hic almama veya tamamen karsi olma bence
tam bir karsitcilik olayi..böyle dogma olarak bir seye karsi olmak
beni süphelendiriyor.
fikirleriniz icin cok tesekkürler!
Kandil Kargaoğlu
20 Nisan 2008
Merhabalar
Ben de Esra Kurt gibi Sayın Üstün Öngel’ den yardım alan şanslı insanlardan biriyim.
bu yüzden sizi okurken biraz daha bilgi sahibi bakabildim olaylara.Uygundur ki Güldüm de!!!
Üstün Hoca öncesinde ben de bir Psikiyatristten yardım aldım(ona yardım denilirse tabii)Nefes alamama,uyuyamama,insanlarla iletişim kuramama şikayetleriyle (AİLEMİN ZORUYLA) başvurdum.Bana “Sen panik HASTASISIN” yorumuyla büyük bi şok yaşadım!!!Üfürükten bi kaç ilaç yazıp 1 ay sonra yine gel dedi.Peki o ilaçları beni çıldırtmya başladığında kime başvuracaktım?
Israrla hasta olmadığımı iddia ettim.Verdiği (burda Üstün Hocamı destekliyorum) BOŞ KAPSÜLLERİ’nden kurtulana kadar da bunu ona kabul ettiremedim.
Verdiği o çok faydalı diye iddia ettiğiniz ilaçlar SAYESİNDE(komik) otobüse yalnız binememeye,hiç uyuyamamaya,daha çok korkmaya ve annemle dahi iletişim kuramamaya başladım.Ne kadar da faydalı o farmakolojisinden çok anladığınız renkli şekercikler!!!
Daha sonra “iyi ki tanımışım diye hala şükrettiğim” arkadaşım, ayrıca Üstün Hocamin öğrencisi vasıtasıyla (bu da faydalı olmayacak önyargısı ve karamsarlığıyla) Üstün Hocayla tanıştım.Bana uygun olması öncelikli(!!!!) bir günde sözleştik.
O günden bahsedeyim biraz:
Gittim,içim titreyerek korkudan kalbim boğazımdan çıkacak gibi bi haldeyken ve nasıl konuşup güveneceğim korkularıyla iç içe zile bastım…Kapıda karşıladı beni Üstün Hoca “güleryüzle” Hoşgeldin Kandil diyerek!!!!(bunu genelde o çok kültürlü, çok bilgili,kendini HASTALARINA adamış psikiyatristlerimiz soğuk suratlı “geçip bekleme odasında biz çağırana kadar oturun” diyen sekreterlerine yaptırıyorlar!!!
Sanki birden rahatlamıştım.Günümüzde insanların beklediği sadece güleryüz değil mi zaten yaklaşabilmek için…
Biraz da odadan bahsedeyim, karşılamadan sonra ikinci şokumdu çünkü.
Filmlerde ve daha önce yardım dilendiğim(!) o doktorların odasında gördüğümden çok daha farklı bir çerçeve..Kitap yok!!! Sade bir düzen, insanı rahatlatan bir atmosfer.KoltuğuMa(!) oturduğumda bütün o korkularım gidivermişti.İnsanı rahatlatmak o kadar da zor değil..
Sonra dikkatimi çeken bir şey oldu(bu psikiyatristte en nefret ettiğim davranıştı).Ben konuşurken sözümü kesmiyor,konuyu başka bir yere bağlamıyordu.Ne kadar da güzeldi beni dinliyordu,ben de açabiliyordum içimi.
O gün (artık ne kadar etkilendiysem önceki kapsül önericisinden!)
-Bi an önce iyileşmek istiyorum.Bunun için elimden geleni yapacağım dedim.
Karşıdan gelen yorum şuydu:
-Sen hasta mısın ki iyileşesin.Sadece sorunlarım var ve onları çözeceğim demelisin.
O an anladım ki insanın göremediği ama bi anahtar(benim anahtarım Üstün Hocamdır) yardımıyla ne kadar çok kapı açabileceğimi gördüm.Açtım da..
Cesaret edemediğim bi çok şeyi sabırsızlanıp kendiliğimden denemeye başladım.Aştım da!!!
Ayrıca bir nokta daha.Kendimi toparladığımda şunu gördüm.Bundan sonra her başım sıkıştığında birilerini aramak yerine önce kendim çözmeyi denemeliydim.Ancak o zaman kendim olabilip sorunu çözebilirdim.Siz içimdekileri ne kadar yaşayabilirsiniz ki ben gibi?
Ondan yardım alan birinin istediği(!) ve ihtiyacı olduğu(!) her saatte ona ulaşabilme rahatlığı var.Bunu siz de gerçekten uygulayabiliyor musunuz?
Sayın Kerem Doksat,
Üstün Hoca hakkındaki eleştirilerinizi de okudum.Tıp sizin alanınız olabilir; ama psikoloji de,insanı anlamada onun kadar iyi olabileceğinizi düşünmüyorum.Yaptığınız sert eleştirilerle çağın esas sorunu olan “antidepresanlara” en azından çevremdeki insanları yönlendirmeyeceğim konusunda gayet inatçıyım.Şahsa yönelik hakaretlerde bulunmuşsunuz.Bunları da gayet saygıyla sadece okudum;noktasına bile katılmıyorum.Üstün Bey’i tanıyabilmek için biraz meslek ve alan dışına çıkıp da nesnel bakabilseniz diyeceğim ama görüyorum ki bilimsel açıklamalar adı altında onun tezlerini çürütmekten başka bir kaygınız yok.Ayrıca açıklamasız tıbbi terimlerinizden de hiçbirşey anlamadım.Doğaldır ki o da benim alanım değil.Keşke biraz daha doktorlara değil de İNSANLARA hitap eder tarzda olsaydı.
unutmayın
“bizim sorunlarımız var,onları çözüyoruz”
Artık antidepresanlara falan başvurmadan devam edebilecek kadar güveniyorum kendime.İnsanlar zehirlenmesin..Biz denekler değiliz çünkü!!!
İyi Günler diliyorum…
Dr. Erhan Akıncı
20 Nisan 2008
Sayın hocam,
Bir meslektaşınız, doktor, olarak düşüncelerinize katılıyor; bu dar düşünceli ve cehaletin eğitimle yenilemeyeceği örneğini bize sunan psikolojik danışman Üstün Öngel beyin(!) düşüncelerini kaygı ve endişe ile takip ediyorum. Ne yazık ki ; bilgi kirliliği yaratan, hiç bir müspet ve bilimsel veri sunamayıp halkın kafasını karıştırıp durumlarının kötüleşmesine sebebiyet veren şarlatanlar ile ortalık dolup taştı. Çalıştığım kliniğe daha bu gün bir hasta durumu kötüleşerek acilden yattı. Neden mi? Hastamın bana ifade ettiği, ilaçların kendisine zarar verebileceği düşüncesiydi ve bu bilgiyi(!) TV ve diğer yayınlardan yeni edinmişti; sonuç olarak duygudurum düzenleyici ilacını bırakması ile önce kendisinin sonrada ailesinin durumunu kötüleştirmişti. Bugün merak edip araştırdığımda, kendisine TIP DOKTORU ünvanı verilmemiş bir çok kişinin, ki bunlardan bir çoğu psikolojik danışman ünvanlı şahıslar, internette sırf maddi kaygılar ile halkın kafasını bulandırmakta, kendilerine danışan insanları HASTA şeklinde ifade etmekte, insanların gözünde doktor gibi görünme düşüncesi güttüklerini görmemdi. Ne yazık ki biz doktorlar (özellikle psikiyatristler) alanımıza başkalarının burnunu sokmasına göz yummaktayız; bu konuda Türk Tabib Odası ve psikiyatri-nöropsikiyatri dernekleri olarak yapacak çok şeyimiz olmalıdır! Tanrı bizi cehaletten ve cehaletten nasibini alanlardan korusun.
hüseyin sungur
20 Nisan 2008
Dr. ERHAN AKINCI ;
Mersin’de kilometrekareye 1000adet,psikolojik danışmanlık merkezi düşüyor.
Bunların kim olduğunu,ilimlerinin,irfanlarının ne olduğunu,nasıl olduğunu ELBETTE DENETLEYEN KİMSE YOK!
Biliyorsunuz ki,epeydir BİR NLP — KİŞİSEL GELİŞİM KEÇİLİĞİ((malum,koçluğu da ben mel’anet olsun diye keçilik yazdım)–REIKI gibi akıllara seza bir dolu ABRAKADABRA ortalığı doldurdu.
Bizim mahalle((inönü mah. zengin((!!)) muhiti çamlıbel vs)) PSİKOLOJİK danışma merkezleri toplu MERKEZİ oldu.
Herhalde MERSİN,çapıyla doğru orantılı olarak,PSİKOLOJİK DANIŞMA MERKEZLERİ cenneti.Ve yine MERSİN üni. hazırlık dershanesi CENNETİ…
Geçengün araştırdım,merkez nüfusu yaklaşık 1milyon olan Mersin’de,varoşuyla birlikte 100küsür adet dershane varmış.
Birileri bizi öpüyor,kuşakların RUH SAĞLIKLARI adeta kökten sakatlanmakta,hızlı bir değerler çürümesi var,seks aşırı bir şekilde özendiriliyor,uyuşturucu YAŞININ 12ye indiğini,İST EMNİYET raporunda okudum.
Kadim değerlerle—geçmiş— yakın geçmiş — çok yakın geçmişle olan “”genç kuşaklar”" irtibatı hızla ve KARARLI bir şekilde ENTELEKTÜEL düzeyde kopartılıyor.Çocuklarımız SÜREKLİ “”SORU”" EZBERLİYORLAR.
SAİT FAİK–NECİP FAZIL–TARANCI–CAHİT KÜLEBİ–FAZIL HÜSNÜ–
………………………………………………………………………..
…………………………………………………………………………..
OKUMADANAN VE DAHİ bilmeden, BİR KARA KAŞIN–BİR KARA GÖZÜN–DEĞER DÜNYA MALINA türküsünün zevkini estetiğini derinliğini ÖĞRENEMEDEN………………….
1—MIZRAKLI İLMİHALLERE
2–KUZU KUZU KUZU SOKUL BANA lara
3– ve hatta kendi türkülerinden evvel LA TRAVIATA öğrenmeye,takip etmeye vs vs vs
ADETA cebren ve hileyle
yüksek ve gizli bir şekilde teşvik ediliyorlar….
Biz ise bu sütunlarda,birbirimize içimizi döküyoruz,dökebiliyoruz ancak.
Kimi meslekdaşlarınız,ARTIK HASTALARINA “”MÜŞTERİ”" DİYOR,DİYEBİLİYOR.
TABİPLER ODASININ BİLDİĞİM KADARIYLA BİR “”ETİK KURULU”" VAR,değil mi!Haydi “”gazeteciler cemiyeti,etik kuruluna”" oktay ekşi hükmediyor.
Sizinkine kim ya da kimler hükmedebiliyor.
Mersin’de psikiatrlar,NASIL ve NEDEN önüne her gelene “”PROZAC”" YAZABİLİYOR!yaptığım minik bir “”eczahane”" araştırmasında,kimi meslekdaşlarınızın,andığım ilaç firmasından, KOMİSYON ALDIĞINI öğrendim.Alınan komisyonla–İNSAN SAĞLIĞINI YANYANA KOYDUĞUMUZDA ne düşünmeliyiz!!!!!
Mersin’de hemen hemen bütün İLAÇ firmalarının temsilcileri,yakın zamana kadar,benim mahallemdeki çok ünlü bir pastahanede,hemen hergün bir araya gelir//sabah 8–9 30 arası//kahvaltı eder ve birbirlerine TÜYO verirlerdi.Neydi bu tüyo biliyor musunuz!!!!!
Piyasayı yükseltmeyin arkadaşalar!!!!
Piyasa!!!!Efenim bir “”x”" firma,ERDEMLİDEKİ((Mersin’in batısındaki ilçe))
“”Y”" dahiliyeciye,ilacını çok yazdı diye,24 000 BTÜ split klima “”hediye etmiş”"..Abi yapmayın yaa,şimdi bizim KBB ciler de aynı malı isterlerse,merkeze ne deriz DİYE,birbirlerine NAZİRE YAPARLARDI!!!!
Ordan bir başka firmacı atılır,kendilerinin bazı hekimleri TAYLANDa geziye((!!!)) götüreceklerini ağzının suyu aka aka anlatırdı.
BUNLARI ve daha nicelerini,kulaklarımızla duyduk,gün geldi,sohbetlerine,”"kasten”" müdahil olduk.
Dr. erhan akıncı kardeşim…
Kerem Doksat hocam……
Ne olacak bu işler!!!!
Yunus Kaya
21 Nisan 2008
ne kadar sığ ve yüzeysel bir cevap bu; tepkisel ve hiç bir elle tutulur bilgi içermiyor, dogru düzgün bir acıklama bulurum diye okudum ama beni halay kırıklıgına ugrattınız, bende bir süre antidepresan kullanmıs biriyim ve sunu soyleyebilirim: bu ilâçlar hayat kurtarmıyor!hayatımı mahvettiler! intiharı en cok dusundugum zamanlardır ilaç kullandıgım zamanlar çünkü hayatınızı daha da anlamsızlaştırıyor ve sizi kendinize daha da yabancılaştırıyorlar, hayat kalitesi bırakmıyorlar ne kalitesi nefes alamıyorsunuz ki! korkularınız, endişeleriniz, ikiye katlanıyor, kendinizi anlamanıza mücadele etmenize engel oluyorlar. Psikiyatristlerde insanları 15 dakika bile dinlemiyorlar, dinlemeyi de bilmiyorlar. Semptomlarla ilgileniyorlar, dışa yansıyan sıkıntılar azalmış gibi göründüğünde başarılı sayıyorlar kendilerini. Beyin filmlerine bakıyorsunuz ama onlar sonuc; ve insan o sonuctan ibaret değil, insan organdan ibaret değil,” panik nöbetlerinde non-dominant parahippokampal bölgede kanlanma artışı olur ve tedaviyle düzelir” demişsiniz, düzelen sorun değil ki yine semptomu, kanamayı dengeleyince sorunu anlamadınız ki, çözmediniz de!
Ömer Adıgüzel
21 Nisan 2008
Merhaba doksat bey!
Yaklaşık iki senedir Üstün Beyi yakından tanıyorum ve kendisinden yardım alanlardanım. Üzülerek söylemek isterim ki yorum diye yazdığınız yazının içindeki Üstün Beyle ilgili yapmış olduğunuz teşhislerin yalnızca “zeki” olanına katılıyorum ama onu da ne maksatla kullandığınızı tahmin edebiliyorum.
Bir insan hakkında daha tanışmadan bile bu kadar hakaret içeren bir düşünceye nasıl kapıldınız doğrusu şaşırdım… demek isterdim ama hiç şaşırmadım. Çünkü bir insanı anlamak için onun gerçekte karşısında oturup dinleme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Sadece yaptıklarına bakıyorsunuz. Bir insanın hislerinin, düşüncelerinin ve duygularının olduğunu hiçe sayarak, güya tüm sorunlarımın sebebi olan, kendi acısını bile hissedemeyecek kadar aciz bir et parçasını uyuşturmak için ilaç veriyorsunuz. Gerek düşündüğümde beni iğrendiren psikiyatri maceralarım olsun gerek bir başkasının ki olsun hep ortak bir sonuç çıkıyor ortaya. Psikiyatri eşittir, bir insanı doğru düzgün dinlemeden “hasta” kalıplarından birine sokabileceğiniz ve yasal olarak insanları uyuşturabileceğiniz bir “iş”.
Ayrıca yorumlar arasında sizin meslektaşınız olan dr. erhan akıncı bey(!) “başkalarının burnunu sokmasına izin veriyoruz” demiş. Tıp camiasının taşıdığı bu endişenin sonuşlarını, kullandıkları dildeki Latince kelimelerin çokluğundan ve yanlışların biraz su üstüne çıkmasıyla doğru orantılı olarak saldırganlıkların da o orantıda artmasında görebiliyorum. Bu yanlışların arasında dr. erhan bey(!)in maddi çıkarlar konusu sanırım üst basamaklarda yer alıyor.
Bol ilaçsız günler dilerim…
veysel dinçer
21 Nisan 2008
Kerem bey iyi günler dilerim. Sevgili Yunus Kaya arkadaşımın yazdıklarına kelimesi kelimesine katılıyorum. Ek olarak da şunları söylemek istiyorum: Eğer Üstün Öngel’i tanısaydınız size yazdığını iddia ettiğiniz sözcükleri yazarken yüzünüz kızarırdı ve silerdiniz o sözcükleri oradan. “Psikiyatrlar” artık şunu kabul etmeli: Psikiyatri, hastalık pazarlayarak, taraftarlarına köşeyi döndüren bir bilim(!) dalıdır. Üstün Öngel’le birlikte psikiyatrinin duvarlarında çökmeler başladı ve bu çökmeler devam edecek. Ve sizin burada yazdıklarınız, ölmek üzere olan bir aslanın çevreye saldırışlarına benziyor. Anlaşılan o ki, “kutsallığınızın” kaybolmaya başlaması sizi çok kızdırmış…
Esin Çırpıcı
22 Nisan 2008
Merhaba
Ben Ustün ongel adini Ayse Arman roportaji sayesinde duydum. 6 yildir Arif Verimli’nin hastası olan kardesim gözumun onunde o agir ilaclardan bitkiye dondu.Hicbir ilerleme sarf edemedik.Aksine kendini bir odaya kilitleyip gunlerce konusmuyor. Arif Bey den randevu almamıza ragmen; 8-9 saat gecikmeden ve tonlarca paradan sonra bize ayirdigi 10 dakikada ise, karşimizda burnunu kariştirip ilaclarin dozunu arttirmaktan baska bir sey yapmiyordu.Sosyal hicbir iletisimi olmayan kardesim icin bir psikolog tavsiye etmesini istedigimde ise bana cevabi ‘’Paranizi sokaga atmak istiyorsaniz gidin psikologa oldu.'’ Aradan altı yil gecti.Simdi bize nasil zarar verdigini gorebiliyorum Arif Verimli’nin.Zamanimizi,paramizi ve kardesimin yuzunden gulusunu caldi verdigi agir ilaclarla.Guya iki yilda iyilesecekti. En son konustuğumda omur boyu almasi gerektigini soyledi o ilaclari.
Ustün Bey’ e mail attigim gun birkac saat icinde bana geri dondu. Beni ilgiyle dinledi.Kardesim icin gec kalmis olabilirim.6 yillik ilac kullaniminin verdigi zarar yok edilebilir mi bilmiyorum. Ben sadece telefonda konustugum bu insana inaniyorum.Kardesimi Adana’ ya goturucegim. Onun tekrar gulebildigini gormek bile yeter.
Esin Cırpıcı
Dr.Erhan Akıncı
22 Nisan 2008
Sayın Ömer Adıgüzel;
Maddi kaygılar taşıdığım suçlamasını tarafıma yöneltmişsiniz; bu konuda size katılmıyorum. Ben, belli bir sabit ücret karşılığında çalışmaktayım; fakat, ayrıca 6 yıl tıp fakültesi okuyup üzerine 5 yıl psikiyatri uzmanı eğitimi alan insanların (genel olarak diğer uzmanlık eğitimi almış tıp doktorları da dahil) belli bir maddi gelirinin olmasının hak olduğunu düşünmekteyim. Yazdığınız cevaben yazıyı, fütursuz ve düşünülmeden yazılmış olduğunu görerek sizi esefle kınıyorum.
Saygılar…
Hasan Demir
22 Nisan 2008
Adı gecen arkadaşın psikiyatri uzmanlığı almış arkadaşlara karşı son derece ciddi kıskançlığı olduğunu düşünüyorum.
Bu efendinin, yukardaki söyleşisini okuduktan sonra başka yazılarınada baktım. Öfke, şiddet ve ezilmişlik gördüm. Anlayamadığım beyefendinin Üniversitelerde öğrenci yetiştirmek için görevde olması.
Tabip odaları uyuyor mu?
Ben mi abarttım ?
Ömer Adıgüzel
22 Nisan 2008
Sayın Erhan Akıncı;
Maddi kaygılar taşımadığınızı anlıyorum. Fakat şöyle bir cümle sarf etmişsiniz; “ayrıca 6 yıl tıp fakültesi okuyup üzerine 5 yıl psikiyatri uzmanı eğitimi alan insanların (genel olarak diğer uzmanlık eğitimi almış tıp doktorları da dahil) belli bir maddi gelirinin olmasının hak olduğunu düşünmekteyim.”
Ne acı! Demek ki bu eğitimden geçenler belli bir maddi gelir elde etme hakları oluyor! Peki, bu belli dediğiniz ama hiç belli olmayan maddi gelirler hangi yollarla kazanılacak? Daha önemlisi böyle hakka sahip olduğunu düşünen ve bu yolda davranan biri insanlara gerçekten yardım etmeye nasıl yoğunlaşacak? Bu tanımınızdan yola çıkarak ilk yorumunuzdaki; “kendisine TIP DOKTORU unvanı verilmemiş birçok kişinin ki bunlardan birçoğu psikolojik danışman unvanlı şahısların” diye tanımladığınız insanların maddi kaygılar taşımakla suçlamanıza da şaşırdım doğrusu. Onlar azmı okuyorlar da bu hakkı kazanamıyorlar? Sadece sizin dışınızdakiler mi maddi çıkar düşündüğünde (öyle düşündüklerinide hiç sanmıyorum. En azından suçlamayı yönelttiğiniz kişi hakkında bunu kendi deneyimlerimle yaşadım) suçlanıyor?
Son olarak size bir sorum var; uzmanlık alanınızı bilmiyorum ama bir tahminim var. Şu anda böyle bir maddi kaygınızın olmadığına göre, o zaman diyebilirim ki siz uzmanlık okumadınız sanırım. Yanılıyorum mu? Yazımı bitirirken bana karşı yapmış olduğunuz kınamayı da size yapmıyorum çünkü dediğiniz gibi bende tıp eğitimi almadım yani böyle bir lüksüm yok…
Saygılar…
HÜSEYİN SUNGUR
23 Nisan 2008
Aşağıda okuyacaklarınızı,MERSİN 75.YIL hastahanesi((eski So Si Ku hastahanesi,))ortopedi uzmanı,ileri derecede kolon kanseri olmasına rağmen,tedavi dönemleri hariç,kendisini hastalarının acılarının dindirilmesine hasretmiş olan ,DR. FEVZİ MUHARREMOĞLU ağabeyime armağan ediyorum…..
Mesele ne MKD ne ARİF VERİMLİ ne de PSİKOLOG DR ÜSTÜN ÖNGEL meselesidir.Tek tek ağaçlara bakmak yerine,ORMANA bakmak çok daha akli ve doğru bir tutumdur.
Rahmetli TANPINAR,”"HUZUR”" romanında,muhayyel,adeta sanal bir “”RUH MEDENİYETİ”" kavramını,kahramanı İHSAN BEY((!)) üzerinden anlatır.70lerin ortasında,sol kalemlerden rahmetli SELAHİTTİN HİLAV,gariptir,HUZUR un yayınlanmasından seneler sonra,ortaya TANPINAR’ın “”SOL”" duruşu olarak,romanı değerlendirir.
Eş zamanlı olarak felsefeci HİLMİ YAVUZ , YENİ ORTAM gazetesinde,HİLAV a gönderme yapıp,”" Tanpınar’ın solculuğu efsanesi”" ni yazarak,Hilav’ın tezini,marksist söylem çerçevesinde,mahkum eder.
((Meraklısı için: bkz. HİLMİ YAVUZ, TÜRK ROMAN ÜZERİNE,BİLGİ YAYINEVİ yayını))…
Şair ÖZDEMİR ASAF ise,sohbetimize,dar-u bekadan,JÜRİ adlı şiiriyle katkıda bulunur :
BÜTÜN RENKLER AYNI HIZLA KİRLENİYORDU
BİRİNCİLİĞİ BEYAZA VERDİLER….
Cumhuriyet Türkiye’si,menderese kadar,OSMANLI toplum yapısından tevarüs ettiği geleneksel değerlerle yaşayakalmıştır.Zaten de OSMANLI bakiyesidir,sosyolojik anlamda.
Haram ve helal iktidardadır.Elbette dönemin HARAMİLERİ,YOL KESENLERİ,YAN KESİCİLERİ vardır.SÜLÜN OSMAN bile sevimli bir halk kahramanıdır.En azından ZORLA BİR HAK gaspı yoktur.”"Telkin ve ikna”", silahıdır.ANLADINIZ elbette.
Diger bir deyişle,OSMANLI bakiyesi olan genç CUMHURİYET toplumu,kılasik,görece vahşi BATI KAPİTALİZMİNE,teslim olmamakta,geleneksel yapı,çözülmemekte direnmektedir.
Birkaç “”büyük şehir”" hariç,ANADOLU esnafı,hala kepengini sabahları,en azından EZANDAN SONRA açmakta,akşam ezanından az sonra kapatmaktadır.
Tüm sınırlı olanaklara rağmen,RECEP DOKSAT HOCALAR,SİYAMİ ERSEK HOCALAR,TARIK MİNKARİ HOCALAR,DR BEHÇET UZ’lar yetişebilmektedir.((konumuzun temel ayağı tebabet olduğu için,doktorlarımızı sayıyoruz elbette))..
Menderes iktidarı,ayak seslerinin İNÖNÜ devrinde duyulduğu,abede kapitalizminin peşrev dönemidir.Marşal yardımları((!!)) bana daima,PAVYON KONSİMATRİSLERİNİN,PAVYON PATRONUNA BİR TÜRLÜ BİTMEYEN,SENETLİ BORÇLARINI ANIMSATIR!!Şimdi de “”gönül rızasıyla”" imefe borçları.
Menderes “”iktidar dönemi”",ŞEYTANIN uyuduğu kuyudan uyanıp,”"yahu biri bana mı seslendi neci”" dediği dönemdir.
Geleneksel –mütedeyyin sosyo–psikolojik yapının poposuna ağır ağır parmak atılmaya başlanmış,şeytan,uyandığı yatakta neşeyle gerinmeye başlamıştır.Kolay değil,mesai başlayacaktır!!
Ispartalı ISPARTAKÜS ki celal bayarın “”su müdürü”" ilkin,ardından da abedeli morisonun memleket vekili,İNSANSILAR tarafından,mesaiye hazırlatılmaktadır.
DÖNEMİN HALİ MALUMUMUZDUR.
Buna rağmen,GELENEKSEL YAPI DİRENMİŞTİR.
Taa ki 11 eylülü 12 eylüle bağlayan sabaha kadar……
1983 6 KASIM,geleneksel yapının ırzına geçilmesinin miladıdır.
Deney BAŞARIYA ULAŞMIŞ,kökleşmesi ise “”mektep”" arkadaşım”"((!!)) RTE na “”nasip”" olmuştur.
EŞYA,insanın YERİNE GEÇMİŞTİR.
ŞİZOFRENİNİN sağaltılmasından ziyade,RİTALİN–PROZAK gibi bir dolu KİMYASALIN üstelik de SÜREKLİ SATILMASI söz konusudur.
Yeni bir insan tipi,KLONLANMIŞTIR.Evet,klonlanmıştır ve devam etmektedir.
Ya vitrinde,SİZE VERİLEN ROLÜ OYNAYACAKSINIZ ya da görece yok olacak ya da ETKİNSİZLEŞTİRİLECEKSİNİZ….
Sadece tebabet alanında değil,hemen her yaşam alanında BUGÜN BU BÖYLEDİR.
SAYGILARIMLA
onur sargın
23 Nisan 2008
tıp fakültesinde sadece bedeni öğreniyoruz.
zihin, duygular, ruh yok sayılıyor. öğretilmiyor.
beden dışında kalan görünmeyen parçalarımızla ilgilenmek hokus pokus işler DEĞİL.
göremediğin bir şeyi nasıl yok sayabilirsin? nasıl bir korkudur bu? neyin korkusu?
bugün artık zihin-beden bağlantısı tıp doktorlarınca da kabul görüyor.
hem tıp fakültesini bitirmek + asistanlığı bitirmek insanı “her şeyi bilen” yapar mı ki? “her şeyin tek yetkilisi” yapar mı ki? nasıl bir iddia bu böyle! komik! korku dolu!
psikiyatrlara kızmak yanlış. çünkü kendilerinin psikolojik sorunlarında onlar da ilaca başvuruyor.
birkaç kitap önerisi: (tıp formasyonu (+psikiyati formasyonu) alan kişilerden
)
(TIP DOKTORU) dr. christine page - sağlıkta yeni ufuklar, insanı bütünüyle iyileştirmek
(TIP DOKTORU, PSİKİYATRİST) dr. david burns - iyi hissetmek
(TIP DOKTORU, PSİKİYATRİST) dr. aine tubridy - (TIP DOKTORU, PSİKİYATRİST) dr.michael corry - hastalık değil bir duygu : depresyon
iki kitap önerim daha var. bu yazar tıp doktoru değil ama yine de tanımanızı isterim kendisini. çünkü eğitimlerine psikiyatrist, doktor, psikolog vbleri…katılıyor
nil gün - içimizdeki şaman, duyguların simyası
nil gün - geçmişin gölgeleri , duyguların dili
bu kitaplardan en az benim kadar yararlanırsınız umarım.
www.blogosfer.com/onursargin
Dr.Miray Soydanser
24 Nisan 2008
İnsan bio-psiko-sosyal bir varlık olduğu için psikiyatri bir tıb uzmanlık dalıdır ve antidepresan ilaçlar da bu yüzden mevcuttur.Onur Sargın bey’in hem bunu vurgulayıp (zihin-beden bağlantısı diyor ) hem de eski kartezyen yaklaşımla ilaçları reddetmesi bir tutarsızlık numunesi olarak görünüyor.Tıb fakültesini ve asistanlığı bitirmek elbette insanı herşeyin tek yekilisi yapmaz ama ruhsal tezahüratı olan hastalıkları teşhis ve tedavi etmenin tek yetkilisi yapar. Mesela hipotiroidizm den muzdarip veya rezerpin kullanan bir insanın depresyona girebileceğini,girdiği bu durumun “bal gibi” bir hastalık olduğunu ve nasıl oluştuğunu sadece tıb doktoru anlar.Lütfen sırf “beyin fırtınası” yapacağım diye fikir beyan edilmesin
Kemal Turan Karael
24 Nisan 2008
Sayın Soydanser’in uyarısına rağmen dayanamadım yazıyorum, yazmamaya dair kendime sözüm vardı, istisna olsun! Bir hasta olarak, psikiyatriye ve işini iyi yapan , teorik pratik ahlaki ve insani donanımı yüksek psikiyatrlara saygı ve güven duyuyorum! Bu bilim dalının ve değerli bir psikiyatri uzmanının yardımıyla kaydettiğim ilerlemeler düzenli ve göz kamaştırıcı değildir ama kayda değerdir!! Ve memnunum! Benim sorunum “tam olarak” depresyon değilse de bunu söylemek istedim!
Ve lütfen, bu konudaki yorumlar da Hasan Cihat konusundaki yorumlar gibi -eleştiren ile eleştirilen arasında bir sıcak savaş olduğu vehmiyle- güllelere dönüşmesin! … Yorumlar şimdilik düzeyliyse de dönüşme eğiliminde olduklarını müşahede ediyorum!! Psikiyatri konusunda net sayılabilecek bir fikre sahip olduğumdan, bu konudaki yorumlarda kendimi taraf hissettim ve bir “çatışma ortamının” oluşmasından endişelendim. Zihnim cihad-ı ekberde çay molasındayken yazıyorum şimdi, savaşım çok cepheli, kendimi yeni bir cephenin içinde bulmak istemiyorum. Komik duruma düşmediğimi umar ve -kimi temel fikirlerine katılmadığım Sayın Doksat başta olmak üzere- yorumları okuyan herkese saygılarımı arz ederim…
onur sargın
24 Nisan 2008
ilaçları reddettiğim filan yok. elbette ACİL durumlarda (kişinin kendisine ve başkalarına zarar verebileceği durumlar) psikiyatrik ilaçları kullanalım. ama ilaçlarla kişinin duygularını, kişiliğini tedavi ettiğimizi sanmayalım. sadece bir süreliğine bastırdığımızın farkına varalım.
nasıl olur da ilaç benim suçluluk, utanç, değersizlik, yetersizlik, öz-nefret, endişe, panik vb. duygularımı iyileştirebilir. hayır iyileştirmez! sadece uyuşturabilir! duyguların üzeri bir süreliğine örtülür (bazen o bile olmuyor) ve sonra gerisingeri gelir. üstün bey bu kısmı anlatmaya çalışıyor.
keşke ilaçlar duyguları tedavi etse. şıp diye hap alırım, coşku duygusu içine girerim, şıp hap mutluluk, şıp hap dinginlik. oh ne güzel
. keşke olsa.
hipotiroidzm konusuna gelince… zihin-beden tıbbında hastalıklar bedensel, ruhsal şeklinde ayrılmaz. hepsinin kökeni aynıdır. olumsuz düşünce ve duygular. psikolojik sorunlar bir süre sonra kendisini bedende ifade eder… ama bu konu burada çok abes olur, depresyon bile hala biyokimayasal bir bozukluk olarak görülüyorsa
… evet depresyonda ortada bir biyokimyasal bozukluk olabilir ama bunun sebebi bilinçli ve bilinçaltı zihinde uzun süredir yerleşmiş olumsuz duygu yükleridir. yani olumsuz duygularımızın sebebi beynimizdeki biyokimyasal bozukluklar değildir. sorun önce düşünce ve duygularda başlar, bedene sonradan akseder.
kişinin sanki doğumundan bu yana benlik saygısı tavandaydı da, depresyona “yakalanınca” mı bir anda düştü. bu nasıl mantık?
Dr.Miray Soydanser
24 Nisan 2008
Burası bir forum olmadığı için biyokimyasal kanıtları sıralayarak tartışmayı uzatmak istemiyorum.Bu yazıları okuyan insanlara tek tavsiyem her türlü ruhsal şikayetleri için öncelikle bir tıb doktoruna başvurmalarıdır. Eğer iş ilaçlık değil de psikoterapi gerektiriyorsa o sizi yönlendirecektir.Aksini yaparsanız bundan çok zarar görebilirsiniz zira beyin tümörü bile sadece psişik yakınmalarla zuhur edebilir( On küsur sene evvel beyin cerrahisi asistanlığı yaparken bunları yaşadım.Hastanın biri tümör çok büyüdüğü için maalesef vefat etti.Bir diğeri ise sekiz saatlik bir ameliyat ile güç bela kurtuldu )
Yunus Kaya
24 Nisan 2008
Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya romanında insanlar seri olarak üretilir, bireysellikten korkarlar, soma denen ilacı verirler denetim altında tutmak için, farklı olanların aynı olması uyum sağlaması için, uyuşturulur beyni yıkanır insanların, kisi olmak, insan olmak yok edilmistir. Tanıdık geldi değil mi?
Dr.Erhan Akıncı
25 Nisan 2008
Elbetteki ilaçlar tedavinin bir parçasıdır; bir psikiyatri hekimi psikoterapi ile ilaç tedavisini uygun bir şekilde kombine etmelidir. Fakat mutlak olan, bir hekimin tedavi öncesinde diğer tıbbi durumlarını göz önünde bulundurup diğer etmenleri ekarte etmesidir; örneğin beyin tümörü, tiroidal bozukluklar, adrenal patolojiler, kalp bozuklukları vs. vs.Bunun içinde bir psikiyatrist önce genel bir muayene ile hastayı değerlendirip tedavisine yön vermelidir. Sonuç olarak; evet insanoğlu bio-psiko-sosyal bir varlıktır. İnsanoğlunun sadece sosyal bir varlık olduğunu düşünüp hareket etmek, sadece telkin ile tedavi etmeye çalışmak tabir-i caiz ise LAF SALATASI olacaktır.
hasan mertturk
25 Nisan 2008
öncelikle şunu söyleyeim üstün öngeli hayatımda görmedim, tanımam ve hatta onan yardım alan birisin bile tanımıyorum.. sadece bi kaç kez ismini duymuştum, röportajını okuduktan sonra ilgimi çekti sitesini inceledim (www.ustunongel.com) ve vardığım kanıları size aktarıyorum
kerem doksat’ ın yazdığı şu paragraftan başlamak istiyorum:
“Niye şikâyet etmedin derseniz, önce Adana’yı arayıp “bu adam neyin nesi yâhu” diye sordum. Oradaki arkadaşlar zeki ve manik depresif özellikler sergileyen, temelde de antisosyal kişilik yapısı olan biri olduğunu anlattılar. Defalarca rektörlerle, idareyle başı derde girmiş. Hiçbir tıbbî eğitimi ve formasyonu olmamasına rağmen poliklinik yapıp hasta görüyormuş ve sürekli olarak da psikiyatriye, psikiyatrlara sövüyormuş”
kerem bey güya üstün öngelin saldırılarını bu sebepten şikayet etmemiş, açıkçası ben ikna olmadım buna kargalar bile güler.. bu söyledikleriniz yalan olduğuna inanıyorum.
benim bildiğim bir şey bir tartışmada, söyeleyecek adam akıllı cevabı olmayan bir insan, sürekli hakaret eder ve karşıdakini aşağılar yani sürekli belden aşağı çalışır-tıpkı kerem beyin yaptığı gibi..
röportajda üstün bey kendi doğrularını çok güzel ve benim gibi bu konuyla hiç bir ilgisi olmayan bir insanın bile anlayabileceği şekilde anlatıyor.. doğrdur veya yanlıştır farketmez (ki bence doğrudur) ama uslup ve anlatım farkı var. kerem bey ise hiç anlamadığımız tıbbi terimleri kullanarak, laf kalabalığı yapıyor kafa karıştıyıryor. bu yolla kendi mesleğini kzanıyor. halbuki bilmiyor ki psikaytristlerden dha çok nefret etmemizi sağlıyor..
ilaç sektörü ve özellikle antidepresan piyasası çok büyük, onların menfaatlerini savunmak için kerem bey gibi insanlara her zaman ihtiyaç duyulacaktır..
son olarak şunu sormak istiyorum kerem bey; yaşanan bir psikolojik sorunun kaynağına gitmeden sadece insanı uyuşturarak problemleri nasıl çözüyorsunuz, sade bir dille anlatabilr misiniz.
SECKIN YILDIRIM
25 Nisan 2008
Ey psikiyatrik egitimnli hocalar.Ustun Ongel in hayata bakis acisi ve kendine munhasir yardim cabalari sizleri neden rahatsiz ediyor anlamis degilim.Yardim alanlarin pozitif sonuclari ortada.neden teslim olmuyorsunuzki?
Ha ilac vermissiniz ha alkol ne farki var sizce??
en azindan Ustun hocanin yardimi gecici degil sizlerin gibi..
Saniyorum sizlerde bir gun Ustun Hocanin yardimci olduklari kisiler arasina gireceksiniz.Ustun Ongel sizleride iyilestirecektir merak etmeyin.
ayşe çelebir
25 Nisan 2008
üstteki yorum çok komik bu konuda bilgisiz oldunduğu çok belli. Psikiyatr ne yapar hem terapi hem de ilaç tedavisi. Saçma sapan yorumlar.
Kerem Bey sizin gibi bilim adamlarına yorumlardan da anlaşılacağı üzere çok ihtiyaç var.
Saygılar
onur sargın
25 Nisan 2008
allah aşkına, depresyonların kaçı başka bir “bedensel” sorundan kaynaklanıyor. (”bedensel” dediğimiz şeylerin kökenini de önceki mesajlarımda özetlemeye çalıştım.)
bilindik tıpçı yaklaşımı bu
. baş ağrısında ilk sırada beyin tümörü düşünmek gibi bir şey.
miray hanımın önerisini biraz değiştirerek söyleyeyim. modern tıpla psikolojik yöntemleri beraber kullanın. ACİL durumlarda modern tıp yaklaşımı gerekli ama ne yazıkki bize derin çözümler sunmuyor. gerçekten çözüm istiyorsak iç dünyamız üzerinde çalışmak ZORUNDAYIZ. yoksa ilaçla sadece yüzeyi kazımakla kalıyoruz.
birileri bir şeyler görmüş, bir şeylerin farkına varmış, anlatmaya çalışıyor. bize de şahsın kim olduğunu dikkate almadan, anlatınları sindirmek kalıyor.
Deniz Ertan
26 Nisan 2008
Klasik bir cürretkarlık örneği. canım memleketimde kimse kendi işini yapmaz zaten, halk asker, asker siyasetçi, siyasetçi yargıç, fırıncı psikolog, sosyal hizmet uzmanı psikiyatrist, sağlık memuru kardiyolog oluveriyor bir anda…yaklaşık 5 yıl önce newyork times’da ‘antidepresan ilaçlar intihar riskini artıyor’ başlıklı bir haber yayınlamıştı ki bu gazete gündemi belirgin etkileyen bir gazetedir. Yaklaşık 5 yıl içinde belirli bölgelerde ilaç kullanımı büyük ölçüde azalmış olduğu tespit edilmiş ve ilaç kullanımın az olduğu bölgelerde yapılan izlem çalışmalarında intihar vakalarının yaklaşık 5 kat arttığı gözlenmiştir. Sonuç olarak herkes kendi işini ‘iyi’ yapmalı, birer, ikişer vaka örnekleriyle psikiyatristlerle ilgili acımasız yorumların bize bir faydası olacağını düşünmüyorum. Memleketim biraz daha gelişir(?) ve kişi sayısına düşen psikiyatrist sayısında artış olursa bu değerli insanların emeklerinin sonuçlarını çok daha iyi gözlemleyebileceğimizi umuyorum…
hasan merttürk
29 Nisan 2008
sayın ertan bu söylediklerinizi doğrulayacak bir çalışma var mı yoksa normal gazete haberi mi link verebilir misiniz.
kerem bey hastaya el kalkmaz diye şikayet etmemiş güya ama röportaja yaptığı hakaret içeren yorumlarla bir çelişkili davranış sergiliyor bu da ne kadar haksız olduğunu gösteriyor.
ben çevremde sayın doktorlarımıza başvuran kimi gördüysem hepsine dayamışlar anti depresanı mışıl mışıl uyuyorlardı. ruh gibi geziyorlardı.. sinüzit için bile anti-depresan vereni gördüm
Hüsamettin Küçük
29 Nisan 2008
Psikiyatristlerin sütten çıkmış ak kaşık olduklarını düşünmüyorum.Psikiyatri ve psikoloji bilimlerinde ciddî felsefî eleştiriyi hakeden noktalar bulunduğu kanısındayım.Ama yıllarca ilâçla düzelmemiş ciddî psikolojik sorunların;sayın Öngel’in güleryüzle “Hoşgeldiniz” demesiyle bile hemen düzelmeye başladığı benzeri iddialar da sahiplerini stand-up’çılara rakip kılıyor
Ah!;Sürç-i lisân (veya sürç-i parmak
) ettim.Özür diliyorum.
Bir ara “Döngel Kârhânesi” diye bir film oynamıştı.Filmin sonunda kârhâneciler toplu hâlde,Ortadoğu’nun sorunlarını çözmek üzere uçakla gidiyorlardı.”Öngel Kârhânesi” (yani sayın Üstün Öngel’in kliniği) de Türkiye’nin sorunlarını çözebilir belki;tabiî filmdeki yöntemi uygularsa
hüseyin sungur
30 Nisan 2008
hÜSAMETTİN kÜÇÜK…
Ağır ol yahu…
O ne biçim sürç-i parmak öyle.
Eleştirmek demek,zımnen dahi olsa maytap geçmek,tiye almak ve hatta sürç-i lisan kalkanı arkasından faaş etmek demek değildir.
Belden aşağıya vuruyorsun.
Özür dile lütfen gıyabında üstün’den…
Kendine gel birader.
İnternet ortamı demek hergele meydanı demek değil yahu.
Lütfen…
al kulun
3 Mayıs 2008
aarman@hurriyet.com.tr
AYŞE:Hastanın beyin kimyasının bozulduğunu hangi testlerle anlıyorsunuz? DOKTOR:Test yapamıyoruz. Araştırmalar var, ona göre ilaç yazıyoruz…
Evet, hoş geldiniz! Konumuz yine antidepresanlar. İki hafta önce söz psikologlardaydı. Şimdi psikiyatristlerde. Konuğum Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer. Önemli bir konuda, son derece samimi konuştu, kendisine teşekkür ediyorum.
Depresyon nedir? 2 artı 2 eşittir 4 gibi bir tarifi var mı?
- Bu konuda, psikiyatrinin yapısıyla ilgili sorunlar var. Diyelim ki zatürree oldunuz. Ateşiniz yükselir, lökositiniz artar, sırtınız ağrır. Akciğer filmi çektirince de çıkar bir şeyler. Ama psikiyatrik rahatsızlıklar öyle değil, tanımlanması kolay şeyler değil. Psikiyatri alanında 1950’lere kadar herkes kendi kafasına göre takılmış. Biri “Bana göre depresyon budur” demiş, öbürü “Hayır o şizofreni!” demiş. Bu bir sorun haline gelince de, ortak bir dil arayışı başlamış ve sınıflandırma sistemleri geliştirilmiş. Bugün bütün dünyada, yaygın olarak kullanılan iki sınıflandırma sistemi var. Biri Amerikan Psikiyatri Birliği’nin oluşturduğu DSM, diğeri de Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı İCD sınıflandırması. Biz psikiyatristler, hastalıkların tanılarını bu sınıflandırmaya göre yapıyoruz.
Siz hangi hastanıza “Sen depresyondasın” diyorsunuz?
- Her isteksiz olana, her canım sıkılıyor diyene “Depresyondasın!” demiyorum tabii. En somut belirtisi, yakındığı şeylerin, günlük hayatını bozmaya başlaması. İşe gidemez oluyorsa, çocuğuna bakamıyorsa, ev işlerini yapamıyorsa, bunun adı depresyondur.
İşleri bozulmuş ya da iflas etmiş bir adam. Mutsuz, yataktan çıkmak istemiyor…
- Hemen depresyon demem. Ne zaman derim? 15 gün boyunca yataktan, hatta evden çıkmıyorsa, sorunları çok fazla ama çözmek için çaba harcamıyorsa, tamamen ümidini yitirmişse, yemeden içmeden kesilmiş, kilo vermiş ve intihar etmeyi düşünüyorsa, hatta planlar yapıyorsa, gazla mı yapsam, iple mi diye… İşte o zaman depresyon derim.
Peki bu adam, bu depresyonu ilaçsız atlatamaz mı yani…
- Bazıları atlatıyor, bazıları atlatamıyor. Biraz da yapısal özelliklerle ilgili. Bu hastalıkların genetik geçişleri var. Tabii sosyal destek de çok önemli. Bazı insanlar o destekle toparlanıp hayatına devam edebiliyor ama bazıları edemiyor.
Beyin kimyasında ne tür değişiklikler oluyor ki, ilaçla düzelmesi gerekiyor?
- Depresyonda nörotransmitter denilen bazı beyin hormonlarının rolü olduğunu artık biliyoruz. Serotonin, dopamin, vesaire gibi. Hepsinin belli fonksiyonları var, iç içe çalışıyorlar. Bu sistemlerden birisi bozulduğu zaman da rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Dopamin hormonu çok fazlalaştığında şizofreni ortaya çıkabiliyor. Serotonin azaldığı zaman da ya panik bozukluğu yaşıyorsunuz, ya da depresyona giriyorsunuz. Ya da obsesif kompulsif oluyorsunuz.
Peki hastanın beyin kimyasının bozulduğunu nasıl anlıyorsunuz? Ne tür testler yapıyorsunuz?
- Ne yazık ki test mest yapamıyoruz. Çok pahalı. Biz bize gelen insanların beynindeki kimyasal değişiklikleri de göremiyoruz. Böyle bir alet yok. İnşallah bir gün olacak. Bizim elimizde araştırma sonuçları var. O sonuçlara göre ilaç veriyoruz ve eksik olduğunu düşündüğümüz hormonu yerine koyuyoruz.
Bana yazan bazı okurlarım antidepresan kullandıklarında eskisi gibi tepki veremediklerini söylüyorlar…
- Evet olabilir. Bazı insanlarda böyle yan etkiler oluşabilir. Ama unutmayın ki, “Hayattan zevk almaya başladım, keyfim yerine geldi, yok olmak üzereyken hayata yeniden döndüm” diyenler de var.
Bir sürü okur da, 10 dakikalık konuşma sonrasında kendilerine ilaç yazılmasından şikayetçi.
- Haklılar. Psikiyatrik muayene, ayrıntılı yapılması gereken bir şey. En az 45-50 dakika sürmesi gerekiyor.
Neden 10 dakikada bittiği oluyor peki?
- Sağlık sistemi ile ilgili bir sorun. Çünkü psikiyatrist sayısı sınırlı, hasta çok. Türkiye’de olması gerekenin yarısı kadar psikiyatrist var. O zaman ne oluyor? Günde 80 hasta kapıya dayanıyor. İdareciler, “Bu 80 hastaya da bakılacak!” diyor. Buna da vakit yok. Yoksa tabii ki her şeyi ayrıntılı dinlemek gerekiyor. Karşınızdaki hastanın nasıl bir dünyadan geldiğini, ailesini, sosyal ilişkilerini, yaşamını dinlemelisiniz ki, o hasta hakkında tam bir fikre sahip olasınız. Ama öykünün tamamını alacak vakit yok.
O zaman, bazı hastaların şikayet ettiği gibi, psikiyatristlerin ilaç yazımını abarttıkları gibi bir gerçek var.
- Var. Ama bu, biraz da pratik koşullardan kaynaklanıyor. Kapınızda 80 hasta varsa ne yaparsınız? Sadece yakınmaları dinlersiniz. “Neyin var?” “Keyfim yok, uyuyamıyorum, oramda buramda ağrı var…” Terapi de yapamıyorsanız, tek çare ne oluyor? İlaç yazıyorsunuz. Biz de bunun farkındayız.
İdeali sizce kaç hasta bakmak?
- 20. Ama ülkenin gerçekleri öyle değil, buradaki polikliniklerde bile (Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi) bir günde 40-50, hatta bazen 60 hasta bakıyoruz.
Bu ilaçların, depresyona sebep olan sorunu çözme gücü var mı?
- Vücutta eksilen hormonu tamamlama gücü var. Hastalığın biyolojik zeminini ortadan kaldırıyorlar. Tıpkı antibiyotiğin mikropları öldürmesi gibi. Çok ağır sosyal ve ekonomik koşulları olan bir insan düşünün. Depresyon oluşmuş, biz bu ilaçlarla belki sorun çözmüş olmuyoruz ama biyolojik zeminini ortadan kaldırıyoruz. Depresyonu düzelterek, kişinin sorun çözümüne doğru hazırlanmasını sağlıyoruz.
Biz Türkiye’de istediğimiz antidepresanı cırt diye satın alabiliyoruz eczanelerden, İngiltere’de öyle mi?
- Hayır. Ama bu da sağlık sistemiyle ilgili. Biz Türkiye’de, elimizi kolumuzu sallaya sallaya antibiyotik de alabiliyoruz, İngiltere’de alamıyorsunuz.
Antidepresanın bir moda, bir trend olarak kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Hiç doğru bulmuyorum. “Bana çok iyi geldi, sen de al” diyor kadın komşusuna. Olacak iş değil. Hepsinin yan etkileri var ve biz kişiye özel seçeriz. 100 hastaya mı verdik? 60’ı iyileşir, 40’ında ilacı değiştiririz, 30’u iyileşir, 10’u iyileşmez. Etkileri kişiden kişiye değişiyor. Ama bu diğer bütün ilaçlar için de geçerli.
Her insanda farklı etki yapıyorsa… İlacı verdiğiniz zaman, hangi insanda ne etki yapacağını nasıl biliyorsunuz?
- Bilmiyoruz. Dürüstçe söylemek gerekirse, hálá çok ipucu yok. Uykusu çok olan insana, uyku yapmayan bir antidepresan veriyoruz. İştahı çok olana da iştahı azaltan. Hastalarıma ben “Bunlar bunlar depresyon belirtisi, sizin de depresyonunuz var” derim. “Amacımız beyninizdeki serotonini arttırmak. Birçok ilaç var, hangisi daha iyi gelecek bilmiyoruz. Deneye deneye bulacağız, az dozda başlayacağız, yavaş yavaş artıracağız.”
Derin bir sorunum var diyelim, ilaç alıyorum, eksik hormunu yerine koyuyorum, zemini ortadan kaldırıyorum ama derin problem duruyor…
- Evet, onu da terapiyle ortadan kaldıracaksınız. İlaç artı terapi. En doğrusu budur.
Psikanaliz diye bir şey yok mu artık? Divana yatırmak…
- Var. Ama vakit ayıracaksınız, en az haftada iki kere gideceksiniz. Bir de bunun maddi bedeli var. Haftada iki kere kaç kişi gidebilir bu ekonomik koşullarda?
Zenginler mi terapiye gidiyor yani?
- Analitik terapiye evet, ancak zenginler gidebiliyor. Ama bir sürü terapi çeşidi var. Mesela “kısa ve dinamik psikoterapi” gibi yeni kavramlar var.
Neden kadınlar daha çok depresyona giriyor?
- Daha zor koşulları var kadınların. Daha az para kazanıyorlar. Daha çok uğraşmaları gerekiyor. Sosyal yükleri çok daha fazla.
İlaç firmalarıyla ortak çalışan doktorlar var mıdır?
- Olabilir de, olmayabilir de.
Son olarak, Türkiye Psikiyatri Derneği ne işe yarıyor?
- Psikiyatristlerin mesleki örgütü. Bir sivil toplum örgütü. 1800’ün üzerinde üyemiz ve 20 şubemiz var. Amacımız, psikiyatristlerin dayanışma içinde olmasını sağlamak, mesleğin etik kurallarını oluşturmak ve en önemlisi, ruh sağlığı ile ilgili bir yasa oluşturmak. Büyük bir sorun var Türkiye’de, psikiyatri hastalarının nasıl yatırılacağına, nasıl taburcu edileceğine hükmeden bir yasa yok. Dünyanın her yerinde var, bizde yok. Diyelim ki bir şizofreni hastası geldi. Onu kim yatıracak, ne zaman yatıracak, “Ben çıkmak istiyorum” derse çıkabilecek mi, çıkamayacak mı, inanılmaz bir şey, ama bunlar bilinmiyor.
ANTİPSİKİYATRİ PSİKİYATRİ İÇİN İYİ
Dünyada her şeyin bir karşıtı var. Psikiyatrinin de. 60’lı yıllardaki o özgürlük rüzgarıyla beraber anti-psikiyatri de gelişti. Ben iyi ki anti-psikiyatri var diyenlerdenim. Neden derseniz, bir sistemin karşıtı olmadığı müddetçe, o sistem düzelmez. Bir zamanlar sosyalist sistem vardı hatırlarsanız, sosyalist sistemin rekabetinden dolayı kapitalist sistem, işçilerine daha çok hak veriyordu. Sosyalist sistem dağıldığından beri, o sosyal haklar da gitti. Anti-psikiyatrinin de, psikiyatriye çok katkısı oldu. Eskiden akıl hastaları, şehirlerin dışında tutuluyordu ve saçma sapan yöntemlerle iyileştirilmeye çalışılıyorlardı. Anti-psikiyatri, onların da insan olduğunu hatırlattı. O yüzden de bizler, hastaların toplum içinde iyileştirilmesini savunuyoruz artık. İyi ki anti-psikiyatri var. Ama bu tabii söyledikleri şeylerin hepsinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Hüsamettin Küçük
3 Mayıs 2008
Diledim ya Hüseyin Bey.Alın bir daha diliyorum:
Sayın Üstün Öngel,özür dilerim.
Ama ardından da sayın Öngel’in MKD’ye yazdıklarını hatırlatıyorum.MKD yukarıda dedi ki:”Sürekli olarak bana küfrettiği, hakaret yağdırdığı e-postalar yollamaya başladı; anama avradıma sövüyordu. Critical Psychiatry diye bir uluslararası e-grubuna üye olmuştum. Orada da İngilizce olarak “şişko, çirkin, bok suratlı, iğrenç” gibi mesajlarıyla yıldırdı ve ayrıldım.ÜÖ’in bu yaptığı,belden aşağıya vurmak da değil,tam olarak belden aşağıdaki hassas bölgeye vurmaktır.
Kendisi de bu hakaretleri sebebiyle MKD’den özür dileyip,konuları bilimsel üslûpla tartışmayı kabûl ediyor mu?
hüseyin sungur
4 Mayıs 2008
Sevgili HÜSAM ;evet,kabul ediyorum.Ancak,bir olumsuzluğu eleştirirken bir başka olumsuzluğu kıyas olarak kabul etmemeliyiz.Yani,ÜSTÜN ((bu şekilde hitap etmemin nedeni aynı okuldan ,birbirimize yakın sayılabilecek devrelerde mezun olmamız ve ayrıca,az da olsa bir ülfetimiz olduğundandır)) MKDnin aktardığı gibi ifadeleri kullandı diye biz de O’nu gıyabında eleştirirken aynı üslubu kullanmamalıyız.
Bir ikinci husus,ben,bu sütuna yorumlarımı yazdıktan sonra,nasıl olduysa,yaşadığım şehirdeki,tanıdığım yakın akrabaları beni aradılar ve HATTA,neden ÜSTÜN’ün tarafını tutmuyorsun diye de beni İKAZ ettiler.((Bazıları da komşumdur))…
Ben de bir PSİKOLOGLA bir PSİKİATR ,birbirlerine yakın gibi algılansalar da,temelde çok farklı alanlardır diye uyardım.
En azından ilaç bilimi diye Türkçe söyleyebileceğimiz FARMAKOLOJİ ilmine vakıf değiller,dolayısıyla,ne alaka,nasıl dalaşır bir psikolg bir psikiatrla şeklinde uyardım…
Ötesinde,ÜSTÜNün kişisel sitesini buldum,birkaç tane ileti yazdım.
Yanıt alamadım.
Tabii ki altını çizdiğin şeklinde Üstün,o ifadelerinden dolayı,mutlaka MKDhocadan özür dilemelidir.
Alıntıladığın “”iltifatlar” yenilir,yutulur sözler değil.
Tek kelime ile “çok ayıp”…
Tekraren ifade edeyim,Üstün’ün sitesine girersen,iletilerimi görürsün.
Ne yazık ki yanıt gelmedi.
Muhabbetle
Ali Rıza Deprem
4 Mayıs 2008
Sayın Doksat buraya yazmak gibi bir niyet taşımamakla beraber sizin o hiç de hoşlanmadığım tepeden (hatta WASP veya Türkçe’si Seçkinci) diye rahatlıkla tarif edilebilecek üslubunuz beni ziyadesiyle kışkırttı. Esas olarak Kürt Sorunu üzerine yazmış olduklarınız (bir analiz olamayacak kadar basit) ve sonra da Üstün Öngel hakkında yazmış olduklarınız benim gibi bir (sizin tabirinizle Antisosyal Kişilik özellikleri gösteren) bireyi bile kışkırttı.
Yıllar önce psikolojik kökenli olduğunu düşündüğüm bir problemim dolayısıyla Üstün Öngel’den yardım aldım ve bu yardım neticesinde (erken bırakmak zorunda kaldığım için tamamen olmasa da) önemli oranda ilerleme kaydettim. Bu süre içerisinde ve sonrasında kendisiyle olan görüşmelerimizde sizin söylediklerinizin( özellikle Üstün Öngel’in kişiliği ile ilgili) hiçbirisiyle karşılaşmadım. Sizin de bunları söylerken sadece kendi mesleğinize yönelik bir eleştiriyi kaldıramıyor olmaktan ziyade az önce de belirtmiş olduğum o seçkinci üslubunuzdan kaynaklandığını düşünüyorum. Fakat ne yazık ki şu anda içinde bulunduğumuz problemlerin çoğu bu anlayışın bir sonucu. Özellikle sistemin insanlarda yarattığı hegemonik algı biçimi bir akıl tutulmasına yol açmakta ve bunun sonucunda insanlar sahip oldukları referansların toplumsal açıdan gördüğü kabule dayanarak diğer insanlar üzerinde egemenliklerini pekiştirmektedir. Ne zaman bu algıyı yıkabilecek herhangi bir eleştirel yaklaşım zuhur etse edinilen referanslardan mülhem silahlarla eleştiriyi yapan bireyler üzerindeki iktidarı pekiştirmek için saldırıya geçiliyor.
Gelelim referanslarınıza; örneğin Kürt sorunu adlı dosyayı yazarken kullandığınız en önemli referans, onların geri bir sosyolojik yapıya sahip olması fakat sizin(seçkinci Türk aydınlarının sıklıkla vurguladığı) sahip olduğunuz yapı daha modern olduğu için işin sorun olan kısmının bundan kaynaklandığını söylüyorsunuz. Fakat bu eleştiriyi getirirken şunu göz ardı etmiştiniz; yıllardır oryantalist aydınlar doğuyu eleştirirken sizin kullandığınız söylemin aynısını kullanıyordu ve bunu kullanırken asıl amaçları doğu toplumlarının bilinçaltına aşağılık kompleksini yerleştirmekti ve bunu da yaptılar. Bunun sonucunda da şu anda dünyadaki iktidar savaşında doğulular batıyı en doğru, en iyi, en akıllı vs. kabul ederken kendi içlerine dönerek, kendilerine ötekiler yaratıyor, onları aşağılıyor ve kendilerini aşağılayanların iktidarını meşrulaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Gelelim bir diğer referansa; tarih konusunda da bilimsellikle hiç alakası olmayan seçkinci bir anlayışa sahip olduğunuzu seziyorum. Çünkü tarihle ilgili olarak geliştirdiğiniz argüman, bakın biz bu tarihsel süreç içerisinde şöyle gelişirken onlar halen en geri feodal ilişkileri sürdürmekte ısrar ediyorlardan öteye geçmiyor. Hiçbir şekilde gerçek Türkiye tarihiyle bağdaşmayan ve bilimsellik referansı olarak yalnızca sizin akademik ünvanınızı alan(benim için değil ama bazı okuyucular için böyle) bir yaklaşımdan ibaret. Eğer Kürtlerin şu andaki yaşam şeklini (özellikle Türkiye sınırlarında yaşayanları kastediyorum) ve aynı coğrafyadaki Türklerle olan farklılıklarını değerlendiriyorsak, bilimselliğin koşulu olarak iktisadi ve sosyal açıdan yaşanan farklılıkları bütün gerçekliğiyle anlatmamız gerekmektedir. Örneğin Türkiye’nin batı bölgeleriyle doğu bölgeleri arasında ilkel sermaye birikimi sürecinde devletin uyguladığı farklı yaklaşımlar ve hukuksal uygulamalardaki ayrımcılık gibi…
Kürtler’le ilgili yazdıklarınızdan edindiğim izlenim; uluslararası hegemonya ilişkileri içerisinde kendine yer edinmek ve buna bir yerinden eklemlenmek maksadı taşıyan seçkinci (ve hatta milliyetçi) Türk aydınının, alt-emperyalist bakış açısıyla oluşturulmuş ve Ortadoğu coğrafyasında kendisine müsaade edildiği oranda Neo-liberal bir sömürü ilişkisi yaratmak için kendisini meşrulaştırmada kullandığı bir yaklaşım biçimidir.
Üstün Öngel ile ilgili yazınıza bu açıdan yaklaşırsak; ki o da içerisinde bulunduğumuz uluslar arası hegemonya ilişkilerinden azade sayılmaz, orada da kullandığınız üslup ünvana sahip olduğunuz bilimsel yapının oluşturduğu güç ilişkileri içerisindeki konumunuzla direkt ilişkili. Buradaki ilişki de tamamen maddi temelde şekillenen bir paradigma sonucunda (sektörel yaklaşım) insanlar üzerinde öyle bir iktidar oluşturmuştur ki buna karşı çıkmayı bırakın, en ufak bir yüksek ses bile onları rahatsız etmekte. Bu paradigmayı açarsak eğer; adı sağlık sektörü olan bu yapı (ne kadar yan yana gelmemesi gereken iki kelime aslında, sağlık ve sektör) artık eskisinden daha fazla kapitalizmin yaratmış olduğu sömürü ilişkileri içerisinde yerini almıştır. Bu konumunu pekiştirirken de insanlığa rağmen ve insan sağlığına karşı ısrarlı müdahalelerini yapmaktan kaçınmamıştır (tıbbi birçok gelişmenin varlığını Hitler’e borçlu olmak bunun en açık örneklerinden birisi). Hal böyle olunca bilimselliğin referansı da sağaltmış olduğu insan sayısından ziyade sağladığı ve gelecekte sağlayacağı (ekonomik veya politik) rant üzerinden şekillenmiştir. Fakat bunu en çok fark etmesi gereken tıp alanında bile akıl tutulması o hale gelmiştir ki, kendilerine referans aldıkları kapitalist güç ilişkilerinin aslında hastalığın sebebi olduğunu görememektedirler. Ve belki de görmezden gelerek bütün dünyada yaratılan felaketlerden en fazla payı kapmaya çalışmakta (burada alanın samimi ve iyi niyetli üyelerini tenzih ediyorum) ve kendilerine doğrudan bir eleştiri sunmasa dahi dayatılan güç ilişkilerinin dışında bir yaklaşımı benimsemesi dahi tehdit olarak algılanıp direkt saldırıya maruz bırakılmaktadır. Bütün bu yaşananlar bize bilimsel yaklaşım olarak anlatılan; şüphe duyma, eleştirellik, yeniyi arama gibi argümanların çağımızda yok olduğunu ve bilimselliğin tek referans olarak parayı aldığının acı veren sonucu.
Genelden özele geldiğimizde ise karşımıza ruhsal alan çalışmalarının hegemonyal olarak öznel konumu çıkmaktadır. Bu öznel konum (tarihsel anlamda öznellik) ruh biliminin ortaya çıktığı tarihle birebir ilişkilidir. Kısaca bu tarihsel sürece bakarsak ruh bilimiyle(19. yy sonları) sanayi kapitalizminin(19. yy ortaları) birbirinin ardılı olduğunu görmekteyiz. Peki görürsek ne olur; sadece düz mantık kullanarak bile ikisi arasındaki bu ardıllığın bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bu ilişki kabaca şöyle açıklanabilir; sanayi kapitalizminin yaratmış olduğu (daha işin başındayken) toplumsal tahribatın yaratabileceği tehlikeleri (isyan, başkaldırı vb.) devlet açısından bertaraf etmek ve bu tehlikeleri gayrımeşru olarak niteleyebilmenin bilimsel argümanlarını oluşturma kaygısıdır. Ruh bilimin tamamı için geçerli olmasa da bu yaklaşım bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
Durumu bugün için özetlersek; kapitalist ilişkiler içerisindeki ağır sömürü koşullarının sonucunda, tek başınalığın da verdiği çaresizliği aşamayan birey (sizin tabirinizle) hastalanmakta ve ruh doktoruna (kötü niyetli olduktan sonra adı fark etmiyor psikolog,psikiyatr,NLP uzmanı ne derseniz) yüklü miktarda yüklü bir ödeme yapmakta ve daha fazla ekonomik sorun yaşamakta ve daha çok ruhsal problemler yaşamakta ve daha, ve daha…………… Süreç bir kısırdöngü halini alırken “hastalar” hep “hasta” doktorlar hep doktor ve sistem de ilanihaye yoluna devam etmekte fakat kimse bu duruma itiraz etmemektedir.
Sonuç olarak içinde bulunduğumuz koşulların meşrulaştırılması için ruh bilim alanı “devletin ideolojik aygıtı” görevi yapmakta ve elinden gelen bütün çabayı sistemin yeniden üretimine hizmet etmek için harcamaktadır. Ve insanlar da, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar farkında olmadan buna hizmet etmekte ve yapıya ters düşen herkesi “deli” olarak sınırların dışına atmaktadırlar. Bu nedenle ne zaman birileri çıkıp insanlara; siz aslında “deli” veya “hasta” değilsiniz toplumsal güç ilişkilerinin yaratmış olduğu koşullar sizi kendinize ve topluma yabancılaştırmış ve aynı oranda yaşamsal problemleri ortaklaşa aşmak için gerekli olan özgüveninizi yitirmenize sebep olmuş diyerek insanların kendi kendine yardımcı olabilmesini teşvik ettiğinde kıyamet kopuyor.
Burada vurgulamak istediğim şeyleri eğer bir sözle özetlemem gerekirse “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” (Adorno) sözünden hareketle neyi nerede nasıl savunduğumuza ve bunun gerçek faydasının kimlere olduğuna biraz daha dikkat etmemiz gerektiğini vurgulamak isterim.
Saygılarımla
ayşe çelebir
4 Mayıs 2008
Kerem Hocam bu ülkede herkes psikiyatr olmuş vallahi.
Ama size de daha doğrusu mesleğinize de kapitalist sisteme hizmet ediyor diye imada bulundular ya ben ne diyeyim gerçekten komik oluyor artık:)
emel ülker
5 Mayıs 2008
ben 5 yıldır üstün hocanın öğrencisiyim ve benim gibi bir çok arkadaşım onun öğretilerinden çok memnunuz ve onun düşüncelerine sonuna kadar hak veriyoruz.siz üstün hocanın üslubunu eleştirirken bile eleştirdiğiniz üslubun içinde olduğunuz farkında değilsiniz,üstün hocanın sırtını dayadığı herhangi bir ilaç sektörü vs yok,tamamen insanlık için çalışan biri..onun çalışmalarını da, klinik tedavi ile tedavi edilenleride görüyoruz ve sonuç yeterince aşikar..antipsikiyatri görüşünde olanlar azda olsa artmakta neyseki..
canan oğuz
6 Mayıs 2008
Ben de Üstün hocanın öğrencilerinden biriyim.MKD’nin hocam hakkındaki yorumlarını okuyunca gerçekten komik buldum tabi sonra foucoult’u ‘BABA’ olarak gördüğünü duyunca neden böyle yazdığını ancak anlayabildim.tabu olarak gördüğü antidepresanlarla acaba foucoult’unda ‘neysen onu reddet’görüşüne varana kadarki hayatını da düzeltebilirmiydi???onun hayatını burada açıklamak istemiyorum kendisi biliyordur zaten….Onun yorumlarını okuyunca nasıl bukadar önyargılı olduğuna anlam veremedim açıkçası..üstelik eleştiride bulunurken de resmen mahalle ağzıyla yorumlarda bulunmuş….uzun zaman eğitim almış olabilir fakat eğer görüşlerini kanıtlamak istiyorsa bunu bilimsel temelledndirmelerle yapabilirdi…Üstün hocamla ilgili birçok yorumu okuyunca hepsinin varolan hiyerarşisini koruyabilmek için mantığını bir kenara bıraktığını farkettim.sanki ünvanları kabullenmekte zorluk çektikleri birer kılıf…ilaç firmalarının kendi ilaçlarını yazdırabilmek için dr.lara neler vadettiklerini bile söylememe gerek yok.bizim hocamla birlikte düşündüğümüz insan sağlığı bu öyle ilaç sektörünü arkana almakla olmuyor.Gerçekleri bu kadar görmezden gelemeyiz biz…Hüseyin sungur şahsının yazısı tam bir hayal kırıklığı…..üstün hocam hakkında tanımadığı birilerinden bilgi topluyor ve ona göre yorum yapıyor..bu tıpkı antidepresan yazmak gibi..Galiba alışkanlık olmuş onlarda..yeri gelince kendimizi tanımlamakta bile zorluk çekerken nasıl olurda 3.kişilerin yorumlarına göre başkalarını yargılarız..bu kişinin bütün bilgileri böyle toparlama halindeyse vay halimize..üstün hocaya karşıt yorum yazanlara son sözüm onu tanımadan eleştiride bulunmayın…emin olun onun çabasını görünce tüm söylediklerinizi geri almak zorunda kalacaksınız.sonuçta antidepresan kullanan insanların yavaş yavaş duygularını hissetmemeye başladıklarını ve bu ilaçların bireyi bitki haline getirdiği gözle görülür bir gerçek…
Ömer Adıgüzel
6 Mayıs 2008
Sayın “insanlar”! Yukarıda “al kulun” adlı arkadaş bir yazı eklemiş dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama yorumların raydan çıktığı şu günlerde sanırım tekrar yerine koyar.
Bu yazı üzerinden gidecek olursam aklıma gelen ilk soru; sayın doksat beyin bu yazıyı alıp, başlığına da “rezalet” kelimesini ekleyip yoruma neden açmadığıdır. Biraz düşündüğümde, işin gerçeği doksat beyin yerinde olsam bende eklemezdim. Çünkü yazıyı yazan kişinin hem kendi meslektaşı, hem de Türkiye psikiyatri derneği genel başkanı olması ve en önemlisi yazısının anti-psikiyatrinin ekmeğine yağ süren “pot”lardan geçilmiyor olması göz önüne alındığında yazıyı yoruma açmak delilik olurdu.
“Pot”lar neler mi?
1-Depresyonun ve şizofreninin nedenlerini bazı hormonların eksikliği ya da fazlalığına bağladıktan sonra, “peki beyin kimyasının bozulduğunu nasıl anlıyorsunuz? Ne tür testler yapıyorsunuz?” sorusuna da nasıl oluyor da “Ne yazık ki test mest yapamıyoruz” gibi bir cevap verilebiliyor. Ve devamında öğreniyoruz ki psikiyatrinin şuanda izlediği yolun temelini, doğruluğu kesinleşmemiş bir takım araştırma sonuçlarının oluşturduğu ve “eksik olduğunu düşündüğümüz hormonu yerine koyuyoruz” cümlesiyle de işlerin nasılda tahmin üzerinden yürüdüğünü görebiliriz.
2-Terapilerin 10 dakika sürmesinin nedenlerini Türkiye’nin şartlarına yani psikiyatrilerin azlığına bağladıktan sonra, nasılda insanlar dinlemeden ilaca boğulduğunu ve bunu da bile bile yapıldığını acı içinde okuyabiliriz.
3-“Amacımız beyninizdeki serotonini arttırmak. Birçok ilaç var, hangisi daha iyi gelecek bilmiyoruz. Deneye deneye bulacağız, az dozda başlayacağız, yavaş yavaş artıracağız.” İnsanlara nasılda kobay muamelesi yapıldığını sanırım bu cümleler açıklar.
4-soru: “Derin bir sorunum var diyelim, ilaç alıyorum, eksik hormonu yerine koyuyorum, zemini ortadan kaldırıyorum ama derin problem duruyor…” cevap: “Evet, onu da terapiyle ortadan kaldıracaksınız. İlaç artı terapi. En doğrusu budur.” Bu cümleleri söyleyen zat yukarıda da bir insanı 10 dakika dinlemeden hemen ilaç yazıyoruz demişti. Demek ki psikiyatri ilaç yazarak ilk işini yapıyor. Ama terapiye gelince, sadece seans başına ortalama 150 ytl verebilenler divana yatabiliyor!!!
5-soru: “Neden kadınlar daha çok depresyona giriyor?” şimdi bu röportajı ilk okurken bu soruya geldiğimde, yukarıdaki açıklamalarını da göz önünde tutarak; “ işte, kadınlarda daha çok bulunan şu hormonun azalması ya da artmasıyla ya da kadınlarda buluna xx kromozomlarından dolayı falan filan…” gibi bir cevap bekliyordum. Ama bir de ne göreyim; “Daha zor koşulları var kadınların. Daha az para kazanıyorlar. Daha çok uğraşmaları gerekiyor. Sosyal yükleri çok daha fazla” eeeeeeeee!!! Eğer sizin dediğiniz gibi depresyonun ya da benzeri rahatsızlıkların fizyolojik bir nedeni varsa o zaman soruyorum; neden verdiği cevabın içi sosyallikle dolup taşıyor?
Daha fazla zamanınızı almayayım. Bu “pot” listesi böyle devam eder gider. Eğer boş polemiklerden uzak, aklınızda bir soru işareti uyandırdıysam ne mutlu bana.
Mutlu ve ilaçsız günler dilerim.
hüseyin sungur
7 Mayıs 2008
Sayın Canan Oğuz hanımefendi,belkide beyefendisiniz,bilemem.
Sonuç olarak CANAN OĞUZ EFENDİ dersek,de doğru olur sanırım.
Hemen konuya gireyim.Yazımı,görmek ve anlamak istediğiniz şekilde okumuşsunuz.Ben,ÜSTÜN BEY ile ilgili,TANIMADIĞIM insanlardan bilgi almadım.Tekraren ve dikkatlice okursanız,görür ve anlarsınız…Yakınlarından,((bir zamanlar,yaklaşık 15,16 yıl kadar önce))kendisiyle aynı okul//lise mezunu olmamız sebebiyle,o dönemde yapmakta olduğu çalışmalarla ilgili, doğal olarak düzensiz ve parça/bütün ilişkisi olmayan bilgiler alır,kendi gökkubbemiz altında,haddimiz çerçevesinde sevinirdik.Yine ” o zamanlarda” yakınlarının talebiyle ve benim de isteğim doğrultusunda,biraraya getirilmeye,sohbet ortamı yaratılmasına çalışıldı fakat bir türlü nasip olmadı.Yine YAZDIKLARIMI dikkatlice okursanız,göreceksiniz ki,bir iki tane istemeden/gayrı ihtiyarı amacını aşar vaziyette klavyemizden çıkan ifade haricinde,ÜSTÜN BEY İ YARGILAYAN,hüküm veren bir sözüm,kelamım vs yoktur ve benim hele böyle bir konuda HÜKÜM VERMEK gibi densizliğim olamaz.
TEKRAREN :Klavyemizden,istemeden,gayrı ihtiyari çıkmış ifadeler HARİÇ…
Ötesinde,bazı okurlarca “”komik ” bulunsa DAHİ,((AYŞE ÇELEBİR HANIM EFENDİ)) ALİ RIZA DEPREM Bey in yorumunu,tekraren okumanızı,düşünmenizi önermek durumundayım…
Bu SORUNSAL,anti depresan olarak başlayan ya da başlatılan VAKA,hal-i hazır TÜRKİYE zemininin, ÖZEL HALDE çok çok önemli bir ÇIBANIDIR zannımca…Öyle bir kepazelik hali yaşamaktayız ki,bu sütuna ilk yazıyı yazan insan olarak,takip eden 2. yazımda,MERSİN de çok yakın bir geçmişte,neredeyse şehirde bulunan toplam İLAÇ TEMSİLCİLERİ ile hemen hergün,bir arada idim ve aralarındaki konuşmaları satır satır dinleyen ve bunları 2. yazıma döken biri olarak,KEREM DOKSAT HOCA dan,zımnen de olsa yanıt istemiştim.Gelmedi o yanıt.
NEYDİ SORUM :Ayşe Çelebir beni de psikiatrist mostrası olarak tarifleyebilir ama,mesele bu denli traji komik değil,tersine bir DRAMDIR:
BU ÜLKEDE İLAÇLAR İÇİN((İLAÇ TRÖSTLERİ İÇİN)) HASTALIK MI İCAT EDİLİYOR!!!Buna şahsen RAHATLIKLA evet diyebilirim.
KANIT : MERSİN DEVLET HASTAHANESİNDEN elde ettiğim ve fakat belgeleyemeyeceğim BİRİNCİ EL yani bizzat bu işin KARŞI KAVGASINI vermekten bitap düşmüş bir HEKİM AĞABEYİM dir KANIT.
ALİ RIZA DEPREM ne yazıyor?Dikkatlice okuyunuz lütfen…
Kapitalizm—hasta ilişkisini anlatmak istiyor.
Bu keyfiyet,yalnızca FUTBOL TAKIMI tutar gibi,BEN DOKSATÇIYIM sen ÜSTÜN ÖNGELCİSİN SIĞLIĞINDA anlaşılacak bir HAL değildir katiyyen.
Yine 2. yazımda yazmıştım,lütfen dönüp okuyunuz;
NE YAZDIK?
Bizzat MERSİN TABİP ODASI BAŞKANINA,sözlü olarak dedik ki;
Bu şehirde gerçekten bir NLPci,KİŞİSEL GELİŞİMCİ,DESTEK PSİKOLOG MERKEZİ “”büro”" patlaması var.Hakikaten de öyledir…
SORUMUZ ŞUDUR ?
Kim bu insan ya da insanlar?
EĞİTİMLERİ NEDİR…ÖĞRETİMLERİ NEDİR?
Adım başı bir REIKI tabelası var benim semtimde!!!!!!!
Nedir bu kepazelik!!!
Sevgili ÜSTÜN ün anti depresanları,ÇAĞDAŞ MUSKAYA benzetmesi mecazından hareket edelim : ORTALIK “”CİNCİ”" HOCAYA KESTİ…
Medyum MEMİŞ fırtınası bitti,yeni fırtınanın adı kondu:
KİŞİSEL GELİŞİM…nlp…REIKI…..???????
Başa dönelim…
PSİKOLOGLUK nerde başlar nerde biter?
Bir psikologun SINIRLARI NEDİR?
hangi noktada VAKAYI psikiatriste aktarmak durumundadır?
Derkenaren, istemeden klavyemden çıkan BAZI sözlerimden dolayı, SEVGİLİ ÜSTÜN’ü incitmiş olabileceğimi düşünüyorum.
ÖZÜR DİLEMEK borcumdur.
SONUÇ : vaka KEREM DOKSAT ÜSTÜN ÖNGEL meselesi değildir.Bu hale getirilmemelidir.
Tam tersine memleket SAĞLIK ve TEDAVİ şartlarının İNSANCILLAŞTIRILMASI meselesidir.
saygılar sunarım…
Gökçe Özdemir GÜNBEY
13 Mayıs 2008
Birtanecik SAYGIDEĞER doktorum, Kerem Bey;
Ne zamandır sayfanıza bakamıyordum. Sizin de yönlendirmeniz üzerine anti-depresanlarla ilgili yazınızı okudum. Doğru söylemek gerekirse bir takım insanların cehaleti karşısında şaşırıp kaldım. Tıp başkadır psikiyatri başka, anti-depresanlar bizi duyarsızlaştırıyor, placebolardan farkları yok, depresyonların nedeni fizyolojik değildir, hormon eksikliğinden değildir (hormon eksikliği de nasıl bir betimlemeyse..) vesaire vesaire….
Bunlar ne kadar cehalet dolu yorumlar. İster istemez savunuyorum Kerem Bey’i çünkü hayatı bana yeniden sevmeyi öğreten, yeniden doğmamı sağlayan, sahip olduklarımın farkına vardıran, son derece muhterem bir kişidir kendisi. Ve bunları nasıl yaptı biliyor musunuz? İlgiyle, dikkatle, empatiyle, konuşarak ve tabii ki de ilaç vererek. Ben şimdi neyim? Uyuşuk muyum, aptallaşmışmıyım, sorunlarımın üstünü mü kapatıyorum, anti sosyal miyim yoksa bilinçsiz miyim? Hayır hiçbiri değilim. Çok şükür aklım, fikrim, bilincim, duyularım gayet yerinde. Ve tüm bunlar için minnettarım.
Ben tüm bu söylenenleri modern psikiyatriye yapılan bir saldırıdan çok MKD’a yapılan bir saldırı olarak yorumluyorum yine ister istemez. Ben de ilk gittiğim’de içimde Kerem Bey’e karşı bir önyargı vardı. Neden bu kadar popülerdi, neden randevu bulmak bile bu kadar zordu. Sorunun cevabı kendisinde saklı: bu insanlar sadece ah Kerem Bey bizi bi ilaçla uyuştursa da çekip gitsek diye mi düşünüyorlar acaba? Halbu ki bunu yapan etrafta bir sürü doktor var. Neden MKD?
Kerem Bey bir deryadır, ne mutlu size eğer bundan bir parça faydalanabiliyorsanız!!!
Sağlıklı Günler Dilerim..
Burak Şahin
20 Mayıs 2008
Bomboş bir yanıt bu,yanıt bile değil üstelik,çırpınma yalnızca… Üstün Öngel’in insanlığı ‘uyuşturma’ rantına yönelik mücadelesi takdire şayandır!
gülşah nurlu
13 Haziran 2008
psikiyatrıde ilaçların etkısı yadsınamaz. ama gerekli olduğu zaman tabı kı. üstün bey in dedıklerı cok uç fikirler gıbı gelebılır ama bence haklı. doktora gıdıyoruz en ufak bırseyde antidepresan verip uyutuyorlar. nerde kaldı sorunlarla savaşmak,yüzleşmek ve çözüm bulmak. hep bişelerin arkasına saklanıp müptela mı olacak ınsanlar..türkiye de öyle bir hale geldı kı psikiyatri, arif verimli diye bir adam var ve o adamın dediğinin üstüne söz yok sanki ülkenin yüce bir sesi.kutsal insan muamelesi görüyor.. her gün sabah programlarında yeter artık yaa… diğer fikirlere de yer verin artkk.. karşı görüşte olanlara hemen zavallı demek mi lazımm . eleştirileriniz seviyesızdı bence.
tugba büyükfidan
13 Haziran 2008
neden palavra,neresı palavra anlamadım gitti üstün öngel hocanın sözleri..sabıt fikirlerle çıktıgınız yolda farklı bakış açılarına hemen gedık koymayı ilke edınıyorsunuz kendınıze galıba..işte en buyuk cehalet burda başlıyor aslında ..hangı avrupa ülkesınde bu kadar ılaç müptelalıgı var allah aşkına..leblebı nıyetıne yutturuveriyolar ilaçları bızlere..bu bır kaçıştır kaçış başka bişey degil..kolaycılıktır bunun adı bilimmiş ilimmiş asıl bunlar palavra..ınsan gıbı sosyal bır varlıgı yanlızca ılaçla iyıleştırmeye güdülersen netıcesnde milyon dolarları çöpe atarsın,böbreklerıde iflasa sürüklersin..kısacası üstün hoca çok mantıklı sözler sarfetmiş..anlamaya çalişın sadece setınızı kaldırıp …
L.A
15 Haziran 2008
iki karşı taraf var ortada..ikisi de keskin sözcükler kullanıyor..psikiatrıye karşıyım yada psikolojik danışman yada psikologlara karşıyım. ben ise bu sözlerinin ikisine de karşıyım.psikiatrıye karşı değilim ama psikiatrıslerin psikologlara az yada çok karşı olduklarını bilirim.bu kadar net kesin ayrımlar yapmak ve psikiatrıye yada psikologlara karşıyım cümleleri bana bozuk geliyor ayşe armana gelince o roportajcı ister halktan biri olsun ister gazeteci bugün öngelle röportaj yapar yarın sizle..üstün öngeli ilk defa duyuyorum kerem doksatı ömer adıguzeli ve ayşe armanı duymuştum daha önce:) ha bir de arif verimliyi onu hep duyduk tabi..hepsi de adı geçen tanınmış kişiler bunlar, yani insanlığa yararı olmak vazifesini almış kişiler..çoğunu tv den, adıgüzeli internetten okuduklarımdan..tartışmalar bir anlamda güzeldir doğruyu bulmaya götürecektir ama çok keskin cümleler kullanılmış..herkes konuştuklarından pek emin yani..öfke seziliyor psikıatrıstler yada depresyonla ilgili yaşantılarım olmadı ama burada yazılanlarda doğruluk payı var sa da bu ne psikatriyi dışlar ne de psikoterapi yapan tıp harici meslekleri..bu işin bir de sanat kısmı var bence..yani tıp bilgisi önemlidir gereklidir fakat ne psikiyatrıst olmak nede tıp eğitimi almamış psikoterapist olmak o alanda tam olarak iyi olmayı gösterir.önemli olan her iki meslek grubundaki insanların işlerini iyi yapması.sonuçta hatasız olan tek yaratıcıdır..insanın olduğu yerde hatalar olabilir.istisnalar kaideyi bozmaz bu meslek gruplarını dışlamaz..Depresyon konusunda uzman olmadğıma göre bu konuda konuşmam eksikli olabilir ama sezgilerimi söylemek isterim.birincisi tıp mensuplarına saygı duyuyorum..şimdi psikiatrı dşında herhangi bir bedensel rahatsızlıkta ister karşı ol ister olma doktora gitmiyormusun.sonuçta doktorda bilimin sınırlılıkları içinde elinden geleni yapıyor.herşeyi çözmüş değil bu doktora gitmemeyi getirmez..oturup evde hastalığının ilerlemesini elin kolun bağlı bekleyemezsin..bir şekilde güvenmek zorundasın.güvenmekte gerekir zaten..ama gitmezsin beklersin oda senin seçimin..şimdi psikiatrıye gidiyorsun senin yüzüne bakmadan ilaç yazabiliyor da bunu yapanlar da var..yada hadi çoğunluk böyle de diyelim farketmez..ama verdiği ilaçlar iyi geliyor..gelmeyebilir mi..evet gelmeyebilir..doktor tanrı değil ki..elbette iyi gelmedıyse değiştirecek..sadece ondan ne beklerim incelikli sezgili becerikli deneyimli olmasını beklerim..bir kanser vakası da yada hadi kanser ağır geldiyse nörolojik bir rahatsızlık diyelim yada onuda geçelim bir iç hastalıkları sorunu..ille doktorda bitmez iş..tedavi edilmeye çalışılırsın ama ilahi takdır var birde..tedavilere rağmen kurtarılamayanlar..bu tıp doktorlarının beceriksiz yada yararsız olduğu anlamına mı gelir..bence hayır..peki falan doktor yerıne filan doktora gitseydi hasta kurtulacaktı denir..hayır kurtulmayacaktı farzet ki kurtulacaktı..fakat herşeyi kontrol edemeyiz işte bazıları alır başını başka bir şehre yada yurtdışına gider kurtulur mu ? hayır..başka yere gıtmenın iyi bir karar olduğu durumlar da vardır..ama bu ne tıp biliminin nede psikiatrinin nede psikoterapistlerın gereksiz olduğu anlamına gelmiyor..sergi açar gibi hemen bir sürü insanın, elinde bir diploma nedeniyle terapi yada danışma merkezlerı açmasından rahatsız olmayı bır derece de haklı görüyorum. ağzı laf yapmak yada kendine fazlaca güvenip çok bilmişçe sınırlarını bilmemek rahatsızlık verici..fakat bu sadece tıp alanı dışındaki mesleklere atfedilemez..bir tıp doktoru da üstün körü vereyim ilacı bitti dememeli..yani hastanın yüzüne bakmadan ilaç yazmak hoş değil ama yazdığı ilaç gerçekten işe yarayacaksa bakmasın tamam..hasta çokluğu ,ilaç yazayım oldu bitti nasılsa bu hasta olmazsa o var ondan kazanırım vurdumduymazlığına geliyor olabilir bunları söylerken tamamen emin olarak söylemiyorum düşüncelerim sadece.şimdi depresyon da ( depresyon konusunda ahkam kesemem sadece sezgilerimi ve düşündüklerimi söyluyorum)..kişi önce birtakım sosyal ailevi mesleki yada bir takım kendi kendine çıkamadığı problemlere giriyor diyelim..burada terapi yada danışmanlık önleyici bir tedavi olacak..belki kişi bir ivme kazanıp sorunlarını çözecek depresyona falan da girmeyecek..ama gitmedi ve çözemedi diyelim.çözemedi yine de depresyona girmedi..ilerde çatışmalar arttı istekler arttı iki arada bir derede kaldı..önceden yaşamış olduğu zor şartlara rağmen depresyona girmemişti ama giderek çözemediği iç çatışmalar eklendi üstüne bu arada zaman geçti çözme gücü veya aralığı daraldı bir bunaldı bir bunaldı ay depresyona mı girdim ne? canı birşey istemıyor falan arada hayat anlamsız geliveriyor..evişlerini sokak işlerini yapamamaya başladı..o sırada bir sözel terapi görse ( bu sözel de nerden çıktı şimdi ama) yani ilaçsız bir danışma alıverse yine çözecek o mengeneden çıkacak..yada psikiatriste gitse bir ilaç alsa belki kendini biraz daha mutlu hıssedecek hatta çok hissedecekte birden beyninde şimşekler çakacak sorunlarını daha aydınlık görecek ve sorunlar sorun olarak duruyorlarsa da hala, çözmeye başlayacak..onu da yapmadı..çok güçlü bu şahıs..inatla gitmiyor,gidemiyor işte..güvenemıyor belki de..güvendiği biri olsa gidecek te..naptı etti sonunda gitmedi..hepsi birbirine eklendi eklendi..sorunlar artmadı ama iç çatışmalar arttı sorunlara bakış gücü azaldı ya gitsene kardeşim terapistemi gitcen doktora mı..gitmiyor psikiatrıste bakıyor yüzüne bakmadan ilaç yazacak psikoterapiste yada danışmana bakıyor ahkam kesecek onu anlamayacak hem bu ıkısıne birden bakıyor..bunlar beni bırakmışlar birbirleri ile kavga ediyorlar ya diyor..başka işleri güçleri kalmamış mı ..arif verimli ‘ ye bakıyor adam tonton tonton konuşuyor ama psikoloğa para verme demiş miş..dediyse dedi kimbilir hangi şartlarda ne durumda dedi..dediyse de dedi napayım yani..Bu işini yapamadgını falan göstermıyor gayet güzel güven verici konuşuyor..psikolojik danışmana gitsem ,o da psikiatristlere laf söylüyormuş hem de tiroid rahatsızlığından sinirli olduğumu bilmezmiş..yok canım benim ders sorunlarım var kariyer sorunlarım var..ona yardım eder pek ala..yada iletişim sorunlarım varsa da ona da eder..psikiatrıye gıtsem biraz zor valla..ya dayarsa ilacı bana..uyutuyormuş oda baksana..e uyu da kurtul işte ..züğürt olup düşünmekten se depresyon ol uyu..uyuda büyü düşünme derin derin..pardon nerde kalmıştım..çatışmalar arttı iki tarafa da gitmedi eklendi eklendi..psikolojik danışman ona yardım ederdi ama artık kimyasal birşeyler oldu tepkimeler meydana geldi hormonlar hah hormonlar bozuldu..alışkanlık oldu yani bozulmalar..hani bir bunaldın gitmedin iki bunaldın gitmedin..artık gitmeye gitmeye yanibirşeyin vidası yalama yaptı mı derler nasıl derler hormonlarımız fizyolojimizde bozuldu ağlamaklı duruma geldik..artık ilaç şart..yani belki hala şart değil ama ilaç alsan hop diye çıkmasan da nasıl kademe kademe geldin buraya öyle kademe kademe de geri geri gideceksin ama zamana ihtıyaç var…sorunlar çözüldümü peki? çözülmedi de daha güçlü hale geldik çözecek gibi olduk sanki..her an çözebilirim..o sırada psikolojik danışman yada terapist yada adı herneyse bir girse devreye çok güzel olacak..bir gitsem tek..gidemiyorum ya..hayallahh..doktorlar yada psikolojik yardımla uğraşanlar bir sussa anlaşşa da bizde gitsek..kavga ediyorlar onları bırak birde hastalar da kavga ediyor..neymiş ona gitmiş iyi gelmemiş buna gitmiş iyi gelmemiş..hoşgeldin demek gülümsemek çay kahve istermisiniz demek elbet mutluluk verici birşey de..ikisi de tek başına yeterli değil..tıp bilimine saygı duyuyorum da (hem nasıl duymayacaksın anlamadım zaten) doktorların açısından bakıp onları anlayamıyor da değilim ama bu tıp eğitimi almamış mesleklerin de çok hemde çok önemli olduğunu inkar etmeyi gerektirmez..ilaçlar fayda sağlar muhakkak ..fakat insanların kendilerini dinleyen anlayan birşeylerde çıkış yollarını seçenekleri sunan destekleyen onlara nezaketle davranan gözünün içine bakarak dinleyen ,yetenekli sezgisi gelişmiş ,bilimsel anlamda ve uygulamada yeterliliklerini kanıtlamış psikolojik yardım mesleklerine de ihtiyaç var..bu kadar sert sözcüklerle tartışmaya gerek yok,neydi o deyım ayinası iştir kişinin lafa bakılmaz.
A.H.
18 Haziran 2008
GARİP BİR METNİN OKUNMASI:
“…psikiatrıye karşı değilim ama psikiatrıslerin psikologlara az yada çok karşı olduklarını bilirim.”
-Nasıl yani? Ne alaka? Ama sözcüğü neyi bağlamış? Mantık hatası.
“…bugün öngelle röportaj yapar yarın sizle…”
-Kim, Ayşe Arman’mı? Niye benimle röportaj yapsın. Bu Üstün Öngel’i küçültme niyetinin ilk emaresi. (Serüven başlıyor. Yüzyılların kapitalizmi, zihinleri de esir almış; bilimleri hiyerarşiye sokmuş. En fazla para getiren bilim saygın sayılıyor; iki yüz sene geride kalmış bir tartışma bizim insanımızın zihninde hala yaşıyor: Sosyal bilimler bilimden bile sayılmıyor yani, Psikoloji de dâhil. Sonunda “loji” olmasına rağmen.)
“Depresyon konusunda uzman olmadığıma göre…
—Depresyon konusunda nasıl uzman olunur ya da olunmaz. Hiç sıkıntı ya da zorlanma yaratan bir durum yaşamadım mı demek istiyor ki bu olanaksız. Ya da L.A depresyonu ciddi ciddi hastalık sanıyor. Hani öyle herkes yaşamaz, hastalıklılar yaşar filan gibi bir şey sanıyor galiba. (Sözlüğe baksa anlayacak ama yine aynı dert: Bilgi sahibi olmaya gerek duymadan fikir sahibi olma cesareti göstermek)
“…birincisi tıp mensuplarına saygı duyuyorum..şimdi psikiatrı dşında herhangi bir bedensel rahatsızlıkta ister karşı ol ister olma doktora gitmiyormusun.sonuçta doktorda bilimin sınırlılıkları içinde elinden geleni yapıyor.herşeyi çözmüş değil bu doktora gitmemeyi getirmez.”
— Doktor bilgimin sınırlılıkları var demeden, mutlak hakikatın sırrına erişmişçesine davranabiliyor ama. Şimdiye dek “şimdiki bilgilerimize göre durum bu, çare de bu görünüyor. Yarın yeni bir bilgi eklenebilir, tüm bu tavsiyelerim tersine dönebilir.” Diyen bir doktor görmedim. Ya siz? Ayrıca bedensel bir sorunda kan tahlili, dışkı tahlili, röntgen isteniyor. Psikiyatrist ne istiyor? Öyle ya ilerleyen yerlerde varsın yüzüme de bakmasın diyorsunuz. Neremize bakacaklar?
“…verdiği ilaçlar iyi geliyor..gelmeyebilir mi..evet gelmeyebilir..doktor tanrı değil ki..elbette iyi gelmedıyse değiştirecek…”
- L.A. gerçekten bu durumu çok hafife alıyor. Hiç muhattab olmadığı aşikar. Nasıl yani? Birileri bizi deneme tahtasına çevirebilir mi? Ah pardon unuttum, tıp bilimine saygı duyuyorduk di mi? Hatta tapıyorduk, sorgulamadan al dene bizi, yap-boz demeliydik. Yüzüme de bakma gerek yok. Varlığım tıp varlığına armağan olsun.
“…sergi açar gibi hemen bir sürü insanın, elinde bir diploma nedeniyle terapi yada danışma merkezlerı açmasından rahatsız olmayı bır derece de haklı görüyorum. ağzı laf yapmak yada kendine fazlaca güvenip çok bilmişçe sınırlarını bilmemek rahatsızlık verici…”
-Sergi açmak… Yani bir tek tıp eğitimi eğitim, gerisi boş. Kapatalım tıp fakülteleri dışındaki fakülteleri. O diplomalar boşa veriliyor. Ve bir tek tıpçıların ağzından çıkan laf, gerisi boş. Latince tıp terimleri konuşulmazsa kralı gelse ciddiye almam.
“…yani hastanın yüzüne bakmadan ilaç yazmak hoş değil ama yazdığı ilaç gerçekten işe yarayacaksa bakmasın tamam…”
- Tekrar soruyorum: Ruhsal durumumuzu, dünyamızı, anlamlandırışımızı, bakış açımızı, düşünüş biçimimizi, tercihlerimizi, kararlarımızı, yaşadığımız izler bırakan olayları ya da cümleleri anlaması için birisin yüzümüze, gözlerimize, sözlerimize bakmazsa neremize bakacak? Ruh ne? Organsa hücreleri olmalı. Değilse ilaç nereye gidiyor?
“…burada terapi yada danışmanlık önleyici bir tedavi olacak.”
-Önlemek? Hangi insan “ay ben depresyona giricem galiba”, hemen gidip önleyeyim der? Danışma nasıl bir şey fikriniz var mı L.A. Ah pardon vardı: Orda çay, kahve ikram ediliyor, hoş geldiniz deniyor, sonra paranız alınıp güle güle deniyordu değil mi?
“…o sırada bir sözel terapi görse…”
-Sözel terapi diyerek nasıl da hariçte yer aldığınızı gösteriyorsunuz aslında ama gazel okumak keyifli olsa gerek.
“..yada psikiatriste gitse bir ilaç alsa belki kendini biraz daha mutlu hıssedecek hatta çok hissedecekte birden beyninde şimşekler çakacak sorunlarını daha aydınlık görecek ve sorunlar sorun olarak duruyorlarsa da hala, çözmeye başlayacak…”
- İtirazlar tam da burada, uyuşmuş, ket vurulmuş( ket vurmak: bir dürtünün, itkinin, işlevin veya tepkinin kısıtlanması, engellenmesi veya bastırılması; ya da bu tür bir engel, kısıtlama yaratan süreç.) bir beyinde nasıl çakıyor o şimşekler; aydınlanma nasıl gerçekleşiyor uyuyan bir beyinde. Değil uyurken, uykudan henüz uyandığında bile en basit bir problemi çözemeyecek şaşkınlıkta olmuyor mu insanlar. Yoksa bilinmeyen bir insan türünden mi bahsediyoruz uyuştukça aydınlanan…
“…psikoterapiste yada danışmana bakıyor ahkam kesecek onu anlamayacak hem bu ıkısıne birden bakıyor..bunlar beni bırakmışlar birbirleri ile kavga ediyorlar ya diyor..başka işleri güçleri kalmamış mı ..arif verimli ‘ ye bakıyor adam tonton tonton konuşuyor ama psikoloğa para verme demiş miş..dediyse dedi kimbilir hangi şartlarda ne durumda dedi..dediyse de dedi napayım yani..Bu işini yapamadgını falan göstermıyor gayet güzel güven verici konuşuyor..psikolojik danışmana gitsem ,o da psikiatristlere laf söylüyormuş hem de tiroid rahatsızlığından sinirli olduğumu bilmezmiş…”
— Kesinlikle yanlı bir zihin. Psikiyatrist en başından sevimlileştirilmeye çalışılıyor. Psikoterapi ya da danışma ortamı konusunda bir gıdım bilgi sahibi değilsiniz bu çok bariz artık Sayın L.A. Anlattıklarınızdan aklınızdan geçenlerin şu olduğu anlaşılıyor: Psikoterapi yapan kişinin yanına gidiyorsunuz, oturup psikiyatristler hakkında ahkam kesiyor, atıp tutuyor, aldığı eğitim de eğitim olsa bari, tıp bile değil üstelik. Bak bak bi de aklıma sorumluluk yüklüyor, oysa benim tiroidimde kabahat, hep ondan sinirliyim, ne benim ne başkasının hiç kabahati yok bu durumda. Tıpçılara saygı duyuyorum tekrardan. (Ah bi de tıp okusaydım)
“…ama ilaç alsan hop diye çıkmasan da nasıl kademe kademe geldin buraya öyle kademe kademe de geri geri gideceksin ama zamana ihtıyaç var.”
—İnsan depresyona nasıl gidiyor sizce? Üzüle üzüle, hiç sayıla sayıla, bastıra bastıra, tüm olumsuzlukları yuta yuta, adaletsizliğe, saygısızlığa, eşitsizliğe, sevgisizliğe uğraya uğraya, ve bunları içine ata ata. Bu kademelerde ilaç var mı ki geriye dönüş ilaçla kademelendirilecek. Bunlardaki değişikliği ilaç mı yapacak? Hadi hapı ben yuttum. Bana tüm bunları hissettirenler ne yutacak?
“…tıp bilimine saygı duyuyorum da…”
- fazla söze gerek yok.
“…ilaçlar fayda sağlar muhakkak.”
- ne kadar da kesin bir ifade ve sorgulamasız, basit bir ön kabul. Üstelik sürekli bu konuya yabancı olduğunuzu söyleyip duruyorsunuz. Kendiniz deneyimlemiş olsanız “sizin için kesin” liğini kabul edebiliriz belki.
“…psikoterapiste yada danışmana bakıyor ahkam kesecek onu anlamayacak hem bu ıkısıne birden bakıyor..bunlar beni bırakmışlar birbirleri ile kavga ediyorlar ya diyor…”
Sayın L.A. keşke içsel konuşmanız içinizde kalsaydı. Ama o zaman Bursa’da yağmur yağmazdı. Elmalar lezzetlidir muhakkak ama dolma daha da lezzetlidir. Sokrates ölümlüdür ama tıp bilimdir gerisi hikâyedir. Tıp bilimine saygı duyuyorum. Ama bugünlerde havalar dengesiz gidi