Arsiv : Nisan 2008

2008 YAHYA KEMÂL YILI

Bugün ben yazmıyorum. Aziz dostum Ali Rıza Saysen’in muhteşem bir tesbitini naklediyorum sâdece…

***

2008 yılı büyük Türk şairi ve fikir adamı Yahya Kemâl Beyatlı’nın aramızdan ayrılışının 50. yıl dönümüdür. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2008’i Yahya Kemâl yılı ilân etti.

Fakat nedense ortalık pek sessiz… Eh! Konu Yahya Kemâl olunca bu sessizliği yadırgamamak gerekiyor. Çünkü Yahya Kemâl etnik milliyetçilerin, numaralı cumhuriyetçilerin, AB’cilerin, ABD’cilerin, mandacıların, bölücülerin, tarikat ve cemaatçilerin hoşlanmadığı ve hiçbir zaman da hoşlanmayacağı bir değerdir… Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (2)

Gazeteci Yazar Rıza Zelyut’ın “Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği” İsimli Yeni Kitabı

— “Türk’ün bilinen en eski tarihinden beri, Türk kadınının durumu, toplum içindeki varlığı, konumu hiç bu kadar kötü olmamıştı” diyor gazeteci yazar Rıza Zelyut. “Bakınız, Göktürk Yazıtları’nda önce anneye saygı sunulur… Oğul, odaya girdiğinde önce annenin elini öper, sonra babanın; bütün kararlarda kadına danışılır. Şenliklerde, şölenlerde, ağıtlarda kadın erkeğin yanındadır, toplumun vazgeçilmez, temel taşıdır. Göktürkler’de, Hazarlar’da, Oğuzlar’da, Büyük Türk Hakanlığı’nda da böyle idi, Osmanlı Devleti ‘Arabist’ düşünceye geçmeden önce de… Sonraki yıllarda yavaş yavaş ne yazık ki bu günkü durumuna geldi.”Rıza Zelyut kadının hayatındaki değişikliğin sebebini, “Arabizm’in eseri olan sahte dinci ideolojilerle kandırılması, aktif hayat biçiminden uzaklaştırılması” olarak gösteriyor ve ekliyor: “Tarihte Türk kadını, erkekle birlikte hayatın içindedir. Hâttâ zaman zaman fetihçi gücün bir parçasıdır da. Çin’e egemen olan Hun Yabgusu’nun 10 bin kişilik kadınlardan kurulu Amazon ordusunu hatırlayalım. Savaşçı kadınlar… Ama bu gün kadınlarımız ne yazık ki gönüllü biçimde kendilerini kapatıp, erkekten ve toplumdan uzak bir dünyaya yöneliyorlar. Toplumun silkelenip çağdaş seviye hedefine yeniden yönelmesi için kadınlarımız hangi milletin kadını olduklarını hatırlamalı, Amazon ruhlarını canlandırmalı, uyandırmalı”… Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (5)

LİDERLERİMİZ BAĞIRIYOR, BALIKÇILARIMIZ ÖLDÜRÜLÜYOR, MEHMETÇİK ŞEHİT DÜŞÜYOR, DEVLETLÛ YAHUDİLER’LE ARAPLAR’I BARIŞTIRIYOR!

Şu anda CHP’nin başkanı bağırıyor; nerede mi, kendi partisinin kurultayında. Kendi soruyor, sonra kendisi cevaplıyor ve müthiş bir öfke içerisinde. Öyle böyle değil…

İktidar Partisi’nin başkanı da kendi partisinin toplantılarında kükrüyor. Bâzen o kadar öfkeleniyor ki, “hah, işte şimdi ya kendi kendini dövecek ya da birisini pataklayacak” diye asabımız bozuluyor. Aslında kadrolu şamar oğlanları tutsalar bu partiye, ne iyi olur. Çünkü bir hitabet üslûbu olan öfkesi yüzünden Devletlû’nun bâzen kan şekeri düşüp “nöbet”(!) filân geçiriyor; hiç olmazsa din iman aşkına zâten vurduğu yerde gül biteceğini bekleyen şamar oğlanını biraz pataklayıp stres atar. Partililer de hep bir ağızdan tekbir getirirler ve rahatlarlar. Benden teklif ve tavsiye etmesi… Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (6)

Ayşe Arman’ın Üstün Öngel’le Yaptığı DEPRESYON Röportajı veya Rezaleti!

19 Nisan 2008 tarihli Hürriyet’te bu güzel muhabiremizin Tarsus Amerikan Koleji’nden ağabeyi olan Üstün Öngel’le bir röportajı neşredildi (Ayşe’yi yakinen tanıdığımı, daha önce benimle de bir röportaj yaptığını ön bilgi olarak vereyim). Önce onu nakledeyim:

***

Antidepresan eşittir çağdaş muska

Sosyal psikolog Üstün Öngel… Farklı bir ses. Sivri bir ses. Adana’da kurduğu Psikolojik Yardım Derneği Türkiye’nin ilklerinden… Çevresinden çok övgü alıyor… Âilelere ve çocuklara evde destek programı uyguluyor… Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (93)

ALLAH NEDİR?

Başlığı görenler benim “kafayı yediğimi” düşünebilir. Şimdilik hayır. Sâdece, bana özel mesaj yollayan bir ziyaretçimle olan muhavereyi nakledeceğim; okuyunca, başlığın ne olup olmadığı ortaya çıkacak sanırım…

***

Sayın Kerem Doksat Hocam,

Yazılarınızı ve sizi www.keremdoksat.com sitenizden takip etmekteyim. Felsefeye ve bilime ilgi duyan biriyim. Bir süredir üzerinde düşündüğüm ve işin içinden bir türlü çıkamadığım bir konu var. Eğer izin verirseniz onu sizinle paylaşmak ve fikirlerinizi almak isterim. Değerli zamanınızı almadan kısa da olsa cevap verirseniz çok mutlu olacağım Sayın Hocam. Aşağıda sorumu bulabilirsiniz:

1. Sonsuzluk dışı olmayan, bu anlamda sınırları olmayandır. Ve sonsuzluk tanımlanamaz, tanımlanabilen sonlu olanlardır. Bu durumda sonsuz nötr olan kutupsuz olandır, toplamı sıfırdır, bir yöne eğilimi yoktur, sıfatları yoktur. Sonsuzluk tanımlanamaz evet ama sonsuzluğa nötr veya kutupsuz dediğimiz zaman da bu bir tanımlama oluyor. Sonsuzluk hakkında konuşmaya düşünmeye başladığımız anda tanımlama yapmış oluyoruz. Ona bir şekilde sıfat yüklüyoruz. Tanımlama yapmadan ne konuşabiliyoruz ne de düşünebiliyoruz. Hâttâ öyle ki sonsuz tanımlanamaz derken bile aslında onu tanımlamış oluyoruz. Ne yaparsak yapalım bir tanımlama var işin içinde. Ama tanımlamak da yanlış. İşte paradoks ve kafamı karıştıran nokta bu. Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (13)

3 sayfa : [1] 2 3 »