MHP’NİN MİSYONU VE YENİ PEYGAMBER
Bu yazi toplam 630 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.
Aşağıda okuyacaklarınıza bir yorum yapmayacağım. Yorumum, yazımın başlığımda mündemiç zâten… Bir tek şu cümleye dikkat edin diyorum: “Yalnız Allah rızasını hedef alan gayretleriniz, birkaç yüzyıldan beri kaybettiğimiz eski dünyamızı yeniden fetih mahiyetindedir”.
ABG ve AB Türkiye’yi bu adamla işgal ediyor mu, “Hazretleri” ne demek?
***
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi
Tarih: 09/01/1997 Sayı: Özel
Çok Muhterem Fethullah GÜLEN Hocaefendi Hazretleri’ne,
Efendi Hazretleri,
Zat-ı âliniz, milletimizin hayatında çok yararlı hizmetlerin yapılmasını sağlamış bulunmaktasınız.
Yetiştirmiş olduğunuz ilim, irfan ve fazilet erbabı kadrolarla milletimizin muhtaç bulunduğu geniş bir eğitim seferberliğini telkinlerinizle başlatmış ve başarı ile devamını temin etmiş bulunmaktasınız. Toplumların her alanda kalkınmalarının temel şartı olan manevî uyanışın ve yükselişin öncülüğünü yapmış bulunmaktasınız.
Barışı, hoşgörüyü ve kardeşliği esas alan öze dönüşü, uzay çağına yükselişi başlatmış durumdasınız. Kanada’dan Yakutistan’a, Moğolistan’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar her yerde açılmış bulunan okullar ve üniversiteler millî kültürümüzün ve millî, manevî değerlerimizin bütün insanlığa yöneldiğini göstermektedir. Faziletli hayatınız, hiçbir maddî menfaate tamah göstermeyen karakteriniz size karşı halkımızda büyük bir güven uyandırmıştır. Yalnız Allah rızasını hedef alan gayretleriniz, birkaç yüzyıldan beri kaybettiğimiz eski dünyamızı yeniden fetih mahiyetindedir.
Susurluk olayı bahane edilerek zat-ı âlinizin temiz isminin gölgelenmek istenmesi çok üzücü olmuştur. Fakat hem milletimiz sizi tanıyor, hem de dünya sizi tanıyor. Kötü niyetlilerin bir şey yapmaları mümkün değildir.
Nazik teşekkür mektubunuza çok teşekkürler ediyorum. Gerçeği söylemek bizim vazifemizdir. Sözü edilen beyanat, doğruyu küçük bir ölçüde kamuoyu önünde açıklamaktan ibarettir.
Cenabı Hak’tan size sağlıklar ve hayırlı uzun ömürler ihsan etmesini ve böylece başlatmış olduğunuz güzel gelişmelerin tamamlanmasını niyaz ediyorum.
Mahsus selam, sevgi ve saygılar sunuyorum.
Alparslan TÜRKEŞ
***
MKD (08.05.2008): Buraya hüsnüniyetle ama bilmeden celâlle yorum yapanlar için, youtube açıldığında şu videoları seyretmelerini rica ederim:
http://www.youtube.com/watch?v=vevxislnwY8
http://www.youtube.com/watch?v=RzWk6Xsu2e0&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=pieYV8C60RQ
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 01 Mayıs 2008 Perşembe
Dr.Oğuz Yıldız
1 Mayıs 2008
Saygıdeğer hocam,
Fetullahın kıblesinin 1997 den sonra değişmeye başladığı ayrıntısını burada belirtmek istiyorum.Hiç kimseyi koruma niyetinde değilim fakat hakkı teslim etmek gerekir diye düşünüyorum.
Hürmetle….
hüseyin sungur
1 Mayıs 2008
Sayın Dr. Oğuz Yıldız Beyefendi ;
Değişen kıblenin,eğer ki gerçekten maulumunuz ise,ayrıntısını burada belirtmek durumundasınız.
Bu ayrıntı nedir,hangi dinamiklerden dolayı ve nasıl 1997den itibaren değişmeye başlamıştır!Ya da değiştirilmesi mi “”arzu edilmiştir”"…
Örneğin Türkiye nakşi hareketinin,sürekli ingiliz kontrolünde olduğu savlanır.Siz tebabet ehlisiniz,sendromu “”görmek”" istersiniz ki reçetelendiresiniz.Ancak,sosyal bilimler((ki ne kadar bilim olduğu bence tartışmalıdır sosyal bilimlerin!)) yapısı itibariyle ilm-i fennin gereği olan somut delillere,belirtilere kolay kolay erişemezler.
Binanaleyh,”"av köpeği”" gibi İZ sürmek icap eder ki,delil bulasınız.
Ben de zat-ı alinizin aksine,fetullah gülen isimli şahsın,memleketim için son derece zararlı olduğunu iddia edersem,karşılıklı olarak biribirimizi nasıl bilip,anlayacağız?
Bir telefonla,ADETA, vatikandan randevu alabiliyor,önceki papayla görüşebilmek için!
Türkiye Cumhuriyeti,DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI,”"aylardır vatikandan randevu talebimiz var,henüz yanıt alamadık”" diyerek,fetullah gülenin randevusunu soran gazetecilere yanıt veriyor!
YA DA…..
10 yıl kadar önce PRF YALÇIN KÜÇÜK pariste iken,zamanın DGMsi,gıyabında hapse mahkum etti.
Prf Küçük,aslan gibi paristen geldi ve önce HAYMANA, sonra da GEBZE cezaevlerinde yatarak,cezasını “idrak” etti.
Derken bir hokus,bir de pokus,FGnin gıyabi CEZASI((!!)) yeni ceza yasası düzenlemesi ile buhar oldu,uçtu.
Bir cemaat,NASIL OLUYOR DA,adeta EŞ ZAMANLI OLARAK,dünyanın birçok KUŞ UÇMAZ KERVAN GEÇMEZ yerlerinde((sanki)) pıtrak gibi okullar açabilecek YATIRIM kabadayılığını gösterebiliyor!
Madem YATIRIM KABADAYISISIN,önce kendi memleketine hayır et o vakit.
Yalnızca SAMANYOLU LİSESİYLE,YILDIRIMHAN OKULUYLA,ÖZEL YAMANLAR KOLEJİYLE göz boyama!
Madem hayırhahsın,o zaman önce istihdam yarat birader!
Size bir soru sormak istiyorum doktor BEY.
Ekonomi bilemiyor olabilirsiniz.Ehl-i Kur’an olduğunuzu seziyorum.
Bu sorumu İDDİA ediyorum,TÜRKİYEde hiçbir cemaat vs ehl-i cevaplayamaz.
Kur’an-ı Kerim,AZİMŞAH,en geniş anlamda,faizi ve türevlerini YASAKLAR,değil mi!!!!!!Daha da ötesi İDDİA EDERİM Kİ “”KİTABULLAH”" anti kapitalisttir.PRF DR KIVANÇ ERTOP ((1975 de İ. İ.T.İ.A.SULTANAHMET)) benim para-banka hocamdı,bilenler KIVANÇ hocanın ne dehşet bir iktisat alimi olduğunu anımsarlar….
AKSİYON dergisi abonesiyim DE!!!!
Bir,iki sene önce İSLAMİ((!!!)) BİR BANKANIN aksiyon dergisinin bir sayısında, ÖN KAPAK içinde ŞÖYLE BİR REKLAMI çıktıydı!!!
“”"MÜJDE MÜJDE….
İSLAMİ DOW-JONES TÜRKİYEde”"”…..
Doktor Bey,kainatımızda,İSLAM kelimesi,DOW JONES indeksi KELİMESİ ile yanyana gelebilecek EEEEEEEEN SON SÖZCÜKTÜR.
Yani aritmetik olarak,kainatta bÜtÜn sözcükler teorik olarak bitecek veeee geriye yalnızca İSLAM ve dow jones KALACAK Kİİİİ yanyana gelebilsinler.
Kur’an ın özüne tamamen aykırıdır ve hatta ŞİRKTİR diyebilirim bu densizliğe.
Ne acıdır ki ŞEVKET EYGİ—TOSUN FEHMİ KORU–TAHA AKYOL ve daha binlerce “”"müslümancık”" ki çoğuna da ileti göndermiştim,gıkları çıkmadı.
Demekki AYDIN DOĞANIN ve başkalarının yeşilcikleri,KELİMULLAH tan HAŞA MİN HUZUR daha tatlı gelmekte.
14 yaşındaki bir kızcağızımızın afedersiniz apış arası hüseyin üzmez reziline daha tatlı geldiği gibi zahir.
Hasılı uzun etmeyelim,zat-ı alinizi VAKIA SURESİ,yanılmıyorsam 61. ayet olsa gerektir,gözden geçirmeye davet ediyorum…
benzerlerinizle değiştiririm DİYOR kitap.
DİKKAT….
saygılarımla
ayşe çelebir
2 Mayıs 2008
MHP reklam hazırlıyor tv’lerde gösteriliyor: TCK M.301′E KİM KARŞI? İŞBİRLİKÇİLER KARŞI, DIŞ DÜŞMANLAR KARŞI, HAİNLER KARŞI. diyor mhp’nin bu reklamı.
Ama adama sormazlar mı sen şimdi hain ilân ettiğin hükümeti daha birkaç ay önce kafanda inandığın Türk-İslâm sentezini gerçekleştirmek için desteklemedin mi?
Bu yazı MHP’nin fonksiyonunu gerçekten çok güzel özetlemiş hocam.
AyrıcaFetullah’ın kıblesi değişti ne demek yahu? Fetullah’ı da mı haklı çıkaracak bu ülke?
Saygılar hocam
mutlu bakış
2 Mayıs 2008
başbuğ bu adamı adam sanmış olabılır.ama bu başbuğun hayatını türk mileetine adadığı ve büyük hizmetler yaptığı gerçeğini değiştirmez. rahmetli sağ olsaydı fetullaha gereken cevabı en iyi o verirdi.
nevin çelik
2 Mayıs 2008
Rahmetli Türkeş,tarikatlarla temas etmeye başladığından itibaren,
Partinin kimliği değişmiştir.Bu parti artık ismiyle müsemma değildir.
Hüsamettin Küçük
3 Mayıs 2008
Fethullah’ın psikolojisinin tahlîli,özellikle de vaaz verdiği insanları nasıl ağlattığının bilimsel tahlîli ilgi çekici olurdu diye düşünüyorum
Yıllar önce Papa’ya yazdığı mektupta kullandığı üslûp da,adeta ancak gerçek bir hristiyanın yazmış olabileceği intibâını vermesi bakımından oldukça ilgi çekiciydi!
Özkan BOSTANCI
8 Mayıs 2008
Sayın hocam, değerli yorumcular ve okuyucular, bilgilerim dahilinde böyle bir mektup yoktur bir kaç densiz nurcu tarafından tamamen uydurularak hazırlanmış düzmece Ülkücülüğü kalkan olarak kullanma ve kendilerine çekebilme amaçlı, sahtekarca hazırlanmış bir mektuptur, ben yinede internette ve Milliyetçi Hareket Partisi resmi veb sitesinde ve teşkilat içinde yaptığım araştırmalarda böyle bir mektubun varlığına rastlamadım, yazıyı kompla veya bölüm bölüm kopyalayıp google arama motoruna yapıştırın ve arama yapın sadece 2 sayfa sonuç çıkıyor genişletilmiş aramada ve hepside nurcu siteleri ve bir kaç da Milliyetçi sitede tartışması yapılmış habervatan sitesinede atılmış ekleyen editörün adı dahi silinmiş olarak gözüküyor ve birde Kerem Doksat hocamın sitesindeki bu yazı çıkıyor, kısacası tümüyle DÜZMECE BİR MEKTUP.
Bu konuda rahmetli Atsız Beğ’in ‘nurculuk denen sayıklama’ makalesini okumanızı öneririm..
NURCULUK DENEN SAYIKLAMA
Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. Daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekanın ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek Tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmış, bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. Artık medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. Dinler hakkında avamî yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor. Medenî insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. Kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.
Türkiye’de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. Cumhuriyetin başlarında, artık görevi ve faydası kalmamış Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasviye olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asrî din adamları yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamları ile dolar, bunlar köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve İstanbul gibi şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz edemezdi.
Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.
Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk, “Saîd-i Nursî” adında cahil bir Kürdün peşine takılmış cahil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Saîd-i Nursî’nin o çetrefil ve cahil Kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.
Saîd-i Nursî denilen adam, eskiden Saîd-i Kürd-î diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, Şafiî mezhebinden bir Kürttür. Mütareke yıllarında İstanbul sokaklarında millî Kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. Bu cakacı Kürt kendisine “Bedîüzzaman” demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. Bedîüzzaman, “zamanın harikası” demektir. Kürt Said cidden zamanın harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da onbinlerce, belki yüzbinlerce Türk’ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten zamanın bir harikasıdır.
Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular Türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, Kürt Said de ortaya Müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürtçülük davasını açıkça güdemiyeceği için, Türkçülüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor. Müritlerine veya kendi tabiriyle Risâle-i Nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olma ihtimali varmış. Tabiî, dağdaki Kürdün bu büyük ve ilâhî buyruktan haberi olamıyacağı için, o evlenecek ve Kürtler çoğalacak. Herkesin sözüne inanan saf Türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmiyecek, böylelikle Türk soyu azalacak ve Kürt Şeyh Said’in 1924′de yapamadığını, Kürt Molla Said (yani Bedîüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak.
Kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, Zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu Müslümanlık adı altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? Urfa’daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip Ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak Kürt Said’in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? Millî talihsizlik, akıl hastanesi kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. Ciddi tedbirler alınmazsa, bu dinî cinayet daha yıllarca sürecektir.
Nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak onbinlerce satarlar. Bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan Nurcular vardır. Bunları satarak sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları, Kürt hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse birşey anlamaz. Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.
Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da bir tane yollamışlardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde, Kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.
İşte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatın da şeyhi, pirî olan, kendisinden “efendi hazretleri” diye söz ettikleri Kürt Said’in seviyesi budur.
Fizikten, titreşimden haberi olmayan, müsbet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu kadar düşünür. Fakat bilgisizliğini de anlamaktan âciz olan o kara cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, Türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. Nur risalelerinin birinde, Ye’cüc Me’cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi “akvâm-ı vahşiyye” (yani vahşi kavimler) olduğunu yazmıştı. Sevsinler medenî Kürdü!… Özbek, Kırgız ve Tatarlar arasında okuyup yazma nisbeti % 90′dır ve aralarında atom bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce bilgin ve uzman bulunmaktadır.
Kendisini Nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, Kürt Said’de ne bulduğunu kendisinden sormuştum. “Kuran’ın en güzel tefsirini yapmıştır.” diye cevap vermişti. Bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, Kuran’ın şimdiye dek en büyük İslâm bilginleri tarafından üç İslâm dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. Bunu kendisine boşuna anlatmaya çalıştım. Bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın dışına uğramıştı. Bir safsataya inanla uğraşmak neye yarar? Bugün devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine gitmektir.
Bana göre Tîcânilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız ve zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez.
Türkiye’de gerçek ülkü olan Türkçülük türlü bahanelerle baltalanmasa, gerçek Türkçü olan eski “Milliyetçiler Derneği” 1953′de kapatılmasaydı, bunlara gelişme imkanı verilseydi, bugün memlekette partiler üstünde, gayet ateşli ve şuurlu bir milliyetçi topluluk bulunacak, hükümetler güç durumlarda bunlardan yardım isteyebileceklerdi.
Türkçülük insanlara hiçbir vaitte bulunmuyor, maddi veya manevi birşey vermiyor. Yalnız istiyor… Fedakarlık ve feragat istiyor. Nurculuk ise cennet va’dinde bulunuyor. Ebedî saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler va’dediyor…. Kafası işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar tabiî Nurculuğu seçecektir. Netekim bunu kendileri de söylüyor “Türkçülük mezara kadar… Ondan sonra ne olacak?” diyor… Tabiî ondan sonrasını kendilerine Kürt Said hazırlayacak.
Kürt Said’in 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul’da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış bir eseri vardır. Adı: “İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î” dir. Kendisinin Saîd-i Kürd-î Yani Kürt Said) olduğunu tastik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini “Bedîüzzaman” diye taktim etmektedir. Eserin tâbii, yani editörü de “Kürdîzade Ahmed Ramiz” dir. yani dört başı mâmur bir eser. Bu 48 sayfalık eserin “hâtime” kısmı (44-48. sayfalar) Kürt Said’iin içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. Bunun aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazıldığı için açık Türkçeye çeviriyorum: Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. ( Soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalır.)
Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!… Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa’ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz’iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. ( = Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vhşet sahrasında yağma edecektir. İlâhi hikmet denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan Tanrı’nın nurlu kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: Ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teşkili ile Kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek İslâm ve Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz.)
***
Görülüyor ki Kürt Said, zavallı Kürtlere eski Asur ve İran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir Kürt milliyetçisidir ve çapraşık acemî ifadesiyle Kürtleri Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye çağırmaktadır. Bunun hiçbir tevili, tesfiri yoktur. Beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir İslâmcı değil, bir Kürtçü olduğunu kabule mecburdur.
Bundan sonrasını, zaten anlaşılmaz ve bozuk ifadeli metinden sıyırarak yalnız tercümesini (evet, bu kelime yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları boşuna yormaktan alıkoyacağım. Bundan sonra Kürt Said şöyle diyor:
Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriata dayanmış olan hürriyet sultanı yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için “fen, sanat ve silâh başına, ileri arş” emrini veriyor.
Hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus kalmış ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu üstünde olan cehalet ve gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya teşebbüs etmiş bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmış olan seciyenizi maarifin hayat suyu ile sulamanın vaktidir. Yoksa kuruyup çürüyecektir.
İhtiyaç denilen, medeniyetin babası ve ilerlemelerin kurucusu olan üstad, sillesini kaldırmış, size hükmediyor: Ya hayat ve hürriyetinizi bu vahşet sahasında yağma ettireceksiniz, yahut medeniyet alanında fen ve sanat balon ve trenine binerek istikbali karşılayacak ve olgunluğun Kâbesine koşacaksınz.
Milliyet denilen mâzi derelerinde, hâl sahralarında ve istikbâl dağlarında çadır kurmuş olan Rüstem-i Zâl ve Selâhaddin-i Eyyubî gibi, herkesi başkasını haysiyet ve şerefiyle şereflendiren ve yüksek duyguların timsali olan milliyet fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir milletin hayatının mâkesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin müşahhas misali oldunuz. Şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira, maksadın büyümesiyle himmet de büyür ve millî hamiyetin galeyanıyla ahlâk da yükselir.
Kavimlerin saadetinin sebebi olan ve millî hakimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan hürriyetteki cüz’i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve şer’î meşveretin mayasıyla mayalandıran meşru meşrutiyet, sizi imtihan meclisine davet ediyor. Erginlik çağına vardığınızı ve vâsîye ihtiyacınız olmadığını görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Varlığınızı birleşerek gösteriniz. Millî hamiyet ve şahsî fikir ve vicdanınızı milletin müşterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır alacaksınız ve hürriyet şahadetnamesi elinize verilmeyecektir.
Mâzide dağınıklığınıza sebebiyet veren birinizdeki bencillik fikri şimdi istikbalin medeniyet saadethanesinde icad fikrine, şahsî teşebbüse ve hürriyet fikrine inkılâb edecektir. Hattâ diyebilirim ki, başkalarının sükûtî medreselerine nisbetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmî mebuslar meclisini gösteriyor. İmam arkasında fatihalar okuduğunuz zamandaki semâvî ve rûhânî vızıltılarınızda, mezhebî ve kavmî mahiyetinizdeki istidat, meşrutiyet sırrına kaderin bir îmâ ve nişanı vardır.
“İnsan için çalışmaktan başka yol yoktur” sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür. Her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. İnsanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz, O zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. Millî dille görünen herşey hoş gelir. Millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi’dir. Millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf (gramer) ve nahvini (sintaksını) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır.
İşte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.
Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî
Kürt Said’in tam bir Kürt milliyetçisi olduğunun bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. Böyle olmayıp da, yalnız geri kalmış Kürtleri kalıkındırmak amacı gütseydi, onlara “Bilgi sahibi olun” demekle yetinir, medeni ve ebedî Türkçe dururken, millî dil diye kaba ve iptidaî Kürtçeyi tavsiye etmezdi. Meşrutiyetin memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevşemesinden faydalanarak, Türkiye’yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini gerçekleştirmek isteyen Hıristiyan tebaalar gibi, bu müslüman kardeş de İmparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmiş olan Türkleri vurmaya çalışıyor. Kendilerine tarih ve şeref uydurmak ihtiyacında olan bütün iptidaî cemaatler gibi, roman kahramanı olan Zâloğlu Rüstem’i ve ancak anası Kürt olan Selâhaddin Eyyubî’yi Kürt kahramanı diye ileri sürüyor. Kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. Kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. Tabiî devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, Saîd-i Kürd-î adını Saîd-i Nursî yaparak ve Nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek, bir din mürşidi gibi ortaya çıkmaya başarıyor.
Bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu davranışı değil, onbinlerce, belki yüzbinlerce gafil Türk’ün, bu cahil Kürd’ün arkasından gitmesi, onun cahilâne ve hâinâne öğütlerine körü-körüne boyun eğmesidir.
Şimdi bu gafil Türklere hitap etmek istiyorum:
Siz, Türk ve Müslüman mısınız? Türkseniz, hangi sebeple cahil bir Kürdün ardından gidiyor, onun telkinleriyle kendi ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz? Aranızda “Türkçe de dil mi?” diyen ahmaklar, resmî dilin Arapça olmasını isteyen hainler var. Siz ne biçim Müslümansınız ki, cahil bir Kürd’ün telkini ile evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetişir de günaha gireriz diye bekâr kalmaya azmediyorsunuz? Putperest olduğunuzun farkında değil misiniz? Bir cahil Kürd’ün sakalını, tırnaklarını, abdest aldığı suyukutsal emanetler gibi saklamak hangi Müslümanlığın, hangi insanlığın, hangi temizlik kaidesinin, hangi şuurun işidir? Uyanın! Radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir budalanın müridi olarak eşe dosta, dosta düşmana karşı gülünç olmayın. Müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir. Onun yeni baştan açıklanması için Kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur.
Bana bu yazıyı yazdıran, Trabzon’dan yollanan acayip bir nesne oldu. Çok küçük boyda, 8 yapraklık bir broşür olan bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir Said-i Kürd-î reklamıdır. Gönderen, O. Nuri Kurt adında tanımadığım birisidir. İçinde Kürt Said’in sayıklamalarından parçalar var. İkinci yaprağın ikinci yüzündeki şu hezeyana bakın:
“Aziz, sıddık kardeşlerim:
Siz kat’î biliniz ki, risâle-i nur şakirtlerinin meşgul oldukları vazife rûy-i zemindeki en muazzam mesâilden daha büyüktür.”
***
Evet! Sizin vazifeniz cidden büyüktür. Haçlıların, bozuk iradenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı Türkiye’yi cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatinizle yıkacaksınız. Türklüğü inkâr ederek, şeriati Anayasa ve Medenî Kanun durumuna getirerek, evlenmiyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak, eski yazıyı getirip Arapçayı resmi dil yaparak, İslâmiyetten önceki tarihimizi küfürdür diye kitaplardan kazıyarak Türklüğü yıkacaksınız. Bunu yaparken, ölü Stalin’le, sağ Makaryos’un müttefiki olduğunuzun asla farkında olmıyacaksınız. Müslüman geçindiğiniz halde Peygamber’in “Evlenip çoğalınız” anlamındaki hadîsini hiçe sayarak, Kürt Said’in evlenmemek hususundaki hezeyanlarına baş eğmekle kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında olmıyacak kadar acınacak yaratıklarsınız.
Neymiş o sizin meşgul olduğunuz büyük vazife? Bir odaya kapanıp Kürt Said’in hezeyanlarını okuyarak kendinizden geçmek mi? Bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhî tababetin ve marazî ruhiyatın konusu olabilirsiniz. Kendisi genç ve güzel bir kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir zenci ile evlenen Amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen nesne değildir. Sizinki de kendi içinizde kalsa, Türklüğün aleyhine yönelmese, belki böyle sayılabilir. Fakat Cennet va’di ile gafilleri avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve Türklükten ayırıyorsunuz. Araplarla aramızda bir dâva oldu mu, mutlaka Arapları haklı buluyorsunuz. Türk - Arap savaşı olursa, “Din kardeşime silâh çekmem” diyorsunuz.
İşte, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla gösterdim. Onun bir Kürt milliyetçisi olduğu apaçık ortaya çıktı. Bu açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de Türklüğe dönerseniz, hoş… Yine eski sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan şüphe etmeli…
hüseyin sungur
8 Mayıs 2008
Sayın MUTLU BAKIŞ ;amacım kesinlikle çözümsüz polemik vs üretmek değil.Ancak tarihin çok eskilerinde kalmış bir sıfat,BAŞBUĞ,zaman içinde neler nerelerden hareket ediyor da,ne nereye ekleniyor-çıkarılıyor da,bir emekli ALBAY,BAŞBUĞ sıfatı ile onurlandırılıyor.
40lı yıllardaki bir anlamda devletin danışıklı döğüşü diyebileceğim TÜRKÇÜ–KOMÜNİST tevkifatında,bir gurup insan,TÜRKEŞ dahil,tabutluklar diye tabir edilen hücrelerde yatmış olabilirler.
Elbette şartları ne olursa olsun,cezaevi,cezaevidir tabiiki….
Bilmek durumundayız ki,TÜRKEŞ dahil birçok insan ve kurum,uzun yıllar
NATO şemsiyesi altında,soğuk savaş kepazeliği içinde,GLADYO–ABED–KONTGERİLLA tarafından kullanılmıştır.
Türkeş dahil,kimseyi gözünüzde büyütmeyin lütfen.
Ne yapmış TÜRKEŞ,demirel,ecevit de hayatını TÜRK milletine adamış.Neyiyle adamış ALLAH aşkına…
Paşalar gibi yaşadılar ömürleri boyunca.
yedikleri önünde,yemedikleri ardında idi…
Esas ceketleri yırtık,ayakkabıları patlak milyonlar ÖMÜRLERİNi bu diktatörlere adadılar….
Özkan BOSTANCI
8 Mayıs 2008
Değerli hocam, asla ve asla sizlere akıl vermek veya bilgi sunmak haddim değildir ve olamaz, çok sevdiğim takdir ettiğim yazılarınızı gurubumda ve üyesi olduğum guruplarda sürekli paylaştığım bu ülkeye çok olumlu fikir katkılarında bulunan olaylara ve gelişmelere bakış açılarımızı çok güzel yorumlayarak bizlerin dile getiremediklerini çok güzel anlaşılır bir şekilde kaleme alan saygın bir büyüğümüzsünüz, Real Player”im olmadığından göndermiş olduğunuz videoyu izleyemedim lakin youtube”de konuşma metninden alınan bölümü biliyorum, sitenizede eklemiş olduğunuz 3 videoyu daha öncede izlemiştim ilginize teşekkür ederim, —–kurduğu Türk okulları ve o zamanlar Türkçe eğitim verilmesinden kaynaklanan—– —–”çalışmaları takdire şayandır”—– kısmı doğrudur ancak bundan ötesi metinde belirtilen sözler, yani böyle bir mektup mevcut olmamakla birlikte abartılarak sanki Rahmetli Alparslan TÜRKEŞ, fethullah gülene taparcasına dillendirilmiş bu mektup tümüyle sahtedir böyle bir yazılı mektup mevcut değildir abartılarak malum birileri tarafından kaleme alınmış ve dağıtılmaktadır, aksi durumda böyle bir mektup 1997 yılından itibaren örtübağda fırtına gibi eser bir satırını dahi googleye kopyaladığınızda yüzlerce sayfa açılımı çıkardı ki, örtübağdaki youtube sitesinde bile bu konuşmanın sadece fethullah gülen ile ilgili kısmı kesilerek aynı kişi tarafından kasıtlı olarak iki kez eklenmiştir yoksa bu videoda youtube”de yüzlerce olurdu, bu olay ülkemizde çeşitli karışıklıklara 80 öncesi gibi sürekli bir ÖTEKİ yaratma çabaları sonucu nurcu tabir ettiğimiz ne idüğü belirsiz bir zihniyetteki insanların belli bir kesime karşı zıt düşüncedeki insanları kendilerine kalkan olarak kullanıp onlara sığınıp içlerine sızarak bu fikriyattaki yeni yetişen gençliği bu türlü oyunları dillendirerek zehirlemek kendilerine çekmek amacı gütmektedirler ve unutmamak gerekirki 1997″ye kadar olan fethullah gülen 1998 sonrası görünmeyen yüzlerini aleni olarak göstermeye başlamış 1998″e kadar kurduğu okullarda Türkçe eğitim verilirken 1998 itibarı ile tüm okullarında ingilizce egitim vermeye başlamış Türkçe eğitimi kaldırmıştır, bu sebepledir ki Türkeş”in vefatında Türkeş”in cenazesini kaldırmak isteyen fethullah gülen cizgisini tümüyle değiştirdiği torbadaki yüzünü gösterdiği için teşkilat ve Türkeşin ailesi tarafından şiddetle red edildi, Rahmetli Alparslan TÜRKEŞ kişisel yapısı ve fikriyatı icabı ile bu denli hürmetkar bir mektup yazması mümkün değildir, bu düpedüz bir kurgu bir düzmecedir.
Sayın büyüğüm, sürçili ihsan ettiysem affola, hürmetle ellerinizden öper saygılarımı sunarım,
Özkan BOSTANCI
hüseyin sungur
8 Mayıs 2008
Sevgili ÖZKAN BOSTANCI ;
Yazınızı dikkatle okudum.Cemil Meriç ustanın,dikkatle hafızamda tuttuğum bir sözü vardır,”BU ÜLKEnin insanları,birbirlerini anlamadan,anlaşmak isterler ve genellikle de anlayamadıkları ve-veya anlamak istemedikleri için,tabiatıyla anlaşamaz,işin sonunda da oyun bozanlık” çıkar ortaya.Dikkat ederseniz,paragrafın önemli bir kısmını,ustanın sözlerinden sonra ben yazdım.Temel FİKRE yürekten katılıyorum.
Bu noktadan hareketle,çok ayrı,farklı noktalar da bile olsak,biribirimizi ANLAMAMAYI imlemez,mecbur kılmaz mevcut halimiz,yeterki yaklaşmayı,anlamayı deneyelim.Anlaşmak zorunda değiliz.Ama birbirimizi ANLAMAK/BİLMEK zorundayız BENCE…
İzninizle bir örnek vermek isterim;yaklaşık on yıl kadar önce, YENİHAYAT dergisinde,ADSIZ münasebetiyle yazılmış bir makale okudum ve biraz sinirlendim.İlginçtir YENİHAYAT’ı,rahmetli ATTİLA İLHAN’ın cumhuriyet gazetesindeki bir makalesinden esinlenerek almaya başlamıştım!Açıkcası tavsiye ediyordu rahmetli.
Söz konusu makalenin yazarı olan,belki de tanıyorsunuzdur,Mustafa Ö…Beyefendiye,sertce bir mektup yazdım.Derken Mustafa Bey ile yazışmaya başladık,telefonlaşmalarla da sürdü bu yakınlaşma.Ardından 2003yılında İstanbul’a akraba ziyaretine gittim ve tesadüfen konuk edildiğim ev,çok yakınında idi.Görüştük,söz sohbet ettik.
Son tahlilde anlaşamadık ancak biribirimizi anladık.
Şimdi çok iyi iki arkadaşız.
Mustafa’ya iç yakan bir soru sormuştum!!!
DOLMABAHÇE rıhtımında,karaya çıkan 6.filo conilerini tekme tokat denize atan devrimcilere,kim ya da kimler arkadan ve niçin saldırdılardı DEDİM!Doğal olarak cevap alamadım!
Bugün neredeyiz!
ADSIZ–TÜRKEŞ–REHA OĞUZ BEY…….
Ne verdiler memleket evlatlarına,lütfen…….
Ülkenin GAYRISAFİ milli hasılası mı arttı!
Sanayileşmede nitelik mi değiştirdik!
Fert başına düşen milli gelir mi yükseldi!
Enerji politika ve yatırımlarımız mı arttı!
“”MI”" ve “”Mİ”leri artırabiliriz.
Ancak birşey oldu,onu iyi biliyorum…Karşıyakadan bakan biri olarak,aynen benim yakamda olduğu gibi,KUŞAKLAR HELAK oldular.
Hayatlar söndü…Umutlar yok oldu……
RÜYALARIMIZ ÇALDILAR RÜYALARIMIZI…..
Kendileri cezalandırılmış gibi OLDULAR…
Birazcık zincir bozan,birazcık mamak muharebe okulu….!!!!!
Artık HAYATIMIZDA lider ULULAMAYA YER YOK…
En azından benim hayatımda.
O zaman da ULULAMADIĞIM için CHE leri,Hoşi Minleri vs vs,sözde sosyalistler beni/bizleri aforoz ettilerdi.Umurumda bile olmadı,hala da değil.
Basit bir soru sorsak DEVLET BAHÇELİ ve MHP nin erenlerine ve desek ki,geleneksel söyleminiz dışında,ülkem için NASIL BİR İKTİSADİ KALKINMA–ENERJİ POLİTİKASI–İSTİHDAM POLİTİKASI VE en önemlisi TARIM POLİTİKASI vaad ediyorsunuz!!!!!!!!!!
cevap veriyorum,İÇİM ACIYARAK ;
akepe dışında,HİÇ BİRİNİN TUTAR TARAFI YOKTUR……
Bu da beni şahsen kahrediyor.
O halde bir arpa boyu yol alınmamış ve GEÇMİŞTEN HİÇ AMA HİÇ DERS ALINMAMIŞ gözüküyor.
Bıktım ŞAHLANIŞ GECELERİNDEN—İKTİDARA YÜRÜYÜŞ TOPLANTILARINDAN–MEHTER KONSERLERİNDEN…..
keza bıktım EZİLENLERİN SOSYALİST PLATFORMLARINDAN…
uFUK uRASIN YÜZÜNÜ GÖRÜNCE midem kalkıyor…
Saygıyla ve sevgiyle
Özkan BOSTANCI
14 Mayıs 2008
Sayın Hüseyin SUNGUR merhaba, eklediğiniz yorum itibarı ile farklı noktalara basarak, hocamızın konusu biraz dağıldı lakin konu konuşuldukça boyut değişirmiş.
Tarihin akışı içerisinde incelendiğinde, toplumlar kendisinden olmayanlara karşı ‘’YABANCILIK'’ korkusu geliştirmişlerdir.
Türk’lerin Anadolu’ya ayak basmalarından itibaren ,Viyana kapılarına kadar dayanan ve 400-500 sene süren Türk hakimiyeti altında kalan uluslar, bunu bir onur meselesi yapmışlardır. Çünkü özellikle Avrupa halkları, asırlarca Türk’ün kılıcını daima enselerinde hissetmişler, bunun sonucu toplumsal bir travma geçirmişlerdir.
1789 Fransız devrimi ile başlayan milliyetçi akımların etkileri tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı’yı da etkilemiş,hakimiyeti altındaki halkları da kışkırtarak, bağımsızlık hareketlerini körüklemiştir.
1800 lü yıllarda özellikle Protestan olan halkların kendi çocuklarına, kendi koydukları düzeni kabul ettirmek için, çeşitli yaptırımların yanı sıra işkence bile yaptıkları bilinmektedir. Öyle bir toplum yaratılmalıdır ki; belli kalıplar içinde yaşamalı ve belli düşünce yapısının dışına çıkmamalı. Ayrı düşünce ve inançta olanları ‘’ÖTEKİ'’ olarak görmeli ve dışlamalıdır.
Yine bilinmektedir ki birçok bilim adamı, sırf onlar gibi düşünmedikleri için ‘’ÖTEKİ'’ leştirilmiş, aforoz edilmiş, toplum dışına itilmiş, hatta öldürülmüşlerdir.
İşte yaşanan toplumsal travmalar sonucunda yarattıkları ‘’ÖTEKİ'’ onlar için bir tehdittir.
Uzun süre başka ulusların egemenliği altında kalan uluslar, IRKÇILIK felsefesi altında kendi halklarının bütünlüğünü sağlama yolunu seçmişlerdir.
Örnek olarak: Sırplar,Ermeniler, aslında tarih sahnesinde olmayıp sonradan yaratılan Yunanlılar, Yahudiler yakın çevremizdeki ırkçı uluslardır. Bu halkların ortak ‘’ÖTEKİ'’ leri Müslüman Türk’lerdir.
Çünkü 400 sene gibi bir süre Müslüman Türk’lerin egemenliği altında kalmışlardır. Bu onlar için kabul edilebilir bir olgu değildir, ve mutlaka öcü alınmalıdır.
Bu öc alma tutkusu ile, batı kendi toplumunu ayakta tutmak ve ırkçılığın temelini oluşturmak için bir ‘’ÖTEKİ'’yaratmayı hep başarmıştır.
Türk Milleti tarih boyunca başka bir ulusun egemenliği altına girmemiş bir ulustur. Batı halklarının yaşadığı travmaları yaşamamıştır. Bu nedenle hiçbir zaman bir ‘’ÖTEKİ'’ yaratamamıştır. Buna da ihtiyaç duymamıştır. İşte bu yüzden Türk Ulusu Hiçbir Zaman Irkçı olmamıştır.
Bu bir zafiyetmidir? Tartışılabilir. Ama1900 lü yıllarda ‘’ÖTEKİ'’ Sovyetler Birliği idi. Bugün yaşanan olaylara baktığımızda batı ‘’ÖTEKİ'’ olarak Müslümanları göstermektedir. Yarın bir başkası olacaktır ‘’ÖTEKİ'’.
İşte bu şartlarda bir ‘’ÖTEKİ'’ yaratamayan toplumlar, Kendi içlerinde bir ‘’ÖTEKİ'’ yaratırlar.
Solun ‘’ÖTEKİ’’si sağ, Laik in ‘’ÖTEKİ’’si dinci, faşistin ‘’ÖTEKİ’’si sosyalist vb. oluşumlar bu ülkenin yarattığı ‘’ÖTEKİ'’lerdir. O nedenledir ki tarih boyunca kurulmuş Türk Devletlerinin sonu, ya başka bir Türk Devleti tarafından veya iç karışıklıklar nedeniyle, yıkılmamışmıdır?
İşte bizim dışımızda bir öteki yaratma zorunluluğumuz vardır. Bu da ABD dir, AB. dir.
Sözün bittiği yerde yorumu sizlere bırakıyorum.
Adil HAKAN
18 Mayıs 2008
Kerem DOKSAT beyefendi. Okumak cehaleti alır…………. Sizinki baki kalır.
Adil HAKAN
18 Mayıs 2008
Özkan BOSTANCI beyefendi. Okumak cehaleti alır. ………. sizinki de baki kalır.
hüseyin sungur
18 Mayıs 2008
Adil HAKAN Beykardeşim;sohbete,tartışmaya taraf olmak istiyorsanız,bu hakkınızı sonuna kadar kullanabilmeniz taraftarıyım.
Ancak,giriş // dahil olma istek tarzınız pek şık olmamış.Lütfen…
Böyle ima yoluyla bir takım sıfatları ……ile fırlatıp atmak,bilmemki cehaletinin olmadığını ima eden arkadaşlara yakışır mı!
Bu site ve sütun benim tapulu malım değil,ancak böyle …. ile vslerle falan,bir takım tarizlerde bulunarak,ortalığın tadını kaçıracaksınız,lütfen bu siteye gelmeyiniz.
İnsan şurda ağız tadıyla bir münevverane ortamda,tartışmak,sohbet etmek istiyor,ağzımızın tadını boozmayınız lütfen.
Varsa MKD veya ÖZKAN BOSTANCI Bey’de itirazlarınız,buyrun yazınız,anlatınız…Okuyalım,anlamaya çalışalım…
Lütfen,bu sütunlara AÇIK TRİBÜN vasfı vermeyiniz.
SAYGI VE SELAM İLE
Özkan Bostancı Beykardeşim,merhaba…
Yorumunuz mu var?