AKP KAPATILACAK MI?

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 839 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Önce Yeniçağ Gazetesi’nde Sabahattin Önkibar imzasıyla neşredilen bir tahlili nakledeceğim…

***

Kapatılma davası sonunda olacaklar ve olmayacaklar?

(Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 12.5.2008)

1) AKP’ye açılan kapatılma davası siyasîdir.

2) Yüzde 47 oy ile iktidar olan bir partiye dava açılması bireysel bir teşebbüs olamaz.

3) Açılan dava, bir büyük siyaset mühendisliği projenin eylemli ilk adımıdır.

4) Bu proje her hâl ve şartta başarıya ulaştırılacaktır.

5) Davanın ardında AKP’nin etki alanının dışında olan devletin tamamı vardır.

6) AKP’ye kapatılma davasının açılacağı ya da operasyon yapılacağı Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile kesinleşmiştir.

7) Cumhurbaşkanlığı makamı cumhuriyeti kuran irade için bayrak gibi önemlidir.

8) Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül’ün seçilmesinin dışında, devlette yapılan ideolojik kadrolaşmalardan yeni İslâmcı zengin bir zümrenin yaratılmasına, medyanın ele geçirilmesinden polisin askere karşı alternatif bir silâhlı devlet gücü şekline dönüştürülmek istenmesine, Kerkük’ün statüsünün AKP hükümetince önemsenmemesinden ABD’nin dayatması ile K. Irak’ta bağımsız bir Kürt devletine razı olunmasına ve de Kıbrıs’taki teslimiyete kadar pek çok neden kapatılma davasının gerçek gerekçeleridir.

9) Türban, lâikliği sabote anlamında önemlidir, ancak gerçek fonksiyonu açılan davaya ambalaj olmasıdır.

10) AKP mutlak şekilde kapatılacaktır. Kapatılmama ihtimâli binde bir bile değildir.

11) Tayyip Erdoğan dâhil 40 kişinin tamamına yakınına siyaset yapma yasağı getirilecektir.

12) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için de yasak kararı çıkacaktır.

13) Çıkacak yasak kararı sonrasında Abdullah Gül’ün Çankaya’da kalıp kalamayacağı tartışmaya açılıp Gül’ün istifa etmesi istenecektir.

14) Kapatılma kararı ile beraber sümen altında tutulan yolsuzluk bombaları bir bir patlatılıp AKP cenahında panik yaratılacaktır.

15) Somut yolsuzluk dosyalarının ifşası ile beraber yargı Tayyip Erdoğan için ardı ardına davalar açacaktır.

16) İşe tam bu süreçte dalgalanacak olan AKP grubundan kopmalar olacak ve yeni siyasî oluşumlar AKP’den kopanların ekseninde şekillendirilecektir.

17) Yasaklar veya istifalarla Anayasa gereği zorunluluk hâline gelecek olan ara seçime işte böylesine dalgalı ve parçalı tablolarla gidilecektir

18) Bâzılarının ileri sürdüğü gibi Tayyip Erdoğan bağımsız milletvekili adayı olamayacaktır. Anayasa Mahkemesi buna set çekecektir. Erdoğan’ın bağımsız adaylığına izin verilmesi kapatılma projesinin ters yüz edilmesi olacağından böyle bir şeyin olma ihtimali yüzde bir bile değildir.

19) AKP’den ilk etapta ANAP ve liberal patentliler ayrılacaktır. Bunu Abdullatif Şener’le irtibatı olan az sayıdaki Millî Görüşçüler izleyecektir. Ardından ılımlılar da bir bir kopacaktır. Erdoğan’ın etrafında Güneydoğu kökenlilerle yakın çevresi kalacaktır.

20) AKP içinden yeni oluşuma doğum için Abdüllatif Şener ve Köksal Toptan’ın dışında Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Ali Çoşkun üçlüsü de ortak olarak zemin yokluyor. Bu üçlüye yine çok ünlü bir AKP’li isim perde gerisinde destek oluyor ve hâttâ taktik veriyor.

21) Erdoğan’ın muhtemel emanetçisi Ali Babacan veya Mehmet Ali Şahin olacak.

22) Mahallî seçim sürecinde İstanbul belediyesindeki yolsuzluklar için yayın sağanağı başlayacak ve bu şekilde Tayyip Erdoğan’ın en büyük kalesi düşürülmeye çalışılacak. Dahası, Tayyip Bey’in emanetçiye teslim edeceği yeni partinin oyları da düşürülmeye çalışılacak.

23) Tayyip Erdoğan efsanesinin tamamen sönmesi için açılacak davalar bağlamında yargı kararı beklenecek. Bu şekilde bir mahkûmiyet durumunda Erdoğan tarih olacak.

24) Bir aksilik olur da ters bir süreç şekillenirse (hiç arzu etmesek de) demokrasi perdesi bir süreliğine inecektir.

NOT: Bunlar temenni değil, bilgiye dayalı analizimizdir.

***

MKD: Bu okuduklarınız bana çok mantıklı geldi.

Bir eksik var: Kürt istilâsı ve Kürtleşme mes’elesiyle, dolayısıyla ABG işgaliyle ilgili olarak büyük siyaset mühendisliği projesinin başka adımları var mı? Aynı paralelde mütalâa edilebilecek Fethullah konusu için ne düşünülüyor?

Bakın bununla alâkalı internetten ne düştü ekranıma, yazanı bilmiyorum:

***

Yıl 2040, kızım 18, ben 47 yaşındayım…

Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda Ay Yıldız varmış neden şimdi Haç İşâreti ve anlamını bilmediğim renkler var?

2 arkadaş okulda tavan arasında eski bir atlas bulmuştuk, o atlasta gördük daha önce Edirne’den Kars’a kadar Türkiye toprağı imiş, şimdi neden o haritanın 1/5′ine Türkiye diyoruz?

Eskiden her mahallede bir iki câmi varken, şimdi neden her ilde bir câmi var, dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey varmış, günde 5 defa câmilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba?

Filistinlilerin zamanında topraklarını parça parça satarak İsrail’in kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde okumadınız da, topraklarımızı sattırıp şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz? Siz atalarınızdan böyle mi aldınız bu toprakları? Emaneti böyle mi korudunuz? Günden güne topraklarımız satılırken siz uyuyor muydunuz baba?

Baba küçükken herkesin beni Ayşegül diye çağırdığını hatırlar gibiyim, şimdi neden bana Angel diyorlar, beni kulağıma Angel ismini ezanla sen mi söyledin?

Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba? Her gün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak demokrasi mi getirdiler baba? Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğrettiler sanki…

Elime geçen gün bir kitap geçti baba, senin gençliğinden kalan. Biz Ankara’ya taşınmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep’miş ve 6317 şehit vererek “Gâzilik” unvanını kazanmış.

Neden şimdi oraya Kürdistan diyorlar baba. Baba hani sizlere “Kürtler’le Türkler kardeştir” demişler, peki kardeşlerim neden bizi öldürüp ülkemizde ayrı devlet kurdular?

Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti. O her kimse 1933’te Bursa’da bir nutuk vermiş, ben şimdi bile ne kastettiğini anlayabiliyorken, sizin gençliğiniz bu kadar mı câhildi de o ikazları dikkate almadınız?

Şimdiki Kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirmişler ve sen o dönemde gençtin, hiç mi kanın donmadı baba? Neden hesap sormadınız? Bunları görmezden gelen yöneticilerinize?

O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitâbe yazmış ve sizi hâin yöneticilere ve uşaklara karşı uyarmış ve hitâbenin sonunda da “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” demiş. Baba kanınız o kadar bozuk mu ki ülkemizi bu hâle getirenlerin yakasına yapışmadınız?

Baba, Türkiyeli ne demek? Biz Türk çocuğu değil miyiz? Soyumuz belli değil mi bizim? O kitapta okumuştum “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazıyordu. Peki, baba ben neden mutlu değilim? “Türk’üm” demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden söylerdiniz?

Baba biz Kurtuluş Savaşı veya İstiklâl Harbi denen bir şey yaşamışız. Kitaba göre dünyanın gördüğü en şanlı savaşmış ve o savaşta dört milyon şehit vermişiz. Mâdem bu vatandan bu kadar kolay vazgeçecektiniz, neden o kadar şehit verdiniz?

Hiç mi kitap okumadınız? Hiç mi sizi uyaran olmadı, hiç mi göremediniz ülkemizin peşkeş çekildiğini? Eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde oturduysanız sizin o hâinlerden ne farkınız kaldı?

Senin eski cd’lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklâl Marşımız varmış. O marşı yalnızca körü körüne mi ezberlediniz? Atalarımız sizi her fırsatta ikaz etmiş, demiş ki “Ey Türk titre ve kendine dön”. Baba ne zaman titreyeceksiniz? Ankara’yı da kaybettikten sonra mı? Bundan 13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç bir şey titretemez sizi.

Bir Hasan Tahsin, bir Şehit Şahin, bir Sütçü İmam yok muydu aranızda?

Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!

Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba. Türklüğünüz’den utanmadınız, hiç olmazsa insanlığınızdan utansaydınız baba!

***

MKD: Allah’a şükür bu temsilî baba ben değilim. Her ortamda ve vasatta, bu mütevâzı web mekânımda ve her imkân bulduğumda fikirlerimi haykırıyorum. Buna mukâbil, yorum yazarken dahi müstear (takma, uydurma) isim kullanıyor insanlar. Korku dağları sarmış, yâhu, verecek bir canınız var; zâten böyle giderse onu da alacaklar, ABG’ye satacaklar! Bu kadar mı ödlek oldunuz!

Canım Cânan’ım kızım hukuk fakültesinde talebe; kendisinin ulusalcı/milliyetçi olmasıyla dalga geçen, bunu “çağ dışılık” olarak gören arkadaşları varmış ve çok üzülüyor, çeyrek kan Kıbrıslı olduğu için de katmerleşiyor üzüntüsü…

***

Geçen gün Bolu’da TED grubumuzla toplandık; yiyip içip eski günleri yâd ettik. Kaldığımız otelin ismi Hotel Yurdaer: Mutfak Sanat Merkezi. Web adresi de http://www.hotelyurdaer.com/yurdaer1.asp. Sâhibi Yurdaer Kalaycı’nın hayat hikâyesini kendi web mekânından:

***

1940 yılında Bolu’da doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Bolu’da okudu. İÜ İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra işletmecilik ihtisası yaptı. Askerlik görevini Karaman İli’nin Taşkale Köyü’nde yedek subay öğretmen olarak tamamladı.

Ortaokul ve lise döneminde Mehmet Yücetürk, Fethi Kayalp ve Nihat Bezzaz’ın öğrencisi oldu. Bu öğretmenler kendisine âdeta özel hocalık yaptılar (Onların kendisine Güzel San’atlar Akademisi eğitimi verdiklerini yıllar sonra anladı). O dönemde Osman Zeki Oral, Orhan Ersoy’dan da faydalandı.

Üniversiteye başladığında Güzel San’atlar Akademisi’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu kendisini misafir öğrenci olarak kabûl etti. Öğrencilik yıllarında Akbaba, Zübük, Amcabey, Pardon vs. mizah dergilerinde yazısız karikatürler çizdi.

Ortaokul başlangıç yıllarında yağlıboya ile tanışan san’atçı resim yapmayı hiç bırakmadı, devamlı çalıştı.

Taşkale Köyü’nde yedek subay öğretmenlik yaptığı dönemde kâidesi ile birlikte Atatürk’ün tam boy bir heykelini yonttu.

Üniversite eğitiminden sonra bir süre İstanbul’da profesyonel yöneticilik yapan san’atçı, 1973 sonunda Bolu’ya döndü ve ticaret işine başladı. 1996′da Bolu’da Yurdaer Otel Mutfak Sanat Merkezi’ni kuran san’atçı, burada resim çalışmalarını sürdürmektedir.

Uzun yıllar öğretmeni Mehmet Yücetürk’ün san’at etkisinde kalan ve bundan gurur duyan sanatçı, bu etkiden kurtulmak için epey mücadele etti, epey uzun arayış yılları geçirdi. Nihayet, tuval üzerinde sonsuz özgürlüğü olduğunu fark eden san’atçı, tüm etkileri bir yana bırakıp kendi yolunu çizdi.

—Niçin yaratıldık?

—Kâinat nedir ne değildir?

—Nereden geldik nereye gidiyoruz?

—Ruh nedir?

—Neden her insan olaylar karşısında farklı tepkiler verir?

—Işık nedir, karanlık nedir?

—Hep ve hiç ilintisi nasıldır?

—Bir çiçek nasıl yetişir, onu var eden güç nedir vs. gibi soruları tuval üzerinde sorgulama çalışır. Bu uğraşının hiç de kolay olmadığını, fark edebilmenin imkânsız gibi olduğunu bildiği halde kafasında arı kovanı gibi vızıldayan düşüncelerin dürtüsü ile tuval üzerinde arar, sorar, bu uğraştan bir türlü vazgeçemez. Metafizik düşünce tüm benliğini sarmıştır. Kör olduğunu bilir, tüm körlerin görebilmeleri için yüreği dua eder, beyni sorgular, gözü ve bileği çalışır.

***

Belli ki tam bir gönül ve aşk adamı; ticareti de, sevdâyı da biliyor. Arzdan arşa uzanabiliyor. Yüreği vatan sevgisi, Türk kültürüyle dolu ama ulusaldan evrensele, hâttâ ilâhîye ulaşıyor. Kabına sığmıyor, taşıyor. Tam bir Homo mysticus yâni. Otel de, yemekler de, hizmet de muhteşem… Taze sıkılmış portakal suyu yok diye şaşırdım bir tek, sonra düşündük ki, Türk-Osmanlı harsında bu itiyat yok. Otelin bir başka hoşluğu da Ankara, İstanbul ve Bursa’ya eşit mesafede olması…

Neyse, yemeğimizi yerken ve demlenirken Türk Musikîsi ile şenlenelim diye bir udî geliyor yanımıza. Şarkılar söylüyoruz, hâttâ ben biraz ileri(!) gidip 3. Selim’den sûzidil bir şarkı da geçiyorum, eh tabii ki fırçayı da yiyorum birkaç arkadaşımdan “ağır kaçtığım” için, semer meseli, ol’cak o kadar…

Gene dönüyoruz “mavi nurdan bir ırmak, gölgede bir salıncak”lara…

Derken, araya bir garip, kimsenin bilmediği ezgi sıkıştırıveriyor udîmiz. Kimse anlamıyor ama saygıdan ve serler de hoş olduğundan dinliyorlar ama ben anlıyorum. Kürt şarkısı söylemekte yarı Türkçe olarak, araya sıkıştırıp bitirince de, tekrar bizim dimağ lezzetlerimize teveccüh ediyoruz.

Buna “eşikaltı uyaranla beyin yıkama” yöntemi denir; reklâmcılıkta da yasaklanmıştır. Bunun tesadüfî olduğunu hiç zannetmiyorum.

Muhayyel Ayşegül’ün babasına isyanını düşünüyorum.

O udî dahi misyonuna vâkıf. Biz Kürtlüğü reddetmemişiz; Acem Kürdî makamı acep neyi ifâde eder bir düşünün; Acem de, Kürt de bizden demek. Ama o udî ve onun gibi milyonlarcası bizi reddediyor ve milletçe uyuyor, uyutuluyoruz! Sistematik duyarsızlaşma ve eşikaltı uyaranla şartlanma uygulanıyor her yerde.

Benim hiçbir talebim yokken, üstelik her gün militanlarıyla savaşıp Mehmetçikler şehit düşerken, Kürt türküsünün soframda ne yeri var!

Tıpkı, müstevliler öyle emretti diye TRT’den Kürtçe neşriyat yapılması ve bunun da demokratlık diye yutturulması gibi.

Beyinlerimiz yıkanıyor, hem de devleti yönetenlerin emriyle ve bunu “liberallik” diye hicapsızca övmesiyle.

“Antalya bitmiştir” dediğim yazımı hatırlarsanız… Geçen gün güzel mi güzel bir genç kızımız müracaat etti. Anlattıkları dehşetengiz: “Doktor Amca, ben tahsilime İstanbul’da devam etmek istiyorum. Antalya’daki birkaç büyük kolej tamamen dincilerin yönetiminde, halk okullarında ise Kürtler terör estiriyor, sürekli olarak kızlara sarkıntılık ediyorlar, karşı çıkınca alay ediyor ve erkek arkadaşlarımız bir şey deyince de on - on beş kişilik gruplar hâlinde meydan dayağı çekiyorlar. Öğretmenlere bıçak çekiliyor, müdürler kurşunlanıyor ve hepsi korkudan sinmiş vaziyette. Kimse bir şey yapamıyor. Benim âilemin imkânları var, İstanbul’a alıyorlar beni ama olmayanlardan okullarını terk edenler başladı”.

Benim güzel kızım henüz farkında değil ki İstanbul da, İzmir de, hâttâ Ankara da hep kuşatılmış durumda… Muhayyel Ayşegül bile fazla iyimser.

ABG askerleri Irak’a demokrasi getirirken ilk işleri Nüfus Dairesi’ni basıp Türk(men)’lerin kayıtlarını ebediyen yok etmek oldu. Hâlis Türk(men) şehri olan, Sünnî’siyle Şiî’sinin aynı câmide ibâdet ettikleri bu bizim insanlarımız katledilmeye başlandı ve plânlı programlı göçle Kerkük Kürtleştirildi (bkz. Kerkük Türkleri’nin Ruhuna el Fâtiha yazım).

Beynim ellerime “dur” dedi, “şimdilik dur”.

Ona itaat edeceğim.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Mayıs 2008 Salı

7 Yorum »

  1. ünal edizyürek

    20 Mayıs 2008

    Beynine,kalemine ve eline sağlık..
    Eskilerin deyimiyle üstümüzdeki (ölü toprağını ) ne zaman atarız işte
    esas sorun burada başlıyor.Usulünce öpüyorum…

  2. Ekmel Bircan

    20 Mayıs 2008

    Candost’um
    Ben zaten ‘Bircan’ım ama ucuza vermem onu biliyorsun, nerede ve nasıl mücadele edeceğiz bilemiyorum artık, bu umutsuzluk değil aksine ivme kazanan bir arayış… hernerede tuzum kullanılacaksa, orada olacağım.
    Yüreğin varolsun.

  3. Hüsamettin Küçük

    20 Mayıs 2008

    Asıl konunuz o değilken,yazınızda okulların durumuna değinmeniz beni hoşnut etti.Bu konunun geniş çaplı ve “duyura duyura” işlenmesi gerektiği kanâatindeyim.Ben de bir-iki şey söyleyeyim:
    Eniştem,yakın zamana kadar,İzmir’de,Kürt çocuklarının çoğunluğu teşkîl ettiği bir okulda öğretmenlik yapıyordu.Okuldan son derecede nefret ediyor,sürekli çıldırmak üzere olduğunu söylüyordu.Kendisi uzun boylu,iri yapılı biri olduğu ve bazen öğrencilere sert çıktığı halde,öğrencilerin kendisinden çekinmediğini söylüyordu.Bir defa bir öğrenci kendisine TEKME ATMIŞ! Başka bir zaman bir öğrenci,apaçık şekilde enişteme kendisini îmâ ederek,”Bir arkadaşın ifadesini alacağız” diye tehditte bulunmuş! Başka bir zaman bir öğrenci,bir BAYAN ÖĞRETMENE YUMRUK ATMIŞ! Öğrencinin velîsi okula çağrılmış ama velî özür dileyeceği yerde,”Oğluma ne söyledin de onu kızdırdın,yumruk attırdın?!” diye öğretmene fırça atmış! Bir defa bir öğrenci elinde bıçakla bahçede müdürün arkasından hamle yapmış,son anda oradaki nöbetçi öğretmen mi ne öğrencinin üstüne atlamış! Daha neler neler…
    Bir defa da haberlerde,İstanbul’daki bazı öğrencilerin kendi cep telefonu kayıtları gösterilmişti.Kız arkadaşlarına tacizde bulunuyor,öğretmen masasında otururken sınıfın ortasında halay çekiyorlardı.
    Bu çocukların yetişkin olacağı dönemde neler olmaz?
    Eğitim sistemimizdeki korkunç rezilleşmenin ardında da elbette ki MEB’deki Amerika’lı danışmanlar var.Atatürk zamanında dünyanın en iyi birkaç eğitim sisteminden biri olan Türk eğitim sistemi,özel çaba sarfedilmiş olmaksızın bu kadar rezilleşemez!

  4. Hasan Demir

    21 Mayıs 2008

    Kürt ve Türk kardeşliğini sonsuza kadar destekliyeceğim. Düşmanlığı körükleyen herkimse onu sevmeyeceğim.

    ABD m.Kerem beyin söylemesiyle ABG Afrikadan köle olarak getirdiği siyah adamın yaşamını düne kadar burnundan getirdi. Sonra farketti ki beyazların huzur içinde olabilmeleri siyahlara yaşam hakkı tanıyarak olacak. (Genel kurmay başkanlığı,Dış işleri bakanlığı ve Songünlerde bildiğimiz gibi Başkanlık olayı v.s.).Buradan baınca bunu başardığını görüyorum. İçindeki kin ve nefreti kendinden çok uzaklarda olandan çıkartmaya çalıştı. (ırak,iran, afkanistan Türkiye v.b)

    Ve pkk yı yarattı. Pkk nın şitdettine tererüne hoş bakmak mümkün değildi ve Kürtleri temsil ettiğine inana Türk halkı tarafından Kürt vatandaşlarımıza karşı bir düşmanlık başladı. Bu Kürtlerin ağırına gitti onlarda yıllardır kardeşgibi yaşadıklarına karşı düşmanca tavır aldılar.

    Maalesef çoğu ABD nin yarattığı pkk ya sempati duymaya başladılar. DTP ile pkk yı aynı görmüyorum ama bu durumdan DTP fırsatcılık yaparak, pkk ya karşı olduğunu söyliyemiyor, dillendiremiyor.

    Bu yazılanlar yazanın sezgisel gördükleridir. ‘’Her akıllının her aptaldan öğreneceği birşeyler vardır.'’ Belki birilerine faydalı olur diye
    klavyeye alınmıştır.

    Asıl söylemek istediğim Ayşegül’ün babasına fırcası! idi.
    Bence Atatürk ten sonraki en büyük türk olan OKTAY SİNANOĞLU meselesidir.

    Bu siteyi ziyaret edenlerin tanıması gereken biri. Birzamanlar medyanın pek önemsediği sonra kendilerince herhalde tehlikeli görüp(belki uyarıldıkları için) ekranlara çıkartılmayan Gerçek bir Türk vatanseveri.

    Ayşegül yazısına ilgiyle bakanlara by by türkce adlı kitabı önerilir.

    Hatta M.kerem bey bir makalesini sitemizde yayınlar mı?

    Barış ve huzur dileğiyle….

  5. inanç çağlayan

    21 Mayıs 2008

    Bu kez tespit görüş ve yorumlarınıza aynen katıldığımı ifade eder saygılarımı sunarım ( doğruya doğru eğriye eyri )

    Dr. İnanç Çağlayan

  6. Nevzat Dağlı

    23 Mayıs 2008

    Dam başındaki saksağan üzerine…

    Adaleti bilirsen eğer mülkün temeli,
    Kestiği parmağına ‘acımıyor’ demeli.
    Diktatörlük olursa yönetenin emeli;
    Çıkar bir yol sanıyor mahkemeye kızmayı,
    Dam başında saksağan vur beline kazmayı.

    Herkesi bağlıyorsa çıkarılan yasalar,
    Uygulama anında yersiz böyle tasalar?
    Eğer alın teriyle dolmuş ise kasalar;
    Neden düşünüyorlar adalete sızmayı,
    Dam başında saksağan vur beline kazmayı.

    Eğer hukuk işlerse endişeye gerek yok,
    Laik cumhuriyete bundan iyi direk yok.
    Adaletten korkanda tertemiz bir yürek yok;
    Bıraksınlar yargıcın arkasında gezmeyi,
    Dam başında saksağan vur beline kazmayı.

    Gerçeğin üstündeki tozu almak lazımdır,
    Haklıyı, haksızları çekip bulmak lazımdır.
    Kimin gizli gündemi varsa bilmek lazımdır;
    Nevzat düstur edindi gerçekleri yazmayı,
    Dam başında saksağan vur beline kazmayı.

    Halk Ozanı Karamanlı Nevzat

  7. Metin DOĞAN

    20 Eylül 2008

    Her toplum kendi doğusundakine aşağılayarak bakar diye bir şey okumuştum. Bilmiyorum ne kadar doğru.

    Yorumlardan birinde bazı Kürt çocukların bir okuldaki davranışları anlatılıyor. Çok kötü. Bu tip davranışlara kim sempati duyabilir ki? Bilakis insanın içinde bir öfke duygusu oluşuyor. Fakat ne yapalım öldürelim mi yani bu çocukları?

    Biraz zaman, biraz para, biraz eğitim, biraz televizyon. değişecekler kaçarı yok. Sayıları çok fazla olunca kentli toplumsal baskının işlemesi zorlaşıyor. Göç olgusu… Tarikatlere küfredenlerin onlar olmasaydı bu tablonun daha da vahimleşeceğini unutmamaları gerek.

    Netice : Onlar da kentlileşip, modernleştikçe sorunlar azalabilir. Ama İrlanda, İspanya gibi yerler de entik sorunlar var. Ülkemiz de de bazı şeyler hiç bitmez yapı değiştirir. Yahut yavaş yavaş asimile olurlar. Bilemiyorum.

    Benim içimde bir yerlerde de bir miktar Kürt anti-patisi mevcut. Fakat bunun içimizdeki kavimcilik belasından kaynaklandığını düşünüp duygularıma çeki düzen vermeyi tercih ediyorum. (Bela dedim ama evrimsel açıdan anlamlı/faydalı olabileceğini düşünmek zor değil.)

    Mili bilinç güzel ve olması gereken bir şey. Bu tamam. Fakat başka etnik aidiyete sahip olanların kendi kültürlerini yaşatma ve geliştirme hakkına saygı duymamız hatta sahip çıkmamız gerekmez mi? İnsan olmanın icabı olarak.

    Değerli Kerem Hocam, terörist Kürt ayrılıkçılarına beslediğimiz duyguları, kendi evreninden de bir şeyler ortaya koymaya ihtiyacı hisseden bir müzisyene yönlendirmek veya en azından onu kötü niyetli görmek doğru mudur? Biz istemedik ki diyorsunuz? Aşçı değil ki bu adam. Sanatçı. O da belki “bir de bizim oralardan bir türkü çalayım bre” deyivermiştir.

    Hani deriz ya Atatürk batıya karşı savaştı ama batının değerlerini topluma kazandırmaya çalıştı. Onun gibi bizde terörist Kürtlerle savaşabiliriz ama onlarla kültürel paylaşımımızı devam ettirebiliriz. Yani Kürt şarkısı dinlememizde bir sakınca yok. Diğer türlü güney/doğu mutfağını da boykot etmek gerekir bence tutarlı olmak icabı.

    Barış ve kardeşlik söylemlerinden usanç geldi biliyorum. Bir GSM reklamında bile alay konusu oluyor artık bu tip sözler. Yine de barış ve kardeşlik güzeldir. Yıkmak kolay yapmak zordur. Ama güzeldir.

    Selamlar, saygılar…

  8. Yorumunuz mu var?