HANGİ HAYSİYET, NEDİR VAZİYET?

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 487 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Geçen makalemde sözüm ona Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın PKK teröristinin mevcudiyetine verdiği tepkinin yetersizliğinden bahsetmiştim… Hâlbuki bu bakanlığın aslında münhâl (içi doldurulmamış, boş) olduğunun daha da farkına vardım. Çünkü meğer bu “baby face” sözüm ona vekilimizin amacı da, niyeti de başkaymış. Buyurmuş ki, “Türkiye’de sâdece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dinî özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor”!Yâhu, diğer İslâm ülkelerinin hangisinde acaba bizdeki kadar çok câmi var? Kim, neye, hangi hakkı yaşamaya karşı koyuyor? Cuma’ya gidenleri tartaklıyorlar mı (aksi vâki ama bunu hiç duymadım)!

Nitekim bu densizliğe kendi partisinden dahi isyan gelmiş. AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu, “artık bıktık” demiş ve “inanç üzerinden siyasetin Türkiye’yi ciddi çatışmalara sürükleme endişesi taşıdığını” söylemiş ve eklemiş: “farklı hayat tarzları, inançlar ve etnik kökenler üzerinden siyaset yapılmasından bıktığını, bu anlayış terk edilmezse, Türkiye’yi çok daha ciddi çatışmaların beklemesinden korkuyorum. Zamana bırakılarak çözülecek bâzı problemler dışında, inananların inançlarını yaşamaları konusunda bir zorlukla karşılaştıkları düşünmüyorum”.

İsminin yazılmasını istemeyen bir başka AKP’li milletvekili de (MKD: Neden istemezsin, niçin korkarsın be adam) “ufak tefek istisnalar dışında Müslümanlar’ın dini yaşamalarının önünde bir engel olmadığını” belirterek, “Türkiye, İslâm dünyası içinde dinî inançların en geniş ve en mükemmel şekilde yaşandığı tek ülkedir” demiş ve ilâve etmiş: “Babacan devlet âdâbını bilmiyor”.

Akdeniz Üniversitesi’nden İlâhiyat Profesörü Şâhin Filiz de “Hem gayrimüslimlere hem de Müslümanlar’a baskı yapan kimmiş? Babacan tarikat ve cemaâtlerin dinsel baskısından söz ediyorsa, kendisine katılıyorum. Ancak Atatürk’ün kurmuş olduğu din özgürlüğünde, böyle bir kısıtlama söz konusu olamaz” derken, eski Diyânet İşleri Başkanı ve DP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz “Diyânet İşleri Başkanlığı ibâdet ve din konusunda halkı aydınlatma görevini yerine getirmektedir. Bakan, nasıl ve neyi kast ediyor? Dine müdahale söz konusu değil. Dinî özgürlüklerden neyi kast ediyor, neler yaşanamıyor onu Sayın Bakan anlatacak” diye yorum yapmışlar…

Dışişleri Bakanı Ali Babacan bu lâflarıyla, Türkiye’de gayrimüslimlere de zulüm yapıldığını ikrar etmiş oluyor. Kaç zamandır iktidardasınız, farz edelim ki bu doğru, neden çözmediniz bu sorunu? Velev ki, külliyen yalandır bu söylediği!

Bu işin ucunun sâdece ucuz politik hesaplara değil, zannederim Fethullah hareketine kadar uzanıyor. Hükûmette Nakşîlik’le Fethullahçılığın çatıştığını sağır sultan dahi işitmiş vaziyette… Hâttâ Gülümüz’le Devletlû’nun arasındaki serin rüzgârların temelinde bunun yattığı dillere destan.

Utah Üniversitesi öğretim üyesi, İslâmcılık ve tarikatlar konusunda uzmanlaşmış bir akademisyen olan Prof. Dr. Hakan Yavuz Reuters Ajansı muhabirine Fethullahçılar için şunları söylemiş: “Bu bir siyasî hareket… Her zaman öyle oldu. İktidarın çok önemli olduğunu düşünüyorlar. Türkiye’yi ileride dindar dünyanın merkezine dönüştürecek ve ülkeyi İslâmlaştıracak elit bir sınıf yetiştirmek istiyorlar. Bu şu anda ülkedeki en güçlü hareket. Medyada, Eğitim Bakanlığı’nda ve polis teşkilâtı içinde güçlüler. Bugün geldikleri nokta beni korkutuyor. Toplumda onların karşısında denge yaratacak başka bir hareket yok”. Malûm, dünyanın 91 ülkesinde 300’den fazla okulu var bu gariban köylünün. Bu okullarla ilgili olarak Fethullah Gülen’in eski sağ kolu Nurettin VerenCIA’nın casus üstleri hâlinegeldiklerini söylüyor (Merdan Yanardağ, Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası: Türkiye Nasıl Kuşatıldı, Siyah Beyaz Yayınları, s. 85). Bu kitabın 7. baskısı hâlen kitapçılarda satılmakta, yâni şikâyet ve yasaklanma mevzûubahis değil. Düz mantıkla, aynen Özdemir İnce gibi düşünerek soruyorum: Fethullah okulları “Türk” okulu değil, yurtiçinde Fethullahçı-İslâmcı, yurtdışında CIA’nın kontrol ettiği okullar. Bu okulları Türk saymak ve onlara ‘düşman’ olmamak mümkün mü? Özdemir İnce şunları da eklemiş bugünkü yazısında: “Sorun dindarlar mindarlar değil! Türkiye’nin en önemli sorunu başta Fethullahçılık olmak üzere ülkenin yönetim ve ekonomisine egemen olmak ve devlet rejimini değiştirmek isteyen tarikatlar! Fethullah talebesi Prof. Dr. Hakan Yavuz bile korkmaya başladığına göre, Fethullah tarikatı ve okulları Türkiye Cumhuriyeti’nin korkulacak düşmanlarıdır”!

Hangi Türk buna “saçma” diyebilir?

***

Gene bu işle ilgili ve paralel olduğunu düşündüğüm Savcı’nın, CHP’nin telefonlarının, arabalarının ve her yerlerinin dinlenmesi rezâletine… Telekomünikasyon İletişim Başkanı Osman Nihat Şen’in ifâdesine göre, onların hâricindeki dinlemeler yasadışıymış, yasal olarak dinleme yapan görevli sayısı da beş bin kişiymiş!

Haydi, çok basit bir muhakeme yapalım: Polisin içerisindeki Fethullahçı kanat %70’lere varmış mı? Gâliba evet (çünkü bu beyanları kimse yalanla[ya]mıyor). Savcı’yı dinle(me)yen ve şüphelenip durdurduğunda tetkik edilince ne otomobili olduğu anlaşılan araba kimindi? Polisin. O arabanın asla ve kat’a Savcı’yı dinlemediğini söyleyerek konuyu Meclis’e taşıyan Baykal’ı müfterî ilân eden kimdi? İçişleri Bakan(lığ)ı. Bu bakanlıkta da Fethullahçı kadrolaşmanın da muazzam boyutlarda olduğu söylenmekte mi? Evet. Bu takdirde, resmî veya gayrı resmî olarak, bu teknolojiye sâhip olan bir kısım devlet memurunun (polis veya MİT veya başkası) örgütlü olarak istediklerini dinliyor olduklarını düşünmek ahmaklık mıdır? Hayır, tersini düşünmek en azından safdillik olur. Ayrıca, bu teknolojiye ulaşmak o kadar zor mu? Hayır! Nereden mi biliyorum? Dün NTV’de bu konu hakkında yapılan canlı yayında Celâl Pîr kendi arkadaşlarını aynı yöntemle dinleterek açtı programıLazer ışınları kullanılarak çalışan bir sistemle, en kapalı mekânlar dahi pürüzsüzce dinlenebiliyormuş.

Korkunç bir şey! Parası ve “doğru(!)” bağlantıları olan herkes, herkesin mahremiyetini nâmahreme çevirebilir. Karınızla, kocanızla veya sevgilinizle sevişme yâhut kavga etme anlarınız icâbında kullanılmak üzere arşivlenebilir. Hastanızın size açtığı sırlar sır olmaktan çıkabilir ve daha nice şey… Demek ki hepimiz frekans bozucularla dolaşmak mecburiyetindeyiz mahremiyeti korumak için. İyi de, her karşı teknolojinin bir karşısı da sürekli olarak icat ediliyor. Bunun tipik örneği polis tuzağını önceden bildiren araba cihazları. ABG’de üçüncü nesle geçmişler. Sonu yok bunun: Şifre kırıcının şifresini kıran şifre kırıcı, şifre kırıcının şifresini kıran şifre kırıcının şifresini kıran şifre kırıcı…

Bu arada, kayıtları neşreden Vakit Gazetesi’nin izahı ise yeni bir mizah numûnesi: “25 Mayıs Cuma günü saat 10.00 civârında muhabirlerimiz görüş almak için CHP’li Önder Sav’ı arar. Önder Sav, o sırada Bolu Vâlisi Ali Serindağ ile görüşmektedir. Muhabirlerimize ‘misafirlerim var, bir dakika’ der. Muhabirlerimiz beklemeye başlar. Telefon açıktır. Muhabirlerimiz Önder Sav ile Vâli Serindağ’ın konuşmasını işte o telefondan duyarlar. Muhabirler Sav ile vâlinin görüşmesinin 42 dakikasını kaydederler. 42 dakika sonra telefon kapanır”.

Yerseniz!

Bu iş öyle bir iş ki, muazzam hâle gelen bilgisayar teknikleriyle, hiç olmamış şeyleri istediğiniz gibi kurgulayarak istediğiniz amaçla da kullanabilirsiniz. İftiraya uğradığınızı ispatlamanız ise sanırım imkânsızlaşır.

Sonuç: Mecburî ve zarurî Global Paranoya

***

Bir Türkçe katli daha http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9056506.asp?gid=233&sz=58515: Başlık şöyle: Antalya’da Varsak Ormanları’nda vahşice 5500 köpeği öldürmüşler. Haber Hürriyet’te şöyle çıkmış: Toplu katliam var ve gören yok. Katil, öldürmek demek (to murder); kaatil, öldürendir (murderer); katliam ise zâten topluca katletmek demek. Bâb-ı Âli Yüksek Kapısı gibi olmuş. Yâhu, koskoca Hürriyet Gazetesi’nin bir redaktörü yok mu?

Demin Gülümüz millete terbiye ve itidâl tavsiye ederken “stratecik” dedi. Simple comment: He is well educated and prepared in Exeter University as a bird’s egg.

***

Daha Neler Oluyor?

24 Mayıs 2008’de Bir dönem “saadet zinciri” suçlamaları ile gündeme gelen açık arttırma sitesi Altivi’nin sosyetik ortakları yollarını ayırmışlar. Daha fazla risk almak istemeyen Alinur Velidedeoğlu, Fatih Aksoy ve Emre Ergani hisselerini Mehmet Germiyanlıgil’e satarak şirketten kopmuşlar. 7500 YTL’ye 25.8 bin YTL’lik Honda City 1.4S, 90 YTL’ye 957 YTL’lik Samsung cep telefonu satan açık artırma sitesi Altivi, internet üzerinden kapalı zarfla ihâle yöntemi ile satış yapması nedeniyle “saadet zinciri” suçlamalarına hedef olmuş. Altivi bundan sonra Mehmet Germiyanlıgil’in kaptanlığında Servet Harunoğlu ve Özcan Tahincioğlu ile devam edecekmiş. Altivi Genel Müdürü Mehmet Germiyanlıgil, “ortakların ayrılmasının zamanlaması eleştirilerin yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. Ortaklığın bitmesi, yapılması gereken yatırımlar konusunda yaşanan fikir ayrılığından kaynaklandı. İyi şekilde başlayan ve iyi şekilde biten bir ortaklığımız oldu” açıklamasında bulunmuş.

Bugünkü gazetelerde ise şu haber var: Sosyetenin tanınmış isimlerinden Mehmet Germiyanlıgil www.altivi.com isimli sanal ihâle sitesinde milyonlarca YTL vurgun yapıldığı gerekçesiyle 33 çalışanıyla birlikte gözaltına alındı. 6 ay önce olayı araştırmaya alan İstanbul Bilişim Polisi önceki gün sabah saatlerinde operasyon düzenledi. Operasyon sırasında sitedeki doküman ve bilgisayarlara el konulurken, şirketin kurucuları arasında yer alan reklâmcı Alinur Velidedeoğlu ve yapımcı Fatih Aksoy’un 2 ay önce ortaklıktan ayrıldıkları öne sürüldü. Alinur Velidedeoğlu, Fatih Aksoy ve Emre Ergani kokuyu alıp gemiyi terk etmişler belli ki.

Bundan bana ne mi? Bir kere, bu tür şeyler gittikçe artacak ve zâten câhil olan halkımıza bilinçli bir şekilde serpe serilen kredi kartlarının borçları yüzünden toplu haciz yağacak, dikkat! İkincisi, Mehmet’i de, Elif’i de tanırım. Diğer “ex” ortaklarını da başta Şamdan olmak üzere pek çok mekânda defalarca gördüm, yakından uzaktan tetkik ettim. O Âlem’de dostluk yoktur, münasebetler ve menfaatler vardır sâdece.

Şimdi Elif’in güzel kızına ne diyeceğini şaşırmış, hüzün dolu hâlini tahayyül edebiliyorum.

Çok üzüldüm ama maâlesef şaşırmadım…

***

Ha, bu arada, acaba Dışişleri Bakanı Ali Babacan istifa edecek mi?

Haydi canım. 63 yaşındaki Kamer Genç’i 30 kişiyle katletmeye kalkan sözüm ona milletvekillerinin eylemini “esas terörist o kişidir” diye müstehzî bir gülümsemeyle değerlendiren Devletlû varken, kendi memleketinin haklarını koruması gerekirken, el-âleme şikâyet eden ve pek çok kişiye göre vatana ihânet suçu işlemiş olan bu kişi babalar gibi yerinde oturup, mutat üzere “yanlış anlaşıldığını” filân söylenerek muhafaza ve müdafaa edilecektir.

Son olarak bir de suâl sorayım: Allah, Peygamber, Madde veya Bilinmezlik aşkına, hangisini isterseniz onun sevdâsına, Tuncay Özkan ismiyle her gün cep telefonuma yağan mesajlardan nasıl kurtulabilirim?

MKD Güncelleme (31 Mayıs 2008 Cumartesi): http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=36041&k_A=haberturk seyredin mutlaka…

Mehmet Kerem Doksat – İstanbul – 30 Mayıs 2008 Cuma

7 Yorum »

  1. Muharrem Gül

    30 Mayıs 2008

    bunları başımıza kim getirdi?

    bu millet.. Hemde %47 ile

    Yine Neyzen’den ilave yapmakta fayda var..

    TÜRK Milleti

    Türk milleti gariptir
    her bi lafı kaldırmaz
    ..bne dersin kızar da
    s.k..sin aldırmaz

  2. hüseyin sungur

    30 Mayıs 2008

    Sevgili KEREM DOKSAT HOCA’ya…
    Konu : TUNCAY ÖZKAN….

    O dediğiniz elektronik korunma işlerinden pek anlamam.En fazlası,bir FİLTRE işlev denilen zavazingo var,garanti bankasından , yevmiye bin defa((!!!)) gelen kıredi kartı canlı telefonlardan, o şekilde kurtarmıştım kendimi.Ancak,hep aynı telefon nosu arıyordu,belki ondan işlev,işe yaramıştı.

    LAKİN, bu işin sırrı,EMERİKADA yaşayan,İstanbul’da,beylerbeyi cıvarında,BOĞAZA NAZIR,”"lebi derya”" konutu olan,müthiş TÜRK((!!)) ALİ RIZA BOZKURT efendinin izini sürmekten geçer diyor bazı büyüklerim((!!))

    Öyle ya,ticari ilimlerde,((İİTİA–SULTANAHMET//1975–81)) zamanın en pir MUHASEBE hocası,PRF KENAN ERKURAL’ın rahle-i tedrisinden geçmiş biri olarak,zamanında basit bir pazarlamacı olarak hayatı atıldığı savlanan TUNCAY ÖZKAN kardeşimiz,birgün aniden kendisini BAB-I ALİ televizyon ortamında bulur.
    GALİBA((!!)) sırasıyla kanel D ardından hemşehrim MEHMET KARAMEHMET’in şov kaneli falan derken,ağa,buralardaki birikimiyle de,arkadaşlarını da işe “”ortak”" ederek KANALTÜRK’ü kurmuş(tur)!!!

    Nerede! İST MECİDİYEKÖY ORTAKLAR CADDESİ…
    hangi binada! “”KANEL D”" nin eski binasında…
    SORU: acep KANEL D,pilazasına taşınırken,eski alet ve edevatlarını götürdü mü,yoksa TUNCAY’a hayır olsun diye bıraktı mı!

    CİDDİ SORU:bugün,KANALTÜRK çapında bir teve kanalının, en az kuruluş maliyeti 50 Mi. dolar papeldir ihvanlar……

    Bunları derken,aklıma her nedense “rahmetli”" UFUK GÜLDEMİR’in HABERTÜRK ‘ü geldi!!!
    şeytan dedi ki bana, UFUK ki kendi özgeçmişinde yazılı,habire ANGARA’da iken((Vehbi Koç’un kulakları çınlasın öte alemde)) devrin emerikan büyükelçisi ile AVA gidermiş((ler))…
    Sonra,cumhuriyete geçince,bir süre sonra,UFUK aniden bişeyler,bişeyler olmuş da cumhuriyet vaşington temsilciliğnde,VAŞİNGTON temsilciliğine gönderilivermiş……..

    Ben de askerken ANGARA’da,nato plan ve tercüman asteki idim,habire ALAMAN ASKERİ ateşesi,bizim mekana gelip,GÜNEYLİYİZ YA,TOROSLARA ava gitmeyi teklif ederdi bana…

    Deli mi ne….

    Ben televizyon neyim kuramadım arkadaşlar….

    Kuracak olanlara selam olsun…

  3. Nevzat Dağlı

    31 Mayıs 2008

    Dinleyenlere öğütler

    Dinlemek iyidir, öğrenirsiniz,
    Volileri vuranları dinleyin.
    İyi hocalardan gelir dersiniz,
    Söze yalan sürenleri dinleyin.

    Kulak telãfisi olur körlüğün,
    Dinledikçe amirine git öğün.
    Demokrat maskeli diktatörlüğün,
    Hayalini kuranları dinleyin.

    Çalıp çırpıyor bak devrin hanları,
    Belloluyor bitindeki kanları.
    Allahla aldatıp Müslümanları,
    Makaraya saranları dinleyin.

    Kimler izlerini saklayıp karda,
    Ne dümenler çeviriyor yukarda.
    Uluslararası platformlarda,
    Kirli donlar serenleri dinleyin.

    Sırlar dilleniyor kulağı açın,
    Konuşan patronsa hazrola geçin.
    Devletten ihale koparmak için,
    Tarikata girenleri dinleyin.

    Nevzat’ı dinleyin gerçektir sözü,
    Dili susturulsa konuşur gözü.
    Haktan, halktan yana ses verir sazı,
    Tellerini gerenleri dinleyin.

    Halk Ozanı Karamanlı Nevzat

  4. FikirYolu.com » Blog Arşivi » HANGİ HAYSİYET, NEDİR VAZİYET? /Mehmet Kerem Doksat

    1 Haziran 2008

    […]  Kaynak: http://www.keremdoksat.com/2008/05/30/hangi-haysiyet-nedir-vaziyet/ […]

  5. Mehmet öztürk

    11 Haziran 2008

    “İTİN AKILSIZI KURBAN BAYRAMINDA GAVUR MAHALLESİNDE GEZERMİŞ”
    Anayasa mahkemesinin türban kararından sonra anlaşıldıki 50 yıldır arslan kediye boğduruldu ama arslan hala korkutulamamış, “Öğretmen imama dövdürüldü” ama öğretmen de hala yıldırılamamış. Bütün Ortadoğu ve Afganistan coğrafyasında ABD eliyle siyasi islam beslenmiş kollanmış, kontroldan çıktığı yerlerde de(Afganistan) üstüne gidilmiş. Yani siyasi islama ABD doping yapmış, beslemiş şişirmiş ama halen hayatı kontorl etmekten uzak durumda. Bekir Coşkun Bey diyorki: Milli irade dün Özalı’n Çiller’in peşindeydi şimdi onlara tümden karşı çıkan Erdoğan’ın peşinde. Elbette Bizim irademiz nesnellik üstünedir reeldir, pragmatiktir. Özal’ın mezarı önünde “Allahım güzel Allahım oğlum da bu merhum gibi çabucak köşeyi dönsün diye dua etmiyormuyuz. (uzaktan bakanda ne kadar sevilirmiş Özal diyor)Biz hep yürüyen kağnıya binmişizdir. Tekeri kırılmış kağnının başında kim bekler. Başbakan diyor ki ” “trenden inmeyin tekrar binemezsiniz” Heyyy hey, milletimiz kaç trenden indi kaç trene bindi. Daha dün 1999 da %20 ecevit trenine bindi % 18 zi ilk istasyonda indi. Elbette başbakan vekillerine söylüyor bunu , Ruşen Çakırda diyorki; Vekiller mi önce inecekler trenden, medya mensupları mı. Ruşen bey medya mensuplarının daha kıvrak olduklarından daha çabuk hareket edeceklerini ilan ediyor. İzleyelim görelim şu Tüsiad medyası köşe yazarlarını (Bekir coşkun ve benzerleri hariç) “İslami” medyada ki yazar çizerleri ,besleme medyayı,bir gözlüyelim de oryantal nasıl yapılır öğrenelim. Birde AB fonlarından aldığı paraları haketmek için kalem sallayan prof ünvanlı akademisyen köşe yazarı vs. muhteremleri izleyelim. izleyelim ki siyasi tecrübemiz artsın. Peki bu yumuşak ve kıvrak oryantali nasıl yorumlarsınız sorusunu nasıl cevaplamalı? Oryantal e nerden baktığınıza bağlı olmalı. Paranın deliğinden bakanlar soruyu bu yazının başlığı ile cavaplarlar. Diğer taraftan bakanların cevabını “lumpen entelektüel” deyiminin anlamını araştırıp öğrendikten sonra söyleyeceğim.

  6. hüseyin sungur

    12 Haziran 2008

    AĞZINA SAĞLIK MEHMET ÖZTÜRK…

    MALUMU İLAMDIR VE FAZLACA SÖZE HACET YOKTUR…

    SAĞOL KARDEŞİM…

  7. Mehmet öztürk

    17 Haziran 2008

    Bugün medyada bir haber okudum ” İzmir semalarını duman kapladı” Vay memleketim vayyy. 1920 de Yunan işgal etmişti kara dumanlar kaplamıştı İzmir semalarını . 12 eylülde ne oldu da kara bulutlar sardı semayı. Deseler ki 12 Eylülcüler , ABD öyle emretti, yada olanları ve olacakları anlamaya aykümüz yetmiyordu ,onada razıyım. Bende biliyorum zaten sömürgecilerin hükümetler aykü sıkalasında ülkeme çektirdiklerini. Kolaymı 40 milyon nüfusun 650 binini gözaltına al. 30 binini vatandaşlıktan çıkar, yetmiyomuş gibi çocuklar dahil 50 kişiyi idam et. 1.300.000 kişiyi de fişle . Şaka gibi değilmi. ABD Irakta bu kadar başarılı oldumu, diye kendime soruyorum. ” Yaşasın 12 Eylül paşaları” yaşasın ABD ve onun dünkü emir erleri. Kenan Paşamın ironi örneği olarak medya ya çıkarılmasını ,daha doğrusu onu medya ya çıkaranları kınıyorum. Ne olursa olsun o bir insan .Bu kadar horlanmasına ortam yaratmanıza razı değilim. Ve şaşıyorum Türk Irkı sen ne kadar derin köklere dayanıyorsun ve ne zengin bir genetiğe sahipsin ki, içinden gelen hainler en kudretli ve etkin kurumlara sahip olsalar dahi , onların emir aldığı sömürgeciler seni teslim alamıyorlar, 1920 de böyleydi, bu günde öyle .Sen ne ulvi ,ne zeki , ne çılgın bir kavimsin ki en yetkili mevkini uşak ruhlular ele geçirse bile sen direniyorsun ve sonun da kazanıyorsun . Gerçekten sana Avrupalılar boşuna şapka çıkarmıyor. Sen başkasın ve özelsin . Çünkü sen Anlaşılmazsın ve özelsin. 2007 baharında Tandoğan ,Çağlayan ve Gündoğdu da uzun zaman dan sonra ilk kez sahneye çıktın. Atlantik berisi de öteside anladı ki, Cumhuriyet Türkiyesinde “dinciler hayatı kontrol edemezler” ve 1920 lerin sevr i bugün ılımlı islam ambalajı ile tedavüle konulamaz. Bunu gördün ve anladınki Türkleri müstemleke etmek zordur. Ilımlı islam bu dokuya uymaz . Sonra kol kanat gerdiğin Arap hayranlarını onların deyimi ile , bir tas çorbaya sattın. ” Türban onların iç meselesi “deyip işin içinden çıktın.Şimdi AB gardiyanı olli Rehn dokuz doğuruyor. Ne diyecem Türk tarikatçılarına. Beni niye dolmuşa bindirdiniz diyor. Ben parya değilimki; sonuçta AB sömürgecielrinin sözcüsüyüm .Beni niye zora sokuyorsunuz ben oğluma kızıma ne diyeceğim ,konu komşu eş dost benimle matrak geçiyor. Hele yazlıktaki site bekçisi elindeki türbanı karımın kafasına bağlamaya çalıştı “özgürlüktür beyim bunu sen söylüyorsun dedi” karım çıldır dı. o kadar aşağılandım ki ne diyeceğimi bilemedim. Farkında olmadan ölçüyü kaçırmışız ,ne yapayım patronlar öyle istiyor bende emir kuluyum.Bana yazık değilmi . Bay Olli Rehn, bu feryatlarını kimse dinlemez . Sen AB nin maaşlı memurusun, amirlerinin dediğini yapacaksın. Bu senin sorunun kendine acındırma bizim sana yapacağımız bir yardım yoktur.
    bir önsezin var.

  8. Yorumunuz mu var?