Arsiv : Mayıs 2008

HANGİ HAYSİYET, NEDİR VAZİYET?

Geçen makalemde sözüm ona Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın PKK teröristinin mevcudiyetine verdiği tepkinin yetersizliğinden bahsetmiştim… Hâlbuki bu bakanlığın aslında münhâl (içi doldurulmamış, boş) olduğunun daha da farkına vardım. Çünkü meğer bu “baby face” sözüm ona vekilimizin amacı da, niyeti de başkaymış. Buyurmuş ki, “Türkiye’de sâdece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dinî özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor”!Yâhu, diğer İslâm ülkelerinin hangisinde acaba bizdeki kadar çok câmi var? Kim, neye, hangi hakkı yaşamaya karşı koyuyor? Cuma’ya gidenleri tartaklıyorlar mı (aksi vâki ama bunu hiç duymadım)! Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (7)

HAYSİYETİMİZ NE SEVİYEDE!

Gazetelerde, televizyonlarda bir haber patladı: Avrupalı Parlamenterler, Türk Dışişleri Bakanı ile Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı PKK yöneticisini, Avrupa Parlamentosu’nda aynı salonda bir araya getirmeye kalkmışlar.Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı PKK’lı Gülabi Dere’nin Avrupalı Parlamenterler’le birlikte tezgâhladığı tuzak, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Türk diplomatlar tarafından ikaz edilmesiyle ile aşılmış. Olay, Babacan’ın AB toplantıları için gittiği Brüksel’de yaşanmış.

Türkiye ile AB arasında iki toplantı varmış. Bunlardan ilki, Türk Dışişleri Bakanı’nın AB Dışişleri Bakanları ile AB Komisyon binâsında bir araya geldiği, “Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı” imiş. Komisyon binasının biraz ilerisinde, Avrupa Parlamentosu binâsında ise, Türk ve Avrupalı milletvekillerinin katılımıyla, “Türkiye-Avrupa Parlamentosu karma komisyon toplantısı” gerçekleştiriliyormuş. Babacan, Dışişleri Bakanlarıyla toplantısının tamamlanmasının ardından, milletvekillerinin toplantısına da katılıp, bir konuşma yapmak üzere Avrupa Parlamentosu binasına geçmiş. İşte skandal da burada patlamış! Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (9)

ATLAR GİBİ AYAKTA UYUTULUYORUZ!

Bir dostum dertleniyor:

***

Bunlar (yabancılar, Araplar ve Yahudiler) ülkenin her şeyini aldılar. Kapitülasyonları yasa çıkartmadan geri verdiler.

Evvelce hiç olmazsa padişah fermanı vardı, bir yerde bir kurala bağlı idi. Şimdi o da yok.

Memlekette Sudanlı, Cezayirli yobazlar, 25.000 YTL sermayeli yabancı sermaye şirketi kurabiliyorlar. Böyle yabancı sermaye şirketi dolandırıcılıktan başka işe yaramaz.

Bor’u mu bize bırakacaklar? Milleti türbanla, anayasa ile uğraştırırken el altından her şeyi satıyorlar.

Genel Müdür de tehdit edilir; karşı çıkan herkes tehdit edilir. Zâten direnirse bunlar onu görevden alıp itiraz etmeyecek birini getiriverirler. Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (11)

Necmettin Erbakan Hapse Girdi… YERSENİZ!

Vikipedi’den özetle Necmettin Erbakan’ın hayatına şöyle bir göz atalım: TC Başbakanı. Görevde kalış süresi 28 Haziran 1996 – 30 Haziran 1997. Önce gelen: (MKD: Sıkı durun) Mesut Yılmaz, sonra gelen: (MKD: Daha da sıkı durun) Mesut Yılmaz. Doğum 29 Ekim 1926 Sinop, Türkiye. Siyasî partileri: Millî Nizam Partisi, Millî Selâmet Partisi, Fazilet Partisi, Saadet Partisi

Minik Necmettin, Hâkim Mehmet Sabri ile Kamer Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelmiş. Baba tarafı Adana’nın Kozan ilçesinin tanınmış âilelerinden; yâni Necmettin tam bir Beyaz Türk, Akbudun’dan yâni; acaba etnik kökeni ne? Buna http://vatan.wordpress.com/2007/05/01/sadece-okuyunobjektif-biyografi-prof-dr-necmettin-erbakan/ web mekânında şöyle bir cevap verilmiş:

Necmettin Erbakan Kozanoğulları soyundandır. 1800’lü yılların son döneminde Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde asırlarca hüküm süren Kozanoğulları Beyliği’nden gelip İstanbul’a yerleşen ve Sultan Abdülhamid’e yakınlığı ile bilinen Hüseyin Bey’in torunudur.

Dolayısıyla “Necmettin Erbakan Türkiye’nin “Saraylılar” diye adlandırılan bir âilesinden geliyor. Baba tarafı 19. yüzyıl sonlarında Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde hüküm süren Kozanoğulları’ndan. Dedesi Kozanoğlu Hüseyin Bey, İkinci Abdülhamit döneminde saraya yakınlığı ve bağlılığıyla tanınan bir zattır.” Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (4)

DEVLETLÛ NEDEN ÖFKELİ VE GÖZÜNE NE OLDU?

Bu yazımı genç ve yetenekli, şâir ve yazar bir meslekdaşımın, Psikiyatr Cemal Dindar’ın, Devletlû’yu tahlil ettiği kitabı anlattığı mülâkatına ayırıyorum. Cemal (MKD: bana kalsa Cemâl diyeceğim ama bâzı çok özel nüanslar var), Bakırköy’den ihtisaslı. Cerrahpaşa İngilizce Tıp Fakültesi’ni benim doçent olduğum sene bitirdiği için hocası olamadım. Psikanalizle ve diyalektik materyalizmle yakinen ahbap ve soyadından zannedileceği gibi de değil pek; yâni dindar olduğunu sanmıyorum. Dürüst, hakikati araştıran, kıvrak bir zekâsı var. Şimdi, sizleri onunla Aydınlık’ın yaptığı mülâkat ile baş başa bırakıyorum.

Not: Tek emin olamadığım husus, Devletlû’nun saralı (epileptik) olup olmadığı; tamam, yaşadığı bayılmalar dissosiyatif konversiyonlara benziyor ama meselâ son göz hastalığının neden bir türlü geçmediği, aslında gözünün morardığı, bunun da düşme veya benzeri bir travmaya bağlı olduğu iddiaları var. Her hâlükârda, bu “halk adamının” neden Swarosky ve Bulgari marka gözlükler almak gibi bir siyasî garabet (başka kelime kullanırsam hakarete girecek) sergilediğini aşağıdakileri okuyunca daha iyi anlayacaksınız… Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (8)

3 sayfa : [1] 2 3 »