Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 590 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

İSRAİL, ABG ve İRAN

Bu asla bir temenni veya arzu değil. Bilakis, olmamasını dilediğim bir gelişmenin tahmini.

***

Meşhur fıkradır…

Hasta, muhtelif şikâyetlerinden dolayı hekime müracaat eder.

Hekim uzun uzun tetkik ve muayene ettikten sonra düşünceli bir şekilde gözlükleriyle oynar, alnı hafifçe terler…

Hasta çekinerek sorar:

—Ne var, nedir doktorum?

Biraz tereddütten sonra cevap verir hekim:

—Açıkçası, çok vahim bir durum söz konusu… Vefatınıza en fazla on var.

—Ne onu doktor bey, hafta mı, ay mı, yıl mı?

Kısa bir duraklamadan sonra cevap gelir:

—Dokuz!

***

İsrail fütursuzca Filistinli soykırımı yapıyor.

İran bastırıyor.

Rice, birilerine fırça atıyor.

Birisi bize “karışmayın yeter” diye hâddimizi bildiriyor.

İsrail’in ABG ile beraber İran’a saldırmasına kaç kaldı?

—Dört!

***

Neyse, boş verin.

Bunlar konjonktür uzmanı filân olmayan bir psikiyatrın hezeyanları (Bölücübaşı Türkiye’ye paketlenip teslim edildiğinde, SHOW TV Ana Haber Bülteni’nde de Reha Muhtar’ın ikazlarına rağmen konjonktürel yorum yapmıştı, aynen çıktı)!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 16 Haziran 2008 Pazartesi

1 Yorum

hüseyin sungurHaziran 18th, 2008 22:02

Değişik bir yorum….
Tarih,ARALIK ayının ilk haftası,1983 yılı.Askerden terhis olalı,birkaç gün olmuş.Yer :Ankara,KIZILAY,varan otobüs yazıhanesi!Saat,gece 10küsur suları.Söğütözü’ne gitmek üzere,varan servisini bekliyorum.Derken,8otomatik –ford falcon,açık mavi renkli,muhtemelen tuslog amerikan üssüne ait bir araba duruyor kaldırımın kenarında.Plakasından bu yargıya varıyorum.Biri zenci üç adet,iki mislim cüsseli amerikalı iniyor ve hafif çakırkeyf, beyaz olanları.Bir tane bilet alıp,tuvaleti soruyorlar bana.Bitişikteki TİL(!) PASAJININ tuvaletini, birkaç adım yürüyerek gösteriyorum.Bu arada laflıyoruz. Bir de bakıyorum ki binmeyi düşündüğüm servis,bu arada gelmiş ve yolcusunu alıp gitmiş.Takipeden servisle de gidebilecekken,yolculuk gerginliği ile adamlara hafif fırça kayıyorum.”"no problem”" biz de oraya gidişyoruz,atla forda diyorlar!
Arabada oluşan konuşmalar:
–hayırdır diyorlar!
–terhis oldum,İstanbul’a bir muhabbet üzre gidiyorum,ya siz noluyorsunuz efendiler diyorum!
–gülerek,abdli yetkili olduklarını beyan ediyorlar!
–hııı diyorum,ben de sizi eskimo sanmıştım?
–ben,sık sık JUSSMAT A geldim,elçiliğe geldim,tusloga geldim,nato irtibata geldim,tercümanlık yaptım ikili görüşmelerde,sizi hiç görmedim diye “”salakça”" sorgulanıyorum…
zenci arkada yanımda,önümde şoför mahalinde oturan arkaya dönüp,ANKARA ya gelene kadar nerelerde ne haltlar ettiklerini özetle anlatıyor bana..DOĞRU // YANLIŞ.. YA DA..

MISINFORMATION DISINFORMATION… ya da mantık oyunu//akıl oyunu..

Elim ayağım buza kesiyor,ESKİŞEHİR yolunda,gecenin yarısı,üç adet hecin devesi gibi muhtemelen MARINECORP–DENİZ PİYADESİ hergele,1 69 boyunda hüseyin sungur!şansı nedir ki!
Mecburen işi kakara kikiriye döküyoruz.Ancak önde oturan,birşeyler söyleyerek,durumu bana net bir şekilde aktarıyor :
Mr sungur,we love TURKEY diye başlıyor söze.Üçünün de “memlekete” gelinceye kadar karıştırdıkları haltları,özetle geçiyor ve son cümlede,eteğindeki taşları döküyor….
DİYOR Kİ YARBAY;

bundan böyle memlekette 12eylül ve 12mart gibi saçmalıkların olmamasını teminen bizler buradayız.
Bu arada 12mart ve 12eylülü TÜRKÇE söylüyor ……
Üstüne üstlük İstanbul’a giden zenci ile de aynı otobüse düşelim mi!

Yedeksubayken yaşadıklarım başka bir konu!

saygılarımla…..

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word