Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2258 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

ERGENEKON SUÇ ÖRGÜTÜ’NÜN BAŞKANINI TANIYORUM!

Memleketin cıvatası çıktı, vidaları yerlerde sürünüyor. Tornavidalar ise alçaktan uçarak sıkacak vida arıyor.Bir senden fazladır içeride yatan, neyle suçlandığını bilmediği için Kafka’nın Dava romanından daha fazla terörize olarak ağır depresyona girip yaşama sevincini kaybederek ölümü bekleyen mi istersiniz?

Var: Prof. Dr. Emin Gürses 132 gündür tutuklu; yazar Ergün Poyraz’ın tutukluluğu ise bir yılı buldu.

Ergün Poyraz

Ergün Poyraz

Hangi demokratik ülkede henüz iddianâmesi belli olmayan ve nelerle suçlandığı bilinmeden insanlar 1 sene “gözaltında” tutulur?

Türkiye’de!

Seversiniz sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz ama bir partinin genel başkanı, yâni Doğu Perinçek neyle suçlandığını bilmeden yatıyor.

Doğu Perincek Abdullah Öcalan

Peki, neden AYRI yerlerdeler?

Bu sabah 24 kişi daha gözaltına alındı. İsimler belli. Emekli generaller, eski Jandarma Genel Komutanı, Mustafa Balbay, Ufuk Büyükçelebi gibi gazeteciler, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan AygünAtatürk’ü sevmekle suçlanıyorum” dedi. Ahâli olanlara tepki gösterince çevik kuvvet polisleri onları ve gazetecileri tartakladı. Baykalcık ise daha hâdiseden bîhaber (13:52), Sivas’taki Madımak Oteli katliamından bahsediyor!

İçeride 48 kişi yatıyor ama neyle suçlandıkları belli değil! Eh, herhâlde bugünlerde ortaya çıkarılır.

Gözaltlılardan Başsavcı’nın, Savcı’nın ve sâirinin haberi yok ama gerek olmadığını söylüyor! E, acaba ben mi emir verdim acaba uykuluyken filân? Devletlû de bilmiyor(!) ama “artık işin sonuna yaklaşıldı” filân diyor; Bahçeli ise “bir an evvel iddianâme yazılmalıdır” diyor, hem de irticâlen konuşuyor, eklinde kâğıt yok ve “medyanın konuyu sağından evireceğini, solundan evireceğini” söyleyerek (vallahi aynen bu lâflarla) “ortalık karışacak, olur mu böyle şey” diye buyuruyor. Yâni “bir an evvel şu iddianâme ortaya çıksın da, şu heriflerin canına okunsun” demeye getiriyor. Başka şey anlayan varsa söylesin…

Bir anda aklıma Franz Kafka geldi!

***

Franz Kafka Prag’da 1883’te hayata gözlerini açar ve altı üstü 40 sene yaşar. Hayatın zırvalıklarını göre göre “kafayı yer”, dikkatle okunduğunda (ki başka türlü okuyamazsınız), 1914–1915 senelerinde kaleme aldığı Dava isimli romanında insanı boğar, sarsar ve bunaltır. Dava’nın yazıldığı dönemde dünyanın birçok ülkesi, başka ülkeleri avlamaya çıkmış kafes gibidir ve Kafka, ölümünden hemen sonra ortaya çıkacak Hitler’in, Mussolini’nin ve Stalin’in dünyayı kafesleme emellerini sezmiştir.

Kafka1906

Franz Kafka

Dava’nın kahramanı K tutuklandığını öğrenir. Başlangıçta tutuklanma sebebini merak etse de, zamanla bu saçmalığı merak etmeyi anlamsız bulur. Ancak, kaçınılmaz olarak, bütün hayatı da davasına odaklanır. Hayatının geriye kalan bir yılında her şeyi bu davadır. Gerçekte, K’nın tutuklandığını öğrenmesi, zâten toplum içinde tutuklu olmuş olmasının farkına varmasından başka bir şey de değildir. Bundan sonra yaşayacakları, tutuklanma öncesinde yaşayacaklarından çok da farklı değildir. Tek farkı ise K’nın içine kapatıldığı kafesin farkına varmış olması ve onun dışına çıkabilme çabasıdır. K hâricindeki hiç kimse de bunun farkına varmaz ve bu dava onlara anlamsız gelmez. Farkına varmamak onları huzurlu kılarken farkındalık, K’nın mutsuzluğunu tayin eder. Herkesin K’nın davasını biliyor olması, herkesin bir davası olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca herkesin onun davasından haberdar olması -ki bu onlara iktidar da sağlar, K’nın çevrelenmişliğinin bir dışavurumudur. Suçlanan, tutuklanan ve hürriyeti elinden alınan biri olarak K davalıdır. Suçlayan, tutuklayan olarak davacı ise toplumdur. Râhip K’ya davanın yapısı hakkında bir bilgi vererek varoluşçuluğa gönderme yapar: “Mahkeme senden bir şey istemiyor ki! Geldiğin zaman niye geldin demiyor, gitmek istedin mi, koyuveriyor gidiyorsun”. Bu hayata ilişkin bir bilgidir. Hayatta kendi varoluşumuzu kendimiz belirleme hakkına sâhibizdir ancak sonuçlarına katlanmak şartıyla. Meselâ işe gitmeme hakkı bizde saklıdır ama buna karşılık verilecek ceza bizim dışımızdadır. Aynı durum din için de geçerlidir. İnanıp inanmama hürriyetine sâhibizdir eğer cehennemi göze alabiliyorsak, cezası bizim dışımızda örgütlenir. K’nın davası da aynı sorunu içinde barındırır. K kendini savunma hakkına sâhiptir, bunun için Amcası Max aracılığıyla bir avukat da tutar. Böylece K amcasının ısrarı ve avukat yoluyla toplumun istemlerine boyun eğdirilecektir. Ancak K kendi varoluşunu kendisi belirlemek ister ve avukattan vekâletini geri alır, kendini savunma ihtiyacı duymaz. Kararını vermiştir ve sonuçlarına da katlanacaktır. K’nın sonu toplum kurbanı olmaktır. O toplum ki kurumlarıyla, baskısıyla, bürokrasisiyle bireyi kafesin içine alır. Bireyden beklenen tek rol zayıflıktır.

İlginç ve nihilistik lâfları vardır Kafka’nın: “Kendimden başka hiçbir eksiğim yok”, “hayat, daha başında kaybedilmiş bir savaştır”, “av köpekleri henüz avluda oynuyorlar ama avları daha şimdiden ormanın içinde ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kaçamayacaklar”…

Bütün eserlerinde başkahramanlarına zayıflık, itilmişlik, güçsüzlük, çâresizlik gibi psikolojik hâlleri giydirir. Karakterlerinin hepsi felsefî ve psikolojik bir tartışmanın aktörleridirler. “Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı” diyerek insanoğlunun içine doğduğu toplumun bütün kurumlarıyla birlikte bireyi nasıl esirleştirdiğini vurgular.

Şato adlı romanında ise, kendini kabûl ettirebilmek için kafese girmek için rızâ gösterir başkahraman!

***

Hepimiz K’laştırıldık. Melanie Klein’in tâbiriyle paranoid-şizoid hâlimize rücû ettik (regrese olduk).

   Meselâ, bunları yazdığım için beni de içeri atarlar mı?

      Hiç belli olmaz.

         Sizi de atabilirler; hiçbir teminat ve adalet yok.

             Sâdece DAVA var.

***

Şimdi esas ifşaatımı patlatıyorum:

Ergenekon Suç Örgütü’nün başındaki kişi Gâzi Mustafa Kemâl’dir.

Atatğrk Dava

TBMM kendisine Atatürk soyadını lâyık görmüştür ve büyük suç işlemiştir.

Bu sebeple de bütün vatanseverler, ulusalcılar, milliyetçiler, anti-emperyalistler suçludur.

Fethullahçı ve dinci olmayan herkesin derhâl gözaltına alınması gerekir.

Öyle olmuyor mu? Hitler, Mussolini ve Stalin ne yapmışlardı, hatırlayan var mı? Yöntem açısından ne fark görüyorsunuz?

Başsavcı Yalçınkaya Arap Kürt Partisi’nin kapatılması için gerekçeli sözlerini söylerken oluyor bütün bunlar.

Şimdi, kafası fena hâlde karışık olan Serdar Akinan yazar mı acaba “aman AKP kapatılmasın, hele Devletlû’ya hiç dokunulmasın, yoksa Güneydoğumuz gider” diye. O da bir K olmuş, biz de…

   Davamız hayırlı olsun! Gözaltı değil gözdağı

      Ne adammışsın be Kafka; bizde olacakları da öngörmüşsün!

         Nostradamus kim ola ki…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 01 Temmuz 2008 Salı

2 Yorum

Necla ULKATAralık 11th, 2010 19:59

Hocam, çok affedersiniz ama bu duruma ancak bir atasözü ile cevap verebilirim: Ne günlere kaldık ey gâzi hünkâr, eşşek silâhtar olmuş, katır hükümdar.

Saygılar, selâmlar.

MKD: Bilmukabele…

hüseyin akpınarKasım 29th, 2011 23:48

Bu günün dünyasında katliamcı ırkçı kafatasçı ulusalcı işkenceci 30 lu yıllara çakılıp kalmış kimselere yönetimlerde siyasette iktidarlarda yer yoktur helede dersimde hamile kadınların masum çocukların katliamını savunan alçaklara asla yer yoktur

MKD: Hiç dokunmadım…

Yorum Yapın

Mesajınız