OLUP BİTENLERDEN BİR KESİT

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 360 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.

Kadim bir dostumdan bir e-mesaj aldım. Kimliğini gizleyerek aşağıya koyuyorum:

***

Sevgili Doktorcuğum,

Çoğunluk başını kuma gömerken senin bu yazın bir tokat gibi. İnşallah anlı şanlı Prof.’larımız dâhil üzerlerindeki ölü toprağı bu tokatla dökülür…

Biraz önce Asuman’ın eşi ile telefonla konuştum. Senin bu yazını ona okurken ağlıyordu. Sana çok ama çok teşekkür ettiğini iletmemi rica etti.

Bugün İstanbul’dan kalkmış, Gebze’deki hapishâneden bir görevliyi alarak Kocaeli Üniversitesi Hastahânesi’ne gitmiş. Geçen hafta orada yapılan tahlillerin raporunu alıp Asuman’ın avukatına verecekmiş ki o da “müvekkilinin tutuksuz yargılanarak hemen bir hastahâneye yatırılmasını” sağlasın. Onları saat 16:30’a kadar hastahâne kapısında bekletmişler ve sonra yarın yine gelin demişler. Bunlar ne biçim … yahu???

Bilmiyorum duydun mu? DSP Milletvekili Süleyman Yağız TBMM’ne Başbakan T. Erdoğan’ın yanıtlaması için bir soru önergesi verdi. Onu aşağıda ekliyorum.

Dün Uluç Gürkan ile de konuşmuştum. Bakalım o neler yapacak?

Senin de yazında çok çarpıcı vurguladığın gibi bu vahim durumun vebâlini nasıl ödeyecek bu insanlar?

Sevgilerimle.


***

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması isteğimi bilgilerinize sunarım.

Saygılarımla.

14 Temmuz 2008

Süleyman Yağız

DSP İstanbul Milletvekili

1- Adına “Ergenekon” denilen soruşturma kapsamında tutuklanan ve epilepsi ile siroz rahatsızlığı olduğu belirtilen Ayşe Asuman Özdemir’in Adalet Bakanlığı’na başvurarak tedavi için tahliye talebinde bulunmasına karşın, bu isteminin kabûl edilmemesini ve sâdece, tutuklu bulunduğu cezaevinden Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’ne nakledilmesiyle yetinilmesini nasıl karşılıyorsunuz?

2- Ayşe Asuman Özdemir’in avukatı Zeki Hacıibrahimoğlu’nun, “müvekkilinin 56 yaşında olduğu, sağlığının ciddi derecede bozulduğu ve tedavisi için bir an önce tahliye edilmesi gerektiği” yönündeki açıklaması ciddi bir uyarı değil midir?

3- Avukat Hacıibrahimoğlu’nun, “İnsanın yaşama hakkı, cezaevinde de olsa, suçu sâbit de olsa kendisine verilmelidir. Gerekirse müvekkilim hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulsun” demesine karşın bu yönde bir karar alınmaması genel olarak insan hakları, özel olarak hasta haklarıyla çelişmiyor mu?

4- Öte yandan, Kuddisi Okkır’ın tutukluyken uyarılara karşın ölüme terk edilmesi bir “cinayet” değil midir? Adına “Ergenekon” denilen örgütün finans kaynağı olduğu iddia edilen Okkır’ın beş parasız ölmesini nasıl karşılıyorsunuz? Okkır âilesinin, bu bağlamda, devletten özür dileme beklentisi karşılanacak mıdır?

5- Ayşe Asuman Özdemir’in âkıbetinin de aynı soruşturma kapsamında tutuklanan ve ölüm döşeğindeyken tahliye edildikten birkaç gün sonra yaşamını yitiren Kuddusi Okkır gibi olmaması için gereken önlemler yeterince alınmış mıdır? Hapishânede ikinci bir cinayetin meydana gelmemesi için yetkililer üzerlerine düşeni yapmakta mıdır?

***

Ona verdiğim cevabı ekleyeyim:

Sevgili …,

Anlı şanlı kimseden en ufak ses çıkmadı ve çıkmayacaktır da. Korku dağları bürümüş.

Yazılarımdan da beni tanıyorsun. Bu memlekette kullanıldığı anlamda sağcılıktan da, solculuktan da nefret eden, bu milletin ve memleketin sevdâlısı, diğer milletlerle beraber, haysiyetle ve insanca, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ilkeleriyle yaşamasından yana olan mütevâzı bir mütefekkirim. Haktan ve haklıdan yanayım.

Süleyman Yağız’ın soru önergesinden bîhaberdim; sağ ol, derhâl web mekânıma koyacağım.

Bu insanların vebâl ödemeleri mümkün değil.

Rû be rû konuşuruz, ben de mercek altındayım.

Dostlukla…

***

Bu arada “acep bu Agarta nedir” diye tecessüs göstererek (Allah şu cehâletimin belâsını versin), Vikipedi’den şunları okudum:

Agarta, Tibet ve Orta Asya tradisyonlarında sözü edilen, Asya’daki sıradağların içinde bulunduğu ileri sürülen efsanevî bir yeraltı organizasyonuna verilen addır.

Agarta konusunu kitaplarında en ayrıntılı işleyen üç yazar Saint-Yves d’Alveydre (1842 -1909), Ferdinand Ossendowsky ve René Guénon’dur. Agarta, teozoflara göre Mu ve Atlantis’ten göç eden bilim râhiplerince veya inisiyelerce kurulmuş, sonradan gizlenme gereği görüp, dağ ve mağara içlerine çekilmiştir. Agartha, Agharta ve Agarthi olarak da yazılır.

Kimileri Şambala adında Agarta’ya karşıt olarak kurulmuş, gizli bir menfi merkezin varlığını ileri sürüyorsa da, Agarta’nın Tibet tradisyonlarındaki bir diğer adı Şambala’dır (Shambalah).

İnternette arayınca, baktım ki bu isimde bir eğitim ve organizasyon merkezi de varmış; derhâl incelenmişlerdir eminim ki. Ayrıca http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/agartatechnology.htm mekânında Agarta uçan dairelerinin(!) resmi var. Bir de http://www.okultizm.com/genel/agarta.html mekânında Agarta hakkında bilginin yanı sıra, rûya tâbirleri ve Şiromansi (el falı) bilgileri mevcut, yerseniz…

Hiçbir yerde 600 senelik olduğu yazmıyor.

Eh biz Anadolu’ya savaşla girip fethedeli 1000 küsur sene, geleli binlerce sene olmuş!

Asya’daki sıradağların içinde bulunduğu efsânesine bakıldığında, 600 sene önce Anadolu’ya göç ettiğini anlıyoruz Başsavcı’nın anlattıklarından; why bae!

Bu arada, Devletlûbiz millet adına savcıyız” diyor.

***

Bu yazı burada bitti; söylenecek ne kaldı ki?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 15 Temmuz 2008 Salı

12 Yorum »

  1. ali aydın

    15 Temmuz 2008

    Vay be ‘’darbeciler'’ ezoterik bir yapılanmaymış demek.

    Ya bu ülke de akıl diye bir kavram yok mu, ya da hiç yokmuy du ???

    Şu iddianamenin bağlandığı yere bakın. Bir bilim-kurgu senaryosu ya da fantastik macera değil !!! Anlı - şanlı Hukuk eğitimi almış kişilerin gerekçeleri bu yazılanlar.

    Hadi ordan yavvv cehaletin bu kadarına da pes diyorum artık.

  2. Sevinç Tartıcı

    15 Temmuz 2008

    söylenecek bir şey kalmadı gerçekten..
    sanırım pek az yorum yazılmasının nedeni de bu.

    haberleri izlerken bir şey dikkatimi çekti.
    biliyorsunuz Danıştay tetikçisinin avukatı müvekkilinin davasının Ergenekona eklemlenmesini istedi:)
    çünkü hem cumhuriyet gaztesini hem Danıştay’ı Ergenekon vurdu ya:))

    buna inanamazken Malatya’daki misyonerlerin boğazını kesenler var ya..
    galiba onları da Ergenekonla bağlantılandıracaklar..
    sizlerin de aklına gelen şeyler olursa söyleyin de iddianameye eklensin..

    benim var örneğin: bence enflasyonun, esnafın siftahsız dükkan kapatmasının, benim ayda 500 ytl ile geçinmek zorunda olmamın, tanıdığım birçok kişinin iltica planları yapmasının, gelmiş geçmiş bütün ekonomik krizlerin, 17 Ağustos 99 depreminin ve şahsen kilolarımın tek sorumlusu ERGENEKON’dur suç duyurusunda bulunuyorum!

  3. Hasan Demir

    16 Temmuz 2008

    Paronoyak mı oldum?

    Yorumlarıma kendim de şaşıyorum. Sanki şu olan bitenler hepsi bir seneryonun sahneye konulması.

    AKP nin kapatılması davası, ERGENEKON davası( okadar şaşırtıyor ki Danıştayı tetikcisini örgütleyen(!) Maraş ‘ya Misyonerleri katillerini yönlendien(!) İlhan Selçuk ve Arkadaşları ((ne tutarlılık ama)) ) ………….. Ekonomi çok kötü, çok çok kötü. işyeri kapatanların sayısı hergün artıyor. Fabrikalar kapılarına kilit vuruyor. işsizlik almış başını gidiyor.

    Türbanla, akp kapatılma davasıyla , ERGENEKON davasıyla, kuş gribi, bir anda katil kenelerin türemesi aman Allahım ! kafayı çizdiriyoruz herhal.

    Bu arada sayın DOSAT sizlerin işi iyidir herhalde.

    Yeni seneryoları kaldırabilecek gücüm kalmadı. Gerçeklerle bağımı kopartırsam , bağlantının yeniden kurulması için yakınlarıma beni size götürmelerini rice ediyorum.

    Selam ve Dostluk .

  4. Kaan ÖZSAYINER

    17 Temmuz 2008

    Tabiki Ergenekonun sonuçlanması ile statikocu düzen yıkılmayacak ve pek tabiki karanlıklardan aydınlıklarada kavuşalamayacak. Benim beklentim sadece artık bu ülkede birilerinin ellerini kollarını sallayarak her istedikelerini yapamayacaklarını farkına varmalarıdır.

    Başkaları bölünmüşlük olarak görebilir ama ben Türkiyenin içinde bulunduğu durumu avantaja çevrilebilecek bir kutuplaşma olarak görüyorum. Ne ulusalcıların salt statikocu dayatmaları ne muhafazakarların her an islam şeriatına kayabilecek beklentileri vuku bulamayacak denge kurulmuştur. Yapılması gereken ortamı daha germemek, bel altı vuruşları engellemek. Yani olayı abartıp çatışma haline çevirmemek. İki kutuplu konjöktür her zaman iyidir, dengelidir..

  5. dr asım burhanoğlu

    17 Temmuz 2008

    Hocam ;
    Biz yani bu bizden ne kastettiğiniz de elbette önemli,Anadolu’ya 1000yıl kadar önce gelmedik.Şöyleki;1–Prf. Ekrem Memiş,Selçuk Üni. TARİH bölümü öğretim üyesidir.Antik Çağda Türkler adlı çalışmasında,AKKAD kıralı 3.Sargon’un torunu NARAMSİN’in,o dönemin ANADOLU devletçiklerine karşı açtığı ve yengiyle sonuçlanan seferini taçlandırmak için bugün ÇORUM HİTİT müzesinde olan ŞARTAMHARİ ZAFER BELGESİNİ yazdırdığını,bu belgenin 30ların ortasında bir alman hititolog tarafından almancaya çevrildiğini,kendisinin de önce almancadan TÜRKÇE’ye sonra da ne olur ne olmaz diyerek HİTİTÇE öğrenerek,bir kere de HİTİTÇEDEN almanın yaptığı tercümeyi denetlediğini ve tercümenin namuslu olduğunu belirtir söz konusu eserinde.
    Kısaca şöyle başlar metin;
    Ben Naramsin,kıral sargonunu torunu falan diyerek,kendine fahriye ve methiye düzdürdükten sonra,ANADOLU devletçiklerine fırça atar ve azarlar.Ardından işte bu adamların üstüne sefer eyledim ve bakın kimleri yendim diyerek devletleri sıralar ve sanırım 14 ya da 15. satırda şı ifade yer alır….
    “”ve hatta TÜRKİ kıralı EMİN İL LUYU da yendim”" diyerek böbürlenir.

    Arzu edilirse (hararetin gölgede 60dereceleri bulduğu Mersin’de,)söz konusu kitabı arşivimden bulur ve daha ayrıntılı bilgi veririm mekancılarımıza.

    Bir ikinci şık da şudur efendim.Şayet ATA NİRUN ile temas edilirse,çok daha ayrıntı verebilecektir aktaracağım konuda!
    Meraklıları hatırlayacaklardır,95,96 yıllarında,milliyet gazetesi kapsamında,ATA BEY,”"fenomen” adlı aylık bir dergi çıkardı.Ruh çağırmadan(!) Muhyiddin-i Arabi’nin metinlerine kadar bir dolu sıradışı metin ve haber yayınlanırdı, bence “çok yararlı”" olan dergide.Hatta o dönemde TUBİTAK UZAY ARAŞTIRMALARI D. BAŞKANI olan Prf Mehmet Emin Özel Hoca((halen Çanakkale 18 Mart üni. de görevlidir)) aynı dergide HACER ÜL ESVED taşı ile ilgili iki sayı süren enfes bir ezber bozan araştırma dahi yayınlamıştı.

    İşte bu fenomende,KONYA ÇATALHÖYÜK kazıları ile ilgili,dönemin((yanlış hatırlamıyorsam)) kazı ekip başkanı ALM. arke. profösörünün bir makalesi yayınlandı.Yine meraklısı bilir ki,hali hazırda bu kazıda bulunan,gün ışığına çıkarılan DAMSIZ EVLER,tahminen gezegenimizin “”en eski”" yerleşimi olup,tahminen M.Ö. 12binlere uzanmaktadır…Alman hoca yazısında ne diyordu!
    Kazılar esnasında ele geçen “”insan kemik–deri ve saç”" örneklerini,kazıda kazma kürek sallayan yöre halkından alınan kan numuneleri ile karşılaştırdıklarında”((siz bu karşılaştırmanın nasıl olabileceğini iyi anlatırsınız) ortaya inanılmaz bir sonuç çıktığını belirtiyor alman! Kazı işçileri ile dokuları bulunanlar AKRABA…
    Yani diye yazıyordu alman,bu köylüler,işte o zamandır buradalar…

    Değerlendirme….
    1—Ekrem Memiş,Selçuk üni. de…
    2–Ata Nirun…Sanırım memleketi İzmir’e yerleşti ve şahsına web mekanı da var ayrıca yani ayrıntıların Ata bey’e sorulabileceğini ima ediyorum.Mutlaka artık yayınlanmayan fenomen dergisinden iyi bir arşiv yapmış olmalıdır kendisine…

    Son söz…

    Sevgili Kerem Hoca,şahsen ÇETİN BAL’ı ciddiye alıyorum..

    sevgi ve saygıyla

  6. dr asım burhanoğlu

    17 Temmuz 2008

    İzninizle kendime izin verdiğim bugün,mekanı bu minval üzere biraz daha ısıtalım.İstanbul selsele gitti,insan der ki,yahu bu Çukurovalı’lar yanıyor,kavruluyor,ahanda size bir avuç yağmurlu serinlik.
    Aşkolsun size “”yağmur kaçakları”…
    Gelecek,geçmişin izlerinden görülebilir Mİ!
    Bence evet…
    Bu arada tedrisatımı,bilmeyenlere bir cümle ile arzedeyim ki,şahsımın neye benzediğini imgeleminizde tasavvur ediniz;efendim orta mektep,Tarsus amerikan,1971–lise Kabataş Erkek Lisesi,74–bilahare Marmara üni. işletme yük. lisans.
    İyi bir kitap okuruyum diyebilirim…

    Şimdi gelelim ağır ağır şambala–agartha noktalarından daha açık ve görülebilir bilgilere :
    Dünya SÜMER alimi,malum NOAH KRAMER hocaydı,yakın bir geçmişte vefat etti.Şu an tahtta MUAZZEZ İlmiye Çığ hanım oturuyor ama,doğru-yanlış,alzeheimer((doğru mu yazdım Kerem Hoca) olduğunu duydum ve elbette çok üzüldüm.Zira soracağımız binlerce soru var(dı) SÜMER üzerine…

    1—İlk kuşak SÜMER kıral listeleri,”"tarih Sümer’le başlar” kitabında ayrıntılı olarak verilir KRAMER’de…
    11–Ancak,bu listelerde sıralanan isimlerin,”gezegenimizde” hüküm sürdükleri yıllara bakarsak,ortaya gerçekten bir tuhaflık çıkmaktadır.
    30 ya da 40 000 yıldan aşağı hüküm süren yok!!!

    Ne Kramer ne de MUAZZEZ Hoca,dünya gezegeninde,bir faninin günümüzden 7,8bin yıl öncede olsa,ya da daha fazla ,nasıl olup da bu denli bir zaman hüküm sürebilmiş olduğunu tatminkar bir şekilde anlatmazlar ya da anlatamazlar!!!
    MATEMATİKÇİLERE :
    Sümer matematiği gariptir,60 tabanlıdır…Yani 60 gördüğünüz yerde bir anlamda 1 sayısını görme durumundayız.((Öyle yazıyor ZECHARIA SITCHIN))…

    Diğer tarafdan halen tam anlamıyla çözülmemiş olduğu söylenen MAYA DİLİNDE,yine matematik konusunda,BAKHTUN denilen ve yine gariptir ki,milyar tirilyonlarla bugün için,anlamlı kılabileceğimiz bir matematik bilgisi mevcut(muş)tur.Uygarlık(!) anlamında,basit mısır çiftçisi olan,ziyade sulama bilgisi de mevcut olan bu halkın,((tarlalarını muhtemelen merkeple sürdükleri öne sürülmektedir) HANGİ AKLA HİZMETEN,günümüzden binlerce yıl önce,milyar kere milyar işlemlerle alakadar olabildiklerini NASIL ANLAMALIYIZ–ANLAYABİLİRİZ ACABA!!!

    Maya tanrısı tüylü yılan,KUKULKAN dır…Yani biz latince ile bu şekilde okuruz bu tanrıyı…Q ile başlar aslında adının yazılışı…

    Ancak,bugün Sıvas kırsalında,kimin ya da kimlerin;ne zaman–nasıl oluşturdukları halen bilinmeyen ve “”kutsallık”" atfedilen bir kuyu vardır…

    Bu kuyunun adı KUYULUKAN DIR…

    KUKULKAN ve KUYULUKAN,harf–ses uyumu müthiş olan iki sözcük…

    Einstein usta der ki;

    kainatta tesadüfe,tesadüfen de olsa tesadüf edilmez….

    Konuyu,umarım fazlaca dağıtmadım…

    Malum,dışarısı güneşaltında,muhtemelen 50lilerde olsa gerek.Klimayı çalıştırmadım,pervane şimdilik yetiyor…

    saygıyla arzederim…

  7. Sevinç Tartıcı

    17 Temmuz 2008

    “Einstein usta der ki; kainatta tesadüfe,tesadüfen de olsa tesadüf edilmez….”

    derler ki: Jung, Einstein ile uzun uzun tartışmaları neticesinde,
    “eşzamanlılık” ve “manidar tesadüf” gibi kavramlara ulaşmıştır.. dedikodu tabii de.

    ama “Muazzez İlmiye Çığ alzaymır” dedikodusu buraya henüz ulaşmadı.. inşallah değildir. 94 yaşında sanırım. bir de Hitit uzmanı bir arkeologumuz vardır: Muhibbe Darga.. onu da pek severim. o da 90 yaşında falan. oldukça zeki bu insanlar. tabi onların zamanında eğitim de eğitimdi sanırım. pek az insan okuyabiliyordu ama.

    o yaşlarında, bugünü temsil eden Türk kadınından, çok daha aydın bir grup onlar. daha yaşam dolular üstelik. daha enerjik ve akıl almaz derecede zekiler. hiç kompleksleri yok. kendilerine güvenleri tam. inanılmaz okuyan insanlar. bir de kimseye eyvallahları yok. çok güçlüler. erkeksiz de yaşayabiliyorlar. Mina Urgan da öyleydi.

    Allah gecinden versin tabii de, gidişleriyle bir dönem kapanacak gibi..
    konuyla alakasız.. öyle aklıma geliverdi.

  8. dr asım burhanoğlu

    17 Temmuz 2008

    Sevinç Hanım ;
    Burada gerçekten keyifli ve ufuk açıcı olmasını şahsen arzu ettiğim bir tartışma,sohbet zemini oluşturma gayretinde olmalıyız.

    1-Muazzez Hanım’ın alzeheimer olduğu söylentisi,bizzat kitaplarının yayınını sağlayan KAYNAK YAY.nın zımnen sahibi olan İŞÇİ PARTİSİ nin,şehrimdeki il başkanlığında görevli kişilerce beyan edilmiştir.
    Bir sohbette kendilerine,MUAZZEZ HANIM la sohbet etmek,SÜMER konusunda bilgi almak üzere ((geçen yıl)) her yıl Muazzez hanım ın da katıldığı yaz kampına gitmek istediğimi söylediğimde,bana iletildi.Maalesef hoca hasta dendi.

    2–Benzer şekilde ((biraz alakasız belki ama)) 1996 yılında Türk solunun anıt adlarından Rasih Nuri İleri Bey,kentimizi ziyarete geldiğinde, davetli olarak bulunduğum sohbette,kendisine yönelttiğim sorulara ((ki gerçekten çok merak ettiğim konulardı)) başlangıçda,birkaç dakika son derece tutarlı yanıtlar vermekle birlikte,ardından anılarına geçip,ilgili ilgisiz bir dolu ayrıntıyı ortaya serpiştirmeye başlayınca,rahmetli Suphi Karaman –Doğu Bey birbirimize çaresizce baktığımızı hatırlıyorum.

    3–Mina Urgan ya da benzerlerinin, kişisel zihni ve bedensel ihtiyaç tercihleri,bu tercihleri ne denli uyguladıkları,”" alakasız da” olsa, bu sütunlarda yer bulmasa gerektir.
    Bu itibarla,”" erkeksiz de yaşayabiliyorlar”" cümlenizi,bir talihsizlik olarak algılıyorum…

    saygılarımla

  9. Sevinç Tartıcı

    18 Temmuz 2008

    kırk yıl düşünsem..
    ben, yazdığım o cümleden..
    sizin ima ettiğiniz, bu anlamı çıkarmazdım..
    ne “bedensel ihtiyaç tercihi”..
    ne “tercih uygulaması”..
    ne “talihsizliği” bayım..

    bu ne..
    lezbiyen mi diyorsunuz..
    öyle miymiş bu hanımlar..
    ilk kez sizden duyuyorum.
    zira ben böyle bir şeyi ne yazdım ne de ima ettim
    bu nice okumaktır!

    arkadaşlarım hep, “Türk erkeğine göre, sırtını bir erkeğe dayamadan tek başına ayakta kalabilen, hele hele kendisine yüz vermeyen kadın ya menopoza girmiştir ya da lezbiyendir:)” derler ve belki de bu düşünceleri yüzünden arkadaşlarımın hiçbirinin sevgilisi ya da eşi Türk değildir. bense genellemeleri sevmem. ama Türk erkeği genellenmek istiyorsa yapacak bir şey yok!

    yazdığım yorumda: Latife Tekin’in “Türk Kadını Allah için değil, erkeği için kapanıyor” lafına, güya, gönderme yaparak..
    bir dönemin aydınlık ve gerçekten zeki Türk kadınına örnek olarak sevdiğim kadın figürlerini aynı yorumda anmak istedim. ve eskiden eğitim sistemin aydın insanlar yetiştirdiğini.. ve söz konusu ettiğim insanların ölümüyle de bir dönemin kapanacağını düşünüyorum. evet. neresini anlamadınız!

    “dedikodu” sözcüğü ise: mizah idi!!
    MİZAH bayım.
    siz yağmurla ilgili şenlikli bir takılmada bulununca size de takılınabilir gibi düşündüm..
    haklılığınıza kaynak göstermeniz gerekmiyordu yani. hele bir çocuğa işaret parmağını sallar gibi, “1-… 2-… 3-… diye açıklamalar yazmanıza hiç gerek yoktu.. zira savcı değilim. siz de öyle..

    bugün benim doğum günüm.
    18-07-1968′de doğdum.
    bir dilek tuttum: o da karşılık vermemeniz.

    sözün bittiği bir nokta varmış meğer.
    en azından karşılığını bulmadığı..
    o halde daha fazla sözcük israfına gerek yok!

  10. dr asım burhanoğlu

    18 Temmuz 2008

    Sevinç Hanım ;
    Evvela doğum gününüzü kutlar,neçe zamanlar görmenizi dilerim…Sadrazam demiş ki hünkara,bir divan toplantısında” İhtimaldir padişahım,derya dahi tutuşur”…Hasılı kelam,birgün derununuzdan bir söz sarfedersiniz,muradınız birebirdir,doğrudan anlatımlıdır.Lakin,ummadığınız bir deryaya dökülebilir kelam…Söz temsili,ing. bilgim haylicedir,malum,gay sözcüğünün “yaygın” iması dışında,mermer gibi bir anlamı daha vardır;neş’eli,kabına sığmayan,deli dolu gibi.Ancak kahrolası dünyada,o kelamı andığınız an,tüm şimşekler,mateessüf,aynı merkezde kitleniverir.Böyle bir durumda,yıllar önce bir otelin içkiliğinde(barında) bir fıransız mühendisle tanışmıştım.My name is just philip dediğinde şaşırıp,senin bir soyadın da olmalı,değil mi şeklinde sorgulanmış,yes,but it is gay dediğinde,birlikte kahkahaları koyuvermiştik.

    Bir kadının erkeğe ihtiyaç duymaması,ona sırtını dayamadan yaşaması gibi,bir erkeğin de,normal şartlar altında bir kadına ihtiyaç duymaması ve ona sırtını dayamaması keyfiyetini,doğanın diyalektiğine aykırı bulanlardanım…

    Dolayısıyla söz,hiç bir zaman israf edilmez,her kelamın aktığı bir mana vardır alemde…

    saygılarımla

  11. Canan ÜLKER

    21 Temmuz 2008

    Sevgili dr asım burhanoğlu;

    Erkeksiz de demiş.Buradaki “de” doğadaki diyalektiğe aykırı bir durum olmadığını yeterince açıklıyor zaten. Erkekli yaşamaya,hiç düşünmeden tercih ayrımına bile gerek kalmadan bir çizgi çekilmiş o kadar.İnsan olmanın zenginliği erginliği,aşmışlığıdır bu olsa olsa doğaya aykırı bir durum değil. Ben öyle anlıyorum. Biraz zorlamışsınız anlamı.

  12. dr asım burhanoğlu

    21 Temmuz 2008

    Canan Hanım,

    teşekkür ederim….

    asım

  13. Yorumunuz mu var?