KISACA BİR YAZI

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 295 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.

Günlerdir bekliyorum… Bir PKK’lı öldüğünde, bir bölücü veya TC düşmanının başına en ufak bir şey geldiğinde kimi romantikçe, kimi öfkeyle ama mutlaka bu devletin aleyhine yazılar döşenen, demeçler veren entel, AB’den veya ABG’den maaş alan, eski komünist ama şimdi liberal geçinen, bütün mütareke medyasında her gün seyrüsefer eyleyen kalemşorlardan bâri tek bir tânesi Ergenekon Soruşturması namlı garabet sebebiyle 13 ay içerde kalıp sonunda rahmete kavuşan, cenazesi gazetecilerin verdiği parayla kaldırılabilen “örgüt kasasının” arkasından eleştirel iki lâf etsin veya bir şeyler yazsın

Yok!

Tık yok!

İnsan hakları bunlardan sorulur.

İkinci, üçüncü cumhuriyetler peşindedirler.

Çok Bilgi’lidirler.

Ama konu aleni bir insanlık trajedisi olduğunda dahi, arkasında ABG, AB ve benzerlerinin desteği olmayınca, nutukları tutuluyor.

İkinci bir trajedi de hep birlikte bastırınca kısmen önlendi. Asuman şimdilik serbest ama iki ay zarfında karaciğer nakli yapılmazsa kaybedilecek. Çünkü vücudunda 30 litreden fazla sıvı (buna asit [ascites] denir tıpta; asidden farklı ve periton boşluğunda sıvı birikmesi demektir) biriktikten sonra nihâyet tedavi imkânı tanındı. Bu arada, gizli tanık koruma kanunu yaklaşık 6 ay önce yasalaştı ancak yürürlüğe girmesi 6 ay sonra olacaktı ve bu süre 5 Temmuz 2008 günü bitiyordu. Yâni yasa 5 Temmuz 2008 günü yürürlüğe girmiş oldu. CHP tarafından, antidemokratik olduğu belirtilerek anayasa mahkemesine gidildi. Konu hâlen yüksek mahkemede, takdir yüce yargının da…

İddianâme için 15 ay beklenip yeni yasanın yürürlüğe girdiği 5 Temmuz 2008 tarihinden sonra mahkemeye sunulması tesâdüf mü? Eğer tesâdüf değilse, savcı gizli tanıkları devreye sokabilmek niçin 15 ay bekledi. Tutuklananlar ölmüş, siroz olmuş, kimin umurunda?

***

Bu arada, batmış Mu ve Atlantis kıt’alarından çıkıp tevhit etmiş seçkinlerden oluşan 7000 senelik bir örgütün Himalâyalar’dan bilmem nerelere 2000 kilometrelik dehlizler kazarak oluşturdukları grup hezeyanlarına istinaden bir iddianâme çıktı ki, pîr çıktı. Bunu kaleme alanlar (tek kişinin başarabileceği iş değil) yazdıklarına gerçekten inanıyorlarsa vaziyet pek vahim, yok bilhassa yazıyorlarsa, çok daha vahim.

Bu efsanevî ve gayrı mantıkî “örgütlere” bir dönem merak saranlar arasında Hitler ve Atatürk de vardır çünkü! Ayrıca, masonlar da bu efsânelerle çok ilgilenir; tıpkı bütün dinler ve okültizm tarihiyle ilgilendikleri gibi ve hâlen yasal olarak çalışan benim bildiğim yegâne ezoterik cemiyettir. Bakın iş nerelere çekiliyor ve çekilecek…

Ânında Süleyman Yahya (bunların soyadları hep Yahya oluyor [Hârun da var ya], zımnen kastedilen Vaftizci Yahya tabii, yâni yeni peygamber muştucusu) –sıkı durunŞamanist ve Marksist bir örgüt olan Ergenekon hakkında iki senede yazılmış 1300 sayfalık muazzam bir eseri müjdeledi: ERGENEKON: MASONLUĞUN KILICI! Akabinde de Adnan Hoca (Adnan Oktar, yâni Hârun Yahya) lâkaplı kişi Savcı Öz’ün masonlarla ilgili araştırmalarını sürdürdüğünü söyledi bir basın toplantısında. Yâhu, nereden biliyor? Atıyorsa sorun değil ama ya gerçekten bunlar işbirliği içinde iseler? Düşünmesi dahi kötü!

Üstelik iki senede hazırlanan bu eserin(!) yazarları, 13 aylık Ergenekon’dan, önceden haberdar mıymış?

Bu arada bütün bilgilerin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan olan Taraf filân gibi gazetelere doğrudan savcılıkça sızdırıldığını Hürriyet’ten Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi dahi yazdı! Bu gazetenin içyüzünü Fatih Altaylı anlattı zâten:

—Önce ben sordum, “Taraf’ın finansman kaynağı kim?” diye. Sonra Genelkurmay Başkanı aynı soruyu tekrarladı. Yanıt yerine hassas kalblerin yazarı Ahmet Altan’dan küfür geldi. Soruyu tekrarladım, basit bir yanıt istiyorum diye. Musluk sesi geldi, “Tısss” diye. Mâdem o yanıt vermiyor, yanıtın en azından bir bölümünü ben vereyim. Taraf isimli mevkutenin masraflarının büyük bölümü Çalık Grubu, daha doğrusu Vakıfbank ve Halkbank tarafından finanse edilen Turkuvaz Medya tarafından karşılanıyor. Yâni sizin, benim, devletin parasından. Taraf gazetesi, Çalık’a âit Sabah gazetesinin matbaalarında basılıyor. Kâğıdı, mürekkebi bu grup tarafından karşılanıyor. Dağıtımı yine aynı grup tarafından yapılıyor. Taraf Gazetesi, bütün bu işler için Çalık Grubu’na daha beş kuruş ödemedi. Masrafları Çalık Grubu yapıyor, karşılığında Taraf’tan 1 yıl vâdeli çek alıyor. Taraf’ın günde 150 bin gazete bastırdığı raporlarda görünüyor. Bu gazetelerin tânesi 30 kuruşa mâl olsa, günde 45 bin lira kağıt ve baskı parası var. Buna yazı işleri harcamaları dâhil değil. Sâdece bu mâliyet ayda 1,5 milyon YTL. Dağıtım mâliyetini de ekleyince bu rakam hemen hemen 2 milyon YTL. Yılda 24 milyon YTL. Taraf bu harcamalar için “Çek” veriyor. Teneşir vâde. Bu durum TMSF yönetiminden beri sürüyor. Çalık Grubu Sabah’ı devraldığı zaman Medya Grup Başkanı Serhat Albayrak bu durum bir rapor hâlinde sunuluyor. Zâten mâlî sıkıntıda olan gruba bunun da büyük bir yük getirdiği söyleniyor. Taraf’ın finans kaynaklarından biri bu. Yaptığı hizmete oranla bence düşük bir mâliyet.—

***

Artık sisler dağıldı, gölgeler yok oldu ve resim netleşti:

Bu memlekette bilhassa ABG emriyle işlenen veya işletilen bütün cinayetler, fâili meçhûl katiller, kimliği belirsiz kaatiller, Cumhuriyet gazetesinin saldırıya uğramasından tutun da, Sivas katliamına kadar her şeyin suçlusu, en azından sorumlusu olarak birileri ilân edilmeye hazırlanılıyor.

Yakında Hür Masonlar veya Özgür Masonlar Dernekleribasılıp”, meselâ 7690 sayfalık yeni bir iddianâme hazırlanıncaya kadar zâten çoğu ileri yaştaki üç beş üstad da mahpusta Hakk’a kavuşursa

Ne mi olur?

Sistem, yâni vahşi kapitalizm ve onun dayattırıcısı emperyalizm bütün bu insanlık suçlarının azmettiricisini ve fâillerini topluca ilân etmiş olur, dosyalar kapatılır.

Bizim millet de bunlara inanır, inandırılır.

***

Bu arada, nasıl meşgûl edildiğimizi, alttan alta dinci (dindar değil) yapılanmanın ne boyutlara geldiğini gösteren bir haber:

Diyanet İşleri Başkanlığı, Selefî inancına yakın bir cemaâtin işgâl ettiği İstanbul Fatih İlçesi’nde bulunan Efdalzâde Câmii’ni kurtarmak için harekete geçince kıyamet kopmuş; ataması yapılan imamın çalışmaları engellenmiş. Belli ki Efdalzâde Câmii, Cemaâtzede Câmii’ne dönüşmüş.

19 Temmuz 2008’de memleketin hâline bakın: Fethullahçılar cemaâti, Selefîler cemaâti, şunlar cemaâti, bunlar cemaâti… Ortalık bunlara bırakılmış.

The Economist de şöyle yazmış: “Üst düzey bir AKP’li demiş ki Devletlû hiçbir tavsiye ve tenkidi kabûl etmiyor. Bir tirana dönüştü”!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 19 Temmuz 2008 Cumartesi

Güncelleme: Selefî inancına yakın bir cemaâtin işgâl ettiği Efdalzâde Câmii’ni kurtarmak için harekete geçince kıyamet kopmuştu ya, sonunda cemaât kazandı ve güvenlik gerekçesiyle imam geri çekildi; orada artık, devlet yok! MKD - 15.08.2008

1 Yorum »

  1. dr asım burhanoğlu

    20 Temmuz 2008

    Türk yazın dünyasına uyarı;
    Kerem Hoca,Tarık Minkari Hoca’dan sonra,gülmece kalesinin burçlarına bayrağını dikmeye hamle etmiş,ona göre ayağınızı denk alın,bu bir…

    İşin şakası ve latifesi bir yana, yorumlarınızın giderek ciddi irtifa kaydederek,AĞIR SİSİN aralanmasında ciddi bir vasıta olduğunu,zevkle söyleyebilirim.
    Ancak bir noktayı daha itiraf etmeliyim;21. yy Türkiye’sinde,muhtemelen ilk kez AKADEMİDEN bir insan,yani SİZ,adeta yalın kılıç,kişisel AĞ MEKANINDA,müesses nizamın karşı karşıya bulunduğu,MİSLİ GÖRÜLMEMİŞ bir “”psikolojik savaşı” her ne bahasına olursa olsun düğümlerini çözmeye,kararlı gözüküyor.Bilmemki bu ülkenin diger yiğitleri,FARKINIZA varıp,deviniminizden nasipleniyorlar mı!

    Özellikle sağ elinizi ağrıtanları kastediyorum,hani hareketsiz halde duranlar var ya!
    Sizinle aynı kuşağın çocuklarıyız,sonradan icad edilmiş de olsa,malum,bizlere 78li diyorlar…
    Size, daltonları daha iyi kavrayasınız anlamında,bir tüyo vereyim,bilmediğinizi varsayarak;
    Rahmetli Hasan Yalçın’ın ((İşçi Partisi Gen. Bşk. Yrd.) “”dönekler” adlı kitabında,babaları ile ilgili,sizin gibi bir ruh hekimini çok ilgilendirecek üstelik de babalarının kendi ağzından söyleyip,Hasan Abinin tespit ettiği,ifadeler var.Oradan hareketle,adeta bir aile psikanalizi yapabilirsiniz kanımca.

    Ben de bir tarihde,aydınlık “tabloid” boyda yayınlanırken,sanırım 96,97 olmalı,her hafta kare içine alınmış bir bölgede yazı yazan ve bilahare oradan “eksolanan” bir Ank. Üni. profuyla dalaşmıştım,yukarda belirttiğiniz meseleler bağlamında…Kim mi bu prof….
    Hani damat ufuk paşayla birlikte, bağımsız aday olup,kendine arka çıkacak emperyalist uşaklara güvenerek,KAMUTAY’a gidebileceğini düşünen,uşaklar son anda “bizimkini” ayazda bırakınca,seçim kuruluna bozuk atan,sosyal bilimler profu,insan hakları komisyonu üyesi canım…
    İkinci faks fırçamdan sonra,beni,cevap yazmayarak cezalandırdığını sanmıştı köşesinde…

    Evet Kerem Hoca,gecenin bu vaktinde sizi muhabbetle selamlıyorum…

  2. Yorumunuz mu var?