ABDULLAH ÖCALAN’IN BASIN AÇIKLAMASI!
Bu yazi toplam 913 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.
Agarta-Ergenekon Suç Örgütü mensupları diye içeri atılan emekli generalinden gazetecisine kadar pek çok kişi avukatları dâhil kimselerle görüştürülmezken, balla börekle beslenen, üstelik PKK’nın Svastika’yla (Naziler’in tersine çevirerek simgeleştirdiği gamalı haç) veya Osiris’le filân bir tarihî bağlantısının da olup olmadığı şimdilik bilinmeyen birisi var: Abdullah Öcalan.
Sayın Antonio di Pietro ve adamları bu işe de bir el atsalar, vallahi Sirius UFO Uzay Bilimleri araştırma Merkezi Başkanı, değerli âlim Hakan Akdoğan’la el ele vererek PKK’nın aslında bu yıldızdan gelenlerce kurulduğunu da ortaya koyarlar.
Hele bir de Evrensel Birleşim Merkezi Derneği ve Dünya Kardeşlik Birliği Mevlânâ Yüce Vakfı’nın peygamberi Zeliha Bülent Çorak’la da işbirliği kurarlarsa (nasıl olsa asrın en büyük fikir adamı olan Fethullah Efendi Hazretleri de peygamber, bu aralar peygamber enflasyonu var) neler bulurlar. Zeliha Bülent Çorak “dünyalıların pozitif enerji yaymasını sağlamak” amacıyla uzaylılar tarafından seçildiğini, önceki hayatında Mevlânâ olduğunu öne süren yazdığı “fasikül’de” (sonradan Bilgi Kitabı’na dönüştü bu şâheser, bende var) ise peygamberlik konumunu bir derece daha yükselten dişi peygamberimiz. Kendisinin yazdığı ve kutsal kitap olarak kabûl edilen “fasikül’deki” bâzı dikkat çekici bölümler şöyle: “Zamanınızda sizlere irşad görevlileri gönderilmiştir. Onları sizlere dünya isimleri ile nakledelim: Musa, İsa, Hz. Muhammed, Atatürk. Bunlar direkt enkarneleridir. Yâni sizin tâbirinizle konuşalım, direkt uzaylılardır” (Fasikül 24/Sayfa 216). “Bugüne kadar ‘O’ diye tanıdığınız Allah benim. Evet şaşırmayın. Şu an ben de bedenli olarak Beta Nova’da yaşamaktayım. Omega boyutundaki Uhud Dağı’nda yaşayan büyükbaba benim fermanlarımı dağdan evrenlere, kâinatlara yansıtmaktadır. İsa O’nun oğludur. Buradaki cinsel üretim bedensel değil, düşseldir” (Fasikül 46/Sayfa 451). Işık Kitabı’nda Allahlığın da bir tekâmül seviyesi olduğu, inisiye edilmiş seçkinlerin yakınlarda bizi mahvedecek olan foton kuşağına yakalandığımızda kromozomlarının değişeceği, boylarının uzayacağı ve evrimin tekâmülü sürecinde huzurla yaşayacaklarını filân söylüyor. Vallahi atmıyorum; hem Bilgi Kitabı hem de ismi bende mahfuz bir başka tefsir kitabında bunlar alenen yazılmış. Eh, Atatürk de uzaylı ve Agarta’ya meraklıydı; bence aslında Öcalan’la da akrabalar ve Öcalan da uzaylı ve direkt enkarne! Nitekim bunun fark edileceğinden endişe ederek neler söylemiş, birazdan okuyacaksınız.
Sezgilerim ve alfa kanalından gelen vahiylerim diyor ki (eyvah, bende de başladı, hemen aripiprazol alıp akatizikleşmeliyim; psikozum düzelmese de yerimde duramamaktan aklım başıma gelir), aslında Öcalan da bedenli olarak Beta Nova’da yaşamakta olan, Omega boyutundaki Uhud Dağı’nda yaşayan büyükbaba târikiyle fermanlarını evrenlere, kâinatlara yansıtan ve düşsel üretim yapan Şey’in oğludur. Sirius’un da bu işte parmağı vardır ve sırrını değerli âlim Hakan Akdoğan mutlaka bilir.
umbara abdala habda kim, umbara abdala habda kim, umbara abdala habda kim…
***
Biraz kendime geldim ve yeryüzüne indim… Uf, ne mystical experience idi yâhû!
İmralı hakkında biraz bilgi vereyim önce…
Adanın Osmanlı dönemindeki adı Emirali, Mudanya kazasına bağlı bir nâhiyeydi. 1913 yılında adada 250 hâne, bir okul, üç manastır vardı ve tamamı Rumlar’dan oluşan 1200 kişilik nüfusa sâhipti. Adanın Rumca adı Kalolimnos’tu. Soğan tarımı ve balıkçılık yapılır, yetiştirilen soğanlar İstanbul’a satılırdı. Sebze yetiştirilmediği için adalıların başlıca gıdasını balık oluştururdu. Lozan Antlaşması’ndan sonra nüfus mübâdelesi ile ada tamamen boşaldı ve Cumhuriyet döneminde de üzerine cezaevi kuruldu.
Günümüzde üzerinde yerleşim birimi bulunmamakla birlikte, yüzölçümü bakımından Marmara Adası’ndan sonra ikinci büyük ada. Eskiden Deniz Kuvvetleri idaresindeyken, şimdi İmralı Cezaevi’ne ev sâhipliği yapıyor. Demokrat Parti dönemi başbakanı Adnan Menderes, dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve mâliye bakanı Hasan Polatkan burada idam edilmişler. Adadaki mahkûmların çalıştığı ziraî işletmelerin mamûlleri İstanbul ve diğer şehirlerde satılırmış zamanında.
Şimdilerde ise ömür boyu hapis (idam midam yok ya artık) cezasına çarptırılan PKK Elebaşı Terörist Abdullah Öcalan İmralı Cezaevi’ni teşrif ediyor. Zât-ı âlilerinin adaya naklinden önce diğer mahkûmlar Sabun ve Konserve Fabrikası gibi fabrikalarda çalışır ve belli de bir ücret alırlarmış. Öcalan’ın teşrifiyle adadaki diğer mahkûmlar tahliye edilmiş.
Maşallah, adamın bir eli balda, öbür eli yağda…
Özel muamele ve ihtimam görüyor.
Avukatları diye gelip giden birtakım kişiler sâyesinde örgütünü yönetiyor.
***
Bakın http://www.haberler.com/ocalan-ergenekoncu-pasalar-benimle-gorustu-haberi/ adresinde ne haber var:
İmralı’da tutuklu bulunan terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, Ergenekon operasyonu kapsamında cezaevine konulan generallerin kendisiyle görüştüğünü ileri sürdü.
Teröristbaşı Öcalan, generallerle arasında geçen muhabbetleri de açıklarken, kendisiyle Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun adamlarının görüştüğünü ileri sürdü.
Avukatlarıyla yaptığı haftalık görüşmede (MKD: bu “haftalık görüşmelerde” börek, çay ve ev yapımı kanepeler yiyip içiyor ve gergef de örüyorlarmış duyduğuma göre), Ergenekon operasyonuna değinen Öcalan, ulusalcı grupla Mustafa Kemal Atatürk’ün bile baş edemediğini savundu. Öcalan, “1930’larda etrafını kuşatarak etkisizleştirdiler, Mustafa Kemal bunlara teslim oldu, cumhuriyetçileri tasfiye ettiler. Amerika ile birlikte Ergenekon’un geçmişi 1950’lere dayanıyor. Ergenekon aslında tasfiye edilmedi, kadroları değiştiriliyor. Ulusalcılar tasfiye ediliyor, yerlerine daha profesyonel bir kadro getiriliyor. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor” iddiasında bulundu.
“Ergenekon’un DHKP-C, İBDA-C, Hizbullah ve PKK bağlantıları tartışılıyor yâni bütün örgütlere sızma yapıldığı tartışılıyor” diyen Öcalan, operasyon kapsamında tutuklanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve birkaç komutanın kendisiyle görüştüğünü savundu. Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun adamlarının da kendisiyle görüştüğünü savunan Öcalan, “beni ve PKK’yı Ergenekon’la ilişkilendiriyorlar. Bununla ne amaçlanıyor. Tutuklanan generallerin İmralı ile bir şekilde ilgileri olmuştu, Hurşit Tolon ve birkaçı bir dönem burada komutanlık yaptılar. Bunlar İmralı’yla ilişkiye geçerek neyi yapmak istemişler, hedefleri neydi buna bakmak lâzım? Ergenekon’u bizimle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Bunlar, boş iddialardan ibâret. Benim ismimi kirletmeye çalışıyorlar” dedi.
İmralı’ya geldiğinde komutanların gelip kendisiyle görüştüğünü belirten Öcalan, şöyle devam etti: “Kıvrıkoğlu’nun adamları da vardı. Ben onlara, ‘Siz benimle böyle konuşuyorsunuz ama gücünüz var mı’ diye sorduğumda, ‘Gücümüz var ki böyle konuşuyoruz’ diyorlardı. Ben onlara da ‘Beni bu şekilde kullanamayacaklarını, beni bu şekilde kandıramayacaklarını’ söylüyordum. Ben, ‘Ya kendilerini kandırıyorlar ya da beni kandırmaya çalışıyorlar’ diye düşünüyordum. Zaman gösterdi ki bunlar kendilerini kandırmışlar. Nitekim bunların hepsi tasfiye edildi”.
Öcalan, “Hilmi Özkök’ü de zehirlemeye çalıştıkları söyleniyor. İki ekip var. Bunlar arasındaki çatışmadır bu. Bu operasyonla Kemalistleri mi tasfiye ediyorlar. Aslında konu bu değil. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor” iddiasında bulundu.
***
Yaaa!
Yazının başında bahsettiklerimde haklı mıyım, değil miyim?
Bir tek aklımın almadığı husus şu idi: Suçlulukları kesinlikle ispatlanmamış Ergenekonzedeler ne avukatlarıyla, ne yakınlarıyla görüşebiliyor; sebep de soruşturmanın selâmeti.
İyi, peki de…
Suçu sâbit olan, her gün uçaklarımızın teröristlerini vurabilmek için milyonlarca Dolarlık harcama ile uçtukları, şunu bunu dağa çıkaran, hemen ger gün şehitlerimizin kanını döken PKK’nın tescilli başkanı ve yöneticisine bu ayrıcalık neden tanınmakta?
Sonunda cevabı bulup rahatladım: Öcalan da uzaylı ve direkt bir enkarne ve tabii ki ölümsüz. Bu sebepledir ki, teta kanalından gelen çok gizli sinyâllerle korunmakta ve bizim fâniler buna bir çâre bulamamakta. ABG de, AB de kandırmaca!
Bu arada, Medyaradar’ın haberine göre, Akşam Gazetesi yönetimi, Ergenekon İddianâmesi’nde adı geçen ve davanın tutuklu sanıklarından Zekeriya Öztürk ile cezaevinde evlenen köşe yazarı Güler Kömürcü’nün işine son vermiş ve izinde iken bu karar kendisine tebliğ edilmiş. Onun kanalı ârızalı bu aralar, FM ile idâre etmeye kalkınca böyle oldu tabii!
umbara abdala habda kim
umbara abdala habda kim
umbara abdala habda kim
umbara abdala habda kim
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Temmuz 2008 Pazar
ali aydın
21 Temmuz 2008
Sevgili Kerem Hocam, en iyi yazılarınızdan birini yazmışsınız.
Gerçektende bu konu üzerine eğilmeniz can alıcı. Özellikle 20. yy ikinci yarısından günümüze bu tip ezoterik, okült, mistik gruplar inanılmaz derecede ilgi görmeye başladı. Avrupa aydınlanmacılığıyla öne çıkan akıl ve bunun getirdiği kavram ve kurumlar günümüzde yıpratılmaya çalışılmakta. Tarihte bir çeşit bilgi (akıldışı bilgi) olarak yerini almış gruplar-topluluklar, yeniden insanların bilincinde ilgi görmeye başlamış görünüyor.
Kapitalizmin paramparça edip yok ettiği insan ruhunu (tabii ki bu benim subjektiv yorumum siz mutlaka daha derinlemesine insan ruhunu hangi koşulların bu duruma getirdiği hakkında çok çok daha etkinsiniz. Hatta neden insanların bu tip kişi ve klanların peşinden gittiği hakkında psikyatri biliminin ne söylediği üzerine de bir makale yayınlamanız önemli bir ricamdır) bu tip gruplar yeniden inşaa etmeye çalışırken, aslında tümden insanlığı çok daha tehlikeli bir zihin sürecine sokmaktalar. (ayrıca küresel egemenler tarafından bilinçli olarak desteklenmekteler)
Benim şahsi kanım asıl tehlikenin en büyüğü buradadır. Salt akıl devre dışı bırakılıp, irasyonel akıl (bilinç,bilgi herneyse) öne çıkarılmaya çalışılmaktadır. Asıl öyle bir durumda kaçınılmaz olarak insan, hezeyanlar içerisinde yaşamak zorunda kalacaktır.
En nihayetinde benim gibi ortalama insanın çok ta yapabileceği birşey yok ama sizin gibi toplumun önüne geçmiş bilim insanlarının daha çok kendinizi halka göstermeniz ve doğruya yönlendirmeniz gerekiyor hocam. Göstermiyorsunuz demiyorum bu site bile bir nebze ışıktır, ama yeterli değil hocam inanın değil !!! Küresel ölçekte akıl tutulmasının yaşandığı bu dönemde birileri çıkıp akıldan, mantıktan, izandan bahsetmeli onlar sizlersiniz hocam…
Son olarak ülkenin gündemine özellikle oturtulan Ergenekon davasının bir şekilde gerekçe olarak efsenelere dayandırılması bile beni derinden sarmış durumda. CUMHURİYET SAVCISI yerin altında ki dehlizlerden arada bir çıkıp mutlak bilgi taşıyan rahiplerden haber alan kişilerin günümüzde de var olduğu ön kabulünden yola çıkmış, iddianameye bunu eklemiş…
ŞAKA MI BU YOKSA RÜYA MI ?
İsmail Yaman
21 Temmuz 2008
Sevgili Üstad;
Türkiye’nin gündemini aylarca belirleyen ergenekon yılan hikayesinin iki taraflı yorumları işin tehlikeli boyutunu saklıyor.Nesnel açıdan bakabilecek verilerde elde olmayınca (yada bilinçli sulandırılıyor)herkes beklemeye çekilmiş durumda.
Kısaca özetlemek gerekirse böyle bir örgütlenme var.(yazısız,kanunsuz-eylemsiz,ideolojik dayanışma da diyebiliriz)Bu topyekün (asker,sivil,brokrat)birlik ne yapıyor.M.Kemal’in askeri emperyalizm den kurtardığı bu ülkeyi o ideolojide kollamaya çalışıyor.İnsan unsuruna dayandığından ama hatalar, yanlış düşünceler,şöylede olsa nasıl olurdu gibi fikir egzersizleri iddaaname olmuş.Hukuk da bu da normal. Savcılık söylenen her sözü belgeyi yazar.Mahkemeler önemlidir.
Gelelim işin tehlikesine:Bu iktidar nereden ve nasıl geldi,takunyalı takiyye varmıdır.Halkın din duyguları modacılık,iş bulabilme,ihale alabilme durumuna neden getirildi(dağıtılan kömürler bile ciddi ekonomik bağlayıcı unsur) siyaset neden alternatifsizleştirildi(sol bile sağa kaydı anti-emperyalizmi ağzına bile almıyor )İşte tüm bu yorumların sonucu bölgede oynanan emperyalist paylaşımda ülkemize verilen ROL se;
Bu güçler önlerindeki en önemli direnci ( anti-emperyalistleri ) safdışı bırakmaya çalışıyorlar.
İçlerinde fikirlerine hiç katılmadığım insanlar var.Çok hatalar yapmışta olabilirler ama içlerindeki değerli insanların bu ülkeyi sevdiklerine inanıyorum.Bunun bir örgütlenme olmadığına, emperyalizme karşı verilen (her yurtseverin yapacağı) refleksin, bu ülke nasıl kurtulurun fikirsel egzersizidir.
Kemalizmin artık alenen (liboş yazarlarca)olumsuzlandığı,halkın haber kaynaklarının kimlerde olduğu,ulusal,anti-emperyalist,cumhuriyetçi olabilmenin korku yaratmaya başladığı ülkemizde sanırım şu dizenin vakti geldi geçiyor:
Sen yanmasan ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa
Ugur Alkan
22 Temmuz 2008
Sayin Hocam,
Evrensel Birlesim Merkezi Dernegi ve Dunya Kardeslik Birligi Mevlena Yuce Vakfi’nin varligini ilk defa yazinizdan ogrenmis oldum. Web sayfalarina bir baktim. Baskanlari Vedia Bulent Corak diye gosteriyor. Bilim Kurgu & Fantazi turu bir kitap yaziyorum. Fantazi tarzindaki yazmakta oldugum kitabim bile bu dernegin yayinladigi zirvaca yazilardan daha gercekci ve inandiricidir.
Yorumunuz mu var?