Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1961 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

Affınıza Sığınarak İtiraf Ediyorum…

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktasında bulunuyor olmasaydık bunları yazmazdım gecenin sabaha yaklaşan bir yerinde. Ancak hissediyorum ki gitgide daha çok ezilen, ötekileştirilen, eritilmek kaydıyla yok edilmeye çalışan bir topluluğun üyesiyim şu an itibâriyle. Modern toplumdan, postmodern topluma geçişin en önemli özelliklerinden biridir şiddetin ve baskının katı hâlden gaz hâle geçişi. Kimse bizi fırına atmayacak, işkencelerden geçirip soyumuzu tüketmeyecek. Artık “yok edilmesi gereken” ideolojilere ve milletlere (az da olsa gelişmiş bir ülkeye âitse), böyle somut zulümler uygulanmıyor. Kanımızın dışa akmasını bekliyorsanız inanmak için ölümümüze, bunu daha çok beklersiniz. Biz içten içe kanamayı öğrendik, gözlerimize bakın, bir çift kan çanağı…

AKP’den önceydi henüz… Genç hissederdim kendimi. Genç olmak, gelecek hayâllerinin olmasıysa eğer, artık ihtiyarım. Umut dolu bir geleceğe inanmıyorum. Belki de yaşamıyorum bile. Doğduğumdan bugüne ne varsa biriktirdiğim erdem diye, inanç diye, doğru diye hepsinin ırzına geçtiler! Özgürleşmeci “sağ” politikaların nâmusun, ahlâkın yerine parayı koymasıyla “işini bilen memur” çocuklarına emânet edilen ülkemizde önce “âile” çöktü. Manevî olarak yitirdiğimiz her kavramın yerine maddiyat ile yeni bir şeyler bina ederek mahvolmuş “psyché”ler edindik kendimize. Çevremizde, psikiyatri tedavisi görmeyene az rastlanır oldu böylece. Öte yandan, git gide yok oldu “orta” denilen sosyoekonomik sınıf. Günden güne daha fakirleşen halk, her türlü ahlâksızlığı yaparak servetine servet katan bir azınlığın eğlencelerini aptal kutusundan izleye izleye, renk katmaya çalıştı gecelerine. Eğlence adı altında sunulan bu yüzleşme derin nefret izleri çizdi, hesaplaşma özlemi yarattı marjinalleşme temâyülü gösteren yüreklerde. Kinlenen kalbler demlenirken bir kenarda, yedek kulübesindeki futbolcu gibi kollarken oyuna gireceği ânı, âilenin çatısının üstündeki o en büyük çatıyı da çökerttiler. Tüm halka kol kanat geren “memleket sevdâsının” adını kötüye çıkarttılar. Bizi bize, bizi bu toprağa bağlayan ne varsa, üstünden budamakla kalmadılar, köküyle birlikte söküp attılar.

Âni oldu farkına varışım. Bir gündüz vakti, yüksek lisans sınıfından pek de samimi olmadığım arkadaşlarımla kantinde otururken hissettim o duyguyu ilk defa… Siyasî görüşlerle ilgili bir anketi konuşurken üç arkadaş çuvallayıverdik modernlik sınavında. “Atatürkçülükdemiştik siyasî görüşümüze çünkü ne sağcı diyebilirdik kendimize ne de solcu. Ne liboş olabilirdik, ne bilmem kaçıncı cumhuriyetçi ne de millî görüşçü. Başka ne diyebilirdik ki? Diğer arkadaşlar, kahkahalar eşliğinde kınadılar “arkaik” duruşumuzu. Boynum büküldü. Adımın Seblâ, göbek adımın Fatma oluşuna tepki verseler belki bu kadar şaşırmazdım! O zaman anladım, karşı devrimin, yoksulluktan reflekslerini yitirmiş olan halkı yuta yuta büyüyen meşhur İslâmcı (bkz. TDK) birliğine “sol” görünümlü bir müttefik gelmiş olduğunu.

Bu anının üzerinden yıllar geçti. Kimi zaman sorguladım kendimi; “Seblâ yoksa sen mi yanılıyorsun?” diye. İçimdeki Atatürk’ü sorguladım, ona ve kurduğu cumhuriyete olan hislerimi. Benim vatan bildiğim bu yerde, değişmesi teklif edilemez dediklerimi, tabularımı, vatansever hissiyatımı, şu anda “kötü” denen ne varsa, sorguya çektim. Ama işe yaramadı. Değiştiremedim kendimi. Bana, “23 Nisan müsâmeresindeki sümüklü velet” muamelesi yapan aydınımsılara, Atatürk’ü ve TC kuruluş değerlerini tartışmaya açalım, elleyip elleyip bozalım diyen, ecnebi hayranı entellerin sütun sütun yazılarına, hakkımdaki -abartılı bir hayranlık, putperestlik benzeri bir Allahsızlık ve akıl almaz şuursuzluk içinde olduğum- düşünceleri yüzünden okunan, yakın bir İmam Hatipli arkadaşımın tesirine rağmen değişemedim. Soyumuzun tükenişini gözyaşlarıyla izliyor olsam da, artık bize potansiyel terörist gözüyle bakılıyor olsa da, tüm dünya hep bir ağızdan son duamızı okuyorsa da, affınıza sığınarak itiraf edeceğim: Ben hâlâ Atatürk’ün bu ülkeye kazandırdığı değerlere sonuna kadar bağlıyım!

Bakınız benim gibi beyni yıkanmış, az gelişmiş, analiz yapmaktan, objektif olmaktan âciz bâzı insanların Atatürk hakkındaki görüşlerine:

“Yeni Türk Devleti ile Ankara Andlaşması’nın imzalanması nedeniyle “Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemâller’le anlaştı” diyenlere Fransız Başbakanı’nın Meclis’te verdiği cevap: “Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemâl ve onun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahramanla bir andlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.” Aristide Briand, Fransız Başbakanı, 1921

“1922′de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu’daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere’nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento’da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır: “Arkadaşlar, yüzyıllar nâdir olarak dâhi yetiştirir. Şu tâlihsizliğimize bakın ki o büyük dâhi çağımızda Türk Milleti’ne nasip oldu. Mustafa Kemâl’in dehâsına karşı elden ne gelirdi”. David Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922

Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmî konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemâl’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.” Sir Charles Townshend, İngiliz Generali, 1922

“Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir… Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.” Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı, 1933

“O, Türkiye’yi kurmakla bütün dünya uluslarına, Müslümanlar’ın seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemâl Atatürk’ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği hâlde Hint Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ râzı olacaklar mı?” Muhammed Ali Cinnah, Pakistan’ın Kurucusu, 1954

“Mustafa Kemâl hakkındaki bilgiyi, Onu çok iyi tanıyan birisinden edindim. SSCB’nin Dışişleri Bakanı Litvinof’la görüşürken, onun fikrince bütün Avrupa’nın en değerli ve ilgi çekici devlet adamının bugün Avrupa’da yaşamadığını, Boğazların gerisinde, Ankara’da yaşadığını, bunun Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk olduğunu söyledi.” Franklin Roosevelt, ABD Başkanı, 1937

“Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusu’nu yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın onun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye’nin Atası’na lâyık bir tezahürden başka birşey değildir.” Winston Churchill, İngiltere Başbakanı, 1938

“Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken onun bakışıyla cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş hâline geldik.” İkbâl, Pakistan Millî Şâiri, 1958

“Kemâl Atatürk yalnız bu yüzyılın en büyük liderlerinden biri değildir. Biz Pakistan’da, onu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. O, yalnız sizin ulusunuzun sevgili önderi değildir. Dünyadaki bütün Müslümanlar gözlerini sevgi ve hayranlık duygularıyla ona çevirmişlerdir.” Muhammed Eyüp Han, Pakistan Devlet Başkanı, 1963

Kemâl Atatürk veya bizim onu o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemâl Paşa, gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Büyük devrimlerini okuduğum zaman çok duygulandım. Türkiye’yi modernleştirme yolunda Atatürk’ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. Onun dinamizmi, yılmaz ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyor. O, Doğu’da modern çağın yapıcılarından biridir. Onun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyor.” Jawaharlal Nehru, Hindistan Başkanı, 1963

“O kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.” Prof. Walter L. WRIHT Jr.

“Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddî değil, manevî gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk’ ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.” Profesör Herbert MELZIG (Tarihçi)

“Kendisinin tarihî büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye’ ye bakılarak bu günden ölçülebilir. Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır.Illustrierte Dergisi

O, kendi milleti ve beşeriyet âlemi için beslediği muhabbetle, bir dâhinin neler yarattığına dâir, cihana fevkalâde heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir.” Herbert MELZIG

“O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün Doğu milletleri için de en büyük önderdi.” Emanullah HAN, Afgan Kralı

“Eski Osmanlı İmparatorluğu bir hayâl gibi ortadan silinirken, millî bir Türk Devleti’nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemâl, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk’ ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.” Maurice BAUMANT(Profesör)

“Denilebilir ki onsuz, İslâm âlemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.” Berthe Georges-Gaulis

“O genç ve dâhi Türk Şefi’nin o esnada Çanakkale’de bulunması, müttefikler bakımından tarihin en acı darbelerinden biridir.” Alan Moorehead (Yazar)

“Mustafa Kemâl yeni Türkiye’nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir toplumdan yepyeni, güçlü bir millet yaratmış, eşsiz kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi kendine inandırmıştır.” Ma Shao-Cheng (Yazar)

“Atatürk, yalnız Türk Milleti’nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. Onun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.” Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti Başkanı

“Mustafa Kemâl Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur.” Ben Gurion İsrail Başbakanı (1963)

“Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha göremeyeceği bir dâhi idi.” Profesör SEKRETAN

“Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz sezişi ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askerî değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasî zafer kazandırdı.” F. Perrone Di San Martino (Yazar)

“Yüzyıldan beri Küçük Asya’nın çıkardığı en büyük lider.” The Japon Chronicle

“Büyük adamlar, nesillerinin başındadır. Türk Milleti’nin başındaki büyük ve dâhi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı.” Kerama, Lübnan Başbakanı, (10 Kasım 1963)

“Dünyanın çok nâdir yetiştirdiği dâhilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.” An Nahar

“Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri.” Egyptian Gazete

“İslâm dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk’ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.” Tahran Gazetesi(1939)

“Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dâhi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi.” Elifba Gazetesi (Suriye)

“Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Atatürk yüz yıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.” Gerrad Tongas(Yazar)

“O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, ona çok uzaklardan bakmak gerekir.” Claude FARRER / Fransız Edibi

“Atatürk, Türkiye’de İslâm’ı ezmedi. Ama İslâm’ın siyaset aracı olarak kullanılmasına da izin vermemiştir.” Prof. Dr. Feruz Ahmad (Tarihçi)

“Vatanımın bağımsızlığı uluslar arası bir gerçek olduğu gün, Allah’a şükürden sonra ilk hatırladığım isim Atatürk oldu. Ümit kapılarının kapandığı bunalım anlarında, onun destan olan yaşamı ve savaşımı bana esin kaynağı oldu.” Habib Burgiba (Tunus eski devlet başkanı)

“Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.” Tahran Gazetesi

Ne sâdece bir nesil için, ne de belli bir devre için doğmuş olan Atatürk ve Atatürkçülük (veya Kemalizm), denenmiş ama denenmesi onun ölümü ile yarıda kesilmiş bir felsefe örneğidir. Ülkemizde, onun yaşamından esinlenmiş ve bu felsefeyi benimsemiş liderler yetişmediği için biz bugünlere geldik. Farklı din, dil ve ülkelerden önemli kişilerin, Atatürk hakkında söylediklerinin yukarıda okuduğunuz kadarki kısmında, dikkatinizi çekti mi bilmem, ama en çok tekrar edilen sıfat “dâhidir”. Ve maâlesef Atatürk, yüce bir dağa benzediği ve biz, eteğinde yaşayanlar olarak bu yüceliği fark edemediğimiz için bugün, ben, Ulu Önder için “dâhi” sıfatını, olumsuz bin bir tepkiyle karşılaşacağım için, onun kurduğu bu ülke sınırlarında kullanamamaktayım. Kullanırsam ya -iman eksikliği nedeniyle kuvvetlenen- Atatürk’e tapınma günahıyla ya da son kullanma tarihi geçmiş bir beyne sâhip olmakla suçlanmam son derece muhtemel olacaktır. Gördüğünüz gibi, gitgide daha çok ezilen, ötekileştirilen, eritilmek kaydıyla yok edilmeye çalışan bir topluluğun üyesiyim şu an itibâriyle.

Dönüşüm başlamıştır. Bu yola çıkanlar için durmak yoktur artık. Tüm dünya onların arkasından estirmektedir rüzgârı ve onlar yola devam ederken, bizler batan güneşi pencerelerimizden izleyeceğiz…

Seblâ Kutsal – İstanbul – 02.08.2008

Yorum Yapın

Mesajınız