Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1823 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

AKŞAM GAZETESİNE ELVEDA, HOŞGELDİN SOSYAL PSİKOLOG HÂLİT

Hâlit Kakınç bir fenomen adamdır. En az 30 senedir tanırım. Bizi rahmetli peder buluşturmuştu. Astrolojiye, parapsikolojiye ve Türk milliyetçiliğine hasretmişti kendini o zamanlar. Pederin yanından ayrılmazdı. Hâttâ, tamamen Ülkücü ve milliyetçi bir ekiple birlikte bir gazete çıkarmıştı, ben de sağlık köşesini yazmıştım; o zamanlar asistandım ve o köşeden aldığım üç kuruş kızımın süt parasına katkıda bulunuyordu. Biraz para biriktirip bir de fotoğraf makinesi almıştım; hafta geçmedi, mâzimde kalan birisi yere düşürdü ve parçalandı. O zamandan beri hep yeni sistem fotoğraf ve video âletleri alıp dururum.

Neyse… Bu benim psikanalizim ama Hâlit de Türkiye’nin psikanalizini yapanlar takımına iştirak etti (bildiğim kadarı ile psikoloji veya psikiyatriyle tahsil mânâsında ilgisi yoktur).

Bıraktığımız yere dönersek… Sonra Hâlit ve arkadaşları Alo Bilgi Hattı diye bir sistem kurdular. Türkiye’de bir ilkti. Analog değil, dijital çalışıyordu ve hemen her konuda merak ettiklerinizi uzmanlardan dinliyordunuz. Bana da teklif etmişti ama kabûl etmedim; rahmetli Ayhan Songar’ınikinci Haydar Dümen mi olacaksın” diye ikazını unutmam. Hakikaten her dümen döndü Alo Bilgi’de; bilhassa erotik hatlar kilitleniyordu ve şirket de hatlardan para basıyordu; eh, bâzı yuvalar da batıyordu. Sonra gâliba kapatıldı veya kapandı. Fakat Haydar Dümen de, Hâlit Kakınç da, tezgâha giren herkes de köşeleri döndü.

Bu modus operandi ile Bilgi Üniversitesi kuruldu! Hâlit’te de muazzam bir transformasyon ivmelenerek sürdü. Aramızdaki eski tanışlığa saygı duyarak, mahremiyete girmeyeceğim; yoksa, söylenecek çopk şey var. Buna mukabil, şu kadarını yazmam etiğe ters düşmez: Hâlit, yanar döner oldu. Milli Komünizm (millî değil) diye çok kötü bir kitap yazdı ve “sol” entellijensiya ile flörte başladı. Bu arada tescilli ve alenî ne kadar Türk ve Türkçülük düşmanı varsa, hepsi bu üniversitede öğretim üyesi oldu. Lûtfen kötü niyetli birileri buradan “Bilgi Üniversitesi’ndeki herkes Türk ve Türkçülük düşmanıdırdiye bir şey anlamasın. Her muhite ve câmiaya güller dağıtıldı; pek çok düzgün insan da kendine kürsü buldu, bulacaktır da.

Belli ki Hâlit yeni dünya düzeninin kokusunu iyi almıştı ve sisteme intibak etmeye karar vermişti. Döndü, dolaştı ve Akşam gazetesinde köşesine oturdu. Bugünkü ilk yazısını aşağıya alıyorum:

***

Travmalarımızı Hazmediyoruz

Sosyal bir yasa var: Marksist, faşist, köktendinci veya kemalist – tüm devrimler yüzde 100 değişim iddiası ile gelir.

Devrimciler, farklı kalıplar öngörür. Rüzgâr, bir süre önüne kattığını siler süpürür. Sonra yavaş yavaş durulur. Yüzlerce yılın birikimi ile yeni öneriler, önce çatışır. Sonra kaynaşır. Ayaklar yere basar. Sentezler oluşur.

Türkiye’de yaşanan budur. Türban çekişmesinden Ergenekon ve AKP’nin kapatılma davalarına kadar taşların yerine oturmasıdır.

Deli gömleği benzetmesi abatmalı (MKD: abartmalı olacak) olur. Ülke, yapısal reformları alışkanlıklarına adapte etmekte… Uyum yasalarını hazmetmeye ve yeni hedeflere alışmaya çalışmaktadır.

Rejimi koruma-kollama iddiasındaki yürüyüşlerden Kürt Sorunu’na… Azınlık Vakıfları’ndan Ruhban Okulu’nun açılması tartışmalarına varana kadar, sıkıntılar bu geçiş döneminin sancılarıdır.

YENİ SAPLANTILAR

Türkiye, badireli ve sıkıntılı bir dönemin ürünü olduğu için, travmalıdır. Travmalı olması da normaldir. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur ve yedi düvel bize düşman gibi saplantılar, travmaların yansımasından ibarettir (MKD: Bu lâfları Hâlit ediyor. Canlı şâhidim ki kendisi bunlarla yatıp bunlarla kalkardı).

Önemli olan, insanımızın bu tür önyargılardan kurtulması, çağı kavraması ve uzlaşma zorunluluğunu içselleştirerek geleceğe yürümesidir.

Daha açık konuşalım mı? — Konuşalım.

Bir zamanlar düşlerimizi karabasanlara çeviren komünizm korkuları yaşardık… Sovyetler, bizi her an yutmaya hazırlanan iflah olmaz düşmandı. Türkiye’de Kürt filan yoktu. Bir kısım vatandaş, karlar üzerinde yürürken kart-kurt diye ses çıkardığı için bu ismi almışlardı.

Yunanistan’ın gözü, İzmir’de, İstanbul’da ve Trabzon’daydı. Şükür, bu tür saplantılar bitmeye yüz tuttu. Ama, yenileri palazlandı:

Ülke, köktendincilerin hedefiydi… Devrimler ayaklar altındaydı… Şeriatın gelmesi an meselesi idi…

HASSAS KONULAR

Telaffuzundan kaçınılan hassas konulara da girelim mi? – Girelim.

Türkiye’de gerçek anlamda bir sosyal demokrat parti bulunmadığını… Asya ile Batı arasında iki arada bir derede kaldığımızı… Demokrasiyi ve laikliği işimize geldiği biçimde yorumladığımızı… Kültürel bileşimlerimizi reddedip siyah-beyaz bir ırkçılıkla çıkış noktalarını tıkadığımızı… Tek rasyonel yolun Avrupa Birliği olduğunu… Bu hedef için çifte standartlardan vazgeçmemiz gerektiğini… Ulus Devlet anlayışı ile günümüz dünyası oluşumlarının çeliştiğini… AKP’nin yüzde 50’ye yakın oy alarak iktidarda geldiğini… İmam hatip gibi kurumların çoğunun önceki dönem iktidarlarınca açıldığını itiraf edelim. Sonra da tartışmaya başlayalım.

Viyana’da Başbakan Erdoğan’ın Liderler Karması’nda oynadığı maçta ve attığı gollerde kalmıştım. Arada epey maç oynandı. Son karşılaşmadan, AKP’nin kapatılma davası ile hareketlenen tribünlerden geldim.

Ne oldu? Tayyip Bey bir gol daha mı attı? Yoksa AKP, kısmen iğdiş mi edildi? CHP ile MHP kontrpiyede mi kaldılar?

Güncel olayların ışığın altında bu köşede bu tür konuları değerlendireceğiz.

AKŞAM okurlarına merhaba.

***

Merhaba kadim ve antik dostum Hâlit. Bu kadar değişen, 180° derecenin bile ruhuna rahmet okutturan, astrolog, milliyetçi, Ülkücü, komünist, AB’ci ve sistemci Hâlit, merhaba.

“Demokrasiyi ve laikliği işimize geldiği biçimde yorumladığımızı… Kültürel bileşimlerimizi reddedip siyah-beyaz bir ırkçılıkla çıkış noktalarını tıkadığımızı… Tek rasyonel yolun Avrupa Birliği olduğunu… Bu hedef için çifte standartlardan vazgeçmemiz gerektiğini… Ulus Devlet anlayışı ile günümüz dünyası oluşumlarının çeliştiğini… AKP’nin yüzde 50’ye yakın oy alarak iktidarda geldiğini… İmam hatip gibi kurumların çoğunun önceki dönem iktidarlarınca açıldığını itiraf edelim” demişsin. Hâlbuki ben şâhidim ki sen bu değildin, diyenlere de kızardın. En son bir akşam bir alay sarhoş gazeteciyi ağırlarken beni de çağırmıştın nedense; ceketimdeki rozet görülmesin diye alelacele içeri astın; lâfları zor anlaşılacak kadar kafayı bulmuş heriflerden biri rahmetli babama küfretmişti. Yanımızda Cevher de vardı, hatırlarsın. Gıkın çıkmadı. Ben de “yâhu, sana bir tâne patlatsam ölürsün, cesedin başıma belâ olur” diye herife cevabımı vermiştim. Zâten o kadar kelle idi ki, bu lâfa dahi gülmüştü ayı!

Neyse, artık sistemin adamı olmuş olan sevgili Hâlit, bundan sonra Akşam gazetesi almayacağım; çünkü sâhici olmayanlarla doldu orası da. Sâhici olan birkaç kişiyi de çevrimiçi okurum zâten.

Hele SD’nin şu yazısı kararımı pekiştirdi, YY’nin işi pek güç:

Kesilen Penis Sorunsalı (yazar Serdar Turgut yâni SD)

Bu başlığa bir de sorunsal kelimesi ekledim çünkü ciddi görünmek, Milliyet okurları tarafından bile okunmak istiyorum. O yüzden bu konuya bile bir Hasan Cemal ciddiyeti katmak istedim. Bu benim için bir başyazı. Bazen hayal kuruyorum da Milliyet yayın yönetmeni arada bir birinci sayfasına koyduğu o TIR kamyonu kadar uzun ve ağır başyazıyı başlığında belli etmeden sürpriz yapmak için penis üzerine yazsa acaba ne olurdu diye. Milliyet okurlarının ağırlıklı çoğunluğu ölme çağında veya bunu çoktan aşmış olduklarından bu başyazı okunduğunda toplam tirajlarının en azından üçte birini şoktan dolayı ani inme ve kalp krizi nedeniyle kaybederlerdi herhalde. Böyle bir gelişmenin Türkiye’nin toplam okuyucu kalitesini yükselteceği de kesindir.

Duymuşunuzdur Trabzon’da bir kadın otel odasında bir adamın penisini kesip yandaki binanın çatısına fırlattı. Bunu neden yaptı diye sormayın. Çünkü olay, suç ve ceza arasındaki illiyet bağının tamamen ortadan kalkmış olduğu bir yörede yer aldı. İşlendiği varsayılan suç ile verilen ceza arasındaki nedensellik bağı kopuk olduğundan penis kesilmesinin nedenini tam olarak anlamak bence imkansız. Oralarda suç ve ceza arasındaki illiyet bağının çoktan yok olmuş olduğunu Trabzonlular ile empati yapmak üzere şehre gidenlerin yuhalanıp neredeyse dayak yedikleri zaman bana anlatılan bir fıkra nedeniyle anlamıştım.

Kahvede oturmakta olan adamın yanına bir arkadaşı heyecanla kan ter içinde gelmiş. Ne oldu diye sorulduğunda da ‘Yoldan geçen bir uzun saçı arkadan bağlı adam bana uzun süre baktı. Ben de niye bakıyorsun diye sordum. O da bana seninle empati yapmak istiyorum dedi. Ben de onu ne olur ne olmaz diye işi garantiye almak için onu vurup öldürdüm’ demiş. Suç ve ceza arasındaki illiyet bağının bu durumda olduğu bir yerde otel odasında adam kadının saç şeklini bile beğenmediğini söylese bu bile penisinin kesilmesi için yeterli bir neden oluşturabilir.

Her penis kesilmesi olayında kesilen penisin neden illa bir yerlere fırlatılması gerektiğini bunun neden bir ekol haline gelmiş olduğunu anlayamıyorum. Kimse kestikleri penisi düzgün bir şekilde saklamayı düşünmüyor. Trabzon’daki olayda; kadın, penisi yan apartmanın damına fırlatarak toplumu büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bıraktı. Düşünsenize bir kuş gelip penisi kapıp uçsaydı neler olabileceğini?

Ya uçarken kesik penisi aşağıya düşürseydi ve bu penis güzelim bir Anadolu kasabasında piknik yerinde yemek yemekte olan bir ailenin masasının ortasına düşüverse neler olurdu acaba? Kuru fasulyenizi kaşıklarken masanızın ortasına aniden bir adet penis düştüğünde görmezden gelseniz olmaz, üzerine yorum yapmaya çalışsanız ne diyeceksiniz ki? ‘Tanrılar Çıldırmış Olmalı’ diye bir film vardı Avustralya üzerinde uçmakta olan bir uçaktan bir adet koka kola şişesi aşağıya atılıyordu ve şişeyi gören yerliler, buna gökten geldi diye tapmaya başlıyorlardı. Anadolu’da gökten düşen penis görüldüğünde de aynı süreç yaşanır mı acaba? Ve daha da önemlisi AKP hükümetinin bu konuya resmi tepkisi ne olurdu acaba? Hangi bakan ya da bakanlar olay yeri incelemesine giderlerdi? Her piknik yerinde mutlaka olan sevimsiz çocuklardan bir tanesi ya penisi alıp oynamaya başlarsa ne yaparız?

Anadolu’da bir yere düşmezse penis ya kuş İstanbul üzerindeyken bırakılırsa o zaman tamamen farklı olaylar yaşanabilirdi. İnsanların enerji drink ile vodkayı karıştırıp içerek anlamsız müzikler dinledikleri yerler var ya… Penis aniden onlardan bir tanesinin dans pistine düşüverse olay bir büyük şıklık olarak kabul edilir ve büyük ilgi görebilir. Hatta korkum yeni bir trendin başlaması ve insanların her gece kafalarına penis yağmasını beklemeye başlamalardır. Şıklık olsun diye penis yağmurunu Gloria Gaynor’ın ‘It’s Raining Men’ (Adam Yağıyor) adlı şarkısı eşliğinde de yapabilirsiniz. Yağan penisler Anadolu’da bir krize yol açarken İstanbul’da moda bir şıklık oluşturur buna eminim. Burada tek teknik mesele o kadar kesik penisin nereden bulunacağıdır. Ama İstanbul’da penisi kesilmeyi hak eden çok adam var. Kendilerinin ne kadar çekici, kadınların kendileriyle yatmaya ne kadar arzulu olduğunu filan anlatan orta ve üstü yaşlı maymun dönmesi insancıklar var ya onların penisleri rahatlıkla kesilebilir. Bu olursa, bunun sosyal yararı olduğu da söylenebilir.

***

Zamanın parapsikologu, astrologu, Mega Medyum Gufran’ın hiper-arkadaşı, Ülkücüsü, milliyetçisi, Türkçüsü, şimdinin travmatologu ve her bir şeycisi Hâlit

Belli ki uzun soluklu ve plânlı oynuyorsun, rahmetli pederim ve ben helâl etmiyoruz. Yakında bakan da, danışman da filân olursun.

   Hoş geldin.

      Bana da eyvallah.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 07 Ağustos 2008 Perşembe

Yorum Yapın

Mesajınız