Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1590 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

Beşer Şaşar mı Diyeceğiz, Yoksa Körü Körüne bir Sâhiplenmeye mi Girişeceğiz?

Seblâ çok güzel bir yazı yolladı bana: —Öncelikle neler vardı kafamda: 1. AKP’ye kadar orduevlerinde Ülker markalı ürün bulamazdınız. Artık var (sinek küçüktür mide bulandırır)! 2. Büyükanıt’ın karısı hakkında “aşırı harcamalarının bulunduğu” bilgisinin AKP’de olduğu ve malûm Dolmabahçe görüşmesinde bunun konuşulduğu iddiası (Fikri Sağlar tarafında beyan edilen). 3. Sınır ötesi harekâtında ABG lâfıyla operasyon yürüten bir ordu görünümünün çizilmesi. 4. CHP’nin altını çizdiği ve CHP altını çizmeden önce de zâten gözümüze diken gibi batan ihraçsız YAŞ tablosu (hâlbuki 20 dosya olduğu toplantıdan evvel söylenmişti)! 5. Gerçekliği ortaya çıkan yüksek fiyatlı bir aracın Büyükanıt için AKP tarafından ithâl edildiği haberi. 6. Bir genelkurmay başkanının ağzından işitince yadırgadığım “amuda mı kalksaydım”, “terörist kampları BBG evi gibi”, Fenerbahçe yorumları vs… 7. Ergenekon’dan F tipini boylamış paşalar için tek bir kelime etmeme tavrı ve 8. madde ise Can Ataklı’nın kaleminden şöyle aktarılmış:

“Önceki akşam ATV Ana Haberleri’nde Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Hayrettin Ertekin isimli kişinin geçmişte yaptıkları işleniyordu. Haberin son cümlesinde ise ekranda birden benim görüntüm belirdi. Sunucu, ‘Hayrettin Ertekin son olarak Business Channel’ın sahibi olarak karşımıza çıktı. Ertekin, askerin ricası üzerine Can Ataklı’yı işten kovdu’ dedi ve ekrana bu cümle güm diye yazılı olarak düştü. Bir televizyonun, başka bir yerde çalışan bir gazeteci için böyle bir ifâde kullanması çok yakışıksız. Haber müdürünün gözden kaçırdığına inanmak istiyorum. Gelelim adımın geçtiği bölüme. Üzerinden tam bir yıl geçti. Bu olayla ilgili birkaç satır yazıp normâl hayatıma dönmüştüm. Ama elbette oynanan bu oyunu tüm ayrıntılarıyla yazacağım. Sâdece Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın emekli olmasını bekliyorum. Korktuğumdan değil, sâdece kuruma olan saygımdan. Hayrettin Ertekin gibi adı birçok yolsuzluk ve dolandırıcılığa karışmış kişileri yanına danışman olarak alan bir Genelkurmay Başkanı üzerinden Silâhlı Kuvvetler’i yıpratmak istemediğim için bekledim. Bu ayın sonunda bir yıl önce kendilerini ülkenin sâhibi sanan kimi emekli generallerin, Cumhurbaşkanlığı danışmanlarının ve iş adamlarının yaptıklarını ayrıntılarıyla yazacağım”.

Ben de körü körüne CHP’ye kızıp, TSK’yı savunmak istiyorum, inanın böylesi akıl sağlığım için çok daha iyidir. Ancak artık, kendi kendime uydurduğum yalanlara inanasım gelmiyor, gelemiyor. Beşer şaşar diyorum, GK başkanı olsa bile… Hâttâ TSK da vahşi kapitalizme ayak uydurmuş olabilir belki, ne dersiniz? —

***

Fetoşçuların, Nakşîler’in ve daha nicesinin bütün Batı arkalarındayken, TSK’yı kuşatmayı düşünmemeleri mümkün mü? Değil!

Peki, ne oluyor?

YAŞ kararlarını eleştirenlere veya en azından hiç ihraç kararı olmamasını şüpheyle karşılayanlara TSK sert tepki gösteriyor. Allah aşkına, YAŞ’tan tek bir ihraç kararı çıkmaması komik değil mi? 12 yıldır ihraçsız tek YAŞ olmamışken, 2008 yılında mollalar cirit atarken bu olabilir mi? Bu, tıpkı Anayasa Mahkemesi kararı gibi bir gösterge. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi “siyasî bir karar” aldıysa, Türk Ordusu da “siyasî bir karar” almış.

Fatih Altaylı bildiriyor: Geçen yaz Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile yaptığım bir sohbeti aktarmış ve Büyükanıt Paşa’nın Yunanistan’daki bir site devletinde binlerce yıl önce yaşanan “Deli suyunu içmek” hikâyesini anlattığını yazmıştım. Gâliba Yaşar Büyükanıt’ın adını vermemiştim ama üst düzey bir komutan diye aktarmıştım hikâyeyi. Öyküyü hatırlatmak gerekirse “Yunanistan’da bir küçük site devletine bir gün bir kâhin gelir. Ve der ki, üç ay sonra müthiş yağmurlar yağacak. Bu yağmurların suyundan içen herkes delirecek. Bunun üzerine site senatosu toplanır ve dev sarnıçlar yapılmasına karar verilir. Burada siteye uzun süre yetecek su biriktirilecek ve delirten sudan içilmeyecektir. Nitekim kâhinin dediği olur. Yağmurlar yağar. İçen herkes delirir. Site yönetimi ise kapıları kapar ve içeri kimse alınmaz. Site halkı sâdece sarnıçlardaki temiz suyu içerek delirmekten kurtulur. Ancak çevredeki köyler, diğer sitelerde yaşayanlar hep delirmiştir. Delirmeyen sitenin sâkinleri kendilerini çok yalnız, herkesten farklı hissetmeye başlarlar. Ve sonunda site senatosu toplanır ‘Bu iş böyle gitmez. Onlardan farklı olduğumuz için artık onlar bize deli gözüyle bakıyor. En iyisi deli suyundan biz de içelim ve onlar gibi olalım’ der. Kapılar açılır, site halkı da deli suyundan içer”. Yaşar Büyükanıt’ın anlattığı hikâye buydu. Ben de nakletmiştim. Acaba YAŞ kararları site yönetiminin aldığı bir karar mı? Fatih Altaylı 06.08.2008.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a emekliliğinde kullanması için Genel Kurmay Başkanlığı tarafından alınan araçtan Türkiye’de sadece 2 tâne var… Audi A8L marka bu otomobil dünyada zırh gücü açısından bir numara; çıplak 400 bin Euro fiyata sâhip ve gümrük vergileriyle birlikte yaklaşık 1 Trilyon değerinde. Fiyatı ve özellikleriyle eşsiz olan araç dünyada sâdece 100 kişide bulunuyor ve Türkiye’deki diğer sâhibi Aydın Doğan. Bugüne kadar emekli olan Genelkurmay Başkanları’na Laguna marka zırhsız araç tahsis ediliyordu. Ergenekon Terör Örgütü’nde koruma plânları çıkan ve suikast planlandığı belirlenen Büyükanıt’ın emekli olduktan sonra böylesine bir tehditle karşı karşıya kalabileceği ve bu nedenle bombadan bile etkilenmeyen bu araca seçmiş olabileceği belirtiliyor. Özellikle Ergenekon Davası’nda takındığı tutumdan dolayı hedef seçilebileceği de iddialar arasında (MKD: Yerseniz). Aracın Özellikleri: A9 olarak nitelenen en iyi zırh teknolojisine sâhip; 15 Kg TNT patlamasına dayanıklı zırh; yanında patlayan normâl bir bombanın sesini bile içeri almıyor; kapı fırlatma özelliği var. Ağırlığı 4 ton 40 kilo. Motor: 6000 CC, Silindir sayısı: 12, Güç: 450 beygir. Fabrika şartlarında 100 km de 15 litre benzin yakıyor. Dış sesleri alma sıfır olduğu için, dış sesleri dinlemek istediğinizde bir düğmeye basıyorsunuz ve aynalardaki mikrofonlar faâl hâle geliyor.

Hemencecik Genelkurmay’dan açıklama geliyor: “İddialar mesnetsiz” ama aracı da kabûl ediyorlar, “4 kere suikast girişimi yapılan Büyükanıt için araç alındığı doğrudur ama araç Paşa’nın şahsına alınmamıştır, devlet malıdır” deniyor… Gülümüz’ün Köşkü ise bizi hepten aptala çeviriyor: “Emekli olan bir Genelkurmay Başkanı’na olağanüstü boyutlara ulaşan bir fiyatla özel bir aracın alındığı iddiası da iftiradır”, yersek!

Sonuç: Koskoca TSK’nın bir arabaya kurban edilip itibârı alt üst ediliyor.

Belli ki “sistem” herkesin zaafını biliyor ve ona göre kullanıyor.

CHP de ilk defa bir işe yarıyor.

Tam bunlar cereyan ederken, Selimiye Kışlası’na havan topu atılıyor.

   Malazgirt Emniyeti’ne de roket fırlatılıyor.

      Allah kahretsin, ne yazdıysak çıkıyor!

***

Bu arada, Ergenekon rezaleti artık ancak bir geri zekâlıyı kandırma operasyonu hâlini almış durumda!

Bakın neler var:

Kanada’da hahamlık yapan, Ergenekon davasının karakutularından Tuncay Güney’le ilgili, şaşırtıcı bir detay ortaya çıktı. İddianâmenin 398’inci klasöründe yer alan ve tüm şüphelilerin onaylı nüfus kayıt örneklerinin verildiği klasördeki bilgilere göre, Tuncay Güney hâlen Emekli Sandığı’ndan maaş alıyor. Ancak, Emekli Sandığı kayıtlarında Tuncay Güney ismi geçmiyor. Belgeye göre Tuncay Güney, 25 Ağustos 1972’de Çorum’un Kargı İlçesi’nin Gölet Köyü’nde doğmuş. Ana adı Ayşe, baba adı Ali olan Tuncay Güney’in TC Kimlik Numarası da verilmiş. 11 Haziran 2008, saat 11:52’de, elektronik ortamda Mernis’ten alındığı belirtilen belgede, “İşbu nüfus kayıt örneği İstanbul (CMK 250. maddesi ile görevli) Hazırlık Bürosu’na ibraz edilmek üzere düzenlenmiş olup başka amaçla kullanılamaz” ifâdesine yer veriliyor. Belgenin ‘Düşünceler’ bölümünde ise, “TC Emekli Sandığı Kurumu’ndan maaş almaktadır” deniliyor. Bu belgenin gerçekleri yansıtması için, Güney’in bir kamu kuruluşunda çalışarak ya da başka bir nedenle emekliliğe hak kazanmış olması gerekiyor. Ancak, ne Güney’in açıklamalarında ne de yazılanlarda bu konuda bir bilgiye rastlanıyor. Ayrıca, 1972 doğumlu olan Tuncay Güney, 2001 yılında yurtdışına çıktığında 29 yaşında. Bu yaştaki bir kişinin kamu kuruluşlarında çalışmış olsa bile, emekliliğe yetecek süreyi bulabilmesi mümkün değil. Yürürlükteki sosyal güvenlik mevzuatına göre, bu yaştaki bir kişinin emekli veya yetim aylığı alması imkânsız. Ayrıca, kimlik bilgileri verilen Güney’in emekli aylığı aldığına ilişkin kurumda bir kayıt olmadığını ortaya konuyor. Tuncay Güney’in gâzi, özürlü ve yetim aylığı aldığına ilişkin bir kayıt da bulunmuyor. Emekli Sandığı kayıtlarında, Çorum İli Kargı İlçesi nüfusuna kayıtlı Tuncay Güney adlı bir kişi bulunmuyor. SSK ve Bağ-Kur’dan aylık alanlar arasında da, Tuncay Güney’in emekli maaşı aldığına dâir bir bilgiye rastlanmıyor. Güney’in, sosyal güvenlik kurumları nezdinde, iş kazası-meslek hastalığı gibi çok istisnaî durumlarda emekli olduğuna dâir de bir iz de bulunamıyor. Kayıtlarında 1 Mayıs 1988’de İstanbul’da işe başlamış görünen ve sicil numarası 18037730 olan SGK’dan bir yetkili, MİT, JİTEM gibi istihbarat elemanlarının ve ismi devletçe gizlenen kişilerin kayıtlarının gizlendiğini, bunlara ilişkin emeklilik işlemlerinin de özel kurye ile gizli olarak yapıldığını ve bu gibi kişilere ait bilgilerin sadece getiren, işleyen yetkili kişilerde olduğunu bildirdi. Savcı Zekeriya Öz’ün iddianâmesinin ekleri arasına koyduğu “Şüphelilerin 2005 yılından önceki Adlî Sicil Dökümleri” listesinin 119. sırasında Tuncay Güney yer alıyor. Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün 11 Haziran 2008 tarih ve 2007/1536 sayılı yazısına göre Güney’in adli sicil kaydı bulunmuyor. Dava belgelerinde Tuncay Güney’in adı “firarî şüpheli” olarak geçiyor. Bir yetkili, bu duruma ilginç bir açıklama getiriyor: “MİT’tense, kayıtta gözükmez”.

Mernis’ten alınan belge sahte ise, Savcı, iddianame eki olarak 398’inci klasöre bu yazıyı niçin koydu? “İyi niyetinden” dersem ne tepki verirsiniz!

MKD’den bilmeyenlere malûmat: Soytarı gibi durmadan televizyonlara çıkan bu ucûbenin beyanlarına bakılarak, ne kadar milliyetçi, vatanperver ve soldan sağdan bu memlekete sevdâlı, Atatürkçü insan varsa “gebertilmek üzere” içeri tıkılıyor. Sonradan haham değil, Yahudi bile olunamaz. Yahudi doğulur. Anneniz Yahudi ise, Yahudisinizdir. Tarihteki pek az istisnadan biri Marilyn Monroe’dur ve özel bir törenle Yahudi yapılmıştır. Türkiye’den İsrail’e göçen Yahudiler’e bile muazzam bir beyin yıkamadan (eğitimden) sonra Vaat Edilmiş Topraklar’da oturma izni verilir.

Yâni, birileri(!) koca Türk milletiyle alenen dalga geçiyor!

***

Bu absürt davayla ilgili delillerin yer aldığı 398 numaralı klâsörde, sanıkların sâbıka kayıtların yanı sıra nüfus kayıt örnekleri de yer alıyor:

Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Turan olan soyadını Alemdaroğlu olarak düzelttirmiş (MKD: Bu, herhâlde Himalâyalar’dan gelme a kodlu bir simgedir). İlhan Selçuk 13 Ekim 1980’de Beyoğlu 8’inci Noteri’ne vasiyetini düzenlettirmiş (MKD: Bu emri Agarta’daki Sippiumlar g koduyla vermişlerdir mutlaka). Doğu Perinçek Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık maaşı alıyormuş (MKD: Çok üzüldüm, bir Tuncay Güney kadar olamamış, ayıp). Güler Kömürcü 1980 yılında, 1965 olan doğum tarihini 1963 olarak düzelttirmiş, TC Emekli Sandığı’ndan yetim maaşı alıyormuş (MKD: Acep bu nitelikli dolandırıcılığa filân girer mi?). Tuncay Güney siyasî sığınmacı olduğu Kanada’da bir sinagogda rabbi (haham) olan Tuncay Güney’in nüfus kayıtlarında, din hânesinde “İslam” yazıyormuş (MKD: Günaydııııııııııın) ve ‘Kişilerin olayları’ bölümünde ise TC Emekli Sandığı’ndan maaş aldığı belirtiliyormuş.

***

Üniversiteler kuşatılmış, dinci ve bölücü kadrolaşma her yerde!

Büyük ve stratejik şehirlerin hepsi Kürtçü PKK kuşatması altında.

Koskoca TSK’nın bir arabaya kurban edilip itibârı alt üst ediliyor.

Belli ki “sistem” herkesin zaafını biliyor ve ona göre kullanıyor.

CHP de ilk defa bir işe yarıyor.

Tam bunlar cereyan ederken, Selimiye Kışlası’na havan topu atılıyor. Malazgirt Emniyeti’ne de roket fırlatılabiliyor.

   Allah kahretsin, ne yazdıysak çıkıyor!
         Üstelik bana galaktik bir kanaldan vahiy de gelmiyor.
               Her şey o kadar alenî ki, fazla zekâya da hâcet yok!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 07 Ağustos 2008 Perşembe

Yorum Yapın

Mesajınız