MEMLEKETİMDEN ve DÜNYADAN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı üç eşli olduğunu açıklayan ve üç eşli olmayı öven Tekbir Giyim’in patronu Mustafa Karaduman hakkında yapılan başvuruyu görüşerek karara bağladı. Kararda, “birden çok kadınla resmî evlilikle yaşamanın hukukumuzda mümkün olmadığı, çok eşli yaşamayı kısıtlayan yasal hüküm bulunmadığı” kaydedildi. “Şüphelinin dinî nikâh yaptırıp üç kadınla bir arada yaşadığına dâir beyanının ve toplumu özendirme tarzında demecinin bulunmadığının anlaşıldığı belirtilen” kararda, “Atılı suçların hukukî ve yasal unsurlarının oluşmadığı düşünce ve kanaâtine varılmaktadır” denildi.Kim diyor? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı!
Hukukun üstünlüğü ilkesi var değil mi? Var mı?
Alın işte hukuk. Geçenlerde “Ben Atatürk’ü sevmiyorum. Beni inancımdan etti” diyen kız için de “bu lâflarla Atatürk küçülmez, beraatına…” dememiş miydi aynı hukuk?
İşin ironik yanı, vatandaşın işyerinin ismi: Tekbir. İslâmî açıdan değil de, semantik açıdan ele alırsak tek bir, yâni bir adet. Ben olsam Cihat koyardım adını, hani eline beline diline sağlık olsun anlamında!
Bu çağdaş mütefekkir daha önce İslâmî Tesettür Defilesi diye bir şey de yapmıştı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın akladığı pakladığı çağdaş mütefekkir konfeksiyoncu Mustafa Karaduman, “üç eşli” yaşadığını savunurken ağzını da bozmuş: “Tekeşlilik mümkün olsaydı, umumhâneler, kerhâneler olmazdı. Yasal olan her şey doğru mu” demiş. Bakın haber özetle şöyle:
Yerli ve ecnebi basında geniş yer bulan Özgür Çiçekler ve Özgür Renkler defilesiyle İslâmî câmiayı karıştıran 51 yaşındaki Mustafa Karaduman, 3 evli olduğunun ortaya çıkmasından ardından yaptığı açıklamalarda çocuklarının sayısını söylememiş ve İslâm’ın dışındaki bütün sistemlerde birden fazla evliliğin yasaklanıp, gayrimeşrû hayatın sonuna kadar açıldığını öne sürmüş, Türkiye’de otel ve motellerin genelev gibi kullanılıp fuhuş yapıldığını anlatmış.
“O kadınlara yüzlerce erkek gitmekte ve sınırsız bir zina yapılmakta. Batakhânelere, fuhuş yuvalarına kimsenin tepkisi yok. Gazetelerde televolelerde izliyoruz, aşk adı altında 20–25 kişiyle beraber oluyor, buna kimsenin tepkisi yok. Ama birisi Allah’ın emriyle evlendiği zaman yer yerinden oynuyor. Müslümanlar bile tepki gösteriyor. Anlamak mümkün değil. Kur’ân-ı Kerîm bunu helâl kılmışsa, kalkıp da birilerinin bunu yasaklaması, kişisel olarak küçümsemesi, kendi inancına zarar getirir (MKD: Hani, kendini tutmasa, “tek karıyla evli olanlar kâfirdir” bile diyecek Mustafa Karaduman).
Eğer bir ihtiyaç söz konusuysa evlenirsiniz ve bütün ihtiyaçlarını üstlenirsiniz. İkinci, üçüncü evliliklerin bir bedeli var. Evinin kirasını öder, çocuklarını okutursunuz. Baba olarak da sizi tanır, hayat bu şekilde devam eder. Ama bunlar sâdece kendi ihtiyaçlarını karşılayıp, paçavra gibi atıyorlar. Bu, kadın haklarına yapılacak en büyük saygısızlık ve hakaret. Kadın saygı duyulması gereken bir varlık. Allah’ın yeryüzündeki en büyük san’atı insan. İnsanı kadın dünyaya getiriyor. Bu kadar kutsal kadına toplumda büyük saygısızlık var (MKD: Yanlış anlamayın, bunları çokeşliliği savunmak için söylüyor).
Birileri rızâsıyla evleniyorsa, kimsenin bir şey demeye hakkı var mı? Ama hukukî olarak haklarını yerine getirmezseniz, buna inancım da şiddetle karşı çıkar, ben de. Bizim inancımızda mecbur olsa bile, düşünülebilecek en son şey boşanma. Evlilik kutsaldır (MKD: Üç beş hâtun olunca vallahi kutsanır da, kutlanır da). Peygamberimiz’e de bu hususta bize göre Allah daha fazla hak tanımış (MKD: Hz. Muhammed’e yağ, kendine yol; ne de olsa bu işin daha Cenneti, oradaki hûrileri var. Bakarsınız Peygamber ona bir ayrıcalık sağlar). Allah’ın tanıdığı bu hakkı da kimse Peygamber’in elinden alamaz. Eğer bir adam Müslüman’sa, Peygamber’i tanıması yeterlidir, kimseye bakmasına gerek yok. Benim kitabımda Peygamber var. Hukukî olarak endişem yok (MKD: Niye olsun ki, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı nasıl olsa aklar).
Hukuklarda (MKD: Nelerde, nelerde?) “kerhâne var, çalışabilirsin” diyor. Hukuken, kadına vesika da veriyor “fuhuş yapabilirsin” diyor. Hukukun “doğru” dediği şey, yasal olan her şey doğru mudur sizce? Fuhuş yasal değil mi? Bahsettiğim oteller, umumhâneler yasal değil mi? Orada yasal fuhuş yaptırılıyor. Devlet bekçi de vermiş, korumasını da. Vergisini alıyor. Onlar sonuçta bizim kızlarımız, bizim evlâtlarımız. Manukyan vergi rekortmeniydi, hukuken kızları çalıştırıyordu. Bu kızlarımıza evlenme hakkı, iş, aş dururken, kalkıp da vesika vererek yasal fuhşa sürüklemelerinden benim vicdanım rahatsız (MKD: Bu vicdan âbidesine perestiş ediyorum. Bu derecede mantık silsilesi sürdürebilmek için dâhi olmak gerekir).
Bitmedi… Mustafa Karaduman “çocuklarımın yasal hakları eşit. Eşlerim yanımda. Hepsi ayrı evde oturuyor, hepsine eşit zaman ayırıyorum. Çocuklarımı canımdan çok seviyorum. Eşlerime de saygım sonsuz, canımdan çok değer veriyorum. İlk hanımımı, dünyadaki bütün varlıklardan çok seviyorum. Benim için yeryüzünün en değerli, en kaliteli insanı. Benim için ölüme hazır, hiç tereddüt etmez. Ben de etmem (MKD: Burada ayrımcılık ve haksızlık var. Hâttâ günah, çünkü hepsin hakkını aynen vermek kaydı var içtihatta).
Diyor ki “defileye eşlerim de geldi. Hepsi tesettürlü. Çarşaf giyen de var, giymeyen de. Son eşim rahatsız olduğu için o gelemedi. 8 kardeşiz. Boşanmalar var ama hepsi tek eşli. Hanımlarımızın istediği hayat standardını onlara sunduk. Son evliliğimin üzerinden 15 sene geçti. Çocuğum 14 yaşında, boyu beni geçti. Benim gizlediğim bir şey yok. 3’ü söyleyen 4’ü saklamaz. 3 tane evim, 3 tâne hanımım var. Saklamam için bir neden yok. 21 yaşında bir hanımım da yok. Dördüncüsü yok, aklımda böyle bir şey de yok. Allah’ın işi, büyük konuşmaya da gerek yok. Ama bu yaştan sonra düşünmüyorum desem doğru olur”. Yâhu bu adam çok matrak; demeğe getirdiği o ki, işten güçten vakit bulabilirsem, 4.’ü de olabilir hani.
Şimdi, ulema hiç durur mu? Cevaplar ânında geliyor: Prof Dr. Zekeriya Beyaz ve İsmail Nacar tepki gösteriyor. Prof. Dr. Beyaz İran’da çokeşliliğe rağmen fuhuş olduğuna dikkat çekerken, Nacar, açıklamayı rahatsızlık verici olarak değerlendiriyor. Prof. Dr. Zekeriya Beyaz konunun hem dinî hem de sosyolojik bir mes’ele olduğunu belirterek, “bâzı konularda ulu orta fikir ileri sürülmemesi gerekiyor ve maâlesef bu konu da öyleydi” diyor. Türkiye’de erkek nüfusunun kadın nüfusundan yüksek olduğuna işaret ediyor, çokeşliliğin Türkiye’de fiilen mümkün olmadığına işâret ediyor, “böyle bir şey demek yanlıştır. Son nüfus sayımına göre Türkiye’de erkek nüfusu kadın nüfusundan 50 bin kadar fazladır. Bu türlü bir söz fiilen mümkün değildir” buyuruyor. Çokeşlilik hâlinde genelevlerin olmayacağı sözlerine dikkat çekerek “meselâ İran’da çok eşle evlilik mümkündür. Ama İran’da da mut’a nikâhı vardır. Bunun anlamı para karşılığı bir–iki saatliğine nikâh kıyılıp cinsel ilişkiye girmedir. Dinen câiz görüyorlar. Hâttâ mollalar aracılık yapıyorlar. Buyurun size, İran’da iki üç eşle evlenme vardır. Ama buna rağmen kadınlar para karşılığı saatlik nikâhlar kıyıyorlar” diye ilâve ediyor. Mut’a nikâhı ile Türkiye’deki genelevler arasındaki farkın sâdece şekil ve isim farkı olduğunu söyleyen Beyaz, “dolayısıyla çokeşlilik olursa genelevi olmaz düşüncesi yanlıştır” diye noktayı dinen koyuyor ve sosyolojik olarak devam ediyor: “Müslüman Arap ülkelerinde adı genelev olmasa da gayri resmî olarak fuhuş yapan çok sayıda kadın var, tekeşliliğin fuhşun temel nedeni değil, asıl nedeni sosyal ve iktisadî eşitsizlik. Kadınların geneleve düşmesinin en temel nedeninin yoksulluk ve adaletsiz gelir dağılımı olduğunu belirtiyor, ayrıca eğitimsizliğin de bu durumun nedenlerinden biri olduğunu kaydediyor. Küçük yaştaki kızların para karşılığı yaşlı kimselerle evlendirilmesinin de kadınların geneleve düşmesine neden olabileceğini ifâde ederken, aksi takdirde ‘şu kadarla evlenirseniz bu olmaz’ demek, işin kolay ve yüzeysel bir değerlendirmesidir” diye bitiriyor…
Araştırmacı yazar (MKD: Bu lâfa da bayılıyorum, araştırmadan yazanlardan fark belirtiyor herhâlde) İsmail Nacar, çokeşliliğin umumhânelerin oluşmasını engelleyeceği yönündeki ifâdelerin çok yanlış ve bilimsellikten uzak olduğunu söylüyor; çokeşliliğin yanlış değerlendirildiğini ve İslâmiyet’te insanoğlunun başına gelebilecek her türlü ihtimâle karşılık alternatif durumlar sunulduğunu kaydederek, çokeşliliğin de bu durumun bir sonucu olduğunu söylüyor. Çokeşliliğin İslâmiyet’in bir emri olmadığını ifâde edip, “Arap tarihine bakarsak, Peygamberimiz döneminde savaşlar yaşanıyordu ve bu savaşlara erkekler katılıyordu. O nedenle o dönem Arap kabilelerinde bir erkeğe 5–6, hâttâ 10 kadın düşüyordu. Bu durumda herkes bir tâne eş alacak ve gerisi himâyeden mahrum kalacaktı. O sebeple evli olduğunuz eşiniz müsaade ederse, o zaman fazla eş alabilirsiniz denildi” diyor. Mecburiyet vaziyetlerinde bâzı konuların câiz olmasına işaret eden Nacar, şu anda da Türkiye’de kadın ve erkek nüfuslarının birbirine denk olduğunu hatırlatarak, “her erkek üç tâne kadınla evlenirse, şimdi nerde eş bulacağız. O zaman erkeklerin birçoğu eşsiz kalır” diyor (MKD: Burada gülmekten ölecektim; merak etmeyin Sayın İsmail Nacar, şifâ niyetine bir rezidüel şizofren alıverirsiniz, ne olacak).
***
Şimdi mizaha son ve ilme geçiş zamanı… Tarih boyunca pek çok toplumda çokeşlilik (poligami) de, poliandri de (bir kadının birkaç erkekle evlenmesi), grup hâlinde yaşama da görülmüş, görülmekte. Sosyodemografik, coğrafî, kültürel, iklimsel ve pek çok etken bu modelleri gündeme getirmiş. En gelişmiş ve zengin ülkelerde de kerhâne, kârhâne ve umumhâne var.
Bütün kepazelik şu ki, Türkiye’de Lâik Cumhuriyet Yasaları artık çalışmaz olmuş ve yasada alenen yasak olan bir şeye savcılık “okey” diyebiliyor. Felâket burada başlıyor! Bu kafa değil mi ki, hukuk mukuk diyerek Türkiye’yi terörize edecek gözaltılar yapabiliyor, masum insanları kanserden öldürüyor?
***
Bu arada Gürcistan’da geçtiğimiz hafta gerçekleşen ve Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze’nin istifasıyla sonuçlanan halk ayaklanmasında, Para Sihirbazı lâkaplı uluslararası spekülatör George Soros’un parmağı olduğu öne sürülüyor. Kanada’da neşredilen The Globe and Mail Gazetesi, Gürcistan’daki halk hareketinin yaklaşık 1 yıldır George Soros’un finanse ettiği Açık Toplum Enstitüsü’nden (Open Society Institute – OSI) gizlice mâlî yardım aldığını yazıyor. Gürcistan’da çıkan The Georgian Messenger Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Zaza Gachechiladze de, gazeteye verdiği demeçte, Gürcü kamuoyundaki genel yargının, Şevardnadze’nin düşürülmesini Soros’un plânladığı yönünde olduğunu söylüyor.
Gazete, Soros’un Sırbistan’dakine benzer bir kansız ayaklanma için çalışmalara, yaklaşık 10 ay önce başladığını yazıyor. Merkezi başkent Tiflis’te bulunan muhalif Otpor (Direniş) Hareketi’nden Giga Bokeria, OSI’nin yaptığı mâlî yardımla, geçtiğimiz Şubat ayında Sırbistan’a yollandığı, burada eski Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç’i deviren muhaliflerden sokak gösterilerinin nasıl yürütüleceğini öğrendiği anlatılıyor. Bu yaz ortalarında da, yine enstitünün mâlî desteğiyle binden fazla Gürcü talebeye, Tiflis’te üç günlük kurslar hâlinde nasıl barışçıl bir devrim yapacakları öğretilmiş. Halk ayaklanmasında muhalif lider Mikhail Saakashvili’nin Ulusal Hareket Partisi, özel Rustavi–2 Televizyonu ve gençlik örgütü Kmara!’nın (Yeter!) öncü rolü oynadığını ve bu üç kurumun da George Soros’la yakın ilişkisi olduğunu kaydediliyor. Kmara!’nın geçtiğimiz nisan ayında Soros vakıflarından yaklaşık 500 bin dolarlık yardım aldığını belirten gazete, Rustavi–2 kanalının da, 1995′te açılmasından bu yana Soros tarafından desteklendiğini ifâde ediyor. 4 Ocak’ta gerçekleşecek başkanlık seçimlerine kazanmasına kesin gözüyle bakılan Saakaşvili’nin ise, 2000 yılından bu yana Soros ile yakın ilişki içerisinde olduğu biliniyor deniyor.
Gazete, Soros ile Şevardnadze’nin 1980′lerden bu yana birbirlerini tanıdıklarını ve aralarının iyi olduğunu belirtiyor. Ancak, iki dostun arasının, Saakaşvili’nin Adalet Bakanlığı görevinden, Şevardnadze’nin politikalarını beğenmediği gerekçesiyle ayrılmasından sonra bozulduğu öne sürülüyor. Geçtiğimiz yıl ortalarında Soros’un yerel seçimlerin âdilce yapılması için sivil toplumu harekete geçirme çağrısı yapmasıyla, eski dostların arası iyice açılmış. Şevardnadze, Soros’u ülkenin içişlerine burnunu sokmakla suçlamış ve Gürcistan’daki OSI şubelerini kapatmakla tehdit etmiş.
Bunlardan bana mı ne?
Bu Soros’u bir yerlerden hatırlıyor musunuz? Acaba bizim memlekette de her taşın altından çıkmakta mı?
DDD’nin bir numaralı adamlarından biri değil mi?
Şu anda (16:30) Ruslar, Gürcistan’a girdi, tanklarla dümdüz ediyorlar orayı. Türkiye ile ne alâkası mı var?
Yunanistan 12 mil dayatmasını gündeme getirdi ve savaş uçaklarıyla yaptığı sınır ihlâllerinde ve it dalaşlarında son haftalarda on misli artış var! Türkiye’nin Gürcistan’dan büyük beklentileri ve boru hattı var. Kosova’nın intikamı aldatmacasıyla Sovyet İmparatorluğu tekrar kuruluyor; tek fark, artık komünizm yok! ABG de hiç bir şey yapmayacak, görün. Hepsi en azından senelerce önce plânlandı bunların…
Çağrışımlarımı daha da zorlamadan, anlayabilecek olan anlar diyerek, bu sefer kafası karışmadan muhteşem bir makale yazan Serdar Akinan’ın yazısını iktisap ederek yazımı nihâyete erdiriyorum:
Büyükanıt Paşa’ya ne kızıyorsunuz?
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad neden Türkiye’ye geldi?
Bodrum’da keyifli bir tatil yapmak için mi?
Elbette ötesi…
Çok iyi haber alan bir kaynaktan öğrendiğime göre bu ziyâretin muhtevası çok ama çok önemliymiş.
Biliyorsunuz Esad Türkiye’ye gelmeden önce Tahran’daydı…
Haftaya ise Ahmedinecad geliyor…
Irak, Suriye, İran ve Türkiye bölgesel sorunların tümünü göğüsleyecek ortak bir zemin oluşturmaya çalışıyorlar.
İstanbul Paktı…
İran’a yaptırımların konuşulduğu böylesi bir ortamda Suriye Devlet Başkanı Esad inisiyatif alıyor ve Ahmedinecad’a bir öneri götürüyor.
“Türkiye’nin lâik, demokratik ve Sünnî olmasını sorun hâline getirme… Bunca yoğun baskının olduğu bir süreçte benim yaptığımı yap. Amerika’nın bölgesel politikalarına tam teslim olma ve Türkiye nasıl esniyorsa, Suriye nasıl esnediyse sen de belli tâvizler ver ve belli tâvizler kopart… İşbirliğimizi geliştirelim ve büyüyelim.”
Bu diplomatik ataklarda gözlerden kaçan bir detay Lübnan Cumhurbaşkanı’nın ilk dış gezisini Şam’a yapacak olması. Ardından da İran’a gideceği konuşuluyor…
Ahmedinecad’ın İstanbul’a gelmesinden bir gün önce Mişel Süleyman’ın Şam’a gitmesi bölgedeki diplomasi trafiğinin debisinin neden arttığını da sorgulamamızı icap ettiriyor.
Türkiye, Kerkük konusunda ABG’den bir söz aldı.
Kürtler’in bu kadar rahatsız olmasının nedeni bu…
Türkiye, Suriye ile ve Körfez ülkeleriyle bir pozisyon alıyor.
Bu yeni.
Bu denklemde İran’ın tavrı son derece hayatîdir.
Ama hayatî olan bir başka şey daha var…
Türk Silâhlı Kuvvetleri, Özkök döneminden bu yana bu büyük mutabakata entegre davranıyor.
Yüksek Askeri Şûra’da ihraç olmamasına değil tümgeneral seviyesinde emekliye sevk edilen komutanların isimlerine ve sicillerine bakarsanız TSK’daki dönüşümün ipuçlarını yakalarsınız.
TSK’nın kriterlerinin değişmesi demek burada bir devlet kararı var demektir.
Devleti elinde tutan kadro Cumhuriyeti dönüştürüyor.
Sermaye, siyaset ve bürokrasi bir büyük uzlaşı içinde.
Yukarıdaki bölgesel hareketliliği diplomatik adımların devlet başkanları düzeyinde yapıldığını ıskalamazsak işin ciddiyetini kavrayabiliriz.
Cumhurbaşkanı Gül’ün rektör atamaları konusunda, kendinden emin, attığı adımların hangi güvene dayandığını görmeliyiz.
İran’ın tavrı AKP’nin geleceğini belirler.
İran’ın bu bölgesel mutabakatta Pakistan’ın olmasını talep etmesi tüm oyun plânını bozabilir.
Sanıldığının aksine, Mart ayındaki muhtemel seçimde sandıkta AKP’yi zorlayacak temel etmen ekonomi değil, muhtemel bir İran operasyonunda alınacak tavır olacaktır.
Bu sebeple, Büyükanıt’a kızmayın ne olur.
Yarım milyon dolarlık bir hediyeyi kabûl etmesi neden sizi kızdırıyor?
Bu öylesine bir tercih ki…
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her birey dönüp kendisine bakmalı…
Özgürlük, güvende olmamaktır.
Bu çağda refahı seçmek, adaleti terk etmektir.
Vicdanı gömmektir.
Suriye, Irak, Türkiye ve Körfez ülkelerinin eliti refahı ve güvenliği tercih ediyor.
İran neyi seçecek?
***
Şey, bakın…
ABG’nin İran’a saldırmasına 1 kaldı.
Petrol 500 USD olacak.
“Demedi” demeyin de…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 08 Ağustos 2008 Cuma

