ÇOK AYIP OLDU MEHMET BEKÂROĞLU HOCAM!
04 Ağustos 2008 08:32. Psikiyatri profesörü Bekâroğlu “operasyonu çok önemsiyorum ama bir ruh hekimi olarak sanıkları ‘Cezaî ehliyeti var mı’ diye bana gönderseler düşünürüm” diyor.
Ecevit Kılıç‘ın röportajı (Sabah)
Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmama kararı bir anda tüm Türkiye’yi rahatlattı. Ama karar ve Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç’ın uyarı niteliğindeki konuşması hâlâ tartışılıyor. Karar Türk siyasetini nasıl etkileyecek? AKP bundan sonra nasıl bir siyaset izleyecek? AB reformlarını sürdürecek mi? Kapatmama kararı Ergenekon davasını nasıl etkiler? Tüm bunları daha önce milletvekilliği yaptığı iki parti; Refah Partisi ve Fazilet Partisi kapatılan Prof. Dr. Mehmet Bekâroğlu ile konuştuk. Bir dönem de Saadet Partisi’nde genel başkan yardımcısı olarak görev yapan Bekâroğlu, daha sonra Ertuğrul Günay’la birlikte Müslüman Sol diye bir girişim oluşturdu. Psikiyatri profesörü olan Bekâroğlu, insan haklarına yönelik çalışmalarıyla biliniyor. Bekâroğlu, özellikle cezaevlerindeki tecridin bitirilmesi için çok çaba sarf etti.
* Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmama kararı neleri değiştirdi?
Hiçbir şeyi değiştirmedi. Ama kapatılsaydı Türkiye yeni sorunlarla karşı karşıya kalacaktı. Ekonomik sorunlar çıkabilirdi, siyasette kaos yaşanabilirdi, yeni parti kurulma süreci, milletvekili tırtıklamaları yaşanacaktı. Kapatılsaydı mağduriyetin oylanmasına devam edilecekti. 60 yıldır her seçimde Adnan Menderes’in idamı oylanır, bu sandığa bir şekilde yansıyor.
* Karar bir rahatlama yaratmadı mı?

Yakın dönem için bir rahatlama söz konusu. Bu rahatlamanın ne anlama geldiğini de zaman geçince göreceğiz. Cumhurbaşkanı seçimiyle birlikte başlayan bir müdahale var. Askerin muhtırasıyla başladı, sonra yargı müdahalesine döndü. Anayasa Mahkemesi’nin kapatmama kararıyla bu müdahale tescillendi. AKP’ye, daha doğrusu Türk siyasetine yeni sınırlar çizildi. 82 Anayasası, seçimle iktidara gelen siyasî partilerin nasıl hareket edeceğinin sınırlarını çizmiştir. 27 Nisan muhtırasıyla başlayan süreçte, 367 kararı, türbanla ilgili değişikliğin iptali ve kapatılmama kararıyla kırmızıçizgiler iyice kalınlaştırıldı. Siyasete giydirilen gömlek yıkandı, kurutuldu ve şimdi de iyice daraltıldı. Böylece Türk siyaseti daha dar kalıpların içine hapsedildi. Bir de bunun perde arkası var.
* Nedir o?
Kararın 6’ya 5 alınması, dört üyenin Hazine yardımının kesilmesini istemesi, bunlar retorik ve lâf. “6 kişi böyle oy verdi, bir kişi daha olsaydı şöyle olurdu” gibi cümlelerin hiç önemi yok. Aslında tam bir siyasî mühendislik işi ortaya konuldu. Siyasetin yeni kalıpları belirlendi. Geri plânı için bizim bildiğimiz iki olay var. Birincisi Dolmabahçe’de Yaşar Büyükanıt – Başbakan Erdoğan görüşmesi. İkincisi ise Genelkurmay Başkanı olacak olan İlker Başbuğ ile yine Erdoğan’ın görüşmesi. Bunlar çay sohbeti değil. AKP, kapatma davasına önce sert tepki verdi. Sonra geri çekildi. Ön savunmadan başlayarak da “Hatalarımızı, yanlışlarımızı gördük, bize yol verin Türkiye krize girmesin” dediler.
* Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmasına ne diyorsunuz?
Tarihî bir konuşma yaptı. Sanırım kendi adına yaptı. Diğer üyelerin bu konuşmayı onaylayacağını zannetmiyorum. Mahkeme, Türk bürokrasisi ve yerleşik devlet iktidarı adına bir konuşma gibi gözüküyor.
* AKP bundan sonra nasıl bir siyaset izler? AB reformlarına sarılır mı?
AKP’nin hâlâ Türkiye’yi değiştirecek ve dönüştürecek potansiyeli mevcut. Çünkü bir dinamizmi temsil ediyor. 1950’den başlayıp Türkiye’nin değişmesi dönüşmesi, modernleşmesi, ekonomisinin serbestleşmesi sonucunda kırsaldan kalkıp şehirlere gelen ve geldikçe pay, mevki, para isteyen bir kesimi temsil ediyor. Yeni gelenler, merkezi tutanlara karşı demokrasi ve serbestlik istiyor. Erdoğan, önüne konan kırmızıçizgilerin içinde kalırsa AKP, Adalet Partisi’ne dönüşür. Erdoğan da Demirel olur. Bu mümkündür. Öbür tarafta ise bambaşka bir şey yapma ve bambaşka bir şey olma şansı var.
* Neleri yapabilir?
Yeni anayasaya yönelirse müthiş destek alır. Türkiye’nin ciddi ve radikal bir demokrasi projesine ihtiyacı var; siyasî partiler ve seçim yasası değiştirilebilir. Bir demokrasi atılımı yapabilir. Anayasa Mahkemesi’nin yeni tanımlamasıyla siyasetin nefes alması mümkün değil. Siyasetin derin nefes alıp, giydirilen gömleği yırtması gerekiyor. Bunun yolu yeni bir anayasa. Erdoğan bu atılımı yaparsa büyük iz bırakır. Yoksa kendisinden istenen şekilde Demirelleşecek.
* Demirelleşmek derken?
Süleyman Demirel, Menderes’in idamına tepki olarak geldi. Ama her darbe ve müdahalede şapkasını alıp gidişinin dönüşünde farklı bir Demirel oldu. En son Cumhurbaşkanı Demirel’i gördük. Kendisini deviren 12 Mart müdahalesinin kurduğu hükümete güvenoyu veren insandır. Türk sağcılığının zirvesidir. Türk sağcılığı özel bir şeydir, temel özelliği oportünizmdir. Gerçeğin kenarında dolaşır. Erdoğan’a “Demirel ol” deniliyor. Ama diğer taraftan Özal’ı aşacak şekilde demokrasi kahramanı olma şansı bile var.
* Bir Fazilet Partisi davasıyla AKP davasını karşılaştırdığınızda neler dikkatinizi çekiyor?
İkisi de lâikliğe aykırı eylemlerin odağı olmakla suçlanıyordu ama birbirinden çok farklılar, hâttâ bambaşkalar. Dava lâikliğe aykırı eylemlerin odağı olmaktan açılmışsa parti kapatılır. Nereden biliyoruz; yaşadıklarımızdan. Ama başından beri AKP’yi bir proje olarak görüyorum. Yanlış anlaşılmasın Amerika kurdurttu falan demiyorum. Türkiye gibi bölgesinde önemli ve model bir ülkeyi dünya sistemine eklemleme projesidir. Bu proje sekteye uğratılacak ama dünya buna sessiz kalacak, böyle bir şey düşünülemezdi. O nedenle AKP davası daha önceki kapatma davalarından çok farklıydı. Özellikle Fazilet Partisi kararı çok komiktir. AKP’nin doğması için verilmiş bir karardır.
* Nasıl?
Fazilet Partisi’nin kapatılması için hiçbir sebep yoktu; iktidar partisi değildi, oyları yükselmiyor, aksine düşüyordu, tehlike de arz etmiyordu. Kararla sadece iki milletvekili yasaklandı, genel başkana bile siyasî yasak getirilmedi. AKP’nin kurulabilmesi için Fazilet’in kapatılması gerekiyordu, çünkü başka türlü kurulamıyordu.
* Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’la birlikte ‘Müslüman Sol’ adlı bir girişiminiz vardı. Yollarınız neden ayrıldı?
Birlikte oluşturduğumuz Yeni Siyaset Girişimi’ni çok önemsiyordum. Ama AKP’den teklif aldılar ve gittiler. Giderken bugün yaşananları, olacakları görebiliyordum, zaten bunları konuşurduk. 59 yaş, son şans diye düşündü herhâlde… Ama Türk siyasî tarihi bunu yazacak. Günay gibi parti içi demokrasi mücadelesi vererek isim yapmış birisi… Parti içindeki padişahlara karşı mücadele eden Günay, gittikten sonra “Minnettarım Sayın Başbakan kendi isminin arkasına beni yazdı” dedi. Günay, bu lâfı söyledikten sonra kendini bitirdi, Ertuğrul Günay olmaktan çıktı. Buna çok üzülüyorum.
* Karardan önce “Siyasi alternatif yaratılmadan dava açıldı” dediniz. Alternatifi olsaydı AKP kapatılır mıydı?
Muhtemelen. AKP’nin alternatifi de kendisidir. Kapatılsaydı kuracakları yeni parti yola devam edecekti. AKP’nin kapatılmasıyla ortaya çıkacak kaosu kimse göze alamadı. Diğer taraftan parti kapatılmayla karşı karşıya ama Başbakan ve atadığı bürokratlar yıllardan beri dünyanın yapamadığı ve bölgenin dört gözle beklediği Suriye İsrail barışını sağlamak için toplantılar yapıyor. Mahkeme karar vermeye çalışırken, barış için bilmem kaçıncı tur görüşmeler bir otelde sürüyordu. Şimdi böyle bir aktör nasıl kapatılabilir, kimse göze alamaz, almadılar da.
* Alternatif olarak Abdüllatif Şener’in çıkışı vardı…
Şener’in çıkışı intihar tarzındaydı. Nitekim betona çakıldı. Siz siyasî hareketin içinden çıkıyorsunuz, söylediğiniz her söz kendi tabanınızı üzüyor, öbür tarafı ise sevindiriyor. Öbür taraf mı senin tabanın olacak, CHP seçmeni mi sana oy verecek?
* Erdoğan, kabinede ve parti yönetiminde yenilemeye gidebilir mi?
Gidebilir. Millî Eğitim ve Sağlık Bakanı gibi isimler değişebilir. Normâlde de bakanların bu kadar uzun süre görev yapması doğru değil.
* “Karar, siyaseti yeniden biçimlendirdi” diyorsunuz. CHP nasıl etkilenir?
“Seçimle olmasa bile bir gün asker gelecek ve yönetime el koyacak sonra da iktidarı bize devredecek” diyen ve buna inanan insanlar var. Bunlar sâdece CHP’nin üst yöneticileri değil. Kapatmama kararına onlar da şaşırdı. Bu dalga ve karar Deniz Baykal’ı götürecek. CHP tabanı askerin gelip iktidarı kendilerine vermesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla seçim kazanmaları gerektiğini gördü. Ama “Seçimi Baykal’la kazanamıyorum. Baykal’la olmaz” diyorlar. Şimdi CHP, kendine yönelecek. Zâten Baykal’a bir öfke mevcut. Kapatma dalgası Erdoğan’ı götürmedi ama Baykal’ı bir daha dönmemek üzere götürecek.
* Kapatma davası Ergenekon’u etkiler mi?
Türkiye’de derin devlet tartışmasında ilk defa kuvvet komutanlarını içine alan tutuklamalar oldu. Tuhaf gelen kısımları da olsa, ciddi bir iddianame var. Ama korkarım ki Ergenekon burada kalacak. Biraz karikatürize ve deşifre olmuş, rasyonel olmayan, kontrolden çıkmış ekip tasfiye ediliyor. Bizim bilmediğimiz Ergenekon’un, deşifre olmuş Ergenekon’u tasfiye etmesidir. Ama küçümsemiyorum, çok önemsiyorum. Çünkü yeni Ergenekoncular bir şeyleri akıllarından geçirirken cezaevindekilerin başına gelenlerin kendilerinin de başına gelebileceğini düşünecek. Tasfiye hareketi de olsa bu operasyon bir fırsattır; derin devlet tamamen temizlenebilir. Diğer taraftan bir tespit yapacağım ama Ergenekon operasyonunu küçümseyen ve sulandıranların safına düşmekten korkuyorum.
* Nedir?
Bir ruh hekimi, bir psikiyatrist olarak Egenekoncu tipleri incelediğimde, bakıyorum rasyonel insanlar değil bunlar. Tabii her milliyetçilikte bir irrasyonellik vardır; masallardan, destanlardan beslenir. Ama bunları tek tek insan olarak ele aldığımda, diyelim ki adlî psikiyatrinin şefiyim, bana gönderdiler bunları “Cezaî ehliyeti var mı yok mu?” diye… Düşünürüm. Yoktur bile derim. Öyle ilginç tipler. Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyet müthiş bir şey, beni çok heyecanlandırıyor. Ama onun üzerine oturan bir kadro var şu anda, 2008’den ışınlanarak 1930’lara düşen tuhaf bir kadro. 1930’larda olsak Atatürk’ün sofrasına gidip konuşsak anlamlı şeyler olur. Çünkü eşit yurttaşlık geliyor, padişahlık gidiyor. 2008’de 1930’u yaşıyormuş gibi görünce komik oluyor. Karikatür gibi. Diğer taraftan Ergenekon ciddi bir yapı, Hrant’ı öldürdüler. Hrant, Doğu Konferansı’nın kurucusudur. Hrant’la bütün bölgeyi dolaştık. Erivan’dan Şam’a kadar. İddia ediyorum Hrant Dink, bölge barışının en temel isimlerinden biriydi. Öldürdüler arkadaşımızı, bunlar yaptı, bu çok belli.
***
Mehmet Bekâroğlu’nu senelerdir tanırım ve severim. Sâhici bir adamdır. Buradaki politik fikirleri arasında Türkiye’de “sağın fırsatçılık olduğu” gibi haklı tesbitleri var. Bu sebeple de Solcu Müslümanlık kurmak istemiş ama başaramamıştır. Kendi etnik menşei hususunda da ilginç yönleri söz konusudur.
Zamanında, bir basın açıklamasında “benim anadilim, (yasaya göre mahallî dil ve lehçe) Lâzca’dır. Benim gibi anadili Lâzca olan 300 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, TRT’nin Lâzca yayın yapmamasından rencide olmuştur. Doğrusu TRT’nin bu ayrımcılığı niçin yaptığını merak ediyoruz. Eminim ki Gürcüce ve diğer mahallî dilleri konuşanlar da aynı durumdadır. Yasa gereği mahallî dil ve lehçelerde yayın yapma görevini üstlenen TRT, bu seçimleri yaparken hangi kriteri esas almıştır? TRT’nin Lâzca ve diğer mahallî dil ve lehçelerde de yayın yapılması için bir çalışması var mı, varsa Lâzca yayınlar ne zaman başlayacak, hangi gün ve hangi saatlerde olacaktır? Başka dil ve lehçelerde yayın yapılmayacaksa, bunun nedeni nedir? Gerekirse hakkımı yasal yollarla arayacağımı bildirir, açacağım mahkemelere esas olacak şekilde bu sorularıma yasal süresi içinde cevap verilmesini talep ederim” de diyen adamdır…—İdeolojik muhalefetim: Sayın Mehmet Bekâroğlu etnik veya mikro-milliyetçilik yaparak, Türkiye’nin dirlik ve birliğine dinamit koyanlara hizmet etmektedir. 60 küsur etnik grubun, 20 milyon küsur bölücülük yapan Kürt’ün ekmeğine yağ süren bu lâflar gaflet, hâttâ dalâlet değil midir? Üçüncü lâfı etmek bile istemiyorum çünkü şahsî sempatim var!
—Meslekî muhalefetim, hâttâ şerhim: 5 gündür sabırla bekledim, bekledik bütün psikiyatri câmiası olarak… Bir açıklama yapar da, lâflarının amacını aştığını filân söyler diye… Yapmadı!
Şunlar meslek etiğine de, genel ahlâka da ters düşer:
“Bir ruh hekimi, bir psikiyatrist olarak Egenekoncu tipleri incelediğimde, bakıyorum rasyonel insanlar değil bunlar. Tabii her milliyetçilikte bir irrasyonellik vardır; masallardan, destanlardan beslenir. Ama bunları tek tek insan olarak ele aldığımda, diyelim ki adlî psikiyatrinin şefiyim, bana gönderdiler bunları “Cezaî ehliyeti var mı yok mu?” diye… Düşünürüm. Yoktur bile derim. Öyle ilginç tipler”.
1) Bir ruh hekimi, mesleğini icra ederken kendi ideolojik, etnik ve dinî tercihlerini kıstas alamaz. Meselâ ayrılıkçı terörden de, buna yandaş olanlardan da hiç hoşlanmıyorum ama bana böyle bir kişi hasta olarak gelirse, bütün peşin hükümlerimi odamın dışına atar, hekimlik yaparım. Maâlesef kendince “öteki” ilân ettiği insanlar hakkında uzaktan teşhis koymuştur.
2) Bir psikiyatrın muayene etmediği birisi için fikir beyan etmesi ancak tipoloji açısından mümkün olabilir; hâlbuki ortada devam eden bir dava vardır ve hiç birini ele filân almadığı hâlde, aralarında emekli paşalardan ırgatlara kadar her çeşit insanın olduğu, son derecede heterojen bir tutuklu grubu hakkında topluca, ancak akıl hastalığı veya zekâ geriliğinde varılabilecek olan “cezaî ehliyeti yoktur” kanaâtine varabilmiştir.
3) Haydi vardı, bunu SABAH Gazetesi gibi ne olduğu çok belli bir medya kurumunda alenen söyleyerek, tıbbî ve vicdanî kabahat işlemiştir.
Son söz:
Sevgili Mehmet Bekâroğlu Ağabeyim, Hocam, Büyüğüm (benden 3 yaş büyüktür ve bizim adabımızda bir gün kıdemli olana dahi “Hoca” deriz). İster gündeme çıkmak için, ister birlerine mesaj yollamak için, isterse de başka amaçla, bu yaptığın hiç doğru olmadı.
Hâttâ etik ve yasal yaptırım bile lüzum ve dahi icap eder. Yoksa, yol olur.
Haydi, lûtfen bir açıklama yap…
Haydi!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Ağustos 2008 Cumartesi


[...] TOMOGRAFİDE HASTALARIN ALDIKLARI RADYASYONLA” İLGİLİ OLARAK GÖRÜŞLERİ HAKKINDA… ÇOK AYIP OLDU MEHMET BEKÂROĞLU HOCAM! Gerçek Bu mudur? PELİN BATU YAZAR DA OLDU! 12. DALGA ASLINDA NEYİ REMZEDİYOR? GİRESUN [...]
“Bir ruh hekimi, bir psikiyatrist olarak Egenekoncu tipleri incelediğimde, bakıyorum rasyonel insanlar değil bunlar. Tabii her milliyetçilikte bir irrasyonellik vardır; masallardan, destanlardan beslenir. Ama bunları tek tek insan olarak ele aldığımda, diyelim ki adlî psikiyatrinin şefiyim, bana gönderdiler bunları “Cezaî ehliyeti var mı yok mu?” diye… Düşünürüm. Yoktur bile derim. Öyle ilginç tipler”.
Bunları bir psikiyatri profesörü olan bir hocamın söylediğine inanamıyorum. Aklım almıyor. Gazetecilerin kurbanı olmuş olabileceğini düşüyorum. (umarım) Bir psikiyatri uzmanı nasıl bu şekilde uzaktan kişileri ayrı ayrı muayene etmeden bu şekilde konuşur. Cümlesine “bir ruh hekimiyim” diyerek girmiş. Ayrıca tam olarak kimlerden bahsediyor. Ergenekon, Türkiye’deki ulus-devlet yapısını, Atatürk Cumhuriyeti’nin temel taşlarını, ordusunu, sivil toplum örgütlerini vb. gibi temel kurumlarını bitirmek, bu insanları hapse tıkmak ve Türkiye’deki anayasal rejimi değiştirmek için (ki artık çoktan bu operasyon tamamlanmıştır) başını ABD’nin çektiği emperyalist güçler tarafından yürütülen bir operasyondur. Sayın Hocam Bekâroğlu, bunu göremiyor olduğunuza inanamıyorum, partizanlık çerçevesinde belki görmek istemiyorsunuz, o zaman psikiyatri uzmanlığınızı buna alet etmeniz büyük bir felâket. Öğrencilerinize, yetiştirdiğiniz psikiyatrlara çok yanlış örnek olmuşsunuz.
Dr. Ulaş Çamsarı
>Psikiyatri Uzmanı
Not: Bu yazı 2008′de yazılmış, umarım hocam bu vahim ifâdeleri sonradan düzeltmiştir.
MKD: Maâlesef yapmadı Ulaş, yapmaz da… O Kafa’dandır ve Gürcü’cüdür; yâni işin altında etnik tarafgirlik (bias) var!
Benzeri lâfların yüzde birini ben ağzımdan çıkarsaydım, Türk(iye) Psikiyatri Derneği ve TTB hakkımda soruşturma açar, hâttâ “nefret suçu (hate crime)” işlediğimi iddia ederek ceza verirdi ve hakkımda da dava açılırdı. Onlara ise hiç bir şey olmaz!