AKŞAM GAZETESİNİN İRTİFA KAYBI ve İRAN

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 352 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Seversiniz sevmezsiniz, Güler Kömürcü’yü “şutlama” tarzları ve genel yayın yönetmeninin göklerden yağan penisler yazılarına, bir de Hâlit Kakınç’ın köşe yazarı olması eklenince, artık bu medya organına para vermeyip, çevrimiçi okuyacağımı yazmıştım.Serdar Akinan, Oray Eğin, bâzen Nagehan Alçı (herhâlde Nâgehan olacak) ve kendi kûlvarında Elif Aktuğ hâricinde okunası pek bir şey kalmadı.

Bakın, bugünden itibâren Dr. Murat Yılmaz tarafından kaleme alınan bir Cemil Meriç dizisi başlattılar. Rahmetlinin eserlerinde kullandığı imlâyı daha ilk seferinden kâtlettiler, şapka (^) işâretlerini koymuyorlar. Ayıp yâhu, ne hakkınız var! Sayın Dr. Murat Yılmaz, eğer bu skandal sizin bilginiz hâricinde sürüyorsa, derhâl müdahale ediniz. Yoksa rahmetlinin evlâdı Mahmut Âli ve Ümit Meriç isyan etmezlerse, ben edeceğim.

Nâzım’ı (tanzîm eden, nizâma koyan, nazım hâline koyan, manzûme yazan, şâir) Nazım (şiirde mısrâların kuruluşunu, kümelenişini meydana getiren birim) yapan kafadır bu. İktisadî olmuş iktisadi, medenî olmuş medeni, lûgat olmuş lügat ve daha niceleri… Gâzi’nin Türk Gençliği’ne Hitâbesi’ni “Öztürkçeleştirerek” ırzına geçen zihniyettir bu: Mes’uliyetsiz, edepsiz ve hayâsız! Bu fikir âbidesinin lisanını tahrif etmek, bizâtihi ona ihânettir; “kâmusda uzanan eller, nâmusa uzanır” diyen adamdır Cemil Amcam

Kendini Halit diye tanıtan Kakınç dostumuz gene perişanca bir makale yazmış Don Kişot’un Yoldaşı başlığı ile. Bir kere kahramanın ismi “D o n K i h o t e” diye okunur; nedense bu hata on yıllardır sürmekte. Bana Kerem değil de Kriam dense nasıl bozulursam, bu da öyle!

Devellioğlu’nun lûgatinden: Hâlid (Türkçe’de son t’ler d’leşir): Sonsuz, dâim, ebedî; bir yıldan çok yaşayan ot veya ağaç; erkek ismi. Bir de Halît var ki, anlamı “su ve yol hakkı gibi arâzînin hukukunda müşârik olan kimse”.

Herhâlde bizim Hâlit’in kastettiği birincisi.

Neyse, koskoca Cemil Meriç’i, yanındaki kurnaz uşağıyla yel değirmenlerine saldıran zırdeli Don Kihote’ye benzetmiş; Hâlit bu, yapar, kusuruna bakılmaz.

Cemil Amcam tevâzu ve ironi alâmeti olarak kendine özel sohbetlerde bunu yapmış olabilir ama Hâlit yapamaz. Hâddi yetmemeli, yetmez!

…da…

Hazret şöyle buyuruyor:

“Gazeteniz AKŞAM’da bugün çok önemli bir yazı dizisi başladı. Dr. Murat Yılmaz’ın CEMİL MERİÇ araştırmasını mutlaka okuyun. Sanırım, kafalarınızdaki birçok yerinden oynamış taş, yerli yerine oturacak. Düşüneceksiniz.

Ben, klasik anlamda bir Cemil Meriççi değilim (MKD: Aman olma). Olmam da gerekmiyor. Fakat inanıyorum ki, günün birinde Türk Düşünce Tarihi, hem akademizmi özümseyen hem de toplumsal kimlikli bir düşünür olan bu isme layık (MKD: “lâyık” olacak) olduğu değeri verecek. Cemil Meriç’ten Önce ve Cemil Meriç’ten Sonra diye ikiye ayrılarak ele alınacak…

Beni en çok etkileyen ifadesi şu olmuştur (MKD: Sıkı durun): “Sloganlar, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir!””

Ah benim Hâlit arkadaşım, Cemil Meriç’in bahsettiği “izmler”’di, sloganlar değil. Cümlenin doğrusu da şöyle: “İzmler, idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleri; îtibarları menşelerinden geliyor, hepsi de Avrupalı”.

Bu kadar ucuz mu köşe yazarı olmak yâhu!

Gene de, itiraf etmeliyim ki, âdet günlerini filân yazan absürt hâtunların yanında, Hâlit daha üst seviyede!

***

Günlerdir İstanbul meflûç, hastalar yolda ölüyor, insanlar evine barkına gidemiyor. Mahmud Ahmedinecad’ın kabahati yok; hâttâ şaşırıp özür diliyor ve “ben bizim oralarda serbestçe dolaşırım” filân diyor. Vâlilik ve Belediye ise çâreyi bîçârelikte buluyorlar: Trafiği kapatırsam, pek güzel idâre ederim. Bana tarihî bir trajikomik hâdiseyi hatırlattı bu…

Mekteplerin bağlı olduğu Maarif Nezâreti 1846 yılında kurulur. Cumhuriyet’ten sonra adı Maarif Vekâleti olur, 1946 yılında da Millî Eğitim Bakanlığı adını alır. 1950–60 arası gene Maarif Vekâleti denir. Terbiye (eğitim) değil de, maarif – tedrisat (öğrenim) tâbirinin kullanılması boşuna değildir. Sultan Abdülhamid’in son Maarif Nâzırı olan Haşim Paşa, 1903 ilâ 1908 yılları arasında görevde bulunur. Paşa’nın bir sözü, bugün bile şakalara mevzu olur: “Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idâre ederdim”. Bizimkiler de, “yollar olmasa, trafiği ne güzel idâre ederlerdi”.

Tamam da, vaziyetten vazife çıkaran Hükûmetimiz, eğer bunu Batı’nın müsaadesi ve tavsiyesiyle yapmıyorsa (veya, daha korkuncu, hadilemesiyle yapmaktaysa), neye soyunmakta? Kim takar Türkiye’nin bilmemne paktını Allah aşkına. Bölgede arabuluculuk yapayım derken, kendini İran’ın müttefiki, AB ve ABG’nin muhalifi pozisyonunda buluverirse…

Bakın, Gürcistan’da kazık bize girdi; burada da bizi havuza itiyorlar.
Meşhur fıkradaki gibi, çıkışta “beni iten i… nerede” diye bağırmayız inşallah!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 15 Ağustos 2008 Cuma

7 Yorum »

  1. dr asım burhanoğlu

    15 Ağustos 2008

    Hilmi Yavuz,TANPINAR’dan mülhem,son yıllarımızı bir zevk hezimeti olarak,kaygılı bir dille anlatıyor,malûm gazetedeki köşesinde.HY’nin o malûm gazetede neden yazıyor olabileceğine,belki daha sonra temas ederiz.Önce rahmetli ATTİLA İLHAN gibi,”"İ”" lerin noktalarını koymaya gayret edelim.

    Bilmiyormuyuz ki,cumhuriyetin ilk on yılında ,galiba(!),OSMANLI belgelerinin önemli bir kısmı,vagonlarla taşınarak,eski vilayetimiz bulgaristana,HURDA KAĞIT fiyatına satılmıştır!

    Mao nun kültür devriminde yakılan çin masal kitapları,Hitler almanyasının yaktığı kadim alman kılasikleri ve nihayet Dimitrov bulgaristanının benzer hezeyanları,bize nasıl bir felaketle,zamanında karşılaşmış olabileceğimiz konusunda ışık tutmalıdır.

    Hiç bir dönüşüm,gezegenimizde,ağrısız sızısız olmamıştır,bilebildiğimiz tarihler boyunca.Her devlet,EFLATUN—İBN HALDUN çizgisini izlersek,ebed müddet beka ister kendi halet-i ruhiyesi çerçevesinde ve bunun dışına düşecek ya da orda olabilecek tüm “karşı” unsurlar,süratle tasviye edilirler.

    Diger bir husus,toplumsal dönüşümlerin hiç birisi aşağıdan yukarıya doğru olmaz,aksine yukardan aşağıyadır ve ne derseniz deyin,bunun adı malûm JAKOBENDLİKTİR.
    Bakmayın siz cumhuriyet devrimleri jakobenddi,KEMAL PAŞA diktatördü diyenlere…Aslında söyledikleri doğru iken ve kendi hafsalarındaki bir yönetim düzeneği –devlet tarzını vs üretip,iktidar olmaları halinde,yapacakları bundan da farklı olmayacak bu kez kendileri benzer JAKOBENDLİĞİ,güle oynaya icra edecekler.
    O halde bu durumun adı nedir?
    1—Entelektüel masturmasyon,hem de en şımarıkçasından,
    2–Psikolojik harp…

    Şimdi Hâlid-i Kakınç’ın FİTAŞ pasajında validesi ile birlikte pantolon satarak medar-ı maişet ettikleri günlerin üzerinden,yıllar geçti.
    Oğlumuz büyüdü,70lerde bir de folk müzik topluluğu kurmuştu Dr. Rahmi Oruç Güvenç ile birlikte;DÖNÜŞÜM…Bana sorarsanız bayağı hoş şarkılar söylemişlerdi; KİZİROĞLU MUSTAFA BEY düzenlemesi ve SEVSEM ÖLDÜRERLER SEVMESEM ÖLDÜR şarkılarını,36 yıl sonra hatırlayabiliyorum.

    BUGÜN CEMİL MERİÇ hocanın,nasıl ve neden KİTAPLARINA kaçıp,kütüphanesine iltica ettiğini şahsen çok iyi anlıyorum.Batı lisanıyla KITSCH((galiba)) denilen,zevksizlik,seviyesizlik,ufuksuzluk HEMEN HEMEN bütün İNSANÎ burçları teslim almış durumdadır.
    ((Birkaç yıl önce,kızımı verdiğim bir anaokulunda,bir hanımefendi veli,akşam bahçe sohbetinde teve programları konuşulurken,”"AAA Asım Bey,BBG evi neden tuhafmış ki,hayatın gerçeği değil mi deyince,dellendim, hanımefendi,benim sizi rontlamam ya da fortlamam nereden hayatın gerçeği oluyormuş,olsa olsa hasta ruhlu insanların,hastalıklı gerçekleridir demiştim ve sanırım o hanım beni anlamamıştı!)

    15 ağustos 2008,KEREM HOCA’nın İstinye’sine nazire,ben de POZCU-MERSİN diye devam edeyim…

    Yılmaz Erdoğanların şair,İpek Ongunların büyük yol gösterici genç kız yazarı,elif şafakların eeen tel lektüel romancı olarak,üstelik de cumhurbaşkanlığı katında revaç gördüğü bir ülkenin,yaşayan şahitleriyiz.

    Örneğin İHSAN OKTAY ANAR, o devasa PUSLU KITALAR ATLASI ‘nı neden yazdı ki!

    İhsan Deniz Hurufî Şiirler ‘ İ NEDEN SABAHLARA KADAR UYKUSUZ KALIP YAZDI Kİ!

    Sadık Yalsızuçanlar,ARABİ’yi anlattığı enfes deneme-romanı GEZGİNİ neden büyük bir estetik sıkıntı yaşayarak yazdı ki….

    Türk hikayesini dev ADI,tapu memuru, MUZAFFER BUYRUKÇU ,”"şarkılar seni söyler” i yazdığında,farkında oldunuz mu!Geçenlerde de kaybettik,tabii çok üzüldünüz.

    Ama OSMAN YAĞMURDERELİ’yi bir kanije kahramanı yapmadığınız kaldı yahu!!!

    Eminim tarkanın ayakkabı numarasını,avşar kızının “”lingerie”" markasını,gülben kızın saç sıpreyini,zaten biliyorsunuz…

    Eeeee KEREM HOCA,sahana girmeyeyim amma,vasatı böyle olan bir ülkenin başvekili de RECEP BEY olur yahuuu…

    efeniim…

  2. Ugur Duman

    16 Ağustos 2008

    Üstad, bu yazınız Sosyomat adında bir sitede “Sloganlar, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir” etiketi altında alıntılanmış ve hikmet senol adında biri de size bir cevap yazmış. Umarım görmezden gelmezsiniz.

    Saygılarımla.

  3. Ugur Duman

    16 Ağustos 2008

    yok yok ben buraya da alayım onu:

    aslında Doksat’a

    Cemil Meriç’in şapkalarına sahip çıkmak adına gardroptaki bütün şapkaları çıkarıp olur olmaz her a harfine şapka koymanızı nasıl te’vîl (tevil değil:) edeceğimi bilemiyorum. Birşeyi savunuyorsanız savunduğunuz şeye aykırı fiillerden kaçınmanız gerekir.

    Örneğin “imlâyı daha ilk seferinden kâtlettiler” diyorsunuz. Katletmek hiç bir şekilde uzatılarak ya da inceltilerek yazılmaz.
    Yine “Hâddi yetmemeli, yetmez!” diyorsunuz. Hadd de uzun yazılmaz.
    Ayrıca uzatma işareti yalnızca a harfinin üzerine konmaz, u ve i harfleri de uzun yazılır kimi zaman. Örneğin “tahrif” değil “tahrîf”, “bizâtihi” değil, bizâtihî vs.

    “lûgat olmuş lügat ve daha niceleri” diyorsunuz bir de. Lügate lûgat demek Devellioğlu’nun hatasıdır yalnzca. Lügat kelimesinde uzatma olmadığına göre u üzerndeki şapkanın amacı inceltme olabilir. Ama “l” sesini ince okutmak için u’ya şapka koymak hangi mantıkla izah edilebilir ki? Zaten u yerine ü yazarak l’nin ince olduğunu göstermiyor muyuz?

    Mevzu derin. Hatta mevzû’… Hatta hattâ…
    Cumhuriyetin icadı olan bu şapka çok baş yedi. Fazla uaztmaya gerek yok. Yalnız “Hâlit” adıyla ilgili, Devellioğlu’nda olmayan bir anlam vereyim de yüreğin soğusun biraz. “Hâlit”, tı harfiyle yazıldığında “halt eden” anlamına gelir. Yani karıştıran. Karıştırmak halt etmektir.
    Mezbûrun adı bu yüzden Hâlit konmuş olabilir. Ya da ismiyle müsemmâ imiş diyelim.

    bir de kûlvarın şapkası varmış ki dostalr başına… galiba bu şapka da sonraki l’yi inceltmek için. nasıl bir işaret ki hem önünü hem arkasını inceltiyor? yani şöyle mi anlayacağız: şapka başına da taksan, yanında da taşısan seni ince gösterir. Bunu harflerin en incesi olan “l”den de kolayca anlıyoruz.

  4. Ayşe Elçi Sargın

    16 Ağustos 2008

    Shrin dr. siten pek güzelmiş. Tebrikler. Vakit buldukça okuyacağım.
    Bu yazının ve yazına yapılmış yorumların üstüne,sokaktaki normal bir vadantaş :) olarak sana bir fıkra gönderiyorum.

    Kaynana gelinine;
    Birbirimizin huyunu suyunu oturup konuşarak anlayalım demiş.
    gelinde ;
    - tabi anne konuşalım demiş.
    kaynana başlamış anlatmaya.
    - aman kızım benim üç halim vardır,dikkat et.
    saçıma gül takmışsam; neşeli olurum.her yola gelirim.
    kulağımın arkasına gül takmışsam, havamda olmam.çok ısrarcı olma.
    eğer ki yakama gül takmışsam sakın etrafımda dolaşma çok sinirli olurum.
    kaynana lafını bitirince,busefer gelin başlamış lafa;
    - anne benim halim malim yoktur.
    bacak bacak üstüne atarım, sigaramı yakarım
    sen gülü nerene takarsan tak , ben keyfime bakarım ….

    İşte böyle….
    Sevgilerimle.
    Ayşe.

  5. Ugur Duman

    17 Ağustos 2008

    Ayşe hanım, sanırım bu fıkrayı benim naklettiğim eleştiri üzerine anlatmış.
    Tam da Doksat Beyin yerden yere vurduğu Halit tipi bir gelin söz konusu burada. Gelenekten, örften adetten anlamayan, kadınlıktan uzaklaşıp “gelinlik esaretinin zincirlerini kırmış” bir kadın. Sigara içen, ayak ayak üstüne atan, büyüklere saygısız (aslında bana kalırsa ahlaksız bir gelin. Böyle bir gelin mesela köşe yazarı olsa “sen şapkayı nerene koyarsan koy ben lafımı çakarım” kayıtsızlığında ağzına eseni yazar. Tıpkı Kerem Doksat’ın da şuur akışı tekniği (!) ile yazdığı bu yazılar gibi…

  6. dr asım burhanoğlu

    17 Ağustos 2008

    Sevgili arkadaşlar ;

    1–”tıpkı Kerem Doksat’ın şuur akış tekniği(!) ile yazdığı bu yazılar gibi” meramı biraz ağır bir itham gibi geldi bana…Muhterem Uğur Derman, ne dersiniz!

    2–”"(aslında bana kalırsa ahlaksız bir gelin)” betimlemesi,tespiti sanırım “vahşi kapitalizmle” özallı yıllarda flört edip,takip eden zamanlarda,her zaman olduğu gibi işin özünü almaktansa,karbon sahte kopyacılığı ile,şahsiyetsiz bir BATILI özentisini zımnen aktarıyorsunuz((GALİBA)),katılıyorum.

    3–BU AKTARMA,bana,SHARON STONE isimli garibin,”"öldüren cazibe”" adlı filmde,ayakayak üstüne atıp,edebini sergiler bir biçimde , polislere ifade verdiği sahneyi hatırlatıyor, yani ayşanımın fıkralı SHRİNLİĞİ ay pardon,şirinliği…

    4–Yukardaki şirinlikler((!!)) GENERAL FRANCO döneminden sonraki İspanya ile çok ciddi bir benzerlik taşıyor.Şöyle ki ;30 küsûr((doğru mu şapkanın yeri Uğur Bey?)) yıl faşist dikta yönetiminde inleyen ispanya,Felipe Gonzales’in göya sosyalist partisine,yanılmıyorsam,yüzde 82 oy vererek,iktidar etmişti.Sonra,ilk yıllarda neler oldu ispanyol sosyal yaşamında!
    Bizzat 1986 ve 87 yıllarında Madrit ve Barcelona’yı ziyaret eden iş arkadaşlarımdan nakille:
    Birader,İspanya dellenmiş.Ahırlarında günlerce kapalı tutulmuş deli danalar gibi,yaşamın her alanına kadınlı–erkekli saldırıyorlar.Düzen,nizam,akl-ı selim,ayar,ölçü kalmamış mübareklerde.
    Özellikle seks konusunda iş şirazesinden çıkmış.Otellerin lobilerine saldırıyorlar neredeyse sokakta yürüyen,avlanmaya çıkan eklemsizler((hani g a y diyorz ya))!!!Güzel,yakışıklı bir erkek görmesinler,eşiyle,kız arkadaşı ile birlikte bile olsun…Neredeyse adamı,kadınının elinden almak için,kadınların saçını,başını yolacaklar.

    Neredeyse herşey tüketmeye ama daha çok tüketmeye odaklanmış,kurulmuş.Neyse ki şimdilerde,aldığımız bilgilere göre,İspanya durulmuş az da olsa.

    Bize,17 AĞUSTOS 2008,örneğin Mersin’e bakalım.

    Uğur Bey,nerede yaşıyorsunuz bilmiyorum ama,yolunuz buralara düşerse,beni arayın size bir akşam MERSİN’den sodom gomora manzaraları,yani ayakayak üstüne atmış,”çağdaş,özgür ve entelektüel”" kadın–erkek halleri göstereyim…

    Kızım sana söylüyorum haa…

    saygı ve sevgiyle

  7. serkan şahiner

    5 Ekim 2008

    kusura bakmayın yazınıza değil ama akşam gazetesi yazarı HALİT KAKINÇ a yazıyorum.diyorki karakollarda subay yok.e be küçük beyinli adam ne farkeder subay olsa sanki tüm karakola miğfer mi olacak.senin bu kadar işte düşüncen ah seni çok değil sadec bir gün oraya bıraksak bakalım ne yapacaksın.o küçümsediğin astsubay ve uzmanlar gibi göğsünü gere gere karakolu koruyacakmısın yoksa aman koluma bacağıma bişey olmasın diye duvar dibine mi saklanacaksın.ben eminim ki ikinci söylediğim.pehh ortalığı karıştırmayı bırak ülkeye yaralı şeyler düşün saçma düşüncelere ülkenin ihtiyacı yok.

  8. Yorumunuz mu var?