Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1640 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

AKŞAM GAZETESİNİN İRTİFA KAYBI ve İRAN

Seversiniz sevmezsiniz, Güler Kömürcü’yü “şutlama” tarzları ve genel yayın yönetmeninin göklerden yağan penisler yazılarına, bir de Hâlit Kakınç’ın köşe yazarı olması eklenince, artık bu medya organına para vermeyip, çevrimiçi okuyacağımı yazmıştım.

Serdar Akinan, Oray Eğin, bâzen Nagehan Alçı (herhâlde Nâgehan olacak) ve kendi kûlvarında Elif Aktuğ hâricinde okunası pek bir şey kalmadı.

Bakın, bugünden itibâren Dr. Murat Yılmaz tarafından kaleme alınan bir Cemil Meriç dizisi başlattılar. Rahmetlinin eserlerinde kullandığı imlâyı daha ilk seferinden kâtlettiler, şapka (^) işâretlerini koymuyorlar. Ayıp yâhu, ne hakkınız var! Sayın Dr. Murat Yılmaz, eğer bu skandal sizin bilginiz hâricinde sürüyorsa, derhâl müdahale ediniz. Yoksa rahmetlinin evlâdı Mahmut Âli ve Ümit Meriç isyan etmezlerse, ben edeceğim.

Cemil Meriç1

Cemil Meriç Amcam

Nâzım’ı (tanzîm eden, nizâma koyan, nazım hâline koyan, manzûme yazan, şâir) Nazım (şiirde mısrâların kuruluşunu, kümelenişini meydana getiren birim) yapan kafadır bu. İktisadî olmuş iktisadi, medenî olmuş medeni, lûgat olmuş lügat ve daha niceleri… Gâzi’nin Türk Gençliği’ne Hitâbesi’ni “Öztürkçeleştirerek” ırzına geçen zihniyettir bu: Mes’uliyetsiz, edepsiz ve hayâsız! Bu fikir âbidesinin lisanını tahrif etmek, bizâtihi ona ihânettir; “kâmusda uzanan eller, nâmusa uzanır” diyen adamdır Cemil Amcam

Kendini Halit diye tanıtan Kakınç dostumuz gene perişanca bir makale yazmış Don Kişot’un Yoldaşı başlığı ile. Bir kere kahramanın ismi “D o n  K i h o t e” diye okunur; nedense bu hata on yıllardır sürmekte. Bana Kerem değil de Kriam dense nasıl bozulursam, bu da öyle!

Halit kakınç

Halîd Halit Kakınç

Devellioğlu’nun lûgatinden: Hâlid (Türkçe’de son t’ler d’leşir): Sonsuz, dâim, ebedî; bir yıldan çok yaşayan ot veya ağaç; erkek ismi. Bir de Halît var ki, anlamı “su ve yol hakkı gibi arâzînin hukukunda müşârik olan kimse”.

Herhâlde bizim Hâlit’in kastettiği birincisi.

Neyse, koskoca Cemil Meriç’i, yanındaki kurnaz uşağıyla yel değirmenlerine saldıran zırdeli Don Kihote’ye benzetmiş; Hâlit bu, yapar, kusuruna bakılmaz.

Cemil Amcam tevâzu ve ironi alâmeti olarak kendine özel sohbetlerde bunu yapmış olabilir ama Hâlit yapamaz. Hâddi yetmemeli, yetmez!

…da…

Hazret şöyle buyuruyor:

“Gazeteniz AKŞAM’da bugün çok önemli bir yazı dizisi başladı. Dr. Murat Yılmaz’ın CEMİL MERİÇ araştırmasını mutlaka okuyun. Sanırım, kafalarınızdaki birçok yerinden oynamış taş, yerli yerine oturacak. Düşüneceksiniz.

Ben, klasik anlamda bir Cemil Meriççi değilim (MKD: Aman olma). Olmam da gerekmiyor. Fakat inanıyorum ki, günün birinde Türk Düşünce Tarihi, hem akademizmi özümseyen hem de toplumsal kimlikli bir düşünür olan bu isme layık (MKD: “lâyık” olacak) olduğu değeri verecek. Cemil Meriç’ten Önce ve Cemil Meriç’ten Sonra diye ikiye ayrılarak ele alınacak…

Beni en çok etkileyen ifadesi şu olmuştur (MKD: Sıkı durun): “Sloganlar, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir!””

Ah benim Hâlit arkadaşım, Cemil Meriç’in bahsettiği “izmler”’di, sloganlar değil. Cümlenin doğrusu da şöyle: “İzmler, idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleri; îtibarları menşelerinden geliyor, hepsi de Avrupalı”.

Bu kadar ucuz mu köşe yazarı olmak yâhu!

Gene de, itiraf etmeliyim ki, âdet günlerini filân yazan absürt hâtunların yanında, Hâlit daha üst seviyede!

***

Günlerdir İstanbul meflûç, hastalar yolda ölüyor, insanlar evine barkına gidemiyor. Mahmud Ahmedinecad’ın kabahati yok; hâttâ şaşırıp özür diliyor ve “ben bizim oralarda serbestçe dolaşırım” filân diyor. Vâlilik ve Belediye ise çâreyi bîçârelikte buluyorlar: Trafiği kapatırsam, pek güzel idâre ederim. Bana tarihî bir trajikomik hâdiseyi hatırlattı bu…

Mekteplerin bağlı olduğu Maarif Nezâreti 1846 yılında kurulur. Cumhuriyet’ten sonra adı Maarif Vekâleti olur, 1946 yılında da Millî Eğitim Bakanlığı adını alır. 1950–60 arası gene Maarif Vekâleti denir. Terbiye (eğitim) değil de, maarif – tedrisat (öğrenim) tâbirinin kullanılması boşuna değildir. Sultan Abdülhamid’in son Maarif Nâzırı olan Haşim Paşa, 1903 ilâ 1908 yılları arasında görevde bulunur. Paşa’nın bir sözü, bugün bile şakalara mevzû olur: “Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idâre ederdim”. Bizimkiler de, “yollar olmasa, trafiği ne güzel idâre ederlerdi”.

Tamam da, vaziyetten vazife çıkaran Hükûmetimiz, eğer bunu Batı’nın müsaadesi ve tavsiyesiyle yapmıyorsa (veya, daha korkuncu, hadilemesiyle yapmaktaysa), neye soyunmakta? Kim takar Türkiye’nin bilmemne paktını Allah aşkına. Bölgede arabuluculuk yapayım derken, kendini İran’ın müttefiki, AB ve ABG’nin muhalifi pozisyonunda buluverirse…

   Bakın, Gürcistan’da kazık bize girdi; burada da bizi havuza itiyorlar.

      Meşhur fıkradaki gibi, çıkışta “beni iten i… nerede” diye bağırmayız inşallah!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 15 Ağustos 2008 Cuma

Yorum Yapın

Mesajınız